Her iki bel omuru arasında yastık görevi yapan jölemsi kıkırdak dokunun kayması veya taşmasıdır. Bu kıkırdak parçası yerinden çıkarak bacağımıza, ayağımıza giden sinire baskı yaparak ağrıya ( siyatik) şikayetlerine sebep olur. Öksürmekle, ıkınmakla, hapşırmakla bel ve bacak ağrısı artar. Hastaların çoğu yatak istirahatı, ilaç tedavisi ile
şikayetlerinden kurtulur. Sinir ve omuriliğe bası devam ederse; bacak kaslarında kuvvet kaybı, his kusuru, reflekslerde azalma, idrar tutamama gibi şikayetler oluşabilir. Tedavi cerrahidir.
Risk Faktörleri
Hareketsiz iş ve yaşam düzeni olanlar.( Büro işi vb.)
Ağır kaldıranlar, eğilme-bükülme hareketini yanlış yapanlar.
Uzun süreli araç kullananlar.( Şoförler vb.)
Doğuştan belinde kayma olanlar.
Fazla kilolular.
Zayıf bel ve karın kasları olanlar.
Vücut mekaniği ve duruşu bozuk olanlar.
Ortası çukurlaşmış yataklarda uyuyanlar.
Hamileliğin son aylarında olan gebeler.
Yüksek riskli sporlarla uğraşanlar. ( Halter, kürek vb. )
Yaklaşık altmış yıldır uygulanmakta olan klasik bel fıtığı ameliyatları sonucu hastaların tam olarak iyileşememeleri, uzun süre ağrı çekmeleri, işlerine geç dönmeleri cerrahları bu konuda arayışlara yöneltmiştir ve yirmi iki yıl önce Caspar ve Yaşargil tarafından Mikrodiskektomi metodu bulunmuştur. Yaklaşık 12 yıldır Lomber Mikrocerrahi yöntemini hastalarıma uygulamaktayım. Son 7 yıldır da .Endomikrodiskektomi yöntemini endikasyonlu hastalarımıza uygulamaktayız.
Mikrocerrahi yöntemi ile hastaların ayağa kalkış ve işlerine dönüş süreçlerini kısaltmış,halk arasında bel fıtığı ameliyatından sonra sakat kalırım, normale dönemem korkusu artık güven duygusuna bırakmıştır.
Bel fıtığında uygulanan mikrocerrahi metoduyla hastalar ameliyat olduktan altı-yedi saat sonra ayağa kalkıp yürümekte ve bir gece hastanede yattıktan sonra evlerine gidebilmektedir. Bu metot sayesinde sadece bir buçuk-iki santimlik bir kesi yapılmakta ve ameliyat sonrası cilt yüzeyine dikiş konmamaktadır.
Ameliyatın gelişmiş mikroskoplar altında yapılması ameliyat bölgesindeki sinirlerin 25 veya 40 büyütmeyle görülmesini, böylece sinirlere hasar verme riskini sıfıra indirmeyi sağlamaktadır. Bu metotla bel fıtığı ameliyatları korkulu rüya olmaktan çıkmış, bel fıtığı olan hastaların hastalıkları nedeniyle üzüntüye kapılmalarını önlenmiştir. Hastalar ameliyat oldukları gün veya ertesi gün taburcu olabilmekte, bir hafta içinde de normal yaşantılarına dönebilmektedirler.
Bazı hastalarımızda ise ameliyattan değil narkoz almaktan korkmaktadırlar. Birçoğunda uyuyup bir daha uyanamama korkusu vardır. Epidural anestezinin bel fıtığı ameliyatlarında da kullanılması ile bu korku ortadan kaldırılmış, artık bel fıtığı ameliyatları kolay yapılır hale gelmiştir. Hastalar ameliyat sırasında rahatlıkla sohbet eder durumdadır. Biz zaten kullanılan son güvenilir anestezik maddeler neticesi genel anestezi riskinide sıfıra yakın buluyoruz.
Bel fıtığı cerrahisindeki gelinen en son aşamadır.
