Blog

  • Bir eşyayı yerden nasıl kaldırmalısınız?

    Sırt ve belinize ekstra bir çalışma yükü eklememek önemlidir. Bu ekstra gerginlik fıtığınızı ve ağrılarınızı daha da artırabilir.

    Bir boş kutu ya da bir düzine ağır kutu kaldırmanız arasında doğru kaldırma formunu uygulamadığınız taktirde yüklenme açısından hiç bir fark kalmayabilir. Doğru kaldırma şeklini uygulamada birkaç basit yönerge verelim:

    Kaldırırken belin düz bir şekilde durmasına, belinizi değil kalçalarınızın bükülmesine ve göğsünüzü dışarıda tutmaya dikkat edin. Bir cisim kaldırırken sırt ve belinize gereğinden fazla stres yüklememek için mutlaka kalçalarınızı kullanın.

    Kaldırmakta olduğunuz nesneyi olabildiğince vücudunuzun yakınında tutun.

    Ayrıca, kendi ağırlık limitlerinizi kendiniz belirleyin. Bir kutuyu kaldırabilmek için ağır olduğunu hissediyorsanız muhtemelen gerçekten çok ağırdır.

  • Omurga cerrahisinde yeni teknolojiler

    Toplumda sıklıkla görülen omurga hastalıkları hareket kabiliyetini kısıtlayarak yaşam kalitesini düşürüyor. Vücudun en çok yüke maruz kalan bölümü olan omurgada ortaya çıkan rahatsızlarda enstürmantasyon yani vidalama yöntemi hasta konforunu artırıyor. Omurga vidalama ameliyatlarında kullanılan O-Arm teknolojisi ise hata payına yer bırakmıyor.

    Vidalama ameliyatı yaygın kullanıyor

    Özellikle yaşlılığa bağlı omurga şekil bozukluklarında, omurilik kanalındaki basılarda, omurga tümörlerinde, çocukluk çağı ve gençlik dönemi omurga eğriliklerinde, omurganın bazı gelişimsel hastalıklarında ve travmaya bağlı kırılma ve çıkmalarda vidalama ameliyatı sıklıkla kullanılmaktadır. Omurgaya vida yerleştirmesi işlemi, kemiklerin birbirini taşıyamaz hale gelmesi sonrasında bir destek gereksinimi ortaya çıkması nedeniyle yapılmaktadır. Burada amaç desteğini ve dengesini kaybetmiş omurgaya yeniden sağlam bir yapı kazandırılmasıdır. Halk arasında “platin yerleştirme “olarak da bilinen bu ameliyatlarda, titanyum alaşımlı vidalar kullanılmaktadır. Platin olarak bilinmesinin aksine bu ameliyatlarda platin hiç kullanılmamıştır.

    3 boyutlu görüntü ile başarı oranı artarken hata payı sıfırlanıyor

    Omurgaya vida yerleştirilmesi gereken yer anatomik bölgeye göre değişmekle birlikte 1-2 mm hassasiyet ile tespit edilmelidir. Omurga vidalama ameliyatları yakın zamana kadar skopi denilen C kollu ve 2 boyutlu görüntü verebilen röntgen cihazıyla yapılmaktaydı. Bu ameliyatlarda vidanın istenmeyen bir bölgeye gitme ihtimali bulunduğu için yeni bir ameliyat riski doğuyordu. Ancak günümüzde 3 boyutlu tomografi görüntüsü alabilen Ameliyat sırasında kullanılabilenTomografi( O-Arm) teknolojisiyle gerçekleştirilen vidalama ameliyatlarında hata payının kalmadığı görülmektedir.

    Günümüzde otomobillerde kullanılan navigasyon sistemleri gibi tüm hedefleri ileri derecede hassasiyetle gösterebilen tıbbi Nöronavigasyon sistemleri mevcuttur. Bununla beraber O-Arm cihazıyla ameliyat sırasında steril şartlarda tomografi çekme imkanı bulunmaktadır. Bu sistemler birbiriyle senkronize şekilde çalışmaktadır. Ameliyat sırasında 1-2 mm’lik hassasiyet gerektiren vidaların güvenle yerleştirilmesi sağlamaktadır.

    Hasta kısa sürede ayağa kalkıyor

    Ameliyat sırasında tomografi çekilmesini sağlayan O-Arm cihazı ile gerçekleştirilen omurga vidalama ameliyatlarının farklı avantajlar da bulunmaktadır.

    • Her aşamada cerraha kritik bilgi verir, hastalığın tekrarlanma riski sıfırlanmış olur.

    • Hasta klasik yöntemlere göre daha fazla radyasyon almaz.

