Blog

  • Çocuklarda gece altını ıslatma sorunu (enüresis nokturna)

    Enüresis, istenmeyen yer ve zamanda gerçekleşen fizyolojik işemedir. Bir hastalıktan ziyade bir semtomdur. Normal gelişimleri sırasında çocuklar, genellikle 2-3 yaşları arasında mesane (sidik torbası) kontrolünü kazanmaya başlar. Gece idrar kontrolü ise genellikle üçüncü ya da dördüncü yıllar arasında tamamlarlar. Doğuştan ya da kazanılmış santral sinir sistemi hastalığı olmayan 5 yaşın üzerindeki çocuklarda istemsiz olarak uykuda gece altını ıslatma enurezis nokturna (EN) olarak tanımlanır. Genel olarak bu çocukların %60’ı erkek %40’ı kızdır.

    Enurezis nokturna primer ve sekonder olarak sınıflandırılmaktadır. Primer enurezis nokturnalı bir çocuk doğumdan bu yana hiç kuru kalmazken, sekonder enurezis nokturnada en az altı aylık bir kuruluk dönemi sonrasında yakınmalar tekrar başlamaktadır. Görülme sıklığı 5 yaşta %15-20, 7 yaşlarında ise %10 civarındadır. Yılda ortalama %15 oranında düzelme olasılığı vardır. Kendiliğinden düzelme genellikle 14-16 yaş civarında olmaktadır. Yaşın ilerlemesiyle birlikte bu sorun %99 oranında biter, ancak hastaların %1’inde 17 yaşından sonra da şikayetler devam eder.

    Bu bozukluğun nedeni tam olarak belli değildir. Derin uyuma sonucu idrar kontrolünün kaybolması, üzerinde en çok durulan konudur. Gece altını ıslatan çocukların yaklaşık %70- 75’inin geceleri altını ıslatan birinci derecede akrabası vardır. Ailede enurezis nokturna öyküsü varsa ailelerin, çocuklarındaki enurezisi önemsemediği, kendiliğinden geçmesini bekledikleri, bu nedenle başvuru yaşının geciktiği görülmüştür. Hastalar 5 yaşından büyükse tedavi başlanmalıdır. Tedaviye başlamadan önce üriner sisteme ait organik bir hastalık olup olmadığı araştırılmalıdır. Tedavi basamak basamak ilerlemelidir.

    Basamak Tedavi: Motivasyon Tedavisi, davranış psikoterapisidir.

    Basamak Tedavi: Alarm tedavisi.

    Basamak Tedavi: Medikal (ilaç) tedavisidir, bazen alarm tedavisi atlanarak direkt olarak ilaç tedavisinede başlanabilir. Başarısı %90’dır, tedavi 6 ay sürer, ilaç kesildikten sonra tekrarlama olasılığı %60’dır.

  • Tanrı’nın Kadın Sorunsalı ..

    Tanrı’nın Kadın Sorunsalı ..

    Dünya tarihi çağlar boyunca cinsiyet ayrımcılıklarıyla ile dolu. Yüzyıllar öncesine baktığımızda, döneminin en ilerici insanları olarak tanınan filozofların bile cinsiyet konusuna gelindiğinde düşüncelerinden koptuğunu, kadını “öteki” olarak tanımladığını görüyoruz. Aristoteles’e göre ruh beden üzerinde, akıl duygu üzerinde, erkek ise kadın üzerinde egemendir. Fakat o zamanlardan günümüze geçen yüzyıllarda hiç mi değişim hiç mi ilerleme olmadı? Güçlü olanın zayıfı ezmeye meyilli olması, büyük kardeşin küçük kardeşi ezmesi, patronun işçiyi ezmesi, erkeğin kadını ezmesi…

    Şüphesiz ki eğer kadın erkekten daha güçlü olsaydı eminim kadınlar da erkekleri döver, baskı altında tutardı. Az da olsa bunun örneklerini yazılı ve görsel basında görüyoruz. Bence bu sadece erkek kadın değil insan olmanın getirdiği bir sorun. Peki, bu sorunun çaresi var mı? Bugüne kadar yapılanlar bu eşitsizliğin sonunu getirdi mi? Tabi ki hayır!

    Toplumlara baktığımızda özellikle kadınlara yapılan istismarın kaynağının “din” olarak gösterildiğini görüyoruz. Tek tanrılı dinler dışında çok tanrılı dinlerde de kadın dışlanıyor. Kadın öyle yürümez kadın böyle giyinmez, konuşmaz, vs.. Tanrı gerçekten kadını böyle mi istiyor? Tanrı güçlünün zayıfı ezdiği, hor gördüğü bir dünya mı istiyor? Kadınların Tanrı’nın gözünde değeri var mı? Nedir bu Tanrı’nın kadın sorunsalı?

    İnsanların yaptıklarıyla Tanrı’yı değerlendirmek yanlış tabi ki. Tanrı bizi seviyor. Kutsal kitaplara baktığımda cümlelerinden çıkarıyorum bizi sevdiğini. Gerek Tevrat’ta gerek Incil’de ve gerekse Kur’an’da Tanrı biz kadınları önemsiyor. İncil’de Tanrı “İnsan bir bütünün iki parçasıdır. İnsan sadece kadın ya da erkek değerlidir. İnsan eşittir, erkek ve kadındır. Kadın erkekten yaratıldı ve erkek de kadından doğdu.” yazıyor. İncil’de kadın Tanrı’nın gözünde değerlidir. Kadının değeri kendi yaratanının değerinden gelmektedir.

    İslam dinine baktığımızda Kuran’ın kadın anlayışında; kadın ve erkek farklı özelliklere sahip olsalar da insan olma vasfı itibariyle “eşit görülmesi ” önemli rol oynamaktadır. Yaratılış itibariyle kadın, erkeğe eşit olmakla beraber, kendisine özgü bazı hak ve sorumluluklara da sahiptir. Emir ve yasaklar konusunda erkek ile kadın arasında fark yoktur. Tanrı katında kadın ve erkek eşittir; birinin diğerine üstünlüğü yaptıkları işlerle, kendilerine verilen imkânların yerinde değerlendirilmesine ve özet olarak “Takva” ile ilişkilidir. Tin Suresi’nde bunu çok güzel anlatır: “İnsanı ayrım yapmadan en güzel bir biçimde yarattık” buyuran Tanrı insanları bir erkekle bir kadından yarattığını, onları soy ve sop yaptığını milletin de onlardan oluştuğunu vurgulamaktadır. (Bkz.Kur’an Hucurat Suresi) Bu ayetlerin dışında surelerin başında yer alan “Ey İnsanlar!, Ey İman Edenler, İnananlar” hitapları bile kadın ve erkek arasında bir ayırım olmadığının delilidir. İslam dininin ayrıcalıklı insanları, çalışmada, bilimde, iyi işler islemekte, kul hakkını gözetmede ve kötülüklerden kaçınmada hassasiyet gösteren kimselerdir. Örneğin “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu” (Zümer Suresi, 9) ayetiyle bilmenin önemine vurgu yapılmıştır. Bilmenin de okumakla ile ilgisi bulunduğu ilk inen ayetin “Oku!” ile başlamasında ortaya konulmuştur. Bu emirde kadın ve erkek herhangi bir ayırım yapılmamıştır. Muhatap insandır. Bunları destekleyen çok sayıda hadis bulunmakta. “İlim, kadın erkek her Müslümana farzdır.” Bu vurgu nettir.. Çalışma konusunda ki “İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır.” (NecimSuresi,39) ayetinin kapsamına hem kadın hem de erkek girmektedir.

