Blog

  • Boyun fıtığı tanısı, ameliyat yöntemleri

    Boyun fıtığı tanısı, ameliyat yöntemleri

    Boyun fıtığı 30-40 lı yaşlarda sık görülen boyun ve kol ağrılarının sık olduğu bir hastalıktır. Hastalarımızın büyük bir kısmı ileri derecede tekrarlayan zorlayıcı hareketler neticesinde ( kanepe kenarında uyuma, yüz üstü yatma, saatler boyu süren boyun eğik vaziyette bir işle meşgul olma gibi ) veya ani gelişen kaza, darbe gibi durumlarda oluşur. Çoğu zaman hastalarımızda semptomlar sabah uyanırken şiddetli boyun ağrısı şikayeti ile başlar. Oluşan boyun fıtığı, hastalarımızda boyun sinirlerine basarak boyunda ağrı ve/veya kollara inen ağrı olur. Bu fıtığın omurilik basısının şiddetine ve süresine göre değişen dönemlerde ağrı sonrasında kolda kuvvetsizlik, kaslarda zayıflama ve ellerde kolda uyuşma gözlenir. Hastalarımızda boyun hareketleri ile şiddetli ağrılar olur ve boyut hareket kısıtlılığı görülür. Eğer bir hastada bu semptomlar varsa dikkatli bir muayene sonrasında boyun emarı ( Servikal MR ) çekilmeli ve tanısı konulmalıdır. Ayrıca hastalarımızın çekilen emarı sayesinde boyun fıtığı ile karışan hastalıkların ( örneğin omurilik tümörü gibi ) bir kısmı ilede ayırıcı tanısı yapılmış olacaktır. Tanı sonrasında fıtığın durumuna göre hastalarımıza ağrı kesiciler, istirahat, boyunluk, fizik tedavi ve ameliyat önerilebilir. Ameliyat önerilen hastalara ameliyat hakkında geniş bilgi verilmesi gerekmektedir. Ameliyat; çoğunlukla hastaların boyun ön kısımından, az bir kısmındada boyun arka kısımından yapılmakta. Hastalarımıza mikroskopla yani mikrocerrahi ile ameliyatı gerçekleştirilmekte. Mikrocerrahi yöntemle fıtık çıkarılarak sinir rahatlatılmaktadır. Genellikle o bölgeye tekrar kemikleşme sağlanması ve omurga mesafesinin daralmaması için için kemikleşebilen meteyal konulmaktadır. Hastalar ameliyat sonrası boyunlukla kaldırılarak operasyonun ertesi günü sağlıklı bir şekilde evlerine gönderilebilir.

