Blog

  • Beyin kanamaları hakkında

    Beyin kanaması, beyin dokusu içine (intraserebral) ya da onu çevreleyen zarlar ve kemik arasına (subaraknoidal, subdural, epidural) olan kanamayı ifade eder. Bu kanamaların tümü travmatik yani herhangi bir nedenden dolayı beyne alınan darbe sonrası olabileceği gibi, hipertansiyon ve başka sistemik herhangi bir hastalık neticesinde de ortaya çıkabilmektedir.

    İntraserebral Kanamalar

    Beyni besleyen damarların, özellikle de belirli bölgelerdeki küçük damarların cidarında yırtılma sonucu, kanın beyin içine sızması ve beyin dokusunu tahrip etmesidir. Her yıl yaklaşık olarak 100.000 kişi içinde 12-15 olgu görülmekte ve bu oran 40 yaş üzerinde artmaktadır. Erkek, kadın oranı 11,67’dir.Risk faktörleri hipertansiyon, amyloid anjiopati, travma, alkol ve nikotindir. Bunların yanında tedavi amacıyla kulanılan aspirin, nonsteroid antienflamatuarlar ve trombolitik ajanlar da neden olabilmektedir. Beyin damarları yaş ilerledikçe yıpranırlar ve elastiki özelliklerini kaybederler. Hipertansiyon ve amyloid anjiopati gibi hastalıklar neticesinde elastikiyetini kaybetmiş bu damarların cidarları yırtılır ve kan beyin dokusu içine sızar. Bu kan beyin dokusu içerisinde birikerek kitle etkisi oluşturur ve beyin dokusunu tahrip eder. Aynı zamanda bu kitle etkisi beynin dolaşım sistemini de bozarak iskemiye neden olur.

    Klinik olarak genellikle tek taraflı kuvvet kaybı, başağrısı ve bilinç değişiklikleri ile ortaya çıkar. Bunun yanında konuşma bozukluğu, nöbet, bulantı, kusma da görülebilir.

    Ön tanı için ayrıntılı bir hikaye alınmalıdır. Radyolojik tetkiklerden bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans görüntüleme yöntemleri tanıda kullanılır. Kısa süreli olması ve daha iyi tanı koyduruculuğu nedeniyle bilgisayarlı tomografi daha çok tercih edilmektedir.

    Tedavide ilk yapılması gereken hastanın hayati fonksiyonlarını korumaya yönelik, solunum ve dolaşım sisteminin idamesini sağlamaktır. Kanamanın büyüklüğü, beyindeki lokalizasyonu, hastanın nörolojik tablosu değerlendirilerek tedavinin cerrahi ya da medikal yapılacağına karar verilir. Cerrahi olarak yapılacak tedavi beyin dokusunda birikmiş ve kitle etkisi yaratan kanın boşaltılması, kanamanın durdurulmasıdır. Medikal tedavi olarak da kafa içi basıncını azaltacak ve kanama etrafında oluşan ödemi azaltmaya yönelik kullanılacak ilaçlardır. Hastanın nöbet geçirmesini engelleyen antiepileptik ilaçlar da koruyucu olarak başlanır.

    Subaraknoid Kanama

    Beyni çevreleyen araknoid zarı altına olan kanamalardır. Görülme sıklığı 10-16100000’dir. Risk faktörleri ailesel, sigara, alkol, hipertansiyon, oral kontraseptif, kokain, amfetamin gibi ilaç alışkanlıklarıdır. Sebep olarak en sık anevrizma, bunun yanında hipertansiyon, ateroskleroz, arteriovenöz malformasyonlar, beyin tümörleri, kanama bozuklukları, ensefalit, menenjit, meningoensefalit, antikoagülan tedavi komplikasyonları, kafa travması ve bilinmeyen nedenli olanlardır.

