Blog

  • Bel-kalça-diz-bacak ağrıları: nerede –ne zaman-kime ameliyat olmalı

    Endüstriyel toplumlarda yaşam süresinin uzaması ile beraber sağlık sorunları da çeşitlilik kazanmıştır. Ayrıca makinalaşmanın ve gelişmenin getirdiği hareket azlığı, beslenme bozukluklarına bağlı gelişen obesite de sağlık sorunlarının hem çeşitliliğinin hem de şiddetinin artmasına sebep olmuştur.

    Özellikle orta yaş grubunu geçen nüfusun sık karşılaştığı sorunlardan biri olan kireçlenme dediğimiz (artroz) eklemlerin sorunu hastalarda tuttuğu yere göre şikâyet ve bulgulara sebep olmaktadır. Hastalar her zaman bu şikâyetlerinin nereden kaynaklandığını tam olarak ayırt edemeyebilirler. Bunun sebebi ağrının noktasal olmadığı çoğunlukla yayılım veya başka bir yere yansıma yaparak ağrı sebebinden uzakta hissedilmektedir.

    Kireçlenme dediğimiz hadise eklemlerde sıvı azalması, kıkırdak erimesi, eklem dejenerasyonu veya eklem daralması gibi isimlerle de anılmaktadır. Kireçlenmeye en çok maruz kalan eklemler değişken olmakla beraber kireçlenme sebebiyle belirti veren eklemler genellikle vücudumuzun en çok yüke maruz kalan ve en çok hareket eden (en çok kullandığımız) eklemleridir.

    Bel ağrısı, bacaklarda ağrı dizlerde ve omuzlarda ağrı en sık karşılaşılan ağrılardandır. Ve bu ağrılar değişik uzmanlık alanlarının ilgisindedir.
    Bel ağrısının birçok sebebi olmakla beraber; en sık rastlanılan sebepleri, bel fıtıkları, yaş ilerledikçe ortaya çıkan kireçlenme nedeniyle omurilik kanalı darlıkları, bel kayması, bel eklemlerinde ve omurlar arası kıkırdaklarda aşınma ve kireçlenme nedeniyle ortaya çıkan ağrılardır. Belde oluşan bu hastalıklarda ağrı çoğunlukla belde kalmaz bir veya her iki bacağa, uyluğa veya ayaklara yayılabilir. Dolayısıyla her iki alt ekstremiteye yayılan ağrıların sebebi ileri yaş grubu hastalarda omurga kökenli rahatsızlıklar olabilir.

    Aynı şekilde, dizlerde veya kalçada olan hastalıklarda da uyluk, diz, bacak veya ayak ağrısı olabilmektedir. Bu nedenle orta yaşı geçmiş bel ve/veya bacak –diz-kalça ağrısı olan hastalarda mutlaka hem bel bölgesi ve omurga hem de alt ekstremite eklemleri değerlendirilmeli ayırıcı tanı iyi yapılmalıdır. Bu tür hastalar mutlaka hem beyin cerrahisi hem de ortopedi uzmanı tarafından değerlendirilmelidir. Ayırıcı tanı yapılıp ağrı ve diğer şikayetlerinin sebebi tam olarak belirlendikten sonra uygun branş hekimi tarafından tedavisi yapılmalıdır.

    Ya omurga ya da alt ekstremite rahatsızlığı olan hastaların tedavisi uygun branş hekimi tarafından yapılmakta iken, asıl sorun her iki bölgede de sorunu olan hasta grubunda çıkmaktadır, ki bu hasta grubu azımsanmayacak kadar yüksek bir orandadır zaman tedavi sıralaması nasıl olmalıdır:

    Hem bel hem de diz-kalça gibi alt ekstremite sorunu olan ancak ameliyat gerektirmeyen hastaların ilaç ve ameliyat dışı tedavileri her iki uzmanlık alanı tarafından aynı anda yapılabilmektedir.

    FAKAT

    Belinde ameliyat gerektiren ve bel ve bacaklarda ağrı sebebi olan bir kireçlenme sorunu olan aynı zamanda da kalça veya dizlerde ameliyat gerektiren kireçlenme sorunu olan hastalarda tedavi önceliğini çok iyi belirlemek gerekmektedir. Bu konuda maalesef birçok yanlışlıklar yaşanmaktadır. Her iki dizden ağrıları nedeniyle ameliyat olup protez takılan fakat ağrıları geçmeyen hastalar olduğu gibi belden ameliyat olup hala rahat yürüyemeyen ve bacaklarda dizlerde ağrısı olan hastalar vardır. Onun için ameliyat gerektiren kireçlenme-dejenerasyon- sorunu olan hastalarda ameliyat önceliğini belirleyen faktörler çok çeşitlidir.