  • Bel fıtığı ve tedavisi hakkında

    Bel fıtığı ve tedavisi hakkında

    Bel ağrısı toplumlarda çok sık rastalanan şikayetlerden birisidir. Hastalarımız genellikle ani gelişen ağrılar veya geçmeyen ağrılar gibi şikaytelerle polikliniğimize baş vurmaktadır. Hastalarımıza muayene öncesi dikkatli bir şekilde hastalıkları hakkında detaylı bir sorgulama yapmaktayız. Ağrının nezaman başladığı, ara ara alevlenme şeklindemi olduğu, giderek artma olup olmadığı, bel arkasında-kalça arakasında yada bacağa yayılması hakkında sorular sorularak durumu değerlendirilir. Hastalarımızın çoğunluğunda ağır bir yük kaldırma, ağır bir egzersiz, düşme sonrasında ağrıları başlamaktadır. Öne eğilmekle, öksürmekle veya yatarken ayağı havaya kaldırıldığında ağrıları artmaktadır. Ayrıca çoğunlukla istirahatle veya öne eğilmekle ağrıları azalmaktadır. Hastalarımızın muayenesinde bel hareket kısıtlılığı, bacağa inen ağrı- uyuşma, kuvvet kaybı, sık idrara çıkma, çok ileri safhalarda idrar kaçırma veya cinsel fonksiyon kayıpları gözlenmektedir. Bu şikayetle gelen hastalarımıza detaylı bir muayene sonrasında, direkt röngenler, bel emarı ( Lomber MR ), tomografi ve EMG gibi tetkikler uygun sırasına göre istenmektedir. Tanısı netleşen hastalarda tedavide istirahat, ağrı kesici, fizik tedavi ve cerrahi önerilir. Eğer hastada idrar kaçırma gibi nörolojik kayıp varsa, ilerleyen bacakta, ayakta güç kaybı varsa veya dayanılmaz ağrılar ( morfine cevap vermeyen ) varsa mutlak ameliyat edilmelidir. Bunların dışında 4-6 hafta ilaç tedavi ile geçmeyen bacak ağrılarınında eşlik ettiği ağrılarda, emarında ( Lomber MR ) büyük kopmuş fıtığı olanlarda cerrahi tedavi üstündür. Ancak bunların dışındaki ağrılarda hasta iyi değerlendirilmeli cerrahi harici tıbbi tedaviler uygulanmalıdır. Ameliyat tekniği bel arkasından yaklaşık 2-3 cm lik bir alandan mikroskop vasıtasıyla mikrocerrahi yapmaktır. Mikrocerrahi yöntem sayesinde fıtık alınır ve sinir rahatlatılır. Hasta ameliyat sonrasında yürütülür ve ertesi gün evine gönderilir. Hastalarımızı 1 hafta sonra kontrole çağrıp yara yerine bakılır. Yine ameliyat sonrası bir hafta sonra pasif olmak kaydıyla cinsel ilişkiye girebilir. Hastalarımızın işi hafifse 3. haftadan itibaren, işleri ağırsa 6. haftadan itibaren işe dönmelerine müsaade edilir.

  • Beyin tümörlerinin belirtileri ve tedavisi

    Beyin tümörlerinin belirtileri ve tedavisi

    Beyin ve sinir dokusunun temel yapı taşı canlı hücrelerdir. Bu hücrelerin çok büyük bir kısmı hayatımız boyunca büyür, çoğalır, yenilenir ve ölürler. Ölen hücrelerin yerine diğer hücrelerin bölünmesi ile yenileri gelir ve bu normal döngü yaşam boyunca devam eder. Bu şekilde vücudun sağlıklı kalması ve görevlerini doğru şekilde yapması sağlanmış olur. Hücrelerin yenilenirken bölünmeleri milyonlarca yıllık evrim sonucunda çok sıkı kurallara bağlanmıştır ve çoğu zaman bir insanın hayatı boyunca sorunsuzca işlemektedir.

    Ancak hastalıklar, kalıtımsal etkenler, vücudun çevreden maruz kaldığı dış etkenler, beslenme değişiklikleri, sigara, çeşitli kimyasal maddeler hormon vb. sonucunda sağlıklı hücrelerin yapısı ve fonksiyonları bozulabilir; bu sağlıksız hücreler normal büyüme-çoğalma kontrolünü kaybederek, hızlı ve olması gerekenden fazla sayıda bölünmeye başlarlar. Normal hücre döngüsünden sapan sağlıksız, anormal hücreler de tümör hücrelerine dönüşürler.

    Hangi Durumlarda Beyin Tümöründen Şüphe Edilebilir?

    Beyin tümörleri, kafatası içerisinde büyüyerek beyin üzerine baskı yaparlar. Tümör düzensiz bir şekilde büyümeye devam eder ve genişleme, büyüme imkânı olmayan kafatası içerisinde beyin üzerine baskı yapmaya başlayınca kafa içi basıncın artmasına bağlı belirtiler ortaya çıkar. Bu belirtiler tümörün bulunduğu bölgeye ve baskı altında tuttukları beyin alanına göre değişir. Genellikle baş ağrısı, bir fonksiyonun kaybolması, kısmi felç gibi durumlarla veya sara nöbetleriyle ortaya çıkabilir.