Konservatif tedaviye bir başka ifadeyle ilaç ve istirahat tedavisine cevap vermeyen bel fıtığı hastalarına uygulanabilecek en az hasarlı ( minimal invaziv ) bir cerrahi tekniktir. Değişik boyutta tüpler kullanarak insizyon yapmadan ( bıçaksız ) endoskop yardımı ile fıtık bölgesine ulaşılarak fıtık boşaltılır.
Bu yöntemde adale sıyrılmaz, dokular korunur, ameliyat sonrası skar ( kötü iyileşme dokusu ) en az düzeydedir.
Hasta aynı gün taburcu olur.
En erken dönemde işine döner. Yaklaşık bir hafta.
Ameliyat sonrası diğer cerrahi yöntemlerde görülebilen bel ağrısı yoktur.
Pansuman, dikiş alımı gibi cerrahi sonrası prosedürler yoktur; erken yürüyen hastanın psişik uyumu yüksektir.
Hasta seçimi önem kazanır. Uygun endikasyonlu hastalar seçilmelidir.
PERKUTAN DİSKEKTOM İnsanların bir çoğu hayatının belli bir döneminde bel ve boyun ağrıları çeker.bunların bir çoğu kendiğinden düzelir ama %20 lik kısmı ciddi hale gelir ve ağrı bacağa yayıldığında, ayakta güç kaybı olduğunda ameliyat gerekebilir. Günümüzde artık bel ve boyun fıtıklarında daha mikroinvaziv girişimler dediğimiz daha mikro,hastaya daha az işinden alı koyan çabuk iyileşmeyi sağlayan girişimler yapılmaktadı. Burda önmeli olan hangi hastanın hangi ameliyattan fayda göreceğidir.daha küçük fıtıklarda hiç anestezisiz lazerle 10 dk lık girişimsel işlemle hasta düzelirrken fıtığın sinirlere baskı yaptığı durumlarda yine hastaya anestezi vermeden görüntüleme altında perkutan diskektomi dediğimiz dışardan özel iğnesiyle girdikten sonra fıtığın tamamen alınması işlemi son zamanlarda oldukça başarılı sonuçlar vermektedir. Bu girişimin avantajı hastaya anestezi verilmediği için hastada hayati tehlike doğuracak anestezi komplikasyonlarının olmaması, ciltte kesi olmaması, kanama olmaamsı aynı gün işine dönebilmesi bazı avantajlarıdır. Artık bel fıtığında eski buyuk ameliyat yöntemleri mümkün olduğunca yerini lazer ve perkutan diskektomi ya da endoskopi,k girişimler gibi daha küçük ve tehlikesiz girişimlere bırakmıştır, bu yöntemler oldukça başarılı bir şekilde uygulanmaktadır.
Son günlerde daha çok karşılaştığım ve giderekte daha fazla ve daha erken başvuruya neden olduğunu gördüğüm şikayetlerin başında bel ağrıları geliyor. Öyle ki beyin cerrahisi polikliniğine günlük başvuruların neredeyse %90’ını oluşturmaya başladı. “İnsanımızı neden bu kadar fazla korkutuyor?” diye düşünmeye başladım.
ilk aklıma gelen yöresel olarak insanların daha fazla fiziksel zorlayıcı işlerle uğraşmaları mı? oluyor. Ancak başvuruların aktivitesi sınırlı insanlarda daha çok olduğu oluyor. Özellikle belirgin bir uğraşısı olmayan ev hanımları da bel ağrıları şikayetleri ile gelmekteydi.
İkinci neden, gelen olguların bir çoğunun aynı sözcükleri söylediğiydi. Ağrı acısını yaşadıkları yeri, canımın merkezi olarak tarifliyorlardı. Yani ağrı oldukça şiddetli olduğundan başvuruyorlardı. Bu olguların bir kısmında inandırıcıydı.