    Hastanın yaşı, kilosu, ilerleyici nörolojik hasarı (felç-idrar –gaita kaçırma-his kaybı-ereksiyon kaybı…),hastanın isteği….vb. faktörler önceliği belirlemekte etken olmakla beraber:

    Omurgayı ve içindeki sinirleri (omurilik ve ondan çıkıp bacaklara giden sinirler) bir ağacın gövdesi olarak düşünürsek bacaklarımız ve içindeki ağrı algılayıcı ya da motor emir götürücü sinirler bu ağacın dalları olarak düşünülmelidir. Yani ağacın gövdesinde bir hasar ve dalında bir hasar varken dalını tedavi edip gövdedeki hasardan kaynaklı yakınmaları gideremeyeceğiniz gibi, gövdedeki hasarı tamir ettiğinizde daldaki hasardan kaynaklı bazı şikayetlerin düzelme ihtimali vardır. Yani belinden ameliyat olmuş hastalarda diz veya kalçalarındaki ağrılarında bir kısmı gidecektir ve belki hastanın tolere edebileceği bir ağrı seviyesine kadar gerilediği için diz veya kalça patolojisinin ameliyat gereksinimi ötelenebilir.

    BU NEDENLE

    Bacaklarda veya dizlerde ağrı şikâyeti ile ortopedi uzmanına başvurup diz veya kalçada aşınma ya da kireçlenme nedeniyle ameliyat kararı alınan hastaların ameliyat olmadan önce MUTLAKA bir beyin cerrahisine de görünüp bacaklarındaki ağrıya ve diğer şikâyetlerine katkıda bulunan bir bel sorunu olup olmadığı mutlaka bakılmalıdır.
    Yine aynı şekilde bacaklarda ağrı şikâyeti ve belde kireçlenme şikâyeti ile bir beyin cerrahisine başvuran orta yaşı geçmiş her hastanın

    MUTLAKA bir ortopedik değerlendirmeden geçmesi tedavinin başarısı için şarttır.

  • Endoskopik tümör cerrahisi

    Endoskopik yöntemler Kafa içerisinde iki ana bölgede kullanılır.

    1- Burundan girilerek ön kafa tabanında yapılacak operasyonlarda (örneğin hipofiz tümörleri),

    2- Ventriküler sistem adı verilen içi beyin-omurilik sıvısı ile dolu boşlukların etrafında yerleşen tümörlerde ve hidrosefalinin tedavisinde

    Endoskopik yöntemlerin temel avantajı kafa kemiklerini açmaya gerek kalmaksızın küçük bir delikten ilerlenerek tümöre ulaşılmasını sağlamasıdır. Ayrıca hidrosefalisi olan hastalarda hidrosefalinin tedavisi de bu yöntemle yapılabilir.

    Dezavantajı ise sınırlı sayıda el aletinin kullanılabilmesi nedeniyle çoğunlukla tümörün hepsinin çıkarılması oranının açık tümör cerrahilerine göre düşük olmasıdır.

    Endoskopik tümör cerrahisi yöntemleri, özellikle ulaşılması çok zor olan pineal bez, tektum ve suprasellar yerleşimli tümörlerde öncelikle biyopsi alınarak kitlenin türünün anlaşılmasını sağlar. Bu bölgenin bazı tümörleri radyoterapi ve kemoterapiye hassastır. Yani endoskopik girişimler bazı hastalarda büyük bir cerrahi girişimden kaçınılmasını ve hastanın daha az hasarla tedavi edilmesini sağlarlar.

  • Endoskopik cerrahi ve avantajları

    Endoskopik yöntemler uzun bir optik el aleti yardımıyla sinir sisteminin iç kısımlarının gözlenmesi ve buralarda cerrahi girişimler yapılmasına olanak sağlayan yöntemlerin tümüne verilen isimdir.

    Avantajları

    1- İleri derecede iyileştirilmiş görme keskinliği

    2- Hedefe çok yaklaşması ve çok yakına odaklanabilmesi

    3- İnce ve narin bir yapıya sahip olması

    4- Bazı endoskopi türlerinin gerekirse değişik açıları gözlemleyebilmesi

    Dezavantajları

    1- Sınırlı sayıda el aleti

    2- Tüm el aletlerinin teleskoba paralel çalışma zorunluluğu

    3- Beyin-omurilik sıvısı içinde çalışıldığı için en ufak bir kanamada bile görme keskinliğinin azalması

    Tüm kısıtlamalarına rağmen ulaşılması çok güç ve küçük beyin lezyonlarında ve hidrosefalide endoskopik cerrahiler insan beynine en az zararı veren yöntemlerdir.