    Kısacası İslâm’ın kadın anlayışı şöyle ortaya konulmaktadır: “…İslâm’a göre kadın; nafakası sağlanan, iş yapmak zorunda olmayan, gönlüne göre çocuklarını eğitmek, dilerse çalışmak, malını istediği gibi tasarruf edebilmek, kendi soyadını kullanabilmek, ilim yapmak gibi birçok hakka sahip bulunan, bütün bu haklar karşısında sadece meşru isteklerinde kocasına itaatle sorumlu olan, hakları ve sorumlulukları hukukun garantisi altında bulunan, kocasının hayat arkadaşı-sırdaşı- gönüldaşı, yuvanın bekçisi, yavrularının ‘cennetin ayakları altına serildiği’ aziz annesidir…”( A.Ünal, sayfa,201). Tanrı’nın kadınla bir alıp veremediği yoktur. Olsa olsa bizim birbirimizle alıp veremediğimiz vardır. Oysa o hep “Birbirinizi sevin” der. Madem ki hepimiz tek tanrılı dinlerin varlığını kabul ediyoruz. O halde bir tek O’na inanıyoruz. İster Hıristiyan ister Musevi isterse Müslüman her kim olursak olalım önce kendi kutsal kitabımızı okumalıyız. Dışarıdan hurafelere değil kendi gördüğümüze, kendi duyduğumuza ve kendi anladığımıza inanalım. Aklın yolu birdir! 

    Sözlerimi büyük ozan Ruhi Su’nun dizeleriyle bitiriyorum:

    Yaratan bizleri insan yarattı

    Muhabbet insana, cana muhabbet

    Cümle mahlukatın üstünde tuttu,

    Muhabbet insana, cana muhabbet.

    Ne mutlu ki bize insan olmuşuz,

    İnsan sevgisini gerçek bilmişiz,

    İnsanın dalında açıp gülmüşüz,

    Muhabbet insana, insan olana.

    İnsan olan insan gelsin beriye

    Kimi kara, kimi çalar sarıya,

    Aslolan hayattır bakma deriye,

    Muhabbet insana, cana muhabbet…..

  • Yenidoğan sünneti yararlı mıdır?

    Yenidoğan sünneti yararlı mıdır?

    Doğumu takip eden ilk 28 günlük süreçte yapılan sünnete yenidoğan sünneti adı verilir. Dünyada bazı toplumlarda dini inanışlara gereği, bazı toplumlarda ise bebekleri idrar yolu ve penis enfeksiyonlarından korumak amacıyla sıkça yapılır hale gelmiştir. Yine bizim ülkemizde olduğu pek çok Müslüman toplumda hem tıbbi nedenler, hem dini nedenler hem de pratiklik gözlenerek sıkça yapılmaktadır.

    Yenidoğan Bebeğin Sünneti Kim Tarafından Yapılmalıdır?

    Yenidoğan bir bebeğe sünnet yada herhangi bir cerrahi girişim yapılacağı zaman yenidoğan bebeğin fizyolojisini, anotomisini, bebekte oluşan cerrahi travmaya verebileceği yanıtı bilen, bu konuda oluşacak herhangi bir sorunda durumu düzeltme konusunda eğitimli olan bir çocuk cerrahı tarafından yapılmalıdır. Özetle yenidoğan bir bebeğe sünnet mutlaka çocuk cerrahi uzmanınca yapılmalıdır.

    Yenidoğan Sünneti Nasıl Yapılır?

    Sünnet, hem genel anestezi hem de lokal anestezi ile yapılabilmektedir. Yenidoğan sünnetlerinde çoğunlukla lokal anestezi tercih edilmektedir. Her sünnet gibi yenidoğan sünnetleri de uygun ameliyathane şartlarında steril aletlerle yapılmalıdır.yaklaşık 12-20 dakika süren bir cerrahi işlemle dikişli olarak yapılması en idealidir. Burada kullanılan dikişlerin daha sonra alınması gerekmemektedir ve kendiliğinden kaybolur. Yenidoğan

    Döneminde Sünnetin Avantajları Nelerdir?

    Yenidoğan döneminde sünnet tıbbi nedenlerden ziyade avantajları olduğu için tercih edilmektedir. Çoğunlukla genel anestezi uygulamasına gerek kalmadan lokal anestezi ile yapılabilmektedir. Yenidoğan sünnetlerinden sonraki iyileşme dönemi daha hızlı olmaktadır.

    Enfeksiyon riski düşüktür. Kanama riski düşüktür. Sünnetli çocuklarda idrar yolu enfeksiyonu daha az görülür. Yenidoğan döneminde yapılan sünnetlerde psikolojik travma oluşmaz.

    Hangi Durumlarda Yenidağan Bebeğe Sünnet Yapılmaz?

    Tıbbi bilimsel gerekçelerle yenidoğan sünneti her bebeğe yapılamayabilir. Bebeğin ilave sistemik hastalığı varsa Premature ve düşük doğum ağırlıklı bebeklerde Genel sağlık durumu bozuksa Penise ait anomaliler varsa Sarılıkla ilgili değerleri çok yüksekse

    Sünnetten Sonra Bakım Nasıl Olmalıdır ?

    Yenidoğan sünneti sonrası bakım daha zahmetsiz olup çoğunlukla tekrarlayan pansumanlara gerek duyulmaz. Dikiş alınmaz. Yara yeri ilelerleyen aylardaki bebeklere göre daha hızlı iyileşir. Bebeğin harekleri nispeten daha zayıf olacağından korumak daha kolay olur.

