Blog

  • Yenidoğan döneminde dikişsiz sünnet

    Sünnet doğru teknikle yapılırsa basit ve güvenilir bir işlemdir. Sünetçilerin yaptığı sünnetlerde komplikasyon oranı %93 lerde iken hekimlerce yapılan sünnetlerde bu oran % 3 lerdedir.
    Bebeğin doğumunu takip eden 24-48 saat içinde yapılan sünnete yenidoğan sünneti denir ve hastanemizde istenirse dikişsiz olarak yapılabilmektedir. Çocuğun henüz çevresinin farkında olmadan işlemin yapılması mümkündür ilerleyen zamanlarda lokal anestezi yapılmasına rağmen bebeğin ayaklarını tutmaya tepki olarak huzursuz olduğu görülebilmektedir. Bu nedenle sünnet işlemi için doğumdan itibaren 15 gününü geçirmemekte yarar vardır.

    Yenidoğan sünnetinin avantajları nelerdir?
    Yenidoğan sünnetinin anestezi gerektirmez.
    Yenidoğanlarda uygulanan sünnet tekniği dikişsiz bir yöntemdir. Bebekteki yara iyileşmesi oldukça hızlıdır. Sünnet dikişsiz, yara iyileşmesi de hızlı olunca ortaya çok daha güzel estetik sonuçlar ortaya çıkar.
    Sünnet sonrası kanama riski oldukça azdır. Sünnet derisinin damarsal yapısı yeni gelişmekte olduğundan, sünnet işlemi sırasında kanama kontrolü kolay, işlem sonrası kanama riski oldukça az olur.
    Yenidoğan sünnetinden sonra özel bir pansumana bile gerek duyulmaz. Göbek düşmeden iyileşme gerçekleşir.
    Yeni doğan sünneti yapılan çocuklarda idrar yolu enfeksiyonları oldukça az görülür.
    Sünnetten iki gün sonra bebek normal şekilde banyo yapmaya başlayabilir.
    Yenidoğan sünnetinin bebekte travmaya yol açmaz, hatırlanması mümkün değildir.
    Sadece annesini emerek sakinleşebilmektedir.
    Çocuk büyüdükçe genel anestezi alma gereği, ameliyat şeklinin değişmesi, iyileşme sürecinin uzaması travmayı ağırlaştırabilir.

    Hangi Durumlarda Yeni Doğan Sünneti Uygulanmaz?

    • Bebek prematür veya hasta ise, ailede hemofili hastalığı öyküsü var ise, hipospadias gibi doğuştan penis anomalisi var ise yenidoğan sünneti uygulanamaz.

  • ACILI SEKS – VAJİNİSMUS

    ACILI SEKS – VAJİNİSMUS

    Vajinismus istemsiz kasılma veya vajinan içine bir nesnenin girilmesiyle (tampon, parmak, penis, 

    spekulum), “aşk kasları” adını verdiğimiz pelvik taban kaslarının refleks sonucu kasılmasıdır. Aşk 

    kaslarının kasılması rahatsızlıktan kaynaklanan acı, yanma ve ağrıya neden olur. Vajinismus birincil 

    (yani yaşam boyu) ya da ikincil (normal cinsel fonksiyondan sonra meydana gelen) olabilir. Ayrıca 

    genel (tüm durumlarda ve herhangi bir nesne ile oluşabilir) ya da durumsal (partner ya da 

    partnerlerle olan bazı durumlarda veya tam tersi cinsel ilişkiyle değil de tampon veya spekulum 

    takılırken de) olabilir.

    Vajinismuslu kadınlar sık sık vajinalarının “çok küçük” olduğunu ve vajinalarının kapalı olması gerektiğini 

    düşünürler ve her cinsel ilişki deneyiminde acı ve ağrı duyarak eşlerini iterler. Oysa yaşadıkları sadece negatif bir 

    hipnoz halidir, bir hayaldir! Gerçek olan vajina çevresindeki aşk kaslarını kontrol etmeyi öğrenmeleridir.

    Cinsel ilişki sırasında yaşadığım ağrının vajinismus olduğunu nasıl anlarım?

    Vajinismus sorunu olan çift cinsel terapiste birkaç soru sorduktan sonra, terapist bu sorular üzerinden onlara en 

    doğru cevabı verecektir. Vajinismus ağrısı genellikle cinsel birleşme teşebbüsü (penetrasyon) ile oluşur. Bu 

    durum genellikle partnerinin penisini vajinaya sokmaya çalıştığı zaman başlar fakat her zaman değil. Ağrı 

    genellikle yanma veya parçalanma hissi yaratır. Kadınlar bu acıyı “Sanki partnerimin bir duvarıma çarpıyor!”, 

    “Sanki partnerimin penisi benim için fazla büyük!” ya da “Parçalanıyormuşum gibi hissediyorum!” diye tarif 

    ederler. Bu acı cinsel ilişki ilerledikçe gelişebilir veya gelişmez, yani dayanılmaz bir acı olmadığı zamanlarda olur. 

    Vajinismus kadınları genellikle tampon kullanırken ya da jinekolojik muayene olurken rahatsız olurlar fakat her 

    zaman değil.

    Ağrı kafamın içinde mi?

    Vajinismus öğrenilen bir reflekstir. Yani vajinismuslu bir kadın ağrılı bir cinsel deneyim ya da acı veren vajinaya 

    başka bir nesnenin girmesi teşebbüsü yaşadığında, aşk kasları dokunmaya veya girişe karşı kasılmayı öğrenir. 

    Sonradan herhangi biri veya kendisi vajinaya bir şey sokmaya çalıştığında, vajina ve aşk kasları kadının isteği 

    dışında gelişen refleks ile ağrıdan korunmak için kendini “kapatır” yanı kasar. Aşk kaslarındaki kasılma fark 

    edilebilir düzeyde bir ağrıya neden olur.

    Vajinismus ne kadar yaygındır?

    Vajinismus, oldukça yaygın olan bir cinsel işlev bozukluğudur. Vajinismus kadınları bu konuda utandıkları için 

    kimseye bir şey diyemezler. Böyle yapmak oldukça kötü bir seçimdir, çünkü vajinismus ister birkaç ayda ister 

    birkaç yılda fark edilsin, sonuçta tedavisi oldukça kolaydır. Vajinismus birçok kadının hayatının belli bir döneminde 

    olabilmektedir. Vajinismus, cinsel birleşme sırasında ağrı ve aşk kaslarındaki kasılma nedeniyle, partnerin 

    vajinaya hemen girememesi gibi hafif rahatsızlıklarla kendini gösterebilir. Yıllardır birlikte olan ve vajinismustan 

    dolayı hiç cinsel ilişki yaşamamış birçok çift vardır. Bu çiftler “üste boşalma şeklinde gebelik” (partnerin 

    spermleri vajina yoluna bırakılır ve yumurtanın döllenmesi sağlanır) yoluyla çocuk sahibi olmaktadır. Birçok 

    vajinismuslu kadınının oldukça aktif bir seks yaşamı vardır; sadece penis vajina birlikteliğini içeren cinsel birleşme 

    yoktur. Çiftler bazen bir şeyleri değiştirmeye çalışmadan ellerinde olanlarla yetinirler ve bundan mutlu olurlar.