Bazıları ise şikayetini yaşar yaşamaz 2.gününde başvuruyordu. Niye bu kadar erken başvurdukları sorulduğunda, korkularından bahsediyorlardı. Doğru yanlış duyduklarından ve sakat kalmak gibi korkularından ve bundan dolayı yanlış yönlendirmelerden dolayı başvurduklarını söylediler. Ancak gözlemlediğim bu olguların bir çoğunun psikolojisi sağlam değildi. Çok hassas olan psikolojik durumlarından dolayı ağrı eşikleri düşüktü. Yani bir çok insanın tolere edebileceği hatta algılamıyacağı hafif uyarıları veya hafif sayılacak ağrıları daha güçlü algılıyorlardı. (hissediyorlardı)
Erken veya ultra hızlı olarak tabir ettiğim başvuruların diğer bir nedeni de, medyanın yanlış yönlendirmeleri olmasıydı. Özellikle son yıllarda yapılan felaket senaryoları veya felaket tellalcılığı insanların eskisinden daha da fazla korkmalarına neden olmakta. Bundan dolayı da vücudlarında hissettikleri en ufak müspet işaretin, çok kötü bi şey mesela kanser mi dir? Bi içine baksak şu belimin, başımın vesaire yerin? gibi düşüncelerle çok çabuk doktora koşmalarına neden oluyordu. Sonuç olarak ağrısı olan koştu..
Aslında insanlarımızda artan bel ağrıları değildi, artan bilgi kirliliği ve bilinçsizlikti. Bu kültürle veya okumuş üniversite bitirmeklede ilişkili değildi. Bel ağrısı şikayeti ile başvuranlar toplumun her kesiminden de vardı. Hatta internette ufak bir araştırma yapanların kafası daha bir karışıktı. Yapılan muayene ve söylenen sözler bu olguların iknasına yeterli olmamaktaydı. İstekler hep aynı oluyordu, MR gibi masraflı tetkiklerin yapılması isteniyordu.
Bir beyin cerrahı olarak, cerrahi endikasyona karar verirken böyle bir filimin çekilmesi uygunken şu anda günümüzde olur olmaz sebeplerle, bel’i 1-2 gündür ağrıyan insanların MR çekilmesi istekleri veya talepleri ile her geçen gün daha da fazla karşılaşıyoruz.. Mutlaka biz onların endişelerini azaltmak için varız, ancak toplumdaki müspet sık yaşanan ağrılar, daha fazla hastaneye baş vuruya neden olmaktadır.
Sonuç; Toplumumuzun bu konularda daha da bilinçlenmesi ve imkanlarımızın israfına neden olmaması dileğiyle..
Tüm yaşamımız süresince öyle ya da böyle bir baş ağrısı sıkıntısı mutlaka yaşarız. Baş ağrısı yapan üçyüze yakın neden vardır. Özellikle baş ağrısı nedenleri arasında sık karşımıza çıkan; gerilim tipi ve migren tipi baş ağrılarıdır. Bunun yanında kafatası içerisindeki hava ile dolu boşlukların iltihaplanması durumu olan sinüzit de sık baş ağrısı nedenlerinden biridir. Yine arteriyel basınç değişiklikleri, yani yüksek ya da düşük tansiyon baş ağrısı nedeni olabildiği gibi kan şekeri ile ilgili değişiklikler de aynı şekilde klinik belirti gösterebilir.
Önemle üzerinde durmak istediğim konu; ani ve şiddetli gelişen ve enseyi de içine alan hatta hastaların; “hayatımda böyle bir ağrı ile karşılaşmadım”, “beynim, kafam yerinden kopacak gibiydi”, “ensemden yukarı doğru çok şiddetli bıçak saplanır tarzda bir ağrı”, “şimşek çakar gibiydi” şeklindeifadelendirdiği baş ağrılarının altında beyin kanamalarının yatabileceğidir. Beyin kanaması beyin zarının içine kan sızması şeklinde olabileceği gibi direkt beyin dokusu içine de olabilir.
Halk arasında baloncuk(diğer bilinen adı ile Ebru Gündeş Hastalığı) olarak da ifade edilen anevrizmalar; temiz kan taşıyan damarlardaki (arter) zayıf yerlerden gelişen ve genellikle damarın daha küçük dallara ayrıldığı noktalarda oluşan anormal genişlemelerdir.
Zayıf olan baloncuk duvarı, basınca dayanamadığı anda yırtılır ve damar dışına kan sızar. Bu olay ya kendiliğinden (yüksek tansiyona bağlı) ya da eforla (öksürme, hapşırma, ıkınma, cinsel temas gibi) oluşur. Kanın beyin zarı içine yayılması ile de yukarıda sözünü ettiğimiz o şiddetli baş ağrısı ortaya çıkar.