    Örneğin, insan beyninde dil işlevleri için özel alanlar mevcuttur. Bu alanlar; sağ elini kullanan kişilerin hemen tamamında sol beyin yarısında, sol elini kullananlarda ise en az %75 oranında yine soldadır. Konuşma merkezi sol beynin ön lobunda, anlama merkezi yan lobunda bulunur. Yazma ve okumayla ilgili merkez ise yan-üst lobdadır. Bazen kişilik değişimi bile, beyin tümörü konusunda ön belirti sayılabilir. Kişi durgunlaşabilir, kısa süre içinde bir psikoz tablosuna girebilir, kendini bir çeşit depresyonda hissedebilir, karakter değişimi yaşayabilir, idrar kaçırma olabilir. Beyin tümörü varlığı bazen görme bozukluğuna da neden olabilir. Görme bozukluğu nedeniyle yapılan göz dibi muayenesinde bile bazen beyin tümörünün varlığından kuşkulanılabilir.

    Beyin Tümörlerinin Çeşitleri Nelerdir?

    Beyin tümörleri çocukluk çağında kan kanserleri ve kötü huylu lenfomalardan sonra en sık görülen tümör grubunu oluşturur; bu yaşlarda rastlanan kötü huylu tümörlerin yüzde 20-25′i beyin tümörleridir. Beyin tümörleri vücudun diğer bölgelerindeki tümörler gibi ‘iyi huylu’ ve ‘kötü huylu’ tümörler olarak ayrılabilirler.

    İyi Huylu Tümörler; Yavaş üreme hızına sahiptirler. Ayrıca beyin dokusundan kolaylıkla ayrılabilirler ve tümü veya tümüne yakın kısmı çıkarılabilir. Bu nedenle ameliyat sonrası sonuçları çok iyidir. Bazen iyi huylu tümörlerin hepsi çıkarılamadığı takdirde bölgesel ışın tedavisi uygulanabilir.

    Kötü Huylu Tümörler; Çok hızlı büyürler ve belirgin sınırları yoktur. Bu nedenle ameliyatla tamamen çıkarılamazlar. Kötü huylu tümörler ne yazık ki tüm beyin tümörlerin %40’ını oluştururlar. 40-60 yaşlarında ve erkeklerde daha sık görülmektedir. Glioblastoma Multiforme en hızlı ilerleme gösteren kötü huylu tümördür. En sık 55-60 yaşlarında görülür. Kötü huylu tümörlerin bir bölümü de zaten vücudun bir başka yerinde var olan kanserin beyne sıçramasıyla teşhis edilirler. Bu tümörler uygun tedavi görseler dahi, belli bir süre sonra nüks ederek beyine baskı yapmaya devam edebilirler. Kötü huylu tümörler tamamen çıkarılamadığı için ameliyat sonrasında ışın tedavisi veya kemoterapi uygulandığında sonuçlar daha iyidir.

    Beyin Tümörleri Nasıl Teşhis Edilir?

    Manyetik Rezonans (MR) ve Bilgisayarlı Beyin Tomografi (BBT) gibi görüntüleme yöntemleri ile beyin tümörünün varlığı ve büyük ölçüde cinsi belirlenebilir. Kuşkulu durumlarda biyopsi yapılabilir.

    Beyin Tümörleri Nasıl Tedavi Edilir?

    Tedavi seçimini etkileyen birçok faktör vardır. Bunlar tümörün tipi, yerleşim yeri, büyüklüğü ve hastanın genel durumudur. Çocuklar ve erişkinlerdeki seçenekler birbirinden farklıdır. Her hasta için hastaya özgü bir tedavi planı seçilir.

    Beyin tümörlerinin tedavisi cerrahidir. İster iyi huylu, ister kötü huylu olsun, bazı tümör tipleri dışında tüm tümörler öncelikle cerrahi olarak tedavi edilirler.