    Vajinismus sorunum için ne yapmalıyım?

    İyi haber, vajinismusun %100 tedavisi var; istemsiz kasılan aşk kaslarını ve daralan vajinayı nasıl kontrol edip 

    rahatlanacağını öğrenmenin basit bir yolu var. Kötü haber ise; bu bir gecede olabilecek mucizevî bir şey değil, 

    birkaç gün ya da birkaç hafta boyunca “aşk oyunları” adını verdiğimiz basit egzersizleri (Kegel egzersizleri, 

    sevişme, mastürbasyon, parmak egzersizleri, vb.) yapmak gerekiyor. Ne kadar süre egzersiz yapılacağı; 

    egzersizlere ne kadar sağdık kalındığına ve vajinismus probleminin ne kadar süredir olduğuna bağlıdır. Bu 

    egzersizler yapıldığı süre boyunca, cinsel ilişkiden kaçınılmalıdır. Birkaç gün belki de birkaç hafta cinsel ilişkide 

    bulunulmayacağını çiftin bilmesi gerekiyor. Hazır olamadan teşebbüs edilen her cinsel ilişki deneyimi; kadının 

    daha çok acı çekmesine, olumsuz aşk kası reflekslerinin aşırı artmasına ve vajinismustan kurtulma sürenin 

    uzamasına yol açar. Yine de oral seks veya sevişme gibi çiftin zevk alabileceği diğer her şeyler yapılabilir.

    Aşk oyunlarını nasıl oynarım?

    Kegel egzersizlerini yaparak işe başlamak gerekiyor. Kegel egzersizleri aşk kaslarının kasılıp gevşetilmesi 

    yoluyla, onları çalıştırmayı ve aşk kasları adı verilen bu kaslar üzerinde iradeyi kontrolü amaçlar. Kegel 

    egzersizleri birçok açıdan faydalıdır. Hem vajina kasları üzerinde kadının kontrollü olmasını sağlar, hem orgazm 

    şiddetini arttırır, hem de vajinayı toparlar. Kegel egzersizlerini düzenli olarak yapmak gerekiyor. Şimdi hem Kegel 

    egzersizlerinin hem de parmak egzersizlerinin nasıl yapıldığına bakalım:

    “Hangi kas gruplarınızı çalıştırmanız gerektiğini öğrenmek için öncelikle idrarınızı yaparken idrarı yarıda kesin ve 

    hangi kasları kullandığınıza dikkat edin. Bu sırada karın ve kalça kaslarınızın gevşek olmasına dikkat edin. 

    Vajinanızın içinde bir kalem var ve onu düşürmek istemiyormuş gibi hayal edin ve bu sırada kasılan kaslarınız aşk 

    kaslarınızdır. Veya vajinanızın içine işaret ve orta parmaklarınızı yerleştirin ve parmaklarınızı sıkıştırmaya çalışın. 

    Bu esnasında çalışan kaslarınız aşk kaslarınızdır. Her birim egzersiz esnasında aşk kaslarınızı 5–10 saniye 

    süreyle kasın ve bu kadar bir süre ara verin. Bunu arka arkaya 5–10 kez uygulayın. Bu birim egzersizi günde 

    5–10 kez yapmanız sizin egzersizlerden maksimum fayda görmenizi sağlayacaktır. Egzersizler esnasında normal 

    nefes alıp vermeye ve yalnızca aşk kaslarınızın çalışıyor olmasına dikkat etmelisiniz. Kegel egzersizleri adını 

    verdiğimiz bu egzersizleri evde, iş yerinde, yolda, kısacası her yerde uygulanabilirsiniz. Asla dışarıdan bu 

    egzersizleri uyguladığınız anlaşılmaz. Bu egzersizleri her gün düzenli olarak uygulamayı alışkanlık haline getirin. 

    Bu şekilde aşk kaslarınız üzerinde istemli bir denetim sağlayabilirsiniz…”

    Bir süre sonra, bu egzersizler önce bir parmak ile başlayıp sonra üç parmağa kadar çıkıp, parmaklar vajinaya 

    sokularak yapılmalıdır. Bu sırada tırnakların kesilmiş olması ve kayganlaştırıcı olarak da bebe yağının 

    kullanılması gerekmektedir. Neden parmaklar? Acıma durumunda, kadının kolayca hareket ettirebileceği en kolay 

    şey parmaklarıdır. Eşlerin parmaklarını kullanıp kullanamayacaklarını kadınlar bazen merak ederler fakat 

    eşlerinizin parmaklarını kullanması tam anlamıyla kadınların kontrolünde olmadığı için bir süre beklenmelidir. İlk 

    önce kadınlar kendileri yapmalıdır. Böylece kadın, eşini ağrı ile ilişkilendirmemiş olur. Çoğu kadın bu egzersizleri 

    doğal esneklik sağlayan suyun bulunduğu bir küvette yapmaktan veya egzersizler sırasında mastürbasyon 

    yapmaktan zevk alır.

    Cinsel ilişki yaşayabilmek için ne kadar süre egzersiz yapmak zorundayım?

    Vajinaya iki parmak almak problemin süresine ve egzersizlerin zamanında yapılmasına bağlı olarak günler veya 

    haftalarca sürebilir. Ağrı çekmeden, birkaç dakika boyunca kadın vajinasına iki parmağı sokabiliyorsa veya eşinin 

    iki parmağını alabiliyorsa, cinsel ilişkiye girmenin zamanı gelmiş demektir. İlk birkaç dakika kadının üstte olduğu 

    bir cinsel ilişki pozisyonu denenmelidir, böylece kontrol onun elinde olacaktır. Sanki bir bağırsak hareketiymiş gibi 

    kadın eşinin penisini vajinasına yerleştirerek ve bunu dışarı iterek deneyebilir. Bu aynı zamanda kasları dışarı 

    itmek ve daraltmaktır. Acı verdiği takdirde kadın durmalı, aşk kaslarını kasıp, sonra rahatlatmalıdır. Vajinanın 

    içindeki penisi birkaç dakika kımıldatmadan içerde tutmak hiç de fena bir fikir değildir. Bunu başarıyla yaptıktan 

    sonra kadın bir iki kez hareket ettirebilir böylece kontrolü eline almış olur. Bunu yapmadan önce kadın eşiyle 

    konuşmalıdır. Acı çekilmediği takdirde, bir sonraki sefer çift istediği her şeyi yapabilir.

    Aşk oyunlarını oynadığımda vajinismustan kurtulma şansım nedir?

