Blog

  • Kabızlık geçiren bebekler ve çocuklar

    Kabızlık geçiren bebekler ve çocuklar

    Bebek ve çocuklarda kabızlık; kaka yapmamak olarak bilinse de sadece dışkılama aralığının uzaması demek değildir. Her bebek ve çocuğun alışık olduğu bir dışkılama düzeni vardır. Yeme alışkanlığı ve yaşa bağlı olarak değişiklik gösteren bu düzenin bozulması ve ardından ortaya çıkan bulguların toplamı kabızlık olarak tanımlanır. Kısaca iki aydan uzun süreli olarak geç (seyrek) dışkılama, güç dışkılama ve sert dışkılama kronik kabızlık olarak adlandırılmaktadır.

    Bağırsak yapısındaki sorunlar, doğuştan gelen anatomik sorunlar, ailesel bağırsak yavaşlığı ve yanlış gıda seçimi, süt tüketiminin abartmak, sürekli katı gıda ile beslemek ,ihtiyaç halinde tuvalete gitmemek, çocukların acıdan korkması çocuklardaki kabızlığın temel nedenlerini oluşturur. Anne sütü ile beslenen bebekler doğumdan sonraki ilk günlerde, günde 7-10 kez, daha sonra da 5-7 kez kaka yapabilirler. Dışkılama sayısı daha az olabileceği gibi daha çok da olabilir.

    Bu dönemde kaka sulu ve yumuşaktır. Ancak, özellikle anne sütü alan bebeklerin, kimi zaman bir haftaya dek uzanan sürelerde kaka yapmamasının doğal olduğu bilinmelidir. Bebeklerde, aşırı ya da safralı kusma, belirgin karın şişliği (abdominal distansiyon) ve gelişmede duraklama ya da gerileme olmadığı sürece, bu durum olağan olarak kabul edilmeli ve herhangi bir tedavi ya da girişim uygulanmamalıdır. Katı gıdalarla beslenmeye geçildikten sonra dışkı koyulaşıp katılaşmaya başlar.

    Aynı zamanda dışkılama sayısı da azalır. Okul çağında bir çocukta günde 1-3 olan dışkılama sayısı, ergenlik döneminde erişkinlerde görülen sıklığa ulaşır. Kabızlık; sert ve ağrılı dışkılamaya, anüste yırtık/çatlak oluşmasına (anal fissür), dışkıda kan görülmesine, dışkılama gereksimi olduğunda saklanma ve dışkılamayı ertelemeye, özellikle yemeklerden sonra karın ağrısına, düzensiz beslenmeye ve tuvalet alışkanlığının bozulmasına sebep olabilir. .

    Aslında bu sorunlar her ne kadar kabızlığın sonucu olsa da, aynı zamanda bir çocukta kabızlığın başlamasının nedeni de olabilir. Örneğin, anüste herhangi bir nedenle oluşan yırtık, dışkılama sırasında ağrıya yol açacağından çocuğun kakasını tutmasına ve bir süre sonra da kabızlığın oluşmasına neden olabilir. Uzun süren ve uygulanan tedavilere karşın yineleyen kabızlıkta, çocukta bazı davranış bozukluklarının ortaya çıkabilir.

    Sonuç olarak kabızlık için yapılabilecek en uygun tanımlama, dışkılama alışkanlığının değişmesi ve buna bağlı olarak yukarıda bahsedilen bulguların ortaya çıkmasıdır.

    Çocuklarda kabızlığın neden olduğu sıkıntılar:

    1. Dışkılama aralığının uzun olması: Olağan dışkılama sıklığının değişmesidir. Örneğin günde 1 kez kaka yapan bir çocuğun dışkılama sıklığının 3-4 güne çıkması.

    2. Dışkılama niteliğinin değişmesi: Dışkının olağan kıvamını yitirip daha sert bir hale dönüşmesidir. Bu durum genellikle beslenme düzeninin değişmesine bağlı olarak değişir.

    3. Zorlanarak ve ağrılı dışkılama: Dışkılama sırasında çocuğun kendini zorlaması, ağlaması ya da ağrı hissetmesidir. Bu çocuklarda genellikle birlikte anal fissür (yırtık) da bulunur.

    4. Karın ağrısı: Yemeklerden kısa bir süre sonra (yaklaşık 10 dakika gibi) gastrokolik refleks başlar ve bağırsaklar hareketlenmeye başlar. Bu da dışkılama gereksinimine yol açar. Devam eden kabızlık durumlarında ise bu barsak hareketleri kramp tarzında karın ağrısı olarak kendini gösterir.

    5. Dışkıda kan görülmesi: Sertleşen dışkının anüste yırtık oluşturmasına bağlı olarak ortaya çıkan durumdur. Dışkıya bulaşmış taze kan şeklinde görülür.

    6. Dışkı bekletme (saklama): Kabızlığın hem nedeni olabilir, hem de sonucunda ortaya çıkabilir. En önemli nedeni dışkılama sırasında ağrının oluşabileceği korkusudur. Bir süre sonra alışkanlık haline dönüşebilir. Tedavide en zor çözümlenen sorunlardan biridir. Beklemiş dışkı bağırsağın son kısmında sertleşmiş bir şekilde kalır ve kaldıkça daha fazla suyu emilerek daha sert bir hal alır. Çocuk daha sonra azar azar kaka kaçırmaya başlar ve bu durum kilot kirlenmesi “fekal inkontinans” olarak adlandırılır. İlerlemiş kabızlığın bir bulgusudur.

    7. Kabızlık her çocukta benzer bulgular vermez. Yakınmaların şiddeti ve etkileri çocuktan çocuğa değişir. Bu çocuklarla iletişim kurmak kolay olmayabilir. Bu nedenle, çocuklarda kabızlığın tedavisinde doğrudan genel kuralları uygulamanın yararı olmaz.

