Blog

  • Cilt sarkması ve kırışıklık tedavisinde, yeni ve etkin yöntem: ultherapy

    Yüz ifademiz birçok şey anlatır. Çoğu zaman yüzdeki kırışıklıklar için ‘tecrübe’, sarkma ve üzgün görünüm için ‘yorgunluk’ tanımı yapılır. Bunlara çözüm olarak ‘estetik cerrahi’ her zaman bir seçenektir. Ama şimdi yeni bir seçenek olarak, cerrahi uygulamaksızın yüz asma yöntemi olan Ultherapy ile, zamanın ve yerçekiminin ciltte yarattığı tahribatı önemli oranda düzeltmek mümkün olabilmektedir.

    Ultherapy ile 30 dakikalık tek bir uygulama sonunda meydana gelen ‘güzel’ görünüm, cildin kendi iyileşme sürecini kendisinin yaratması sonucu olarak, cilt altında yer alan bağ dokusunun güçlenmesi ile meydana gelmektedir.

    Ultherapy’nin işleyişi nasıldır?

    Diğer ultrason uygulama yöntemlerinde olduğu gibi, uygulama başlığı cilde temas ettirilir ve uygulamayı yapacak uzmanın çalışma alanını planlayabilmesi için cilt ve cilt altı dokusu Ulthera cihazının ekranında görüntülenir. Ardından aynı uygulama başlığı ile cilt yüzeyinin 4,5mm ve 3mm derinine odaklanmış termal (ısıya bağlı) hasar odakları oluşturulması yolu ile cildin bundan olumlu anlamda yararlanması sağlanır. Bu işlem sırasında cilt yüzeyi tahrip edilmez. Zamanla mükemmel bir sıkılaşmanın oluşması sonucunda doğal bir ‘yüz germe’ etkisi gözlenir.

    Uygulamanın diğer ameliyatsız yüz germe işlemlerinden farkı nedir?

    Ultherapy, odaklanmış ultrason teknolojisinin kullanıldığı ‘tek’ cilt yenileme (skin rejuvenation) yöntemidir.

    Güvenilir teknolojisi sayesinde ciltte tek bir uygulama ile etkili ve memnuniyet verici sonuçlara ulaşmak mümkün olmaktadır.

    Uygulama sırasında ve sonrasında neler hissedilir?

    Uygulama sırasında hissedilenler kişiye göre farklılık gösterse de, kişilerin uygulamada hissettikleri acı hissi anlık ‘iğne batması’ gibi tanımlanmaktadır.

    Uygulamanın hemen ardından kişi günlük yaşamına dönebilir. Dikkat edilmesi gereken herhangi bir durum bulunmamaktadır. Bazı kişilerde uygulama sonrası hafif kızarıklık oluşsa da, bu durum birkaç saat sonra normale dönmektedir.

    Ultherapy güvenli bir yöntem midir?

    Ultrason enerjisi tıpta yaklaşık 50 yıldan beri son derece güvenli şekilde kullanılmaktadır. Klinik çalışmalarda herhangi bir yan etkisinin olmadığı kanıtlanmıştır.

    Nasıl bir sonuç beklentisi olmalı?

    Uygulama sonrasında rejenerasyon (cildin kendini yenileme) süreci hemen başlar, ama hedeflenen belirgin sonuçları 60-90 gün sonra gözlenir.

    Amerikan FDA standartlarına göre, 10 hastadan 9'unda, yapılan kaş asma çalışmasında gözle görülür lift-up (kaldırma) etkisi tespit edilmiştir; bu etki sonucunda göz çevresindeki gevşeme ve göz kapağındaki kırışmada azalma meydana gelmiştir. Boyun ve yüz bölgesine uygulama yapılan kişiler daha sıkı, daha gergin ve daha kaliteli bir cilde sahip olduklarını ifade etmişlerdir.

    Bugüne kadar cerrahi müdahalelerde elde edilen dramatik sonuçlara denk sayılabilecek ama cerrahi olmayan bir yöntem yoktu. Ancak, bugün mükemmel bir germe ve lifting (yüz asma) yapabilen Ulthera teknolojisi önemli bir seçenek oluşturmaktadır.

    Kimler Ultherapy uygulaması için uygun adaylardır?

    Vücudunun herhangi bir yerinde, cildini gevşek ve sarkmış hisseden tüm kişiler Ultherapy uygulaması için uygun adaylardır.

  • BASİT (ATİPİSİZ) ENDOMETRİAL HİPERPLAZİ TEDAVİSİ  (RAHIM DUVARI KALINLAŞMASI TEDAVİSİ)

    BASİT (ATİPİSİZ) ENDOMETRİAL HİPERPLAZİ TEDAVİSİ (RAHIM DUVARI KALINLAŞMASI TEDAVİSİ)

    Rahim duvarı (endometrium) kalınlaşması nedeniyle endometrial kürtaj yapılan ve

    patoloji sonucu basit endometrial hiperplazi çıkan hastalar takip edildiğinde 20 yılda %5 den

    daha azı kanser olur. Atipisiz (malign değişim göstermeyen) vakaların büyük bir kısmı

    spontan olarak geriler.

    Yalnız gözlem ile tedavide gerileme olasılığı düşük olan kadınlarda ve anormal uterin

    kanamalı semptomatik kadınlarda progesteron tedavisi gereklidir.

    Obesite bir risk faktörüdür. Normal kiloya düşüldüğü zaman bile endometrial biopsiler

    ile takip gerekir. Fakat progesteron tedavisi yapıldığında hastalığın gerileme şansı daha

    fazladır.

    Atipisiz Basit Endometrial Hiperplazi Tedavisi

    Oral ya da lokal intrauterin progesteronlu rahim içi alet (LNG-IUS) tedavisi ile basit

    endometrial hiperplazide regresyon sağlanabilir.

    LNG-IUS, oral progesteron ile karşılaştırıldığı zaman daha etkili ve yan etkileri daha

    azdır. LNG-IUS’i kabul etmeyen kadınlara Medroxyprogesteron 10-20 mg/gün veya

    Norethisterone 10-15 mg/gün olacak şekilde kesintisiz progesteron tedavisi verilmelidir. Bu

    tedavi en az altı ay kullanılmalıdır. Aralıklı-siklik progesteron tedavisinin etkisi daha düşük

    olduğu için böyle hastalarda kullanılmaz.

    Hastanın çocuk arzusu yoksa ve ilaca bağlı yan etkilerden şikayeti yoksa, LNG-IUS

    mümkünse beş yıl kadar tutulmalıdır, böylece hem vajinal kanama hem de hastalığın

    tekrarlama riski azalacaktır.

    Hastadan ortalama altı ayda bir endometrial biopsiler alınarak histolojik durum kontrol

    edilmeye çalışılır. Bu süreden daha önce anormal vajinal kanama olursa hastalığın tekrarladığı

    kabul edilir ve gerekli müdahaleler zamanında yapılmalıdır.

    BMI’si 35 den fazla olan (obes) ve oral progesteron tedavisi alan hastalar rölaps için

    yüksek risk gurubunu teşkil ederler ve altı ayda bir endometrial biopsiler ile takip edilmelidir.

    Eğer iki ard arda endometrial biopsi sonucu negatif olarak gelirse, sonra yıllık takibe

    dönülebilir.

