Blog

  • Biorezonans + bilinçaltı telkin +  bach flowers  = ince beden

    Biorezonans + bilinçaltı telkin + bach flowers = ince beden

    Bu uygulamalar, sadece kilo vermek için değil daha pek çok sorunun dengelenmesinde kullanılan destekleyici güçlü bir sistemdir.

    Doğduğumuz günden bugüne kadar yaşadığımız tüm anılar ve bu anılara bağlı düşünce kalıpları ve duygusal blokajlar bilinçaltımızda kayıtlıdır. Bugün yaşadığımız her şey bu kayıtların ve blokajların hayatımıza yansımasıdır. Bedeninizde ki her fazla kiloyu bedeninize yerleştiren sizlersiniz.

    Kilolar nasıl olumsuz duygu ve düşünceler sonucu bedene yerleştiyse olumlu duygu ve düşüncelerle de hayatınızdan çekilecektir.

    Kilo Vermede Karşılaşılan Genel İnançlar, Duygu Durumları;

    İncelmek istiyor ama bir türlü başaramıyorum, veriyorum ama fazlasıyla tekrar alıyorum…

    Diyetler yapıyorum ama her seferinde tekrar başa dönüyorum.

    Sıkıntı hissedince, sinirlenince, heyecanlanınca üzüldüğümüz, yalnız kaldığımız anlarda, tatminsiz, yetersiz, mutsuz hissettiğimizde hemen yemek yemeğe başlıyorum

    Hayatımda ki en büyük zevklerden biri yemek yemek ve ben güzel yemeklerden vazgeçemiyorum.

    Spor yapmaya her karar verdiğimde ya yorgunum ya da meşgul…

    Sıkı diyet ve yoğun egzersiz programlarıyla verdiğiniz kiloları bir süre sonra tekrar geri alıyorum…

    BilinçaltıTelkin Uygulaması Size Ne Kazandırır?

    İdeal kilonuzla yaşamanıza engel olan bilinçaltı sorunlarınızı fark edip değiştirirsiniz.

    Sağlıklı beslenir ve düzenli spor yapma alışkanlığı kazanabilirsiniz.

    Hızlı yemek düzensiz yemek alışkanlığından bilinçli olarak uzaklaşabilirsiniz.

    Sağlıklı bir beslenme alışkanlığı kazanarak, verdiğiniz kiloları yeniden alma ihtimalini ortadan kaldırabilirsiniz.

    Yeme alışkanlıklarınızı kalıcı olarak olumlu yönde değiştirebilirsiniz.

    Sonuç olarak, sağlıklı, zinde, dinamik bir bedene ve iç huzura kavuşursunuz.

    En önemli özelliği kalıcı değişiklik sağlaması ve yan etkisi ile riski bulunmamasıdır

    KİLO VERME’de BİOREZONANS uygulamaları Size Ne Kazandırır?

    Kilo almanıza neden olan gıdaların manyetik bilgisi bedenden temizlenir

    Sağ beyin sol beyin enerji dengesi sağlanır.

    Aşırı yeme ihtiyacı duymanıza neden olan duygusal ihtiyaç kaybolur

    Bireyin hedeflenen kiloya ulaşma arzusu canlı kalır

    Depresif, keyifsiz, tembel ruh hali değişir. Stres azalarak sakinlik hissedilir.

    Çakralar, Meridyenler, Akupunktur noktalarındaki enerji akışı dengelenir,

    Yaşam Enerjisi artar

    Uykular düzene girer

    Protein, Karbonhidrat, Yağ Metabolizması aktifleşir ve çok daha kolay kilo kaybı gerçekleşir

    Beden de detoks yaparak ve asidik beslenmenin yarattığı kilo vermedeki sorunlar kalkar

    BİOREZONANS fazla kilo almanın fiziksel ve duygusal nedenlerine etki ederek kolay ve kalıcı kilo verilmesini sağlar

    KİLO vermede BACH FLOWERS uygulamaları size ne kazandırır?

    Bach Flowers, Dr Bach’ın bulduğu bireyin negatif özelliklerini azaltıp pozitif özelliklerini arttırdığı 38 adet çiçek özünün kullanıldığı bir yöntemdir. Kilo almamıza neden olabilecek duygusal sorunlar, bazı korkular yapılan bir testle tespit edilir ve size en uygun çiçek özleri bulunur.

    Bu çiçeklerin öz enerjisinin uygulanması ile kilo almaya neden olan düşünsel ve duygusal kayıtlar dönüşüme uğrar.

    Bu sorunlar; Korku, kaygı, yalnızlık, Suçlu hissetme, Tükenmişlik hissi, Aşırı Utanma, Umutsuzluk, Haksızlığa uğramaktan korkma, Stres, Affedememe, Aşk Yarası ve benzeri sorunlardır.

  • Kandida; bağışıklık sistemini zayıflatan barsak mantarı

    Kandida; bağışıklık sistemini zayıflatan barsak mantarı

    Kandida (Candida albicans) maya formunda bir mantar çeşididir. Vücutta kontrolsüz bir şekilde fazla çoğalarak, bağışıklık sistemini zayıflatır. Stres, antibiyotik kullanımı, şeker tüketimi ve yanlış beslenme mayanın gelişimi için uygun ortam oluşturmaktadır.