    Her çocukta, o çocuğa özgü bulgulardan yola çıkılarak “çoklu yaklaşım” içeren tedavi yöntemleri uygulanmalıdır. Günümüzde çağdaş tedavinin geldiği nokta da budur: Her hastaya bilinen standart tedaviyi uygulama yerine her hasta için ona özgü tedavi yöntemlerini uygulama!

    8. Ancak, çocuklarda kabızlık tedavisinin uzun soluklu ve sabır isteyen bir süreç olduğu hem hekim hem de anne, baba ve büyükler tarafından akılda tutulmalıdır.

    Yanıt alınamıyor ya da yakınmalar geçti diyerek tedavinin kesilmesi bulguların ilkinden daha yoğun olarak ortaya çıkmasına neden olabilir. İçinde lif içeren gıdaların daha bakın olduğu beslenme ve düzenli tuvalet alışkanlığı kabızlık tedavisinde olmazsa olmazdır. • Beş yaş altındaki olguların %50’si bir yıl içinde, %60-75’ i ise iki yıl içinde düzeliyor. Okul çağı çocuk olguların üçte birinde ergenlik dönemine değin uzadığı bilinmektedir. Kronik kabızlığı olan hastaları araştırmak gerekli mi?

    • Olguların %95’ i fonksiyonel (idiyopatik) nedenlidir (organik nedenlerin araştırılması gereken olgular, yaklaşık 20 olguda bir). Bunlarda yapısal, endokrin veya metabolik sorun yoktur

    • Olguların %5’i ise organik nedenlidir. Bunlar; o Yenidoğan ve erken bebeklik yaşında başlayan kabızlık öyküsü varsa o Mekonyumun geç çıkması o İnce çapta dışkı, dışkıda kan, anal sifinkterin sıkı olması, tuşede rektumun boş olması o büyüme gelişme geriliği varsa o Karında distansiyon, ileus, safralı kusma o Alt ekstremite refleks ve tonusunda azalma, anal refleks zayıflığı, pilonidal gamze, kremaster refleksi alınmaması o Anterior yerleşimli anüs

    Tedavi: Amaç biriken topakların giderilmesi ve yeniden birikmenin önlenmesidir. Fonksiyonel kabızlığın tedavisi uzundur ve relapslar sıktır. Doktorlar kabızlık çeken çocuğu tedavi ederken aile ile yakın iş birliği içinde olmalıdır. Bu amaçla çok sayıda barsak içerisinde kütle arttırıcı, barsak hareketlerini arttırıcı ve kayganlaştırıcı çok sayıda ilaç kullanılmaktadır. Hekimin bu konudaki tecrübesi çok önemli, birçok hekim sonuçlarından en memnun kaldığı ilaçları kullanmaktadır. Bebek ve çocukların kabızlık tedavileri nasıl olmalıdır?

    1. Beslenmeyle ilgili bilgilenme önemlidir. Genel kural olarak posalı sebze ve meyvelerin bolca tüketilmesi, bakkal ve marketten alınan poşetli gıdaların tüketilmesinin sınırlandırılması gerekir.

    2. Tuvalet eğitimi. Barsakların döngüsel ritmini yakalabilmesi için çocuğun günün uygun saatlerde tuvalete oturtulması. Çocuğun çömelerek değilde oturarak tuvalet yapma olanağının sağlanması (klozet ve yaşa göre lazımlık kullanımı). Klozette adaptör, ayakların yere basması için basamak kullanımı. Yine tuvalette vakit geçirme alışkanlığı açısından tv, oyuncak vs ilgisini çekebilecek objeler bulundurma

    3. Varsa anal fissürün tedavi edilmesi ve önlemlerin alınması.

    4. Birikmiş olan kakanın hazır lavmanlar yardımıyla boşaltılması

    5. Yeni olusan kakanın bağırsak içinde sertleşmesini önlemek için gerekli ve yeterli kaka yumuşatıcı ilaç takviyesi. Tedavinin ana noktası gerekli tedavinin yeterince sürdürülmesidir. İlalar kullanılmakta iken çocuğun yada bebeğin kabızlığının geçtiği anlamına gelmemektedir.

    Aileler uzun süren bu tedaviye sabırla devam etmelidir. Mutlaka yapılacak ilaç azaltmaları yada kesilmesinin zamanlaması doktor tarafından verilmelidir. Biz hastalarımıza kabızlık tedavisinde kullandığımız yumuşatıcıları çoğunlukla 1.5 – 2 yıl süreyle kullanmak zorunda kalmaktayız. Çoğunlukla ilaçlarımızı azaltarak aşamalı olarak kesmekteyiz.

    Sonuç olarak:

    • Kronik kabızlık nedeniyle başvuruların çoğu, fonksiyonel (idiyopatik) kabızlık oluyor

    •Organik nedenli kabızlıkta nedene yönelik tanısal incelemeler ve tedavi gerekir

    • Kabızlık tedavilerinin etkinliğinin kanıtları zayıftır, tedavi büyük oranda klinik deneyime dayanır

    • Çocukluk çağı kabızlığı aylar ve yıllar boyu tedavi gerektiren uzun süreli bir sorundur

  • ANTİSOSYAL KİŞİLİK BOZUKLUĞU

    ANTİSOSYAL KİŞİLİK BOZUKLUĞU

    Türkiyede Erkeklerin %3’i Kadınların %1’i Psikopat (Antisosyal Kişilik Bozukluğu) Tanısıyla Yaşamaktadır.