    • O-Arm görüntüleme sistemi, küçük kesiyle daha az girişimsel ameliyat imkanı sunduğu için hastaya hızlı iyileşme imkanı sağlar ve kanama azdır.

    • Bu sistem kompleks ameliyatların taşıdığı büyük riskleri en aza indirir.

    • Vidaya bağlı felç riski ortadan kalkmaktadır.

  • Her bacak ağrısı bel fıtığına mı işaret eder?

    Bel fıtığı veya lomber disk herniasyonu dediğimiz durum bel ağrısı ile başlayıp fıtıklaşmanın olduğu taraftaki sinir kökünü sıkıştırmasına bağlı o tarafta bacağa doğru yayılan ağrı yapar. Bel fıtığında hastalığın başlangıcında önce bel ağrısı olur, daha sonra ise hastalığın ilerlemesi ile bacak ağrısı gelişir. Bacak ağrısının görülme şekli bel fıtığı hangi bel omurları arasında ise o şekilde karşımıza çıkar. Örneğin; belde üçüncü ve dördüncü bel omurları arasında bir bel fıtığı varsa ağrı genellikle kalçadan bacağın ön kısmından dize doğru yayılırken, belde L5-S1 aralığında bir bel fıtığı varsa ağrı dizin altında ve ayağın dış kısmına doğru yayılmaktadır. Bel fıtığında ağrıya uyuşma, kuvvet kaybı ve refleks kaybı da eşlik eder. Bu bulgular yine ağrıda olduğu gibi fıtığın oluştuğu intervertebral aralığa göre (hangi bel omurları arasında olduğuna göre) değişiklikler gösterir.

    Sorumuza gelince her bacak ağrısı tabiki bel fıtığı değildir. Bazı hastalıklar bacağa vuran ağrı yaparak bel fıtığı ile karışabilir. Bunlara baktığımızda sakroileitis (sakroiliak eklemin iltihabi hastalıkları), kalça ve diz eklemlerinin artrozları (kireçlenmeleri), priformis sendromu (kalçada siyatik sinirin priformis kası tarafından sıkışması durumu), faset sendromu (belde omurlar arasındaki faset eklemlerinin hastalığına bağlı durumlar), siyatik sinirin veya bel omuriliğinden çıkıp bacağa doğru ilerleyen sinirlerin nöropatileri, belde omurilik kanalında darlık (spinal stenoz), lateral recess sendromu (belden çıkan sinirlerin omurilik kanalında değilde kanalın yan kısmındaki kanala (foramene) girişte sıkışması) ve omurilik kökenli tümörler, apseler, iltihaplanmalar gibi durumlar bacak ağrısı yapan en önemli nedenlerdir.

    Belden bacağa vuran ağrılar veya siyatik olarak adlandırılan bacak ağrıları öncelikle iyi bir hasta hikayesinin alınması ve sonrasında dikkatli bir fizik ve nörolojik muayene ile tanınabilir. Yukarıda bahsettiğimiz bacak ağrısına neden olan bir kısım hastalıkların tanısında aslında uygulanan bazı spesifik testler vardır ve muayene esnasında bunlar yapıldığında doğru tanıya yaklaşılır. Daha sonra istenen laboratuvar ve radyolojik incelemelerle (direk röntgen, tomografi ve MRG gibi) kesin tanı konularak bel fıtığı kökenli bacak ağrısı ile diğer hastalıklar birbirinden ayrılır. Bazen iki hastalık beraber olabilir (örneğin kalça kireçlenmesi ve bel fıtığı gibi); bu durumlarda hangi hastalık daha ön planda ise öncelikle o tedavi edilmelidir.

  • Bel sağlığı için ne gibi kurallara dikkat edilmelidir?

    >Hareketsiz kalmayın. Yetersiz hareket, vücuttaki doku ve organların gereği gibi beslenmesini düzenleyen, yaşam için önemli metobolizma olaylarını olumsuz yönde etkiler. Yeteri kadar hareket etmeyen organizmada, belli vücut bölgelerinin beslenmesi aksar ve metabolizma artıklarının vücut dışına atılması azalır. Yetersiz hareketin en önemli olumsuz sonucu, kas ve kemiklerin zayıf kalmasıdır. Hareketli olmak, tüm vücut fonksiyonlarını canlı tuttuğu gibi, aşınma, yıpranma ve kuvvet yitirilmesini de önler. Tüm eklemler gibi, omurga disklerinin beslenmesi de emme-basma tulumba mekanizmalarıyla gerçekleşir. Bu yüzden sürekli oturmak veya ayakta durmak bel hastası için sakıncalıdır. Vücut pozisyonunun sık sık değiştirilmesi, omurganın kemik yapısının ve disklerin daha iyi beslenmesini sağlar, dolayısıyla vaktinden önce aşınıp yıpranmasını önler.