    Tedaviye direnen birçok kronik hastalığın temelinde kandida yer almaktadır. Hafif vakalar fark edilip erken tedavi edilirse, kişi gelecekteki birçok sorundan korunmuş olur.

    Kandida bağırsakların içine tutunarak, ince ve kalın bağırsakta doku hasarına neden olur. Bu hasar normal gözeneklerin genişlemesine, henüz tam sindirilmemiş yiyeceklerin bağırsak duvarından geçmesine neden olur. Yiyecek toksinleri kan dolaşımına karışarak yiyecek alerjisi ve duyarlılıklarına yol açarlar. Kandida’sı olan çoğu kişi yiyeceklere ve kimyasallara karşı duyarlılık geliştirir.
    Maya problemiyle bağlantılı çok fazla belirti keşfedilmiştir: Depresyon, anksiyete, mantıksız dav­ranışlar, sinirlilik, ishal, karın bölgesinde gaz, kabızlık, mide ekşimesine bağlı boğaz yanması, sindirimsizlik, kendine gü­ven kaybı, uyuşukluk, migren ağrıları ve hatta akne… Kadınlarda, mesane ve idrar yolunda rahatsızlıklar, tekrarlayan vajinal maya enfeksiyonları, regl öncesi sendromu ve diğer regl güçlükleri, erkeklerde prostatitis Kandida’dan kaynaklanmaktadır.
    Çocuklarda Kandida semptomları, hiperaktiviteden, öğren­me bozukluklarına, tekrarlayan kulak enfeksiyonlarından, be­bek bezi kızarıklıklarına, ishal ya da kabızlığa, iştahsızlığa ve uyku bozukluklarına kadar değişiklik gösterir.
    Kandida bağışıklık sistemini zayıflatır ve savaşmasını zorlaş­tırır. Ya­kın zamanda açığa çıkan otoimmün hastalıkların çoğu, bağı­şıklık sisteminin aşırı yüklenmesinden dolayı oluşmaktadır. Kandida, kalın bağırsağın enflamasyonu demek olan kolit için de bir ön şarttır. İnce bağırsağın enflamasyonu olan Crohn hastalığı vakalarında da genellikle önce Kandida’nın oluştuğu görülmektedir.
    Kandida’yı teşhis etmek genellikle zordur. Kandida’nın varlı­ğı vücudu ona karşı antikorlar üretmeye teşvik ettiğinde, ma­ya saldırıyı geçiştirmek için spor formunu alır. Maya sporları küf sporları gibi çok küçük to­murcuklar halindedir. Senelerce kuluçkada bekler bekler.. Sonra birden Kandida’ya dönüşürler. Kandida mayasının “dallanan” formu, kendisini bağırsak duvarına yapıştırır ve bu duvarın bütünlüğünü parçalamaya başlar. Spor formundaki maya, sert kabuğun altındaki tahıl tanesine benzer. Mayanın çoğu kuluçka döneminde olduğu takdirde, spor­lar vücudun antikor üretmesini tetiklemez. Bu nedenle, serum antikor testi Kandida’yı teşhis edemeyebilir ya da test sadece hafif bir vaka olduğu bilgisini verebilir. Oysa gerçekte, Kan­dida çoktan oldukça büyük bir koloni oluşturmuş olabilir.

    Kandida’nın Biorezonans ile tedavisi:
    Biorezonans terapileri ile mayanın ölmesine neden olacak vücut koşullarının dengelenmesi ve teşvik edilmesi­ sağlanır. Kandida haftada bir kez olmak üzere uygulanan birkaç seanslık biorezonans terapisi ile tedavi edilebilir. Sağlıklı bakterilerin yenilenebilecek, gelişebilecek bir ortama kavuşmaları sağlanır. Normal bağırsak florası korunmuş olur. Tedavi sıra­sında Kandida yok olurken bazı semptomlara neden olabilir. Organizmaları içlerinde zehir taşıdıklarından zarları yırtıldığında toksinler vücuda yayılabilir. Maya ölmeye devam ederken, toksinler bağışıklık sistemini daha da zayıflatacağından enfeksiyonlar, alerjiler, kronik hastalıklar ve “kendini iyi hissetmeme” hali orta­ya çıkabilir. Bu bir iyileşme krizidir. Toksinler vücuttan atıldıktan sonra iyileşme başlar.

  • Biorezonans metodu ile  alerji tedavisi

    Biorezonans metodu ile alerji tedavisi

    Allerjik hastalıklarda önce hastalığa yol açan allerjen (allerjiye neden olan) maddelerin saptanması gerekir. Bunun için değişik test yöntemleri bulunmaktadır. Biorezonans 6400 allerji yapan maddeyi bir seferde, hızlı, güvenli ve ekonomik şekilde test etme imkanı sunmaktadır. Buna karşılık klasik cilt testlerinde test edilen madde sayısı sınırlıdır. Bazı allerjik maddeler ve özellikle süt, buğday, yumurta, gluten, gliadin yapılan cilt testlerinde tepki vermeyebilir. Bu maddelere allerji yokmuş gibi kabul edilip diğer allerjenlere karşı yapılan aşı uygulaması, bu yüzden sınırlı etkiler yaratmaktadır. Yıllarca aşı tedavisi gördüğü halde bir türlü iyileşemeyen hasta sayısı oldukca fazladır.