    Bir kişi soğukkanlılıkla cinayet işleyebilir ve bunu birden fazla yapabiliyorsa ruh sağlığının yerinde olmadığı söylenebilir. Cinayeti işleyen Atalay Filiz’in profiline baktığımızda durumuna en uygun tanıyı ANTİSOSYAL KİŞİLİK BOZUKLUĞU diyebiliriz. (Empati, vicdan, merhamet ve suçluluk duygusundan uzak, sosyal , etik ve hukuki kuralları kabule uymayan kişilik bozukluğu) Çevreye en fazla zarar verme potansiyeli olan kişilik bozuklukları arasında antisosyal kişilik bozukluğu olanlar görülür.

    Halk Diliyle Psikopat Dediğimiz Kişilik Tiplerinin Cezai Ehliyetleri Vardır

    Askerlik öncesi bu tanı konulduğunda kişi askerlikten muaf tutulur ancak işlediği suçlarda bu durum cezai ehliyetini azaltmaz

    Eğitimli Kişilerin Suçları Da Zekice Olur

    Bireyi suça iten psikososyal etkenler genel hatları ile: Çocukluk döneminde şiddet görme, cinsel taciz ve tecavüze uğrama, genellikle düşük eğitim seviyesi, sosyal yaşamda başarısızlık, işsizlik, ekonomik olanakların yetersizliği, olumsuz bir yaşam biçimi, aile içi sorunlar ve şiddet, yaşanılan çevre, öz denetim yetersizliği,alkol ve madde bağımlılığıdır.

    Akademik Başarı ve Cinayet İlişkisi

    Cinayet kişinin kişilik yapısından kaynaklanır. Antisosyal kişilik yapısı eğitime ve kariye engel olmaz. Zeka arttırkça kişiliklerini gizleme becerileri de gelişir.

    Katil Kendini Bu Güne Kadar Nasıl Gizledi?

    Atalay Filiz’ in kendini gizlemesi antisosyal kişilik özellikleri arasında başkalarıyla içli dışlı olmaması yanlız yaşamayı tercih etmesine bağlayabiliriz.

    Ailenin Şüphelenmesi Mümkün Müdür?

    Kariyer düzeyi yüksek bir aileden geldiği halde aile bunu nasıl farketmedi diye düşünülebilir. Anti sosyal kişilik bozukluklarına sahip olan kişilerin aile bağları zayıftır. Bu nedenle ailenin bunu fark etmesi mümkün olmayabilir.

    Kendilerini Haklı Göstermede Ustalaşmışlardır

    Karşısındaki insanın duyguları ve hakları olduğunu düşünmez. Kendilerini diğer insanlardan üstün görür. Bu nedenle yaptığı şeyleri vicdanen kabul edilebilir bulur ve bu da onları soğukkanlı yapar.

    Antisosyal Kişilik Bozukluğu Kişilerin Çocuklukları

    Daha ergenlik döneminde bu sorun tesbit edilebilir. Aşırı soğukkanlı olmaları, hayvanlara zarar verme hatta bundan zevk alma eğilimi vardır. Yaşıtları ile geçimsizlikleri sıkça görülür. Anne babayı kullanmada üstün yetenekleri vardır. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite sıkça görülür.

    Toplumsal Değerlerden Uzak Yaşarlar

    Sık sık suç işleme, tutuklanma, anlık yaşama ,geleceği düşünmeme şeklindedir. Antisosyal kişilik bozukluğu olan kişiler,diğer insanlarla olumlu ilişki kurmada zorluk çekerler; sosyal norm ve değerlere uymayan davranışlarda bulunma eğilimi gösterirler.Bunun dışında

    • Saldırganlık

    • Yasadışı hareketlere meyletme (cinayet-tecavüz)

    • toplumsal kurallara değer vermemek

    • Acımasızlık, bencillik ortak özellikleridir.

    • Özdenetim duygularında yoksundur.

    • Hayatta belirli bir amaçları yoktur,

    • İş performansları düşüktür. Bir işte uzun süre kalamazlar.

    • Hiç kimseye karşı bir sorumluluk ve bağlılık hissetmezler.

    • İyi bir anne ya da baba olmaları zordur.

    • Eşlerine ve çocuklarına şiddet uygulayabilirler.

    • Anlık karar verirler ve hayatlarında hiç düşünmeden ani değişiklikler yapabilirler.

    • Sonuçlarıyla ilgili herhangi bir kaygı taşımama ve olası tehlikeleri düşünmeden risk alma ve heyecan arama başlıca özelliklerindendir.

    Anti Sosyal Kişilik Bozukluğunda Erken Tedavi

    11 Yaşına kadar tespit edilmiş ve tedaviye başlananlarda kişinin kendisine ve başkasına zarar vermeyecek düzeyde kontrol altına alması mümkün. Bununla birlikte kesin tedaviyi sağlayan eğitim ve psikolojik destek dışında bir yöntem bilinmemektedir.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Çocuklarda alt ıslatma(üriner inkontinans)

    Çocuklar ve ergenlik çağa girişte altını ıslatma sorunu azımsanmayacak sıklıkta görülür. Bunların nedenleri altta yatan belirli hastalık veya psikolojik etkenler de olmakla birlikte daha çok genetik ve ailesel nedenlerden kaynaklandığını görmekteyiz.

    Çocuklarda 3 yaşını doldurmuş olmaları ile gündüz alt ıslatma hemen hemen tamamen sona erer. Bunun devamı altta yatan hastalık açısından araştırılması gereken önemli bir durumdur.

    Çocuk yaş grubunda sıkça görülen akşamları alt ıslatma(enürezis) sorunu daha çok ailesel olarak genetik faktörlere bağlı olabilmekte bu nedenle de çok fazla tetkik edilmeye ihtiyaç duyulmaz.

    Ancak gündüz alt ıslatma(üriner inkontinans) altta yatan kabızlık ,idrar yolu enfeksiyonu, mesane,idrar kanalı veya böbrek anomalileri,işeme fonksiyon bozuklukları gibi olası pek çok hastalık yönünden ileri tetkik ve tedavi edilmelidir.

