Blog

  • Sünnet nedir?

    Sünnet nedir?

    SÜNNET NEDİR?

    Tıp literatüründe Circumcision, ülkemizde sünnet olarak tanımlanan, penisin ucundaki deri yani prepisyumun kesilmesi işlemidir. Sünnet Türkiye’de çocukluk çağında en sık gerçekleştirilen cerrahi işlemlerden biridir. Bu nedenle toplum içerisinde çok konuşulan ve kim tarafından hangi yaşta, nasıl bir anestezi ile yapılması konusunda bile bilgi kirliliğinin ve sabit bir fikrin olmadığı bir konudur. Bu nedenle sünnetle ilgili en temel bilinmesi gereken durum, sünnetin bir çok müdahaleden uzun süren Cerrahi Bir İşlem olduğudur. Bu yüzden Sünnetin hastane koşullarında steril koşullarda, uygun olan anestezi yöntemi ile uygun cerrahlar tarafından yapılması, sonrasında oluşabilecek ve hayat boyu sürebilecek yan etkilerin ortadan kaldırılması açısından son derece önem taşır.

    SÜNNET NE ZAMAN YAPILMALIDIR?

    Yaşamın ilk 3-4. ayında yassı hücreler keratinize olur ve smegmayı oluşturur. Penisin büyümesi ve ereksiyonuyla infant smegmasının oluşması iki epitel yüzeyinin birbirinden yavaş yavaş ayrışmasını sağlar. Yenidoğan bebeklerin sadece %4’ünde sünnet derisi geri çekilebilir. Yenidoğanların ancak % 50’sinde sünnet derisi, çişin geldiği deliği görecek kadar çekilebilir. 6. Ayda bu bebeklerin ancak %20’sinde pipinin başı görülebilir. 3 yaşına kadar bu oran %90’a çıkar. Sünnet derisi geri çekilmeye çalışılırken genelde çocuklara yanlış olarak bitik ( fimozis ) tanısı konur.

    2. Aydan sonra organ gelişimi tam olarak oluştuğu, bebeklik çağında iyileşme hızlı olduğu, ağrı lokalizasyonu yapılamadığı için sünnet önerilebilir. Çocuklarda 2/6 yaş arasında cinsel kimlik oturduğu için herhangi bir cerrahi endikasyon yoksa sünnet yapılmamalıdır. Bu dönemde yapılan gereksiz cerrahi işlemlerle hadım edilme korkusu oluşabilir. 6 yaş sonrasında ise her yaşta sünnet yapılabilir.

    Sünnet Türkiye’de ticari bir konu olarak da ele alındığı için suistimale çok açık bir konudur. Bu nedenle gerçek bir cerrahi neden olmaksızın bebek ve çocuk sünnetine sıklıkla rastlanmaktadır.

    NERDE ve KİM?

    Sünnet önemli bir ameliyattır bu nedenle her ameliyat gibi, hastane koşullarında ve ameliyathanelerde yapılması en doğru seçenektir. Günümüzde halen bir çok sağlık kurumunda lokal anestezi ile sünnet yapılmaktadır, ancak sosyal zekası yeterince olgunlaşmamış çocuklarda ve bebeklerde son yıllarda kullanılacak anestezi şeklinin de genel anestezi olması gerektiği konusunda artık bir fikir birliği oluşmuştur.

    Bu nedenle sadece ticari nedenlerle insanlara genel anestezinin kötü olduğu, hastanelerin sünnet için uygun olmadığını söyleyen şarlatanlara itibar edilmemelidir.

    Toplu sünnetlerde her çocuğa gerekli duygusal ve teknik özenin gösterilmemesi, Steril ortamın sağlamaması, cerrahi müdahaleden çok bir eğlence olarak algılanmasından dolayı komplikasyon olma ihtimali çok fazladır, bu yüzden toplu sünnet şölenleri son derece sakıncalı uygulamalardır.

    Sünneti Kim Yapmalı?

    İdeal olarak sünnet, çocuk cerrahları ya da çocuk ürologları tarafından yani sünnet konusunda deneyimli hekimler tarafından yapılmalıdır. Çocukları en yakından tanıyan ve tedavilerini en sık üstlenen Çocuk Cerrahisi branşıdır. Bu nedenle sünnetinde Çocuk cerrahları tarafından yapılması en doğru yaklaşımdır.

    SÜNNET NASIL YAPILMALIDIR?

    Sünnet, temel olarak çocuğun tüm hayatı boyunca kullanacağı bir organa şekil veren plastik bir operasyondur. Bu yüzden penil anatomiye hakim, komplikasyon oluşmasına izin vermeyecek doktorlar tarafından hastane koşullarında anestezi yardımı ile minimal psikotravma ile yapılmalıdır.

    Sünnet Endikasyonları

    Bitik (Fimozis) : Sünnet derisi yenidoğanlarda ve bebeklik döneminde fizyolojik olarak geri çekilemez. Ancak, ülkemizde genel olarak halk arasında ve yanlış tıbbi yönlendirilmelerle, bu dönemde sünnet derisinin geri çekilmesi ile sünnet derisinde kanama, yırtılma ya da kronik enfeksiyonla gerçek fimozis oluşabilir. Bunlar genellikle edinsel nedenlerdir, bunun dışında kötü hijyen ve sünnet sonrası aşırı nedbe dokusuda gerçek fimozise yol açabilir.

    Parafimozis: Sünnet derisinin ucundaki dar halka penisin başında zorla geriye doğru geçirilirse, penis başında ödem, işeme zorluğu ve şiddetli ağrı oluşur, bu durum elle düzeltilemezse mutlaka uygun koşullarda sünnet gerekir.

    Balanopostit: Penil deri ve sünnet derisinin enfeksiyonudur. Çoğunlukla irin oluşumunada rastlanır. Tedavinin ardında sünnet etmekte yarar vardır.

    Kronik idrar yolu enfeksiyonu: 1 yaş altında en sık rastlanan enfeksiyon erkek bebeklerde idrar yolu enfeksiyonudur. Sık enfeksiyon atağı geçiren bebeklerde sünnet önerilebilir.

    Konjenital üropatolojiler: Doğuştan böbrek ve mesane hastalıklarına sahip olan çocuklarda sünnet yapmakta yarar vardır.

    SÜNNETİN FAYDALARI NELERDİR?

    1- Fimozise bağlı olarak oluşabilecek enfeksiyon ataklarını, parafimozisi, penil enfeksiyon risklerinin ortadan kaldırılması.

    2- Sünnetli çocuklarda daha az idrar yolu enfeksiyonu oluşur.

    3- Sünnet derisinin kesilmesi bu bölgenin temiz kalmasını sağlar.

    4- Sünnet olmamış erkeklerin cinsel yolla geçen hastalıklara daha çok yakalanır.

    Sünnetli kişilerin partnerlerinde serviks kanseri riskinin azaldığı ileri sürülmektedir.

    5- Penis kanseri çoğunlukla sünnet yapılmadığı toplumlarda görülür.
    6- Sosyo- kültürel nedenler.

    Sonuç olarak sünnet sonrasında oluşabilecek, cerrahi ve psikotravmalardan çocuklarımızı uzak tutmak adına, sünnetin penil cerrahı olduğu unutulmadan bu tip işlemler ameliyathane ortamında anestezi ile yapılmalıdır. Anestezi konusunda tamamen ticari kaygılarla toplumumuzu yanlış yönlendiren doktorlarda vardır, ancak bilinmesi gereken; siz ameliyat olurken, acı duymanızı engelleyen, konforunuzu sağlayan ve hayatınızın garanti altında olmasını sağlayan “Anestezi yani Narkoz”, size HAK olduğu kadar çocuklarımızıda “En Büyük HAKKIDIR”.