Tanıda ilk aşamada hastalık öyküsü ve muayeneyi doğrulamak amacı ile öncelikle tomografi ve bazen MRG kullanılmaktadır, tetkikleri normal çıkan ancak kliniği bizi tatmin etmeyen vakalarda belden alınan beyin omurilik sıvısının incelenmesi de önemli bir tanı yöntemidir. İkinci aşamada hastanın da kliniği uygunsa kanayan damarı ve baloncuğun büyüklüğünü görmemizi sağlayan “serebral anjiografi” yani beyin damarlarının görüntülenmesi tetkiki ivedi bir şekilde yapılır. Böylece baloncuğun ameliyat kriterlerine uygun olup olmadığı (geniş boyunlu olması, dev boyutta olması ya da kötü yerleşimli olması gibi) anlaşılır. Hasta ameliyat edilemiyorsa bu durumda bir girişimsel radyolog tarafından kasık bölgesindeki damardan yerleştirilen katater yardımı ile beyindeki baloncuk içine girilebilmekte, içi özel materyallerle (coil)doldurulmak suretiyle bertaraf edilebilmektedir.
Boyun fıtığı ameliyatlarında gelinen son nokta, önceden komplikasyonları nedeniyle korkulup kaçılan bu ameliyatları hasta için oldukça konforlu ve tehlikesiz bir hale getirmiştir.
Boyun bölgesi, başımızı gövdemize birleştiren ve başımızın tüm ağırlığını taşıyan, uyanık olduğumuzda ya da uykuda sürekli hareket halinde olan omurgamızın en önemli kısmıdır. Dolayısıyla boyun ile ilgili rahatsızlıklar özellikle de boyun fıtıkları toplumumuzda oldukça sık görülür. Başta ev hanımları olmak üzere, örgü, nakış, dantel, halı-kilim dokuma gibi el işi yapan bayanlarda, yoğun bilgisayar kullananlarda (bankacı, sekreter, mübaşir, muhasebeci vs.), fırıncılar, postacılar, kasaplar ve pek çok meslek grubunda çalışanlar yaşamlarının bir döneminde bu hastalıkla karşı karşıya kalırlar. Boyun fıtıklarında genelde boyun ağrısının yanı sıra baş ağrısı, sırta ve kürek kemiklerine vuran ağrı, omuz ve kollara yayılan ağrılardan biri ya da birkaçı bir arada olabilir. Bazen boyun ağrısı olmaksızın sadece bu tip yakınmalarla da boyun fıtıkları kendini gösterebilir. Bu durumda hastaların kendilerine en yakın Beyin-Sinir-Omurilik Cerrahisi uzmanı hekimine başvurmalarında yarar vardır. Boyun fıtığı rahatsızlığı çekenlerde ağrı dışında, birinde ya da her iki kolda uyuşma, güçsüzlük, kasılma tarzında yakınmalarda olabilir. Özellikle güçsüzlük önemlidir. Zira zamanında tanı konulup, tedavi yapılmazsa ilerleyebilir ve hastanın günlük iş ve ev yaşamını olumsuz etkiler. Günümüzde boyun fıtığının teşhisi MR görüntülemesiyle konulur. Hastanın şikayeti, muayene bulguları ve MR görüntüsü bir Beyin-Sinir-Omurilik Cerrahisi uzman hekimi tarafından bir arada değerlendirildikten sonra tedavi şekli belirlenir. Kollarda güçsüzlük olması ağrı olmasa bile tek başına mutlak ameliyat nedenidir. Ameliyat önerilen hastalar artık yersiz korkulara kapılmamalı ve bir an önce ameliyatını olmalıdır. Boyun fıtığı ameliyatları genel anestezi altında boynun ön sağ kısmından yaklaşılarak yapılır. İki boyun omuru arasıdaki ‘disk materyali’ (fıtıklaşan kısım) mikroskop altında tamamen temizlenir ve daha sonra boşalan yere özel protez konulur. Bu protezin hastaya hiçbir zararı yoktur, bilakis rahatlatıcı ve hareketi kolaylaştırıcı etkisi vardır. Ameliyat ettiğimiz boyun fıtığı hastalarını ameliyattan yaklaşık 2 saat sonra kaldırıp yürütüyor ve aynı gün evine taburcu edebiliyoruz. Hastanın yara pansumanı ve dikiş aldırma sorunu olmadığı gibi boyunluk kullanması da gerekmiyor. Örneğin ameliyat olan bir ev hanımı ameliyat olduğu günün akşamı evinde yemeğini yapıp, bulaşığını yıkar duruma geliyor. Kısacası günlük yaşama dönmesi daha çabuk ve kolay oluyor. Bu nedenledir ki ameliyat önerilmiş olan hastalar ameliyat olmaktan değil, geç kalmaktan korkmalıdır, böylece iş verimi yüksek sağlıklı bir toplum olma yolunda ilerleyebiliriz.