    Sünnetten sonra bebeğinizin alt bezini bağlayabilirsiniz. Yine sünnetten sadece 2 gün sonra bebeğinize banyo yaptırabilirsiniz. Doktorunuz kişiye özel bakım konusunda ayrıntılı bilgi verecektir.

  • Sigarayı ve Alkol-Madde Bağımlılığı

    Sigarayı ve Alkol-Madde Bağımlılığı

    Sigarayı ve Alkol-madde bağımlılığından kolayca kolayca kurtulmak için…
    Biorezonans kısaca maddelerin çevresine yaydığı frekansları kullanılarak vücudun o maddeye karşı enerjetik bir yolla uyarılması işlemidir. Quitt terapisi ise Almanya kökenli olup biorezonans teknolojisinin bağımlılıklar ve kilo vermeye odaklı özel şeklidir. Bu işlemi aşılamaya da benzetmek mümkün olabilir. Amaç alerjen ya da bağımlılık yapan maddeye karşı vücutta bir “silkelenme” ve “temizlenme” hali yaratabilmektir. Biorezonans tekniği birbirinin ayna görüntüsü iki frekansın birbirini yok edeceği bilgisinden yola çıkar. İçilen sigaradan alınan frekans (elektromanyetik yayılım), elektronik olarak ters çevrilerek (ayna görüntüsü olarak) çok küçük elektromanyetik sinyaller şeklinde vücuda verilir. Yapılan işlem vücuda düşük frekanslarda (radyo sinyalleri gibi) yayın yapmak gibidir. Bağımlılık yaratan maddeden alınan frekans paterninin ayna görüntüsünün vücuda verilmesi ve iki ters frekans paterninin birbirini ortadan kaldıracağı bilgisi…
    Yani kısaca Quitt biorezonans seansı bağımlılık yapan madenin çevresine yaydığı frekansların vücuttan silinmesi işlemidir. Bunun için 40 ya da 50 dakikalık tek seans genellikle yeterli olmaktadır.. İşlem sırasında kişi sakinleşme-rahatlama dışında bir şey hissetmez Sigara ve ilgili maddeyi bırakma konusunda yaptığımız terapilerin bir seansı çoğu zaman yeterlidir. İkinci seans ya da destek seansı ancak sigara isteğinin devam ettiği ya da ruhsal durumun desteklenmesi gerektiği zamanlarda kullanılır. İlk 48 saat vücudun yeni enerjetik duruma adaptasyonu için gerekli süredir ve kişinin sigara isteğine karşı az ya da çok direnmesi gereken zamandır. Bu sırada şiddetli bir sigara isteğinin olması beklenmez ancak yine de ilk 48 saat en riskli zamandır. 48 saat bitiminde sigara isteğinin artık sadece bazı zamanlarda ve sadece hafifçe gelmesi beklenir. 48 saat geçtiği halde, sadece zaman zaman da olsa; Net, keskin bir sigara içme isteği duyuyorsanız size destek seansı kesinlikle önerilir.

  • Sünnet yaşı

    Sünnet yaşı

    Sünnet yaşı olarak herhangi bir fikir birliği yoktur. Doğru olanı sünnetin zamanlaması planlanırken, bir çocuk cerrahi uzmanına muayene ettirilip çocuğun sünnet olmasına engel bir durumun var olup olmadığının belirlenmesi, kaygı ve korkularının psikolojik durumunun da gözetilerek en uygun zamanın belirlenmesidir.

    Sünnete seçmeli bir cerrahi işlem gözüyle bakıldığında çocuğun geçirmek zorunda olduğu endişe verici ve ne olursa olsun canının yanmasına yol açacak bu işlemin onun en az sıkıntı çekeceği ve anılarında yer almayacağı bir yaşta yapılması önemlidir. Sünnet hangi yaşta yapılmalı Çocuğun cinsel organını keşfettiği bir dönemde bu bölgeye uyutulmadan ağrılı bir girişim yapılması, ileride geri dönüşü çok zor olabilecek, psikoseksüel ve psikolojik sorunlara yol açabilir.

    Bu nedenle 2 -6 yaş arasında lokal anestezi ile sünnet yapılmaktan kaçınılmalıdır. Özetle ideal sünnet yaşı belirlenirken sünnetin lokal anesteziyle mi yoksa genel anesteziyle mi yapışacağı önem kazanmaktadır.

    Lokal anesteİyle yapılması planlanan sünnetlerin erken çocukluk döneminde terihen ilk 2 aylık süreçte daha kolay ve zahmetsiz yapılabildiği bebek büyüdükçe lokal anesteziyle sünnetin zor ve zahmetli olacağı göz önüne alınmalıdır. 2 ila 6 yaş arasında yapılan sünnetlerde genel durumu uygun olan çocuklarda mutlaka genel anestestezi tercih edilmelidir.

  • GEÇMİŞTE YAŞANAN KÖTÜ ANILARLA BAŞ ETME; GEÇMİŞİNİZ BUGÜNÜ  ENGELLEMESİN

    GEÇMİŞTE YAŞANAN KÖTÜ ANILARLA BAŞ ETME; GEÇMİŞİNİZ BUGÜNÜ ENGELLEMESİN

    “Geçmişte yaşadığım olayları unutamıyorum”

    “En mutlu olduğum zamanlarda aklıma geçmişim geliyor, keyfim kaçıyor”

    “Geçmişime takılıp kaldım, olanları affedemiyorum” diyenlerdenseniz, bu yazı tam size göre…

    Geçmişte yaşadığımız kötü olaylar öyle kolayca aklımızdan silinip gitmez. Hatta bu olayları “unutmaya çalışmak” onları daha fazla hatırlamamıza neden olur. Bu olaylar geceleri uykumuzu kaçırıyor, günlük işlevselliğimizi bozuyor veya “an”a odaklanmamızı zorlaştırıyorsa bir “takıntı hastalığı”ndan bahsetmek bile mümkündür.

    Geçmişte yaşanılan kötü olayları hatırlamak aynı zamanda öfke, kin, suçluluk, pişmanlık, üzüntü gibi pek çok olumsuz duygunun bizi ziyaret etmesine neden olur.

    Kabul etmek gerekir ki, hayatın her anında muhakkak bizde negatif duygular oluşturacak kötü sürprizler ve olaylarla karşılaşacağız. Kötü durumların olmasını engelleyemiyorsak ne yapabiliriz? Öncelikle söylemeliyim ki önemli olan olayın “kendisi” değil, onu nasıl “algıladığımız”dır. Sonuçta her türlü kötü yaşanmışlık bizde derin ve acı izler bıraktığı gibi aynı zamanda bizi güçlendirir de. Depremde yıkılan bir binanın yerine, yıkılmış evden çok daha sağlam bir ev dikilir. İnşa edilmiş bu yeni ev, artık gelecek olan depremlere karşı hazırdır. İşte hayat da böyledir, yaşadığımız acılar bize ders verir, aynı hataları tekrar yapmamamızı sağlar. Daha olgun, daha dik ve tecrübeli olmamıza zemin hazırlar.

