Blog

  • Beyin tümörü ameliyatı sonrası olası komplikasyonlar

    Hasta ameliyat sonrası önce anestezi bölümünün hasta uyandırma ünitesine, sonrasında ise genellikle yoğun bakıma alınır, bilinci açık hastaya yoğun bakımdaki ilk geceyi geçirdikten sonra durumuna uygun beslenme rejimi başlanır ve hasta yürütülür. Hastaya birinci gün kontrol beyin tomografisi (BT) çekilip genellikle ikinci gün normal odasına alınır. Odasında da ortalama üç-beş gün kalan hasta taburcu edilir. Ameliyat sonrası hastada en sık rastlanılan şikayet baş ağrısı, halsizlik ve yorgunluk hissidir. Baş ağrısı birkaç gün sürebilirken, halsizlik süreci daha fazla sürebilir.

    Cerrahi sonrası olabilecek komplikasyon da tümörün cinsi, yerleşim bölgesi, hastanın yaşı ve genel durumundan bağımsız değildir. Kanama, beyin ödemi, nöbet, çok şiddetli baş ağrısı, bulantı, kusma, kanama, mevcut nörolojik durumun daha da kötüleşmesi, görme, konuşma ve algılamada bozulma, hidrosefali, kol ve bacaklarda şişlik, kızarıklık, yara yerinin geç iyileşmesi, enfeksiyon, emboli ve psikiyatrik sorunlar olası ameliyat komplikasyonlarından bazılarıdır. Bu komplikasyonların çoğunluğu beyin ameliyatı sonrası tıbbi bakım ile düzelebileceği gibi bazıları inme (felç), ciddi entellektüel işlev bozukluğu, yatağa bağımlılık şeklinde kalıcı da olabilir. Ancak unutulmaması gereken en önemli nokta; beyin tümörünün hayatı tehdit ediyor olmasıdır.

    Beyin Tümörü Takibi ve Öneriler:

    Hastaya epilepsi (sara) hastalarında kullanılan ilaçlardan birisi başlanıp, bu ilacı düzenli kullanması istenebilir. Bu durumda her üç ayda bir tam kan ve karaciğer fonksiyon testleri yapılarak hastanın kontrol edilmesi gerekir. Tümör iyi huylu ise ve tamamı çıkarılmışsa genellikle ilk ve altı aylık kontrollerden sonra yılda bir kez kontrol yapılması yeterlidir. Kötü huylu tümörlerde ise beyin cerrahı, tıbbi onkolog (kanser ilaçları ile tedavi konusunda uzman), radyasyon onkoloğu (kanserin ışın tedavisi konusunda uzman), fizik tedavi ve rehabilitasyon bölümlerinin de takipleri göz önünde tutularak kontrol zamanlarının belirlenmesi uygun olur. Hastanın takip döneminde herhangi bir ekstra sorunu olması durumunda kontrol süresini beklemeden, tedavi olduğu hekime başvurması gerekir. Radyoterapi sonrası ciltte kızarıklık, deri hassasiyeti, saç dökülmesi, bulantı, kusma da görülebilir.

  • Beyin tümörü cerrahisi için çağdaş yöntemler

    Hastanın ameliyat öncesi çekilen Bilgisayarlı Beyin Tomografisi (BT) ve Manyetik Rezonans (MR) görüntülerinin ameliyat odasında canlı olarak, Nöronavigasyon sistemi adındaki özel bir bilgisayar sistemine aktarılması; gerekli koordinatlar belirlenerek hastanın hedef organının (beyin, omurilik, omurga gibi) 3 boyutlu yapısının sanal ortamda yeniden oluşturulması ve hastaya yapılacak girişimin bu ortamda planlanması ardından çok özel aletler sayesinde; cerrahın o an beynin neresine dokunmakta olduğunun ekranlarda görülebilmesi; aynı denizcilikte uydu yardımıyla yön bulma ‘Navigasyon’ sistemi olan GPS (General Positioning System- Küresel konumlandırma sistemi) gibi artık yaygın olarak beyin cerrahisi ameliyatı için de kullanılmaktadır. Uçsuz bucaksız denizde bu sistem yardımıyla rotada en ufak bir sapma olmadan istenilen yere ulaşıldığı gibi, Nöronavigasyon sistemi de beyin cerrahlarının uydusu olarak ameliyatlarda en doğru yolun bulunmasını sağlamakta ve gereksiz doku hasarlarını engellemektedir. Özellikle metastatik yani vücuttaki kanserin beyine yayılması sonucu ortaya çıkan çok sayıdaki küçük tümörlerin hepsinin birden güvenli bir şekilde çıkarılması da, bu sistem sayesinde artık mümkün olmakta ve hastanın yaşam süresi belirgin şekilde uzamaktadır.

    Ultrasonik aspiratör cihazı ile, beyin ameliyatı sırasında sadece temas ettiği yüzey üzerinde etkili olan ses dalgaları sayesinde; sadece tümör dokusunun parçalanması, ama normal beyin dokusuna ve damarlara zarar verilmemesi sağlanabilmektedir. Bu cihaz sayesinde ameliyat süresi kısalır, ameliyat sırasındaki kan kaybı azaltılır, komplikasyonlar azaltılır, dolayısıyla ameliyat sırasında ve sonrasında çıkabilecek problemler en aza indirilmiş olur.

