Blog

  • Erkek sünneti: bitmeyen tartışma

    Sünnet, glans penisi saran prepusyum ya da sünnet derisi denen, içi mukoza kaplı deri parçasının kesilerek çıkarılması demektir. Bu işlem dünya tarihinde muhtemelen üzerinde en çok tartışılan, en eski cerrahi işlemlerden biridir. Sünnet, öncelikle dünyanın belirli bölgelerinde dini ve kültürel inançlar sebebiyle yapılırken bazen de çeşitli tıbbi endikasyonlarda yapılmaktadır. Bu makalede ülkemizde de çok yaygın olarak yapılmakta olan sünnet ile ilgili son bilgilerin literatür eşliğinde incelenerek özetlenmesi ve özellikle sünnet ile ilgili tartışma konularının irdelenmesi amaçlanmıştır.

    Sünnet, dünyada en çok yapılan ve insanlık tarihinin en eski ameliyatlarından biridir (1). Geçmişinin 15000 yıl öncesine kadar dayandığı tahmin edilmektedir. Avustralya yerlilerinin günümüzde sünneti çakmak taşından oluşturdukları kesici aletlerle yapmaları, bu operasyonun prehistorik dönemden kaldığı konusunda önemli bir ipucu vermektedir (2). Bir cerrahi girişim olarak sünnet ilk kez yaklaşık 6 bin yıl önce, Eski Mısır dönemine ait Ankh-Ma-Hor tapınağındaki duvar kabartmasında tarif edilmiştir (2,3). Musevilerin “bris-milah” adını verdikleri dini törenle erkek çocuğun doğumunun 8. gününde sünnet yaptırmaları dini bir emirdir. Ancak, İslamiyette farz olmadığı halde, erkeğin müslümanlığının belirtisi haline gelmiştir (2,4). Ülkemizde erkeklerin yaklaşık %98.6’sı sünnetlidir (1) ve hemen hemen tamamı dini ya da geleneksel nedenlerle yapılmaktadır (5). Tıbbi nedenlerle sünnet ilk kez 19. yüzyılda yapılmaya başlanmıştır. 1891 yılında Remondino sünnetin tıbben yararlı bir girişim olduğunu vurgulayarak alkolizm, epilepsi, astım, enüresis, fıtık ve gut gibi bazı hastalıklardan korunmada etkin olduğunu öne sürmüştür (6). 20. yüzyılın ilk yarısına kadar genellikle sünnet lehinde çıkan araştırmalar, özellikle İngilizce konuşulan ülkelerde tıbbi sünnetin sıklıkla yenidoğan döneminde yapılmak üzere yaygınlaşmasına neden olmuştur (7). 1949 yılında Gairdner yazdığı makalede rutin sünneti sorgulayarak sünnet derisinin özellikleri ve önemini vurgulamıştır (8). Bu makaleden sonra, sırasıyla İngiltere, Kanada ve ABD’de Çocuk Hastalıkları Dernekleri rutin sünneti tavsiye etmekten vazgeçmiş ve sünnet oranları bu ülkelerde belirgin olarak düşmüştür (7). Sünnetin çocuklarda idrar yolu enfeksiyonlarını (İYE) belirgin olarak düşürdüğünün gözlenmesi ile 2012 yılında Amerikan Çocuk Hastalıkları Akademisi (AAP), yeni bir bildirgeyle kararı daha çok aileye bırakan tarafsız bir konum almıştır (9). Ancak sünnetin düşük riski ve bilinen yararları nedeniyle ve AAP, US Centers for Disease Control and Prevention (CDC), Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Joint United Nations Program on HIV/AIDS (UNAIDS) ve Voluntary Medical Male Circumcision (VMMC) tarafından yapılan olumlu açıklamalar sonucu sünnet günümüzde dünyada yaygın hale gelmiştir (1). Bugün, dünyadaki tüm erkeklerin %37.7 oranında sünnetli olduğu tahmin edilmektedir (1).

    Sünnet teknikleri

    Dünya çapında en sık yapılan ameliyatlardan biri olan sünnet birçok farklı yöntemle yapılabilir. Her bir yöntemin amacı, kanama veya diğer komplikasyonları azaltarak en iyi kozmetik görünümü sağlamaktır (10).