  • GENEL TIBBİ DURUMA BAĞLI PSİKOTİK BOZUKLUKLAR

    GENEL TIBBİ DURUMA BAĞLI PSİKOTİK BOZUKLUKLAR

                                                    Psikotik Bozukluklar

              Beynin fonksiyonlarının, kalıtsal yada edimsel olarak bozulması sonucu psikotik bozukluk gelişmektedir.
              Özellikle frontal, temperal, limbik bölgeleri bozan travmatik, serebrovasculer, dejeneratif veya metabolik bir olayın şizofreniye benzer bir tablo oluşturabildiği klinik pratikte gzölenebilmektedir.
              Şizofreni tanısı konulan hastalarda yapılan tetkikler sonucu %15’de organik bozukluk tespit edilmiştir. En sık alkol ve ilaç kötüye kullanımı, sifiliz (frengi) sarkoidoz ™ serebral infark, huntington koreası, subdural hematom rastlanılmıştır.
    ?Huntington koreası, hipoparatiroidizm, 3 evre sifiliz psikotik tablo ortaya çıkartır.
    ?Epilepsi ve beyin tümörleri sıklıkla psikozlarla beraber görülür.
    ?Duyarlı kişilerde, enfeksiyon hastalıklarında, beyin hasarı, madde bağımlılığı, psikoz çıkarabilir.
    ?Bazı organik bozukluklar, psikiyatrik hastalarında beraber bulunur. Örneğin; ventrikülerde genişleme, psikotik bozukluklarda beraber yalnızca bilişsel negatif semptomlar, anormal istemsiz hareketler ve nörolojik bulgularda sorumludur.

  • Hypospadias

    Hypospadias

    Halk arasında peygamber sünneti olarak da ifade edilen hipospadias, penisin gelişim bozukluğudur. Hipospadias’ta dış idrar deliği penis ucunda değil, daha aşağıdadır.

    Hipospadias dış idrar deliğinin yerine göre sınıflandırılır.

    Basit/Distal: Penis ucundaki hafif bir problemdir. Yaygındır.

    Ara/Orta: Dış idrar deliği penis ortasında bir yerdedir

    Ağır/ Proksimal:Torbaya yakın ve hatta torbada delik olmasıdır.

    Tanı genellikle doğumda konulur. Dış idrar deliğinin normal yerinde olmaması, dar ya da geniş olması, penisteki eğrilik, penisin büyüklüğüne göre hastalığın tanımlaması yapılır. Ürogenital sistemin bir anomalisi olması dolayısıyla, hipospadias ile ilişkili anomalilerin de ilk muayene sırasında tanımlanabilir. Bu olguların % 10 kadarında inmemiş testis ve kasık fıtığı olabilir. Ağır hipospadias olgularında ise eğer testisler tek ya da iki taraflı olarak ele gelmiyorsa, doğum sonrasında pediatrik endokrinoloji bakısı mutlaka gerekmektedir.

    Tedavi

    Basit hipospadias için cerrahinin planlandığı yaş genellikle 6-18 ay arasıdır. Ancak hipospadiası olan hastaların tanı konulduğunda değerlendirilmesi, özellikle ağır hipospadias’ı olan olgularda, ameliyat öncesi gerekebilecek tedaviler için önem taşır.

    Hipospadias’ta temel tedavi amacı penisin, fonksiyonel ve estetik olarak düzeltilmesidir. Ameliyat sonrasındaki yaklaşık 7-10 günlük erken süreç ameliyat kadar önem taşımakla birlikte bunun sonrasındaki 6-12 aylık dönemli uzun süreli takipte önemlidir. Ameliyattan sonra gelişebilecek problemler ve uzun süreli takip konusunda da aileler mutlaka bilgilendirilmelidir.

  • ÖZGÜVEN OLUŞTURALIM

    ÖZGÜVEN OLUŞTURALIM

    Başkasına “etki etmek” ile “başkasını kontrol etmeyi” karıştırıyoruz. Başkalarının sorumluluğunu üstümüze almamalıyız.
    Özgüven oluşturalım (yenildim, kusurluyum, terkedildim, yoksunum) demeyin.
    Yaptıklarınız sayesinde değer kazanamasınız. Başarılar sizi tatmin getirebilir ama mutluluk değil.
    Benlik değerimiz, yetenek, dış görünüş ve servetimize bağlı olamaz, biz kendimizi sevelim.
    Aşk, onaylanma, arkadaşlık, şefkatli ilişkilerde depresyon engellemez pek çok depresif hastamız, çevrelerince çok sevilen kişilerdir.
    Depresifler kendilerini sevmezler. Duygularımızı açığa vurmak, sorunlarımızın doğasını bilmek iç görü kazandırabilir fakat davranışımızı değiştirmez.
    İç sesimizin eleştirilerine karşı konuşun bunları listeleyin ve doğru mantıklı cevaplayın.
    Duamatik gibi bir sayaç gibi bileğinize takın. Olumlu düşünceleri davet edin.
    Daima birşeylerle uğraşın, üzülmeyin
    Depresyonda olabilirsiniz ama tek değilsiniz, gerekeni yapın. Hiçbir şey yapmamak, çözüm değildir.
    Başarısızlık, zehir değil ağızda kötü bir tat bırakır ve bu tad asla sonsuza dek sürmez. Başarısızlıktan korkanlar; ümitsizlik, ve çaresizliği çöpe atın.
    Kendinizi bunaltmanın ve boğmanın pek çok yollarını bulmuşsunuz ki, TEKKEDİN. İşi göznünüzde büyütüp, sıkıntılanıp uzaklaşıp dahada büyütüp sonrada kendini suçlayabilirsiniz. O yüzden işimizin adını “HEMEN” koyun ve önce işi küçük parçalara bölün, bitirdiğimiz her küçük parça için kendinizi ödüllendirin unutmayın, su gücünü, damlaların sürekliliğinden alır.
     