    Cerrahi sırasında kullanabildiğimiz yumuşak dokuları açan gelişmiş Bipolar Koter, kafatası kemiğini yerinden çıkaran çok yüksek devirde dönebilen elmas uçlu matkap ve testereler, tümörü çıkarma evresinde görme keskinliğimizi 40 kat artırabilen ve en gelişmiş denge sistemlerine sahip Ameliyat Mikroskobu, yine ayrıntılı görme gücümüzü artıran ileri teknoloji ürünü beyin endoskopları, ameliyat sırasında tümörü görüntülemekte kullanılan Ultrasonografi cihazları, yine ameliyat sırasında tümörün iyi huylu mu yoksa kötü huylu mu olduğunu anlamamızı sağlayan Frozen Section uygulamaları, tümörü çıkardıktan sonra beyin zarını kapamamıza yardımcı olan gelişmiş doku yapıştırıcılar, kafatası kemiğini yerine geri koymamızı sağlayan titanyum vida ve plak sistemleri, cildi temiz ve hızlı kapamamızı sağlayan stapler sistemleri, beyin içindeki basıncı gerek ameliyat sırasında, gerekse ameliyat sonrasında sürekli olarak ölçebilmemizi sağlayan kateter ve basınç ölçüm sistemi, ve tüm operasyon seyrinin DVD disklerine kaydedilip saklanabilmesini sağlayan görüntüleme teknikleri gibi modern tıbbın en son gelişmeleri sayesinde günümüzde beyin ameliyatı yüksek başarı oranları ile yapılabilmektedir.

    Tümör tedavisinde ameliyattan sonra kemoterapi ve ışın tedavisi gibi olanakların başarıyla kullanılabilmesi ve bu şekilde ömrün uzatılabilmesi tümör dokusunun cerrah tarafından tümüyle çıkarılabilmesine bağlıdır. Artık günümüzde beyin tümörleri hem tümüyle çıkarılabilmekte hem de hastaların ameliyattan sonraki bilinç durumları tamamen düzeltilebilmektedir.

  • Beyin tümörü nedenleri, tanı ve tedavisi

    Beyin Tümörü Nedenleri;

    Beyin tümörü olgusuna yol açan nedenler konusunda birçok çalışma yapılmaktadır. Kesin suçlanacak bir neden, henüz yok denecek kadar azdır. Ancak bazı etkenlerin beyin tümörü gelişmiş hastalarda daha sık rol aldığı bilinmektedir. Bu etkenler erkek cinsiyet, beyaz ırk, 65 yaş üstü olarak sıralanabilir. Radyasyona maruz kalmanın, radyasyon tedavisinin beyin tümörü riskini artırdığı bilinmektedir. Bazı tip beyin tümörü de ailevi geçiş gösterir. Plastik ve tekstil sanayisinde kullanılan bazı hammaddeler ve cep telefonları da risk faktörü olarak belirlenmiştir.

    Beyin Tümörü Belirtileri:

    Beyin tümörü olan hastalar baş ağrısı, kusma, bulantı, görme bozukluğu, bilinç bozulması, havale geçirme, kol ve bacaklarda güçsüzlük, sinirlilik, iştahsızlık, işitmede azalma, düşünme- konuşma ve kelime bulmada güçlük ve/veya yavaşlama, kişilik ve davranış değişiklikleri, denge kaybı, baş dönmesi, sersemlik, unutkanlık, anlamada yetersizlik, yazamama gibi yakınmalardan biri ya da bir kaçı ile başvurabilirler. Baş ağrısı (genellikle sabahları daha şiddetlidir) ve nöbet ise en sık görülen bulgulardır. Beyin tümörü hiçbir bulgu vermeden, günümüzde beyin MR’ı çekilmesi gereken başka durumlarda tamamen tesadüf eseri de tespit edilebilir, bu tip tümörler genelde iyi huyludur.

    Beyin Tümörü Tanı Yöntemleri:

    Klinik değerlendirmede, bilgisayarlı beyin tomografisi (BT) ya da manyetik rezonans görüntüleme (MR) tetkikleri ile, beyin tümörü olgusunun genellikle iyi veya kötü huylu olup olmadığı köken aldığı bölgeye ve genel yapısına bakılarak tahmin edilebilir. Tümör sınırlarının ve özelliklerinin daha iyi tanımlanması amacıyla bu tetkikler kontrast madde verilerek de tekrarlanabilir. Manyetik Rezonans Spektroskopi (MRS) ile beyinde belirlenen bir bölgeye ait biyokimyasal değişikliklerin saptanması, Difüzyon Tensor Görüntüleme ile beyinin beyaz cevher yollarındaki su akımının ölçülmesi, Fonksiyonel Manyetik Rezonans Görüntüleme (fMR) ile beyinin özel işlev gören alanlarının saptanması ve Anjiogram incelemesi ile beyin atar ve toplardamarlarının gösterilmesi gerekebilir. Tanıda yardımcı olabilen bazı tetkikler arasında doğrudan kafa grafileri, EEG, tüm vücut kemik sintigrafisi, PET-BT, hormon incelemeleri de sayılabilir. Kesin tanı ise, tümör biyopsisi ile elde edilen örneğin veya cerrahi ile çıkarılan tümör dokusunda üç-sekiz gün sürebilen patolojik inceleme sonrası konur.