    Ancak bazı durumlarda cerrahi uygulamak mümkün olmayabilir. Şayet tümör beynin çok hassas olan bazı hayati bölgelerine yerleşmişse bu bölgelere dokunmak hayati tehlike yarattığından sadece biopsi alınarak patolojik inceleme sonucuna göre bir tedavi planlanır. Stereotaksi denilen bir teknikle; hastanın başına özel bir çerçeve takılarak bilgisayarlı tomografi ile tümör dokusunun kafa içindeki kesin yerleşim yeri belirlenir. Böylece kafa tasına küçük bir delik açılarak biyopsi iğnesi doğrudan tümöre hedeflenir ve biyopsi alınır.

    Vücudun diğer bölümlerinde oluşan daha sonra beyine sıçrayan tümörlere, metastaz denilmektedir. Akciğer kanseri, meme kanseri bazı tümörler beyine yayılabilir ve kötü huylu tümörlerdendir. Cerrahi müdahale yapılsa bile sonuçlar çoğu zaman yüz güldürücü değildir. Bu hastalara ameliyat sonrasında ışın tedavisi (radyoterapi) ve/veya ilaç tedavisi (kemoterapi) uygulanarak tümörün büyüme hızı yavaşlatılabilir.

  • Elimin uyuşmasından endişelenmeli miyim? Karpal tünel sendromu

    Elimin uyuşmasından endişelenmeli miyim? Karpal tünel sendromu

    Tanım

    Karpal tünel sendromu hissizlik, karıncalanma ve diğer belirtilerle ortaya çıkan; bilekte median sinirin sıkışması sonucunda oluşan bir hastalıktır. Bileğinizin anatomisi, bazı altta yatan sağlık problemleri ve elin yoğun şekilde kullanımı gibi pek çok faktör, karpal tünel sendromuna neden olabilir.

    Belirtiler

    Karpal tünel sendromu genellikle aşama aşama artış gösteren uyuşma, başparmak-orta parmaklar ve avuç içinde karıncalanma ile başlar.

    Karpal tünel sendromu belirtileri şunlardır:

    Karıncalanma veya uyuşma. Özellikle küçük parmak dışındaki parmaklar, avuçiçi ve bilekte karıncalanma ve uyuşma ile karşılaşılabilir. Direksiyon simidi, telefon ya da gazete tutmakla daha sıklıkla da uykuda ortaya çıkan bu bulgular bilekten yukarı doğru yayılabilir. Hastalar semptomları hafifletmek için ellerini “silkelemek” ihtiyacı duyarlar. Hastalık ilerledikçe, uyuşukluk hissi kalıcı hale gelebilir.

    Zayıflık. Hastalar ellerinde zayıflık hissedebilir ve tutulan nesneleri düşürebilirler.

    Ne zaman doktora başvurulmalı

    Eğer yukardaki belirtiler varsa ve bu belirtiler günlük hayatınızı ve uyku düzeninizi etkiliyorsa doktora başvurmak gerekmektedir. Eğer durum tedavi edilmezse, kalıcı sinir ve kas hasarı oluşabilir.

    Nedenleri

    Karpal tünel sendromu, median sinirin basısı sonucu ortaya çıkar. Median sinir bilekteki (karpal tünelin) bir geçitten geçerek el içine ulaşmaktadır. Bu sinir küçük parmak hariç avuç içi bölgesi ve parmakların duyusunu sağlar.

    Risk Faktörleri

    Anatomik faktörler. Bilek kırıkları veya çıkıklar karpal tünelin boyutunda değişikliğe yol açarak median sinirin sıkışmasına yol açabilirler.

    Cinsiyet. Karpal tünel sendromu kadınlarda daha sıklıkla görülmektedir.

    Median siniri zedeleyen durumlar. Bazı kronik hastalıklar: şeker hastalığı, sinirin hassasiyetini arttırarak daha hızlı zedelenmesine yol açabilir.