    Sünnet dorsal slit, shield-klempler (Mogen klempi, Plastibell®, Gomco klemp, Zhenxi ring, Tara klemp, Smart klemp, Shang ring®, Prepex® device) ve cerrahi (Sleeve rezeksizyon) olarak üç ana yöntemden biri ya da bunların kombinasyonlarıyla yapılabilir (11). Bunların dışında sünnet havyası denilen, kesme ve yakma işlemini aynı anda yapan el cihazları ile de sünnet yapmak mümkündür. Ancak bu cihazlar pratik olmasına karşın termokoter etkisiyle penisin sinir yapısına zarar verebildiğinden kullanılması önerilmemektedir (12).

    Van Haute ve ark. 2-OCA (2-Octyl cyanoacrylate) adlı doku yapıştırıcısı ile sütürsüz yaptıkları sünnetin, standart dikişli yapılanlara göre daha kısa ameliyat süresi, daha az ağrı ve mükemmel kozmetik sonuçlar ile daha üstün olduğunu bildirmişlerdir (10).

    Yapılan deneysel bir çalışmada ultracision harmonic scalpel (UHS) ile köpeklere sünnet işlemi uygulanmış ve geleneksel sünnet yöntemlerine göre daha hızlı ameliyat süresi, daha az kanama ve daha az komplikasyon oranları bildirilmiştir (13).

    Günümüzde sünnet işleminde hemostaz için monopolar ve bipolar elektrokoterler yaygın olarak kullanılmaktadır. Yapılan çalışmalarda elektrokoterlerin birbirlerine karşı üstünlükleri saptanamamış olsa da, bipolar koterlerin düşük enerjili olmalarından dolayı penil cerrahide tercih edilebileceği bildirilmiştir (12).

    Sünnet endikasyonları

    Penisin normal anatomisinde sünnet derisi, glans penisi ortaya çıkaracak kadar geri çekilebilmelidir. Sünnet derisinin normal olarak geri çekilememesi ve glans penisin görünür hale gelmemesi durumu fimozis olarak adlandırılmaktadır (14). Ancak yenidoğanların çoğunluğunun penisi fimotiktir. Aralıklı ereksiyonlar ve iç epitelin keratinizasyonu ile sünnet derisi çocukluk çağında zamanla geri çekilebilir hale gelerek fimozis genellikle ortadan kalkmaktadır (15). Nitekim 3 yaşına ulaşıldığında fimozis oranı %10’a, 6 yaşında %8’e ve 16 yaşında %1’e düşmektedir (16). Bu yüzden çocukluk dönemindeki fimozisi fizyolojik ve patolojik olarak ikiye ayırmak gerekir. Patolojik ya da edinilmiş fimozis, tekrarlayan balanit, Balanitis kserotika obliterans ve adhezyonlara neden olabilmektedir (14). Fizik muayenede sünnet derisi hafif retrakte edildiğinde, sünnet derisi uç kısmı skarlaşmış bir halka görünümünde ise bu patolojik fimozis, normal mukoza görünümünde ise daha çok fizyolojik fimozis olarak değerlendirilmektedir (14).

    Sünnetin kesin tıbbi endikasyonları, patolojik fimosis, parafimosis, bazı penis travmaları ve çocuklarda tekrarlayan İYE olarak kabul edilmektedir (3,6-9). Ancak fimozisin bakteriyel kolonizasyon üzerine etkisi olmadığı, bu nedenle de İYE için kesin endikasyon olmayabileceği hakkında çalışmalar da vardır (17). Bunun dışında fizyolojik fimozis, çok uzun sünnet derisi, tekrarlayan balanit ve balanopostit ile üriner sistemin konjenital anomalileri sünnet için göreceli endikasyonlardır (7,18). Çok merkezli yapılan bir çalışmada, vezikoüreteral reflü ya da prenatal hidronefroz tespit edilen çocuklardan sünnet olmayanlarda İYE %63 oranında gözlenirken sünnet yapılanlarda bu oran %19 olarak saptanmıştır (19). Konjenital ürolojik anomali ile doğan çocuk yaşadığı ülke kültürünün gerektirdiği şekilde zaten sünnet olacaksa, bu çocuklarda bu tür anomaliler tespit edildiğinde beklenmeksizin sünnet yapılması uygun olacaktır.