    Bu acılara takılmadan nasıl atlatır da günlük hayatımıza devam ederiz?

    -İlk aşama yaşadığımız olayı kabul etmek ile başlar. Kabul etmek, onaylamak anlamına gelmez. Kabul etmek; hatalar için sorumluluğu almak, hayatla barışmak, olgunlaşmak, kötü sürprizlere hazırlıklı olmaktır aynı zamanda. Geriye dönmek, olayı tekrar değiştirmek mümkün olmadığından; kabullenmek bizi daha iyi hissettirir ve gerçekle bağdaştırır.

    -İkinci olarak yapacağımız şey olayla ilgili algılarımızı düzenlemektir. Olayı, olayın olduğu zamandaki halimiz, yaşımız, ortamımız, yaşadıklarımız ile değerlendirmemiz gerekir. “O zamanda yapılacak en iyi şey boşanmaktı” şeklinde düşünmek; hem durumu daha gerçekçi yorumlamanıza hem kendinize haksızlık etmemenize neden olur.

    -Bir sonraki adım “kontrol” kavramı üzerine düşünmektir. Eğer kontrol edemediğiniz bir durumdan dolayı acı çektiyseniz (kaldırımda yürürken araba çarpması gibi), sorumluluğun ve hatanın sizde olmadığı, yaşam üzerinde kontrol sağlamanın zor olduğu üzerine düşünebilirsiniz.

    Bütün bu adımları yapmakta zorlanıyor ya da kendinizi yapamayacak güçte hissediyorsanız, derhal bir uzmandan yardım alın ve geçmişteki acılarınızla yüzleşin..

  • Bebeklerde reflü

    Bebeklerde reflü

    Bebeklerde beslenme sonrası kusma oldukça sık görülür. Halk arasında fazlasını çıkardı diye tabir edilen bu durum çoğu aileleri haklı olarak tedirgin eder. Bu bir hastalık mıdır? Doktora götürmeme gerek var mı? Ne kadar sürecek? Ne zaman tedirgin olmalıyım? Önlemek için neler yapmalıyım? Soruları peşisıra akla gelir. Bu kusmalar çoğu kez fizyolojik bazen de patolojik olan reflü sebebiyledir. Halk arasında mide reflüsü yada bizlerin söylemiyle gastroözefagial reflü…

    Gastroözefagial reflü mide ile yemek borusu arası yer alan kapakçığın yetersiz çalışması sonucu- açık kalması sonucu- mide içeriğinin istemsiz olarak yemek borusuna geri kaçışıdır. Yemek borusuna kaçan bu içerik yenilen katı ve sıvı gıdalar olabildiği gibi mide, safra ve pankreas sıvısı da olabilir. Reflü fizyolojik olarak yaşamın ilk 2 ayında sık olarak görülür ve kendiliğinden geçer. Bu bebekler ağız kenarından sızıntısı olan gayet huzurlu ve mutlu bebeklerdir.

    Sağlıklı olan bebeklerin ve çocukların bir çoğunda normalde fizyolojik olarak gözüken bu reflü, 1/300-1000 oranında GASTROÖZEFAGİAL REFLÜ HASTALIĞI OLARAK yani vücudumuzda belirti vererek kendini belli eder.

    Bebeklik çağında kusmanın en önemli nedeni mide reflüsüdür (gastroözofageal reflü). Başlangıçta normal (fizyolojik) olan reflüye bağlı kusmanın 6-12 ay arasında azalarak geçmesi beklenir. Ancak 2 yaşından sonra devam eden reflü araştırılmalıdır.

    Mide Reflüsü Nedir?

    Yediğimiz besinler yemek borusu yolu ile mideye oradan da oniki parmak bağırsağına geçer. Midenin girişinde ve çıkışında, kasların kalınlaşması ile oluşan kapıcıklar (sfinkter) vardır.

    Bu kapıcıklar, sindirim işlemi sırasında gelen besinlerin mide içinde kalmasını sağlar. Yemek borusu ile mide arasında bulunan kapıcık (gastroözofageal sfinkter), mide içeriğinin yemek borusuna doğru geriye kaçmasını engeller. Bebeklik çağında görülen reflünün en önemli nedeni, henüz bu yapının oluşmamış olmasıdır.

    Bebeklerde Reflü Bulguları Nelerdir?

    • Bebeklerde reflü ye bağlı olarak oluşan kusma, beslendikten hemen ya da bir süre sonra ve genellikle ağızdan taşar tarzda olur. Bebeklerde emilen süt ya da mama peynirimsi görünümde ve ekşimsi bir kokudadır.

    • Bebek ne kadar küçükse kusmaya bağlı olarak ortaya çıkabilecek sorunlar da o kadar tehlikelidir. Genellikle sırtüstü yatan bebeklerde olmak üzere, kusma sırasında mamanın bir kısmı soluk borusuna kaçabilir. Öksürük, solunum sıkıntısı ve morarama ile kendini gösteren akciğer enfeksiyonu tablosu ortaya çıkabilir. Aspirasyon pnömonisi olarak da bilinen bu tablo hastanede yatırılarak tedavi edilmeyi gerektirir. Genellikle yenidoğan bebeklerde olmak üzere, soluk borusuna kaçan mamanın burayı tümüyle tıkaması durumunda, eğer çok kısa süre içinde girişimde bulunulmazsa ani bebek ölümü oluşabilir (Ani bebek ölümü sendromu).

    • Uzun süre kusan çocuklarda eğer gerekli önlemler zamanında alınmayacak olursa gerekli kalori gereksinimi karşılanamayacağından çocukta yaşıtlarına göre büyüme ve gelişmede gerilik ortaya çıkabilir.

    • Mide reflüsü olan her hastada kusma olmayabilir. Mide içeriği yemek borusunun bir kısmına ya da ağız içine kadar gelip orada kalabilir. Özellikle geceleri görülen bu durum yineleyen orta kulak iltihabı, ağız kokusu ve dişlerde erken çürümeye neden olabilir.

    • Daha büyük çocuklarda ise geğirme, göğüste yanma hissi, yemeğe karşı isteksizlik, kusma, hıçkırık, yiyeceklerin ağza gelmesi ve geviş getirme hareketleri, öğürme ve kronik öksürüktür. Daha nadir olarak hırıltı, boğaz ağrısı-yanması, ses kısıklığı, tekrarlayan pnömoni atakları, astım krizlerinin şiddetlenmesi ve yemek borusunda daralmaya bağlı yutma güçlüğü olmasıdır.