Öncelikle bel fıtığını tanımlamak, nedenlerini anlamamızı kolaylaştıracaktır. Omurgamızın alt kısmında yer alan ve 5 adet olan bel omurları arasında “disk” adı verilen elastiki kıkırdak dokunun aşırı yüklenmeler ve/veya yapısının bozulması sonucu bulunduğu yerden omurilik kanalına ve bacağa gelen sinirlere doğru yer değiştirmesi sonucu ortaya çıkar. kıkırdak dokunun yapısını bozan nedenlerin başında yaşlılık gelir, ayrıca dejeneratif romatizmal hastalıklar, bazı enfeksiyonlar diğer nedenlerdir.
Aşırı yüklenme nedenleri arasında ise; obezite (aşırı kilo), bazı meslekler (ev hanımı, hamal, işçisi gibi ağır işlerde çalışanlar, uzun süre oturmak suretiyle masa başı işi yapanlar, garson, öğretmen gibi sürekli ayakta durarak çalışanlar, yoğun stres altındaki yöneticiler), ters ve ani yapılan bel hareketleri sayılabilir. Bel fıtığında anlatılan mekanizmalar boyun fıtığı için de geçerlidir. Dolayısı ile nedenler de benzerdir.
Boyun fıtığı belirtileri nelerdir?
Boyun ağrısı; bir ya da her iki omuz, kol-önkol ve elde ağrı, sırta ve kürek kemiğine yansıyan ağrılar, kollarda ve/veya ellerde uyuşma, güç kaybı, ileri evrelerde bacaklarda da kasılma ve/veya güç kaybı, yürümede ve denge sağlamada zorluk, hatta boyundan aşağıya felç durumu ile karşımıza çıkabilir.
Bel ve boyun fıtıkları için klasik tedavi yöntemleri hangileridir?
Her bel ve boyun ağrısı fıtık anlamı taşımaz. Fıtıkların da yaklaşık % 95’i ameliyat dışı yöntemlerle tedavi edilebilir. Bu yöntemler arasında; istirahat ve ilaç (ağrı kesici ve kas gevşetici) kullanımı, kilo verme, tam ortopedik yatak önerilmesi, yürüyüş, yüzme, egzersiz, fizik tedavi sayılabilir.
Klasik ameliyatların dezavantajları nelerdir?
Günümüzde en geçerli ameliyat tekniği “mikrocerrahi diskektomi” yöntemidir. Adından da anlaşılacağı üzere mutlaka mikroskop kullanılır. Ayrıca ameliyathanede mesafe tayini yapılmasında yararlanılan skopi adı verilen cihazın ve mikro cerrahiye aletlerin de olması gerekir. Eğer mikro cerrahi tekniğin avantajlarını belirtirsek, diğer yöntemlerin dezavantajları da kendiliğinden anlaşılacaktır.
Mikro cerrahi teknikte oldukça ufak bir yerden (yaklaşık 1 cm) girilir. Böylece daha az doku hasarı olur, yara iyileşmesi çabuk ve mükemmele yakın olur. Pansuman ve dikiş alma sorunu olmaz. Hasta çok hızlı bir şekilde ayaklanabilir ve yine kısa bir süre içersinde normal ev ve iş yaşamına dönebilir.
Fıtığın tekrarlama (% 2’nin altında) ve yara sahasında enfeksiyon gelişme (yaklaşık % 0,5) riski düşüktür. En önemlisi de cerrahiye bağlı istenmeyen durumlar (komplikasyon) mikro cerrahi teknikte bariz şekilde (% 0,5’in altında) düşük olup, bu da hasta açısından oldukça konforlu ve güvenli bir ameliyat anlamına gelmektedir.