  • Hipospadias

    Hipospadias nedir?
    Hipospadias, çocuğun idrar yaptığı deliğin penisin ucunda değil de altında olmasıdır. Bu delik ile penis ucu arasındaki bölgede idrar kanalı tam olarak oluşmamıştır. Hipospadias, idrar deliğinin yerleşimine göre farklı farklı sınıflandırılabilir. Penisin baş kısmında yer alan, normal idrar deliğinin olması gerekli yere çok yakın olan hipospadias olgularına, glandüler hipospadias denilir. Penis baş kısmı ile penis gövdesi arasındaki birleşim yerinde yerleşirse, koronal hipospadias adını alır. Her iki durum genel olarak “distal hipospadias” tanımlaması içinde yer alır, çocuklarda en sık karşılaşılan, ve cerrahi başarı oranının en yüksek olduğu grup bu gruptur. Daha aşağı yerleşimli hipospadiaslar da vardır, idrar deliğinin yerleşimi penis gövdesinin herhangi bir yerinde, penis ile torbaların birleştiği bölgede hatta anüse yakın perine dediğimiz bölgede bile olabilir. Elbetteki daha aşağı yerleşimli hipospadiasların cerrahi tedavisi daha zordur.
    Hipospadias belirtileri nelerdir?
    Yukarıda da belirttiğim gibi en önemli belirti idrar deliğinin penis ucuna değil de penis gövdesinde daha aşağıda bir yere açılmasıdır.
    Hipospadias, halk araında farklı isimlerle adlandırılmaktadır, peygamber sünnetli, doğuştan sünnetli ya da yarım sünnetli denilebilmektedir. Bunların temel nedeni hipospadiaslı çocuklarda sünnet derisinin ön tarafı gelişmemiştir. Sünnet derisi penisin sadece arka kısmında bulunmaktadır.
    Kordi adı verilen, penisin ereksiyon denilen sertleşme durumunda eğriliği söz konusu olabilir. Hipospadias anomalisi ne kadar ağır ise, yani idrar yaptığı delik penis ucundan ne kadar uzaksa, kordi adı verilen bu eğrilik daha fazla olur. Hipospadias cerrahisinde tedavinin en temel bölümlerinden birisi bu eğriliğin düzeltilmesidir.
    Hipospadiaslı çocuklar oturarak çiş yapmayı tercih ederler, çünkü ayakta işerken karşıya değil de aşağıya doğru idrar yaparlar.
    Doğumsal bir durum mudur? Ne sıklıkta görülür?
    Hipospadias, doğumsal bir durumdur. Nedeni kesin olarak bilinmemektedir. Anne karnında hormonal uyarıların eksik kaldığına yönelik bazı çalışmalar varken, bazı araştırmalar da bunları tamamen reddetmektedir.
    Hipospadias'la birlikte, özellikle ağır olgularda, yandaş ürogenital sistem anomalilerinin bulunması da doğumsal olduğunu desteklemektedir.
    Çocuk ürolojisi pratiğinde en sık karşılaşılan durumlardandır. Her 300 erkek çocuğundan birinde hipospadias görülür. Distal tip hipospadias dediğimiz penis ucuna yakın idrar kanalı olanlar daha sık görülür.
    Bebek doğduğu zaman yapılacak dikkatli bir fizik muayene ile tanı rahatlıkla konulabilir.
    Hipospadias tanısı aldıktan sonra başka araştırmalar da yapılmalı mıdır?
    Hipospadias'la birlikte, özellikle ağır olgularda, diğer ürogenital sistem bozuklukları görülme ihtimali de daha fazladır. Bu nedenle ağır olgularda özellikle üriner sistem (böbrek ve idrar boşaltma kanalları, ve mesane) mutlaka incelenmelidir. Hipospadias'la birlikte iki taraflı inmemiş testis varsa, kromozomal araştırmalar yapılarak, bu durumun bir cinsel farlılaşma sorunu olup olmadığı mutlaka araştırılmalıdır.
    Tedavi ne zaman yapılmalıdır?
    Hipospadias'ın tek tedavisi cerrahidir. Fallik dönem denilen, çocuğun cinsel kimliğini keşfettiği dönem olan 2-6 yaş arası, penise yapılacak ağrılı müdahelelerden kaçınmak gereklidir. Dolayısıyla çocuk cinsel kimsiliği keşfetmeden hipospadias cerrahisi yapılmalıdır. Bezli dönemde yapılacak bu cerrahi müdahelenin bakımı da daha kolaydır.
    Hipospadias cerrahisini kim yapmalıdır?
    Hipospadias'ın cerrahi tedavisinde tanımlanmış yaklaşık 500 çeşit ameliyat bulunmaktadır. Hipospadias aemilyatını da herkes yapabildiğini iddia etmektedir; Plastik cerrahlar, ürologlar, çocuk cerrahları hatta hatta genel cerrahlar. Her branş da kendisinin bu işi iyi yaptığını belirtmektedir. Ancak elimizdeki bilgiler; tecrübesiz ellerde yapılan her üç ameliyattan birisi komplikasyonla sonuçlanmaktadır.
    Hipospadias ameliyatında ne yapılır?
    Temel amaç üretra denilen idrar deliğinin penisin ucuna getirilmesidir. Yaygın sorulan soru; dikişli mi yama ile mi tedavi yapılıyordur. Her iki yöntem de kullanılır. Temel olarak dikişle idrar kanalını oluşturduktan sonra üzerine bir katman olarak yama getirilmesi dokuyu daha sağlamlaştıracaktır.
    Penisteki eğrilik mutlaka düzeltilmelidir.
    Hipospadiasın ağırlık durumuna göre beraberinde sünnet de yapılabilir. Ya da sünnet derisi yama olarak kullanılabilir. Ancak bazı meslektaşlarımızca dile getirilen ameliyatla sünnetin birlikte yapılmaması görüşü doğru değildir. Aksine beraberinde sünnet yapılması çocuğu ikinci bir ameliyattan kurtracaktır.
    Ameliyat Sonrası Bebek-Çocuk ve Aileyi ne bekler? Ne kadar hastanede yatar? Sonda takılır mı?
    Günümüzde hipospadias konusunda deneyimli çocuk ürolojis uzmanları ya da çocuk cerrahları, hipospadias ameliyatlarını günübirlik cerrahi işlemler olarak yapmaktadırlar. Yani çocuk ameliyat olur ve aynı gün evine gidebilir. Ameliyat sonrası üçüncü ya da beşinci gün pansumanı açılır. Yedinci gün de sondası çekilir. hastanede kalmasına gerek yoktur.
    Stent adını verilen idrar sondaları iyileşme için gereklidir. Bebeklerde çift bez kullanılarak sondasıyla beraber eve gönderilebilir. Büyük çocuklarda da stent hemen penis başına yakın olarak kesilir, çocuk kendi kendine tuvalete gidip stentten idrarını yapabilir.
    Komplikasyonlar nelerdir?
    Yukarıda da bahsettiğim üzere tecrübesiz ellerde komplikasyon oranı çok yüksektir. Çocuk ya da bebeğe bu sorunu tek ameliyatla çözebilme şansı tanınmalıdır. Daha önce cerrahi girişim uygulanmış bir peniste başarı oranı hiç dokunulmamış olana göre daha azdır.
    En sık karşılaşılan komplikasyon fistül gelişimidir; idrar deliği penis ucuna taşınır ama arada bir yerde dikişlerin açılmasına bağlı idrarın birden fazla delikten gelmesidir. Bu komplikasyon geliştikten sonra 6 ay geçmeden herhangi bir müdahelede bulunulamaz. Ancak düzeltmesi de en kolay komplikasyonlardan birisidir.
    Dikişlerin tamamen açılması, kanama, penis derisinde gangren gelişmesi diğer komplikasyonlar arasında sayılabilir.
    Darlık ve peniste eğrilik diğer önemli komplikasyonlardır.

  • BİLİŞSEL DAVRANIŞÇI PSİKOTERAPİ=COGNİTİVE BEHAVİORAL TERAPİ (CPT)

    BİLİŞSEL DAVRANIŞÇI PSİKOTERAPİ=COGNİTİVE BEHAVİORAL TERAPİ (CPT)