    Sünnet kontrendikasyonları

    Sünnet, prematüre bebeklerde, ailede ya da bebekte kanama diyatezi olanlarda ve gelecekteki operasyonda sünnet derisinin kullanılabileceği dış genital organ anomalileri olan çocuklarda yapılmamalıdır. Bu anomaliler hipospadias, epispadias, gömülü penis, megaloüretra, kordi, webbed penis ve penoskrotal füzyondur (7,14). Bu anomalilere sahip çocuklara rutin sünnet yapılması halinde ileride penis için cilt greftlerine gerek duyulabilir. Özellikle webbed penis ve penoskrotal füzyon rutin muayene esnasında gözden kaçabilir ve penoskrotal füzyonlu bir bebekte rutin sünnet yapılması iyatrojenik gömülü penis oluşumuna neden olabilir. (7,8)

    Sünnet komplikasyonları

    Sünnet, zor olmayan ve rahat tolere edilebilen bir cerrahi işlemdir. Cerrahi işlem standartlarına uyularak yapılan sünnet sonrası mortalite ve morbidite çok düşüktür. Sünnetin enfeksiyon, hematom, yetersiz sünnet derisi eksizyonu, sütür reaksiyonu, eksternal üretral meada darlık, üretra fistülü, penil derinin aşırı eksizyonu ve glansa yapışan cilt köprüsü gibi birçok komplikasyonları olmasına rağmen en sık karşılaşılan komplikasyonu kanama, en ciddi komplikasyonu ise glans ampütasyonudur. Ayrıca sünnet sonrası yapılan sıkı bandaj nadir de olsa penil gangrene yol açabilmektedir (12). Literatürde şiddetli kanama ve nekrotizan fasciitis sonrası kaybedilmiş olgular bildirilmiştir (20,21). Sünnet uygulamasında tespit edilen komplikasyon oranlarında belirgin farklılıklar vardır ve %0.06’dan %55’e kadar değişen oranlar rapor edilmiştir (22). Gelişmekte olan ülkelerde geleneksel sünnetçilerin yaptığı sünnetlerde komplikasyon oranları ise %85 seviyelerine kadar çıkmaktadır (23).

    Tartışma

    Sünnetin ilk uygulamaya başlandığı yer olarak kabul edilen Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da sünnet derisi içinde biriken kumların epidemik balanite neden olması, sünnetin aslında koruyucu bir halk sağlığı önlemi olarak yapılmaya başlandığını göstermektedir (24). Nitekim İkinci Dünya Savaşı esnasında çöllerde savaşan Avustralyalı askerlerin bir kısmının geçirdikleri epidemik balanit nedeniyle sünnet olmak zorunda kalmaları bu gerçeği kanıtlamıştır (25).

    Bugün sünnetin kabul edilen en önemli faydası çocuklarda İYE riskini azaltmasıdır ve bu fayda özellikle 1 yaş altı çocuklarda daha belirgindir (7,18). Çocuklarda İYE’ye en sık neden olan fimbrialı Escherichia Coli, glansa değil sünnet derisine tutunur (26). Wiswell ve arkadaşlarının yaptığı çalışmadan itibaren bu konuda birçok çalışma yapılmış ve sünnet olan çocuklarda İYE geçirme oranının olmayanlara göre 3.7 kat ile 10 kat oranında düştüğü saptanmıştır (27,28). Ayrıca, İYE geçiren çocukların %10’unda bakteriyemi ve %3-5’inde menenjit oluşmaktadır (30). Burada vurgulanması gereken, sünnetin sadece İYE riskini azaltması değil, bu enfeksiyonun yol açabileceği önemli ve hayatı tehdit eden komplikasyonları da önlemiş olacağıdır. Sünnet, İYE dışında lokal penis enfeksiyonlarından korunmada da önemlidir. Yapılan bir çalışmaya göre, sünnet olmamış bir çocukta hayatı boyunca balanit geçirme oranı % 3.5 olarak saptanmıştır (31). Bu oranın, sünnetin çok nadir yapıldığı ülkelerden biri olan Finlandiya’da % 7.1 olarak saptanması da sünnetin lokal penis enfeksiyonlarından koruyucu özelliğini açıkça ortaya koymaktadır (29).