    Bulgular en sık olarak şiddetli başağrısı ve ense sertliğidir. Bunun yanında bulantı, kusma, baş dönmesi, çift görme, nöbet, şuur bulanıklığı ve eşlik edebilecek olan intraserebral kanamaya ait bulgular olabilmektedir. Tanı ilk başta hızlı sonuç veren bilgisayarlı tomografi ile kanamanın tespit edilmesidir. Kanamanın tespitinden sonra yapılması gereken beyin damarlarını görüntülemeye yönelik yapılacak olan anjiografidir.

    Şayet anjiografi neticesinde anevrizma tespit edilir ise o zaman yerleşim ve konfigürasyonuna göre cerrahi veya endovasküler yöntemlerle anevrizmanın dolaşım dışı bırakılması gerekir.

    Tüm gelişmelere rağmen günümüzde bu hastaların %25-30’u hastaneye gelemeden kaybedilmekte, geriye kalanların ise %30-50 kadarı kurtarılamamaktadır.

    Epidural Hematom

    Travmaya bağlı meydana gelen beynin kalın zarı (dura) ile kemik arasında olan kanamalardır. Travma sonrası dura üzerindeki damarların zedelenmesi sonucu oluşurlar, genellikle kafatası kemiğindeki bir kırık buna eşlik eder. Tüm kafa travmalarının %0,2-0,6’sında görülürler. Klinik üç şekilde karşımıza çıkar, birincisi lucid interval (şuurun açılıp kapanması), ikincisinde şuur tamamen kapalıdır ve hiç açılmaz, üçüncüsünde bilinç bulanıklığı şeklindedir. Tanı bilgisayarlı tomografi ile konur, manyetik rezonans görüntüleme de tanıda kullanılabilir, ancak bilgisayarlı tomografi çok daha erken sonuç vermesi ve zamanın hayati önem taşıması nedeniyle tercih edilmektedir.

    Tedavi dura ile kemik arasında biriken kan miktarı ve beyne yaptığı basının derecesine göre takip veya cerrahidir. Eğer çok az bir miktarda kan birikimi varsa hasta çok yakın gözlem altında tutularak takibe alınabilir. Karar cerrahi ise çok hızlı bir şekilde uygulanmalıdır. Cerrahi olarak dura ile kemik arasındaki kan boşaltılır ve kanama odağı bulunarak durdurulur. Cerrahi tedavi sonrası sonuçlar yüz güldürücüdür. Tedavi sonrası alınan iyi sonuç %55-89 arasında, mortalite %5-29 arasında değişmektedir.

    Subdural Hematom

    Kafa travması geçiren hastaların %8-57’sinde subdural hematom görülmektedir. Dura ile beyin dokusu arasında olan damarların zedelenmesine bağlı oluşan kan birikimidir. Subdural hematomlu vakaların %50’sinde beyinde ek olarak başka patolojiler de vardır. Genellikle hastalar çok ciddi nörolojik bozukluklarla gelirler ve %50 hastada şuur kapalıdır. Tanıda en iyi yöntem bilgisayarlı tomografidir,manyetik rezonans görüntüleme de tanı koydurabilir.

    Kitle etkisi olan ve nörolojik bozukluk yapan hematomlarda tedavi cerrahidir. Cerrahi olarak beyin ile dura arasındaki birikmiş olan kan boşaltılır ve kanama odağı bulunarak kontrol altına alınır. Mortalite oranı %42-90 arasında değişmektedir, bu oran epidural hematomlara nazaran çok daha yüksektir.