    Tıbbi yönden altta yatan başka bir hastalık tespit edilmediğinde daima ilk tercih aileyi bilinçlendirme,sıvı alımında düzenleme ve ödül sistemi ile başarı eğer sabır gösterilirse yeterli gelmektedir.Buna rağmen dirençli olgularda ancak medikal tedavi seçenekleri gündeme getirilebilir.

    Alt ıslatma tedavisi sabır gerektiren ;ancak mümkün olan bir rahatsızlıktır.

  • PSİKOLOJİK HASTALIKLAR

    PSİKOLOJİK HASTALIKLAR

    Hastalığım Psikolojik Mi?

    Doktor doktor dolaşırsınız en sonunda bir doktor size “Senin sorunun psikolojik” der. İşte o anda sizin de kafanıza takılır “Şimdi benim psikolojim bozuldu mu?” Ya da “Ben deli miyim?”Diye merak edersiniz. Psikolojik kökenli rahatsızlıklar bizi dört şekilde etkiler;

    • Zihinsel (Örneğin;Rahatsız edici düşünceler)

    • Davranışsal (Örneğin;Öfke veya tahammülsüzlük)

    • Algısal Örneğin;Kendini bu dünyaya ait hissetmeme)

    • Fiziksel (Örneğin ağrılar, kaşıntı, kabızlık)

    Hiçbir sağlık uzmanı delilik kavramını kullanmaz. Ama içimize bir şüphe düştüğünde deli olmadığımıza ikna olmak için bir sürü psikolojik sorunumuzu görmezden gelebiliriz.

    Hangi rahatsızlık olursa olsun teşhis konulmadan tedaviye başlanmaz. Ancak diğer branşlardan farklı olarak hiçbir hasta da kendisine psikolojik bir hastalığın teşhisi konulmasından hoşlanmaz. Uluslararası düzeyde kullanılan ölçekler arasında yüzlerce psikolojik hastalıklar tanımı yapılmıştır ve bunlar arasında en yaygın görülenleri depresyon, bağımlılıklar, anksiyete, madde bağımlılıkları, korku halleri, cinsel problemlerdir.

    Kim Bağımlı Olduğunu Bilmek İster ki?

    Hasta hastalığı özdeşleştirilmekten hoşlanmaz. Alkol alana alkolik, madde kullanana madde bağımlısı derseniz kimse kendini alkolik veya madde bağımlısı olarak görmeyecektir. Biz de böyle bir ilişkilendirme yapmayız. Örneğin alkolden vazgeçemiyor, ihtiyacından fazla kalori alıyor deriz.

    250’den Fazla Psikolojik Rahatsızlık Vardır

    Bu rahatsızlıkları 10 katagoride topluyoruz. Her biri hakkında ayrı bir makale yazarak konuyla ilgili merak etteğiniz temel bilgileri öğrenebilirsiniz.

    1. Kaygı Bozukluğu ( Gelecek kaygısı, sürekli endişe hali, fobiler)

    2. Cinsel Sorunlar ((Erken boşalmak, orgazm olamamak, sertleşme sorunu, cinsel soğukluk)

    3. Uyku Bozuklukları ( Fazla uyuma, uyuyamama, uyurgezerlik, derin uyuyamamak)

    4. Madde Bağımlılıkları (Uyuşturucu, alkol, kafa bulucu ilaçlar)

    5. Çocuklarda Görülen Psikolojik Rahatsızlıklar (Aşırı öfke, dikkat dağınıklığı, uyumsuzluk)

    6. Kişilik Bozuklukları ve Psikolojik Rahatsızlıkları ( takıntılar, bağımlı kişilik, narsist, borderline)

    7. Psikotik (Hezeyan) Rahatsızlıklar ( Şizofrenler, paranoya)

    8. Nörobilişsel Psikolojik Rahatsızlıklar (Alzheimer, Parkinson)

    9. Yeme Bozuklukları ( Yediklerini kusma, aşırı yeme, belli şeyleri yiyememe)

    10. Duygu Durum Bozuklukları (Manik depresyon, bipolar bozukluk, depresyon, aşırı üzüntü)

    Psikolojik Rahatsızlıklar Neye Göre Teşhis Edilir?

    Hastanın şikayetleri dinlenerek uygun teşhis konulur. Bana gelen hastaların büyük bir kısmı önce başka branştan bir uzmana gitmiş ve pek çok tetkikini yaptırmış olarak gelir. Bir yandan bilmek ister, “Gerçekten bu rahatsızlıklarım psikolojik mi? Bunları yaşamaktan psikolojim bozuldu” der.

    Psikolojik hastalıkların sınıflandırılması Amerika ve Kanada’da kullanılan DSM Amerikan Psikiyatri Derneği tarafından yapılmıştır. Bu güne kadar 250 hastalık sınıflandırılmış olup bu sınıflandırma güncellenerek geliştirilmektedir.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Yenidoğan sünneti, vazgeçilmez mi moda mı?

    Sünnet, ülkemizde çocuk yaş grubunda en yaygın olarak uygulanan cerrahi girişimdir. Çoğunlukla sosyal bazen de tıbbi gereklilikle sünnet yapılır. Sünnet uygulamasının ameliyathane koşullarında bu konuda eğitimli bir hekim tarafından uygulanması gerekliliği artık tartışma konusu olmaktan çıkmış, ve mevzuatımızda yapılan değişikliklerle de bu konunun kuralları belirlenmiştir.