Narkozsuz (epidural anestezi ile) bel ameliyatı maalesef hala çok az cerrah tarafından uygulanmaktadır ancak yakın bir gelecekte öneminin anlaşılıp, daha da yaygınlaşacağına yürekten inanıyorum.
Bu yöntemde bir anestezi uzmanı hekim arkadaşımız belin uygun bir bölgesinden özel iğne ile kıl gibi ince bir kateteri, kemik ile omurilik zarı arasına yerleştirir, buradan bir takım ilaçların verilmesi ile ameliyat edilecek bel bölgesinin uyuşmasını sağlar.
Ancak en önemlisi hastanın bacaklarında hareketlilik korunur. Bu yöntemle yapılan bel ameliyatlarının, doktor açısından avantajı; hasta ile birebir iletişim kurulabilmesi ki bu ameliyat sırasında ayak ve/veya bacak hareketlerinin kontrolüne olanak sağlar.
Bacağa gelen sinire en ufak bir temasta hasta bacağında ağrı veya bir elektriklenme olduğunu ifade eder, böylece sinire hasar verme olasılığı neredeyse sıfıra indirgenmiş olur.
Hasta açısından avantajları; doktorunun ameliyatını gerçekleştirdiğini bilmenin verdiği güven ve rahatlama duygusu, müzik dinleme, sohbet edebilme, hatta telefonla görüşme, dergi-gazete okuma konforunun olması, genel anestezinin (narkozun) riskli olduğu hastalıklara (kalp hastalıkları, astım, diyabet, yüksek tansiyon, böbrek yetmezliği vb.) sahip olanlarda, aşırı kilolularda daha güvenli bir ameliyat sağlamaktadır.
Ameliyattan hemen sonra yeme-içme serbesttir. Hasta 2 saat içinde yürütülebilmekte ve aynı gün taburcu edilebilmektedir.
Epidural anestezi tekniğinin yan etkisi hemen hemen hiç görülmemektedir. Oldukça güvenli olup, yapılışı açısından da hastaya verdiği bir rahatsızlığı olmadan ve 10 dakika gibi kısa bir sürede gerçekleştirilmektedir.
SONUÇ OLARAK: Ameliyat önerilmiş bel sorunu olan hastalar ameliyat olmaktan değil geç kalmaktan korkmalıdır. En kısa zamanda tercihen epidural anestezi altında mikro cerrahi teknik ile yapılan güvenli ve konforlu ameliyatı gerçekleştirecek hekimlerine başvurmalıdırlar.
Opr. Dr. Candan HUNDEMİR Beyin-Sinir-Omurilik Cerrahisi Uzmanı
– Hamile bir bayanda ilerleyen aylarda karın içinde büyüyen cenin normalde bele ilave bir yük oluşturur ve belin biyomekaniğini olumsuz yönde etkiler. Fakat cenin yavaş büyüdüğünden dolayı bel ve sırt adaleleri ile destek dokular bu gelişmeye uyum gösterirler ve ön kısımda yer alan ağırlığı dengelerler. Bu sebeple gebeliğin ilk aylarında yapılacak risksiz ve hafif egzersizler ilerideki aylarda anne adayına büyük avantajlar sağlar. – Ancak hamilelikle birlikte bel fıtığı da mevcutsa doktor ve hastanın işi bir hayli zordur. Çünkü zorluk daha teşhis döneminde başlamaktadır. – Net bir teşhis için gerekli röntgen filmi çekimleri ve bilgisayarlı tomografi tetkiki bebeğe zararlı olabilecek x-ışınları nedeniyle yaptırılamamaktadır. Mutlak surette gerekli ise manyetik rezonans ile görüntüleme düşünülebilir. – Özellikle ilk üç ayda hastaya ilaç da verilememektedir. Bu dönemde şiddetli bel ve bacak ağrısı bulunan bir hastayla karşı karşıya kalan doktor gerçekten büyük sıkıntı çekmektedir. – Bel fıtığı bulunan ağrılı bir hamile hasta öncelikle mutlak sert yatak istirahatine alınmalıdır. İlk üç aydan sonra evde hastanın beline yapılan hafif masajlar ve sıcaklık uygulamaları kısmen de olsa rahatlık sağlayabilmektedir. Ayrıca doktor kontrolünde karın kaslarına yönelik egzersiz programı da uygulanabilir. – Hasta rahatlatılarak ve fıtığın daha fazla ilerlemesine engel olacak tarzda tedbirler alınarak bu kritik dokuz ayın atlatılması temin edilmelidir. – Doğum esnasında, nöroşirürji uzmanı doktor ile hastayı takip eden kadın hastalıkları ve doğum uzmanı son durumu bir kez daha beraberce değerlendirerek normal doğum ile sezaryen arasında karara varırlar. – Doğumdan sonra hasta tekrar ele alınarak normal şartlarda teşhis ve tedavi metotları uygulanır ve kesin netice de o zaman elde edilir. – Doğum ne şekilde olursa olsun (sezaryen veya normal doğum) doğumdan sonra karın kasları gevşemiş halde olacağından, lohusalık döneminde hasta, karın adalelerini güçlendirici egzersiz programlarına alınmalıdır. – Hamile bir bayanda bel fıtığı varsa ve mutlak surette ameliyat gerekiyorsa, bu girişim spinal veya epidural anestezi ile gerçekleştirilmelidir.