          Biliş; düşünce ya da algıdır, Herhangi bir zamanda olaylar hakkında ne düşündüğümüzdür. Düşünceler otomatik olarak akar ve nasıl hissettiğimiz üzerinde etkilidir. Düşüncelerimiz duygularımızı yaratır. Pek çok insan korkunç olaylar, kişisel problemler yaşarlar. Diğer insanlar gibi en yakınlarımız bile cansıkıcı ve acımasız olabilir.Ama genlerimiz, homonlarımız, çocukluk yaşantılarımız, nasıl düşündüğümüzü NASIL HİSSETTİĞİMİZİ belirler.
              Aynı cephede omuz omuza savaşıp herkes ayrı bir psikoloji ile evine döner. Bir örnek; yıllar önce mecburi hizmette gittiğim Kayseri’de doktor odasında çayımı yudumluyordum. İki doktor arkadaş hararetle konuşuyordu biri acılı ve ağlamaklı bir sesle yatılı okuduğu lisesinden bahsediyordu. “Duvarlar hapishane duvarı gibi yüksek, kapıda gardiyan gibi bekçi, hapis gibi kızlar arasında renksiz ve kötü yemeklerle bir yaşam, geçirdim” diye ağlıyordu. Ayna norönlarım fazla çalışıyor, üzüldüm. “hangi lisede okudun?” diye sordum İzmir Kız Lisesi deyince şaşırdım benim lisem!… İzmir’e geldiğim zaman hangi araçla önünden geçsem, önünden geçerken boynunu kıracak şekilde hasretle özlemle baktığım lisem. Atatürk’ün el yazmaları ile süslü, tarihi taşlarla örülmüş, bembeyaz mermerlerle kaplı zemini olan, kalın güçlü güven veren  sutunları üzerinde dolmabahçe sarayının giriş ve iç merdivenleri gibi şahane merdivenleri ile süslü tarihi bir bina. Japonları hayran bırakan ahşap tavanları ile çok güzel. Hala rüyalarım da içinde koştuğum lisem. Sevimli bekçi amcalar haftasonu iznim için memeleketim Alaşehir’e giderken “Zeynep bizede üzüm getir iyi mi?” deyip beni 14 yaşında İzmir’e özgür salıyorlardı ben sorunsuz bir ergendim hiç ceza almadım. Hatta ceza alıp bunalanı bile etrafımda hiç görmedim. İzmir Kız Lisesi denize bakan bir tepede kurulmuştur. Aşağıdaki geniş yoldan yukarıya yükselen güçlü istinat duvarları yola taş toprak dökülmesini önler. İzmir Kız Lisesi önünde duvarlar bir karış bile, görüşünüzü engellemez. Ege denizinin gün batımını, akşamları ders çıkışı çaylarımızı yudumlarken, manzara çok güzeldi. 1980’li yıllarda İzmir’in en iyi 3 lisesi arasında ve kız için 1. Sıradaydı. Zarif değerli öğretmenleri her ders için mevcut olan labaratuvarları ile pekçok İzmir’li kızın hayali olan bir okuldu. Sadece İzmir’in başarılı kızlarına kapı açmıyor, yatılı bölümü %80 paralı olmasına rağmen, benim gibi devlet bursuyla Anadolu ilçelerinden kasabalarından gelen kafası çalışan kızlarının önüne bilimi, özgürlüğü, demokrasiyi sunmuş bir lise idi. Aynı binaya iki anlamı veren bizim düşünce yapımızdır.
              CBT’de olaylar hakkında düşünme şeklimizi, hatta temel değer ve inançlarınızı bile değiştirebilirsiniz ve bunu yaptığınızda duygu durumunuzda görüşünüzde, üretkenliğinizde sürekli değişiklik yapabilirsiniz.
              Depresyonda yada panikte CBT mi? ilaç mı? demek tavukmu yumurtadan, yumurtamı tavuktan demek kadar gereksiz. Çürümüş ağrıyan bir dişe ağrı kesici ne kadar lazımsa, depresyona antidepresan o kadar lazım. Dişlerini fırçala, diş ipi kullan, cave durtamini al demek dişi çürümüş, dişeti çekilmesi ve diş kaybı olana ne kadar yetersiz bir cevapsa psikolojik özellikli depresyon, ağır ve orta derecede depresyon, panik atakta ilaç vermemek veya alma demek ve sadece CBT’ye almak aynı şekilde yetersizdir. Hafif depresyonda genetik yük ve depresyonu hazırlayıcı medikal sebepler yok ise, psikososyal stresörler ve bilişsel çarpıtmalar fazla ise tek başına CBT uygulanabilir. Panik atağın, panik bozukluğunun, şizofreni paranoyanın semptomu olduğu ayırıcı tanısı yapılmamışsa, paniğe sebep olabilecek madde bağımlılığı, yoksunluğu, medikal hastalıklar (hipertiriodi, feokromasitoma) beyin hastalıkları araştırılmamışsa, eğer psikolog ve psikiyatristin yapacağı hata sadece tedavinin geç kalmasına yol açmayıp, bazen 6 ay CBT veya farmokoterapi ile oyalanmış beyin tümörleriyle beyin cerahları uğraşır. Psikiyatrist yada terapist yarışmacı değil uzlaşmacı bir uslupla egolarını bir kenara bırakıp birlikte çalışmaları gereken ekip elemanlarıdır.
              CBT depresyon tedavisi ve yenilenmemesi korunmak için uygulanan, psikoterapi yöntemidir. CBT için 1. Sınıf veya 2. Sınıf tedavi yöntemi denmesi anlamsızdır.
              Depresyon; beyin biyokimyasında değişiklikler sonucu oluşur. CBT beynin biyokimyasını değiştirir. Bu durum beyin görüntüleme PET’de gösterilmiştir. çevresel sebeplerlebiyolojik yapımız değişir. Örneğin; sırtı sıvazlanan bebekse büyüme hormonu salgılanır. İnsan, biyolojik, psikolojik, sosyal, kültürel, cinsel bir varlıktır.
              CBT kaygı bozuklukları, post travmatik steres bozukluğu, fobiler ve Okb, yeme bozuklukları ve borderline de başarılı bir şekilde uygulanmakatdır.
              CBT tekrar hastalanmaktan korunma ve kişisel gelişim sağlar. Öğreneceğimiz problem çözme becerileri ve başa çıkma yöntemleri modern hayatta karşılaşacağımız sorunlarınızı çözmede, boşanma, ölüm, başarısızlık gibi kriz durumlarının üstesinden gelmek faydalı olacaktır.
              Duygularınız, düşüncelerinizin sonucudur vede tersi geçerlidir duygularınızda düşüncelerinizi etkiler. Depresyonda iken sadece kendinizi değil, geçmişinizi geleceğinizi ve dünyayı kötü olarak algılayabilirsiniz.

  • İdrar yolunda taş

    Çoğunlukla kalsiyum olmak üzere minerallerin veya organik maddelerin bir veya birkaçının bileşik yaparak oluşturduğu topaklardır. Böbrekte oluşurlar ve idrar boruları ile atılırlar. Atılamazlarsa idrar sisteminde tıkanmaya yol açarlar.
    Sebebi nedir?
    Ailevi yatkınlığın, coğrafi özelliğin (Sert Sular, Sıcak İklim), diyetin, az sıvı alınmasının, idrar sisteminde yapısal bozukluğun önemli yeri vardır.
    Düşürülen tarafta şiddetli yan ağrısı, bulantı ve kusma, idrar sıklığında artma ve bazen kanlı idrar.
    Tanı nasl konur?
    Çocuk cerrahisi uzmanı muayenesinden sonra ultrasonografi yapılır. İdrar tetkiki ve röntgen ile tanı kesinleşir.