    Gözlemimize göre sünnet konusunda aileler tarafından en çok merak edilen nokta, uygun sünnet yaşının ne olduğu ve yenidoğan sünnetinin en iyisi olup olmadığıdır. Çoğunlukla ailelerin sosyal medya ve internet üzerinden elde ettikleri bilgilerle yenidoğan döneminde bebeğin ağrı duymadığı ve herhangi bir anestetik ilaca ihtiyaç olmaksızın sünnet işlemi yapılabileceği gibi bir kanaate sahip oldukları görülmektedir. Bebeklik döneminde yapılan sünnetlerde genel anestezi olmaksızın sünnetin rahatlıkla yapılabileceği ve yara iyileşmesinin hızlı , kozmetik olarak tatmin edici olduğu ve bebeklerin sünnet sonrası yara bakımının büyük çocuklara göre daha kolay olduğu bir gerçektir. Yenidoğan bebeğin ağrı duymadığı konusu ise bilimsel gerçeklerle örtüşmemektedir. Bebekler ağrı duyarlar ve ağrılı uyarana reaksiyon gösterirler. Bu yüzden yenidoğan dönemi sünnetleri de lokal anestetik dediğimiz bölgesel uyuşturma sağlayan ilaçlar kullanılarak yapılmaktadır. Öte yandan bebeğin ilk ayı yeni geldiği dünyaya adaptasyon, emme problemleri, bazen yenidoğan sarılığı gibi medikal izlem gerektiren sorunlarla geçebilmektedir. Bu sebeplerle bebeğin doğar doğmaz sünnet yapılması uygulamasının herhangi bir avantajı olmadığını düşünmekteyim ve erken dönem lokal anestezi ile sünnet isteyen ailelere bebeğin ilk ayı geçtikten sonra 5 ayının sonuna kadar sünneti önermekteyim. Bu aydan sonra ise bebek oldukça hareketlenmeye başladığından genel anestezi altında sünnet daha sağlıklı olmaktadır. Çocuklarda psikolojik yönden 2-6 yaş arası sünnetlerin sakıncalı olabileceği konusunda ise uygun işlem öncesi hazırlık ve genel anestezi uygulaması sayesinde artık böyle bir sakıncalı periyodun olmadığını düşünüyorum ve genel anestezi ile olması koşulu ile her yaşta sünneti ailelere öneriyorum.

    Sonuç olarak, yenidoğan dönemi (0-30 gün) geçtikten sonra 5 ayın sonuna dek , sadece penis etrafını uyuşturarak yapılan erken sünnetin , bakımı kolay, yara iyileşmesi hızlı, kozmetik sonuçları memnuniyet vericidir. Genel anestezi gerektirmez. Bu dönem geçtikten sonra ise genel anestezi altında her yaşta sünnet uygulanabilir.

  • Yeni Yıl

    Yeni Yıl

    Yeni yıl bazen gerçekten en yeni güzellikleri getirebilir.
    Geçen yıl zorlukları yorgunlukları kadar çok özel güzellikleri de yaşattı. Bu aralık ayı benim için tüm aralık aylarından çok daha özel . 2015 bana yep yeni bir güzellikler getirdi. Bu bu yıl aralıktan ocağa yeni bir yıla kavuşurken içimdeki heyecanı sebebi olan duygu kelimelere sığar mı bilemiyorum. Yıllardır bebeklerle , hamile annelerle , çocuklarla çalışan bir uzmanım. Hep onları ailemin bir parçası gibi hissetim.Dayılar ,teyzeler kuzenlerler ve kuzenlerimin bebekleri ,çocukları derken kalabalık bir ailem var. Bu nedenlerle hep kendimi şanslı hissetmişimdir. Bu yıl ise hepsinden de özel bişi oldu. Bunu deneyimlemek hepsinden özel bir şans. Dört ay önce teyze oldum. Kaan bebeğe dört ay boyunca hikayeler anlattım. Onunla oyunlar oynadım . Annesi kadar vakit ayıramasam da onunla vakit geçirmek kendi olmasına katkı sağlamak harika bir şey. Ve içimde anne olmaya dair çok güçlü gerçek kıpırtılar var. Çünkü kendim olabilme mücadelesini vermiş ve ayrılmış bir birey olarak benden ayrılmasını kabullenebileceğim bir varlığın içinde başlayan serüvenine dahil olmak istiyorum. Çünkü bence bir bebeğe ,bir çocuğa hediye edilebilecek en önemli şey kendi olma fırsatı. Yeni yıl için duygularımı yazama fikri oluşunca size 2015’te bana verilmiş en güzel armağanı Kaan bebeği, anne olma isteğimi sizinle paylaşmak istedim. Ve bilgilerin çok konuşulduğu dünyamızda duygulara dair bir şey yaz yazmak istedim. Ve bu nedenle de önce kendi duygumdan başladım Yıl bitmeden terapist , gelişim psikoloğu ve aile danışmanı olarak sizinle paylaşmayı sevmeyi ve aile olmayı kolaylaştırcak bir kaç öneride bulunmak isterim Yeni yıla girerken genelde hediyeleşiriz, paylaşaırız, heyecanlarınırız. Doğru hediyeleri seçmek için özeniriz. Hediyeler seçerken sevdiklerinizi mutlu etmek ve güzel anılar bırakmak için uğraştığımız saatlerin sonunda istediğimiz şey sevdiklerimizin yüzünde oluşan mutluluk ifadeleridir. Bebeğin neşeli bir şekilde agulaması, çocuğun sevinçle yaşasın harika demesi, yetişkinin samimi bir şekilde hediyesini sahiplenmesi işte oldu dedirtir bize. Her gelen yeni yılda hediyeleşmeler, sofrada buşmalar ve diğer paylaşımlar sevdiğimizi mutlu etmenin hazzını yaşatır . Yaşamımızda sevdiklerimizinle mutlu anılar ve iyi duygular biriktirmek çok önemlidir.
    Psikolog, pedagog ,aile danışman ve psiko terapist olarak bebeklerin, çocukların,annelerin ,babanın duygusu ile ilgileniyorum. Mesleğimde 17. Yılı bitirip on sekizinci yıla girereken tecrübeler ve bilgilerim ışıgında bebeklerin daha anne karnında duygu belleklerini oluşturmaya başladığından çok emininim . Üç yaş öncesinde ne yaşadıklarını hatırlasamasalarda bebekler annelerinin babalarının ve çevrelerinde ki diğer kişilerin duygularından etkilemektediler. Böylece bebeklerin doğum anı dahil tüm anıları, yaşam boyu yaşa başa bakmazsızın mutlu başarılı ,özgüvenli ve sağlıklı kalmaya , kaliteli yaşam sürdürmeye etki etkilemektedir. Bugüne kadar duygularla ilgilenirken önce kendi duygularının mimarı olmayı ve kendimi değiştirmeyi kendime verilmiş en büyük hediye olarak gördüm. Kendime beğendiğim ürünleri alırken bir dakika kendi içime bakıp bana ne hissettirdiğini anlayıp sonra satın aldım. 31 Aralık 20015 akşamı içinde öyle yapıcağım. Sevdiklerime süpriz yapmayı çok çok seven bir insanım. Sevdiklerime , hayatıma değer katan güzel insanlara hediye seçerken onların beğenileri ile benim onlar için olan güzel duygularımı birleştirerek seçimler yaptım. Size bilindik gelecebilecek çok önemli bir bilgiyi sizinle paylaşmak istiyorum. Aynı zamanda kendim için sizin için ve sevdiklerimiz bir temenni de bulunacağım. Dilerim sevdiklerinize hazırladığınız tüm güzel süprilerin içine koşulsuz sevgi koyasınız. Ve dilerim sevdikleriniz için yaptığınız tüm yatırımları kendiniz istediğiniz için yaptığınızı hep hatırlarsınız. Bu farkındalıkla onlara ayrılma ve kendi olma şansını tanırsınız. Ve yaptığınız ve yepamadığınız şeyler için bir dakika içinize bakıp yapabildiklerinizi için kendizi taktir edersiniz Ve dilerim yapamadıklarınızı için kendi yolculuğunuzu başlatacak iç enerjiye ,inanca ve rehbere sahip olursunuz. 2016 ya kavuşa heyecanlarının ve 2016 daki duygu ve düşüncelerinizin isteklerinizi ve dileklerinizi kolayca getirmesi dileğiyle