    Atipi olmadığı zaman endometrial hiperplazi için histerektomi yapılması önerilmez,

    çünkü histerektomi morbiditesi yüksek bir ameliyattır. Takiplerde atipik hiperplazi olursa,

    progesteron tedavisine rağmen endometrial hiperplazi tekrarlarsa, bir yıllık tedaviye rağmen

    histolojik gerileme olmazsa, tıbbı tedavi tamamlanmasına rağmen vajinal kanaması devam

    ederse, çocuk arzusu yoksa o zaman histerektomi (rahmin cerrahi olarak çıkartılması)

    önerilmelidir. Atipisiz endometrial hiperplazi için cerrahi tedavi gerektiren postmenopopozal

    kadınlara total histerektomi ile birlikte bilateral salpingo oferektomi de tavsiye edilmelidir.

    Postmenopozal kadınlar için, ovaryumları alma kararı hastanın durumuna göre

    tartışmalı bir konu olmakla birlikte ilerde ovaryan malignansi riskini azaltabileceği için

    bilateral ooferektomi düşünülmektedir.

    Endometrial hiperplazi tedavisi için endometrial ablation tavsiye edilmez, çünkü

    komplet ya da kalıcı endometrial yıkım sağlanamaz ve oluşan intrauterin adezyon formasyonu

    ilerde endometrial histolojik takibi engelleyebilir.

    Makale Yazım Tarihi: 11.07.2016

  • Cilt sıkılaştırma için ilk ışık esaslı çözüm : titan

    Yaş, genetik özellikler, hızlı kilo değişiklikleri, gebelik gibi birçok etkene bağlı olarak, ciltte gevşeme ve sarkmaların oluşması doğal yaşamın bir parçasıdır. Kadın ya da erkek birçok insan için önem taşıyan bu sorunla ilgili olarak, cildi sıkılaştırıcı yöntemler üzerinde sürekli olarak araştırmalar yapılmaktadır.

    Cilt sıkılaştırmada kullanılan yöntemler nelerdir?

    Cerrahi müdahale, mezolifting, myolifting, oksijenterapi, LPG (derin doku masajı) gibi yöntemler uzun zamandan beri kullanılmaktadır.

    Ancak son dönemlerde, etki mekanizması yönüyle tüm bu uygulamalardan farklılık gösteren, TİTAN yöntemi denen ve oldukça etkin başka bir seçenek daha uygulanmaktadır.

    TİTAN uygulaması nedir? Estetik dünyasına getirdiği yenilikler nelerdir?

    TİTAN uygulaması, cerrahi olmayan, güvenli ve bir kızıl ötesi ışık kaynağı kullanımı ile cildi sıkıştırarak, yaşlılık izlerini geri çevirebilen bir yöntemdir.

    Estetik dünyasına getirdiği en önemli yenilik, sarkmış olan cildi sıkılaştırma yolu ile germe işlemini, cerrahi uygulanmaksızın, bir ışık kaynağı kullanarak yapan ilk sistem olmasıdır.

    Ayrıca, TİTAN uygulanan kişi, yüz bölgesi tedavi edilmiş olsa bile, uygulamadan hemen sonra rahatlıkla işine ve sosyal yaşamına dönebilmektedir.

    Etki mekanizması nedir? Yaşlılık izlerini nasıl geçiriyor?

    TİTAN, dermis’i (derinin alt tabakası) ısıtarak kolajenin çekmesini sağlar; ancak bu sırada epidermis’i (derinin üst tabakası) sürekli soğutarak korur. Buna ek olarak, TİTAN uzun dönemde kolajenin yeniden yapılanmasını uyararak hastaların daha genç görünümlü bir cilde sahip olmasına yardımcı olur.

    TİTAN vücutta hangi bölgelere uygulanabilir?

    Bu yöntem, yüz, boyun, karın, kalça ve kollar dahil olmak üzere, tüm vücuttaki gevşek ve sarkmış cildi sıkılaştırmak ve kaldırmak için kullanılabilir.

    En iyi sonucu verdiği bölgeler nelerdir?

    Tüm vücuttaki gevşemiş ve sarkmış olan ciltte genellikle iyi sonuçlar ortaya çıkmaktadır; ancak, karın, yüz ve submental (gıdı bölgesi) bölgede daha çarpıcı sonuçlar alındığı gözlenmiştir.

    En az kaç seans uygulanması gerekir?

    Genelde 2 seans uygulanır. Ancak, kişinin yaşına, cilt yapısına ve yanıtına göre değişmekle birlikte, 6 ay bekleyip gerekirse 3. uygulama da yapılabilir.

    Uygulanan bölgelerde etkisi ne kadar sürer?

    ABD’de ilk çıktığı tarihten beri kullanan doktorların verdiği raporlara göre, yaklaşık 1,5 yıl önce uygulanan ilk vakalarda TİTAN’ın etkileri hala devam etmektedir. Bunun ötesinde bir süre verilmesi şu an için gerçekçi değildir.

    Yaş sınırlaması var mı? Kaç yaşındaki kişilerde en iyi sonucu verir?

    Titan uygulaması için bir yaş sınırı yoktur; ancak, 60 yaş öncesi hastalarda daha iyi sonuçlar alınmaktadır. Hastanın yaşının genç olması sonuçlar açısından önemli bir avantaj oluşturur.

    Erkeklerde de uygulanabilir mi?

    Sonuçlar açısından cinsiyetler arasında hiçbir ayrım yoktur.

    Yan etkisi var mı?

    Bilinen hiçbir yan etki yoktur.

    Kesinlikle uygulanmaması gereken kişiler var mı?

    Hamileler ve kanser tedavisi gören kişilere uygulanması önerilmez.

    Diğer yöntemlere göre avantajları nelerdir?

    Titan uygulaması:

    *Güvenli, rahat ve cerrahi olmayan bir yöntemdir.

    *Tüm bedendeki gevşek ve sarkmış cildi tedavi edebilir. *Uzun dönemli olarak kolajenin yeniden yapılanmasını uyarır.

    *Sürekli epidermal soğutma sağladığı için cilt sağlığı yönünden güvenlidir.

    Anti-aging yöntemleri içinde maliyet olarak sıralamadaki yeri nedir?

    Cerrahi uygulamaya göre çok daha ucuz olarak kabul edilebilir.

  • PAP SMEAR …

    PAP SMEAR …

    Pap smear (veya smear testi) jinekolojide kullanılan bir  tarama testidir. Serviks (rahim ağzı) kanserlerinin tarama testi olarak kullanılan bu test erken tanı sağlama olanağı sunmaktadır. Rahim ağzından alınan hücre örneklerinde görülen anormal hücreler kanser öncüsü lezyon olabilir ve erken tanı sayesinde kanser gelişmeden önlenebilir.

    Test ne zaman yapılmaya başlanmalı? 

    Servikal kanserin erken teşhisine yönelik PAP smear taramasıyla ilgili olarak Amerikan Kanser Derneği (American Cancer Society, ACS), kadınların ilk cinsel deneyimden 3 yıl sonra veya cinsel hayatı aktif olsun ya da olmasın 21 yaşına geldiklerinde, 30 yaş ve üzerinde her 3 yılda bir kez PAP smear testi yaptırmalarını önermektedir. 30-65 yaş arası pap smear ve Hpv test (combi test olarak) her 5 yılda bir kez önerilmekte ,sadece Pap smear testi yapılacaksa yine her 3 yılda bir kez yapılması önerilmektedir.