    Dünya Sağlık Örgütü, Human Immunodeficiency Virus (HIV) koruma planı çerçevesinde rutin sünneti HIV’in yaygın olduğu bölgelerde önermektedir. Sünnet esnasında HIV-1 hedef hücrelerinin yoğun bulunduğu sünnet derisinin iç tabakası çıkarıldığından, sünnetlilerde HIV pozitiflik oranında önemli azalma saptanmıştır (26,30). Ancak yapılan bir başka çalışmada sünnetli ve sünnetsiz erkekler arasında HIV pozitiflik oranında anlamlı bir fark saptanmaması, HIV enfeksiyonundan korunma amacıyla yapılan sünnetin gerekçesini zayıflatmaktadır (31). Cinsel yolla geçen diğer hastalıklar da sünnetli erkeklerde sünnetsizlere göre %10 oranında daha az gözlenmiştir (24). Son yıllarda yapılan çalışmalarda, cinsel yolla bulaşan en sık hastalık olan Human Papilloma Virüs (HPV) sünnetsiz erkeklerin penisinde sünnetli olanlara göre 3 kat daha fazla bulunmuştur (32). Pelvik iltihabi hastalığın, ektopik gebeliğin ve infertilitenin major nedenleri arasında yer alan ve HPV’den sonra ikinci sıklıkta gözlenen cinsel yolla bulaşan hastalık olan Chlamydia enfeksiyonuna ait antikorlar da sünnetsiz erkeklerin eşlerinde sünnetlilere göre 2 kat daha fazladır (26).

    Sünnet derisinin varlığı bile penis kanseri etyolojisinde kabul edilen en önemli faktörlerden biridir (33). Sünnetsiz erkeklerde smegmanın kanserojen olduğu hakkında kesin kanıt olmamasına rağmen, kronik irritasyon nedeniyle penis kanserinde rolü olduğu savunulmuştur (34). Bu yüzden sünnetin penis kanserini önlemede etkin olduğu gösterilmiştir (22,35,36). Ancak, Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’nde penis kanseri insidansı 100 binde 0-2,1 olarak saptanırken, bu oranın sünnetin çok nadir yapıldığı bir ülke olan Japonya’da 100 binde 0,3 olarak saptanması penis kanserinde diğer etiyolojik faktörlerin de çok önemli olduğunu ortaya koymuştur (37).

    Yine sünnet ile ilgili olarak sıkça sorulan sorulardan biri de sünnetin cinsel hayat üzerine etkisidir. Sünnetli erkeklerin daha geç boşaldığı ve sünnetin seksüel fonksiyonları direkt olarak olumsuz etkilemediği bilinmektedir (24). Sünnet derisinin parmak ucu ve dudaklarda bulunan “meissner” cisimcikleri denen özelleşmiş sinir uçlarını içerdiği bilinmektedir (38). Kimi yazarlar bu ve henüz anlaşılamamış bazı etkilerinden dolayı erektil, erojen ve belki de glans penisi koruyucu etkisi olan sünnet derisinin alınmasının erkeğin seksüel hazzını azaltabileceğini savunmaktadırlar (38-40). Ancak, Masters ve Johnson yaptıkları çalışmada glansın dokunma hissinde sünnetli ve sünnetsiz erkekler arasında belirgin fark saptamamışlardır (41).

    Sünnet yaşı ile ilgili olarak önerilen kesinlenmiş ve net bir ideal yaş henüz yoktur. Freud, yaşamın 4. ya da 5. yılında ilginin cinsel bölgeye yoğunlaştığını, fallik-oidipal dönem olarak adlandırılan bu evrede çocuğun temel anatomik farklılıklarını keşfederek kendi cinsel kimliğinin temellerini oluşturduğunu, bu nedenle sünnetin bu yaş döneminde uygulanmasının kastrasyon olarak tanımlanan cinsel organını kaybetme korkusu yaratabileceğini belirtmiştir (22). Genel olarak bakıldığında genital bölgeyle ilgili olarak yapılacak müdahaleler için önerilen yaş 18 ay altıdır. Son yıllarda ülkemizde de yaygınlaşmakta olan yenidoğan sünnetinin bir takım avantajları mevcuttur (26). Üriner sistem enfeksiyonlarının yaklaşık 10 kat azaldığını ve daha estetik bir görünüm sağladığını savunan yazarlar vardır (22). Yine yenidoğan döneminde yapılan sünnetin penis kanseri görülme riskini en az 10 kez azalttığı bildirilmiştir (34). Özellikle ilk günlerde yenidoğan bebeklerin kanında doğum travması nedeniyle strese hazırlık olarak yükselmiş bulunan kortikosteroid, epinefrin, androjen, tirosin ve endorfin düzeyleri bu dönemde yapılacak sünnet için bir avantaj oluşturmaktadırlar (26). Yenidoğan döneminde yapılan sünnetlerde yara iyileşmesi daha hızlıdır ve dikiş ihtiyacı yoktur. Ayrıca ileri yaşlarda yapılanlara göre yenidoğan döneminde yapılan sünnetlerde komplikasyonlar ve maliyetler belirgin şekilde düşüktür (42).