  • Nedir bu spina bifida?

    Spina bifida, anne karnında embriyolojik dönemde, yaklaşık hamileliğin ilk bir ayında ortaya çıkan sinir sisteminin yetersiz gelişimine verilen isimdir. Tüm sinir sisteminde olabilir ama sıklıkla bel bölgesinde görülürler. Tümünde temel sorun çocuğun belindeki gelişim yetersizliğine bağlı oluşan sinir dokusu yani omurilik ve cilt katları arasındaki yapışıklıklardır. Bu yapışıklıklar ilerleyen yaşlarda hastanın boyunun uzaması ile birlikte omuriliğin yukarı doğru yer değiştirmesine engel olur. Sonuçta gergin omurilik sendromu ortaya çıkar, omuriliğin beslenmesi gerilmeye bağlı olarak azalır ve en sonunda omurilik hasarı meydana gelir. Spina bifida bir hastalık grubudur. Başlıcaları;

    Myelomeningosel: En sık karşılaşılan spina bifida alt grubudur. Maalesef bu çocuklar hemen her zaman bir veya daha fazla nörolojik sakatlıklarla doğarlar.

    Meningosel: Sırtta içi beyin-omurilik sıvısı dolu bir kese mevcuttur. Bu kese omurilik ile ilişkilidir.

    Lipomyelomeningosel: Sırtta içi yağ dolu bir kese mevcuttur ve bu kese de omuriliğe yapışıktır.

    Kalın filum terminale: Dışarıdan çıplak gözle tespiti çok zordur. Ancak bir çok hastada orta hatta bir küçük delik, belde kıllanma artışı veya renk değişiklikleri ile şüphelenilir.

    Ayrık omurilik malformasyonu: Aynı kalın filum gibi bu hastaların da cilt bulguları vardır. Cilt bulgularına ek olarak bir çok hastada bacaklar veya ayaklar arasında uzunluk ve/veya büyüklük farkları dikkati çeker.

  • Hidrosefali hakkında

    İnsan beyni, kafatasının içerisinde beyin-omurilik sıvısı (BOS) adı verilen bir sıvı tarafından çevrelenmiştir ve onun içerisinde yüzer haldedir. Bu sıvı, beynin bazı metabolik işlevlerini sürdürmesi için gereklidir. Bundan daha da önemlisi travmaya karşı beyni korur.

    BOS sabit bir hızda “ventriküler sistem” adı verilen ve beynin iç kısımlarında yerleşmiş olan odacıklarda üretilir ve beynin dışına doğru kanallarla iletilir. Beynin en dışındaki bazı yapılar tarafından da emilir. BOS hacminin arttığı durumlar “hidrosefali” (HS) olarak adlandırılır. Hidrosefali (Hydrocephalus) Yünanca “kafa” ve “su” kelimelerinin birleştirilmesiyle türetilmiştir. Sorun çoğunlukla BOS emiliminin azalmasıdır.

    BOS emilimi iki nedenle azalır.

    1- BOS’nı emecek olan hücrelerin işlevlerini yerine getirememesi (emilim bozukluğu tipi HS, komünike HS).

    2- BOS’nın üretildiği yerden emildiği bölgeye taşıyan kanallarda tıkanıklık olması (tıkayıcı tipte HS, non-komünike HS).

    Tedavi: İki tür tedavi yöntemi mevcuttur.

    1- Bu sıvıyı başka bir vücut boşluğuna taşıyan “şant” sistemleri takılması. Bu yöntem hem emilim bozukluğu hem de tıkayıcı tip hidrosefalide kullanılabilir. Temel fikir, bir slikon boru yardımıyla beyin içerisindeki fazla BOS’u emilebileceği başka bir vücut boşluğuna aktarmaktır. Aktarılacak boşluk, çoğunlukla hastanın en büyük vücut boşluğu olan karnıdır. Ancak kalbe veya göğüs kafesi içerisine de aktarılabilir.

    2- Endoskopik yöntemlerle tıkanıklığın açılması veya bypass edilmesi. Bu yöntem adından da anlaşılacağı gibi sadece tıkayıcı tipte HS’si olan hastalarda kullanılabilir. Emilim bozukluğunu düzeltemez.