  • Bitik-fimozis

    Halk arasında Bitik olarak adlandırılan, Tıbbi olarak da Fimozis terimi kullanılan rahatsızlık Erkek Bebek ve Çocuklarda sık gördüğümüz bir durumdur.

    Bitik olarak tanımlanan durumda çocukların sünnet derisinin uç kısmında darlık olması nedeniyle, sünnet derisinin hiç sıyrılamaması bazende çocuğun işemesini bile engelliyecek kadar ileri aşamada olmasıdır.

    Yeni Doğan döneminde ilk 1 aylık süreçte bitiklik işemede zorluk oluşturmuyorsa normal olarak kabul edilebilmekle birlikte ilerleyen dönemde devam etmesi hem sünnet derisi altında kir birikintilerine, hem de ballanit diye adlandırılan; o bölgenin enfeksiyonuna neden olmaktadır.

    Bitiğin sünnet öncesinde açılması işlemi dışında yapılması, yani açmaya çalışılarak zorlanması halinde o bölgede oluşabilecek ani ödem, kanama ve yırtıkların oluşturabileceği sorunlar nedeniyle acil sünnet gereksinimi gerekebilmektedir.

    Bitik mutlaka Çocuk Cerrahisi Uzmanları tarafından değerlendirilip, gerekli tedavi seçeneklerinin düzenlemesinin yapılması gereken bir rahatsızlıktır.