    İnflamasyon. Romatoid artrit gibi inflamasyonun arttığı durumlarda,

    Vücut sıvı dengesinin değişikliklerinde. Vücutta sıvı birikmesi durumlarında (gebelik, menopoz vs)

    Diğer medikal durumlar. Menopoz, şişmanlık, tiroid hastalığı, böbrek yetmezliği gibi

    Mesleki faktörler. Titreşimli cihaz ile çalışanlarda, diş hekimleri gibi bileğin uzun süre bükülmesi gereken iş kollarında, masa başında bilgisayar önünde uzun süre geçirenlerde.

    Tanı ve testler

    Karpal tünel sendromunun tanısı için doktorunuz aşağıdaki testlerden birini veya birkaçını isteyebilir:

    Hikâye. Doktorunuz hastalığınızın bulgularını sorgulayacaktır.

    Fizik muayene. Doktorunuz sizi muayene edecektir. Elinizin hissine ve kaslarınızın kuvvetini değerlendirecektir.

    X-ray. Bazı doktorlar etkilenen bileğin direk grafisini, artrit veya kırık olup olmadığını değerlendirmek için isteyebilirler.

    Electromyografi. Elektromyografi kaslada üretilen ince elektrik boşalımlarını ölçmektedir. Bu test sırasında doktorunuz kaslar içine çok ince iğne elektrotlarını batırabilir. Testte kasların istirahat ve kasılırken ürettikleri elektrik akımları değerlendirilir.

    Sinir iletim çalışması. Elektromyografinin bir varyasyonu olarak cildinize 2 adet elektrot yapıştırılır. Median sinire bilek üst seviyesinden elektrik akımı verilir ve bu akımın bilek alt seviyesinde yavaşlayıp yavaşlamadığı değerlendirilir.

    Doktorunuz böyle bir durumla karşılaştığında sizin “Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanına” başvurmanızı söylemesi gerekmektedir.

    TEDAVİ

    Karpal tünel sendromu bulgular ortaya çıktıktan sonra olabildiğince erken dönemde tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Hafif bulgulara sahip karpal tünel sendromlu hastalar belirtileri, ellerini dinlendirmek için daha sık ve uzun süre aralar verme, belirtileri arttıran aktivitelerden uzak durarak ve şişliği azaltmak için soğuk uygulama yoluyla, azaltabilirler. Bu yöntemler belirtilerde 1-2 haftada azalmaya yol açmaz ise bileklik kullanma, ilaçlar ve cerrahi tedavi gibi yöntemlerin uygulanması gerekmektedir. Bileklik ve diğer medikal tedaviler 10 aydan kısa hafif-orta derecede belirtiler gösteren hastalarda fayda sağlamaktadır.

    Cerrahi tedavi

    Karpal tünel sendromunda belirtiler şiddetliyse ve cerrahi dışı tedavilerden fayda görülmediyse cerrahi tedavi uygun seçenektir. Amaç median sinir üzerindeki basıncı azaltmaktır. Bu sinire baskı yapan ligamanın kesilmesi yoluyla gerçekleştirilir.

  • Bel fıtığı ameliyatı sonrası neler yapılmalı, nelere dikkat edilmeli ?

