Blog

  • Ameliyat riski ve ameliyat komplikasyonu nedir?

    Bir ameliyatın riskli olmaması düşünülemez tabii ki. Ameliyat riski kaynaklarına teker teker bakacak olursak, ilk sırada mikrop kapma riski vardır, yani yaraya mikrop bulaşması; buna doktorlar enfeksiyon riski de diyorlar. Özellikle de “hastane mikrobu” denen çok tehlikeli mikroplar ne yazık ki artık ülkemiz için önemli bir sorun olmuştur. Modern ve depo hastane denemeyecek yani orta boyutlardaki yeni hastanelerdeki ameliyathane koşulları bu riski giderek çok düşük seviyelere indirmiştir. Hastane mikroplarının bulunmadığı butik hastanelerdeki; özel laminar hava akımı donanımı olan, yani havanın bile mikroptan arındırıldığı ameliyathanelerde ameliyat olmaya çalışın.

    İkinci sırada olan narkoz riski ise gelişmiş anestezi ilaçları sayesinde, tecrübeli anestezi hocası elinde ortadan kalkmaya başlamıştır. Pek çok ağır hastalığı olan hasta, artık bölgesel narkoz yani “lokal anestezi” ile uyutulmadan ameliyat edilebilmektedir.

    Üçüncü sıradaki risk olan cerrahinin kendisinden kaynaklanan riskler ise artık 21.yüzyılın sadece mikrop değil tüm virüsleri de yok eden temizleme yöntemleri, tek kullanımlık malzemeler, paslanmaz aletler, cerrahın görme gücünü defalarca yükselten mikroskoplar, köşenin arka tarafını gösteren endoskoplar gibi gelişmiş cerrahi teknolojisi ve tecrübeli cerrahlarımızın dünyaca kabul edilmiş yetenekleri sayesinde artık neredeyse sıfırlanmak üzeredir. Üçü bir arada: Sıfır risk, Yüzde yüz başarı, En kısa sürede işbaşı…

    Ameliyat Komplikasyonu Nedir?

    Komplikasyon basitçe terslik demektir. Yani işlerin ters gitmesi demektir. Aslında sadece bir şanssızlıktır. Yoksa beklenmeyen bir şey değildir. Hiçbir ameliyat komplikasyonsuz değildir. Bunların yıllar içinde hesaplanmış olan, ortaya çıkma ihtimalleri yüzde olarak bilinmektedir. Zaten cerrahınız sizi ameliyattan önce, sizden “bilgilendirilmiş onam” alırken, bu komplikasyonların tümünden bahsetmiştir.

    Komplikasyon cerrahın bir beceriksizliği demek değildir. Dünyanın en tecrübeli cerrahlarının elinde de olabilir. Önemli olan, yani cerrahın tecrübesini konuşturduğu yer; komplikasyon olduğunda ne gibi bir önlem alacağını veya ne gibi bir tedavi uygulayacağını bilmesidir. Çünkü hayatın her alanında olduğu gibi; cerrahide de tehlikeyi erkenden fark edenler, riski düşürecek önlemleri zamanında alabilirler. Hatta risk gerçekleştiğinde gerekecek olan kurtarma planları ve teçhizatları da hazırdır.

  • İyi hasta muayenesi nasıl olmalı?

    Aslında bunu siz de biliyordunuz ama unuttunuz. Hayatınızda en az bir kere doğru dürüst, iyi muayene yapan cerrah çıkmıştır karşınıza. Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok. İyi hasta muayenesi, yarım saatten az olamaz; dünyanın hiç bir yerinde olamayacağı gibi, burada da olamaz. Bunun doktorun eşsiz tecrübesi, sınırsız bilgisi, büyük unvanları ve hatta şöhreti ile bir ilgisi olmadığı gibi; hastanın şikayetlerinin ne denli basit olduğu ile de bir ilgisi yok. Gelişen teknoloji ve tanı araçları ile de bir ilgisi yok tabii ki…