    >Bel ve sırtınızı dik tutun. Omurga için en rahat ve uygun olanı bel ve sırtın düz durduğu pozisyondur. Güçlü bel ve karın kasları, belin düz durmasını kolaylaştırır. Bu nedenle de düzenli egzersiz gereklidir.

    >Kötü duruş sırtta kamburluğu, belde de iç çöküklüğü artırır. Erken dönemde kalıcı kambur oluşur.

    >Yerden bir şey alırken öne doğru eğilmeyin, çömelin. Omurganın en çok zorlandığı pozisyonlardan biri, gergin dizlerle öne eğilip yerden bir şey almaktır. En iyisi çömelmektir. Bu durumda omurga düz duracağı için çok daha az zorlanır.

    >Sizin için ağır cisimleri kaldırmayın. Ağır kaldırmak, belin alt bölgesindeki diskleri zorlar. Sık sık bel ağrısından yakınanlar, kesinlikle ağır yük taşımamalıdır. Eğer ağır bir yük taşıma zorunluluğu varsa, eldeki eşya olabildiğince vücuda yaklaştırılarak, hatta dayanarak götürülmelidir.

    >Taşıdığınız ağırlıkları ikiye bölün ve vücudunuza yakın tutun. Bu şekilde omurgaya binen yük eşit dağılacağı için diskler tek yönlü zorlanmayacaktır.

    >Otururken belinizi düz tutun ve sırtınızı bir yere dayayın.

    >Zamanın çoğunu oturarak geçiren insanlar, sürekli masa başında çalışanlar, sürekli araba kullanmak zorunda olanlar için bu önemli. Sürekli masa başında oturmak zorunda olanlar, ayakların altına küçük bir yükselti veya iskemle koysunlar ve kolları da koltuğun yanlarına dayasınlar. Otururken de sık sık pozisyon değiştirsinler.

    >Ayakta dikilirken dizleri gergin tutmayın. Yüksek topuklu ayakkabılar da beli çukurlaştıracağı için omurgayı zorlar. Topukları ve tabanları yumuşak ve alçak topuklu ayakkabı giyilmelidir.

    >Yatarken bacaklar gergin olmasın. Sırtüstü yatarken dizlerin altına konacak küçük bir silindir yastığın büyük yardımı dokunur. Yan yatarken de dizlerin arasına yastık konmalı. Yüzüstü yatış bel ağrısı olanlar için uygun bir pozisyon değildir.

    >Spor yapın, imkanı olanlar için yüzme bel ağrısında yapılabilecek en ideal spordur. (serbest, sırtüstü) Ayrıca hızlı tempolu yürüyüş yapılabilir ve bisiklete binilebilir.

    >Omurga kaslarını düzenli çalıştırın. Bu da düzenli egzersizle olur. Bu egzersizler hiçbir zaman zorlanarak ve sert yapılmamalıdır.

  • Bel ağrısı niçin önemlidir?

    Bel ağrısı günümüz toplumunun %60-85 inde hayatın her hangi bir döneminde görülebilen, sebebleri çok çeşitli olan bir sendromdur. Özellikle mekanik bel ağrılarında tedavi maliyetlerinin yüksek olmasının yanında, ağrının kronikleşmesinin hasta üzerindeki olumsuz etkileri çok önemlidir.

    Bel ağrıları yaygın sanılanın aksine, kaçınılmaz olan yaşlanmanın sonucu değildir. Tüm organlar gibi omurganın aşınıp yıpranması da fizyolojik bir olaydır. Omurganın zamanla esnekliği yitirerek sertleşmesi, gittikçe zayıflayan kaslara karşı ek dayanıklılık sağlayan bir denge unsurudur.

    Bel ağrısı bütün yaşlarda görülebilir. Hatta 15 yaşında dahi bel fıtığına bağlı bel ve bacak ağrısı gelişip ameliyat olan hastamız mevcuttur. Kronik hastalık tedavisi açısından kalp hastalıklarından sonra 2. sıradadır. Bel ağrısının önemi özellikle sanayi kesiminde ve çalışan toplumda ortaya çıkmaktadır. Ağrı nedeniyle iş günü ve iş gücü kaybı yüklü bir yekün tutmaktadır.

    Bel ağrısı olan hastaların % 70-80’i ilk akut ataktan sonra her hangi bir tedaviye gerek kalmadan iyileşebilmektedirler. % 20-30 unda ise 2. – 3. tekrar olabilmektedir. Burada önemli olan bu tekrarların gelmesini önlemektir. Çünkü tekrarlarla ağrı kronikleşir ve hasta bel ağrısı nedeniyle hiç iş yapamaz hale gelir. Bunu önlemek de belin eğitimi ile olur. Kişinin belini tanıması, belin hangi hareketle ne kadar zorlanacağını bilmesi, bel ağrısına yol açan risk faktörlerini, egzersizlerin ağrıda nasıl korunabileceğini öğrenmesi gereklidir.