– Bel fıtığı bel ağrılarının en sık nedenlerinden biridir. Halk arasında bel kayması, disk kayması, omurilik sıkışması gibi isimlerle de duyabilirsiniz. – Bel fıtığı, omurgalar arasındaki kıkırdağın aşırı zorlama nedeniyle yerinden kayarak omurilik kanalı içine doğru girmesi, bacaklara gelen sinirlere ve omuriliğe baskı yapması sonucu oluşan bir hastalıktır. Hangi omurga kemikleri arasında oluşmuşsa o bölgenin adıyla anılır. – En sık L4-5 ve bunun bir altında bulunan L5-S1 mesafeleri arasında bel fıtığı oluşur. – Alttaki 4 bel omurundan çıkan sinir köklerinin bazı dalları birleşerek siyatik siniri oluşturur. Siyatik sinir kısa bir mesafe leğen kemiğinin arka duvarı boyunca karında seyrettikten sonra kalçanın ortasından dışarı çıkar ve bacağın arkasında orta hattı boyunca aşağı doğru iner. Bu nedenle bel omurlarındaki bir takım hastalıklarda ( bel fıtığı, bazı tümörler gibi) ağrı kalça içinden bacağa doğru hissedilir.
BEL FITIĞI NEDENLERİ
Genetik faktörler: Son yıllarda bel fıtığı hastalarında muhtemel bir genetik bozukluk olabileceği fikri üzerinde ciddi şekilde durulmakta ve yapılan araştırmalarda buna ait bazı ipuçları elde edilmektedir. Ailevi eğilim: Bu konuda net veriler olmamakla birlikte disk hastalıklarında ailevi bir eğilim genellikle saptanabilir. Yaş: Diskler yüksek oranda su içerir. İnsanlar yaşlandıkça su içeriği azalır ve disk daha sert bir hal alır ve yüksekliği azalır. Daha sert diskler fıtıklaşmaya daha eğilimli olur. Aşırı ağırlık: diskin ortasındaki jöle kıvamlı çekirdeği sıkıştırarak halkayı kırarak dışarı çıkmaya zorlar. Kötü duruş-oturuş pozisyonu Hatalı yük kaldırma
BEL FITIĞI TÜRLERİ Bel fıtığı pratik olarak 3 şekilde görülür. Bu ayırım tedavide önemlidir.
1. Başlangıç halindeki bel fıtığı 2. Orta safhada bel fıtığı 3. İlerlemiş safhadaki bel fıtığı
1. Başlangıç Halindeki Bel Fıtığı: Kıkırdak henüz etrafındaki kapsülü yırtmamıştır. Dolayısıyla bir balon gibi sinire baskı yapar. Hastada sadece bacak ve bel ağrısı vardır. Hasta bu dönemde ilaç, , istirahat veya egzersizlerden fayda görür. Bu dönemdeki tedavi uygun yapılmaz ise, fıtık ilerleyebilir.