    Biorezonans test metodunda kişiye dokunduğu düşünülen her maddeye karşı test yapılabilmekte ve uygulanan terapiyle iyileşme temin edilebilmektedir. Hastalığa yol açan ana allerjenler süt, buğday, yumurta, gluten, gliadin, mantarlar) tespit edilemezse, çok bilinen ev tozu akarı ve polen allerjileri için aşı tedavisi yapılsa bile, başka allerjenler ortaya çıkmakta ve hastalık tablosunda temelden bir iyileşme sağlanamamaktadır. Biorezonansın allerjik hastalıkların tedavisine getirdiği inanılmaz çözüm tüm alerjenleri test edip tespit edebilme ve kalıcı olarak iyileştirebilme başarısını yatmaktadır.

    Allerjik bünye sağlıklı insanlar için hiçbir olumsuz etkisi olmayan maddelerle karşılaştığı zaman tepki vermektedir. Allerjik vücut o maddeyi “yabancı madde” olarak algılar ve bağışıklık sistemi onunla savaşmaya başlar ve bu nedenle allerjik reaksiyonlar meydana gelir. Allerjik hastalıklar bu şekilde kendini gösterir. Tedaviye önce allerji testleri yapılarak başlanır. Allerji yapan maddeler test yoluyla tespit edildikten sonra kişinin kaç maddeye allerjisi olduğuna ve önceliğe göre bir tedavi planı hazırlanır ve hastaya uygulanır. Tedavi yaklaşık 1 saat süren seanslar halinde, haftada bir kez uygulanır. Tedaviye, kişide tespit edilen ana allerjilerle başlanır.

    Biorezonans terapisi temel olarak bu allerjen maddelerin vücuttaki patolojik frekansını sıfırlamayı ve vücuda güçlendirilmiş normal fiziksel frekanslar vermeyi hedefler. İyileşme ara testlerle kolayca takip edilebilir.

    Tedaviden sonra organizma allerji yapan maddeleri,normal frekans kodunda algılamaya başladığı için, hastalık tablosu oluşmaz. Örneğin; Süte allerjisi olan bir kişi, bir dönem perhize tabi tutulur ve bu süre içinde biorezonans terapisi uygulanır. Ardından test edildiğinde süt allerjisinin geçtiği görülürse, kişi yeniden bu ürünü tüketmeye başlayabilir. Artık bu aşamadan itibaren bu ürünün tüketilmesiyle allerjik reaksiyon oluşmaz. Süt, tedavi öncesinde yabancı madde olarak algılandığı halde artık normal kişilerde olduğu gibi “süt” olarak algılanır.

    Biorezonans yöntemi ile yapılan allerji terapisi, yan etkisi olmayan ilaçsız ve yüksek etkili bir terapidir. Hastalarda hemen rahatlama görülmeye başlanır.

  • Biorezonans, migren tedavisinde çok iyi neticeler almakta..

    Biorezonans, migren tedavisinde çok iyi neticeler almakta..

    Migren, soğuk bir terleme ile birlikte gelip, başın ve yüzün yarısını kaplayan özel bir baş ağrısıdır. Başın bir bölgesinde başladığından “yarım başağrısı” olarak da bilinir. Bazen başağrısına göz, dudak, ense ve sırt ağrıları eşlik eder. Zonklayıcıdır, giderek şiddetlenir, genişler, kafa yarısını veya tamamını etkiler.

    Bazen dayanılmayacak kadar şiddetli olabilen migren ağrıları birkaç dakika sürebileceği gibi saatlerce, hatta günlerce devam edebilir. Başın yarısında zonklamalar, bulantı ve bazen kusma görülür. Gözün önünde siyah benekler, bulanık lekeler uçuşur.

    Bazı kimseler konuşmakta zorluk çekerler, ses ve ışığa hassasiyet gösterirler, dudak ve dişlerinde ağrı, hassasiyet ve uyuşma oluşur.

    Boyun atlas ve C2 omurga eksen kaymalarının yarattığı migren hastalığında ise beyni besleyen vertebralis damarlar ve yüz bölgesindeki sinirlere baskı oluştuğundan, bu bölgede gerilim arttığından, şiddetli baş ağrısı, yüz sinirlerinde hassasiyet, ense ve boyun ağrısı, boyun tutulması ve mide bulantısı oluşmaktadır.

    Migreni tetikleyen faktörler:

    Stres: heyecan, gerginlik, yorgunluk ve yoğun duygular migrenin başlamasında önemli role sahiptirler.
    Hormonal değişiklikler: kadınların büyük çoğunluğunda migren atakları adet döneminde sıklaşır ve şiddetleri artar. Bazı kadınlarda ise migren krizleri sadece adet dönemlerinde olur.
    Bazı yiyecek ve içecekler: kişiden kişiye değişen hassasiyetle, yiyecek ve içeceklerdeki bazı maddeler damarları doğrudan etkileyerek genişlemelerine neden olarak, bazı maddeler ise dolaylı refleks yollar ile ağrıyı başlatabilirler. Örneğin, alkol doğrudan etki ederken kafein ve nikotin gibi maddeler dolaylı olarak etki etmektedirler.
    Uyku: fazla uyku ve uykusuzluk migren krizini başlatabilir.
    İklim değişiklikleri: bazı migren hastaları iklim ve hava değişikliklerinden etkilenebilirler.
    Kokular: Bazı ağır kokular migreni provoke edebilmektedirler.