    Bel ağrısının oluşumunda, omurgadaki yıllara bağlı aşınıp yıpranma yanısıra, omurganın uygun olmayan duruşu (kötü postür) ve beli zorlayan bedensel hareketler sorumludur. Bunun için günlük yaşantıda ve mesleki çalışmalarda doğal olmayan bedensel davranışların neler olduğu tanımlayıp, doğrusunu öğrenip omurganın aşırı zorlanmasını önlemek gerekir. Bel koruma prensipleri, yalnız akut ağrılı dönemde değil, tüm yaşam boyunca gereklidir. Üstelik bunlar, hiç de zor olmayan doğal davranışlardır.

  • Omurganın dejeneratif hastalıkları

    Omurganın dejeneratif hastalıkları yaşlanma süreci ile bağlantılı durumlardır. Son dönemlerde tıptaki gelişmeler ve hastalıklara yönelik tanı ve tedavi yöntemlerinin ilerlemesi ile toplumdaki yaşlı popülasyonda artış meydana gelmiş ve buna bağlı senilite ile ilişkili omurganın dejeneratif hastalıklarında da artış oluşmuştur. Bununla bağlantılı olarak omurganın dejeneratif hastalıklarının tedavisine yönelik çalışmalar hızla artmaktadır. Yaş ilerledikçe omurlar arasında yer alan disk dokusu yaşlanmaya, içerisindeki sıvı miktarı azalmaya başlar. Omurlar arasındaki disk dokusunun dejenerasyonu ile omurgadaki dejenerasyon (bozulma ve yaşlanma) süreci başlamış olur.

    Disk yapısının bozulması sonrasında omurlar arasındaki eklemlerde dejenerasyonlar ve eklem kapsüllerinde gevşemeler oluşur. Diskin dejenerasyonu sürecinde ilk karşılaştığımız durumlar disk dokusunun dış kısmını oluşturan annulus fibrosus dokusunda yırtıklar ve disk herniasyonlarıdır. Dejeneratif disk hastalığı tablosu annuler yırtıkların ilerlemesi ve diskin iç yapısında bozulmalar ile seyreder. Ağrılı bir durumdur. Disk herniasyonları (bel fıtığı) disk dokusunda dejenerasyon sonucunda oluşabilir; ama disk herniasyonları dejeneratif disk hastalığından tanı ve tedavi olarak farklılıklar gösterir. Bu dejeneratif süreç eğer ilerlerse karşımıza omurilik kanalında daralma (spinal stenoz), omurların birbiri üzerinde kayması (spondilolistezis) ve dejeneratif skolyoz tabloları çıkabilir.

    Omurganın yukarıda bahsedilen dejeneratif hastalıkları genellikle orta yaştan sonra (50- 55 yaş sonrasında) ilerliyerek karşımıza çıkar ve oldukça ağrılı bir süreçtir. Cerrahiye hastaları götüren neden genellikle uygulanan cerrahi dışı tedavilere rağmen (ilaç tedavisi, fizik tedavi, epidural steroid uygulamaları gibi) hastanın ağrılarının geçmemesi ve ilerlemesidir. Bu durum hastaların yaşam kalitesini olumsuz olarak etkilemektedir. Ağrı artışı ile birlikte genellikle radyolojik olarak hastaların omurgalarındaki bulunan patolojileri (kayma, skolyoz ve kanal darlığı) ilerlemektedir.

    Omurganın dejeneratif hastalıklarında her hasta ayrı olarak değerlendirilir ve cerrahi karar aşamasında riskler ve cerrahi faydalar detaylı olarak hastalar ve yakınları ile görüşülerek karar verilir. Karar verme sonucunda uygulanacak etkili cerrahi tedaviler ile hastaların ağrılarında azalma ve yaşam kalitelerinde artma gözlenecektir.