    Gayet basit olan aşk oyunları başarıyla oynandığında ve cinsel travma öyküsünden kurtulunduğunda %100 başarı 

    beklenmektedir. Açıkçası kâbuslar görme ve eski travmatik görüntülerin göz önüne gelmesi, cinsel saldırı ve 

    kötüye kullanma gibi rahatsızlıkla varsa bunların cinsel terapist tarafında ele alınması gerekir. Eğer kızlık zarında 

    veya vajinada bir anormallik varsa, vulvar bezlerinin enfeksiyon kapması, inflamasyondan kaynaklanan 

    problemler nedeniyle acı çekiliyorsa egzersizler işe yaramayacaktır. Bu durumda önce bir jinekolog tarafından 

    organik sorunların tedavisinin yapılması gerekir.

  • Çocuklarda kabızlık sadece kader değil

    Çocuklarda kabızlık sadece kader değil

    ÇOCUKLARDA KABIZLIK

    En basit tanımı ile dışkılamada zorluk ya da gecikme olarak tanımlanan kabızlık bebeklerde ve çocuklarda sık görülen bir rahatsızlıktır.Bebeklerin kaka alışkanlıkları çok farklı olabilir.Normal olarak bazı bebekler günde 6-7 kez kaka yapabildikleri gibi, 4-5 günde bir kez de yapabilirler. Dışkılama sıklığı yaş ile azalır. Anne sütü alan bebeklerde günde en az 2 dışkılama, karışık beslenen süt çocuğunda haftada en az 3 dışkılama, büyük çocukta haftada en az 2 dışkılama olmalıdır. Anne sütü alan bebeklerde genellikle kabızlık fazla görülmez. İnek sütü veya formül mama alan bebeklerde kabızlık daha fazla görülür.

    Dışkılama sıklığı, 3-4 yaşındaki çocukların büyük çoğunluğunda günde 3 kez ile haftada 3 kez arasında değişmektedir. Buna göre kabızlık tanımı haftada 3 defadan az dışkılama alışkanlığı olarak ifade edilmektedir. Ancak bunun yanında dışkı kıvamı ve dışkılamanın ağrılı olması önemli bulgulardır. Her gün bir kez dışkılayan, ancak çok ağrılı ve sert kaka yapan bir çocuk da kabız olarak değerlendirilmelidir. Kabızlık demek için bebeğin veya çocuğun normal sıklığının dışında birkaç gün kaka yapmaması, kakasının sert çıkması, keçi pisliği şeklinde kaka yapması, karnının şişmesi, kaka yaparken zorlanması ve taze kan gelmesi gibi bulguların bir ya da birkaçının birlikte olması gerekir. Normal kıvamda kaka yaparken sadece çocuğun yüzünün kızarması kabızlık olarak kabul edilmez.

    Altına kaka kaçırma (enkoprezis) ise istemli veya istemsiz olarak katı, yumuşak veya sıvı dışkının tuvalet dışında bir yere kaçırılması olarak tanımlanır. Çoğunlukla kronik kabızlık sonucu oluşur, ancak bazen kabızlık olmadan enkoprezis görülebilir. Altına kaka kaçırma genelde 6-10 yaş arasındaki erkek çocuklarda görülür. Psikolojik veya organik nedenlere bağlı olabilir. Bu olgularda kabızlığın tedavisi yanında mutlaka psikolojik destek de gereklidir.

    KABIZLIĞIN NEDENLERİ:

    Çocukların %95’inden fazlasında sebep fonksiyoneldir, yapısal bir bozukluk yoktur.

    1. Anne sütü alan bebeklerde annenin ağırlıklı olarak kabızlığa yol açan diyetle beslenmesi.

    2. Çocuğun yeterli besin almaması,lifli (posalı) gıdalar almaması veya az su içmesi.

    3. Bazı enfeksiyöz, metabolik ve hormonal hastalıklar (hipotiroidi gibi).

    4. Ek besinlere geçiş ve diş çıkarma.

    5. Bebekte ve çocukta hareketsizlik.

    6. Tuvalete gitme isteksizliği.

    7. Tuvalet korkusu, erken tuvalet eğitimi veya sinirli, gergin annelerin çocuklarında psikolojik olarak kabızlık gelişebilir

    8. Bağırsaklarda doğuştan yeterli sinir olmaması (Hirschprung hastalığı).

    KABIZLIĞIN TEDAVİSİ:

    Öncelikle bilinmesi gereken tedavi edilemeyen kabızlık olmaz. Ancak kabızlık tedavisi bazen diyette yapılacak değişiklikle olabileceği gibi bazen de bır dizi ameliyat gerektirebilir. Buradaki en önemli nokta ailenin ‘doktora gittik, reçete aldık sadece ilaçları kullanarak hastalık geçecek ‘ düşüncesinde olmamasıdır. Tedavi bir süreç gerektirir ve bu sürede doktorla aile sıkı iletişimde bulunmalıdır.Tedaviye ne kadar erken başlanırsa sonuç o kadar iyi olur.Tıbbi ve psikolojik yaklaşım birlikte olmalıdır.

    Tedavi sürecinde *Diyet, *Eğitim, *Medikal-İlaç tedavisi *İletişim ve uyum birlikteliği esastır.

    Aile ile güvenin sağlanması, dışkılama mekanizmasının anlatılması, hastanın eğitilmesi tedavinin ilk ve en önemli basamağını oluşturmaktadır. Bu arada gerekli diyet değişiklikleri yapılmalıdır. Her sabah aç karnına bir bardak su içilmesi, her yemekten sonra dışkılama hissi oluşmasa dahi tuvalete gidip 5-10 dakika oturma alışkanlığının yerleşmesi tuvalet eğitimi açısından önemlidir. Hastaların büyük kısmı bu aşamada tedaviye tanıt verir. Yanıt alınmayan kronik kabızlıklarda ise medikal tedavi düşünülmelidir. Bunun için öncelikle karın içindeki sert kakalar boşaltılmalı, sonra da bunların tekrar oluşmasını engellemek ve düzenli dışkılama için idame tedaviye geçilmelidir. İdame tedavide doktorun tavsiyesine göre verilen tedaviye en az 6 ay devam etmek gereklidir.

    1. Bol sıvı verilmeli.

    2. Küçük bebeklerde vucut egzersizleri faydalı olabilir.

    3. Tablo 1’deki kabızlığa yol açan gıdalardan kaçınılmalıdır.

    4. Tablo 2’deki kabızlığı engelleyen gıdalardan daha çok verilmelidir.

    5. Yeni bir mamaya geçişte kabızlık görülüyorsa mama değiştirilmelidir.

    6. Tedavi süresince inek sütü kesilmelidir.

    7. Tuvalet ihtiyacı ertelenmeden, hergün belli bir saatte (kahvaltı ve yemek sonrası)çocuk tuvalete oturtularak tuvalet alışkanlığı kazandırılmalıdır.

    8. Bir günlük tutularak günlük dışkı sayısı ve oluyorsa gaita kaçırmasının işaretlenmesi çocukta teşvik edicidir ve tedavinin takibi açısından önemlidir.