    Sünnet işleminde ağrı yönetimi çok önemlidir. Yenidoğan dahi olsa her hastaya mutlaka anestezi uygulanmalıdır. Lokal anestezi, lokal topikal kremlerle ve/veya penil sinir blokajıyla yapılabilir ancak bu yöntemler %10 civarında yetersiz anestezi sağlamaktadır (42). Özellikle düşük doğum ağırlıklı yenidoğanlarda topikal kremler ciltte irritasyonlar yapabildiğinden önerilmemektedir (42). Sonuçta sünnet yenidoğan döneminde lokal anesteziyle yapılabilir ancak bu dönem dışında yapılacak sünnetler eğer mümkünse genel anestezi altında ve gelişmiş ameliyathane koşullarında yapılmalıdır (43).

    Sonuç olarak, bahsedilen avantajlarına rağmen binlerce yıldır yapılan sünnetin tıbbi endikasyonlar ve gelenekler dışında koruma amaçlı olarak yapılması halen tartışmalıdır ve bu tartışma uzun süre devam edeceğe benzemektedir.

    Kaynaklar

    Morris BJ, Wamai RG, Henebeng EB, Tobian AA, Klausner JD, Banerjee J, et al. Estimation of country-specific and global prevalence of male circumcision. Popul Health Metr 2016; 14: 4.

    Bayat AH. Tıp tarihi. Genişletilmiş 2. Baskı. İstanbul: Merkezefendi Geleneksel Tıp Derneği; 2010.

    Dunsmuir WD, Gordon EM. The history of circumcision. BJU Int 1999; 83: 1-12.

    Sari N, Büyükünal SN, Zülfikar B. Circumcision ceremonies at the Ottoman palace. J Pediatr Surg 1996; 31(7): 920-4.

    Söylet Y. Çocuk cerrahisinde en sık uygulanan cerrahi girişimler (kasık kanalı ameliyatları, sünnet, hipospadias). STE Online 2003; 35: 33-40.

    Remondino PC. History of circumcision from the earliest times to present. Phialadelphia, FA Davis; 1891.

    Lerman SE, Liao JC. Neonatal circumcision. Pediatr Clin North Am 2001; 48: 1539-57.

    Gairdner D. The fate of foreskin. BMJ 1949; 2: 200-3.

    American Academy of Pediatrics Task Force on Circumcision. Male circumcision. Pediatrics 2012; 130(3): e756-85.

    Van Haute C, Tailly T, Klockaerts K, Ringoir Y. Sutureless circumcision using 2-Octyl cyanoacrylate results in more rapid and less painful procedures with excellent cosmetic satisfaction. J Pediatr Urol 2015; 11(3): 147.e1-5.

    Abdullahi Abdulwahab-Ahmed, Ismaila A. Mungadi. Techniques of male circumcision J Surg Tech Case Rep 2013; 5(1): 1–7.

    Şencan A, Çayırlı H, Şencan A. Sünnet teknikleri. CBU-SBED 2015; 2(4): 86-90.

    Peng M, Meng Z, Yang ZH, Wang XH. The ultrasonic harmonic scalpel for circumcision: experimental evaluation using dogs. Asian J Androl 2013; 15(1): 93-6.

    McGregor TB, Pike JG, Leonard MP. Pathologic and physiologic phimosis: approach to the phimotic foreskin. Can Fam Physician 2007; 53: 445-8.

    Orsola A, Caffaratti J, Garat JM. Conservative treatment of phimosis in children using a topical steroid. Urology 2000; 56: 307-10.

    Oster J. Further fate of the foreskin. Incidence of preputial adhesions, phimosis, and smegma among Danish schoolboys. Arch Dis Child 1968; 43: 200-3.