    • Küçük çocuklarda reflü sinir yollarını etkileyerek solunum tutma, kalp hızında yavaşlama gibi acil bakım gerektiren durumlara neden olabilir.

    Bebeklerde Reflü Ne Zaman Dek Normal Kabul Edilmelidir?

    İlk altı ay içinde reflüye bağlı olarak oluşan kusmaların azalması, bir yaşına dek ise uygulanan destekleyici tedaviye yanıt vermesi beklenir. Ancak, eğer bebeğin kusmaları ilk bir iki ay içinde azalmak yerine artıyorsa o zaman mide çıkışında olabilecek doğumsal darlık açısından araştırılmalıdır.

    Bebeklerde Reflü Tanısı:

    Beslendikten bir süre sonra ağızdan taşar tarzda gelen ve midede beklediği için peynirimsi bir görünümde olan kusma reflüye bağlı olarak oluşan bir kusmadır. Eğer koruyucu önlemler ve tedavi ile bir yanıt alınamazsa, o zaman reflünün varlığını ve derecesini tanımlamak için belli başlı görüntüleme yöntemlerinden yararlanılır. Gastroözofageal reflü hastalığının tanısında kullanılan birçok test vardır. Bu testlerin sıralaması ve gerekliliği doktorun görüşüne ve hastanın durumuna göre seçilir.

    1. Akciğer Grafisi: Kusmaya bağlı akciğerlerde zatürre gelişimi olup olmadığını görmek için kullanılır.

    2. Özofagus-Mide-Duodenum Grafisi (ÖMD): Çocuğa ağızdan içirilen bir ilaç ile yemek borusu, mide ve oniki parmak bağırsağına geçiş görüntülenir. Bu sırada bebeğin ayakları yukarı kaldırılarak ya da midesine bastırılarak yemek borusuna kaçış olup olmadığına bakılır. Eğer sadece yemek borusunun alt kısmına bir kaçış varsa hafif, yemek borusunun orta kısmına kadar bir kaçış varsa orta ve eğer ağıza kadar kaçış var ise ağır tipte mide reflüsünden bahsedilir. Ayrıca yemek borusu, mide veya ince bağırsaklarda bir takılma/tıkanma olup olmadığı bu filmlerle görülebilir.

    3. Reflü Sintigrafisi: Aynen mide filminde olduğu gibi, bebeğe içinde özel bir madde bulunan mama içirilir. Ardından bebek yatırılarak mamanın yemek borusuna geçip geçmediği gözlenir. Bu yöntem ile ağır tipteki reflülerde akciğerlere kaçış olup olmadığı da saptanabilir.

    4. Endoskopi: Endoskopi yapılarak yemek borusu mide ve bağırsakların iç kısmı incelenir. Bu ince bükülebilir ışık kaynağı bulunan bir kamera sistemidir. Reflünün yemek borusunda herhangi bir yapısal değişiklik yapıp yapmadığı araştırılır.

    5. 24 Saatlik Ph Metre: Yemek borusundaki asiditeyi ölçmek için geliştirilmiş ince bir tüp şeklinde bir alettir 12-24 saat boyunca tüm pH değerlerini kaydederek bir bilgisayar programına aktarır. Kesin tanı koydurucu yöntemdir.

    6. İntraluminal Empedans Ölçümleri: Yemek borusuna geri gelen mide içeriğinin tamamını kaydeder. Çocuğunuz ağlarken, eğilirken, öksürürken, öğürürken ve kusarken tüm yemek borusuna geri gelenleri kaydeder. Asidik olup olmadığını, ne kadar süreyle özofagusta kaldığını kaydeder. Asit reflülerin asit olmayanlardan ayırt edilmesini sağlamak için pH metre ile birlikte yapılması uygundur.

    Mide reflüsü tedavisi başlıca iki bölümden oluşur:

    1. Koruyucu Tedavi:

    Çocuğun kusmasını önlemeye yöneliktir. Burada dikkat edilmesi gereken konular başlıca şunlardır:

    • Öncelikle bebek sık aralıklarla ve azar azar beslenmelidir.

    • Bebek beslenirken ağlamamasına özen gösterilmelidir. Beslenirken ağlayan bebek hava yutar ve bu da kusmayı kolaylaştırır.

    • Bebekler beslendikten sonra hemen yatırılmamalı, bir süre kucakta dik tutularak beklenmelidir.

    • Kusan bebeklerin sırtüstü yatırılmaları doğru değildir. Yaklaşık olarak 45 derecelik bir açıyla yatırılmaları ve yan tarafına doğru yatırılması daha doğrudur.

    Bunun için ya bebeğin başının altına yastık konabilir ya da bu amaçla üretilmiş olan ana kucağı kullanılabilir. Günümüzde pek çok çocuk mağazasında bu amaçla üretilmiş bebekler için reflü yatağı, reflü yastığı bulunabilmekte. Ben hastalarıma bir seçenek olarakta bebeklerini beslenme sonrası puset koltuğunda bekletmeyi önermekteyim.

    2. Mama Ve İlaç Tedavisi:

    Koruyucu tedavi uygulanmasına karşın kusmaya devam eden bebeklere uygulanır.

    • Anne sütü ve anne sütü yerine geçen mamaların kıvamı suludur. Midede bulunan içerik ne denli yoğun ise geriye doğru kaçış da o denli az olacaktır. Kusan bebeklerde bu amaçla üretilmiş olan antireflü mamalar kullanılabilir.

    • Midenin içeriği asit yapıdadır. Bunun yemek borusuna zarar vermesini önlemek amacıyla anti asit özelliği olan şurupların kullanılması yararlıdır.

    • Mide ve bağırsak hareketlerini hızlandıracak bazı ilaçların kullanılması midenin daha erken boşalmasını, dolayısı ile de reflüyü önleyecektir.

    • Hastaların %90’ında yukarıdaki bu iki tedavi yöntemi yeterlidir.

    3. Reflü Ameliyatı

    Mide reflüsü olan bebeklerin çok büyük bir çoğunluğu uygulanan tedavi yöntemlerine yanıt verir.

    • İlaç tedavisinin başarısız olması veya ciddi komplikasyonların geliştiği hastalarda ameliyat gereklidir.

    • Ancak, kimi zaman yemek borusu ile midenin birleştiği noktada anatomik yapıda anormallik olması reflünün izlem sırasında kaybolmasını engeller. Bu hastalarda da reflünün ileride oluşabilecek olumsuz etkilerini önlemek amacıyla cerrahi tedavi uygulanması gerekebilir.