  • Omurga ve omurilik cerrahisi

    Omurga Cerrahisi

    Omurga cerrahisi dediğimiz zaman kafa tabanı-boyun omurga bileşkesinden başlayıp sakrum kemiğini içine alarak kuyruk sokumuna kadar uzanan tüm omurga bölgelerini içerir. Omurganın birçok hastalıkları en çok bel bölgesinde karşımıza çıkmakla beraber boyun omurgasında, sırt omurgasında ve sakrumda görülebilmektedir. Omurgayı tutan hastalıklar doğuştan olabileceği gibi sonradan da yaş ilerledikçe karşımıza çıkabilmektedir. Doğuştan olan omurga hastalıklarını oluşturan konjenital skolyoz, kifoz, kifo-skolyoz, omurganın gelişimsel bozukluklara bağlı görülebilen spina bifida, omurganın formasyon ve segmantasyon anomalileri bunlardan bazılarıdır. Adelosan idiopatik skolyoz ise gelişme çağında pubertede sıklıkla karşımıza çıkar ve bunların bir kısmı ilerleyerek cerrahi tedavi gereksinimi doğurur. Yaş ilerledikçe omurlar arasında olan disk dokusu yaşlanmaya, içerisindeki sıvı miktarı azalmaya başlar. Omurlar arasındaki disk dokusunun dejenerasyonu ile omurgadaki dejenerasyon (bozulma ve yaşlanma) süreci başlamış olur. Disk yapısının bozulması sonrasında omurlar arasındaki eklemlerde dejenerasyonlar ve eklem kapsüllerinde gevşemeler oluşur. Bu süreç ilerlerse eğer karşımıza omurilik kanalında daralma (spinal stenoz), omurların birbiri üzerinde kayması (spondilolistezis) ve dejeneratif skolyoz tabloları çıkabilir. Omurganın yukarıda bahsedilen dejeneratif hastalıkları genellikle orta yaştan sonra (50-55 yaş sonrasında) ilerliyerek karşımıza çıkar ve oldukça ağrılı bir süreçtir. Bunların dışında omurganın düşme veya trafik kazası sonrası görülen kırıkları ve kaymaları, omurga tümörleri, omurganın iltihabi hastalıkları (bakteriyel diskitis ve omurga tüberkülozu gibi) ve daha önce geçirilmiş omurga operasyonları sonrası gelişen bazı problemler (düz bel sendromu, psödoartroz, komşu segment hastalığı, başarısız bel sendromu) sayılabilir. Omurga cerrahisinde uygulanılan yöntemler; mikrocerrahi, endoskopik disk cerrahisi, minimal invazif cerrahiler, füzyonsuz enstrümantasyon teknikleri (dinamik stabilizasyon), total disk protezleri ve füzyonlu enstrümantasyon cerrahilerini içermektedir. Omurga cerrahisinde uygulanan bu teknikler hem hastanın kliniğine ve patolojisine, hem de cerrahın deneyimine ve tercihine göre değişebilmektedir.

    Omurilik Cerrahisi

    Spinal kord veya omurilik boyun bölgesinden başlayıp kuyruk sokumuna kadar uzanır. Omuriliğin cerrahi gerektiren hastalıklarının belirtileri görüldüğü omurilik segmentine ve yerine göre değişkenlik göstermektedir. Örneğin boyun bölgesinde omurilik tutulumu kollarda ve bacaklarda güçsüzlük ve hissizlik yaparken, sırt ve bel bölgesinde omurilik tutulumu bacaklarda güçsüzlük ve hissizlik yapabilir, kolları etkilemez. Omurilik genellikle erişkinlerde birinci bel omuru ile ikinci bel omuru arasında sonlanır. Bu bölgeden sonra spinal kord kauda equina olarak adlandırılır. Kauda equinada omurilikten ayrılan sinirler bacaklara doğru ilerler ve herbiri ayrı kas dokularında sonlanır. Omurilik cerrahisi omuriliğin tümörlerinde, enfeksiyonlarında (apseler), kistlerinde (sringomiyeli), vasküler (damarsal) anomalilerinde (AVM, kavernom, AV fistüller) ve gergin omurilik sendromuna neden olan durumlarda (split kord sendromu, kalın filum terminale, intraspinal lipom, dermal sinus traktı) uygulanmaktadır. Omurilik cerrahisi rutin olarak bir ameliyat mikroskopu yardımıyla ve mikrocerrahi teknikler ile yapılır. Omurilik cerrahisi uygulanırken normal dokulara zarar vermemek için intraoperatif nöromoniterizasyon son yıllarda yaygın olarak kullanılmaktadır.

  • Dejeneratif disk hastalığı ve lomber disk herniasyonu

    Disk dokusunun iç kısmının bozulması bel ağrısı ile karşımıza çıkar ve dejeneratif disk hastalığı (degenerative disc disease) olarak adlandırılır. Bu durum disk dokusunun fıtıklaşmasından (disk herniasyonu) farklı bir durumdur. Radyolojik olarak MRG incelemesinde disk dokusunda T2 incelemelerinde kararma ile (black disc) belirti verebilir ve dejenerasyon ilerlediği zaman diskteki bu kararma artar ve omurlar arasındaki disk yüksekliğinde azalma görülür. Ağrılı bir durumdur. Genelde tek disk seviyesindedir. Tanı klinik, MRG ve diskografi yapılarak konulur.