    Siz anlatacaksınız- doktor soracak-siz cevap vereceksiniz, doktor sizi muayene edecek-tahliller isteyecek-siz yine soracaksınız- doktor cevap verecek. Akıl var izan var. Size sadece 10 dakika ayıran doktora 3 kere gitmeniz veya böyle 3 ayrı doktora gitmeniz aynı işi görmez. Eğer iyileşmediyseniz bu ne sizin suçunuz, ne de doktorun suçu. Eğer iyileştiyseniz, bu ne sizin tedaviye uyumunuza, ne de doktorunuzun başarısına bağlıdır; tanrıya şükredin. Doktorunuzun yarım saatine ulaşabilmeniz gerek, bunun yolunu bulmak ise size kalmış. Kapının önündeki o kalabalığa hiç girmeyin.

    Yoksa tanrı yardımcınız olsun. Üstelik unutmayın ki, bazı uzmanlık dallarında veya bazı karmaşık hastalık durumlarında; özellikle de önemli bir ameliyata karar verilecekse bu sürenin çok daha uzun olması gerekir.

  • En ünlü beyin cerrahı kim?

    Eğer yurtdışında da beyin cerrahları sizden bahsediyorsa, o zaman en ünlü beyin cerrahı sizsiniz demektir. Son zamanlarda Türk bilim camiasında da “atıf” kavramının öneminin farkına varıldı. Bir takım araştırmalar, ameliyatlar veya keşifler yapıp, bunları bir takım uluslararası dergilerde yayınlamanız yeterli olmuyor. Bir başka araştırmacının sizin bulgularınızdan kendi yazısında bahsetmesi, bir atıf sayılıyor. Bu aldığınız atıfların sayısının, kendi araştırmalarınızın sayısına olan oranına ise “H faktörü” deniyor. Bir cerrahın uluslararası camiada saygın bir isim, en ünlü beyin cerrahi hocası olduğunu söyleyebilmek için ise bu H faktörünün 10 sayısının çok üzerinde olması gerekiyor. Bu barajı da geride bırakmış olduğum için artık içim rahat. Bir takım kitaplar yazmış olabilirsiniz. Ancak bir de “ders kitabında atıf” meselesi var ki, o daha da önemli. Yani yurt dışındaki ders kitaplarında bile sizin bulgularınızdan söz ediliyorsa, esas bu çok daha kıymetli. Ne şanslıyım ki bana, bu mutluluğu henüz asistanlık yıllarımda yaşamak nasip oldu. Daha 30 yıl önce araştırmalarımın sonuçlarından, uluslararası ders kitaplarında söz edilmeye başlanmıştı. Şimdi bu sayı 40 kitaba ulaşmış durumda.

  • Kök hücre ile bel fıtığı tedavisinin riskleri nelerdir?

    Öncelikle lokal anestezi kullanıldığı için genel anestezide görülebilen riskler yoktur ancak uzak ihtimalle kullanılan lokal anestetik maddeye bağlı allerjik reaksyon görülebilir.

    İşlemin ise ehil ellerde herhangi bir sinir zedelenmesi veya dura zedelenmesi riski çok minimal olup zaten hasta uyanık olduğu için bu işlem hastayla konuşularak ve konforu devamlı kontrol edilerek yapılır.

    Kullanılan kök hücre hastanın kendi dokusundan olduğu için embriyonik kök hücrede çok ender görülen malignite (kanser) riski yoktur.

    Tek komplikasyon hastanın mutsuzluğudur. Ancak bu da 1. veya 2. yılın sonunda yapılan muayene ve tetkiklerle gözlenir.

    Bel fıtığı operasyonunda görülen nüks, yapışıklık, başarısız bel cerrahisi sendromu vb. konmlikasyonlar görülmez.

    Halen dünyada 50 nin üzerinde merkezde standart tedavi olarak protokolü oluşturulup kullanılmaktadır. FDA tarafından onaylanmıştır.