  • Tıkayıcı damar hastalıkları hakkında

    Tıkayıcı damar hastalıkları hakkında

    Tıkayıcı beyin damar hastalıklar veya yol açtığı sonuç olarak strok, beyin dolaşımındaki herhangi bir patoloji sonucu sinir sistemi fonksiyonlarındaki anormallik olarak tanımlanabilir. Ölüme neden olan hastalıklar arasında 3. hatta bazı yazarlara göre 2. sırada yer alan, en sık uzun dönem sakatlığa yol açan bir hastalık grubudur. Strok veya daha geniş tanımlamayla serebrovasküler olay, beyin veya beyine giden kan damarlarını etkileyen herhangi bir olay nedeniyle genellikle akut ve fokal nörolojik rahatsızlıklara yol açan olayı tanımlar. Strok iskemik ve kanamalı olarak iki sınıfa ayrılır. İskemik strok bu hastalığın %80’ini oluşturur. İskemik strok, beyin damarı veya beyine giden bir damarın tıkanmasıyla beslediği beyin bölgesinde gerekli oksijen ve şekerin azalmasına ve fonksiyonlarının kaybına yol açar. Kanamalı strok ise beyin dokusu içi veya subaraknoid denilen beynin araknoid adı verilen zarlarının arasına olan kanama şeklindeki olayla, benzer hasara yol açar. Bu hastalığın bir çok nedeni vardır. Bunlar;

    Büyük damar aterotrombotik tıkanma : Beyni besleyen büyük veya orta boy damarlardaki tıkanmadır. Bu tür tıkanma, karotis denilen beyne giden en büyük boyun damarlarında ateroskleroz denilen plağın büyümesi, damar duvarını daraltması, yerinden kopup beyne daha yakın veya beyin içerisindeki damarlarda bir tıkanma oluşturması gibi safhalardan oluşur. Hastaların yaklaşık %20’sinde bu neden bulunur.

    Küçük damar laküner tıkanma : Hastaların %40’ı bu gruptandır. Beyin içerisindeki küçük damarlardaki tıkanmayla oluşur. Beyinde önemli yapılar olan, bazal ganglionlar, internal kapsül ve beyin sapı gibi derin yapılarda küçük enfarkt alanları oluşturur. Enfarkt sonrası oluşan alana da “lakün” adı verilir.

    Kardiyoembolik tıkanma : Serebrovasküler tıkanmalar içinde %20’lik bir orandan sorumlu olan patolojidir. Daha çok orta boy beyin damarlarını ve beynin arka kısmını besleyen vertebrobaziler sistem denilen orta boy damarları tıkar. Yarısından fazlası atrial fibrilasyon denilen bir kalp hastalığı sonrası oluşur.

    Diğer sebeplere bağlı tıkanma : %20’lik kısmı oluşturur. Damar disseksiyonu, Fibromusküler displazi, Moya Moya gibi hastalıklar sayılabilir.

    Kan akımı sinir hücreleri için gereken kritik seviye altına inince, zincirleme bir biyokimyasal süreç başlar ve belli bir bölgedeki hücre ölümüyle sonuçlanır. Sonucunda klinik bulgular iskemi derecesine, etkilenen bölgenin hacmine, bu bölgenin fonksiyonel özelliklerine ve etkilenim süresine bağlı olarak değişebilir. Ancak başağrısı, hastaların %25’inde görülür ve en yaygın ortak bulgudur. Beyinin çok büyük bir bölgesini ilgilendiren bir iskemi (oksijensiz bölge) oluşursa yaygın iskemi, küçük bir alanda oluşursa fokal iskemiden söz edilir. Tıkayıcı damar hastalıkları nedeniyle sıklıkla karşılaşılan 4 ana klinik tablo oluşur;

    1- Transient (geçici) iskemik atak (TİA) : 24 saatten az süren geçici nörolojik bozukluklar söz konusudur. Çoğunluğu 10-15 dakika sürer, bu nedenle tanı sadece hikayeye dayalı kalabilir. Baş dönmesi, yürüme bozukluğu, konuşma bozukluğu, tek taraflı görme bozukluğu ve bazen tek taraflı kuvvet kayıpları en çok oluşan bulgulardır. Birkaç defadan fazla olan TİA ilerdeki tam bir strokun (%20-80 arası oranlar bildirilmiştir) habercisi olabilir.

    2- Geri dönüşlü iskemik nörolojik defisit : 24 saatten fazla sürüp, 3 haftadan önce bulguları tamamen düzelen klinik durumlar için kullanılır. Çoğunlukla kardiyolojik kaynaklı emboli suçlanmaktadır. İleride tam strok olma riski vardır.