    Migrenin Biorezonans ile tedavisi:

    Klasik tedavilerden farklı olarak, ilaçsız ve yan etkisiz bir tedavi sunan biorezonans terapilerinin migren hastalarındaki etkileri çok olumludur. Biorezonans tedavisi öncesi uygulanan rutin kan testi hastanın migrenini tetikleyen maddeleri saptayabilir. Vücud dengesini bozan blokajları kaldırarak sağlıklı eski konumuna döndürür.

    Biorezonans yöntemi biofiziksel düzeyde konumlanmakta ve vücudun elektromanyetik alanının bilgisini kullanmaktadır. Hücresel iletişimi hastalandırıcı frekans örneği, iyileştirici frekans örneğine dönüştürülür. Hastanın vücuduna ait elektromanyetik titreşimler elektrotlar ile biorezonans cihazına aktarılır. Özel bir ayırıcı güçlendirici, sinyal akışının bozulmasını engellemek için giriş ve çıkış potansiyellerini ayırır. Başka fonksiyonlar ek frekans modülasyonları sağlar. Hazırlanan frekanslar, elektronik koruyucu devrelerle vücuda geri gönderilir. Çıkış sinyali de manyetik bir değişim alanından geçirilerek vücuda gönderilir. “Odaklı” ayarlamalar özgün tedaviyi mümkün kılar.

  • Belki de inek sütüne alerjiniz var? Kronikleşmişse anlaşılması zordur…

    Belki de inek sütüne alerjiniz var? Kronikleşmişse anlaşılması zordur…

    Anne sütünden kesildikten sonra genel olarak çocuklara inek sütü bazında mamalar verilir. Çok küçük yaşta alınan ilk yabancı protein, inek sütü proteinidir.

    Süt alerjisi özellikle erken bebeklik-çocukluk çağında, daha ziyade de inek sütü ile beslenen çocuklarda görülür. Annenin tükettiği inek sütü veya sütten yapılan ürünler anne sütüne geçtiğinden sadece anne sütü ile beslenen bebeklerde dahi inek sütü alerjisi etkili olabilmektedir.

    İnek sütü alerjisi sütün protein parçalarına karşı oluşan bir alerjidir. Süt proteinleri, kazein ve whey (peynir altı veya süt altı suyu olarak bilinir) olmak üzere başlıca iki grupta değerlendirilir. Sütte 25’ den fazla protein vardır ve inek sütü alerjisinin sebebi içindeki protein parçalarına (kazein, laktalburnin, laktaglobulin) karşı gösterilen anormal tepkidir.

    Süt alerjisinin belirtileri

    Süt alerjisinin belirtileri süt içildikten hemen sonra ortaya çıkar ve çok değişkendir. Hedef organ sadece deri, sindirim veya solunum sistemi olabilir fakat çoğu zaman birden fazla sistem olaya katılır. Süt alerjisinin mide-bağırsak sistemi belirtileri bulantı, kusma, kramp şeklinde karın ağrıları, ishal, karında şişkinlik ve gazdır.
    Deride ortaya çıkan belirtiler, ürtiker veya halk arasında kurdeşen adı verilen döküntüler ile egzamadır. Bazen yüzde ve göz kapaklarında şişme şeklinde ödem de görülebilir.

    Süt alerjisine bağlı solunum sistemi belirtileri, deri ve sindirim sistemininkilere göre çok daha nadirdir ve astım krizi veya alerjik nezle şeklinde görülür. Belirtiler, çoğu zaman da tek başına değil, diğer sistem bulguları ile birliktedir.

    İnek sütü alerjisinin biorezonans ile tedavisi

    Besin alerjisi, immun sistemin normal şartlarda zararsız olan bir besin maddesini, yanlışlıkla zararlı bir madde olarak algıladığı zaman ortaya çıkar. Vücut bu durumda savunma sistemini harekete geçirerek o besin maddesine özgü IgE (immunglobulin E) antikorlarını üretmeye başlar. Kişi bu besin maddesini yediğinde, immun sistem büyük miktarlarda kimyasal madde ve histamin salgılar. Bu da solunum sistemi, sindirim sistemi, cilt ve kalp-dolaşım sistemlerini etkileyebilecek bir dizi alerjik reaksiyonu tetikler.

    Biorezonans tedavisinde alerjiye neden olan besinin zararlı bir besin olmadığı bilgisi immun sisteme verilmekte, böylece vücut inek sütüne karşı savunma sistemini artık devreye sokmamaktadır. Biorezonans terapilerinin sonunda tekrar süt alınmaya başlanabilir. Vücut, süt proteinlerini artık yabancı bir besin maddesi olarak algılamayacağı için alerjik reaksiyon oluşmaz…

    Biorezonans tedavisi boyunca inek sütü ve inek sütü içeren tüm yiyecekleri tüketmek ve hatta inek sütü proteininin titreşim kodunu içeren tüm yiyeceklere dokunmak yasaktır.