    Dejeneratif disk hastalığında ağrılı süreç 6 ay üzerinde devam ederse, uyglanan fizik tedavi ve epidural steroid enjeksiyonlarına rağmen ağrı geçmez ve sebat ederse burada cerrahi uygulamak gerekebilir. Çünkü dejeneratif disk hastalığı sonucunda görülen bel ağrısı yaşam kalitesini bozan rahatsızlık verici bir durumdur. Bugün dünyada tercih edilen iki cerrahi tedavi yöntemi vardır. Birincisi disk dokusunu koruyarak sadece hastalıklı diskin olduğu omurlar arasına posterior dinamik stabilizasyon uygulamak. Bu sayede dejenere diskin üzerine binen yük ortadan kalkacak veya azalacak dolayısıyla bel ağrısıda düzelecektir. Literatürde bu yöntemle diskin korunduğu ve ilerlememiş bir disk bozukluğu varsa bu disk dokusunda radyolojik olarak iyileşme olduğu bildirilmiştir. İkinci yöntem füzyon cerrahisidir. Burada ise dejenere disk dokusu tamamen alınır ve yerine kemik dokusu veya kafesler konularak füzyon (dondurma) girişimi uygulanır. Yine bu girişimle beraber posterior stabilizasyon cerrahiye eklenir.

    Disk herniasyonları (bel fıtığı) tablosu ayrı bir durumdur. Burada disk dokusunun iç kısmındaki nucleus pulposus dediğimiz doku annulusu yırtarak kanal içerisindeki sinir dokularına baskı yapabilir. Sonuçta bacakta veya ayakta kuvvet kaybı ve/veya his kaybı ile sonuçlanan bir tablodur. Disk herniasyonu sonucu belirgin bir nörolojik defisit (tıbbi tedaviye yanıt vermeyen şiddetli ağrı, düşük ayak, idrar kaçırma, her iki bacakta güç ve duyu kaybı) varsa acil ameliyat gerekebilir, ama bunun dışındaki durumlarda genelde 4-6 hafta kadar ilaç ve fizik tedavi gibi tedavi yöntemleri uygulanır ve sonrasında düzelme olmaz veya ilerleme olursa cerrahi düşünülebilir. Cerrahi tedavide standart uygulama mikrocerrahi yöntemler ile diskektomidir.

  • Beyin tümörleri nasıl oluşur, belirtileri nelerdir?

    Beyin Tümörü Belirtileri Nelerdir?

    Beyin tümörleri birincil (primary) ve ikincil (secondary) olarak ikiye ayrılır.

    Beyinde oluşan birincil tümörler kötü huylu (habis, kanserli) veya iyi huylu (kanserli olmayan) tümör olabilir. İkincil beyin tümörleri ise vücudun başka bir noktasında ortaya çıkan kanserli hücrelerin beyine sıçramasıyla görülür.

    Beyin tümörü her yaştan insanda görülebilir ve bu tümörlerin neden oluştuğu tam olarak bilinmemektedir.

    Beyin tümörü belirtileri, tümörün büyüklüğüne ve beynin hangi bölgesinde olduğuna bağlı olarak değişmekle birlikte en sık görülen beyin tümörü belirtileri baş ağrısı, bacak ve kollarda uyuşma, hafıza sorunları ve denge problemleridir.

    Beyin Tümörü Çeşitleri ve Dereceleri

    Normal bir işleyişte yaşlanan ve fonksiyonunu kaybeden beyin hücreleri ölür ve yerlerine yeni hücreler geçer. Ancak bazen bu işleyiş bozulur ve vücut ihtiyaç duymamasına karşın yeni hücre üretilir ve ölmesi gereken hücreler yaşamaya devam eder.

    Tüm bu fazla hücreler zaman içinde birikmeye başlar ve bir doku oluşturarak tümöre neden olur. Birincil beyin tümörüne neden olan bu hücreler habis (kanserli) veya iyi huylu olabilmektedir.

    İyi huylu tümörlerde kanserli hücre yoktur ancak yine de beyin gibi hassas bir bölgede bulundukları için hayati tehlike yaratabilirler.

    İyi Huylu Beyin Tümörleri: Kanserli olmayan beyin tümörlerinin net bir şekilde görülebilen belirgin bir sınırı vardır ve genellikle çevrelerinde bulunan dokulara yayılmazlar.

    Cerrahi müdahale ile alınan iyi huylu beyin tümörü nadiren tekrar oluşur. Vücudun diğer bölgelerine yayılma ihtimalleri yoktur.