  • PANİK BOZUKLUK

    PANİK BOZUKLUK

    Panik Atak; korku, endişe ve huzursuzluk belirtilerinin aniden başlayıp, rahatsızlığın 10 dakika içinde en üst düzeye ulaştığı, 13 adet vücutsal ve düşüncesel belirtiden en az 4’ünün yaşandığı bir ankisyete (kaygı) nöbetidir.
    Bu 13 belirti şunlardır. 
    Çarpıntı, kalp hızında artış, kalp seslerini duyuyor gibi hissetme
    Terleme
    Titreme ve ya sarsılma hissi
    Boğulma ya da nefes alamama, nefesinin yetmediği hisleri
    Tıkanma, soluğun kesilmesi hisleri
    Göğüste ağrı veya göğüste bir rahatsızlık hissi
    Bulantı ya da karında ağrı ya da karında bir rahatsızlık hissi
    Çevreyi olduğundan farklı, sanki gerçek değil gibi hissetme ya da kendini çevredekilerden ayrılmış, olağandışı, farklı bir şekilde algılama hali
    Baş dönmesi, dengesizlik, başta sersemlik hissi, bayılma hissi, yere düşecek gibi olma
    Kontrolünü kaybetme, delireceğini düşünme seklinde bir korku
    O anda, kalp krizi geçireceği ya da öleceği korkusu
    Uyuşma, hissizlik, yanma, karıncalanma hisleri
    Üşüme, ürperme, soğuk ya da sıcak basmaları, basından aşağı kaynar su dökülmüş veya hamama girmiş gibi olma
     Yukarıda da belirtildiği üzere panik atak belirtilerinin hepsi aynd agörülmek zorunda değil en az 4 tanesinin olması kişinin panik atak geçirdiğini söylemek için yeterlidir. Ayrıca panik atak sebepsiz olarak aniden başlayabileceği gibi, belli bazı durum ya da ortamlarla ilişkili de olabilir. Örnek olarak korkulan bir hayvan görme, kalabalık bir ortamda bir faaliyet (konuşma, yemek yeme gibi) bir durumu takiben de başlayabilir.
     PANİK BOZUKLUK ise;  panik ataklarının; beklenmedik zamanlarda ve tekrarlayarak oluşması atakların tekrarlayacağı yönünde sürekli bir kaygı yaşanması  atağın sonunda olabileceğini düşündüğü olumsuz şeyler (ölmek, delirmek, kalp krizi geçirmek seklinde) ile ilgili endişe duyulması ya da bu ataklarla ilgili olarak bazı davranışlarında değişiklikler yapılması şeklindeki bir rahatsızlıktır. Dolayısı ile panşk atak bir çok ruhsal hastalık sırasında ortay acıkabilen bir belirti iken PANİK BOZUKLUK tanısı konabilmesi için beklenmedik panik ataklar, beklenti anksiyetesi  ve/veya kaçınma davranışları da gerekmektedir.
    Agorafobi ise; kişinin yalnız kalmaktan, kaçmanın, o ortamdan uzaklaşmanın kolay olmayacağı ya da her hangi bir rahatsızlık hissetme anında yardım alamayacağı topluma açık yerlerde olmaktan korku duymaktadır. Panik Bozukluk ya da Agarafobi tek başlarına da görülebilir  birlikte de görülebilir.
    Bu kişilerde gördüğümüz bazı ortak özellikler arasında, tek başına dışarıya çıkamama ve yanlarına başka bir kişiyi alma, kalabalık caddelerden geçememe, kalabalık mağaza, marketlere girememe, kapalı ortamlar (tünel, köprü ve asansörler gibi) ve kapalı araçlardan (metro, otobüs, uçak gibi) kaçınma sayılabilir. İleri aşamalarda kişiler evlerinden çıkmayı reddedip çevrelerindekileri de kendileri gibi evde tutmaya zorlayabilirler. Sosyal ilişkiler bozulup boşanmalara yol açabilir.
    Panik Bozukluğun hayat boyu görülme yaygınlığı %1.5-3 arasında değişmektedir. Kadınlarda erkeklere göre daha sık görülür. Hastalığın başlangıç yaşı değişkenlik göstermektedir. Çocuklarda çok nadir ortaya çıkan hastalığın ilk ortaya çıkış yılları 18-25 yaş arasıdır. Hastalık 30-40’lı yaşlarda yüzünü ciddi biçimde göstermektedir. Panik atağın genetik olup olmadığı konusunda herhangi bir bulguya rastlanmamıştır. Panik atak krizi geldiğinde 5-20 dakika sürmekte ve şiddeti hastadan hastaya değişmektedir. Panik atak hastanın yaşam kalitesini olumsuz etkileyen bir hastalıktır. Krizler ve ölüm korkusu gibi nedenlerle hasta evde tek başına kalamamak, tek başına dışarı çıkamamak gibi olumsuzluklarla karşılaşmaktadır. Sürekli başına kötü bir şey geleceği ve yabancıların ona yardım etmeyeceğinden korkan bazı hastalar mesleklerini sosyal hayatlarını bırakmak zorunda kalabilmektedirler. Hasta bazen bilinç altında biriktirdiği korkularını sanki gerçekmiş gibi görebilir. Korkuların ve yaşananların ciddiye alınmaması ise ailevi ilişkilerin zedelenmesine dahi yol açabilmektedir. İzole bir hayat yaşayan hastaların durumu ise ağırlaşmaktadır.
    Panik bozukluğu olan birçok insan; kalp krizi geçireceğini, öleceğini, atakların tekrar olacağını, felç geçireceğini düşünerek sürekli endişe, korku içinde bulunma şeklindedir. Başka bir rahatsızlığa bağlı olarak ortaya çıkmaz. Panik bozukluğu, beynimizde nöron adı verilen sinir hücrelerinden salgılanan, heyecan ve duygusal yaşantılarımızı düzenleyen bazı norotransmitterlerin anormal çalışması sonucu oluşmaktadır. Günlük yaşantımızda yaptığımız bazı davranışlarımızın  sonucunda ortaya çıkan ve tamamen “doğal ve zararsız”  olan çarpıntı, terleme, nefes sıkışıklığı ya da baş dönmesi gibi  bedensel belirtilerin, hasta tarafından kötü bir hastalığın belirtileri olarak değerlendirilmesi  ve bunun sonucunda da  “kalp krizi geçiriyorum, öleceğim”, “çıldırıyorum”, “felç olacağım” şeklinde yanlış yorumlanması ile tetiklenir.
    Hastaların çoğu %40-80’inde majör depresyon dediğimiz tablo hastalığa eklenip durumu ağırlaştırmaktadır. Kişilerin bahsetmemesine karsın intihar riski yüksektir. Hastaların %20-40’inda alkol ve madde bağımlılığı görülmektedir. Kişi ilerleyen dönemde eve bağımlı hale gelebilmekte ya da hastane, eczane gibi yerlere yakın olmayı yeğlemektedir. Hasta bu konuya yakın olmayan doktorları bir dolaşıp gereksiz ya da yanlış tedaviler almaktadır. Çevresi ile iletişimi bozulan kişinin mesleki, sosyal, ailesel işlevselliği azalmaktadır. Dolayısı ile mutlaka doğru ve zamanında teşhis ve tedavi edilmesi başka hastalıkların ortaya çıkmasının da önüne geçecektir.
    TEDAVİ
    İlaç ile birlikte özellikle bilişsel davranışçı psikoterapi uygulanır ise sonuçlar oldukça yüz güldürücüdür. Kişinin hastalığı hakkında bilgilendirmesi psikoeğitim bile bazen hastaların neredeyse yarısının rahatlamasına yol açmaktadır. Dolayısı ile Panik bozukluk psikiyatri uzmanı tarafından düzenli takip ve tedavi ile rahatlıkla düzelebilen bir rahatsızlıktır.