  • TATİL SONU DEPRESYONU

    TATİL SONU DEPRESYONU

     Stres yapan olaylar listesi var.Örneğin tüm dünya da dil din cins ayrımı olmaksızın evlat kaybı en büyük strestir 100 puan verilir, sonra eş kaybı ve aldatılma gelir,boşanma ve işsizlik gibi önemli yaşam olaylarıda yüksek puan alırken listenin aşağılarında evlilik, tatil, terfi, şehir değişikliği gibi güzel olayların da stres puanı olduğunu görerek şaşırırsınız.Tatil ruh ve beden sağlığımızı korumak için gerekli olduğu bilimsel olarak kanıtlanmış  olan temel ihtiyaçlarımızdandır. Kişinin tatil yapamadığı her yılın kalp krizi oranını arttırdığı tespit edilmiş ve iş performansı düşüp, öfkesinin arttığını da gözlersiniz. Pekçok kişiden tatilin kendilerine zehir olduğunu duyarsınız,Tatili yada her güzel olayı kendinize zehir etmemek için önceden doğru hazırlık yapmalıyız.Tatil hazırlığı içinde iseniz bu sefer planlarınızda değişiklik yapın(örneğin geçen yaz gittiğiniz kayınbiraderinizin yazlığında mutlu olmadıysanız. artık başka seçenek bulun )
              Tatil zamanı, kendimizi en ÖZGÜR bıraktığımız zaman olmalıdır. Biz alışkanlıklarımızın esiri olup mutlu olamıyoruz. Tatil deyince aklımıza deniz güneş bronzlaşmak geliyor. Oysa zihnimizin dinlendirmenin yolu; onu durdurmak yada rutin içinde yaşamak değil ŞAŞIRMAKTIR. Tatil için yaratıcı planlar yapın. Bu yaz tatilinizi bir merakınızı hobiye dönüştürecek uğraşlarla geçirebilirsiniz.
              Yeni tatil planları yapamıyorsanız; örneğin iyi bildiğinizi sandığınız yaşadığınız şehri veya memleketinizi, yeni gezen bir turist gibi dolaşın, müzelerini tarihi ve ören yerlerini gezin ve de mumkun olduğunca yürüyerek…
              Yada bir Pazar günümüzü eski resimlerimizi döküp çocuklarla anılar üzerinde konuşarak eğitici bir eğlenceye dönüştürebilirsiniz. Yada işe giderken serviste hergün aynı rutin işinizi mi düşünüyorsunuz? Hergün 30-60 bin düşünce düşünüyoruz. Ertesi gün bu düşüncelerin %90’nını bir daha düşünüyoruz. Zaten zihnimiz pekçok şeyi tekrarlıyor. Bizde bilinçli olarak yinelemeyelim YENİLEYELİM ve aynı yolda etrafa bakınırken bile yenilikleri tarayalım.
              Tatile kiminle çıktığınız önemlidir. Günlük yaşam rutininizde ötelediğiniz probemleriniz tatilde su yüzüne çıkabilir. Eve tatil sonrası, bayram sonrası, kavga ederek dönen pek çok çift ile uğraşırız biz psikiyaristler. Tatile gitmeden önce gideceğiniz yerleri, yapmak istediğiniz faaliyetleri paylaşın ve müzakare edin ki tatsızlık çıkmasın. Partnerinizin de tatil planlarını dinlemekle yetinmeyin ve duyun ki sorun çıkmasın.
              Tatile çıkmadan önce iyi bir plan yapın. İstek, ihtiyaç ve hayallerinizde çok farklılıklar varsa ayrı tatile çıkmak daha iyi fikir olabilir. Eşinizle aranızda deniz tatilinde bir mayo bile sorun oluyorsa; yayla tatili yada kamp tatilinde uzlaşabilirsiniz. Ben “geçim ehliyim” karşımdakine uyarım diyorsanız sürekli ertelediğiniz kulak asmadığınız meraklarınız, ihtiyaçlarınız, istekleriniz sizi mutsuz yapıp sesizce büyüyen öfkeniz olmadık bir yerde yanardağa dönüşür. Hem kendinize güveniniz zedelenir, kendinizden utanırsınız. Hemde küçüçük bir şey için sorun çıkaran biri gibi görünürsünüz, adınızın önüne kolayca bir sıfat yapıştırılabilir. En başta kendinize artık DÜRÜST olun. Sevdikleriniz uğruna istemediğiniz birşeyi yapmayın. Tatilde amacımız kendimizi şımartmak olmalı ama AZDIRMAK değil. Bu ince çizgiyi koruyamassanız tatil dönüşü yine acı çekersiniz. Sizi tatilde rahat bırakmayan yakınlarınız varsa iş bölümü yapın ve kendinize ait saati bildirin ve bu saati kendinize ayırın.
              Tatilinizin ÇOK VERİMLİ olması hesabınız sizin endişenizi arttırır. Endişede keyfinizi azaltır.
              Tatilde harcanan para için ACINMAYIN. “Hamam giren terler”.
              Sürekli yiyip içtiklerimizi sağlıklı olup olmadığını tartmayın. Doğru beslenmedeki %15 hata payının bir kısmını tatilde kullanın.
              İşi arkanızda bırakın. 
              Tatil; endişeden uzak, dinlenmeye ve yaratıcılığa yakın, eğlence odaklı olmalıdır.
              Tatili senede 3 veya 4 bölmek iş biriktirmek istemeyenler için iyi bir fikir olabilir. Bir kerede 1 aylık tatil sıkıntıları arttırabilir. Tatil dönüşü iş kabusundan kurtulmanın yolu, gitmeden önce işi daha iyi planlamak olmalıdır. Tatilde uyku düzeninizi aşırı bozmak dönüşte uyum zorluğu yaşatır. Sınırsız yemek yemek kilo almamızı sağlar.
              Tatillerimizden birini veya birkaç gününü yakın akraba ve dosta ayırmak sosyal destek ağlarımızı güçlü tutmak çok iyi olduğu gibi tüm tatillerimizi ana baba kardeşlerimizle geniş aile olacağız, diye birlikte geçirmemiz, çekirdek ailemizi parçalamak noktasına getirebilir. Genç çiftler için BAYRAM TATİLLERİ kavga ve boşanma sebebi olabilir. Özellikle büyüklere çok iş düşüyor. Gençlerin birbirine düşmemesi için “oğlum kalk git eşini biraz gezdir” demeniz bir evliliği kurtarabilir.
              Tatilden geri dönüş; trafik, şehir kaosu, iş sorumluluklarının birikmesi, valizler dolusu kirli çamaşır, kurumuş çiçekler, boşanmış buzdolabı, bozulmuş yiyecekler, birikmiş faturalar, boşalmış cüzdan ve kredi kartları, bozulmuş uyku düzeni ve alınmış kilolar sebebi ile pek hoş değildir.     
              Tatil dönüşü istifalar yaşanabiliyor. Genç çalışanlar daha çok tatili, paraya tercih etmeye meyilliler.
              Tatil dönüşü iş verimimizi arttırmak için neler yapmalıyız?
              Tatil ve tatil sonu stresi ile başetmek için nasıl tedbir alınabilir?
              Dönüş gününüze önemli toplantı koymayın, önemli kararlar almayın. Biz psikiyatristler depresyonda veya anksiyete (kaygı) bozukluğunuz geçmeden önemli kararlar almayın deriz. Tatil dönüşü istifaları çok yaygın ve bekleyin, kendinize zaman tanıyın. Tatil sonu okulun ilk günü çocuk ve gençlerde zor gelir ama bir hafta sonra sınıflardan neşeli çıvıltılar yükselir.
    Bir sonraki tatilin hayali, iş motivasyonunuzu arttırır.
              Hergün iyi yaptığınız başarılı olduğunuz işlerinizi gözünüzün önüne getirin.
              İlk iş gününüzde rahat kıyafetler giyin.
              Çok uzun bir tatil yerine kısa kısa tatiller yapın (sık sık yemek yemek gibi) işinde, okulunda, evlilikte birikmiş sorunu olanlar için tatil sonu bezginliği ve iş motivasyonu düşüklüğü daha çok gözleniyor.
              Tatil sonu kadınlar zayıflamak, erkekler sigarayı bırakma kararı alabilirler.
              İş sorunlarınız varsa; patronla konuşun, işin güzel yanlarını görmeye çalışın, başka bir iş yapmaya çalışın ama çözümsüzlüğü kabullenmeyin.
              Kötü bir tatilden çıktığınıza üzülmek yerine en yakın hafta sonu tatili planlayın. “Asla” ve “her zamanlı” başlayan keskin kararlar almayın.
              Aldığınız kararları uygularken sıkıntı çekerseniz sonuçta ortaya çıkacak güzel şeylere odaklanın.
              Herşey dahil tatiller de elinizi sıcaktan soğuk suya sokmuyorsunuz ve bu durum dönüşü zorlaştırıyor.
             Çocuklar içinde tatil dönüşü sıkıntılıdır, anne baba ile eğlenecek vakit bulabilmeleri güzel. Ama okul kapanmadan daha onları yaz aylarında meşgul olacakları spor klüpleri bulunki akranları ile eğlenip bedenlerini sağlıklı geliştirebilmek için fırsat bulsunlar.
    Tatil dönüşü birkaç günü evde geçirmek çocuklar içinde, yetişkinler içinde yumuşak bir geçiş olur.
              Tatil dönüşü evde ki birikmiş tüm işleri 1-2 günde bitirme zorunluluğunuz yok. Su ve hava değişimi bedeninizi yorar, kendinize zaman ayırın. Yumuşak geçiş için kısa yürüyüşler, küçük alışverişler iyi gelir. Tatilin ertesi günü işe gitmek çok kötü olduğu için araya bir gün koymalıyız.
    TATİL SONRASI
              Sabah yorgun kalkma, isteksizlik, karamsarlık, gözlenir.
              Beynimizde Melatonin hormonu karanlık ortamda üretilir. Güneşsiz karanlık havalarda üretilen bu hormon hareketlerimizi yavaşlatır ruhumuzu sakinleştirir ve yeme isteğimizi arttırır.
    Yüzümüze düşen güneş ışını melatonin hormonunu azaltıp bizleri neşeli, aktif yapıyor, iştahımızı azaltıyor. Güneşin ruh sağlığına iyileştirici etkisi mutlak. Dünyada Kuzeye doğru gittikçe depresyon ve intihar oranı yükseliyor. Tatil dönüşümüz sonbahara yaklaşıyorsa, genlerimizde ve genetik mirasımızda da depresyon varsa depresyona girebiliriz. Belirtiler 2 haftadan uzun ve şiddetli ise psikiyatristte başvurmalısınız.
              Mevsimsel depresyon diğer canlılardada görülebilen durgunluk dönemidir: KIŞ UYKUSU.
              Mevsimsel depresyon yenilgi değil birikmiş problemleri çözmek, ruhunuzu tanımak ve sevmek için bir fırsattır.