    3- İlerleyici strok : Fokal iskemik bulguların dakikalar veya saatler içinde kötüleşmesi durumu için kullanılan terimdir. Başlangıçta etkilenen alanın genişlemesiyle oluşur. Bu durum genellikle 48 saat içinde tamamlanır. Beynin arka kısmını besleyen sistemde daha uzun sürebilir.

    4- Tamamlanmış strok : Stabilleşmiş iskemik nörolojik defisitler vardır. Embolik stroklar ani başlar, maksimum nörolojik bozukluk erken oluşup tamamlanır ve iyileşme saatler, günler veya aylar sürebilir. Bu tip hastalar çoğunlukla tamamlanmış strok ve defisitli bir şekilde uykudan uyanırlar.

    5- Genç erişkinde strok : Diyabetik veya hipertansif olmayan 40 yaş altı bir insanda stroke ihtimali çok azdır. Bu yaş grubu strokta en sık sebep kalbe ait embolidir. Ancak kokain başta olmak üzere uyuşturucu kullanımı, arterial disseksiyon, fibromusküler displazi ve koagülasyon bozuklukları akla nadir de olsa gelmelidir.

    Erken tanı konulması çok önemlidir. Bu hastalıkla karışacak diğer hastalıkların ekarte edilmesi gerekir. Bunlar, beyin tümörleri, abse-ensefalit gibi beyin enfeksiyonları, nöbet sonrası durum (postiktal durum), travma, subdural hematom, histeri, kontüzyon, şeker yüksekliği, şeker düşüklüğü, kalple ilgili fonksiyon bozuklukları gibi hastalıklardır. Tanı koymak için çeşitli kan tahlilleri, beyin tomografisi, beyin MRI’ı, doppler USG’ler, MRI anjiografi, gibi tetkikler yapılır.

    Tedavi için ilk başta, akut strokun acil tedavisi gerekir,uzun dönemde ise, şeker hastalığı, hipertansiyon, atrial fibrilasyon, kolesterol yüksekliği, sigara-alkol aşırı tüketimi ve fiziksel inaktivite gibi faktörlerin elimine edilmesi önerilmektedir. Bunun dışında altta yatan sebeplerin tedavisi, önleyici tedavi, cerrahi ve endovasküler cerrahi tedaviler uygulanabilir. Herhangi bir kolda veya bacakta felç gibi nörolojik bozukluklar oluşmuş ise fizik tedavi ve rehabilitasyon tedavileri de uygulanabilir.

  • Baş ağrıları – migren

    Baş ağrılarının %20’si migren ağrısıdır. Tek taraflı yerleşim gösteren (%75) migren, tekrarlayıcı, saatlerce sürebilen, paroksismal, zonklayıcı, baş hareketleri ile artan bir baş ağrısı olup bulantı ve kusma da eşlik eder. Ailesel yatkınlık söz konusu olup dominant geçişlidir. Kadınlarda erkeklere göre 3 kat fazla görülür; daha çok genç ve orta yaşta başlayıp ileri yaşlarda azalma gösterir.

    Tipik olarak 4-72 saat arasında sürer ve fiziksel egzersiz ile artar. Migrenli hastalarda depresyon, anksiete ve panik bozuklukların daha sık görüldüğü bildirilmiştir. Çeşitli faktörlerin migrene duyarlı kişilerde baş ağrısını tetiklediği bilinmektedir. Bunların arasında en bilinenler, belirli yiyecek ve katkı malzemeleri (şarap, çikolata, kafein, peynir), açlık veya öğün atlama, aşırı veya az uyku, keskin kokular, barometrik basınç değişiklikleri, şiddetli yanıp sönen ışıklar, moral bozukluğu, hormonal oynamalar, adet kanaması, ilaçlar ve fiziksel egzersizlerdir. Migren baş ağrılarının yaklaşık 15’inde aura adı verilen, dakikalar içinde gelişen ve 1 saatten az süren nörolojik belirtiler öncülük eder. Sıklıkla aura, yavaş olarak görme alanının ortasından dışa doğru yayılan görsel bozukluk olarak seyreder. Görsel belirtiler, yanıp sönen ışık parlamaları şeklinde olan ve basit tip olarak kabul edilen görsel halüsinasyonlar şeklinde olabileceği gibi, görme alanının etkilendiği görme bulanıklığı şeklinde de olabilir. Paresteziler ikinci sıklıkla görülen aura tipleridir. Hastanın tek taraflı olarak kişinin el parmaklarından başlayıp kola doğru yayılan ve çoğu zaman aynı taraf burun ve ağız çevresini etkileyen uyuşukluk ve karıncalanma hissi ortaya çıkabilir. Bunun dışında konuşma bozuklukları, baş dönmesi ve nadir olmakla birlikte işitsel ve koku halüsinasyonları da aura belirtileri olarak görülebilir. Baş ağrısı genellikle aurayı takiben 5-30 dakika içinde başlar.