  • Hangi bel fıtığı hastaları kök hücre tedavisine adaydır

    1) Hastanın 18 yaşından büyük olması

    2) Yapılacak klinik çalışma hakkında bilgilendirilmesi ve onay vermesi

    3) Yalnız Belde lokalize olan ve hareketle artan bel ağrısının varlığı

    4) Bel Ağrısının en az 4-6 ay devam etmesi ve Konservatif tedaviye cevap vermemesi

    5) Lomber MR da Grade 3-4 disk dejenerasyonu olması

    6) Herhangi bir seviyede kök basısına neden olan protrüde disk olmaması

    7) Lomber MR da tedavi edilecek disk mesafesinde %50 den fazla yükseklik kaybı olmaması

    8) 3 mmd den fazla belde kayma (Lysthesis) olmaması

    9) Başka bir nedenle oluşmuş kronik bel ağrısının bulunmaması

    Kök hücre tedavisi nasıl uygulanır?

    Önce aday olan hastanın karın bölgesinden 1-2 cc. cilt altı yağ dokusu ufak bir cerrahi müdahale ile alınır. Bu dokudan kök hücre labaratuarında kondrosit (lomber diskin su tutan hücresi) elde edilir. Bu 2-3 haftalık bir süreçtir.

    Müdahale hastane ortamında ve lokal anestezi altında yapılır. Diskografi yapıldığı gibi hasta yüzükoyun yatar pozisyonda iken BT veya skopi eşliğinde hasta olan diske her iki taraftan iğne ile girilir ve ortalama bir milyon otojen kondrosit hücresi içeren hücreler fibrin taşıyıcı içinde toplam hacim ortalama1.3 ml olacak şekide 5-30 sn sürede enjekte edilir ve işlem sonlandırılır.

    Kök hücre tedavisinin başarılı olduğunu nasıl anlarız?

    1) Hastanın 12 ay sonra yapılan muayene ve sorgusu sonucu ODI (Oswestry Disability Index) puanlaması öncesiyle karşılaştırılır.

    2) Hastanın tedaviyi takiben 24. ayda tatminkar olacak şekilde ağrısının kaybolması

    3) Hastanın aynı tedaviyi bu ağrım olursa tekrar denerim şeklinde yorumda bulunması

    4) Lomber MR da tedavi edilen diskin yüksekliğinde artma ve görüntünün normale dönmesi

    5) 24. ayın sonunda VAS (Visual analog Scale) değerlerinin tatminkar olması

  • Lomber disk hernisinin kök hücre ile tedavisi

    Başlangıç Bel Fıtığı olarak adlandırılan Lomber Disk Dejenerasyonu genel olarak 30 yaş altında %40, 50 yaş üstünde ise %90 oranında görülür. Konservatif (ameliyatsız) tedaviye rağmen tüm dünyada yılda ortalama 4 milyon hasta hastalığı ilerlediği için (yani disk patladığı için veya fıtıklaştığı için) cerrahi olarak (diskektomi ve füzyon) tedavi edilmektedir. Cerrahi tedavi sonrası da %5-15 oranında hasta popülasyonu nüks komşu segment hastalığı ve pseudoartroz (füzyon oluşmaması) nedeniyle ikinci cerrahi müdahaleye aday olmaktadır.

    Hasta bir organın tedavisi organın eski sağlıklı haline dönmesi ile sağlanır. Yani dejenere olmuş eskimiş bir diskin tedavisi ise onu eski haline getrimektir. Biz aslında gerek başlangıç veya gerekse ilerlemiş bel fıtığını tedavi etmiyoruz, gerek operasyon gerekse ilaç kullanarak hastanın klinik şikayetlerini düzeltiyoruz. Tedavi ise hasta olan diskin eski sağlıklı haline döndürülmesidir ve buda cerrahi olarak değil biyolojik tedaviyle sağlanabilir.

  • Lomber disk dejenerasyonunun(ldd- başlangıç bel fıtığı) biyolojik tedavisi

    LDD da güncel tedavi seçenekleri konservatif veya cerrahi tedavidir. Ancak bu iki tedavi de etyolojiye yönelik yaklaşımdan uzak olup disk rejenerasyonunu sağlayarak dejenere diski tedavi etmez. Bu nedenle LDD da tedavi seçenekleri içinde biyolojik tedavi seçenekleri daha mantıklıdır ve LDD nu biyolojik onaran bu tedavi seçenekleri 3 kategoriye ayrılır.