    9. Çocuk cezalandırılarak değil teşvik edilerek sorun giderilmeye çalışılmalıdır.

    Kabızlık çeken çocuğun kakası sert olduğu için kaka yaparken canı yanar ve bu yüzden kaka yapmak istemez. Fakat kaka yapmadıkça da kaka sertleşir ve gaita yaparken daha çok rahatsızlığa sebep olur. Tedavi de amaç bu kısır döngüyü kırmaktır. Kalın bağırsakta bol miktarda sert ve taşlaşmış kakası olan çocuklarda ağızdan kaka yaptırıcı vermek karın ağrısı, kramp, karında şişkinlik ve kusmaya sebep olabilir. Bu yüzden böyle çocuklarda öncelikle rektal yoldan kakanın boşaltılması sağlanmalıdır. Sonra idame tedavi olarak ağızdan kolay kaka yaptırıci ilaçlar vermek gerekir. Günlük alınan lif miktarı artırılır.Uygun tuvalet eğitimi için de sabah akşam yemeklerden sonra çocuk tuvalete getirilerek en az 10 dakika tuvalete oturması sağlanmalıdır.

    Tablo 1: KABIZLIĞA YOL AÇAN GIDALAR:

    1. Muz, kızılcık ve elma suyu, ayva, havuç, kestane,

    2. Patates,

    3. Makarna, pirinç pilavı, çikolata, cips, kuruyemiş,

    4. Formül mamalar,

    5. Hamurlu gıdalar,

    6. Fast food tarzı yiyecekler.

    7. Kolalı kafeinli içecekler, asitli ve gazlı içeçekler…,

    8. İnek sütü

    9. Sucuk,salam,sosis,pastırma…,

    10.Dalak, dil, işkembe, beyin, kokoreç,ciğer…,

    11. Margarin, tereyağı…,

    Tablo 2: KABIZLIĞI ÖNLEYİCİ GIDALAR:

    1. Lahana, kereviz, pırasa, bamya, enginar, brokoli, karnıbahar, fasülye, kabak, salatalık

    2. Kurufasülye,mercimek,bezelye,nohut gibi baklagiller

    3. Elma, armut, erik(özellikle mürdüm eriği), kayısı, üzüm, şeftali, kiraz

    4. Kepekli un, çavdar unu, yulaf unu, mısır unu

    5. Sızma zeytin yağı, mısırözü yağı, soya yağı, fındık yağı

    “KABIZLIK TEDAVİ EDİLEBİLİR BİR HASTALIKTIR”

    Hedef; Kabızlığı, enkoprezis’e (kaka kaçırmaya) ve enürezis’e (idrar kaçırmaya) varan sonuçlara gelmeden tedavi etmek, çocuğa sağlıklı bir gelecek açısından beslenme alışkanlığı kazandırmak.

    Çocuk cerrahisi uzmanı, Op. Dr. ZAFER DÖRTDOĞAN

  • PSİKOTERAPİ

    PSİKOTERAPİ

    Psikoterapi, bireylerin ruhsal yaşamlarında duygusal ve davranışsal sorunlarının çözümünü, ruh 

    sağlıklarının geliştirilmesi ve korunmasını amaçlayan tekniklerin genel adıdır. Ruhsal bozukluklarından 

    dolayı bozulan ruhsal dengeyi sağlamak, düşünce ve duygu alışverişi kurmak, bireylerin kendilerini 

    tanımalarını sağlamak, iç çatışmalarını çözümlemek, bu çatışmalardan doğan kaygı ve gerginlikleri 

    azaltmak, ilişkileri iyileştirip olgunlaştırmak için kullanılan tüm teknik ve yöntemlere psikoterapi 

    diyoruz. Bir başka deyişle psikoterapi, zihinsel ve duygusal sorunları olan ve bu sorunlarla baş etme 

    gücü yetersiz kalan kişilere, belli bir amaç ve plan doğrultusunda belli teknik ve yöntemlerin uzman 

    kişilerce uygulandığı profesyonel bir yardım hizmet süreci olarak tanımlanıyor. Diğer bir değişle ise 

    psikoterapi, zihinsel ve duygusal sorunları olan kişilerle zihinsel ve duygusal bağlantı kurularak 

    yürütülen tedavi etme bilim ve sanatıdır.

    PSİKOTERAPİST VE DANIŞAN…

    Yaşamda kaçınılmaz olan başarısızlıklarla, çelişkilerle ve düş kırıklıklarıyla baş etmek için psikoterapötik 

    uygulamalar büyük bir başarıyla kullanılıyor. Bu uygulamalarda psikoterapi yapan kişiye“psikoterapist” ve ondan 

    terapi alan geçen kişiye “danışan” adı veriliyor. Terapi mesleğinin etik ve ahlaki kuralları gereği, terapist 

    danışanıyla sosyal bir arkadaşlık yapamadığı gibi, para almadan terapi de yapamıyor. Terapist, danışanıyla 

    ilişkisinin çerçevesini belirliyor, ona göre ilkeli davranıyor ve danışanlarıyla sosyal değil, terapötik bir ilişki 

    kuruyor. Bu ilişki sırasında psikoterapist, terapinin her anında kendi kendine şu soruları soruyor:

    1-Kendine özgü bir hikâyesi ve şu anda kendine özgü zihinsel uğraşları olan, bu kendine özgü danışanın, bu 

    kendine özgü zamanda, bana bu kendine özgü şeyleri söylemesinin ya da yapmasının anlamı nedir?

    2-Böyle davranmasının bilinçli veya bilinçdışı amaçları nedir?

    3-Bunların ardındaki duygu yüklü fantezileri veya korkuları nelerdir?

    İLK GÖRÜŞME…

    İlk seansta terapist ve danışan bir araya geliyor ve birbirlerini tanımaya yönelik ilk adımları atıyorlar. Bu adımlar, 

    aynı zamanda psikoterapi süreci devam ettiği takdirde, kurulacak olan bağın da temelini oluşturuyor. İlk seansın 

    gidişatını belirleyen, danışanın o an oradaki ihtiyacı oluyor. Bu nedenle, terapist tamamen danışanın açtığı 

    yoldan onunla birlikte ilerliyor. Bazen ilk görüşme yoğun duygu aktarımı içinde geçebileceği gibi bazen duyguların 

    daha geri planda tutulduğu bir bilgi alma ve terapi süreci hakkında bilgi verme şeklinde geçebiliyor. Terapist 

    danışanı görüşme odasına aldıktan sonra öncelikle kısa bir form üzerinde onunla ilgili bazı kişisel bilgileri (yaşı, 

    eğitimi, aile bilgileri, telefon numarası, vb.) not ediyor. Ardından görüşmeye başlanıyor. İlk görüşmede, danışanı 

    yardım arayışına yönlendiren sorunların ya da konuların neler olduğu üzerinde durmak önemli oluyor. İlk 

    görüşmede terapist danışanın kimlik bilgilerini öğrendikten sonra, “Şimdi sizi yardım istemeye getiren 

    nedir?”, “Size nasıl yardım edeceğimi düşünüyorsunuz?”, “Sizi buraya getiren nedir?”, “Sizi 

    dinliyorum…” gibi bir cümleyle görüşmeyi başlatıyor, danışanın sıkıntılarını ve kendi öyküsünü, kendi diliyle 

    anlatmasına olanak veriyor. Ancak, ihtiyaç duyduğu ya da açıklanması gereken konuları açmaya çalışıyor. İlk 

    görüşmenin ilk 30 dakikası genellikle danışanın kendini anlatmasıyla geçiyo ve son 15 dakika terapist konuşuyor. 