    Biorezonans tedavisi sürerken (kişiye göre 1-2 ay) uzak durulması gereken inek sütü içeren yiyecek ve içecekler:

    Her türlü inek sütü (pastörize, taze, toz vs.)
    Ayran, yoğurt, peynir
    Dondurma, krema
    Tereyağı, Kaymak, margarin
    Çörek, börek, kurabiye, kek, kuru ve yaş pastalar
    Çikolata,
    Marketlerde satılan koyun ve keçi peyniri (ev yapımı değilse, bazı koyun peynirleri %30 inek sütü içermektedir.)
    Hazır çorba ve soslar
    İnek sütü bazında hazırlanmış bebek ve çocuk mamaları (Çocuk ishal mamaları dahil)

    Cips, kraker, bisküviler
    Pastırma, sosis, jambon, Ketçap, hardal (süt içerebilir)
    Makarnalar (inek sütü miktarı çok az olduğundan, etiketlerinde deklare etme zorunluluğu yoktur)
    Sütlü ekmek türleri
    Poğaça (kabartma tozu kullanılan her türlü ürünün mayası inek sütü bazında hazırlanmıştır.)
    Et ve salam ürünlerinde (karışımlı salamlarda az miktarda inek sütü bulunabilir.)
    Özellikle çocuklar için yapılmış irmik, nişasta veya pirinç unu içeren hazır mamalar.

    İnek sütü yerine önerilenler

    Keçi sütü ve keçi sütü ürünleri: Uzun müddet keçi sütüyle beslenen çocuklarda kan tahlili yapılmasını öneriyoruz. Zira bu durumlarda anemiye (kansızlık) rastlanması mümkündür.
    Koyun sütü: İnek sütü yerine kullanılır. Keçi sütü gibi gerekli bir vitamin ve mineral kaynağıdır.
    At sütü: Çocuklar ve ciltleri hassas kişiler için özellikle çok uygundur. Dondurulmuş olarak muhafaza edilir.
    Soya sütü: Yüksek derecede bitkisel protein içerir ve özellikle sütsüz çocuk mamaları için uygundur. Market ve eczanelerden temin edilebilir.

    Uyarı! Kaynağını bilmediğiniz noktalardan aldığınız keçi, koyun, at sütünün, inek sütü ile karıştırılmamış (inek sütü kalıntısı bulunan kaplara konmuş olabilir…) olduğundan emin olunuz.

  • İdrar kaçırma rahatsızlığı biorezonans ile tedavi edilebilmektedir..

    İdrar kaçırma rahatsızlığı biorezonans ile tedavi edilebilmektedir..

    İdrar kaçırma özellikle 40 yaş üstü kadınlarda görülür. Gülme, öksürme ve ağır kaldırma sırasında ortaya çıkan sık görülen bir rahatsızlıktır. Fazla sayıda ya da zor doğum yapan kadınlarda veya değişik nedenlerle karın alt kısımdaki adalelerin gevşemesi sonucunda ortaya çıkar. Fazla kilonun da bu duruma olumsuz katkısı bulunmaktadır.

    İdrar kaçırma, bir hastalık değil, bir belirtidir. Tehlikeli bir durumun habercisi olmamakla birlikte kişinin hayatını olumsuz etkiler. Sosyal yaşamını değiştirmeye kadar gidebilir. Hastaların çoğu, çeşitli yöntemlerle, sorunu idare etme yolunu seçerler.

    İdrar kaçırma tipini belirlemek sorununun temel nedenini saptamaya yardımcı olur:

    1. Stres tipi: Fiziksel aktivite veya zorlanmada idrar kaçırma

    2. Refleks tipi: Merkezi ya da çevre sinirlerdeki bir hasar nedeniyle idrar kaçırma

    3. Sistit: iltihabi durumlarda idrar kaçırma

    4. Aşırı aktif: Mesanenin kapasitesinin aşılmasıyla, taşma şeklinde kaçırma

    İdrar kaçırmanın değerlendirilmesi, hastadan alınan detaylı bilgi ve fizik inceleme ile yapılır. İdrar sisteminin fonksiyonu için bazı testler yapılır. İdrar torbasının içindeki basıncın ürodinami denilen yöntemle ölçülmesi, ultrason ile veya sistografi gibi özel filmlerle mesanenin görüntülenmesi gerekebilir.

    İdrar yolu iltihabı, vajinal enfeksiyon veya tahriş, bazı ilaçlar, kabızlık ve hareketsizlik gibi nedenlerden oluşan idrar kaçırma problemi kolaylıkla iyileştirilebilir.

    Tetkikler sonucunda idrar kaçırmaya neden olan faktörler belirlenip, buna göre planlanan Biorezonans terapileri ile idrar kaçırma tedavileri kadın ya da erkek hastalarda çok olumlu neticeler almaktadır.

    Başvurulan diğer tedavi yöntemleri de şöyledir:

    Sıvı alımının düzenlenmesi:

    Biz doktorlar hastalara sıklıkla bol sıvı alımının gerekli olduğunu söyleriz. Sağlıklı bir yaşam için önerilen günlük sıvı alımı miktarı 1,5 – 2 lt ‘dir.

    İdrar kaçırma hastalığından şikâyetçi olan insanlarda bu miktarlar biraz daha aşağı çekilebilir. İçilen sıvının da belirli saat aralıklarına bölünerek gün içerisinde eşit miktarlarda az az içilmesi, birdenbire yoğun sıvı alınmaması idrar kontrolünü rahatlatır. Geceleri sık idrara kalkma ve geceleri idrar kaçırma şikâyeti olan hastalarda yatağa gitmeden 2-3 saat önce sıvı alımının durdurulması faydalı olacaktır.