    Amerikan Obstetrisyen ve Jinekologlar Kurulu (American College of Obstetricians andGynecologist, ACOG), hayatı boyunca herhangi bir dönemde veya halen cinsel aktif olan ya da 21 yaşına gelmiş tüm kadınların yıllık pelvik muayene ve her 3 yılda bir kez PAP smear yaptırmalarını, 30-65 yaş arası pap smear ve Hpv test(combi test olarak) her 5 yılda bir kez önerilmekte, sadece Pap smear testi yapılacaksa yine her 3 yılda bir kez yapılması önerilmektedir. 21 yaş altında Pap smear rutin inceleme olarak önerilmemektedir.

    PAP SMEAR TESTİ YAPILMA SIKLIĞI TABLOSU

    YAŞ                         ACS American Kanser DerneğiACOG  Amerikan Obstetrisyen ve                                                                                                              Jinekologlar Kurulu

    21 – 29    Her 3 Yılda 1 Kez

    30 Yaş ve Üstü              Her 3 Yılda 1 Kez veya HPV testi ile PAP Smear Testi kombine edildiğinde Her 5 Yılda 1                                        Kez Yapılmalı    

    Smear testi ne zaman sonlandırılmalı ?

    Total Histerektomi (Rahimin alınması) ameliyatından sonra (eğer rahim ağzında kanseröz veya prekanseröz (kanser öncüsü) lezyon saptanmamışsa rutin Pap smear testi sonlandırılabilir. 65-70 yaşın üzerinde ve son 10 yılda anormal PAP test sonucu olmayan, üç veya daha fazla normal PAP test sonucu olan kadınların servikal kanser tarama programından çıkarılmaları önerilmektedir.

    Smear testinin iyi sonuç vermesi için test öncesi dikkat edilmesi gereken hususlar; Smear testi öncesi iki gün süreyle cinsel ilişkiden, bölgeyi antiseptikli sıvılarla yıkamaktan, sperm öldürücü köpük, krem veya jel kullanmaktan kaçınılmalıdır.

    Pap smear testi sonucu anormal gelirse ne yapılır?

    Pap smear testi anormal gelirse kolposkopi ile ileri bir inceleme yapılır ve gerekli görülen yerlerden biyopsi alınır ve patolojik inceleme yapılır..

  • Radyofrekans -thermaclınıc

    Radyofrekans dalgalarının enerjisi ile ciltte sıkılaşma ve toparlanma sağlayan bir uygulamadır. Yurt dışında 4-5 yıldan beri kullanılan bu yöntemin en önemli özelliklerinden birisi ameliyatsız, acısız ve güvenli bir uygulama olmasıdır.

    Özellikle yüz germe ameliyatı için erken kabul edilen 35-45 yaşlar ve ameliyat korkusu hissedilen daha ileri yaşlarda, cildinde gevşeme ve sarkma görülen kişilerdeki elastikiyet kaybını gidermek için kullanılmaktadır. Çene altı (gıdı) bölgesinin toparlanmasında, bozulan yüz ovalinin sıkılaştırılmasında başarılı sonuçlar alınmaktadır.

    THERMACLINIC tedavisi nasıl etkili olur ?

    Bi-polar başlık ile radyofrekans dalgalarının enerjisi uygulamanın yapıldığı bölgedeki cilt ve

    cilt altına gönderilir. Selektif (seçici) ısı etkisi ile ciltte kolajen yapımı uyarılarak zamanla yeni ve düzgün kolajen oluşumu sağlanır. Böylece cilt sıkılaşır, yüz ovali belirginleşir, daha genç bir cilt kalitesi elde edilir.

    THERMACLINIC uygulaması ne kadar sürer? Hangi bölgelere uygulanabilir ?

    İşlem süresi, yapılacak alanın büyüklüğüne bağlı olarak, 20 dakika ila 2 saat arasında

    değişir.

    Yüzde alın, göz çevresi, yanaklar, ağız çevresi, çene ve çene altı, boyun ve dekolte

    bölgesine uygulanabilir.

    Kaç seans gereklidir ve sonuçlar ne zaman görülür ?

    Seans sayısı ve hastaya uygulanacak tedavi yöntemi, hastanın ihtiyaçları ve istekleri

    doğrultusunda, doktor tarafından belirlenmelidir. Aslında bazı değişiklikler ilk seanslardan hemen sonra

    ayırt edilebilmektedir. Ancak görülebilir sıkılaşma ve şekillenme, uygulamadan sonraki 2-6 ay arasında

    giderek artan bir şekilde ortaya çıkmaktadır.

    THERMACLINIC tedavisinin etkinliği ne kadar sürer?

    Tedavinin etkinliği varolan kolajeni sıkılaştırması ve altı ay içinde yeni kolajen yapımını başlatması şeklindedir. Yapılan klinik çalışmalara göre sonuçların yeterince uzun süreli olduğu ve bunun hastanın doğal yaşlanma hızına bağlı olarak değişkenlik gösterdiği bildirilmiştir.

    Güvenli bir yöntem midir?

    THERMACLINIC uygulaması mükemmel bir güvenlik kaydına sahiptir. Şu ana kadar ciddi ve

    kalıcı hiçbir yan etki bildirilmemiştir.

    Dermatolog doktorlar tarafından geliştirilen bu sistemin, ciltteki kırışıklıklar ve cildin

    toparlanması ile ilgili olumlu etkileri, yüzlerce hasta üzerinde yapılan klinik

    çalışmalarla kanıtlanmıştır.

    Sonuç olarak denilebilir ki, kadınlar kadar erkeklerin de yararlanabildiği THERMACLINIC uygulamaları ile daha genç görünümlü, sıkılaşmış ve canlanmış bir cilde kavuşmak mümkün olabilmektedir.

  • Folik Asit Hakkında …

    Folik asit (B9), B grubu suda çözünebilen bir vitamindir. Gebelikte bebeğin merkezi sinir sistemi gelişiminde çok önemli bir role sahiptir. Eksikliğinde, Nöral Tüp Defektleri adı altında, Spina Bifida (Omurganın tam kapanmaması) ve Anansefali (Kafatası kemiklerinin gelişmemesi) gibi anomalilere rastlanır. Ayrıca folik asit kırmızı kan hücrelerinin yapımına da katılarak kansızlığı önler.

    Folik asit ne zaman başlanmalı ve ne dozda ve sürede alınmalıdır ?

    Folik asit, gebelik planlanıyorsa, gebelikten en az 1 ay, tercihen 3 ay önce başlanmalıdır. Günlük 400 mikrogram (0,4 miligram) Folik asit alımı önerilmektedir. Eğer sürpriz bir gebelik oluşursa , gebeliğin varlığı tespit edilir edilmez başlanmalıdır. 12. gebelik haftasına kadar devam edilmelidir. 12. haftadan sonra devam edilmesinin de sakıncası yoktur.

    Kimler daha yüksek doz folik asit almalıdır ?

    • Anne veya babadan birisinde Nöral Tüp Defekti varsa
    • Daha önce Nöral Tüp Defektli bir gebelik geçirilmişse
    • Anne veya babanın ailesinde Nöral Tüp Defekti öyküsü varsa
    • Annede Diabet varsa
    • Anne fazla kilolu ise (BMI >30)
    • Annede epilepsi (sara) hastalığı var ve tedavi oluyorsa

    Bu durumlarda günlük 5 miligram Folik asit alınması önerilmektedir.

    Folik asit hangi yiyeceklerde bulunur?