              Depresyon Tedavisinde İlaç ve terapiden sonar tatil önerebiliriz. Tek başına tatil depresyonu tedavi etmez. Depresyonda olanlara gergin olduğu kişi ve ortamlardan uzak fiziksel faaliyetin yüksek olduğu, meraklarını ve keyiflerini tatmin edecek bir tatil öneririm

  • Küçük penis

    Penis gebeliğin 8-16 haftaları arasında gelişmektedir. Penis gelişmesinde testosteron ve dihidrotestesteron adında iki erkeklik hormonunun rolü vardır. Bu iki hormon gebeliğin son üç ayından bebekliğin ilk altı ayına kadar penis büyümesini sağlarlar. Bu nedenle penisin normal büyüklüğe erişmesi için anne karnında bebeğin salgıladığı hormonların yeterli olması gereklidir. Genel olarak 6. ay ile ergenliğin başlangıcı arasında penis büyümesi yavaştır ve ergenlikle birlikte artan erkeklik hormonlarının etkisiyle erişkin boyutlarına erişir. Penis büyümesi için hormonlar kadar bu hormonlara cevap veren dokuların da normal olmasına ihtiyacı vardır. Erkeklik hormonları penis büyümesi yanında cinsel istek ve penisin sertleşmesi için de gereklidir.
    Penis boyu gerdirilmek suretiyle ve kökü ile ucu arasındaki mesafe ölçülerek değerlendirilir. Bazen penis genital bölgedeki yağ dokusu içine gömülüdür. Buna gömülü penis denir. Bu durumda penis uzunluğunun daha dikkatli değerlendirilmesi gereklidir. Yeni doğan bir bebekte penis boyu 1,9 cm. küçükse önemli bir sorun var demektir. Bir çocuğun penis boyu kendi yaşına uyan en küçük penis boyundan kısa ise penis küçüklüğü var demektir.
    Anne ve babalar yeni doğan döneminden itibaren bebeklerin genital yapılarıyla ilgilenmelidirler. Aile bebeğinin penisinin küçük olduğunu düşünüyorsa mutlaka çocuk endokrinolojisi bulunan bir merkeze götürmelidir.
    Penis küçüklüğü ya tek başına ya da dış genital yapılarda genel bir bozukluk ile birlikte meydana gelir. Her iki durumda cinsel gelişmeyi sağlayan hormonlarda veya penisi meydana getiren dokularda bir yetersizlik söz konusudur. Penis küçüklüğü ile birlikte testislerin yerinde olmaması anne karnında bebeğe ait hormonlarda bir yetersizlik olduğunu akla getirmelidir. Penis küçüklüğü ile birlikte bebeğin cinsel görünümünün belirsiz olması acil değerlendirmeyi gerektiren bir sorundur. Penis küçüklüğü bazı sendromların veya büyüme hormonu eksikliğinin bir sonucu da olabilir. Penis küçüklüğü vakalarının bir kısmında ise bir neden bulunamamaktadır. Penis küçüklüğü olan çocuklarda en önemli konu penis boyunun erişkin yaşta cinsel ilişki için yeterli olup olmayacağıdır. Bu nedenle yeni doğan döneminden itibaren hem testislerinin fonksiyonunun hem de penis dokusunun hormonlara cevabının ne durumda olduğunu göstermek için bir dizi inceleme yapılmalıdır. Penisi çok küçük ve erkeklik hormonuna cevap vermeyen çocukların cinsel kimliklerinin yeniden değerlendirilmesi gereklidir. Düşük doz erkeklik hormonu ile penis büyümesi sağlanan ve başka sorunu olmayan çocukları ergenlik dönemi sonuna kadar izlemek ve nedene göre tedavi planlamak gereklidir.

  • ÖFKE İLE NASIL BAŞEDİLİR?

    ÖFKE İLE NASIL BAŞEDİLİR?

     Öfke öncelikle benlik sınırlarımızı ve bedensel sınırlarımızı korumak için planlanmış alt beynimizce bilinçsizce yürürlüğe konmuş koruma kalkanımızdır. Yok edilemez, ama kontrol edilebilir. Kaygı gibi öfkede; motivasyonumuzun en güçlü ve sürükleyici atlarıdır. Öfke suyun enerjisi gibi bir enerji barındırır. Nasıl kontrolsuz su; baskınlara sellere erozyonlara heyelanlara yol açarsa, kontrol edilebilen su; çiftlik, baraj, elektirik gibi yaşam kalitemizi arttıran güzelliklere yol açar.
              Öfke uygun ifade edildiğinde, son derece sağlıklı ve doğal bir duygudur. Ancak kontrolden çıkıp da yıkıcı hale dönüşürse okul-iş hayatında, kişisel ilişkilerde ve genel yaşam kalitesinde sorunlara yol açar. Pek çok kişisel ve sosyal problemlerin (örneğin, çocuk ihmal ve istismarı, aile içi şiddet, fiziksel ya da sözel saldırganlık, toplumsal şiddet) temelinde öfke vardır. Öfke hem dışsal, hem de içsel bazı olaylarla ortaya çıkar. Arkadaşınız, kardeşiniz, sokaktaki bir adam, öğretmeniniz gibi belli bir insana öfkelenebileceğiniz gibi; trafik sıkışıklığı, iptal edilen bir randevu gibi olaylara da öfkelenebilirsiniz. Öfkelenmenizden kendi kişisel kuruntularınız sorumlu olabileceği gibi, daha önceden başınızdan geçmiş ve sizi öfkelendirmiş bazı olayların anıları da sorumlu olabilir. Genellikle öfkeye yol açan nedenler arasında; engellenme, haksızlığa uğrama, fiziksel incinme ve yaralanmalar, tacize uğrama, hayal kırıklığı, saldırıya uğrama, tehditler sayılabilir.
    Psikiyatristlere göre, öfkelendiğimizde 5 boyut birbiriyle ilişkili ve eşzamanlı olarak aktif olur. 
    Bu boyutlar:
    • Biliş – O andaki düşüncelerimizdir.
    • Duygu – Öfkenin yol açtığı fiziksel uyarılmadır.
    • İletişim – Öfkemizi çevremizdekilere yansıtma biçimimizdir.
    • Etkileniş – Öfkeli olduğumuzda hayatı algılayış biçimimizdir.
    • Davranış – Öfkeli olduğumuzda sergilediğimiz davranışlardır.

    Öfkenin ifadesi Sağduyumuz, öfke duygumu zu ner eye kadar götüreceğimiz konusun da önümüze sınırlar koymaktadır. Ancak afetler ve vahşetler sırasında yaşanan panik ve şok karşısında her şey karmak arışık olabilir. En başta artık hayatımız karmakarışık olmuştur. Öfke duygularıyla başa çıkmak için bilinçli ya da bilinçsiz bazı yollar kullanırız. Bunlar kısaca; İfade etme, bastırma ve sakinleştirmedir. Öfkeyi saldırganlıkla değil de sözel olarak ifade etmek, bunlar için de en sağlıklı yoldur. Bunu yapabilmek için , istediklerimizin ne
    olduğunun farkına varmalı, bunları açık ve karşımızdakini incitmeyecek bir şekilde akt armalıyız. Karşımızdakine SEN demeden ben dili kullanarak, kişinin kişiliğiyle uğraşmayıp, o anki davranışını bizde yaptığı zarar veya incinmeden söz etmeliyiz. Öfkeye cevap asla susmak değil, ertelemektir. İkinci yol, öfkeyi bastırmaktır. Kızgınlığınızı içinizde tutup, onu düşünmemeye çalışıyor ve dikkatinizi daha olumlu birşeylere yönlendiriyorsanız, bu yolu kullanıyorsunuz demektir. Bu bazen işe yarasada sürekli olarak bu yolu kullanmak, çok sağlıklı olmayabilir. Eğer kızgınlık doğru bir biçimde ifade edilemezse, bir süre sonra bu duygu kişinin kendisine döner ve yüksek tansiyon, psiko–somatik rahatsızlıklar (ülserler, alerjiler vb.) ya da depresyon gibi sorunlara yol açabilir. Yada hiç olmadık bir zamanda ve küçücük bir sebeple volkan gibi patlarsınız ve haklıyken haksız duruma düşer kendinizle başedemediğiniz için utanır zarara uğrarsınız özgüveniniz düşer bir daha kontrolümü kaybedersem korkusu ile kendinizi hapseder toplumdan izole edersiniz. Kontrollü olarak azar azar b irikmiş baraj gölünden su bırakır gibi öfkenizide zararsızca boşaltmaya çalışmalısınız.
    Öfke yaşadığınızda kendinizi sakinleştirmeye çalışmak, üçüncü seçen eğinizdir. Nefes alıp verişlerinizi, kalp atış hızınızı kontrol ederek, kendinizi fizyolojik olarak sakinleştirip, içinizdeki öfke duygusunu hafifletebilirsiniz. Öfke Durumunda Vücut Tepkileri Öfke, çok hafif bir tepkiden hiddete kadar farklı yoğunlukta yaşanan bir duygudur. Diğer duygular gibi fizyolojik ve biyolojik değişmelerle birlikte hissedilir. Eğer dinlemeyi biliyorsak, vücudumuz bize öfkeli olduğumuz konusunda bilgi verir. 