  • Çocuk cerrahisi kliniğinde lokal anestezi ile (dikişli) cerrahi- sünnet ve (dikişsiz) alisklample sünnet

    Sünnet için en doğru yaş nedir? Yenidoğan sünnetinin faydaları nelerdir?

    Birçok akademisyenin görüşü; ilk 2 yaş içinde veya 6 yaşından sonra yapılması yönündedir. Edindiğimiz tecrübeye göre yenidoğan dönemi sünnet operasyonu için en uygun zamanın olduğudur.

    Bu dönem, doğumdan sonraki ilk bir aylık dönemdir. Yenidoğan dönemi vücudumuzun hücre yenileme, üretme ve gelişme kapasitesinin en yüksek olduğu dönemdir. Sağlıklı bebekte yapılan yenidoğan sünneti çok daha kısa sürede iyileşir. Kliniğimizde rutin olarak önerdiğimiz ve uyguladığımız yenidoğan sünnetinden edindiğimiz tecrübeye göre, iyileşme çoğunlukla 3-5 günde tamamlanmaktadır.

    Çocuk Cerrahisi Kliniğinde, lokal anestezi altında yenidoğan sünnetini rutin olarak öneriyor ve yapıyoruz. İsteyen aileler, hastanemizde doğan bebeklerini taburcu olmadan veya ilk 1 hafta içinde sarılık kontrolüne geldiğinde çocuk cerrahisinde sünnetini yaptırabilirler. Kliniğimizde sünneti 2 yaşından önce veya 6 yaşından sonra lokal anestezi altında yapmaktayız. Sünnet çocuğun psikolojik gelişimi sürecinde 3-5 yaş arasında uygun olmadığı düşünülür. Tıbbi olarak sünnetin bir mevsimi yoktur.

    Sünnet operasyonu nasıl yapılır?

    Cerrahi sünnette penisin hissizliği ve cerrahi bölgenin temizliği sağlandıktan sonra alınacak olan cilt katlantısının yapışıkları açılır, kesme hattı belirlenir. Makas ya da bistüriyle penis ucunu kapatan cilt katlantısı kesilir. Kendisi eriyen ince ipliklerle ya da bipolar hassas koterle kanamaları kontrol edilir. Cilt yine kendisi eriyen ince ipliklerle dikilir. Alisklamp tekniğinde ise dikişsiz bir şekilde Alisklamp takılıp sünnet derisi kesildikten sonra sünnet sonrası 3. gün kontrolde alisklamp çıkartılmaktadır.

  • Takıntı hastalığı (Obsesif Kompulsif Bozukluk )

    Takıntı hastalığı (Obsesif Kompulsif Bozukluk )

    Hepimizin stresli dönemlerde zaman zaman yaşadığı takıntılı (ısrarcı, saçma ve tekrarlayan) düşünceler, hayatımızı , okulumuzu, işimizi, ilişikilerimizi etkiliyorsa bu duruma takıntı hastalığı diyoruz (obsesif-kompulsif bozukluk).

    Eve yada kişiye mikrop, sperm vb. bulaşması, ocağın, kilitlerin açık bırakılması, simetri, sayı, küfür edermiyim?, sarkıntılık edermiyim?, cinsel bölgelere bakarmıyım ? çocuğuma ya da sevdiklerime zarar verirmiyim? gibi, kişiye saçma, yabancı gelen düşünceler ısrarcı bir biçimde gelirler. Kişi bu takıntılardan kurtulmak için aşırı temizlik, belli bir harften kaçınma, sayma, dokunma benzeri kompulsyonlarla meşgul olmaya başlar.

    Genel bilgileri her yerde detaylı bir biçimde bulabilirsiniz ancak ben daha çok tedavi ile ilgili size farklı bilgiler sunmak istiyorum.

    Gestalt terapisi ve takıntı hastalığının tedavisi:

    Öncelikle ilaç tedavileri ya da bazı klasikleşmiş terapi biçimlerinin etkisinin az ve çoğunlukla geçici olduğunu vurgulamalıyım. Ayrıca aşağıda vereceğim bilgilerin bazı ağır vakalarda ya da farkındalığı çok düşük hastalarımızda zaman zaman beklediğimizden az etki gösterebileceğini de vurgulamalıyım.

    Tedavide vurgulamak istediğim en önemli nokta aslında bu takıntıların bir sonuç ya da savunma olduğunu farkedebilmek. Yani terapide amaç ; sivrisineklerle mücadele etmek değil bataklığı kurutmak olmalı. Yani kişinin kişilik yapısı, temas edemediği kutupları ve çocukluk döneminde ona yüklenmiş olanları bulmak veçalışmak. Örneğin birine karşı hissedilen öfkeyi ifade etmek ya da hayatını bu duruma göre ayarlamak yerine sürekli el yıkamak. Ya da kişiye aşırı yüklenmiş kontrol ve sorumluk duygularından bunalmış birinin daha sorumsuz ya da kontrolsüz yaşayabilmeyi ve bu durumdan suçluluk hissetmemeyi öğrenmesi yerine kontol takıntılarıyla uğraşması gibi.

    Yani kişi hayatı, kavramları, yargılayıp kutuplu bir dünyada yaşamaya zorlandığında, zaman zaman karşı kutbu ihtiyacına göre kullanamadığında takıntı hastalığına yakalanabilir. Uygun bir terapi ortamında bu konular çalışıldığında kişi 1-2 seansta bile hızla rahatlayıp, edindiği bu yeni bakış açısı sayesinde takıntılarından kurtulmaya başlar.

    Bu terapi yöntemine ek olarak bilişsel davranışçı terapi yöntemi prensiplerinden de faydalanılabilinir.

    Uygun vakalarda zaman zaman ilaç kullanımı tedaviye eklenebilmektedir.