    Yeşil yapraklı sebzeler, ıspanak, brokoli, kuşkonmaz, brüksel lahanası, pancar, tahıllı ekmekler, mercimek, fasulye, mısır, badem, fıstık, ay çekirdeği, kabak çekirdeği, portakal, greyfurt, mandalina, avakado folik asit açısından oldukça zengin yiyeceklerdir.

    Folik asit suda eriyen bir vitamin olduğundan, buharda veya mikrodalga fırında pişirilerek tüketilmesi daha yararlı olacaktır. Uzun süre ve suda haşlama şeklinde pişirildiğinde, Folik asit yararsız hale gelecektir..

  • Saç tedavisinde yeni bir yöntem : prp

    PRP tedavisi, dünyada sürekli gelişme gösteren modern tıbbi uygulamalar arasında önemli bir basamaktır. Ülkemizde yeni yeni uygulanmaya başlanan PRP, saç dökülmesi, deri tabakasının gençleşmesi, yaraların iyileşmesi ve akne izlerinin tedavisinde uygulanan alternatif bir yöntemdir.

    PRP (Platelet Rich Plasma) trombosit yönünden zenginleştirilmiş plazmadır, ayrıca “otolog kan konsantrasyonu” olarak da bilinir. Trombositler, dokuların iyileşmesinde ve kanın pıhtılaşmasında önemli bir rolü olan özel bir kan hücresidir.

    PRP’deki içerik hastanın kendi kanından alındığı için alerjik reaksiyon ve enfeksiyon riski bulunmaz. Kanın alınmasında, plazma materyalinin hazırlanmasında steril bir kit kullanıldığından HIV, Hepatit B, Hepatit C gibi bulaşıcı hastalık riski yoktur.

    PRP Saç Tedavisi Nedir?

    PRP tedavisi zayıflayan, ölmeye başlayan saç kökleri ve ince tüy haline gelen saç tellerinin canlanması ve saçların eski sağlığına kavuşması amacıyla yapılır.

    PRP (Platelet Rich Plasma) tedavisi, hastanın kendi kanının özel işlemlerden geçirilerek trombositten zengin hale getirilmesi ve bunun seyrelmiş ya da saçsız olan bölgeye enjekte edilmesi işlemidir.

    PRP tedavisi uzun yıllardır Avrupa ve Uzakdoğu’da uygulanan bir tedavi yöntemidir. Son dönemlerde saç dökülmesi sorunu yaşayan, saçlarında incelme ya da seyrelmeler başlamış kişilere de PRP tedavisini önerilmektedir. Türkiye’de yakın zamanlarda uygulanmaya başlanan PRP tedavisi sayesinde saç yenilenmesinde çok olumlu etkiler gözlenmiştir.

    PRP Tedavisinin Saça Uygulanması Nasıl Olur?

    Önce saç sorunu yaşayan hastanın venöz kanından 8cc alınır. Kan santrifüj edilir. Kırmızı kan hücrelerinden ayrışan plazma kısmı özel bir işleme tabi tutulur ve seyrelmiş ya da saçsız bölgeye napaj yöntemiyle enjekte edilir.

    PRP tedavisinde elde edilen plazmada akyuvar, trombosit, pıhtılaşma faktörleri ve PGF (Trombosit Büyüme Faktörü)’ler bulunur. PRP yönteminde büyüme faktörleri kök hücrelerin göçünü ve çoğalmasını tetikler. Böylece dokuda yenilenme süreci başlatılmış olur.

    Bu uygulamanın temeli doku yenilenmesi esasına dayanır. Uygulama toplam 30 dakika sürer. Bu süre içerisinde herhangi bir acı ya da iz oluşmaz.

    PRP Tedavisinin Süresi

    Ayda 1 kez, toplam 3 seans yapılan tedavi ile saç kökleri güçlenmekte, zayıf saç tellerinin dökülmesi azalmaktadır. Tedavi 6 ay-1 yıl sonra tekrarlanabilir.

    Kadınlarda ve erkeklerde, androgenetik alopesi (hormonlara bağlı erkek tipi saç dökülmesi) dahil, tüm saç dökülme tiplerinde etkilidir. Doğum sonrası saç dökülmesi, alopesi areata (saç kıran), kronik hastalıklara ( şeker hastalığı, tiroid hastalığı) bağlı saç dökülmeleri, ilaçlara bağlı saç dökülmeleri, protein ve demir eksikliğine bağlı saç dökülmelerinde uygulanmaktadır.

  • GEBELİĞE HAZIRLIK MUAYENESİ

    GEBELİĞE HAZIRLIK MUAYENESİ

    Günümüzde genellikle planlı programlı gebelikler daha sık görülmeye başlandı. Sağlıklı bir gebelik süreci, sağlıklı bir doğum ve sağlıklı bir bebek dünyaya getirmek kadar, bebeğin yaşam kalitesinin yüksek olması açısından, gebelik öncesinde yapılması gereken jinekolojik muayene önem taşımaktadır.
    1-) Anamnez:

    Muayene öncesi doktorunuz ile paylaşacağınız bilgiler, yol gösterici olacaktır. Yaşınız, adet düzeniniz, jinekolojik bir hastalık ve ameliyat öyküsü, ne kadar süredir korunmadığınız, daha önce gebelik geçirip geçirmediğiniz, nasıl sonuçlandığı konuları değerlendirilecektir.

    Ayrıca kronik bir hastalığınız (yüksek tansiyon, kalp hastalıkları, diabet, böbrek hastalıkları, tiroid hastalıkları, kan hastalıkları, psikolojik sorunlar gibi) olup olmadığı, devamlı kullandığınız ilaçlar, ailesel hastalıklarınız, geçirmiş olduğunuz ameliyatlar da bilinmelidir.
    Kişinin beslenme alışkanlıkları, sigara, alkol ve bazı keyif verici madde kullanımı, egzersiz alışkanlığı, çalışma şartları da sorulacaktır.

    2-) Jinekolojik muayene:

    Jinekolojik muayene ve ultrasonografi ile üreme organlarınızda bir sorun varsa saptanabilir. Enfeksiyon, rahim ağzında yara, polip, myom, yumurtalık kistleri araştırılır.
    1 yıldan daha uzun süre önce smear testi yapıldıysa şayet, tekrardan yapılmalıdır.
    Hastanın tansiyonu ölçülür. Kilo ve boyu değerlendirilir.

    3-) Testler:

    Anne ve baba adaylarının kan grupları öncelik taşır. Anneden tam kan sayımı, tam idrar tahlili, açlık kan şekeri, üre, kreatinin, TSH(Tiroid hormonu) ölçümü yapılabilir. Hepatit B (B tipi sarılık), Hepatit C(C tipi sarılık), HIV (AIDS hastalığı) araştırılır.

    4-) Tedavi:

    Gebelik öncesi jinekolojik enfeksiyonlar varsa tedavi edilir. Ameliyat gerektiren bir durum varsa (myom, yumurtalık kisti) hasta uyarılır. Çünkü özellikle myom ameliyatları sonrası 1 yıl gebelik önerilmez.
    Kronik hastalıklar açısından (diabet, yüksek tansiyon, kalp hastalıkları, kan hastalıkları, tiroid hastalıkları, psikolojik hastalıklar) ilgili uzman doktorlar ile görüşülmesi önerilir.

    5-) Diş bakımı:

    Gebelik öncesi diş kontrolü ve gerekirse tedaviler yapılmalıdır. Gerekli olduğunda gebelik esnasında, ilk üç ay sonrasında, diş röntgeni (karın bölgesi korunarak), diş dolgusu ve diş çekimi yapılabilir. Buna rağmen mümkünse gebelik öncesi ve sonrasında diş tedavisi daha uygundur.