    Öfkenin fiziksel işaretleri vardır:
    • Uyaran duyguyu harekete geçirir,
    • Stres ve gerginlik başlar,
    • Enerjiyi arttıran Adrenalin salgısı artar,
    • Nefes alıp verme sıklaşır,
    • Kalp atışları hızlanır,
    • Kan basıncı artar,
    • Vücut ve zihin “savaş ya da kaç” tepkisi için hazırdır.

    Sağlığa Etkisi

    Uzmanlar bastırılan öfkenin kaygı ve depresyona yol açtığını iddia ediyorlar. İfade edilmeyen öfke, kişiler arası ilişkileri bozabileceği gibi, zihinsel ve fiziksel problemlere de yol açabilir. Doğru ifade edilmeyen öfkenin yol açtığı fiziksel problemler arasında;

    • Baş ağrıları,
    • Mide rahatsızlıkları,
    • Solunum problemleri,
    • Cilt problemleri,
    • Genital ve böbrek fonksiyonlarında problemler,
    • Artirit,
    • Sinir sistemi rahatsızlıkları,
    • Dolaşım sorunları,
    • Varolan fiziksel rahatsızlıkların kötüleşmesi,
    • Duygusal rahatsızlıklar,
    • ve intihar sayılabilir.

    Öfkemizi Boşaltmak İyi Midir?
    Pekçok insan öfkesini bırakıvermenin kendisini hastalıklardan koruyup, diğer insanların ondan korkup daha çok saygı duyduklarını zannedebilirler ne yazık ki öfke şirkettede ailedede pek çok kılığa girip, gezinir dolaşır. Örn: dedikodu, çelme takma, işe geç kalma, işi savsaklama gibi Psikologlar artık bunun çok yanlış ve tehlikeli bir inanç olduğunu göstermişlerdir. Bazı insanlar bu inancı, diğer kişileri incitmek için verilmiş bir onay gibi algılamaktadırlar. Araştırmalar, kızgınlık duygusunun “boşaltılması”nın kızgınlık, öfke ve saldırganlığı daha çok arttırdığını ve sorunu çözmek için hiçbir yararı olmadığını göstermektedir. Onun için en iyisi, kızgınlığınızı neyin tetiklediğini bulmanız ve kendinizi kaybetmeden, bu nedenlerle başa çıkabileceğiniz stratejileri geliştirmenizdir.

    Öfkenin Yönetimi
    Öfke yönetimi tekniklerinin amacı, ; saldırganlıktan uzak, şiddet içermeyen, kişinin kendisine ve çevresindekilere zarar vermeyecek şekilde duygusunu ifade etme becerisini kazanmasıdır. Öfke kontrolünü öğreten pek çok yöntem vardır. Doğru yöntem kişiden kişiye değişir. Doğru yöntemi belirlerken; kişinin kendi kişiliğine, yaşam tarzına uygun olanı seçmesi ve seçtiği yöntemi uygularken günlük yaşamında fazladan sıkıntı hissetmemesi göz önüne alınması gereken temel faktörlerdir. Siz de kızgınlığa yol açan insanları, olayları yok edemezsiniz; onlardan kaçınamazsınız; onları değiştiremezsiniz. Yapabileceğiniz tek şey bu insanlar ya da
    olaylar karşısında gösterdiğiniz içsel ve dışsal tepkilerinizi kontrol edebilmek, onları yapıcı bir şekilde yönetebilmektir. Eğer zaman zaman kontrolü kaybettiğiniz oluyorsa ya da
    kaybedeceğinizden korkuyorsanız, bir psikologdan yardım isteyebilirsiniz.

    Hangi Yöntemler Öfkenizin Taşmasını Önler?
    Gevşeme: Derin derin nefes alın , sakin leştirici dur um ve man zar aları zihnimizde hayal ederek canlandırmaya çalışın . Bu sakin leşmemize yardımcı olur.

    Den eyebileceğiniz bazı basit yöntemler şunlardır :
    Karnınızı dolduracak şekilde derin nefesler alın; göğsünüzün üst kısmıyla nefes almanız sizi rahatlatmaz. Nefes alıp ver diğinizde göğsünüz değil, k arnınız şişmelidir.
    Derin nefeslerinizi alırken, kendi kendinize tekrar tekrar “Gevşe!” ya da “Sakin ol!” diyerek telkinde bulunun.
    Hayal ederek sizi gevşetecek bir yer ya da ortamı dü şünün v e gözünü zün önüne getirmeye çalışın. Geçmişt e çok sakin oldu ğunuz bir yeri h atırlayın. Bu teknikleri her gün pratik yaparak ezberler seniz, daha sonra karşılaşacağınız gergin ortamlar da otomatik olarak u ygu layabilirsiniz.Düşünceleri Değiştirme Öfkeli insanlar düşün celerini küfrederek, bağırıp çağırar ak ifade etme eğilimin dedirler. Kızgın olduğumuz zaman gen ellikle, olayları istemeden abartılı v e çarpıtılmış olarak algılarız. Bu tür dü şünce biçimlerinizi fark edin ve yerin e dah a mantıklı olan ları yerleştirin. ken di k endinize, “Eyvah , her şey mahv oldu!” gibi bir şeyler söylemek yerine, “Dü nyan ın son u değil ve bun a şimdi öfkeleniyor olmam bu olayı olmamış h ale getirmeyecek.” diyebilirsiniz. Her iki düşün ceyi de zihnin izden geçirerek deneyin. Öfken izin han gidüşün ceyle arttığın ı ya da azaldığını görün. Farkında olmadan çok sık kullan dığımız ve bizi kızgınlık duygu ların a h azırlayan, “asla” ya da “h er zaman” gibi sözcükleri zihninizde yakalamaya çalışın. “Hiç bir şey asla düzelmeyecek ” ya da
    “Her zaman h aksızlığa u ğrayan ben olurum.” gibi cümleler oldukça hatalıdır. Öfke du ygunu zda h aklı olduğunuzu düşünmenize de yol açar. Durumla ilgili yargıyı koydu ğunuz için problemin çözümüne de k atkıda bulunmaz. Mantık öfkeyi yener, çünkü öfk e h aklı bir nedene bağlı olsa da, çok çabuk mant ık sınırlarını aşabilir. Bu yüzden öfkelendiğin izi hissettiğinizde mantığınıza sığının. K en dinize “ Tüm dünyanın size kazık atmaya çalışmadığını” hatırlatın. Sadece, yaşamın iniş v e çıkışların dan bazılarını yaşadığınızı düşünü n. Öfkenizin kontrolden çıkmaya başladığı her zaman, bu yönteme başvurun. Bu dah a den geli bir bakış açısını yakalamanıza yardımcı olacaktır. Öfkeli insanlar her şeyi t alepkar bir şekilde ist erler, diğer deyişle kendilerine hak görürler. Bu durum, adalet için de böyledir, takdir, kabul, onay, v b. için de böyle. H erkesin bu değerlere ihtiyacı v ardır. Elde edemeyince hepimiz üzülür, incinir, hayal kırıklığına uğrarız. Ama kızgın v e öfkeli insanlar, bunları t alep ederler. Talepleri karşılanmayınca, hayal kırıklıkları en gellenme duygusun a, o da öfk eye dön er.. Bu in sanlar, düşün celeri üzerin de çalışıp onları yeniden yapılandırırken, bu t alepkàr özelliklerinin farkına varmalı v e “beklentileri”ni, “ arzular”a dönüştürmelidirler. Diğer deyişle, istediği herhangi bir şey için , “Ban a v erilmeli” ya da “Benim olmalı” demek
    yerine, “Ban a verilmesini ister dim.” diye dü şünmen in dah a sağlık lı oldu ğunu görmelidirler. Problemi çözme Bazen öfke duygularımız yaşamımızdak i gerçek v e kaçınılmaz sorunlardan k ayn aklan ıyor olabilir. Kızgınlık duygu ları böyle zamanlarda bu zorluklar k arşısın da yaşan an doğal ve sağlıklı duygulardır. Böyle durumlardaki en yararlı tutum; önce durumu değiştirip değiştir emeyeceğimizi ar aştırmaktır. Değiştirebileceğimiz bir şeyse çözüm yolları ar aştırılabilir. Değiştirilemeyecek bir durumsa, çözüm için u ğraşmak yerine, yapılacak en iyi şey sorunla yüzleşmektir. Elinizden gelenin en iyisini yapmaya çalışın ama, yanıtları hemen bulamıyor, sonuca h emen ulaşamıyor sanız, k endinizicezalandırmayın . Dah a iyi iletişim Öfkeli insanlar genellikle düşünmeden yargılama ve bu yargıları yönün de davranma eğilimin dedirler. Bu yargılar da bazen çok gerçek dışı olabilmektedir. Eğer çok elektrikli bir tartışma içine girdiyseniz, ilk yapacağınız şey ; Yavaşlayıp gösterdiğin iz tepkileri gözlemek olmalıdır. Aklın ıza gelen ilk şeyi söylemeyin, yav aşlayın v e asıl söylemek istediğinizidüşün ün. Ayn ı anda k arşın ızdakin in de söylediklerini duymaya ve anlamaya çalışın. Hemen cevap v ermeyin. Öfkenizin altın da ne yattığını da an lamaya çalışın . İn san ın eleştirildiği zaman savunmaya geçmesi doğaldır, ama siz de saldırıya geçip savaşmayın. Onun yerin e söylen enlerin altın da yatan ı bulmaya, asıl söylenmek isteneni din lemeye çalışın. Ya da belk i o ortamdan bir az uzaklaşıp rah atlamak isteyebilirsin iz. Ama ken dinizin ya da karşınızdakinin öfkesinin kontrolden çıkmasın a izin v ermeyin. Sükún etinizi korumanız, durumun raydan çıkıp bir f elak ete dönü şmesini engelleyecektir.