    • Doğumsal olarak beyin-sinir sistemi anormalliği olan bebeklerde görülen reflü genellikle koruyucu önlemler ile mama ve ilaç tedavisine yanıt vermez. Bu bebeklerde cerrahi tedavi daha erken yaşlarda uygulanmalıdır.

    Reflü cerrahisinin amacı alt özofagusdan yiyeceklerin mideye geçişine izin verirken aynı zamanda alt özofagus basıncını da arttırmaktır. Bunun için midenin üst kısmı yemek borusunun alt kısmına sarılır, böylece yiyecekler mideye geçtikten sonra tekrar yemek borusuna geri dönmez. Günümüzde bu ameliyat pek çok çocuk cerrahı tarafından kapalı yöntemle (laparoskopik) olarak yapılmaktadır.

  • TATİLİ ÇOCUĞUMUZ İÇİN NASIL PLANLAYALIM ?..

    TATİLİ ÇOCUĞUMUZ İÇİN NASIL PLANLAYALIM ?..

    Dört gözle beklenen yaz tatili sonunda geldi. Bu yazım da çocuğumuz yaz tatilini nasıl geçirsin sorusuna cevap vereyim istedim.

    Yaz tatili konusunda plan yapın.

    Anne, baba ve çocuğun yaz tatili konusunda beklentileri birbirinden farklı olabilir bu nedenle başta bir plan yapmak tatil döneminde yaşanacak hayal kırıklıkları ve çatışmaların önüne geçebilir.

    Önce çocukların düşünceleri.

    Bu planlama da öncelik çocuğun tatilde yapmak istediklerini öğrenmek olmalıdır. Televizyon izlemek, bilgisayar oynamak ya da arkadaşları ile geçireceği süreler konusunda fikirlerini almak onu değerli hissettirecektir. Bu eğlenceli şeyler dışında kendini geliştirmek istediği sportif etkinlikler, müzik aletleri ya da sanat dalları konusunda düşünceleri alınabilir.

    Sonra ailenin beklentileri.

    Çocuğun yaz konusunda düşünceleri, hayalleri konuşulduktan sonra ailenin yaz konusunda beklentileri sunulmalıdır. Beraber izlenmek istenilen filmler, gezilmek ve görülmek istenilen yerler (müzeler-oyuncak müzesi, bilim merkezi)  konuşulabilir. Eğer öğretmenlerin yaz dönemi için de yapılmasını istediği testler ve ödevler var ise çocuğun bu konudaki planlaması ve fikirleri alınabilir. Tatil dönemi önce görevler sonra eğlence şeklinde yapılacak programlar çocuk için daha kolay uygulanabilir.

    Bekletilerini anlamak tüm sınırları kaldırmak değildir..

    Çocuğumuzun bekletilerini konuşmak saatlerce televizyon izlemesine, bilgisayar oynamasına izin vermek anlamına gelmez. Okul dönemine göre daha esnek ve artmış saatler verilebilir ama sınırlar olmalıdır.

    Eğlence ve eğitim dengesi iyi kurulmalıdır..

    Yaz tatili çocuk için keyifli ve eğlenceli bir zaman dilimi olmalıdır. Eğitim verirken de eğlenceli bir şekilde sunabilmek, deneyimleyerek, yaşayarak öğrenmesini teşvik etmek önemlidir. Bu konuda programında hem eğitimi ve hem de eğlenceyi bulunduran yaz okulları iyi bir alternatif olabilir.

    Beceri alanları keşfedilebilir.

    İlgi duydukları ya da becerikli olduğu hissedilen alanlarda kendilerini geliştirecek ev etkinleri ya da kurslar düşünülebilir. Burada kazandıkları güven ve beceriler kendilerini daha iyi tanımalarını sağlayabilir.

    Okuma zamanı düşünülebilir.

    Keyifli buldukları, okumak istedikleri kitaplar seçilerek ailecek okuma saatleri uygulanabilir. Hayal güçlerini geliştirecek faaliyetlere, ailecek oynanacak oyunlara zaman ayırılabilir.

    Aileden uzak bir tatil sayesinde sorumluluk kazanabilirler..

    Çocuklar ailelerinin uygun görecekleri yakın bir akraba veya arkadaşının yanına kısa süreli de olsa tatile gidebilirler. Burada alacakları sorumluluklarla (yatak toplamak, sofra kurulması-kaldırılmasına yardımcı olmak, verilen saatte eve gelmek vs.) kendisine ve ailesine ne kadar büyüdüğünü kanıtlayabilir.

    Herkese iyi mutlu ve güzel bir tatil diliyorum. Kalın sağlıcakla…

  • Bebekler ve yabancı cisimleri yutma durumları hakkında

    Bebekler ve yabancı cisimleri yutma durumları hakkında

    Özofagusta ve sindirim sisteminde yabancı cisimler | Küçük çocuklar yapılarındaki meraklılık ve araştırma özelliklerinden dolayı her türlü yabancı cismi ağızlarına götürmeye ve yutmaya eğilimlidir. Ayrıca diş sayısı ve yapılarının yetersiz olması besinleri çiğnemeden daha büyük lokmalar halinde yutmalarına yol açar. Ağızlarında bir şeyler olmasına rağmen konuşmaya, gülmeye, koşmaya ve oynamaya devam edebilirler.

    Küçük parçalı oyuncakların parçaları, kalem ucu, çengelli iğne ve toplu iğne yiyecek dışında yemek borularına en sık kaçan maddelerdir. Yutulan cisim en sık metal paradır ve hastaların büyük çoğunluğu erkek ve okul öncesi çocuklardır (%50’si 2 yaşından küçüktür).

    Piller Ve Mıknatıs Parçaları Bağırsak Delinmelerine Neden Olabilir

    Sindirim sistemine kaçan yutulan cisimlerin çok büyük kısmı ise çocuğa zarar vermeden bağırsaklar yoluyla atılır. Özellikle zehirlenmeye ve bir yerde takılmaya neden olabilecek yabancı cisimler tanımlanmalı ve erken çıkartma işlemi yapılmalıdır.

    Çocuklar genellikle oyuncak parçaları, metal para, çivi, vida, pil gibi maddeler yutarlar. Yutulan katı yabancı cisimlerin çok büyük kısmı yemek borusunun başlangıç kısmına takılır. Yemek borusunu geçip mideye ulaşan cisimlerin %95’i genellikle sorunsuz olarak kendiliğinden çıkarlar. Nadiren uzun/geniş cisimler mide çıkışında, ince bağırsak kalın bağırsak birleşim yerinde ya da anal kanalda takılabilirler.