    Terapist danışanın hayatı, neler yaptığı, nerede ve kimlerle yaşadığı ve sorununun ne olduğuyla ilgili fikir sahibi 

    oluyor. Terapist danışanın anlattıklarının ne olduğu ile olduğu kadar, bunu nasıl anlattığı ile de ilgili oluyor. Neleri 

    önemsediğini, neleri seçtiğini, nelerin neleri çağrıştırdığını dikkatle takip ediyor. Bazen bir görüşmenin başında 

    danışanın söylediği bir şeyi, seansın sonuna doğru neden getirdiği anlaşılıyor. Dolayısıyla, sürecin takibi, 

    terapistin satır aralarını doğru okumasını sağlanıyor.

    ÇOCUKLUĞUN KORKULARI…

    Danışan yardım amacıyla terapiste başvurduğunda yalnızca sorunlarını değil, çocukluğunu, korkularını, 

    endişelerini, kişisel tarihini ve yılların ürünü olan kişiliğinin parçalarını odaya getiriyor ve bunlar çok değerli 

    malzeme olarak analiz ediliyor. Terapist, bunlara saygı duyuyor ve önce anlamaya çalışıyor. Örneğin; ayrılık 

    acısı, terk edilme korkusu, öfkeyle kendine zarar verme gibi şikâyetlerin ne demek olduğunu herkes bilir ama 

    bunların her kişi için anlamı farklıdır. Bu bağlamda çaresi de kişiden kişiye değişir. Ancak, danışanların çoğunda 

    psikolojik sorunların herkes tarafından aynı şekilde yaşandığı ve çözümlerinin de aynı olduğu izlenimi yaygındır. 

    Bu izlenim terapi sürecinde, ilk seanstan itibaren hazır çözümler beklenmesine yol açıyor. Oysa yaşanılan 

    deneyimler kişiye özeldir. Bu nedenle, terapistin danışanın yaşadıklarını tamamen onun bakış açısından 

    anlamaya gayret etmesi, gerekirse sorunu tanımlaması ve farkındalık uyandırma üzerinde çalışması gerekiyor. 

    Terapistin ilk amacı danışana yardımcı olup olamayacağına dair fikir sahibi olmak ve onun neden terapiyle 

    ilgilendiğini anlamak oluyor. Böylece terapist danışana terapi sürecinde nasıl bir süreç izleneceğine dair kısa bir 

    bilgilendirme yapıyor ve onu değerlendirme görüşmelerine davet ediyor ve ilk seans sona eriyor.

    DAHA İLK BAŞTA BİRÇOK SORU BELİRİYOR…

    Terapi için başvuran danışanın zihninde “Nasıl bir terapist ile karşılaşacağım?”, “Bir yabancıya kendimi 

    açmak nasıl olacak?”, “Beni anlayacak mı?”, “Güven duyabilecek miyim?”, “Nasıl bir yöntem 

    izleyeceğiz?”, “Neyi, nasıl anlatacağım, nereden başlayacağım?”, “Anlattıklarım gizli kalacak mı?”, “İlk 

    seansta sorunlarımın çözümüne geçebilecek miyiz?” veya “Devam edip etmemeye nasıl karar 

    vereceğim?” gibi birçok soru beliriyor. İlk görüşmenin sonunda terapist danışanın bu sorularına duruşuyla, 

    anlattıklarına yaklaşımıyla yanıt veriyor ve danışanı rahatlatıyor.

    HER ŞEY RANDEVU ALMAYLA BAŞLIYOR…

    Terapötik ilişki daha randevu alma sırasında başlıyor. Hatta birçok danışan daha randevu almadan önce belirli bir 

    duygusal beklenti ve yüklenme içine giriyor. Terapisti birisi önermiş oluyor, önerirken bir şeyler söylüyor, 

    danışanın terapiyle veya terapistle ilgili fantezileri, ön kabulleri oluyor, vb.

    “SİZ” DİYE HİTAP EDİLİYOR…

    Görüşmelerde danışanın bağımsız ve eşit bir kişiliği olduğunun hissettirilmesi önem taşıyor, bu nedenle ona hep 

    “siz” diye hitap ediliyor. İlk görüşmede duygusal gereksinimlerin arkasında neler yattığı henüz belli olmadığı için 

    karşılanmıyor ama ifade edilmesi için teşvik ediliyor. Çünkü dinamik bir görüşmede her zaman iki boyut birlikte ele 

    alınıyor; olaylar ve duygular. Olaylar belirtilmeden duyguların, duygular belirtilmeden de olayların fazla bir 

    anlamı olmuyor.

  • Çocuklarda kasık fıtığına farkındalık

    Çocuklarda kasık fıtığı yetişkinlerden farklıdır;
    Kasık fıtığı çocuklarda %1-5 oranında görülür. Erkeklerde kızlara göre 6 kat daha sık görülen kasık fıtığı, hastaların % 60’ında sağ, %40’ında sol ve %10’un da ise her iki taraflı görülür. Erken doğan veya düşük doğum kilolu bebeklerde fıtığa çok daha sık rastlanır. Tek taraflı fıtıklarda ilerleyen zamanlarda diğer kasıkta fıtık görülme ihtimali vardır. Bu olasılık erkek çocuklarda daha az, kızlarda ise daha fazladır.
    Kız bebeklerde kasık fıtığı ve hidrosel çok ender görülür. Erkek bebeklerinkine benzer bir kasık kanalı kız bebeklerde de vardır ve kapanmayabilir. Dışarı fırlayan organ çoğunlukla barsak değil yumurtalıktır. Anneler çoğu zaman kasıktaki şişliğin içinde bir fındık gibi hissedilen yumurtalığın farkına varırlar.

    Çocuklarda kasık fıtığı nasıl farkedilir;
    Ailelerin çoğu; çocuğun ağlama veya ıkınma sırasında kasık bölgesinde oluşan şişlik şikayeti ile hekime başvururlar. Bazı hastalar ise kasık bölgesinde oluşan şişlik, safralı kusma, kaka yapamama gibi fıtık boğulması belirtileri ile başvururlar.

    Çocuklarda kasık fıtığı tanısı;
    Kasık fıtığı tanısı kasıkta şişliğin tespiti ile konur. Skrotal tip fıtıklarda şişlik yumurtanın yanına torbaya kadar iner.