    6-) Aşılar:

    Çocukluk çağı hastalıkları Kızamık, Kızamıkcık, Suçiçeği daha önce geçirilmeyip gebelik esnasında geçirilirse bebekte bazı kalıcı hasarlara yol açabilir. Bu nedenle hastaya sorulmalı ve eğer emin değilse kan testleri ile kontrol edilmelidir. Aşı olmamış veya hastalık geçirmemiş kişilere aşı yapılmalıdır. Aşıdan sonra en az 3 ay gebelik için beklemek gerekir.
    Tetanoz aşısı, hamilelik süresince güvenle yapılabilen bir aşıdır. Gebeliğin 3. ayından sonra uygulanabilir.
    Hepatit B aşısı da gebelik öncesi önerilir.

    7-) Besin desteği:

    Sağlıklı beslenen anne adayının ek vitamin alması gerekli değildir. Ancak beslenmede yeterince Folik asit ve Demir alındığından emin olunmalıdır.

    Folik asit, anne karnında bebeğin kafatası, omurga, beyin ve sinir hücrelerinin gelişimine ve vücutta kan yapımına  olumlu katkıları olan bir B grubu vitamindir. Yeşil yapraklı sebzelerde, karaciğer, böbrek, mercimek, ceviz, fıstık, fındık, tahıllarda bulunur. Yine de gebelik sürecinde vücut ihtiyacı artmaktadır. Gebelik planlayan kadınların birkaç ay öncesinden ek folik asit almasında yarar vardır.Plansız gebeliklerde de öğrenildikten itibaren başlanmalıdır. Gebeliğin 3. ayına kadar devam edilmelidir. Günlük 400 mikrogram yeterlidir.

    Demir de önemli bir mineraldir. Eksikliğinde kansızlık ve anne karnında bebekte gelişme geriliği görülebilir. Demir en çok kırmızı et, karaciğer, sakatatlar ve daha az olarak yumurta sarısı, balık, yeşil yapraklı sebzelerde  bulunur. Bu gıdalar ile birlikte demir emilimini artıran C vitamini içeren sebze ve meyveler de yeterince tüketilmelidir.

    Kalsiyumlu gıdalar yeterince alınmalıdır. Günde 3 su bardağı kadar mümkünse az yağlı süt ayrıca yoğurt veya peynir tüketilmelidir. Laktoz allerjisi varsa, laktozsuz süt ve süt ürünleri tüketilmelidir. Günlük 1000 mg kalsiyum alımı bu şekilde sağlanabilir.

    Taze sebze ve meyveler günlük beslenmede mutlaka yer almalıdır. Protein için et, tavuk, yumurta, süt, balık yemek gerekir. Tabii ki en az 8 bardak su vazgeçilmezdir.
    Omega 3 ve 6 için balık (özellikle somon, ton balığı), sınırlı miktarda ceviz, tuzsuz badem ve kavrulmamış fındık, özellikle çiğ olarak semizotu alınmalıdır.
    Unlu ve şekerli gıdalar sınırlı olarak tüketilmelidir. Bunun yanında tuz miktarı da azaltılmalıdır. Mutlaka yediğimiz gıdaların kalorilerine dikkat etmeliyiz.

    😎 Sigara, alkol ve diğer zararlı maddeler:

    Gebeliğe karar veren bir kadının sigarayı bırakması hem gebelik oluşumu hem de sağlıklı gebelik için gereklidir.
    Sigara içerisindeki maddeler plasentadan direkt olarak bebeğe ulaşmaktadır. Bu nedenle sigara miktarı azaltılarak zararlarından korunulamaz. Aynı zamanda sigara içilen ortamda da bulunmamak gerekir.
    Sigara içen gebelerde
    • Düşük
    • Ölü doğum
    • Erken doğum
    • Düşük doğum ağırlıklı bebekler
    • Erken su kesesi açılması
    • Plasenta sorunları sigara içmeyenlere göre daha sıklıkla görülmektedir.

    Ayrıca doğum sonrası ani bebek ölümleri, bebeklerde astım, bronşit gibi üst solunum yolu enfeksiyonları, ileriki yıllarda öğrenme ve davranış sorunları daha sık görülmektedir.
    Alkol de bir diğer zararlı maddedir. Kişi gebe olduğunun farkına varmadan bebeğin hayati organları gelişmeye başlar. Hem sigara hem de alkol bu gelişimi çok olumsuz etkiler. Alkol alan anne bebeklerinde de düşük, düşük doğum ağırlığı ve zeka geriliğine rastlanmaktadır.
    Uyuşturucu maddelerin hepsi düşüklere ve doğumda bebekte sakatlıklara neden olurlar..

    9-) Kilo kontrolü ve egzersiz:

    Gebelik öncesi hem aşırı zayıflık hem de aşırı şişmanlık tercih edilmez. Genellikle her iki durum da gebe kalmayı zorlaştırabilir. Gebelik oluştuktan sonra da sorunlar yaşanır. Bu nedenle kilo kontrolü önem taşımaktadır. Düzenli egzersiz ve diyet ile ideal kilo sağlanmalıdır.

    10-) Çevresel etkenlerin gözden geçirilmesi:

    Yaşadığımız ve çalıştığımız ortamlarda zarar verebilecek maddelerden uzak durmalıyız. Civa,böcek ilaçları, boya, tiner, kuru temizleme sıvıları gibi kimyasal maddeler ve X-ray, nükleer tedavi cihazları ile çalışan kişilerin gebelik öncesi ve sırasında bunların etkilerinden uzak olabilecek şekilde bölüm değiştirmeleri daha güvenli olacaktır. Çok uzun ve yorucu çalışma şartları da zarar verebilir.
    Evde çok keskin temizleme ürünleri, boya, tiner, hobi amaçlı kullanılan yapıştırıcılardan uzak durulmalıdır. Bulunulan ortamda çok sigara içilmesi uygun değildir. Çok sıcak banyo ve sauna da zararlıdır.

    11-) Gebelik ve doğum için maddi ve manevi hazırlık:

    Çiftler hayatlarındaki çok önemli bir adımı atmaya hazırlanırken buna hem ruhen hem de maddi olarak hazır olmalıdırlar. Böylece hamilelik ve doğum süreci çok daha keyifli yaşanabilir.
    Yukarıda başlıklar altında sıraladığımız bilgiler, kendi tecrübelerimiz eşliğinde oluşturduğumuz tıbbi tavsiyelerdir. Bu hazırlık aşamalarında uzman bir doktor ile işbirliği yapmanızı öneririz.

  • Gençliğin ve sağlığın sırrı damarlarınızda

    PRP nedir?

    PRP, “Platelet Rich Plasma- platelet yönünden zenginleştirilmiş plazma uygulaması” adı verilen tedavi yönteminin kısaltılmış ismidir. Bu uygulama, kişiden alınan az miktarda kanın özel bir tüpte santrifüj edilerek bileşenlerine ayrıştırılması ve bu işlem sonunda elde edilen az miktardaki “platelet yönünden zenginleştirilmiş plazma”nın (PRP), yine aynı kişiye enjeksiyon yoluyla geri verilmesini temel alır.

    PRP uygulamasında amaç nedir?