    Beyin Tümörü Tedavi Yöntemleri:

    Genellikle cerrahi olarak tümörün çıkarılması, beyin tümörü olgularının neredeyse tamamı için ilk seçenek olarak düşünülmelidir. Boyutları küçük, beynin derin yerleşiminde olan meningiom eğer hasta için şikâyet yaratmıyorsa beyin cerrahı tarafından takipte tutulabilir. Tümörlerin az bir kısmında ise komplikasyon oranının yüksek olması nedeniyle kısmi çıkarım ya da radyoterapi ve takip önerilmektedir. Özellikle yüksek evreli glial tümör tanısı biyopsi ile kesinleştikten sonra; her biri kendi içerisinde tedaviye farklı yanıt veren bu tümörlere farklı şekillerde yaklaşılmaktadır. Bazı tümörlerin kemoterapi ve ışın tedavisine çok uzun bir süre üremeyerek yanıt verdikleri görülürken, beyin dokusundan köken almış yüksek evreli bazı beyin tümörlerinin bu tedavi yöntemlerine yanıt vermeme ihtimali de vardır. Bir de beyin dokusunda tümör çıkarıldıktan sonra oluşan boşluğa, yavaş salınımlı kemoterapi ajanları yerleştirilebilmektedir. Beyin sapı yerleşimli lezyonların bir kısmı cerrahi olarak çıkarılabilirken, bir kısmında ise radyo-cerrahi (Gamma knife, Cyber knife, Linac) uygulanabilir. Kısaca tümörün huyu ve yerleşim yeri, hastanın yaşı, genel durumu ve ek sistemik problemlerin varlığı, cerrahiye karar vermeyi ve cerrahi olarak tümör çıkarımının sınırlarını belirler.

  • Beyin tümörleri !

    Beyin Tümörleri
    Beyin Cerrahinin önemli bir hastalık grubunu beyin tümörleri oluşturmaktadır. En basit anlatımıyla beyin tümörü, beyindeki anormal hücrelerin çoğalımı ve kitle oluşturmalarıdır. Beyin tümörü, kafatası içerisinde karakterine göre düzensiz ya da düzenli bir biçimde büyüyerek beyin üzerine baskı yapar; ve genişleme, büyüme imkânı olmayan kafatası içerisinde bulunduğu bölgeye ve baskı altında tuttuğu beyin alanına göre belirtiler verir; fakat öncelikli olarak beyin-omurilik sıvısı akışkanlığını bozup veya akımı tamamen durdurup kafa içi basıncının artmasına bağlı bulgular gösterir. Genel olarak beyin tümörlerini kötü huylu ve iyi huylu olarak sınıflandırabiliriz.

    Kötü Huylu Beyin Tümörü:

    Glial Tümörler: En sık görülen beyin tümörü yani beyin kanserlerinin çoğunu bunlar yapar. Kontrolsüz çoğalma özelliği olan hücreleri içerirler. Hızla büyüyüp çevrelerindeki sağlıklı dokunun içine uzanır, çok nadir de olsa omuriliğe, hatta vücudun diğer organlarına da yayılabilirler. Bunların klinikte nasıl seyredeceğini anlamak üzere evrelendirilmesi dört grupta yapılır: Evre I ve Evre II “düşük evreli” olarak adlandırılırken, Evre III (anaplastik astrositom) ve Evre IV (glioblastoma multiforme) ise “yüksek evreli” kabul edilir. Bu gruptaki bazı diğer tümörler; ependimom, medulloblastom, oligodendrogliomdur. Sağkalım süreleri ise patolojik evreleme (yani normal olmayan dokunun bazı özel boyama ve üretme teknikleri ile mikroskop altında incelenmesi), radyoterapi, kemoterapi alıp almama durumu, tedaviye yanıt ve yaş ile ilişkilidir. Düşük evreli glial tümör sağkalım süresi uzunken, yüksek evreli glial tümör için çok daha kısadır. Ayrıca düşük evreli tümörler yüksek evreli tümörlere dönüşebilir.

    Metastatik beyin tümörü :Vücudun başka yerindeki bir tümörün beyne yayılması sonucu gelişen tümörlerdir. Metastatik beyin tümörleri kan yoluyla yayılım gösterir ve en fazla akciğer, meme, kalın bağırsak, mide, cilt ya da prostat kanserlerinden kaynaklanırlar. Bazı hastalarda beyinde birden fazla alanda metastatik odak ta saptanabilir. Onkoloji kliniklerinde tanı konup, tedavi amacıyla yatırılmış hastaların %20-40’ında beyin metastazı görülmektedir. Bu oran tüm beyin tümörlerinin %10’unu oluşturur. Metastatik beyin tümörleri, diğer beyin tümörlerinden 4 kat daha fazla görülürler. Metastatik beyin tümörü riski 45-65 yaş aralığında artar, 65 yaş sonrası ise en yüksek orana ulaşır. Önce lokal anestezi ile yapılabilen stereotaksik cerrahi ile biyopsi alınarak kesin tanı konması tedavi seçimini kolaylaştırır. Bazı kanser türleri, başka organda yerleşik birincil kanserin saptanmasından yıllar sonra beyne metastaz yaparlar. Ancak çoğu beyin metastazı, birincil tümörün saptanmasından önce beyin dokusuna yerleşir. Bazı hastalarda da, beyinde metastaz saptandığı halde başka organda yerleşik birincil tümör bulunamaz. Kötü huylu beyin tümörü tedavi seçenekleri; cerrahi girişim, ışın tedavisi, ilaç tedavisi yani kemoterapi ve radyo-cerrahidir. Tedaviye yanıt ise tümörün köken aldığı odak, yayıldığı organ sayısı, metastatik lezyon sayısı, hastanın yaşı, ek hastalık bulunup bulunmaması gibi faktörlerle ilişkilidir.