    Klasik migrende belirtiler, görme kaybı, kuvvet ve duyu bozuklukları ve birkaç dakika süren baş ağrıları olur. Atak süresi klasik migrende birkaç saat, yaygın migren de ise birkaç gün sürebilir. Ağrıya ışıktan ve sesten rahatsız olma eşlik edebilir. Vücudun diğer bölgelerinde görülen belirtiler abdominal ağrı, diyare gibi bulgular olabilir.

    Migren tedavisi medikal yani ilaç tedavileri yanında tetikleyen ajanlardan uzak durmayı içerir. Bunun yanında migren atakları ayda 3 defadan daha fazla oluyorsa, baş ağrısı günlük hayatı engelleyecek kadar şiddetli ise, nörolojik bozukluk oluşturuyorsa, koruyucu ilaç tedavisi de eklenmelidir.

    Küme Başağrısı

    Damarsal bir ağrıdan ziyade, sinirsel bir ağrıdır. Tam olarak nedeni bilinmemektedir. Ağrı ciddi nöbetler şeklinde gelir ve ortalama 30 dakika içinde sonlanır. Ağrı göz çevresinde, şakakta, kulak arkasında ve alt çene molar dişler çevresinde görülür. Ağrı genellikle geceleri olur ve hastayı uyandırır. Bilinen en şiddetli baş ağrısıdır, bu nedenle intihar baş ağrısı olarak da adlandırılır. Sıkıştırıcı ve oyucu hissi verir. Göz kanlanması, gözde yaşarma, burun tıkanıklığı, burun akması, alın ve yüzde terleme, göz kapağının düşüklüğü, göz bebeğinde küçülme ve göz kapaklarının şişliği gibi otonomik bulgular ağrı ile aynı taraftadır. Hastalar migren hastalarının aksine karanlık odada uzanmak yerine, gezinmeyi, açık havaya çıkmayı, yürümeyi tercih ederler. Ağrılı dönem hastadan hastaya farklılık gösterir. Sıklıkla 2-3 ay sürer. Tamamen ağrısız olan sessiz dönem ise 6 ay 1 yıl arasında olur. Ağrılı dönemde neredeyse her gün bazen birkaç kez tekrarlayan ağrı atakları görülür. %4 vakada ağrılar çift taraflı olur. Erkeklerde daha sık görülür ve ailesel geçiş söz konusu değildir.

    Tedavide birçok ilaç seçenekleri vardır. Ancak medikal tedavinin yetersiz olduğu olgularda cerrahi tedavi seçenekleri düşünülmelidir.

  • Bel fıtığı belirtileri:

    Tekrarlayan bel ağrısının ve beldeki tutulmanın sıklığının, şiddetinin ve süresinin artması yanı sıra, şikayetlere bacağa inen ağrıların da eşlik etmesi söz konusudur. Bacaktaki bu ağrı tek yanlı olabileceği gibi iki yanlı da olabilir. Ağrı yanıcı veya batıcı bir ağrı olabileceği gibi kasılma veya gerilme şeklinde de olabilir. Ağrı öksürme, hapşırma veya tuvalette ıkınma durumunda şiddetlenir. Bacaklarda uyuşma, hissizlik, karıncalanma, keçeleşme gibi his bozuklukları da şikayetlere eşlik edebilir.