    Kanserli olmasa da iyi huylu beyin tümörünü tehlikeli yapan şey belirli bir büyüklüğe eriştiğinde beynin hassas bölgelerine baskı yaparak ciddi sağlık sorunlarına yol açmasıdır. İyi huylu beyin tümörünün zaman içinde kanserli beyin tümörüne dönüşme riski de vardır.

    Habis Beyin Tümörü: Kanseri hücrelerle oluşan habis beyin tümörleri iyi huylu tümörlere göre daha hızlı büyür ve yakınında bulunan beyin dokusunu işgal edebilir.

    Habis beyin tümöründe bulunan kanserli hücreler tümörden ayrılarak beynin diğer bölgelerine ve omuriliğe yayılabilir.

  • Bel ağrısı nedir, tedavisi nasıldır?

    Belimiz 5 adet omurgadan ve omurga aralarında disk denilen yastıklardan oluşan bir yapıya sahiptir. Gövdemizden gelen yükü kalçaya bacaklara aktarma ve postürümüzü (duruşumuzu) sağlama görevleri vardır. Gövdemize destek olarak dik durmamızı sağlarken, aynı zamanda her yöne eğilme hareketleri yapmamıza izin verir. Omurlar birbirine disk yastıkları ve faset eklemi denilen eklemler ile bağlıdır. Bu ana bağlantıların yanı sıra omurların çevresinde destek bağ ve kas dokusu sayesinde omurlar birbirine sıkıca bağlı halde durur. Tüm bu yapılar uyum içerisinde gövdenin yükünü taşıyıp, dik pozisyonda durmamızı sağlarken belirli hareketlerimize izin verir. Tüm yapıları sağlıklı bir bel, ağrıya yol açmaz.

    Bel ağrısı erişkinlerde çok yaygın görülen bir hastalıktır. Tüm erişkinlerin yaklaşık % 80′ i yaşamları boyunca en az bir kez bel ağrısı atağı geçirirler. Yaşamın belirli bir kesitinde tüm erişkinler aynı anda sorgulanabilse %15′ in bel ağrısı olduğu görülür. Bel ağrısı travma, ağırlık kaldırma veya yapılan ters bir harekete bağlı oluşabilirken, bilinen bir neden olmadan da meydana gelebilir. Ağrı aniden veya şiddeti giderek artan bir şekilde başlayabilir. Bel ağrısı derinden gelen bir sızı, yanma şeklinde olabilir. Bel ağrısına tek taraflı veya çift taraflı kalçaya veya uyluğa yansıyan ağrı eşlik edebilir.
    Bel Ağrısının Nedeni Nedir?
    Bel ağrısının gerçek kaynağını bulmak zordur. Diskin kendisi, çevredeki bağ ve kas dokusu, faset eklemleri ve ligamentleri, kıkırdak yapılar ağrı kaynağı olabilir.

    Bel ve Bacak Ağrısı Nedenleri:

    1.Omurilik kökenli

    · Multipl skleroz
    · Omurilik tümörleri (epandimom, astrositom)

    2.Sinir kökü basısı kökenli

    · Disk hernisi, lomber stenoz, spondilolistezis
    · Spondiloartropati
    · Metabolik (osteoporoz, paget hastalığı)
    · Omurga tümörleri (metastaz, primer)
    · Omurga dışı tümörler (nörofibrom, meningiom, epandimom)
    · İnfeksiyonlar (brusella, osteomyelit, diskit, tüberküloz)
    · Travma
    · Konjenital (perinöral kist, gergin omurilik sendromu)

    3.Alt karın içi kökenli

    · Abdominal tümör
    · Retroperitoneal hematom / infeksiyon
    · Pelviste kırık

    4. Bacağa giden sinir kökenli

    · Diabetus mellitus
    · Travma
    · Tuzak nöropatileri
    · Tümör

    En sık bel ağrısı nedeni disk kökenli ağrılardır. Yaşlanma ile beraber diskin içeriğinde su oranı azalır. Yapı değişikliğine bağlı çevreye yansıttığı yüklerin dağılımı değişir. Sonuç olarak küçük travmalar ile zayıflayan anulus fibrosus tabakasında yırtık oluşur. Tüm bu değişikler disk kaynaklı ağrıya yol açar. Diskin yapısındaki bozukluk bir bütün yapı olan omurga segmentinin diğer yapılarında da bozulmaya yol açabilir. Bu durumda diğer yapılardan kaynaklı ağrı da gelişebilir. Bu süreç diskin kendini onarması ile sonuçlanabileceği gibi, iç tabakanın sinirlere doğru taşması şeklinde tanımlanabilecek disk hernisine ya da kemik yapının kuvvet dağılımındaki bozulmaya bağlı olarak yapı değişikliği göstermesinden dolayı lomber dar kanal veya bel kayması olarak tanımlanan hastalıklara yol açabilir.