    Bel fıtığı ameliyatından sonra belinizdeki yaraya en az beş gün mutlaka hiç su değmemesine dikkat etmelisiniz. Günümüzde genellikle yaralar gizli dikişle kapatıldığı için, bel ameliyatı sonrası geçen bu sürenin sonunda pansumanınızı çıkarıp atabilir ve banyonuzu yapabilirsiniz. Ama eğer dikişlerinizi aldırmanız gerektiği söylendiyse, bu takdirde yedinci gün dikişlerinizi aldırmanız ama bu süre boyunca yaranızın pansuman ile örtülü olması gerekecektir. İlk haftayı daha çok ev içinde ve genellikle yatakta istirahat ederek geçirmeniz uygun olacaktır; ilk haftadan sonra aralıklı olmak kaydıyla evden çıkıp dolaşabilir, hatta uzun süreli olmamak kaydıyla işe bile gidebilirsiniz. Bir ay dolduğunda, işinize veya evinize yakın bir merkezde; yine tam bir ay sürecek şekilde fizik tedaviye başlayacaksınız. Fizik tedavi sürecinde size öğretecekleri hareketleri ise bundan sonra hayatınızın bir parçası hale getireceksiniz. Fizik tedavi ardından, bir ay boyunca daha egzersiz yaptıktan sonra; yani üçüncü ay sonunda bir spor salonuna üye olup artık ağır sporlarla uğraşabilir ve ağır işlerinize geri dönebilirsiniz. Ameliyat sonrasında size verilen ağrı kesici, kas gevşetici ve antibiyotiklerinizi, sadece cerrahınızın size önereceği süre boyunca kullanıp sonra bırakacaksınız. Unutmayın ki ameliyatı, ilaçlardan kurtulup kaliteli bir yaşama ulaşmak için oldunuz. Sert bir yatakta yatın, yani yerde veya sert bir tahtanın filan üzerinde değil; sıradan bir hazır yaylı yatağın üzerinde. Kanepede yatmayın. Yatağınızı sekiz yılda bir değiştirin. Alaturka tuvalet kullanmayın, daima klozete oturun. Otururken de koltukta değil, sandalyede; yani geriye kaykılmadan oturun. Belinizi soğuktan koruyun. Dengesiz ve zorlayıcı hareketler yapmayın; mesela çok ağır nesneleri kaldırmayın ve tek elinizde ağırlık taşımayın. Uygun olmayan şekillerde uzun süre oturmayın. Eğer size belli bir süre korse kullanmanız söylendi ise, bu süre içinde korsenizi otururken ve ayakta iken asla çıkarmayın ama korsenizi asla size önerilen süreden fazla da kullanmayın. Tabii ki tüm bu okuduklarınız, cerrahınız size aksine bir şey söylemedi ise geçerlidir.

  • Boyun fıtığına nasıl tanı konur ?

    Boyun fıtığına nasıl tanı konur denince; aslında mesleğiniz, uğraştığınız sporlar, eskiden geçirmiş olabileceğiniz kazalar, teşhis konmuş hastalıklarınız, içtiğiniz ilaçlar, sigara alışkanlığınız olup olmadığı, geçirdiğiniz ameliyatlar; bunların tümü sağlıklı bir tanı için bilinmesi çok önemli konular. Yani doktorunuz size tüm bunları sormalı. Muayeneye gelince, kilonuzun ve boyunuzun ölçülmesiyle başlayıp; kollarınız ve ellerinizin gücünün ve reflekslerinin ve dokunma duyusunun değerlendirilmesiyle devam eden, soyunmanız ardından tüm boyun-sırt-ve hatta belinizin arkadan incelenmesi ve bu incelemenin siz başınızı eğip doğrulturken tekrarlanmasıyla biten esaslı bir muayeneyi kastediyorum. Daha sonra istenecek olan tetkikler ise bu işlemi tamamlayacaktır. Tabii ki böyle bir değerlendirmenin 30, bilemediniz 20 dakika altındaki bir sürede yapılması mümkün değildir. Eğer doktorunuz size üç-beş dakika ayırıyor ve hatta size elini bile sürmeden doğrudan tetkiklerinizi istiyorsa, şikayetlerinize sağlıklı bir tanı koyma şansı yoktur. Daha da kötüsü, size yanlış bir tanı koyarsa, uygulayacağı tedavi de yanlış olacaktır. İşte tüm felaketler bu şekilde başlar. Oradan hemen kaçın, toz olun… Zararın neresinden dönülse kar… Tanıya yardımcı olacak tetkikler derken MR ilk sırada gelebilir, ama tabii ki açık MR değil ve iyi bir makinede çekilmesi ve en az 15 dakika sürmesi gereken bir MR incelemesi. MR ile birlikte hemen daima kan tetkikleriniz istenir ki önemli bir takım hastalıklar gözden kaçmasın. Bu görüldükten sonra yine hemen daima röntgen filmleriniz, özellikle de ayakta başınızı öne ve arkaya doğru iyice eğerken çekilen hareketli filmleriniz ve BT (bilgisayarlı tomografi) istenir. Kimi zaman EMG (elektromyografi), MEP (motor uyarılmış potansiyeller), SEP (duyusal uyarılmış potansiyeller) gibi sinir ölçümleri de istenebilir.