    Şant sistemleri uzun dönemli istenmeyen etkileri ve mekanik-enfeksiyon sorunlar ortaya çıkarma potansiyeline sahiptir. Ancak tüm HS türlerini başarı ile tedavi edebilir.

    Endoskopik yöntemlerin en büyük dezavantajı başarı oranlarının % 75-80 olmasıdır. Ayrıca açılan kanallar veya sıvıyı bypass etmek için açılan yeni delikler yeniden tıkanabilir.

    Aşağıda en sık yapılan endoskopik cerrahi olan “endoskopik üçüncü ventrikülostomi” operasyonuna ait görüntülere ulaşabilirsiniz.

  • Ameliyatsız bel ve boyun fıtığı tedavisi

    Ameliyatsız bel ve boyun fıtığı tedavisi

    Bu soruyu “Bel fıtığında ameliyat şart mı?” veya “Disk hernisi ameliyat edilmeli mi?” diye de sorabilirsiniz. Cerrahların tüm hastalarına ameliyat önerdiği gibi yanlış bir algı var. Oysa bizim ameliyat önerme oranımız taş çatlasa %10’u geçmez. Yani gördüğümüz her on hastanın en fazla birine ameliyatla tedavi öneriyoruz. Zaten bundan daha çok ameliyat yapmaya zamanımız da, enerjimiz de izin vermez. Eminim pek çok aklı başında cerrah meslektaşım için de durum bundan farklı değildir.

    Oysa unutmamak gerekir ki bir dahiliye doktoruna, nöroloji uzmanına vs. gittiğinizde bir tedavi önerisi veya bir reçete almadan asla dışarı çıkmazsınız. Zaten bir çözüm önerisi ile karşılaşmazsanız da hayal kırıklığına uğrarsınız. Benzer şekilde beyin cerrahınız da size bir çözüm önerisi getirecektir. Sanmayın ki bu her zaman ameliyat olmanız gerektiği anlamına gelsin.

    Bel fıtığı veya boyun fıtığı ameliyatı gerçekten söz konusu olduğunda ise, hangi tür ameliyatın gerekeceğine sizi tedavi edecek olan cerrah karar verecektir. Ancak hemen daima ilk basamakta halk arasında kansız ameliyat, tam kapalı ameliyat, lazer denen ve doktorlar arasında da minimal girişimsel müdahale, ameliyatsız cerrahi tedavi denen, cildi kesmeden ve fakat göze görünmeyecek denli küçük deliklerden girilerek; narkoz uygulamadan ve tabii çok düşük riskle yapılabilen endoskopik diskektomi, laparoskopik diskektomi, nükleoplasti, anüloplasti , hidrodiskektomi, ozon enjeksiyonu, lazer diskektomi gibi ameliyatlar gelir.

    Söz konusu yöntemleri uygularken gelişmiş teknoloji ürünü sistemler kullanılması zorunlu olduğu için masrafları doğaldır ki diğer ameliyatlara göre daha yüksektir. Ancak buna karşılık, deneyimli ellerde yapıldıklarında risk oranı yok denecek kadar düşüktür. Bu işlemler sırasında hasta uyutulmamakta, yani narkoz verilmeyen hastaya ameliyat; hasta uyanık iken lokal uyuşturma yolu ile yapılmaktadır. Bu sayede de hastanın hastanede bir gece bile kalması gerekmemekte, yani işlemden bir kaç saat sonra hemen ağrısız olarak ayağa kalkıp evine gidebilmekte; en geç bir hafta içinde de aktif yaşamına dönebilmektedir.

  • Omurilik tümörü nasıl tedavi edilir?

    Aslında omurilik tümörü kanser değildir. Yani omurilikteki tümör, kanserler gibi başka bir organa sıçramaz veya çok hızlı büyümez. Bunlar aslında iyi huylu tümörlerdir. Ancak küçük bir kapalı kemik kutu içindeki omuriliği sıkıştırmaları çok ağır sonuçlara yol açar.

    Omurilikten kollarımıza ve bacaklarına giden sinirler geçtiği için ortaya felçler çıkabilir, kişinin kol ve bacaklarındaki kaslarda sertleşme, kasılma olup hareketler kısıtlanabilir ve daha da kötüsü, hastada çişini ve büyük abdestini tutamama durumu ortaya çıkabilir.