    Çocuklarda kasık fıtığı tedavisi;
    Çocuklarda kasık fıtığının nedeni gelişimsel bir artık olduğu için kendiliğinden iyileşme olasılığı yoktur. Fıtık tanısı konulan hastaya en kısa süre içerisinde fıtık ameliyatı planlanarak yapılmalıdır. Çocuklardaki kasık fıtığı hem oluşumu hem tipi hem de onarım tekniği olarak yetişkinlerden farklılık gösterir. Bu nedenle ki sizin için değerli olan Çocuğunuzun ameliyatını Çocuk Cerrahisi Kliniğinde Yetişmiş Çocuk Cerrahisi Uzmanına yaptırmak altın standartdır. Aynı zamanda Kasık Fıtığı onarımı çocuk cerrahlarının en sık yaptığı ameliyattır. 2.5kg. altında ve ameliyata mani olacak enfeksiyon gibi durumlarda en uygun şartlar oluşuncaya kadar hekim gözetiminde olmalıdır. Planlanmış fıtık onarımı sırasında komplikasyon oranı da oldukça düşüktür.

    Çocuklarda kasık fıtığı tedavisi yapılmazsa;
    Ancak kasık fıtığı nedeniyle oluşabilecek sorunlar içinde en önemlisi “boğulma” yani dışarı çıkan organların karın içine geri dönmemesidir. Boğulma riski yaşla paralel olarak azalır. İlk 6 ayda %30’larda olan oran 8 yaş üstünde %1’e kadar iner. Boğulmuş hernilerde fıtık kesesi içerisinde bulunabilen bağırsak kesiminde tıkanma olabilir. Böyle durumlarda safralı kusma ve karın şişliği oluşur. Boğulmuş ve redükte edilemeyen (fıtık içeriğinin elle yapılan müdahale ile içeri itilemediği) veya boğulmanın üzerinden 6 saati aşkın bir sürenin geçmiş olması durumlarında acil ameliyat gerekir. “Boğulmuş fıtık” çocuğun hayatını tehlikeye sokan bir durumdur ve acil müdahale gerektirir.
    Bu durumlarda komplikasyon oranı da artar.

    Fıtığın boğulması fıtık kesesi içerisindeki organların yanı sıra testislerde de kan akımının bozulması nedeni ile sıkışmış organda yani (Barsak, testis, kızlarda over yani yumurtalık) doku canlılığının bozulmasına neden olarak bozulmuş organın acil ameliyat sırasında çıkarılmasına neden olabilir.

    Çocuklarda kasık fıtığında hedef;
    Ameliyatın en kısa sürede planlanıp yapılarak, fıtığın boğulması olarak anılan ve çocuğun hayatını tehlikeye sokan acil bir sorunun gelişmemesine çalışılır.
    Hastaların büyük bir bölümü aynı gün ameliyattan 3-4 saat kadar sonra beslenme sonrası evlerine gidebilir ve hastanede yatmaları gerekmez.

    Çocuk cerrahisi uzmanı,
    Op. Dr. ZAFER DÖRTDOĞAN

  • BUZDAĞININ ALTINDA KALAN GERÇEKLER: Eşimden soğudum diyenler OKUSUN

    BUZDAĞININ ALTINDA KALAN GERÇEKLER: Eşimden soğudum diyenler OKUSUN

    Yaşamdan örnek:

     65 yaşında baba anlatıyor: Kanser hastasıyım günlerim sayılı, iki kızım yanımda, ilk eşimden olan 

    bugün 38 yaşında olan oğlumu 35 senedir görmüyorum. Aramak sormak istiyorum hiç aklımdan 

    çıkmıyor  ama ona bir kez daha zarar verir miyim  diye korktum; size sormaya geldim.

    İlk eşim mahallede komşu kızıydı. 5 küçük kız kardeşim ve annem eve gelen gelini her akşam bana 

    kötülediler. Gençtim acemiydim oğlum 1 yaşında iken boşandım. Kısa zaman sonra tekrar evlendim. 

    Belirli aralıklarla eve aldığım oğlumu koynumda yatırdım, yokluğunda özledim. Biraz sert mizaçlı ikinci 

    eşimi önce uyardım, sonra gözdağı verdim nafile. Eve gelince suskun kedi gibi buluyordum oğlumu, 

    bir kez vücudunda çimdik izi buldum, bir günde iki gözünün altını mor halkalar halinde buldum.3 

    yaşında  ki  oğlum susuyordu . Boşandığım annesine onu hangi yüzle verecektim. Bir hafta iş yerine 

    götürerek oğluma kendim baktım. İkincisinden ikiz kızım olmuştu. Ben onu yere çarpmak istiyordum 

    ama kızlarımı emzirirken görüp aklım başıma geliyordu. 

    Soğuk iş yerinden sıcak evimize oğlum gitmek istemiyor ikinci eşimi görünce korku ile yaprak gibi 

    titriyordu. Göz altındaki morlukların sarı yeşile dönmesi iki haftayı aldı. Komşular görmüştü söylediler 

    duvara çarptığı oğlum bir müddet baygın kalmıştı. Kontrolümü kaybettim karımın saçlarını yola yola 

    dövdüm, yalvardı, yemin etti, pes etti, oğlumdan özür dilettim, başka bir yerde iş gösterilmişti bana, 

    çocuğu evde bırakıp gittim. İşim erken bitmişti sessizce evin bahçesine girdim, oğlum evin yukarıda 

    korkuluksuz  terasında yürüyor, karımda aşağıda kollarını açmış “atla oğlum” deyip bağırıyordu, 

    çocuğu durdurdum. Götürüp annesine bir daha onu görmemek üzere bıraktım. Ömrüm boyunca 

    oğlumun korkmuş kocaman gözleri, yastığımda beni hiç yalnız bırakmadı.

    Oğlumdan öğrendiklerimiz: 

    5 yaşında iken anneannemin kapısına gelen ve anneannemi silahı ile korkutan jandarma beynimde 

    asla silinmedi. Annem derki, o günden sonra 12 yaşına kadar ara ara yatağımı ıslatmışım. Bugün panik 

    atak ve kaygı bozukluğu hastasıyım. Beyin travması geçirdiğim için duvarlara çarpıldığımı 

    hatırlamıyorum. 3 yaşındayken sadece düğüne giderken beni yanına almayan annemin beni tamamen 

    terk ettiği korkusuna kapılışımı asla unutmuyorum. Babamı affettim, çünkü çocukluğunu öğrendim. 

    Babama yaşıt olan ve bana babalık yapan dayıları nehirde gölde balık avlarken, 5 kız çocuğundan 

    sonra dünyaya gelmiş ve sokağa bırakmadan büyütülmüş ve kişiliği zayıf gelişmiş babam, ne annemi, 

    ne beni, ne de kendini ömrü boyunca korumayı beceremedi. Duyduklarım hayatımı yöneten annesi 

    ve kardeşlerinden sonra üvey anne onu bir ömür ezmiş ve büyümüştü. Bu adamı tanıyorum ama 

    benim babam değil!!!