    İletişim yöntemleri;
    • A tılganlık (kendini ifade etme) – Size gereksinimlerin izi v e meşru hakların ızı k abul edilir yollarla ifade etme becerisin i öğretir.
    • Dinleme – İletişim kan allarınızı açık t utmanızı sağlar.
    • Tartışma – İki insan arasın daki çatışmayı fik ir birliğin e v ararak çözme sürecidir.
    • Eleştirme – Yapıcı eleştiri yapabilme ve alabilme becerisidir.
    • Y ansıtma – Kişinin, davran ışının k abu l edilemez oldu ğunu algılama sorumlulu ğunu alma becerisidir. Tanımlan dıktan sonra, kabul edilemez olan davran ış özel olarak açıklanır. Dur um somut ve açık olarak if ade edilir.
    • Övme – Diğer kişinin savunmacı dav ranma şan sın ı azaltır. Mizah kullan ın Mizah, çeşitli yollarla öfkenizin yoğunlu ğunun azalmasın a yardımcı olabilir. Her şeyden ön ce daha den geli bir bakış açısı sağlar.Birine öfkelenip de belli sıf atlarla etiket ler takmaya başladığın ızda, bir an durun v e o in sanın gerçekten o “ şey” ya da “öyle” oldu ğunu düşü nün. Bu sah neyi gözünüzün önün e getirin. Örneğin birine, “muşmula” ya da “ odun kaf alı” gibi sıfatlarla saldırdığın ızda, o kişiyi gerçekten bir mu şmulaymış ya da odun dan bir kaf ası v armış gibi hayal edin ve gün delik işlerini o şekilde yaptığını gözünüzün önün e getirin. Eğer karşınızdaki in san ı benzettiğiniz şeyin n e olduğunu düşün erek k afan ızda gerçekten öyleymiş gibi bir r esim çizebilirseniz, öfkenizin azalmaya başladığını göreceksiniz. Çünkü mizah sırasın da yaşanılan du ygularla, öfk enin bir arada bulunması mümkün değildir.
    Öfkesi çok yoğun olan kişinin davran ışlarının altın dak i temel mesaj, “Her şey benim istediğim gibi olmalı!” dır. Öfk eli insanlar kendilerinin ahlaken hak lı v e doğru olduklarına in anırlar. Planlarını değiştirmelerine ya da engellenmelerine yol açan h er türlü olay/ durum,
    onlar için dayanılmaz bir aşağılanma gibi algılanır. Ken dilerinin bu şekilde sıkıntı yaşamamaları gerektiğini dü şünürler. Belki başka in san lar sıkıntı çek ebilirler ama onlar değil! Kendin izde de buna benzer bir duyguyu yak alarsanız, ken dinizi tüm dünyanın sahibi gibi hayal edin. Tüm insanların sizin önünü zde eğildiğini, eteğinizi öptü ğünü düşün ün. Bu h ayali görüntülere n e kadar ayrıntı koyar san ız, n e k adar talepkar olduğunu zu ve ne kadar mantık dışı davr andığın ızı o k adar iyi an layacaksın ız. Ayrıca durum ve olayların gerçekte ne kadar önemsiz olduğu nu da fark edecek siniz. Mizah kullanırken iki n oktada çok dikkatli olmak gerekir. Öncelikle mizah kullanmanın, sorunlarınızı gülerek geçiştirmek demek olmadığını, tersine onlarla yapıcı bir şekilde yüzleşebilmeniz demek olduğunu bilmelisin iz. İkincisi de mizah kullan ayım derken, alaycı ve aşağılayıcı mizah a başvurmaktan kaçınmalısınız. Çünkü bu da sağlık sız öfke ifadesinin bir başka yoludur. Çevrenizi değiştirmek ; Bazen, sinirlenip öfkelenmemize yol açan “ şeylerin” yakın çevremizde oldu ğunu f ark ederiz. Sorunlar ve sorumluluklar üzerinize öylesin e yık ılır ki dü ştüğünüz tuzağa ve o tuzağı t emsil eden in san lar a karşı öfke ile k avrulursunu z. Biraz ar a verin . Gün içinde özellikle stresli olacağını bildiğiniz saatler de, sadece k endiniz için kullan acağın ız bir zaman ayırın. Örneğin çalışan bir ann e, eve geldiğin de k endisine ayır acağı bir 15 dakik alık süre olur sa, çocuklarının ist eklerine, parlamadan daha iyi yan ıt verebilir.

    Önerilerimizi Gerçek Hayattan Örneklendirelim:
    Zamanlama: Eğer sev diğiniz kişiyle belli k onuları belli saatler de konuşuyorsanız ve bu k onuşmalar da h ep t artışma ile sonu çlanıyorsa, bu tür konuları k onuşma saatinizi değiştirin. Belki yorgun, dikk atsiz oluyor sunuzdur ya da bu sadece bir alışkan lık h alin e gelmiştir.
    Kaçınma: Eğer çocuğun uzun odasın daki dağınıklık odanın önünden h er geçişte “k afanızın tasını attırıyorsa”, kapıyı k apatın. Sizi öfkelen diren şeylere bakmaktan k endinizi alık oyun. “Ama, öfkelenmemem için çocu ğumun odasını temiz tutması ger ekir.” demeyin. K onu şu an da bu değil. Kon u kendinizi olabildiğince sakin tutabilmektir.
    Alternatifler bulun: Eğer h er hafta sonu arkadaşlarınızla buluşmaya giderken yoldaki trafiksizi engellenmişlik ve öfke duyguları için de bırakıyorsa, bunu çözmeyi iş edinin. Elinize bir harit a alıp aynı yere f arklı, belk i dah a u zun ama daha rahat, manzaralı, h oş bir yoldan gitmeyi ya da evden dah a erken/geç çıkmayı deneyin. Danışmanlığa ihtiyaç duyuyor musunuz? Eğer öfkenizin, k ontrolünüz dışın a çıktığını düşünü yorsanız, ev ve iş h ayatınızın ön emli boyutları bu duygudan etkileniyorsa, bir psikoloğun dan ışmanlığına başvurabilir siniz. Unutmayın, öfkeyi yok edemezsiniz, tüm çabalarınıza rağmen sizi öfkelen direcek olaylar olacaktır. Yaşam h er zaman için engellerle, acılarla, kayıplarla v e diğer insanların onlardan beklemediğiniz davranışlarıyla dolu olacaktır. Bunu değiştir emezsiniz. Ama bu olaylar ın sizi etkileme biçimini değiştir ebilirsin iz. Kızgınlık v e öfke tepkilerinizi kontrol ederek, uzun vadede onların sizi daha mutsuz kılmasını önleyebilirsiniz