    Plateletler ya da diğer adıyla trombositler, vücudumuzdaki hasarlı dokuların onarımını ve doğal hallerine dönmelerini sağlamak için gerekli olan “büyüme faktörlerini” yapısında barındıran kan bileşenleridir. Dokularımızda herhangi bir hasar oluştuğunda, kanımızdaki plateletler bu dokuda toplanarak bir onarım süreci başlatır. PRP uygulamasının amacı, bu hedef dokuya normal kan dolaşımı ile taşınabilecek olandan çok daha fazla sayıda plateleti verebilmektir. Böylece hasarlı dokunun onarımı daha hızlı ve güçlü bir şekilde başlar, daha çabuk sonuçlanır; çünkü, PRP ile elde edilen plateletlerin yoğunluğu kandakinden 2 ila 4 kat fazladır.

    PRP'nin hedefi yara iyileşmesini sağlamak mıdır? Derinin gençleşmesi ile yara iyileşmesi arasındaki ilişki nedir?

    Derinin yaşlanması bazı fiziksel özelliklerini kaybetmesinden kaynaklanır. Deriyi gençleştirmeye yönelik uygulamalarda temel olarak, vücudun bir yarayı iyileştirirken yaptıklarının çeşitli yöntemlerle taklit edilmesi söz konusudur. Örneğin lazer, peeling gibi yöntemlerle deriye limitleri belli, hafif bir hasar verilir ve bu hasar deriyi hızla iyileştirmek için tetikleyici bir güç olarak kullanılır. Bu hasar sonrasında büyüme faktörleri salınır ve iyileşme süreci başlar.

    Deriyi yeniden yapılandıran maddeleri ya da sentetik olarak elde edilmiş büyüme faktörlerini içeren dermokozmetik ürünler de benzer şekilde bir iyileşme sürecinin başlatılmasını sağlarlar.

    Derideki bir hasarı en etkili, en hızlı ve en doğal biçimde onarabilecek olan yapı, yine derinin ait olduğu bütünün bir parçasıdır. Bu nedenle PRP uygulaması damarlarımızda dolaşan bu sihirli gücü harekete geçiren bir yöntem olarak gelişmiştir.

    Yeni bir yöntem midir? Hangi alanlarda uygulanmaktadır?

    PRP uygulaması hücresel tedavinin uygulama alanlarından yalnızca biridir. Yeni bir yöntem değildir; dental (diş) implantlarla başlayan uygulama alanları estetik tıp, ortopedi, iyileşmeyen yara tedavisi gibi alanlarda hızla yayılmaktadır. Yakın bir gelecekte kronik ağrı tedavisinde, tendon hasarlarında, romatizmal yakınmalarda PRP kullanımına ait çok sayıda bilimsel çalışmanın yayınlanması beklenmektedir.

    Uygulama hangi yollarla yapılmaktadır?

    PRP uygulamalarının birçoğu RegenLab adıyla bilinen biyoteknoloji firması tarafından üretilmiş uygulama kitleri aracılığı ile hekimler tarafından yapılmaktadır. Uygulamalarda PRP ile hazırlanan maskeler kullanılabildiği gibi mezoterapi ve volüm arttırıcı tedavilerde de PRP kullanılabilmektedir.

    En genel tanımla estetik tıpta PRP yüz, boyun, dekolte bölgesi, eller, bacak içleri, kollar gibi vücut bölümlerinde;

    • Lazer / peeling gibi uygulamalardan hemen sonra, derinin hızla yapılanmasını sağlamak,

    • Deride yılların ve UV ışınlarına maruz kalmanın sonuçlarını geriye döndürecek biçimde kırışıklıkların düzelmesini, çöküntülerin giderilmesini, esneklik ve parlaklığın yeniden kazandırılmasını sağlamak,

    • İyileşmesi uzun süren yara, çatlak ve deri niteliğinin zarar gördüğü durumların kontrolünü sağlamak,

    • Saç dökülmesinde tek başına kullanmak veya diğer tedavi seçeneklerinin etkisini güçlendirmek amacıyla uygulanabilir.

    PRP uygulaması bir tür kök hücre tedavisi midir?

    Kök hücre tedavisi veya hücresel tedavi, bir yaralanma veya hastalığı tedavi etmek amacıyla, hasar görmüş olan bir organa yeni hücrelerin tanıtılması anlamına gelmektedir.

    PRP uygulamasında ise, hasarlı dokunun onarımı için, onarımı başlatan ve uyaran bir faktör olarak plateletlerden yararlanılmaktadır; iki uygulama bu anlamda birbirinden farklıdır.

    Hastanın kendi kanının işlemden geçirilip hastaya tekrar verilmesi güvenilir bir uygulama mıdır?

    PRP uygulaması “otolog” dur, yani kullanılan plateletler hastanın kendisinden alınanlardır.

    Kanın alınması, plateletlerin ayrıştırılması gibi işlemler steril ve kapalı bir kit yardımıyla yapılmaktadır, yani dışarıdan da bir bulaşma riski yoktur.

    İşlemden geçirilerek hastaya geri verilen plateletlere dışarıdan eklenen hiçbir şey söz konusu değildir. Bu nedenlerle PRP uygulaması güvenilir olarak değerlendirilebilir.

    Pratikte PRP uygulaması nasıl yapılır?

    Uygulamanın yapılacağı kişiden 2 ya da 3 tüp (16-23 ml) kan alınır, santrifüj cihazı aracılığıyla plateletleri ayrıştırılır. Ayrıştırılan plateletler kitteki tüpün içerisinde birikir ve PRP denilen kan ürünü ortaya çıkar. Bu ürün (PRP) dolgu ya da mezoterapi gibi yollarla deriye uygulanır.

    Uygulama sonrasında ortaya çıkan parlak ve canlı görünümle deriyi gençleştirici etkisi ayırt edilebilir.

    Bu tedavinin uygulanması ne kadar sürer? Özel bir koşul gerektirir mi?

    Toplamda yaklaşık 30 dakikalık bir süre içerisinde, kolayca ve acısız biçimde uygulanır.

    Kanın alınması, plateletlerin ayrıştırılması gibi işlemler bir laboratuvarda yapılabilir mi?

    PRP uygulamasında, kan alınmasından, dolgu, mezoterapi ya da maske uygulamasına kadar olan tüm işlemlerin, teknik ve hijyenik nedenlerle aynı yerde yapılması gerekir.

    Plateletler bizim kanımızda serbest halde dolaştığına göre neden yaşlanan dokuya kendiliklerinden girip bu süreci başlatmıyorlar?

    Aslında kan dolaşımı ile dokulara ulaşan plateletler bunu belirli ölçüde yaparlar. Ancak, genel olarak yaşlanmakta olan bir bedende bu tetikleme yeterli değildir. Bu nedenle plateletler yoğunlaştırılıp PRP haline getirilir ve hedeflenen dokulara, yüze, boyuna, ellere ve diğer alanlara uygulanır.

    Plateleletleri yoğunlaştırarak PRP elde etmek için tek bir yöntem mi vardır?

    Plateletlerin yoğunlaştırılması ile PRP elde edilmesi teknik olanaklarla ilgilidir. Öncelikle, plateletlerin bu zenginleştirme işlemi sırasında herhangi bir hasar görmemesi gerekir. Ayrıca, zenginleştirilme belli düzeyde olmak zorundadır, örneğin aşırı zenginleştirilmiş bir PRP işe yaramayacaktır. Bir hastadan elde edilen kan ürününü aynı hastaya geri vermek için etkinlik ve güvenilirliği onaylanmış ürün ve yöntemler kullanılmalıdır. RegenLab ürünleri, bu alanda etkinlik ve güvenilirlik testleri yapılmış, Avrupa Birliği ülkelerinde medikal gereç olarak onaylanmış, CE damgası taşıyan, tüm dünyada kullanılmakta olan ürünlerdir.