    İyi Huylu Beyin Tümörü:

    Bunlar genellikle kafatası içinde ama beyin dokusu dışında gelişen tümörlerdir. Meningioma (bu grubun önemli bir kısmını oluşturmak üzere), hipofiz adenomu, kraniofaringioma, dermoid ve epidermoid tümörler, hemanjioblastom, kolloid kist, subependimal dev hücreli astrositom, nörinom bu grubun en sık karşılaşılan lezyonlarıdır. Yavaş büyürler, çoğunlukla belirgin sınırları vardır, nadiren yayılım gösterirler, ancak diğer organlardaki iyi huylu tümörlerin aksine; iyi huylu beyin tümörü beyin gibi bir organda yerleşmiş oldukları için bazen hayatı tehdit edecek durumlara neden olabilirler. Bazıları nadir de olsa kötü huylu tümöre dönüşebilirler.

    İyi huylu tümör genellikle çevrelerindeki beyin dokusuna yayılım göstermedikleri için ameliyatla tam çıkarılabilme şansları yüksektir. Ancak az oranda da olsa yeniden ortaya çıkabilirler.

    Çocukluk Çağı Beyin Tümörü:

    Çocuklarda beyin tümörü farklı hücre gruplarından ve erişkine göre beynin daha farklı bölgelerinde gelişirler. Çocukluk beyin tümörü erişkinlere göre daha erken tanınabilirler. Çocuklarda düşük evreli kötü huylu tümör, yüksek evreli hale dönüşebilir ama bu daha seyrektir. Beyin tümörü tüm çocuk kanserlerinin %21’ini oluştururlar. Her yaş çocuk beyin tümörü görülebiliyor olmasına rağmen, 7 yaş altı daha riskli bir dönemdir. En sık görülen çocuk beyin tümörü “gliom” dur. Bu tümörler beyincikte yer aldıklarında medulloblastom olarak adlandırılırlar ve hızla büyüyerek beyin omurilik sıvısı akışını engelleyerek kafa içinde basınç artışına neden olurlar. Medulloblastom beynin diğer kısımlarına ve omuriliğe de yayılabilir.

  • Bel ağrısında tanı nasıl konur?

    Bel ve bacak ağrısı ile seyreden hastalıklar çok çeşitlidir. Yani bel ve bacak ağrısı bulunan her hastaya “Mutlaka bel fıtığı !” peşin hükmü ile yaklaşmak doğru değildir. Bel fıtığı tablosunu taklit eden pek çok hastalık vardır. Basit bir spor yaralanması romatizma, enfeksiyon hastalıkların, kanser ve bel kayması gibi birçok hastalık bel ve/veya bacak ağrısı ile seyredebilir.

    Mesela mekanik bel ağrısı grubuna soktuğumuz ve en sıklıkla görülen bel ağrısı Kas-İskelet Sistemi hastalıklarına bağlıdır. Çoğunlukla kaslarda, bağ dokusunda veya eklemlerdeki ufak hasarlanmalar ile oluşur. Bunun yanı sıra kötü ve hatalı vücut duruş şekli, bir bacak kısalığı, beldeki omur ve kıkırdakların az oksijenlenmesine neden olduğu için sigara kullanımı, stres gibi psikososyal faktörler de nedenler arasında sayılabilir.

    Daha ciddi olan grupta bel ağrısı yakınmasına en sık yol açan rahatsızlıklar ise bel fıtığı (lomber disk hernileri), disk dokusunun yıpranması (dejeneratif disk hastalığı), bel kayması (lomber spondilolisthezis), bel omurga kanal daralması (lomber dar kanal, stenoz) gibi durumlardır. Bunların dışında çok daha az görülen, ama omurganın ciddi rahatsızlıkları olan tümör, enfeksiyon, travma, kemik erimesine (osteoporoz) bağlı omurga kırığı sayılabilir.

    Bu sebeple önce teşhisin ne olduğu net olarak ortaya konmalıdır. Çünkü tedavide başarıya giden yol her şeyden önce doğru teşhisten geçer. Bel ağrısı araştırılmasında düz röntgen filmlerinin önemi günümüzde azalmış olmakla birlikte özellikle dinamik problemlerin incelenmesinde hareketli filmlerin yeri hala doldurulamamıştır. Günümüzde güçlü manyetik rezonans cihazları (MR) ve EMG dediğimiz tetkik tercih edilmekte ise de bazen kemik dokusuyla ilgili patolojilerde bilgisayarlı tomografiye (BT) de başvurulur. Özellikle ameliyat sonrası dönemde gerçekleştirilen çekimlerden elde edilen görüntülerin yorumlanması tecrübe gerektirir.