    Irkilata L, Aydin HR, Aydin M, Gorgun S, Demirel HC, Adanur S, Akgunes E, Atilla A, Atilla MK. Preputial bacterial colonisation in uncircumcised male children: Is it related to phimosis? J Pak Med Assoc 2016; 66(3): 312-5.

    Hutcheson JC. Male neonatal circumcision: indications, controversies and complications. Urol Clin North Am 2004; 31:461-7.

    Herndon CD, McKenna PH, Kolon TF, Gonzales ET, Baker LA, Docimo SG. A multicenter outcomes analysis of patients with neonatal reşux presenting with prenatal hydronephrosis. J Urol 1999; 162: 1203-8.

    Paediatric Death Review Committee: Office of the Chief Coroner of Ontario. Circumcision: A minor procedure? Paediatr Child Health 2007; 12: 311-2.

    Sullivan P. Infant’s death another nail in circumcision’s coffin, group says. CMAJ 2002; 167: 789.

    İzgi MC. Ethical evaluation of non-therapeutic male circumcision. Turk Psikiyatri Derg 2015; 26(3): 204-12.

    Cankorkmaz L, Çetinkaya S, Köylüoğlu G. Pratisyen hekimlerin sünnetle ilgili bilgi düzeyleri. Balkan Med J 2011; 28: 264-8.

    Bhattacharjee PK. Male circumcision: an overview. Afr J Paediatr Surg 2008; 5: 32-6.

    Hutson JM. Circumcision: a surgeon’s perspective. J Med Ethics 2004; 30: 238-40.

    Schoen EJ. Should newborns be circumcised? Yes. Can Fam Physician 2007; 53: 2096-8.

    Wiswell TE, Smith FR, Bass JW. Decreased incidence of urinary tract infections in circumcised male infants. Pediatrics 1985; 75: 901-3.

    Houle AM. Circumcision for all: the pro side. Can Urol Assoc J 2007; 1: 398-400.

    Cameron DW, Simonsen JN, D’Costa LJ, Ronald AR, Maitha GM, Gakinya MN, et al. Female to male transmission of human immunodeficiency virus type 1: risk factors for seroconversion in men. Lancet 1989; 2: 403-7.

    Reynolds SJ, Shepherd ME, et al. Male circumcision and risk of HIV-1 and other sexually transmitted infection in India Urol 2004; 63: 155-8.

    Van Howe RS. Circumcision as a primary HIV preventive: extrapolating from the available data. Glob Public Health 2015; 10(5-6): 607-25.

    Castellsagué X, Bosch FX, Muñoz N, Meijer CJ, Shah KV, de Sanjose S, et al. International Agency for Research on Cancer Multicenter Cervical Cancer Study Group. Male circumcision, penile human papillomavirus infection, and cervical cancer in female partners. N Engl J Med 2002; 346: 1105-12.

    Bunker CB. Topics in penile dermatology. Clin Exp Dermatol 2001; 26: 469-79.

    Hayashi Y, Kojima Y, Mizuno K, Kohri K. Prepuce: phimosis, paraphimosis, and circumcision. ScientificWorldJournal 2011; 11: 289-301.

    Schoen EJ, Oehrli M, Colby C, Machin G. The highly protective effect of newborn circumcision against invasive penile cancer. Pediatrics 2000; 105: 36.

    Schoen EJ. The relationship between circumcision and cancer of the penis. CA Cancer J Clin 1991; 41: 306-9.

    Williams N, Kapila L. Complications of circumcision. Br J Surg 1993; 80: 1231-6.

    Morgan WKC. The rape of the phallus. JAMA 1965; 193: 123-4.

    Bronselaer GA, Schober JM, Meyer-Bahlburg HF, T’Sjoen G, Vlietinck R, Hoebeke PB. Male circumcision decreases penile sensitivity as measured in a large cohort. BJU Int 2013; 111(5): 820-7.

    Viens AM. Value judgment, harm, and religious liberty. J Med Ethics 2004; 30: 241-7.

    Masters WH, Johson VE. Human sexual response. Boston: Little Brown and Company; 1996: 189-91.

    Simpson E, Carstensen J, Murphy P. Neonatal Circumcision: new recommendations & implications for practice. Missouri Medicine 2014; 111(3) : 222-230.

    Micha G, Samanta E, Damigos D, Petridis A, Mavreas V, Livanios S. Impact of an anesthesia discharge scoring system on postoperative monitoring after circumcision in children: a randomized trial. Eur J Pediatr Surg 2009; 19: 293-6.