  • Beyin tümörü nedir, ameliyatı nasıl yapılır ?

    Beyinde yerleşen tümörlerin çoğu kanser değildir, yani vücudun başka bir yerine atlamazlar, yani tıbbi tabiri ile “beyin tümörü” metastaz yapmaz. Ancak ilginçtir, beyinde görülen tümörlerin çoğu aslında kanserdir, çünkü vücudun başka bir yerinden gelmişlerdir; yani metastazdırlar. Vücudun diğer bölgelerinden farklı olarak, beyin tümörlerinin ilk tedavisi daima cerrahidir. Çünkü beyin tümörü kapalı bir kemik kutu olan kafatasının içinde büyüdüğünden beyni ezmeye başlar. Yani tümör sadece saldığı kimyasal maddeler nedeni ile değil, sadece fiziksel itme etkisi ile de ölümcüldür. Tabii ki beyin cerrahı, yapılacak ameliyatın riskleri ile elde edilecek yararı tartarak bir karar verecektir; ancak nöroşirürji uzmanı ameliyat kararı verdikten sonra olacak zaman kayıpları, hastanın geri kalan kaliteli ömründen çalınacaktır. Üstelik beyin tümörlerinin huyu, yani ne denli tehlikeli oldukları sadece MR tetkikleri ile anlaşılamamaktadır; bu yüzden de tümörün detaylı olarak incelenebilmesi için ameliyatla çıkarılması zorunludur. Tüm beyin tümörleri kötüdür ama bunların kendi arasında, daha da kötü huylu olanları vardır. Şöyle ki, beyni oluşturan sinir dokusu hücrelerinin, doktorların “nörom” dediği tümörleri ile; sinir hücrelerini taşıyan-besleyen destek dokusu hücrelerinin, doktorların “gliom” dediği tümörlerinin daha kötü huylu olduklarını biliyoruz.

    Kötü huylu beyin tümörü derken, söz konusu tümörlerin ameliyatla çıkarılsalar bile asla tümünün çıkarılamadığını ve kalan hücrelerin yeniden tümör oluşturduğunu; yani hastanın tekrar tekrar beyin tümörü ameliyatı olmak zorunda kaldığını kastediyoruz. Peki o halde hastayı niye ameliyat ediyoruz? Birincisi, tümörün daha da büyüyerek hastayı öldürmesini engellemek, yani hastaya zaman kazandırmak için. İkincisi, tümörü çıkarıp daha ileri incelemelere tabi tutarak hastaya faydası olabilecek ilaç ve ışın tedavilerini belirlemek; yani hastanın tedavi şansını artırmak için. Kimi zaman ameliyattan önce kötü huylu olduğunu düşündüğümüz bir tümörün aslında iyi huylu olduğu ameliyattan sonraki incelemelerde ortaya çıktığında; hastanın hayatı kurtuldu diye çok seviniyoruz.

  • Platin ameliyatı nedir?

    Omurları arasında anormal bir hareketlilik, yani instabilite olduğu hareketli röntgen filmleri ile tespit edilen hastalara uygulanan ve halk arasında platin ameliyatı da denen bu ameliyatlara doktorlar arasında “enstrümentasyonlu füzyon” denir. Ağrılı omurga kemiklerine vidalar ve benzeri metal cihazlar yerleştirilerek, kemiklerin birbirine kaynatılması ve dolayısı ile omurga hareketinin dondurulması-durdurulması yöntemi ile ağrının tedavi edilmeye çalışıldığı çok ciddi ameliyatlardır. Gerek belde olsun, gerek boyunda olsun bu ameliyatlara karar verirken; ameliyatı yapacak olan cerrahın deneyimli bir cerrah olmasının sağlanması ve de diğer tüm cerrahi seçeneklerin bütünüyle anlaşılması gereklidir.