    Sindirim sisteminde takılan cisimlerin ise kimyasal ya da mekanik yollarla sıkıntı yaratma riskleri vardır. Özellikle piller ve mıknatıs parçaları bağırsak delinmeleri gibi önemli sorunlar yaratabilirler, bu nedenle acilen çıkarılmalıdırlar. Yabancı cisim yutma sıklığı %4’lere kadar varan yükseklikte saptanırken, en sık metal para yutma olayıyla karşılaşılır. Bu durum 6 ay ile 4 yaş arası çocuklarda sık olarak görülmektedir.

    Klinik:

    Yemek borusunda takılan yabancı cisimlerde, yutma güçlüğü, yemeği reddetme, aşırı salya oluşması, kilo kaybı, kusma, göğüs ağrısı, boğaz ağrısı, öksürük, açıklanamayan ateş ve bilinç değişikliklerine kadar varan bulgular saptanır. Çocuğun muayenesinde bir şey saptanamayabilir, en önemli tanı aracı şüphelenmektir, özellikle oynarken ani morarma, öksürme, solunum sıkıntısı gibi öyküler önemlidir.

    Yabancı Cisim Yutma Tanı:

    Akciğer ve direkt karın grafileri ile tanı %85 konur. Klinik şüphe var, grafilerde yabancı cisim yoksa baryumlu grafiler, bilgisayarlı tomografi veya endoskopi ile tanı konabilir.

    Direkt grafiler sonunda hastaların;

    %4’ü hastaneye gelmeden yabancı cismi çıkartmış olur

    %40 midede

    %26 özofagusta

    %19 ince barsaklarda

    %12 duodenumda

    %2 rektumda saptanır.

    Yabancı Cisim Yutma Tedavi:

    Tedavi planı yutulan cismin tipine, büyüklüğüne ve yerleşim yerine göre yapılır.

    Hangi hastalara endoskopi yapılmalıdır:

    Özofagusta takılı kalan cisimlerde (özellikle piller)

    Mide ve oniki parmak barsağında ise

    Cisim 4 cm’den büyük ve 2 cm’den genişse

    Zehirli madde içeriyorsa

    Midede 2 haftadan daha uzun süre kalmışsa

    Duodenumda (oniki parmak barsağında) 1 haftadan uzun süre kalmışsa

    İnce barsaklara geçen yuvarlak hatlı yabancı cisimler (madeni para, oyuncak parçası vb) sıklıkla 4-5 gün içinde çıkarlar, atılmaları gecikse bile haftalar boyu takip edilmelerinde hiçbir sakınca yoktur. İğne veya vida gibi batıcı özellikteki cisimlerin bir noktada 5-7 günden daha uzun süre kalması (yer değiştirmeden) hastanın bir şikayeti olmasa bile ameliyatla çıkartılması gerekir. Tedavi yöntemleri;

    İzlem: Metal paraların %40’ı genellikle 1-5 saat içinde mideye düşer. Bu nedenle özofagoskopi imkanı olmayan hastanelerde 1-24 saat beklenebilir.

    Endoskopi (Özofagoskopi): Tedavide altın standarttır. Yabancı cisim yutma öyküsü ile başvuran hastaya hastane koşullarında anestezi altında girişim yapılır. Işıklı bir kamera sitemiyle çocuğun solunum yolları veya yemek borusu incelenip özel cihazlarla yabancı cisim çıkarılır. Rigid veya fleksibl adı verilen iki tür endoskopik alet vardır ve her ikisininde yabancı cisimlerde başarı şansı aynıdır.

    Bu oran %76-98’dir. Erken tanı almış ve yabancı cismi çıkarılmış çocuklar hemen taburcu olabilirken, geç başvuran hastalarda ya da sisteme hasar veren yabancı cisim olgularında uzun süreli hastane yatışı ve tedaviler gerekebilir.

    Balon tekniği ile çıkartma: Foley veya Fogarty isimli kateterler yemek borusuna yerleştirilir, balonu şişirilir ve daha sonra geri doğru çekilerek para çıkartılır.

    Bujinaj yöntemi

    Farmakolojik ajanlar: Papain, kimotripsin, glukagon ve nifedipin gibi ajanlar kullanılır. Başarı şansları düşüktür.

    DİSK PİLLER

    İşitme cihazları, saat, oyuncaklar, anahtarlıklar, hesap makinaları, fotoğraf makinaları, uzaktan kumanda pilleri.

    Kimyasal bileşimlerine göre piller;Boyutları 6,8-23 mm arasında değişir

    Mangenez

    Çinko

    Gümüşoksit,

    Lityum (daha büyük çaplı ve yüksek voltu olmalarına rağmen en az travmatik olan pillerdir)

    Civa oksit (en sık parçalanan ancak zehirleme yapması nadir)

    Bu piller mide asidinin etkisiyle parçalanırlar, ülserasyon ve perforasyona yol açabilirler. Bu nedenle bu çocuklara antiasit tedavi başlanmalı ve piller gastroskopi ile çıkartılmalı.

    Eğer pil mideyi geçmişse radyolojik olarak takip edilmeli, pilin kabuğunun çatladığını gösteren bulgular ortaya çıkarsa ameliyat ile çıkartılmalıdır.

    Dış kabuğu çatlamadan kolona ulaşan piller kolonoskopla çıkartılabilir veya lavman yapılabilir.

    Yutulan pil yemek borusunu geçmişse başka bir komplikasyona yol açmadan vücuttan çıkma olasılığı çok yüksektir (%78 ilk 72 saatte çıkar).

    Pillerin %5-6’sı 1-2 hafta içinde çıkar, bu sürenin çapla ilgisi yoktur.

    Yalnız çapları 15-23 mm arasında olan piller yemek borusu ve midede takılabilirler. Yemek borusunu zedeleyen piller genelde 20-23 mm’den büyük boyutlu pillerdir.

    Pilin zarar vermesi için dolu veya boş olmasının bir önemi yoktur.

    Takipler haftada 1 veya 2 grafi ile birlikte olur

    Hangi durumlarda endoskopi veya ameliyat gerekli?