    PRP'nin mutlaka enjekte edilmesi mi gerekir?

    PRP mezoterapi ya da dolgu yöntemiyle deriye verilebildiği gibi, bir maske yardımıyla da uygulanabilir. PRP'yi özel bir kremin içine karıştırıp uygulamak da mümkündür.

    Maske de mezoterapi yöntemi kadar gençleştirici bir etki sağlar mı?

    Sağlar. Çünkü dolgu ya da mezoterapi yolu ile uygulanan PRP kolaylık sağlamak açısından kağıt bir maskeye emdirilerek de uygulanmaktadır, deriye ne yolla verilirse verilsin etkisini gösterecektir.

    PRP yalnız cilt gençleştirme amacıyla değil; iyileşmeyen yaralar, açık yaralar, çene implantları vb. birçok alanda da kullanılabilir.

    Uygulanacak PRP'nin belli bir dozu var mıdır? Ne kadarına ihtiyaç duyulur? Ne kadarı uygulanır?

    Burada doz aşımı gibi bir problem yoktur. Elde edilen PRP'nin tamamı kullanılabilir. Genelde bir mezoterapi kiti ile toplam 8 mililitre PRP elde edilebilir. Bu da yüz, boyun, dekolte bölgesi, kolların dışı, bacakların iç kısmı gibi alanların tamamında tedavi uygulamak için yeterlidir.

    PRP uygulamasında olumlu etki ne zaman görülür?

    Uygulamadan hemen sonra ciltte sağlıklı bir parlaklık ortaya çıkar. Daha sonra bu parlak görünümde biraz gerileme olur, ancak 3 ya da 4 uygulamadan sonra (yani 1 kür uygulandıktan sonra) kalıcı bir etki belirgin hale gelir.

    Etkinin tam olarak sağlanması için kaç uygulama yapmak gerekir?

    Beklenen etki toplam 3 ya da 4 uygulamadan, yani bir kür tamamlandıktan sonra gerçekleşir; kalıcı bir ışıltı, bir toparlanma şeklinde ortaya çıkar.

    Bir kür ile elde edilen olumlu sonuçlar sonradan tamamen kaybolur mu?

    Kaybolmaz, ancak 3 ya da 4 uygulamadan oluşan kürleri her 10-12 ayda bir tekrarlamak gerekir. Bu durumda uygulanan kürlerin etkisi kalıcı bir gençleştirici etkiye eşdeğerdir. Yani, her 15 günde bir yapılacak 3 ya da 4 uygulamadan oluşacak bir kür, ortalama olarak her yıl tekrarlanmalıdır.

    PRP uygulamasının en önemli avantajı nedir?

    Sağlanan gençleştirici etkinin, dolgu ve benzer uygulamalarda elde edilen etkilerden farklı olarak, sadece belirli alanlara yoğunlaşmış olmaması, derinin daha büyük bir bölümüne yayılması ve daha kalıcı olmasıdır.

    Diğer yöntemlerle sağlanan olumlu sonuçlar belli bir süre devam eder, ancak PRP'nin olumlu sonuçları uygulanan kişiye ait olarak tümüyle kaybolup gitmez.

    Bu uygulamada istenmeyen etkiler söz konusu mudur?

    Hastaya kendi kanından üretilen bir materyal (PRP) verilmektedir. Yapılan işlem basitçe yara iyileşmesi sürecini başlatmak ve hızlandırmaktır. İstenmeyen bir etki ile karşılaşma olasılığı oldukça düşüktür.

    PRP uygulaması acı verir mi?

    PRP uygulaması, maske dışında, enjeksiyonla yapılır. Kan alınması esnasında duyulan rahatsızlıktan daha büyük boyutta bir acı hissi beklenmez. PRP ile mezoterapi uygulaması çoğunlukla derinin 1,5mm altına yapılır, deriye hacim kazandırmak için daha derin uygulama yapmak gerekir. Bu uygulamalarda dışarıdan sürülen anestezik kremler acı hissini önemli oranda engeller.

    PRP uygulamasının yapılmasında sakınca olan kişiler var mı?

    Platelet sayısı yetersiz olan hastalarda, kanser hastalarında bu uygulama yapılmamaktadır.

    PRP uygulamasından beklentiler neler olmalıdır?

    Kozmetik amaçlı PRP uygulaması birçok beklentiyi karşılayacak üstün özelliklere sahiptir. Çünkü;

    • Uzun etkilidir,

    • Deriyi en doğal biçimde yeniden canlandırır, yapılandırır,

    • Kolay ve güvenli biçimde uygulanır,

    • Sadece yeni kolajen oluşumunu değil, derinin tüm yaşamsal işlevlerini destekler,

    • Kırışıklıkları ve çizgileri deriyi “doldurarak” değil, “gençleştirerek” giderir.

    • İlk uygulamadan sonra ortaya çıkan parlak, sağlıklı görünüm bir süre sonra hafifçe gerileyebilir; bu nedenle ardışık uygulamalar yapılmalı ve gençleştirici etkinin yığılması sağlanmalıdır.

    3 ya da 4 uygulamadan oluşan kürler her 10-20 ayda bir kez tekrarlandığında, kalıcı sayılabilecek kadar uzun süreli bir gençleştirici etki sağlanmış olacaktır.

  • YUMURTALIK (OVER) KİSTLERİ

    YUMURTALIK (OVER) KİSTLERİ

    Overler (yumurtalıklar), kadınlarda uterusun(rahim) iki yanında ve karın içerisinde yer alan, oval görünümde iki adet organdır. Üreme çağı boyunca kadınlarda her ay yumurta gelişimi ve hormon üretiminden sorumludurlar. Bu organların yanında ya da üzerinde genelde içi sıvı dolu keseler şeklinde oluşan yapılara over(yumurtalık) kisti denir.

    Kadınların çoğunda üreme çağı boyunca over kistleri görülebilir. Bu kistlerin çoğu küçük, zararsızdır ve hiçbir belirtiye yol açmadan kendiliğinden yok olurlar.

    Over kistlerinin çeşitleri nelerdir?

    En sık görülen over kistleri, Fonksiyonel Over Kistleridir. Bunlar, Folikül kistleri ve Corpus Luteum kistleridir.

    Fonksiyonel Over Kistleri

    1)Follikül Kistleri: Her ay yumurtalıklardan bir tanesinde, Follikül denilen, içerisinde yumurta bulunan kist benzeri bir yapı büyümeye başlar. Bu yapı aynı zamanda Östrojen ve Progesteron denilen hormonları üretir. Ayın ortasında follikülün zarı parçalanarak yumurta atılır. Yumurtlama (ovulasyon) denilen bu olaydan sonra yumurta tüpler yoluyla yakalanır ve rahim içerisine doğru taşınmaya başlanır. Bu esnada sperm ile karşılaşırsa döllenir ve gebelik başlar. Sperm ile karşılaşmayan yumurta ise rahim içerisine taşınarak canlılığını yitirir ve adet kanaması ile atılır.

    Ayın ortasındaki dönemde follikül zarı parçalanmazsa yumurtlama olmaz ve follikül büyümeye devam eder. Bu oluşan kist, Follikül kistidir.