  • Neden bebeklik dönemi sünneti

    Türkiye’de oldukça seyrek olan bebek sünneti son yıllarda ciddi bir ivme kazanarak popüler hale geldi. Erkek çocuğunun sünnet için ilkokula gitmesi beklenip, merasim eşliğinde yapılan sünnet işlemleri, artık çocuğun ilk 1 yaşı içerisinde hatta yenidoğan döneminin atlatıldığı 20. günden itibaren ilk 3 ayda; çocuk, aile ve cerrahisi için en konforlu alduğu dönemde yapılmaktadır.

    Yenidoğan sonrası bebeklik dönemi Sünneti Doktora Başvuruları Azaltır

    Bebeklik döneminde sünnet yapılan çocuklarda; ilk 1 yıl içinde herhangi bir nedenle hastaneye başvurma oranları sünnetsizlerden 6 kat daha azdır. Ayrıca üriner enfeksiyon nedeniyle doktora başvuruları istatistiksel olarak 10 kat azalmaktadır.

    Özellikle sünnet derisi darsa bunu zorlayarak açmaya çalışmak daha sonra ciddi darlıklara yol açabileceği için bu zorlamalardan kaçınmak ve gerekirse erken sünneti düşünmek mantıklı olacaktır.

    En Uygun Zaman Aralığı ilk 1 yaş içinde;

    Bilimsel araştırmalar da sünnetin en kolay uygulandığı ve atlatıldığı dönemin doğumun 1. ayından itibaren olan bebeklik dönemi olduğunu göstermektedir. Bunun da içerisinde ilk 3 ay en iyi, 3 ay ile 6. ay arası orta ve 9.aydan itibaren konforun azaldığı görülmektedir. Bu dönemde lokal sünnet (uygulama yapılacak bölgenin çevresinden uyuşturulması ile yapılacak sünnet işlemi) hem çocuk hem aile hem de cerrah için konforlu olacaktır. İki yaşına kadar devam eden bu dönemde 9. aydan itibaren sonra konforun azaldığı görülmektedir. Lokal anestezi ile sünnetin yapılabileceği ancak kişisel değişikliklerin yaşandığı 5 yaş sonrası ise ikinci dönemdir.

    Lokal Anesteziden Korkmayın;

    Lokal anestezi uzman ve tecrübeli ellerde yapıldığında zararı gözardı edilecek kadar az ancak doğasında olan hafif kızarıklık, şişlik ve hafif morlukların da ek müdahaleye gerek kalmadan kendiliğinden geçtiği anestezi çeşididir.

    İyileşme Süreci Oldukça Kısadır;

    Bebeklik döneminde yapılan diğer cerrahi işlemlerimizde de gördüğümüz gibi Klasik Cerrahi Estetik Sünnet işlemi sonrası iyileşmenin çok hızlı olduğu, Ağrı kesici fitil, tıbbi ve kozmetik açıdan verilen kremlerin kullanılarak, bebek bezinin kapatıldığı pansuman sonrası kontrollerimizde, bir çok ailenin ” biz çocuğumuzun sünnet olduğunu bile anlamadık” söylemleri ile karşılaşmaktayız. Ayrıca ameliyathanede kullandığımız kendiliğinden eriyebilen, allerjik olmayan yumuşak ve estetik dikişler de en az iz ile iyileşmeye olanak vermektedir..

    Ancak yine de bebek bezinin kullanıldığı bebeklik dönemi sünnetinde; sünnetin doğasında olan sünnet sonrası yaşanabilecek hafif kızarıklık, ödem, morluklar, travmatik kanamaların, ciltte kabuklanmaların çok azaldığı, ileri yaş sünnetlerine göre bu gibi durumların onda birine düştüğü görülmektedir.

    Cerrahi işlemlerin hepsi değişik derecelerde travmaya yol açar ancak Lokal sünnet

    Bebeklik döneminde belirgin travmaya yol açmaz;

    Ailenin isteğine bağlı olamkla birlikte sünnet için önerilen yaş aralığı 1. ay ile 2 yaş arası ya da 5. yaştan sonradır. 2-5 yaş arası çocuklarda sünnet nadir de olsa bir takım psikolojik sorunlara yol açabilir. İlerleyen yaşlarda gerek sünnet olan arkadaşlarından gerek çevresinden duyacağı hikayelerle çocuk korkabilir, birtakım travmalara yol açabilir. Ancak bebeklikte yapılan işlemlerde hiçbir zaman hatırlayamayacak, travma sebebi olmayacaktır.

  • Psikolojik Danışmanlık

    Psikolojik Danışmanlık

    Gündelik yaşam içerisinde kendimizle, arkadaşlarımızla, karşı cinslerimizle ve eninde sonunda yaşam hedefimizle olan ilişkilerimizde her zaman çatışmalar,sorunlar ve zorluklar ile karşılaşırız.

    Sağlıklı kişi sorunsuz kişi değildir, sorun ortaya çıktığında bununla baş etme gücüne sahip kişidir. 

  • Yenidoğan sünneti travmayı önlüyor

    Erkek çocukların sünnet zamanı, aileler için en önemli konuların başında geliyor. İleri dönemlerde psikolojik sorunlara yol açacağı gerekçesiyle, 2-6 yaş arasında sünnet yaptırılması tavsiye edilmiyor. Erkekliğe ilk adım olarak değerlendirilen sünnet, “Bu kadar küçük yaşta olur mu?” yaklaşımının aksine, doğar doğmaz yapıldığında yaşanabilecek pek çok travmanın da önüne geçilmiş oluyor.

    Yenidoğan sünneti, cerrahi işlemin rahatlığı, çocukları idrar yolları enfeksiyonlarından korumasının yanı sıra,yara iyileşmesinin çabuk olması ve sünnet sonrası bakımın kolaylığı nedeniyle sünnet için en ideal dönem olarak kabul ediliyor.

    Yenidoğan sünnetinin avantajları;

    · Genel anestezi gerektirmiyor,

    · Yara iyileşmesi hızla gerçekleşiyor,

    · Kanama ve şişlik riski azalıyor,

    · Bebek küçük olduğundan bakımı daha kolay oluyor,

    · Yenidoğan bebek anne sütü alırken rahatlıkla sakinleşebiliyor,

    · İşlem sonrası ağrıkesici ihtiyacı az oluyor ya da gerek duyulmuyor.

    Çocuğun bilinen bir rahatsızlığı olmamalı

    Yenidoğan sünneti olması için en önemli şart çocuğun ek bir sorununun olmaması ve cinsel organın bu işleme uygun olmasıdır. Yani eğer hastanın bilinen ek hastalığı yoksa her iki yumurtalığı yerinde ise ve cinsel organ yapısı uygunsa yenidoğan sünneti yapılabilmektedir.