    Bazı hastalarda kısa bir mesafe yürüyünce bacaklarda çok şiddetli kasılma türü ağrılar olması nedeniyle yürümek neredeyse imkansız hale gelebilir. Gece bacaklara kramplar girebilir. Söz konusu bu rahatsızlıklara durup dururken, yani bir zorlanma olmadan idrar kaçırma veya ayaklarda güç kaybı gibi şikayetler de eklenirse; olay acil demektir ve eğer 48 saat içinde ameliyat olmazsanız, söz konusu durumun düzelmesi bir yılı bulabilir ve hatta düzelmeyebilir de.

  • Ayırıcı tanı nedir?

    Kalçada ağrı, baldırda ağrı, dizde ağrı, ayak tabanında ağrı, omuz ağrısı, kol ağrısı, ellerde uyuşma, baş ağrısı, bel ağrısı, ağız çevresinde uyuşma, boyun tutulması, sırt ağrısı, kola inen ağrı, kalçanın yan tarafında yanma… Tüm bunlar ve benzeri şikayetler, kimi zaman şikayetin olduğu bölgedeki bir takım hastalıklara; kimi zaman da şikayetin olduğu bölgenin çok uzağındaki bir takım hastalıklara bağlı olabiliyor.

    Tıp fakültesi öğrencilerinin yılları işte bu şikayetlerin hangi hastalığa bağlı olduğunu ayırt etmeyi öğrenmekle yani “ayırıcı tanı” denen sanatı öğrenmekle geçiyor. Yoksa şikayetin olduğu yere masaj yapalım, sihirli yağ sürelim, renkli taşlar koyalım; o kadar da kolay değil bu işler. Yani eğitim şart…

  • İstirahat ama nasıl?

    Uzun yıllar boyunca tepe tepe kullanıp yıprattığımız vücudumuzun da aynı ruhumuz gibi tatile ihtiyacı var. Bazen frene basmak, biraz dinlenmeye çekilmek gerekebilir. Bel ve boyun ağrılarının önemli bir kısmı dinlenerek, kendiliğinden kısa sürede geçer. Yani birkaç gün yatmak veya yine birkaç gün için bele takılan örme bir korse veya yumuşak bir boyunluk bile bu ağrıların tedavisi için yeterli.

    Tabii yatmak derken sağlıklı bir yatakta yatmayı kastediyoruz, tahta üzerine veya yere serilmiş bir battaniyenin üstünde değil; aileden kalmış bir yün yatakta da değil, çok eskimemiş bir hazır yatak üzerinde. Kanepede veya koltukta yatmak hiç değil; dizlerin altına bir yastık yerleştirilmiş durumda iken sırt üstü veya bacakların arasına bir yastık yerleştirilmiş durumda iken yan yatarak dinlenmek.

  • Yaşlılarda bel ve boyun fıtıkları:

    Bu tip fıtıklar yaşlılarda çok nadirdir, hatta 60 yaşlarından sonra pek görülmezler. Bu yaşlarda fıtık genellikle yıllardır süre gelen zedelenmelerin sorucunda yavaşça ortaya çıkar. Ancak görüldüklerinde de ameliyatları hiç kolay değildir, çünkü yıllar içinde ortaya çıkmış ve halk arasında “Kireçlenme” denen kemik yapıya ait sorunlarla yine ileri yaşlarda özellikle kadınlarda ortaya çıkan kemik erimesine yönelik teknikler de kullanılması gerekecektir; bu nedenle mutlaka tecrübeli ellerde yapılmaları gerekir.

    Böyle geç yaşta fıtık görüldüğünde olaya eşlik eden ekstra bir hastalık, mesela bulaşıcı bir hastalık veya sinirlere zarar veren, şeker hastalığı benzeri kronik bir hastalık olup olmadığına da dikkat etmek gerekir. Ayrıca yaşlıları bu tip durumlardan korumak için; ağır işlerde çalışmalarına, ağır eşyalar taşımalarına izin vermemek gerekir. Eğer zorunlu olarak ağırlık kaldıracaklarsa da, bunu simetrik olarak yapmaları; yani tek kolla dengesiz olarak ağırlık taşımamaları gerekir.