2. Orta Safhada Bel Fıtığı: Omurgalar arasındaki kıkırdak etrafındaki kapsülü daha da iterek omurilik kanalına taşmıştır. Bu taşan parça bacaklara gelen sinirin altına girerek sinir üzerinde baskı yapar ve ağrıya neden olur. Bu safhada tedavi ve önlemler daha önemlidir.
3. İlerlemiş Safhadaki Bel Fıtığı: Omurgalar arasındaki kıkırdak etrafındaki kapsülü yırtarak omurilik kanalına çıkmıştır. Yerinden çıkan bu parça bacaklara gelen sinirin altına girerek sinir üzerinde baskı yapar ve şiddetli ağrıya neden olur. Bu safhada omurilik kanalına çıkan kıkırdak parçasını ilaç veya manuel tedavi ile ortadan kaldırmamız genellikle mümkün değildir. Özellikle ayakta kuvvet kaybı da varsa hastalarımıza vakit kaybetmeden mikrocerrahi ile ameliyat öneriyoruz.
DİSK PROBLEMLERİ
BEL FITIĞI BELİRTİLERİ
Her beş kişiden 4’ü hayatının bir döneminde bel ağrısı çekmektedir. Yalnız ağrı bel fıtığı demek için yeterli değildir. – Ağrı: Hastalar belinden kalçasına ve bacağına doğru yayılan ağrıdan şikayet ederler. Bu ağrı ayak topuğuna ve parmaklara kadar uzanabilir. Özellikle bel fıtığında ağrı şikayeti öksürmekle veya ıkınmakla artar. Bu bel fıtığı teşhisi için önemli bir bulgudur.Bazı hastalar bacağının arka kısmından bir iple çekildiğini söylerler. Hastanın beli bir tarafa doğru eğilebilir. – Kuvvet kaybı: Bazı vakalarda ayak bileğinde kuvvet kaybı gelişmeye başlar. Hastaya ayak parmaklarının ve topuklarının üzerinde yürümesi söylendiğinde parmaklarının veya topuğunun üzerine kalkamaz. Bu bölgelere gelen sinirlerin baskı altında kalması nedeniyle ayak bileğinde kuvvet kaybı oluşmuştur. Tedavi edilmezse ayak bileğinde felç meydana gelebilir. Hastalar yol yürüdüklerinde önlerine çıkan küçük bir engelde ayak bileklerinin döndüğünden şikayet ederler. – His kaybı: Hastanın ağrı duyduğu bacağının ayak üstünde ve parmaklarında his kusuru (uyuşukluk) mevcuttur. – İdrar veya büyük abdest tutamama: Nadiren de olsa çok ilerlemiş vakalarda idrar ve büyük abdestini yapmakta zorluklar veya tutamama oluşabilir. – Cinsel fonksiyon kaybı: Yine çok ilerlemiş vakalar da cinsel fonksiyonlar olumsuz yönde etkilenir. Özellikle erkeklerde penis sertleşmesinde sorunlar meydana gelebilir.
BEL FITIĞINDA TANI
– Hikaye: Tıbbi hikaye tanıda en önemli ipuçlarını sağlar. Genellikle, az veya çok bel ağrısını takiben bacağa vuran ağrı hikayesi vardır. Genellikle ağır kaldırma gibi bir olay sonrası ilk bulgular hissedilirse de, uzun süren sabahları kalktığında bel ağrısı ve sertliği ardından belirgin bir zorlama olmaksızın ani başlayan vakalar da az değildir. – Fizik muayene: Genellikle tanıyı sağlar. Muayene ile hangi sinir kökünün sıkıştığı, bu sıkışmanın ciddiyeti rahatlıkla saptanabilir. Tedavi yönteminin seçiminde muayene bulguları esastır. – Radyolojik inceleme: Basit bir radyolojik inceleme ile omurga mekaniğini etkileyen, bel ağrısı ile karakterize doğumsal omurga hastalıkları (% 5-10 a varan oranlarda görülebilir), kireçlenmeler, omurga kaymaları, bazı tümörler tanınabilir.
MR ve EMG gibi tetkikler tedaviye yanıt vermeyen, sık nüks eden, muayene bulguları ile cerrahi karar verilen vakalarda ayırıcı tanı ve operasyon stratejisi açısından gerekebilir.