    Şeker hastalığı olanlarda kan ve şeker seviyesinin yüksek olduğu durumlarda idrar miktarı artar. Su içme, aşırı idrar yapma ve idrar idrar kaçırma riski artar. Şeker miktarının düzelmesi, idrar kaçırmanın tedavisinde etkilidir. Obez ya da kilolu hastalarda kiloların verilmesi de idrar kaçırma miktarını azaltacaktır.

    Tuvalet alışkanlığının kontrol altına alınması:

    Normal bir insanda gündüz uyanıkken 3-4 saatte tuvalete gitme ve geceleri tuvalet için uyanmama ideal olanıdır. Daha yaşlı insanlarda bu sürelerin biraz daha kısalması ve geceleri 1 kez tuvalete kalkmak normal olarak kabul edilir.

    Her yarım saatte bir tuvalete gittiklerini söyleyen hastaların tuvalete gidilen saatleri kaydetmesinde fayda var. Bir saatten önce tuvalete gitmemekle başlayacak tuvalet alışkanlığı daha sonra düzene girecek, yavaş yavaş bu aralıkları arttırmakta başarılı olunacaktır. Tuvalet aralıklarını uzatma çalışmaları sırada hastada ani idrar sıkışması ve aşırı idrara çıkma isteği olduğunda hastaya oturuyorsa oturduğu yerden kalkma, hareket etme, değişik hareketler yapma, pelvik kaslarını çalıştıran egzersizler yapma ve zihninde bu aşırı isteğin yavaş yavaş yok olacağını düşünmeleri önerilir. Böylece yavaş yavaş tuvalete gitme sıklığı azaltılabilir.

    Mesane tetikleyicileri:

    İdrar kaçırma problemi ile karşı karşıya olan insanlar dikkat ettiklerinde bazı yiyecek ve içeceklerin idrara gitme sıklıklarını arttırdığını tespit edebilirler. Sıklıkla kafein içeren kahve ve sodalar, alkol, baharatlı yiyecekler, asidik yiyecekler ve içecekler, suni tatlandırıcılar bu tip etkilere sahiptir.

    Kabızlığın engellenmesi:

    Kabızlık ani idrara sıkışmayı sık tuvalete gitmeyi arttıran olumsuz bir tablodur. Rektumda dışkının vermiş olduğu dolgunluk hissi hemen rektumun ön tarafında yer alan mesanede de benzer hisler meydana getirebilir. Yiyeceklerdeki lifli gıdaların oranını arttırmak kabızlığı önler. Her kişinin kendine daha iyi gelen yumuşatıcı gıdayı bulması ve bunları alarak kabızlığı önlemesi mümkündür.

    Pelvik kas egzersizleri:

    Kegel egzersizleri olarak da bilinen pelvik tabandaki kasları uyarıcı egzersizler stres tipi idrar kaçırmada ilk uygulanması gereken tedavi yöntemidir. Bu tedaviler sayesinde pelvik taban güçlendirilerek idrar kaçırma önlenmeye çalışılır. Ayrıca bu egzersizler sayesinde sıkışma tipi idrar kaçırmaya neden olan ani idrar sıkışmaları oluştuğunda egzersizlerin yapılması bu ani sıkışmaların önlenmesinde yardımcı olmaktadır.

  • Her yüz kişiden biri ya da beşi huzursuz bacak sendromu rahatsızlığı çekiyor..

    Her yüz kişiden biri ya da beşi huzursuz bacak sendromu rahatsızlığı çekiyor..

    Huzursuz Bacak Sendromu (HBS), uykudayken, otururken, yatar pozisyondayken bacaklarda hissedilen huzursuzluk, hareket ettirme ihtiyacı, uyuşma, karıncalanma gibi çoğunlukla tam olarak tanımlanamayan şikayetler yaratan bir rahatsızlıktır.”Bacaklarım karıncalanıyor”, “bacaklarım yanıyor”, “bacaklarım çekiliyor”, “bacaklarım atıyor” gibi cümlelerle yaşadığı sıkıntıyı anlatmaya çalışan hastaların her biri başka türlü tarif eder sıkıntısını…

    Bacaklardaki rahatsız edici his nedeniyle bacakların hareket ettirilmesi isteği, oturma ya da uzanma gibi istirahat zamanlarında ortaya çıkar. Ya da gece uyumak için yatağa girildiğinde..

    Bacaklardaki huzursuzluk, yanma, karıncalanma hissi, hareket ettirme ihtiyacı yüzünden hastalar bir türlü uykuya dalamaz, ayaklarını sürekli hareket ettirmek, yataklarından kalkıp dolaşmak isterler.. Ayaklarını soğuk suya tutarak, masaj yaparak, kalkıp kısa süre yürüyerek, ayaklarını gererek “anlık” olarak kısmen ya da tamamen düzelme sağlanabilir. Ama kısa bir süre sonra huzursuzluk tekrar başlar.

    HBS hastaları, TV seyrederken, misafirliğe gittiklerinde, uçak/otobüs yolculuklarında, sinema/tiyatro/konser süreleri boyunca aynı pozisyonda oturamazlar. Bir türlü uykuya geçemeyen, uykusunda bile istemsiz bacak hareketleri devam eden Huzursuz Bacak Sendromu hastalarının yaşam kaliteleri bu yüzden olumsuz olarak etkilenir. Ağrının hareketle azalması ve istirahat ile tekrardan başlaması HBS hastalığının “ayırıcı” özelliğidir.