  • Bel fıtığı ameliyatı sonrası:

    Bel fıtığı ameliyatından sonra belinizdeki yaranıza en az 5 gün mutlaka hiç su değmemesine dikkat etmelisiniz. Günümüzde genellikle yaralar gizli dikişle kapatıldığı için, bu sürenin sonunda pansumanınızı çıkarıp atabilir ve banyonuzu yapabilirsiniz. Ama eğer dikişlerinizi aldırmanız gerektiği söylendiyse, bu takdirde 7. gün dikişlerinizi aldırmanız ama bu süre boyunca yaranızın pansuman ile örtülü olması gerekecektir.

    İlk haftayı daha çok ev içinde ve genellikle yatakta istirahat ederek geçirmeniz uygun olacaktır; ilk haftadan sonra aralıklı olmak kaydıyla evden çıkıp dolaşabilir, hatta uzun süreli olmamak kaydıyla işe bile gidebilirsiniz. Bir ay dolduğunda, işinize veya evinize yakın bir merkezde; 1 ay süreyle olacak şekilde fizik tedaviye başlayacaksınız. Fizik tedavi süresinde size öğretecekleri hareketleri ise bundan sonra hayatınızın bir parçası hale getireceksiniz.

    Fizik Tedavi bittikten sonra, 1 ay boyunca da egzersiz yapıp daha sonra; yani 3 ay sonunda bir spor salonuna üye olup ağır sporlarla uğraşabilir ve ağır işlerinize geri dönebilirsiniz. Ameliyat sonrasında size verilen ağrı kesici, kas gevşetici ve antibiyotiklerinizi, cerrahınızın size önereceği süre boyunca kullanıp sonra bırakacaksınız. Unutmayın ki ameliyatı, ilaçlardan da kurtulup kaliteli bir yaşama ulaşmak için oldunuz.

    Sert bir yatakta yatın, yani yerde veya sert bir tahtanın filan üzerinde değil; sıradan bir hazır yaylı yatağın üzerinde. Kanepede filan yatmayın. Yatağınızı 8 yılda bir değiştirin. Alaturka tuvalet kullanmayın, daima klozete oturun. Eğer alaturka tuvaletten vazgeçmek sizin için olanaksızsa, o zaman yeni tasarlanan alçak oturumlu klozetlerden edinin. Otururken de koltukta değil, sandalyede; yani geriye kaykılmadan oturun.

    Belinizi soğuktan koruyun. Dengesiz ve zorlayıcı hareketler yapmayın; mesela çok ağır nesneleri kaldırmayın ve tek elinizde ağırlık taşımayın. Uygun olmayan şekillerde uzun süre oturmayın. Eğer size belli bir süre korse kullanmanız söylendi ise, bu süre içinde korsenizi otururken ve ayakta iken asla çıkarmayınız ama korsenizi asla size önerilen süreden fazla da kullanmayın.

    Tabii ki tüm bu okuduklarınız, cerrahınız size aksine bir şey söylemedi ise geçerlidir.

  • Hamilelikte bel ve boyun fıtıkları

    Hamilelikte kadın vücudunda pek çok hormon değişikliği ortaya çıkar. Doğaldır ki bu değişikliklerin bir kısmı doğum eylemini kolaylaştırmak üzere vücuttaki bağları gevşetmeye yöneliktir. Tabii ki bu şekilde bağların gevşemesi, bebekle beraber annenin aldığı ekstra kilolar da eklendiğinde, vücudun duruşunu bozarak, omurgalar arasındaki disklerin zarar görmesini kolaylaştırmaktadır.