    Bazen bel fıtığı ile hayati önem arz eden diğer birtakım hastalıkların ayırıcı teşhisini yapabilmek için kemik sintigrafisi; ve kemiklerin kuvvet ve yoğunluğu hakkında fikir edinmek ve osteoporoz teşhisini kesinleştirmek amacıyla kemik yoğunluk ölçümlerine de başvurulabilir.

  • Bel ve sırt ağrısı

    Bel vücudumuzun ağırlığını taşıyan ve aynı zamanda günlük aktivitemiz içerisinde gövdemizin hareketli olmasını sağlayan bir yapıdır. Bel 5 adet omur ve bu omurları birbirine bağlayan kıkırdak yastıkçıklar (disk), eklem yapıları ve bunlara destek olan yumuşak dokulardan oluşurr. Bel omurları içerisinden bacakların kas kontrolünü sağlayan, bacakların duyusunu taşıyan ve idrar, gaita ve seksüel fonksiyonların kontrolünü sağlayan sinirler geçer.

    Belde yer alan omur, disk ve yumuşak dokularda gelişen herhangi bir olay bel ağrısı yapabilir. Bel ağrısı, günümüzde bireyin günlük aktivitesini kısıtlayan en önemli nedenlerden birisidir. İnsanların yaklaşık % 80’i hayatları boyunca en az bir defa bel ağrısı ile karşılaşmaktadır. Bel ağrısı gelişmiş toplumlarda görülen kronik hastalıklar arasında kalp hastalıklarından sonra ikinci sırayı almakta ve cerrahi tedavi yapılan hastalıklar arasında beşinci sırada bulunmaktadır. Ağrı bazen haftalar hatta aylarca sürmekte, hastaların iş hayatları altüst olmakta, aile ve sosyal yaşantıları bu olaydan ciddi şekilde etkilenebilmektedir.

    Bel ağrısı en sık 20-40’lı yaşlarda görülmektedir. Bel ağrısı akut ve kronik olmak üzere 2 gruba ayrılabilir. Akut bel ağrısı durumunda genellikle ağrı birkaç gün içerisinde azalır ve birkaç hafta sonra tamamen geçer. Ağrı 3 aydan daha fazla sürerse bu ağrıya kronik bel ağrısı denir. Bel ağrısı olan hastaların %90’ının yakınması ilk 4 hafta içinde kendiliğinden geçerken ancak %5’i kronikleşir. Bu tip ağrılara genel olarak “Mekanik bel ağrısı” da diyoruz.

    Çoğu bel ağrısı durumunda ağrının nedeni öykü ve klinik muayene ile anlaşılır, yardımcı incelemeler ve radyolojik tetkiklerde bir şey bulunamaz. Bu nedenle bel ağrısı olan hastaların çoğunda ağrı yakınmaları birkaç gün içerisinde kendiliğinden gerileyeceğinden, çoğunlukla tetkik edilmelerine gerek yoktur. Bel ağrısı yakınmasıyla bizlere gecikmeden ulaşan hastaların büyük bölümü konservatif tedavi adı verilen cerrahi dışı metotlarla iyileşebilmektedir. Akut bel ağrısı nedeni olarak bel fıtığı, kas ve yumuşak dokulardaki aşırı gerilme düşünülüyorsa, bu hastalara yatak istirahati (5 günü geçmeyen) ve ilaç tedavisi önerilir.Ancak sahip olduğu bel ağrısı basit bir tedavi ile iyileşebilecek iken, bilinçsizce yapılan uygulamalar sonucu ameliyatlık hale gelmiş, daha da kötüsü ameliyata bile yetişemeden felç kalmış hastalar vardır.

    Tedavide başarıya giden yol doğru teşhisten geçer. Bunun için bel ağrısı bulunan hasta da ilgili uzman hekime müracaat etmelidir. Hekim hastanın şikayetlerini dinleyecek, muayenesini yapacak ve hastalığıyla ilgili tüm tetkik ve tahlilleri isteyecektir. Şu nedenlerle doktora başvuran hastalarda incelememize direkt grafi ile başlamak ve takibinde Manyetik Rezonans Görüntüleme (MR) hatta ilave kan tetkikleri ve kemik sintigrafisi yapmak gerekebilir: Tekrarlayan bel ağrısı atakları, kronik bel ağrısı, ağrı şiddetinin giderek artması, bel ağrısı ile beraber uyluk ve bacak ağrısı, uyuşukluk, güçsüzlük, istemli idrar ve gaita yapamama, seksüel fonksiyon bozukluğu gibi belirtilerin olması; istirahat ile geçmeyen bel ağrısı; bel ağrısı ile birlikte aşırı kilo kaybı, ateş, üşüme ve titreme olması.

    Ancak beyin cerrahi uzmanı bir doktor kesin olarak ameliyata karar vermişse artık ameliyatı geciktirmemek gerekir. Çünkü gecikme sonucunda bazen telafisi mümkün olmayan problemler ortaya çıkabilmektedir. Kuvvet kaybı gibi nörolojik bulgular olmamasına rağmen, uzun süren ağrı nedeniyle hastaların yaşam kaliteleri etkileniyorsa ağrı tek başına cerrahi girişim nedeni olabilir. Cerrahi girişim yöntemi seçilirken her hasta ayrı ayrı değerlendirilir ve o hastaya uygun teknik seçilir. Genellikle de operasyonun hiçbir safhasında dokulara çıplak gözle müdahale etmeyip, ciltten itibaren görüntüyü büyüten mikrocerrahi teknik veya endoskopik teknik ile çalışılmalıdır. Çünkü binlerce yıl evvel Hipokrat tarafından ortaya konmuş bir tedavi prensibi olan”Öncelikle hastaya zarar vermeyiniz” sözü bugün de geçerliliğini korumaktadır.