    Bel Ağrısı Ne Kadar Sürer?

    Bel ağrısı atağı, ağrı kaynağı neresi olursa olsun, belli bir süre sonra, dokunun kendisini onarmasına bağlı olarak kendiliğinden geçer. Bel ağrılarının yaklaşık %50 ‘si 2 hafta, %80′ i 6 hafta içerinde azalarak geçer. Bir kez bel ağrısı atağı geçiren kişilerin %30’ unda bel ağrısı tekrarlayabilir ve kronikleşebilir. Altı hafta geçmesine rağmen geçmeyen bel ağrısı kronikleşmiş sayılır.

    Ne Yapmalı?

    Nadir de olsa bel ağrısı başka bir hastalık belirtisi olarak başlayabileceği için, bel ağrısı atağı geçiren kişinin bir hekime başvurmasında yarar vardır. Ağrıyla beraber seyreden ateş, terleme, kilo kaybı gibi belirtilerin olup olmadığı hekim tarafından değerlendirilir.

    Bel ağrısının doğal seyri kendiliğinden iyileşmektir. Fakat bu ağrılı dönemin daha rahat geçirilmesi için hekim bazı önerilerde bulunabilir. Kısa süreli (4 gün) yatak istirahatı, ağrı kesici ve adale gevşetici ilaçlar bu önerilerden bazılarıdır. Bu süreçte hekimin saptadığı başka hastalık belirtisi yoksa direk grafi, manyetik rezonans görüntüleme gibi radyolojik incelemelere gerek yoktur. Altı hafta geçmesine rağmen bel ağrısı devam ederse radyolojik inceleme yapılır.

    Akut ağrı atağında kısa süreli yatak istirahatı, belin üzerine binen yükü azaltacağı için yararlıdır. Ancak yatak istirahatı 4 günü geçerse, omurganın etrafında bulunan destek kasları zayıflayacağından, yaradan çok zarar verebilir. Sanılanın aksine sert bir zeminde yatak istirahatı uygun değildir. Önemli olan yatağın konduğu zeminin sert olmasıdır.

    Günümüzde kullandığımız hemen hemen bütün yatak modelleri bu özelliği taşımaktadır.

    Bel ağrı tedavisinde önerilen ağrı kesici ilaçlar genellikle yangı giderici, yani ağrı hissine neden olan bazı kimyasal mekanizmaları engellemeye yönelik ilaçlardır. Bu ilaçları doktor önerisi dışında kullanmak, özellikle sindirim sistemi üzerinde oluşturabileceği yan etkilerinden dolayı uygun değildir. Bu ilaçları doktorunuzun önerdiği sürede ve dozda kullanmakta yarar vardır. Unutulmaması gereken en önemli nokta, bel ağrısı için yapılan bütün tıbbi tedavi yöntemleri ağrı kaynağını ortadan kaldırmaz, ağrının hissediliş derecesini azaltır. Vücudumuzun tamir mekanizmaları 6 haftaya kadar ağrı kaynağı olan dokuyu onarabilirse bel ağrısı geçer.

    BEL AĞRISI

    Ne Zaman Durum Ciddidir ve Ne Zaman Mutlaka Doktora Gitmek Gerekir?

    6 hafta geçmesine rağmen geçmeyen bel ve/veya bacak ağrısı, bacakta güç kaybı hissedilmesi, idrar yapmakta veya tutmakta güçlük, makat bölgesini içeren uyuşukluk hissi, kısa mesafe yürüyüşlerde bile her iki veya tek bacakta gelişen uyuşukluk, yorgunluk hissi, özellikle idrar yapma güçlüğü veya makat bölgesinde uyuşukluk yakınmaları geliştiği zaman veya bacakta belirgin güç kaybı gelişirse, acil cerrahi girişim endikasyonu vardır.Bu durumlarda sinir dokusu basısı ciddi boyutlarda olduğu için, erken dönemde yapılacak cerrahi girişim yakınmaların düzelmesini sağlayabilir. Zaman geçtikçe yakınmaların kalıcı olma olasılığı yükselir.

    Geçmeyen bel ve bacak ağrısı yakınması ile başvurduğunuz hekiminiz yaptığı muayenesinde kuvvet kaybı bulmazsa, radyolojik incelemelerin ışığında size cerrahi girişim dahil olmak üzere çeşitli tedavi yöntemleri önerecektir. Ağrının şiddetine, yaşamınızı etkileme boyutuna göre bu tedavi seçeneklerinden karar verilecektir.