    Hamilelik sırasında fıtık gelişip te ağrılar başladığında, ne tanı amacıyla röntgen çekilebilir, ne de herhangi bir ilaç kullanılabilir. Bu nedenle en iyisi, eğer herhangi bir ağrı hamilelik öncesinde de varsa, hamile kalmadan bu soruna bir çözüm aranmasıdır. Yoksa hamilelik bittiğinde bebek sütten kesilinceye kadar tedavi ertelenmek durumunda kalınacak, üstelik hamilelik sonrasında annenin üstünde fazla kilo kalacağı için; tedavi iyice zorlaşacaktır.

  • Mikrocerrahi teknikle omurga kanal daralması hastalığı tedavisi

    Mikrocerrahi teknikle omurga kanal daralması hastalığı tedavisi

    İçinden omurilik ve sinirlerin geçtiği omurga kanalı, üst üste dizilmiş kemiklerden oluşan, ince, uzun, kıvrımlı bir borudur. Belirli bir çapı olan bu kanalın genişliği azalırsa, daralmış olan kanal, içinden geçmekte olan sinirleri kolayca sıkıştırmaktadır.

    Neticede bel ve bacaklarda ağrı, uyuşma, huzursuzluk, karıncalanma, yürüme bozukluğu, yürürken bir süre sonra mecburi oturma, yürüme mesafesinin giderek kısalması, sık idrar yapma, idrar ve büyük abdest kontrolünün bozulması, bacaklarda güçsüzlük, cinsel fonksiyonların olumsuz etkilenmesi gibi belirtiler ortaya çıkabilmektedir. Boyun bölgesindeki dar kanal ise kolları da etkisi altına almaktadır.

    Dar kanal hastalığı için vidasız (platinsiz) ameliyat yöntemi olarak bilinen bu yöntem çok değerlidir. Ameliyatı öncelikle değerli kılan, dar kanal hastalığı için uygulanan diğer tedavi yöntemlerinde olduğu gibi hastaya enstrüman (vida) veya başka herhangi bir yabancı cisim takılmamasıdır. Buna bağlı olarak da iyileşme süreci daha kısa olmaktadır.

    Mikrocerrahi teknikle ve operasyon mikroskopu kullanılarak omurilik sinirlerini sıkıştıran fıtık, kemik ve bağ dokuları alınarak hastanın sinirleri rahatlatılır. Çoğu merkezde uygulanan diğer yöntemlerde olduğu gibi vida ve benzeri ek materyalleri kullanmak gerekmemektedir. Birden fazla aralıkta kanal daralması olsa da bu yöntemle ameliyat edilebilir.

    Bu ameliyat esnasında dar olan omurilik kanalının iç kısmına girilerek kanal içeriden genişletilmekte, böylece anatomik yapı elden geldiğince korunmaktadır. Stabilizasyonu sağlayan anatomik yapının korunması sonucunda bu hastalara ayrıca vida ve benzeri tarzda enstrümanları takmak gerekmemektedir. Dolayısıyla hastalara yabancı cisim konmamış olması büyük bir avantaj oluşturmaktadır.

    Mikrocerrahi teknikle ameliyat edilen bu hastalar ameliyat oldukları gün yürüyebilecek duruma gelirler. Hastaneden 1-2 gün sonra taburcu olurlar. Yaklaşık 1 ay boyunca ayakta oldukları sürelerde bel korsesi kullanmaları önerilir. Yaklaşık 20 gün sonra da egzersiz programına başlanır. Yaşam kalitesini çok azaltan ve oldukça acı verici olan bir hastalık için bu kadar kısa sürede iyileşme olur.

    Mikrocerrahi teknikle yapılan bu ameliyat belirli merkezlerde ve mikrocerrahi deneyimli cerrahlar tarafından uygulanmaktadır. Bu hastalar da aynen bel fıtığı operasyonlarımızda olduğu gibi felç kalma riskiyle karşılaşmadan aynı gün içinde yürüyebilmekte ve 1-2 günde taburcu olmaktadırlar.

    Bu teknik omurgada skolyoz (eğilme), spondilolistezis (kayma) olmadığı durumlarda uygulanır. Hastalaın omurgalarında kayma ve eğilme varsa bu ameliyat ile birlikte hastalara vida-plak uygulamak gereklidir.