    Genellikle ailede başka kişilerde de görülür. Her üç hastanın birinde HBS genetiktir. Kronik ilerleyici gidiş ve/veya periyodik kötüleşmeler saptanmıştır. Demir eksikliği (kansızlık), şeker hastalığı, böbrek hastalıkları, sinir sistemi hasarlarında, gebelikte görülse de hastaların yüzde doksan beşinde temel bir neden bulunamamaktadır. Romatizmalı hastalıklarla karıştırıldığı çok olur. Bu yüzden teşhisi bazen uzun sürebilmektedir.

    HBS, her yüz kişiden birinde – beşinde rastlanacak kadar sık görülen bir rahatsızlıktır. İleri yaşla birlikte, daha sık rastlanmaktadır. Altta yatan bir neden varsa (kansızlık, şeker hastalığı gibi) öncelikle onun tedavisi gerekmektedir. Sebebi belirsiz olan durumlarda ilaç tedavisi uygulanabilir.

    Huzursuz Bacak Sendromu’nun Biorezonans ile tedavisi mümkün

    HBS hastalarının büyük çoğunluğunda tetkikler buğday alerjisi saptamaktadır. Maskeli alerji sınıfına giren buğday alerjisi tedavisi sonunda huzursuz bacak sendromu da şaşırtıcı bir hızla ortadan kalkmaktadır.

    HBS’nin Biorezonans ile tedavisi majör allergenlerin (buğday, süt, yumurta, şeker..), ağır metallerin (kurşun, civa, teflon..), manyetik alan kirliliğinin (cep telefonları, bilgisayarlar..) ve vücuttaki enerji akışı blokajlarının tespit ve terapisinden ibarettir. Hastalara çıplak ayakla her gün 10 dakika toprağa temas etmesi önerilmektedir.

  • Bel ağrılarının nedenleri nelerdir?

    Bel ağrısı hareketleri kısıtlayan, yürümeyi, ayakta durmayı ve hatta oturmayı dahi zorlaştıran oldukça da yaygın olan bir şikâyettir. Bel ağrısında ilk şüphe duyulan durum hemen fıtık olsa da, birçok farklı neden de olabilir. Bunlardan ilki kas kökenli ağrılardır. Bel ağrılarının pek çoğu kas kökenli oluşur. Normalde yapılmayan ve alışık olunmayan aktiviteler yapıldığında, bel bölgesindeki kaslarda gerilme meydana gelebilir. Ağır taşımak, rüzgârda kalmak ve klima çarpması gibi birçok durum bel ağrısına neden olabilir. Stresi bel ağrısında ayrı bir önemi vardır.

    Bel ağrılarının bir başka nedeni de zayıf karın kasları olabilir. Karın kasları zayıf olursa, onların bu tembelliğini örtmek için bel bölgesindeki kaslar devreye girer ve bu kez de bele ekstra yük biner. Doğru duruş şekilleri ve düzenli egzersiz programı ile karın kasları kuvvetlendirilebilir. Karın kaslarını bel kasları ile beraber güçlendirmek bel ağrısından kurtulmak açısından oldukça önemlidir.

    Stres, vücuda farklı şekillerde zarar verir. Bu zararlardan biri de bel ağrısıdır. Stresin salgıladığı hormon nedeniyle gerilen bel kasları, bel ağrısına sebep olur. Özellikle de iş hayatındaki stresle birlikte, gün içerisinde gerilen vücut bu şekilde bir sorunun oluşmasına neden olabilir. Bu durum daha da ileriye giderek bel fıtığına sebep olabilir.

    Kötü duruş pozisyonları da bel ağrısına neden olabilmektedir. Uzun saatler boyunca hareketsiz kalmak bel ağrılarının en önemli nedenlerindendir. Özellikle günümüzde günün tamamını bilgisayar başında geçiren meslek grupları, sık sık bel ağrılarından şikâyetçi olur. Hareketsiz oturmaya kambur oturma duruşu da eklenirse durum daha da kötü bir hal alabilir.

    Ağır kaldırma, zorlayıcı hareketlerde bulunma ya da bir kaza sonucu, omurlar arasındaki disklerin bozulması ya da yırtılması sonucu bel fıtığı meydana gelir. Bel fıtığı, belde oldukça rahatsız edici ağrılara sebep olabilir. Ayrıca fazla kilolar ve bel kayması da belde ağrıya neden olabilir. Önemli olan aşırı kilo değil kilo alımıdır. Kiloları taşıyacak sırt kası gücünüz yok ise bel fıtığı ihtimaliniz yüksektir.

  • El uyuşmasının 6 nedeni

    Sinir Sıkışması

    El uyuşmasının en fazla görülen sebebi sinir sıkışmalarıdır. Karpal tünel sendromu el uyuşmasına neden olan birincil el uyuşması sebeplerindendir. Tanısı sinirlerin EMG testi ile ölçülmesi ile konulur. Gece uykudan uyandıran uyuşmalardan sorumludur. Tedavisi 1cm’lik bir delikten girilerek sinirin serbestleştirilmesinden ibarettir. kısa sürede hasta şikayetlerinden kurtulup normal hayatına dönebilir.