    1) Biyomoleküler tedavi

    2)Kök hücre tedavisi

    3) Doku mühendisliği ile intervertebral diskin tamamen yenilenmesi

  • Sakroiliak eklem bozukluğu ve tedavisi

    Sakroiliak Eklem Nerede Bulunmaktadır?

    Sakroiliak eklem kuyruk sokumu kemiği ile leğen kemikleri arasında bulunan eklemdir. Belirgin bir hareketi yoktur. Yürüme ve öne eğilme esnasında 1-2 milimetrelik hareketler yapar. Omurga üzerine binen gövde yükünün eşit derecede kalçalara ve bacaklara iletilmesini sağlayan bu eklem siyatik sinirle de yakın komşuluktadır.

    Sakroiliak Eklem Bozuklukları Nedenleri

    Uzun süreli oturmak, öne eğilerek çalışmak gibi nedenlerle sakroiliak eklem bozulur. Hastada belin yan tarafından kalçaya doğru yayılan ağrı oluşur. Bazen siyatik sinir de etkilenir ve tüm bacağa yayılan ve bel fıtığını taklit eden ağrı, yanma, uyuşma hissi oluşabilir.

    Sakroiliak Eklem Bozukluğu

    Sakroiliak eklem bozukluğu nörolojik muayene ile konur. Görüntüleme yöntemleri bel fıtığı gibi diğer olasılıkları ekarte etmek için gerekebilir. Manuel terapi ve kayropraksi ile genellikle düzelir. Akut dönemde şiddetli ağrı olabilir. Bu durumda manipülasyon sakıncalıdır.

    Sakroiliak eklem bozukluğunda eklem içi enjeksiyon oldukça başarılı yanıtlar verir. Enjeksiyonla lokal anestezik verilir. Genellikle eklem içi enjeksiyon esnasında bir miktar azot çıkışı da gözlenebilir.

  • Yürüme bozuklukluğu ve yürüme bozuklukları

    Yürüme, omurganın dik hale gelerek gövdeyi taşıması ve her iki ayak üzerinde dengede hareket etmesi nedeniyle önemlidir. Yürümede gövde ağırlığının her iki ayağa eşit ve dengeli iletilmesi gerekir. Aksi halde ayak tabanlarından başlayan ve omurgayı da etkileyen sağlık sorunları oluşur.

    Doğru ayakkabı giyme ve yürümenin tüm safhalarının doğru öğrenilmesi sağlıklı bir hareket sistemi için ön koşuldur. Ayak tabanındaki kavislerde çökme ayak bileği eklemlerinde bozulmaya ve kalçada yük dağılımında dengesizliklere yol açar.

    Ayak bileği eklemleri, diz, kalça eklemleri ve omurga ağrıları genellikle birbiri ile bağlantılıdır. Omurga sağlığı için doğru şekilde yürüme önemlidir.

  • Sinir sıkışması nedir?

    Sinir sıkışmaları terimi; sinirin omurilikten çıktıktan sonraki bir düzeyde baskı altında kalmasını ifade etmek için kullanılır. En sık karşılaşılan sinir sıkışması el bileğinde median sinirin sıkışmasıdır. Karpal tünel sendromu diye ifade edilir.

    El bileği ve özellikle 2., 3. ve 4. parmaklarda oluşan uyuşma ve yanma hissi ile karakterizedir. Hastaların bir kısmı henüz ameliyat gerektirmeyen düzeydedir. Bu hastalara el bilek ateli ve ilaçlar verilebilir. İleri derecede sıkışması olan hastalarda operasyon gerekir. Operasyon gerektirecek düzeyde sinir sıkışması olan hastalarda en sık şikayet geceleri uykudan uyandıran el parmaklarında uyuşmadır.

    Operasyon gerektirmeyen hastalarda el bileğinde karpal ligaman altına kortizon enjeksiyonu denenebilir. Genellikle bu enjeksiyon sonrası hastaların şikayetleri gerilemekte ve operasyona gerek kalmamaktadır.