    İlk 24 saatten sonra yenidoğan sünneti yapılabiliyor

    Yenidoğan sünneti için çeşitli yöntemler olmasına karşın klasik sünnet komplikasyon oranını en aza indirdiği için tercih edilmektedir. İlk 24 saatten sonraki dönem yeni doğan sünneti için tercih edilen zamandır. Böylece doğum sonrası hasta sünnetli olarak taburcu edilmiş olmaktadır. Bunun en önemli avantajı çocuğun henüz çevresinin farkındalığında olmadan işlemin yapılmasıdır. İlerleyen zamanlarda sünnet esnasında lokal anestezi yapılmasına rağmen bebeğin ayaklarını tutmaya tepki olarak huzursuz olduğu görülebilmektedir. Bu nedenle sünnet işlemi için doğumdan itibaren 15 gününü geçirmemekte yarar vardır.

    Son derece konforlu ve güvenilir bir yöntem

    Yenidoğan sünneti yapılmasına karar verildikten sonra operasyondan 1 saat öncesinde bölgenin etrafına lokal anestezik etkisi olan bir krem sürülür. Yenidoğan sünnetinde klasik dikişli yöntem kullanılır. İşlem sonrası yara yerinde kısa sürede iyileşme sağlanmaktadır.

  • Çocuk ve Ergen Terapisi

    Çocuk ve Ergen Terapisi

    Çocukluk ve ergenlik kendine has olarak belirgin şekilde çocuğun ve ergenin hızla değişim gösterdiği dönemlerdir. Fiziksel, sosyal, psikolojik, bilişsel açılardan hızla geçişler içermektedir. Bu dönem değişikliklerine uyum sağlamakta ve çevresel faktörler ile ilişki kurmada ve başa çıkmada bir takım güçlükler görülebilmektedir. Çocuk psikoloğunun ilk amacı bu süreçlerde destek olmaktır. Ardından başa çıkmada zorlandığı alanlarda sorunun çözümü için hem çocuk/ergene hem de ailesine yardımcı olmaktır. En önemli nokta hem çocuklar için hem de ergenler için kendi içlerinde bulunan güçlü yanların keşfidir. İşte terapi de kendi içlerinde bulunan bu güçlü yanları keşfetmelerini sağlamaktadır. Burada terapiste düşen en büyük görev de olumlu-şartsız-kabul süreci ve güven ilişkisidir.

    Çocuk Terapisi 

    Çocukluk dönemi kişilik gelişiminin oluşmaya başladığı bir dönemdir. Bu dönemde öğrenilen davranışlar yetişkinlikte kişinin, karakterini, bilişsel yapısını, öz-güvenini, sosyalleşmesini, alışkanlıklarını, davranışlarını, tutumlarını büyük ölçüde belirlemektedir. Çocukluk kişilik gelişiminin en önemli kısmıdır. Bu sürece bir de, bu dönemde yaşanan, çevresel, psikolojik faktörler etkilenebilmektedir. Bu sebepledir ki, çocukluk dönemi patolojileri, çocuk psikologları tarafından, terapi ile çalışılmaktadır. İçinde bulunduğu süreci en sağlıklı şekilde atlatabilmesi, yetişkinlik yıllarında kalıcı bir takım patolojilerin oluşmaması ve ileride karşılaştığı durumlarda başa çıkma yollarını içselleştirmesi amaçlanmaktdır.
    Çocukluk dönemine ilişkin belirgin bazı davranış değişiklikleri bulunmaktadır. Çocukluk sürecinde gerek çevresel faktörlerin etkisi, gerek içsel sebeplerden dolayı davranış problemleri meydana gelebilmektedir.

    Davranış değişikliğine sebep olabilecek çevresel faktörleri şu şekilde sayabiliriz; aile içi şiddet, boşanma sürecinde olan ebeveynler, yakın birinin kaybı, v.b. Çocuklukta karşılaşılan davranış değişikliklerini de sıralamak gerekirse; alt ıslatma, parmak emme, kreş uyum problemleri, vurma, atma, içe kapanıklık-olağan dışı durgunluk, yaygın korkular, fobiler şeklinde sayılabilmektedir. 
    Bu dönem ile çalışılan en etkili terapi yöntemi oyun terapisidir.

    Ergen Terapisi

    Ergenlik kişiliğin oluşumu için önemli bir süreçtir. Mevzu kişiliğimiz olunca da onun oturması da çalkantılar, çatışmalar, uyum ve uyumsuzluklar yaratmaktadır. İnsan gelişiminin en önemli dönemi olduğundan bu dönem hem kendine has hem de kişiye özgü benzerlikler ve büyük farklılıklar göstermektedir. Bu dönemin temel karakteristik özelliklerinden birisi büyük bir değişimdir. Öyle ki bazen kişi kendi değişimini dahi yakalayamamaktadır. Kendisindeki hızlı değişime uymaya çalışmak bir çatışma yaratmaktadır. Terapinin özgül amaçlarından biri bu noktada kişinin kendindeki değişimi farketmesini sağlamaktır. Bir diğer karakteristik özelliği ise Kimliktir. Kişi kendisi olmaya başlamaktadır ve bir kimliğe bürünmektedir. Onu bekleyen realist hedeflere karşılık duygularını içeren maneviyat da sürece dahil olmuştur. Bunun sonucunda kişi duygusal değişiklikler, adaptasyon problemleri ve içe kapanma yaşayabilmektedir. Terapi bu noktada onun kendi gücünü keşfetmesine yönelik dinamiklere odaklanmaktadır. Aşağıda bu dönemde kişiyi etkileyebilecek çevresel faktörler ile bu döneme ilişkin sorunlar kategorize edilmektedir.

    Aile İçi

    • Uyuşmazlıklar ve çatışmalar,
    • Otorite çatışmaları,
    • Kardeş ilişkileri,
    • Ergenlikte yaşanan bir kayıp,
    • Ergenlikte aile bireylerinin boşanması,

    Kişisel

    • Cinsel ve bedensel gelişim,
    • Kimlik karmaşası,
    • Benlik algısı, 
    • Duygusal gelişim,
    • İlgi alanlarının belirlenmesi,
    • Cinsel kimlik,
    • Okul uyumu.

    Çevresel/Sosyal

    • Okul uyumu,
    • Otorite sorunları,
    • Arkadaş ilişkileri,
    • Öğretmen ilişkileri,
    • Meslek seçimi,
    • Sınav kaygısı,
    • Sınavlara hazırlanmada eğitim koçluğu programı.

    Ergenlikte karşılaşılan bazı davranış problemleri

    • Madde kullanımı/bağımlılığı,
    • Anksiyte,
    • Depresyon,
    • İntihar girişimleri,
    • Sosyal fobi
    • İçe kapanma,
    • Beslenme ve uyku problemleri,
    • Öfke ve saldırganlık,
    • Çekingenlik,
    • Saldırganlık.