    Bu tümörlere tanı konduğunda hemen ameliyat edilmeleri gerekir . Bunlara ışın tedavisi veya ilaç tedavisi yani kemoterapi verme şansı da yoktur. Zaman içinde felçler ortaya çıktıktan sonra, söz konusu felç durumu ameliyatla bile geri döndürülemez.

  • Beyin kisti, araknoid kist nedir?

    Beyin kistleri, herhangi bir şikayetle doktora gidip de; beyin tomografisi çekilen bir insanın beyninde; tesadüfen karşımıza en sık çıkan lezyonlardır. Beyin kisti çok büyük bir sıklıkla aslında iyi huyludur ve hastanın beyninde çocukluğundan beri duruyordur. İşte beyinde tesadüfen tespit edilen bu iyi huylu kistlerin arasında, en sık rastlanan ise tıbbi adı ile araknoid kist. İçi beyin omurilik sıvısı (BOS) dolu bu boşluklar genellikle doğumdan beri mevcut olduğu gibi, kimi zaman travmalara ve menenjit gibi enfeksiyonla bağlı olarak sonradan da gelişebiliyorlar.

    Çok nadiren sara veya epilepsi hastalığına yol açabildiklerinde, ya da beynin o bölgesindeki işlevini bozduklarına karar verildiğinde; aynı hidrosefali hastalığında olduğu gibi, takılan bir şant ameliyatı yolu ile tedavi edilmeleri gerekiyor. Herhangi bir şikayete yol açmayanlar ise, huy değiştirme olasılığına karşı beyin cerrahları tarafından belli zaman aralıkları ile takip ediliyor. Eğer zaman içinde büyürlerse veya hastanın sinir sistemi muayenesinde bazı önemli bulgulara yol açarlarsa yine ameliyat yapılıyor. Tabii ki böyle bir kistin varlığını, hastanın başvurduğu hekimlere bildirmesi de çok önemli bir detay.

  • Beyin tümörü cerrahisinde çağdaş yöntemler

    Aynı açık denizde uydu yardımıyla yön bulma sistemi olan GPS gibi, artık yaygın şekilde kullanılan “Nöronavigasyon” sistemi; ameliyat öncesi elde edilen görüntülerin ameliyat odasında canlı ve 3 boyutlu olarak sanal ortamda yeniden oluşturulması yoluyla, beyin cerrahının o an beynin neresine dokunmakta olduğunu ekranlarda görebilmesini sağlamaktadır. Bu sistem sayesinde mesela, beyindeki çok sayıdaki küçük tümörlerin hepsi birden güvenli bir şekilde, yani hastaya fazla zarar vermeden mikrocerrahi ile çıkarılabilmektedir.

    Ultrasonik aspiratör (CUSA) cihazı ile, ameliyat sırasında ses dalgaları sayesinde; sadece tümör dokusunun parçalanması, ama normal beyin dokusuna ve damarlara zarar verilmemesi sağlanabilmektedir. Yine kafatası kemiğini yerinden kolayca çıkaran çok yüksek devirde dönebilen elmas uçlu matkap (TUR motoru) ve testereler, tümörü çıkarma evresinde cerrahın görüşünü kırk kat artırabilen ameliyat mikroskobu, bir köşenin arkasını görmemizi sağlayan beyin endoskopları, ameliyat sırasında tümörü görüntülemekte kullanılan ultrasonografi cihazı gibi modern tıbbın en son teknolojileri sayesinde günümüzde beyin ameliyatları yüksek başarı oranları ile yapılabilmektedir.

  • Yaşlılardaki omurga eğrilikleri

    Kimi zaman eskiden geçirilen kazalara, kimi zaman kireçlenmeye, kimi zaman da romatizmal hastalıklara bağlı olarak yaşın artmasıyla birlikte ortaya çıkan yaşlılık skolyozlarıdır. Bu hastalık bazen bazı romatizmal hastalıkların takibi sırasında fark edilebildiği gibi, bazen sadece ağrı ve aşırı kiloya yol açan nedenler incelenirken de ortaya çıkarılabilmektedir.

    Bu hastalardaki asıl sorun kozmetik kaygılardan çok; sinir sıkışmasına bağlı ağrılar ve omurilik kanalındaki daralmaya, yani dar kanala bağlı yürüme güçlükleridir. Söz konusu hastalara yapılacak ameliyatların temel önceliği omurgadaki eğriliğin düzeltilmesinden çok; bası altındaki sinirlerin rahatlatılması yani dekompresyon olmalıdır. Bu esnada omurganın dinamiğini düzeltmeye yönelik bazı enstrümanlar, halk arasındaki tabiriyle platin de kullanılabilir.