    Bel oldukça karmaşık bir anatomik yapıya sahiptir ve bel ağrısı yapabilecek pek çok neden vardır. Travma, bel ağrısı ve/veya bacak ağrısı yapabilen önemli sebeplerdendir. Travma şiddetine göre zedelenme yüzeysel dokularda kalabileceği gibi derine, omur kemikleri ve sinir elemanlarına kadar da ilerleyebilir. Kas ve yumuşak dokuların aşırı gerilmesine veya ufak yaralanmalara bağlı olan bel ağrısı (mekanik bel ağrısı) varsa ağrı kesiciler, kas gevşeticiler ve kısa süreli yatak istirahati tek başına çoğu olguda yeterlidir. Ancak omurga kırığı ve/veya bel kayması durumlarına yol açan daha ciddi travmaların tedavisi doğal olarak farklıdır.

    Doğuştan gelen birtakım yapısal bozukluklar ve omurga şekil bozukluğu da benzer şikâyetlere yol açabilir. Öte yandan omurga kireçlenmesi (dejeneratif değişiklikler) genellikle yaşlanmaya bağlı ortaya çıkarken, bazı kişilerde meslek ve genetik yapı da önemli rol oynar. Yaşlanma sonucu disk ve bağlarda oluşan aşınma, yırtılma, deformasyon bel ağrısı yapabilir. Hastanın şişman olması dezavantajdır. Bazen eklemlerin kalınlaşması, kireçlenme ve disk dejenerasyonu ilerleyerek sinir elemanlarının geçtiği kanal ve delikleri daraltır. Bu da ciddi şikâyetlere neden olabilir. Halkımızın “bel kayması” dediği spondilolistezis te bel ağrısı ve bacak ağrısına yol açabilir.

    İşte böyle bel fıtığı, bel kayması, spinal dar kanal gibi nedenlere bağlı bel ağrısı hastasında, sinirlere basıya bağlı bacaklarda güçsüzlük ve/veya istemli idrar ve gaita yapamama yakınmaları varsa, omurgada anormal hareketlilik (instabilite) varsa cerrahi girişim mutlaka gereklidir. Yok eğer sinirlere bası bulgusu yoksa ağrı kesici, kas gevşetici ve yatak istirahati (5 günü geçmeyen) önerilir.

    Çeşitli romatizmal rahatsızlıklar da önemli bir grubu oluşturur. Enfeksiyon hastalıkları da unutulmamalıdır. Bu hastalarda da sinirlere basıya bağlı bacaklarda güçsüzlük ve/veya istemli idrar ve gaita yapamama, anormal hareketlilik (instabilite) varsa cerrahi girişim yapılmalı, neden enfeksiyon ise ilave antibiyotik tedavisi verilmelidir.

    Bel ağrısı ve/veya bacak ağrısı dendiğinde insanların en çok korktuğu hastalıkların başında tümörler gelir. Bunların bir kısmı iyi huylu, bir kısmı ise kötü huyludur. Tümörler bizzat beldeki kemiklerden ya da yumuşak dokulardan köken alabileceği gibi komşu veya uzak organlardan yayılma yoluyla da gelmiş olabilirler. Bu nedenle sürekli bel ağrısı ve bacak ağrısı şikayetleri ciddiye alınmalı, en ufak şüphede ileri tetkiklere gidilmelidir. Tümöre bağlı bel ağrısında eğer sinirlere basıya bağlı bacaklarda güçsüzlük ve/veya istemli idrar ve gaita yapamama yakınmaları varsa veya omurgada anormal hareketliliğe (instabiliteye) yol açmışsa cerrahi girişim yapılabilir ve doku tanısına göre radyoterapi-kemoterapi önerilir. Yok eğer sinirlere bası bulgusu yoksa, öncelikle biyopsi ile tümörün tipi belirlendikten sonra duruma göre, cerrahi girişim ve/veya ışın tedavisi, kemoterapi yapılmalıdır.

    Kronik bel ağrısı sebebi olarak bel fıtığı, bel kayması, omurga kanal daralması, disk dokusunun yıpranması olan olgularda eğer ilerleyici nörolojik bulgular (kas güçsüzlüğü, istemli gaita ve idrar yapamama) varsa cerrahi girişim, yoksa öncelikle ağrı kesici, kas gevşetici ve kısa süreli yatak istirahatini takiben fizik tedavi, kas egzersizleri önerilir. Özellikle tekrarlayan bel ağrılarının önüne geçilmesi için hastanın fazla kilolarından kurtulması, varsa sigara içmeyi bırakması, bel- sırt ve karın kaslarına yönelik kas egzersizlerini düzenli ve sürekli yapması, uygunsuz duruş-oturma ve yatma pozisyonlarını düzeltmesi gerekmektedir.

  • Baziler invajinasyon

    • Kranioservikal bileşke anomalisidir. Odontoid proçesin ucu foramen magnumun üzerine çıkmıştır.