    Pil yemek borusuna takılmışsa (4 saatte yanık, 6 saatte perforasyon yapabilir)

    Mideyi 15 mm’den büyükse ve 48 saat içinde terketmiyorsa

    Diafram altına inmiş fakat karın ağrısı, kusma ve kanlı kaka yapma şikayeti varsa

    Akciğer ve karın grafisinde perforasyon bulguları varsa

    Parçalanan pillerin üçte ikisi civa pilleridir ve bunların zarar mekanizması 3 şekilde olur:

    Pilden sızan elektrolitler

    Civa zehirlenmesi

    Basıya bağlı nekroz

  • Ailenin Birey Üzerindeki Etkileri

    Ailenin Birey Üzerindeki Etkileri

    Toplumu oluşturan en küçük sosyal kurum aile olduğuna göre sağlıklı toplumların oluşması açısından çocuğun eğitimi ile ilgili olarak ailenin izlediği yol çok önemlidir. Ailenin eğitime ilişkin tutumu ve eylemleri, içinde yaşanılan kültürün değerlerine ve normlarına göre şekillenmektedir. Gerek kırsal gerek kentsel kültüre ait olsun her ailenin toplum içinde bir konumu vardır. Bu sosyal konum doğal olarak ailenin eğitsel ortamını da etkilemektedir. Çocuğun hızlı gelişiminin olduğu ve kişilik özelliklerini yerleştirdiği temel eğitim döneminde aile ortamı eğitim açısından  oldukça önemli bir yer tutmaktadır. Aile kişinin içine doğduğu, ilk sosyal deneyimlerini kazandığı ve daha sonraki yıllar için gerekli ilk adımları attığı yerdir. Çocukların ya da bireylerin kişiliklerinin temelleri bu ailede atılır. Ailenin sağladığı öğrenme yaşantıları ve sunmakta olduğu modellerin, çocuktaki olumlu sosyal davranış  ve değerlerin gelişmesinde önemli bir yeri vardır.

    Bu bakımdan ailenin çocuk ve yaşamı üzerinde etkisi büyüktür. Bu etkileşim daha anne karnında başlar. Bu evrede annenin duygusal dünyası, çocuğu isteyip istememesi ve benzeri faktörler karnındaki çocuk üzerinde son derece etkili olurlar. Bu evrede annenin mutsuzluğu, kızgınlığı, ruhsal durumu karnındaki çocuk üzerinde etkiye sahiptir. Annenin duyguları vücudundaki hormonlar yolu ile karnındaki çocuğa geçerler. Bu bakımdan anne çocuğu daha karnında iken etkilemeye başlar. Çocuk doğduktan sonra ise bu etkileşim artarak devam eder. Karşılıklı anne baba çocuk etkileşimi çocuk gelişiminin kilit özelliklerindendir. Anne babanın katılması, anne babanın kendine yardım edebilme yetenekleri ve çocuk yetiştirme stilleri, anne baba ve çocuk etkileşimlerini etkileyen ve erken dönemdeki gelişmeye, okula geçişe ve çocuğun gelecekteki verimine katkıda bulunan faktörlerdir.

    Sağlıksız ailenin temelinde birbirleriyle anlaşamayan, aralarında iyi bir iletişim ve etkileşim kuramamış olan eşler bulunur. Bu doyumsuzluklar çesitli patolojik davranışlara dönüşerek gerek eşler arasında gerekse çocuklarda bazı bozulmalara yol açabilmektedir. Ancak ailenin sağlıklı ve sağlıksız olmasında, dış uyaranların etkisi de göz önüne alınmalıdır. Aile içinde veya dışında, hastalık, ölüm, işsizlik gibi meydana gelen bazı olayların geçici de olsa, aile fonksiyonlarında birtakım bozulmalara sebebiyet verdiği kabul edilmesi gereken bir gerçektir. Aile grubu içinde rol alan kişilerin eksilmesi ve ilavesi, kişilerin yaşamlarında esas olan rollerde değişiklik olması veya kendilerine uygun olmayan bir role geçmek zorunda kalmaları bazı sorun odakları yaratarak, sağlıksız davranışları arttırabilir. 

    Sağlıklı anne çocuk ilişkisinin oluşumunda annenin ruh sağlığı büyük önem taşımaktadır. Mutsuz bir evlilik sonucu, annenin eşinden yeterli ilgi görememesi, ailenin ekonomik sıkıntıları, babanın, çocuğun doğumunu isteksiz bir sekilde karşılaması, annenin gerginliğini artıran, dolayısıyla anne çocuk ilişkisini zedeleyen etmenlerdir..

    Baba – Çocuk ilişkisi: 

    Baba olma kavramını değişime uğratan ve babanın çocuğun eğitimindeki rolüne ilginin artmasına yol açan pek çok etken vardır. Bunlar; politik, sosyal, ekonomik alandaki değişimlerin kadın-erkek rollerini etkilemesi, çalısan anne sayısının artması, kadının tam gün dışarıda çalışması bu etkenler arasında gösterilebilir.

    Babalık, eşin gebe olduğunun anlaşıldığı anda başlar. Erkekler baba kimliğini, hamilelik ile başlayıp doğum sonrası devam eden üç yıllık süreçte edinerek geliştirirler. Babanın çocuğuyla hemen bağ kurması önemlidir. Çünkü çocuğun ilk beş yıllık yaşantısı, ömrünün en önemli yıllarıdır.

    Anne – Çocuk İlişkisi:

    Çocuğun doğumundan önce bütün yükün annede olması ve doğumdan sonra da ağırlıklı olarak annenin sorumluluk taşıması nedeniyle çocuğun yetiştirilmesinde annenin görevi büyük önem arz etmektedir.

    Hayatın ilk yılında bebeğin psiko-sosyal görevi, güvenmeyi öğrenmektir. Bebek ile annesi arasındaki iliskiden doğan güven duygusu, insanın ileride kuracağı kisiler arası iliskilerin temelini oluşturur. Bebeğin ihtiyaçlarına annenin yerinde ve zamanında yönelebilmesi, onun sıkıntılarını giderebilmesi, sözsüz dilini anlayabilmesi anneyle bebek arasında kurulan karsılıklı anlayış ve güvenin temelini  olusturur.

    Annenin çocukla ilişkisinin en önemli evresi, doğumdan hemen önce başlayıp, doğumdan sonraki aylarda süregelen ilişkidir. Burada annenin başta eşinin desteği olmak üzere toplumca destek ve yardıma ihtiyacı vardır. Anne çocuk ilişkisinde fiziksel temas büyük önem taşır. Annenin beden kokusu, ısısı, çocuğu alış biçimi bu iletişimde çok önemlidir. Özellikle 0-3 yaş arasında olması gereken bu yakın ilişkinin gerçekleşmemesi, gelecekte görülebilen birtakım davranış bozukluklarının sebebi olarak gösterilmektedir. Yine bu dönemde annenin yokluğundan kaynaklanan “duygusal yoksunluk”, gerek zihinsel gerek duygusal ve sosyal gelişim gerilemesine ve gecikmesine neden olabilmektedir…