    Diyabet

    Diyabetin de el uyuşması üzerinde önemli bir etkisi bulunmaktadır. Diyabet li kişilerde el ve ayaklarda simetrik şekilde uyuşma ve yanma yakınmalarına sık rastlanır. genel de iki taraflı bulgu verir. Tedavisi, önce şekerin kontrol altında tutulması ve sonra destekleyici ilaçlar ile yapılır.

    Hipotiroidi

    Tiroit bezi tiroit hormonu dengeli şekilde sağlayamazsa saç dökülmesi, halsizlik, kilo sorunları, cilt kuruluğu ve eklem ağrıları gibi birbirinden farklı sorunlara yol açabilmektedir. Tüm bunların yanı sıra ellerde uyuşma da triot dengesizlerinden meydana gelebilmektedir. Hipotiroidi rahatsızlığı zamanında tedavi edilmediğinde ise çok ciddi sorunlara neden olabilmektedir.

    Boyun Düzleşmesi

    Boyun düzleşmesi ense ve boyun bölümünde ağrıya sebep olan hastalıktır. boyun düzleşmesi boyundaki kasların zayıflığı ve stress ile fıtık haline gelebilir. Boyun fıtığı ellere giden sinirlerde baskı sonucu hasar oluşturarak asimetrik uyuşmalara sebep verebilir.

    Boyun fıtığı

    Boyun fıtığı da el uyuşmasına üzerinde rol oynayan en önemli hastalıklardandır. Çünkü boyundaki fıtık kollara uzanan sinirler üzerinde baskı gerçekleştirecek potansiyele sahiptir. Bu durumda ellerde ve kollarda güç zayıflaması ve uyuşmalar yaşanmasına neden olabilmektedir. Tedavi zaman kaybetmeden yapılmalıdır. Oluşabilecek sinir hasarlarının geri dönüşümü yoktur.

    B12 Vitamin Eksikliği

    B12 vitaminin birçok faydasından biri de sinir hücreleri üzerinde koruyucu bir etkiye sahip olmasıdır.Parmak uçlarının uyuşması burada bulunan hücrelerin B12 yönünden yeterince beslenememesi ile ilgili olabilir. Mide ve bağırsak hastalıklarının taranması ve B vitamini takviyesi bu sorunu çözecektir.

  • Bel fıtığında tedavi seçenekleri

    Oldukça yaygın bir şekilde, hemen herkeste görülebilecek bir rahatsızlık olan bel fıtığının tedavisinde, yüksek bir oranda medikal ve fizik tedavi yöntemleriyle tercih edilmektedir. Buna karşın düşük bir oranda da olsa bazı bel fıtığı rahatsızlıklarında cerrahi tedavi gerekmektedir. Günümüzde cerrahi tedavi %80 oranda hastanede yatmayı gerektirmeyecek düzeyde kolaylaşmıştır.

    Yatak İstirahati

    Rahatsızlığın ilk evresinde olan hastalar için ilk uygulanacak tedavi yöntemi yatak istirahatidir. Omurgalar arasında yer alan kıkırdak, yırtıldığında yüksek oranda su içerir. İstirahat sayesinde vücut suyu emer ve kıkırdağın hacmi küçülür. Böylece sinire olan baskı da azalır. 4 gün üzeri yatak istirahati bilmsel olarak hastaya ek fayda sağlamaz.

    İlaç Tedavisi

    Yatak istirahatinden sonra ya da yatak istirahatine ek olarak bazı analjezik- antienflamatuar ve adele gevşetici ilaçlar kullanılabilir. Bu ilaçlar hem ağrıyı keserler hem de yırtılan kıkırdağın etrafındaki ödemin çözülmesine yardımcı olurlar. Yatak istirahati biten kişilerin adele gevşetici ilaç kullanımına devam etmesi sakıncalı olabilmektedir. Çünkü gevşeyen adelelerle iş yapmak omurgaya daha fazla yük binmesine yol açar. Bu da fıtığınızın büyümesi anlamına gelir.

    Fizik Tedavi

    Fıtık nedeniyle oluşan ödemi ve spazmı çözmek için fizik tedaviye başvurulur. Fizik tedavide uygulanan egzersizlerin amacı, sırt ve karın kaslarını daha güçlü bir hale getirerek omurganın kemiklere binen yükünü dengelemektir. Egzersizlerin süreleri başlangıçta kısa olup gün geçtikçe artar. Bacak ağrısı çok olan hastalara veya ayağında uyuşma güç kaybı olan hastlara önerilmez.

    Cerrahi Tedavi

    Rahatsızlığı ileri seviyede olan hastalar için cerrahi tedaviler uygulanmaktadır. Kişinin ağrısı günlük hayatını ısrarla olumsuz etkiliyorsa veya ayağında ilerleyici his-güç kaybı varsa cerrahi tedaviler gündeme gelir. Yapılan ameliyatla kıkırdağın omuriliğe ve sinirlere olan baskısı ortadan kaldırılır. Ameliyatlarda diskektomi, mikrodiskektomi ve endoskopik diskektomi teknikleri kullanılır. Cerrahi tedavinin ardından hastalar kısa sürede normal hayatlarına geri dönebilmektedirler. Ayrıca ileriki zamanlarda fıtığın tekrarlama ihtimali de bu tedaviler sayesinde en aza indirilir. Bugün uyguladığımız endoskobik ve mikrocerrahi yöntemlerin beraber kullanılması ile takrar fıtık olma ihtimali neredeyse ortadan kaldırılır.