    • Konjenital veya edinsel olabilir. Sıklıkla platibazi ile birliktedir.

    • Foramen magnumun stenozu ve medulla oblangatanın kompresyonu nörolojik defisit ve hatta ölümle sonuçlanabilir.

    •Baziler invajinasyon ve baziler impresyon birbirinin yerine kullanılan terimlerdir fakat gerçekte impresyonda normal foramen magnum ve kemikten vertebral kompenentler yukarı doğru yer değiştir. İnvajinasyonda ise kafa tabanı yumuşaktır.

    •Sınıflandırma chiari malformasyonuna göre yapılır. Grup 1 de chiari yoktur grup 2de chiari mevcuttur.

    •Beyin sapı kompresyonu grup 1 de odontoid çıkıntıya bağlı iken grup 2de azalmış posterior fossa hacmine bağlıdır.

    Platabazi

    •Kafa tabanın anormal düzleşmesidir. Nasion-pituiter fossa merkezi-foramen magnum arasındaki açı 143 dereceden fazladır.

  • Chiari

    CHİARİ

    • Beyin sapı ve serebellumun konjenital kaudal yer değiştirme ile ilgili malformasyonlardır.

    • 4 tipi vardır.

    Chiari Tip 1:

    •En sık görülen tiptir. Kadınlarda erkeklerden daha sık görülür.

    •Diğer tiplerin aksine yetişkin çağa kadar asemptomatiktir. Semptomlar, tonsillerin iniş derecesine bağlıdır. 12 mm üzeri semptomatiktir.

    •İzole malformasyon olmasına rağmen çoğu malformasyon eşlik edebilir.

    •%35 vakada sirinx, % 35 vakada iskelet ve %30 vakada hidrosefali bulunur.

    •Tonsiller herniasyon ile posterior fossa içerik ve haci arasında uyumsuzluk vardır.

    •Chiari tip 1 tonsiller ektopiden ayırt edilmelidir. Tonsiller ektopi insidental saptanır ve herniasyon 3-5 mmdir.

    Radyolojik Özellikler

    •Foramen magnumun iç kenarları arasındaki (opistion-basion) hattı geçen tonsil herniasyonu ölçülür.

    •Foramen magnum üzeri normal

    •3 mm altı tonsiller ektopi

    •3-6 mm şüpheli(sirinx, hidrosefali varlığı bakılır

    •6mm chiari

    •Tonsillerin normal pozisyonu yaşla değişir. Yenidoğanda foramen magnumun altındadır. 5-15 yaş arası en alt noktaya ulaşır.

    Chiari Tip 2

    Omurganın ve posterior fossanın nispeten en sık görülen konjenital anomalisidir ve beyin sapı herniasyonu, küçük posterior fossa, açık lumbosakral spina bifida birliktedir. 1/1000 canlı doğumda görülür. Meningomyeloselli bebeklerin %95’inde chiari tip 2 vardır.

  • Parkinson hastalığının cerrahi (nöroşirürjikal) tedavisi

    Derin beyin stimülasyonu, beynin derinliklerindeki milimetrik boyuttaki özel alanların sürekli uyarılması (DBS) anlamına gelmektedir. Bu işlem, bir beyin cerrahisi ameliyatı olup, beynin derin yerleşimli belli çekirdeklerinin düşük voltajlı elektrik akımı üreten elektrodlarla uyarılması esasına dayanır. Bu cerrahi tedavi, parkinson hastalığı, esansiyel tremor, distoni gibi hareket bozukluklarında, kronik ağrı tedavisinde ve obsesif kompülsif, major depresyon gibi psikiyatrik hastalıkların tedavisinde kullanılmaktadır. DBS sayesinde beynin elektrik aktivitesi beynin özel çekirdeklerinde kontrollü bir şekilde değiştirilebilmekte ve tedavi sağlanmaktadır; istenmeyen etkiler gelişirse de beyne zarar vermeden ve kalıcı etki bırakmadan sistemin çıkarılması mümkündür. Uygun hastalara uygulandığında, kaliteli hayat süresinin arttığı, ilaçlara bağlı yan etkilerin azaldığı, mali yükün de önemli oranda azalıp hastaların konforlu hayat geçirmelerine önemli katkı yaptığı son yıllardaki çalışmalarda ortaya konmuştur. Beynin derin duyusal ve hareket merkezi olan talamus’un (Thalamus) VIM çekirdeği, subtalamik çekirdek (STN), ve bazal ganglia adıyla anılan çekirdek topluluğunun bir kısmı olan globus pallidus interna (Gpi) halen tedavide hedef olan ana noktalardır.