    2)Corpus Luteum Kistleri: Normalde follikül zarı parçalanarak yumurtlama olayı gerçekleştikten sonra, follikül küçülmeye başlar. Eğer follikül tekrar büyür ve sıvı ile dolmaya devam ederse oluşan kist Corpus Luteum kistidir.

    Yumurtlama tedavisi için kullanılan Klomifen sitrat içeren ilaçlar, Corpus Luteum kistleri oluşumuna neden olabilirler. Bu kistlerin oluşumu gebeliğin oluşumunu engellemediği gibi, zarar da vermez.

    Diğer Kistler:

    1)Dermoid Kist: Bu kistlerin içerisinde, saç, kemik, yağ dokusu gibi değişik dokular bulunabilir.

    2)Kistadenom: Bu kistler yumurtalıkların dış yüzünü döşeyen hücrelerden oluşurlar. Bu kistlerin içinde su gibi veya daha koyu jel kıvamında sıvı doludur.

    3)Endometrioma: Rahim içerisini döşeyen endometrium denilen doku, yumurtalıklar üzerinde yerleşerek kistik bir yapı oluşturur. Bu kistlerin içinde koyu kahverenkli ve yoğun kıvamlı, erimiş çikolata benzeri bir sıvı bulunduğundan bu kistlere Çikolata Kisti de denilmektedir.

    4)Polikistik Over: Yumurta olgun hale gelip follikülden atılamadığında, biraz küçülerek yumurtalık yüzeyinin hemen altında yerleşerek varlığını devam ettirir. Birçok küçük kist yan yana ’inci dizisi gibi’ yumurtalık yüzeyinin altında sıralanır.

    Over kistlerinin belirtileri nelerdir?

    • Adet düzensizliği
    • Karın alt bölgesinde devamlı veya aralıklı olarak bel ve bacak üst bölgesine yayılabilen ağrı
    • Adet dönemi başlamadan veya bitmeden hemen önce karın alt bölgesinde ağrı
    • Cinsel birliktelik esnasında ağrı
    • Bağırsak hareketlerinde ağrı ve barsaklarda baskı hissi
    • İdrar yaparken baskı hissi ve idrarın tam boşaltılamaması
    • Bulantı ve kusma
    • Memelerde hassasiyet

    Fonksiyonel over kistleri, genellikle zararsızdır, nadiren ağrıya neden olurlar ve sıklıkla kendiliğinden yok olurlar.

    Dermoid kistler ve kistadenomlar, büyük boyutlara erişerek ağrıya ve yumurtalığın kendi etrafında dönerek ağrılı bir tablo olan ‘Over Torsiyonu’na neden olabilirler.

    Endometriomalar, adet dönemleri ve cinsel birliktelik esnasında ağrılara neden olabilirler.

    Polikistik Overler, adet düzensizliği, kıllanma artışı, akneler, obesite ve gebe kalamama şikayetleri ile birlikte olduğunda Polikistik Over Sendromu adında bir klinik tabloyu oluştururlr.

    Over kistleri nasıl teşhis edilir?

    Jinekolojik muayene: Genellikle rutin jinekolojik muayenelerde over kistleri teşhis edilebilir. Over kistleri teşhis edildikten sonra yapılacak testler tanıyı güçlendirirken tedavi konusunda da plan yapmılmasına yardım ederler.

    Ultrasonografi ve Doppler: Bu yöntem ile kistin şekli, büyüklüğü, bulunduğu yer ve kistin içeriği ( sıvı veya katı) hakkında bilgi sahibi olunabilir. Doppler testi de kistlerin kan akımını ölçerek selim veya habis olduğu hakkında karar verilmesine yardım eder.

    Bilgisayarlı tomografi ve MR: Ultrasonografi ile tam karar verilemediğinde ileri tetkik için bu yöntemler uygulanabilir.

    Gebelik testi: Bu test ile gebelik olup olmadığı anlaşılır.

    Hormon testleri: Hormon değişiklikleri belirtileri varsa, hormon testleri de yapılmalıdır.

    Tümör markerleri: 35 yaşın üzerinde, kendiliğinden geçmeyen, kısmen veya tamamen katı içerikli ve over kanser riski yüksek olan hastalarda kan testi ile tümör markerleri bakılır. CA-125 en sıklıkla araştırılan markerdir. CA-125 değerinin myomlar, enfeksiyonlar, endometrioma gibi selim durumlarda da yükselebildiği unutulmamalıdır. Bu nedenle şüpheli klinik durumlarda Doppler USG, MR gibi ileri tetkiklerle birlikte değerlendirilmelidir.

    Over kistleri hangi acil durumlara neden olabilirler?

    Over torsiyonu: Büyük boyutlara ulaşmış kistler, overin kendi etrafında dönerek kan akımının bozulmasına ve çok ağrılı bir tabloya neden olabilirler. Acil ameliyat edilmezse, overin kan akımı durduğu için dokular hasara uğrayabilir veye ölebilir. Böyle bir durumda over dokusu çıkartılmak zorunda kalınabilir.

    Kist ruptürü(patlaması): Çok nadir görülen bu durum, karın içi kanama ile çok şiddetli karın ağrısına, tansiyon düşmesi, çarpıntı, terleme, bayılma hissine neden olabilir. Acil ameliyat edilerek, hayati tehdit önlenir.

    Over kistleri nasıl tedavi edilir?

    Over kistlerinin tedavisi, hastanın yaşına, klinik şikayetlerine, kistin büyüklüğüne ve yapısına göre değişir.

    Klinik takip: Hasta doğurganlık çağında, şikayeti yok, kist sıvı dolu ve 5 cm çapın altında ise 1 ile 3 ay arasında takip edilebilir. Genellikle bu kistler kendiliğinden kaybolacaktır.

    Doğum kontrol hapları: Eğer fonksiyonel kistler takip ile geçmemiş ise doğum kontrol hapları ile yumurtlama bir süre baskılanarak tedavi edilebilir.

    Cerrahi tedavi: Hasta menopozda ise over kanseri riski olduğundan operasyon seçeneği düşünülmelidir

    Yine birkaç ay izlendiği halde kaybolmayan, giderek büyüyen, ultrasonografide şüpheli görünüm veren ve ağrılara neden olan kistler için cerrahi tedavi önerilir.

    Cerrahi tedavide iki seçenek vardır.

    1) Laparaskopi: Kist 5 cm ve daha küçük ve selim görünümlü ise laparaskopi ile ameliyat edilebilir.Genel anestezi altında, göbek altına ve kasık bölgelerine yapılan 1-2 cm kesilerle karın içerisine yerleştirilen kamera ve aletlerle yapılır.

    2) Laparatomi: Kist büyük ve kanser olma olasılığı mevcut ise laparatomi tercih edilir. Genel anestezi altında daha geniş kesi ile karın açılarak ameliyat yapılır. Kanser şüphesi olan kistlerde, ameliyat esnasında acil patalojik değerlendirme (frozen section) ile ameliyatın nasıl yapılacağına karar verilir.

    Selim kistlerde eğer mümkünse yalnızca kist çıkartılmaya çalışılır. Bazen kist yumurtalığın tamamını kaplamış ise yumurtalık da kist ile birlikte çıkartılabilir. Eğer bir yumurtalık çıkartılırsa, diğer over onun da görevini üstlenerek aynı hormon salınımına devam eder. Böylece normal menopoz zamanına kadar normal adet düzeni ve doğurganlık devam etmiş olur..