    Bu ameliyatlarda sonuç olarak omurga kemiklerinin birbirine kaynaması hedeflendiğinden; kimi zaman kemik bankalarından, kimi zaman da hastanın kendi vücudunun başka bir bölgesinden elde edilen kemikler de ameliyat sırasında hastaya yerleştirilmektedir. Söz konusu ameliyatlar geri dönüşü olmayan ameliyatlardır, yani bir kere bu ameliyatlarla başarılı olunamazsa; hastanın tekrar yapılacak bir ameliyatla yakınmalarının rahatlatılması hemen hemen mümkün olmamaktadır. Ayrıca kemiklerdeki kaynama normal bel hareketlerine izin vermez ve buna bağlı olarak komşu kemiklerde ve komşu disklerde uzun vadede yeni sorunlar ortaya çıkar. Bu yüzden, aman dikkat…

  • Mikrocerrahi nedir? Mikro diskektomi nedir ?

    Mikrodiskektomi, bel ve boyun fıtığı ameliyatlarının mikrocerrahi ile yapılması yani “mikroskobik diskektomi” anlamına gelir. Bunlar aslında açık cerrahiler yani narkoz altında ve hastanın derisi kesilerek yapılan ciddi ameliyatlardır. Ancak çok düşük denebilecek risklerle yapılan, yani ameliyat mikroskobu ile sağlanan daha detaylı bir görüş ve daha etkili bir aydınlatma altında yapılan mikroskobik ameliyat şeklinde; hastanın cildindeki çok küçük kesilerden girilerek yapılabilen bu ameliyatlar, aslında çevre dokulara daha az zarar verilerek yapılan ve dolayısı ile enfeksiyon benzeri sorunların daha az görüldüğü ameliyatlardır.

    Bu ameliyatlar sayesinde hem hastanın ameliyattan sonra çok kısa bir süre içinde hastaneden çıkıp normal yaşamına dönmesi mümkün olmakta, ve hem de ameliyat sonrası yaşam kalitesinde hiç bir değişiklik olmaması sağlanabilmektedir.

  • Bel fıtığı kendiliğinden iyileşebilir mi?

    Aynı soruyu, “Bel fıtığı kendiliğinden geçer mi?” veya “Disk fıtığı kendi kendine iyileşebilir mi?” veya “Disk hernisi kendiliğinden geçer mi?” diye de sorabiliriz. Bazı hastalarda bel ve boyun fıtıklarının kendiliğinden, yani herhangi bir ilaç veya fizik tedavi kullanmaksızın iyileşebildiğini; daha 20 yıl önce dünyada ilk kez fark edip uluslararası bilim dünyasını haberdar eden ben oldum. Tabii ki hiç bir sorun yaşamadan aylar içinde giderek iyileşen bu şanslı hastalar binlerce hasta arasında sadece bir kaç kişi idi… Unutmamak gerekir ki, doktorların teşhis ve tedavi olanakları ancak son 50 yıl içinde gelişmiş olsa da; insanlar binlerce yıldır bel veya boyun fıtığı oluyorlardı. Hiç bir tedavi şansı olmayan bu hastaların kol veya bacaklarında felçler gelişiyor ve sonuçta tabiri caizse sinirleri ölünce ağrı da geçiyordu.

    Günümüzde hiç kimsenin felç olma riskini göze alabileceğini sanmıyorum. Dahası günümüzde hiç kimsenin, küçük bir şans ta olsa kendi kendine iyileşme umudu ile aylarca aktif yaşamından uzak kalabileceğini de sanmıyorum. Yani, unutun gitsin…