    Parkinson hastalığı Genellikle elli yaş sonrası erkeklerde daha sık görülen nöro-dejeneratif bir hastalık olup, beyinde dopamin adlı hormonu üreten beyin hücrelerinin ölümüyle ortaya çıkar. Substantia nigradaki bu hücrelerin kaybolması hareketten sorumlu çekirdek kümesi bazal gangliaya yeterli dopaminerjik sinyalin ulaşmamasına neden olur ve bu durum da beyin kabuğunun uyarıcı etkisini azaltır ve titreme (tremor), harekette yavaşlama (bradikinezi) denge bozulması, adalelerde sertleşme (rijidite) gibi şikayetlerin ortaya çıkmasına neden olur. Parkinson hastalığında ilaç tedavisi, L-dopa ve onu salgılatan ya da aynı etkiyi gösteren (agonist) ilaçlardır. DBS cerrahisi ise ilaç tedavisine iyi yanıt veren ancak ilaçların yan etkilerini tolere demeyen, ciddi psikiyatrik hastalığı ve bunaması (demans) olmayan hastarda düşünülmelidir. DBS cerrahisi, uygun seçilmiş hastalarda parkinson bulgularında ciddi oranda azalmayı ve hayat kalitesinde belirgin düzelmeyi sağlamaktadır.
    Hasta seçimi ve cerrahi öncesi prosedür Nöroloji uzman doktoru tarafından ilk muayene ve değerlendirme ve sonrasında Levodopa ilaç etkisinin, hasta ilaç altındayken (ON zamanı) ve ilaçsızken şikayetlerin değerlendirilmesi (OFF zamanı). Daha sonra cerrahiye uygun hastaların beyin cerrahisi uzmanıyla birlikte değerlendirilmesi ve detaylı beyin MR tetkiki yapılması ve nöropsikiyatrik değerlendirme. Bütün bulguların ve hastanın son olarak beyin cerrahisi, nöroloji ve psikiyatri uzmanınca değerlendirilmesi ve cerrahi tedaviye karar verilmesi.

    DBS cerrahi işlemi
    Özellikle son on yıl içinde MR teknolojisi ve nörokılavuzlama tekniklerindeki gelişmeler milimetrik boyuttaki beyin içi çekirdeklerin 1 milimetreden az oranda sapmayla nişan alınmasını ve elektrodların çok daha güvenle beyin içi yerleştirilmesini (elektrod implantasyonu) sağlayabilmektedir. Cerrahiden önce hastaya detaylı MR çekimi ve görüntülerin kılavuz yapacak makinaya yüklenmesi sağlanır ve uygun hedefler bu MR görüntüleri üzerinde üç boyutlu olarak belirlenir.

    Cerrahi işlem sırasında hasta genelde lokal sedo-analjeziyle daha nadir durumlarda da genel anestezi ile uyutulur ve anestezi derinliği, hareketleri kontrol edebilmek ve titreme, sertlik gibi şikayetlerin kaybolduğunu anlamak ve hastayla konuşmak için zaman zaman azaltılır. Kafatasında yarım santimetrelik bir burr hole yani delik açılarak uygun rotada (trajectory) 2 milimetrelik çubuk şeklindeki elektrod ilerletilerek uygun beyin çekirdeği nişan alınır ve doğru yerde olunduğu hem eş zamanlı MR görüntülerinden hem de nörofizyolojik olarak mikroelektrod kayıtlarına bakılarak kontrol edilir. Mikroelektrod kayıtlama, her bir beyin çekirdeğinin özel frekanslarda elektrik dalgası üretmesi prensibine dayanır ve uygun çekirdek içinde olunduğundan emin olunmasını sağlar.
    Elektrod uygun çekirdeğe yerleştirildikten sonra diğer ucu enerji üreten Pil’e yani battery’ye bağlanır ve bu pil gögüs bölgesinde cilt altına konarak kapalı bir sistem elde edilmiş olur. Pil ayarı dışarıdan kablosuz olarak yapılır.

  • Beyin tümörleri, nedenleri ve ameliyatı

    Kafa içinde gelişerek beni etkileyen tümörlere beyin tümörü (ur) denmektedir. Beyin tümörlerinin çoğunda neden tam olarak bilinmemektedir. Beyin tümörleri iyi huylu (benign) veya kötü huylu (malign) olabilirler.

    Bu tümörler kafa-içi basıncını arttırma yoluyla veya yerleşim yerine bağlı olarak beyin fonksiyonlarını bozarak çeşitli şikayetlere yol açarlar. Bu şikayetlerin sık görülenleri, baş ağrısı, kol veya bacakta güçsüzlük, epilepsi (sara) nöbeti geçirme, konuşma bozukluğu, davranış bozukluğu görme bozukluğu vb. olabilir.

    Beyin tümörü tanısı koyulan hastaların öncelikle bir beyin cerrahına (nöroşirürji uzmanı) gitmesi gerekmektedir. Beyin tümörlerinin çoğunda öncelikli tedavi tümörün cerrahi girişimle ameliyat mikroskobu altında çıkarılmasıdır (mikro-cerrahi rezeksiyon). Bazı kritik tümörlerde bu çıkarma işleminde navigasyon, intraoperatif-MRI gibi yardımcı yöntemlerin yararı olabilir.
    Bazı beyin tümörlerinin cerrahi yöntemle çıkarılmasında yarar bulunmamaktadır. Bu takdirde yine bir beyin ameliyatı olan “stereotaktik beyin biyopsisi” yapılması ve tümörün bu yolla cinsinin belirlenmesi hasta için daha az risk içermektedir.

    Beyin tümörü ameliyatı sonrasında hastaların bir kısmına radyasyon (şua, ışın) tedavisi verilmektedir (radyoterapi). Beyin tümörlerinde bazen ameliyat ve radyoterapi sonrası ilaç tedavisi (kemoterapi) verilebilmektedir; ancak kemoterapinin klinik etkinliği nispeten daha azdır. Diğer tedavi yöntemleri ise deneysel aşamadadır.

    Prof. Dr. Ali Savaş