  • Evlilik Öncesi Sendrom

    Evlilik Öncesi Sendrom

    Çocukluktan beri kurulan peri kızı güzelliğindeki hayalleri içeren an sonunda geldi…hep neşe ve güzellik barındıran hayallerin sonunda çıkan bu stres ve soru işaretleri de nedir?Yıllardır evet olan yanıt ‘hayır’ a mı dönüşüyor?

    Çocuklukta evcilikle başlar ,toplumun, birlikteliği anlamlı kılan kuruma yüklediği anlam.Kızlar arasında oynanan bu oyun okulun başlaması ile heyecan içerir ve karşı cinse duyulan ilgi ile beyne taşınır,bu ilgi daha da içsel ve platoniktir.Ergenlikle somut çiçekleri açar ve kimi zaman gizli gizli buluşmalar,sinemaya gitmeler ve düzenlenen gezilerle ismini alır :‘çıkmak’…

    Lise ve üniversitede gelişen meslek kavramı ile beraber farklı bir boyuta geçer çıkmak,birlikteliğe dönüşür ,’eş’ kelimesi özelleşir ve gelecek planları konuşulmaya başlanır en güzel yanlarıyla.kendi koşulları dahilinde evliliğe doğru yaklaşılır,aileler bazen karşı çıkar ve diretilir.Çıkan sonuç :’onsuz ölürüm’…

    Bir müddet sonra her şey netleşir ve tatlıya bağlanır.Aileler tanışır;işte o an :kız istemenin hemen ardından gelişen davranışlar eleştirilmeye başlanır.Çünkü artık uğraşılacak bir şey kalmamıştır.Bir gün önceki istek dolu heyecan yerini yavaş yavaş ‘acaba’lara vermeye hazırlanır…

    Netlik, heyecanın yerine soru işaretlerini ve bastıran mantığı getirir.
    Hazırlık süreçlerinde bundan önce birlikte savaşan çift artık birbiriyle savaşmaya başlar.
    İşte evlilik öncesi sendrom başlamıştır…

    Acaba daha iyisi var mıdır şimdi her sabah onunla kalkacağım ama buna hazır mıyım?Ya sürekli nerede olduğumu sorması..beni hep takip edecek sanırım(bundan öncede aynısını yapıyordu ama o zaman değer vermiş oluyordu)..mmm peki istediğim saatte dışarı çıkabilecek miyim?ona hep hesap mı vereceğim?(sevgiliyken de haber veriliyordu)..Hem ben annemsiz yapamam,onun düşüncelerini alır mı acaba,ona yakın bir ev bakmalıyız…İstediğim yerde olsun düğünüm kesinlikle, ben bir kere evleneceğim,bunu bile düşünmüyorL…

    Bu süreçte sizi yoran ve midenizde yanmalara ,uykunuzun kaçmasına sebep olan stres,yapılan işler değil yukarıdaki soru işaretleridir.Emin olamama hissi ve istenilenlerin evliliğe uygun olup olmaması duru mudur.Şu an yaptığınız tüm somut hazırlıklar hayallerinizin ürünü heyecanla beklediğiniz anlardır yanında getirdiği soru işaretleri ise bunların önüne geçmeye başlar…Tüm bunlarla nasıl başa çıkabilir ve özel günü hep gülerek anabilirsiniz…

    Öncelikle bu kararsızlık anlarını yaşamanız çok normal ve olması gereken bir durumdur. ….Hayatınızda bir değişim yapıyorsunuz ve etkilenmelisiniz. Rol değiştiriyorsunuz..bu kadar kolay olmamalı Ancak sağlıklı yanıtlar bularak da süreci en sağlıklı şekilde tamamlamalısınız… o kutsal günü her andığınızda suratınızın ekşimesini eminim ki istemezsiniz..Bunun için;

    Evlilik kararı ilk yetişkinliğin tamamlandığı olgunluk döneminde verilmelidir ve bilinmelidir ki kültürü, aile yaşantısı,eğitimi,sosyal yaşantısı ve ilgileri farklı iki ayrı bireyevlenmektedir.Amacınız müstakbel eşinizi kendiniz gibi yapmaya çalışmak ya da o mutlu olsun diye kendinizden vazgeçmekse,yanıldığınız ilk noktadır.Bu evlilik sandığınız kadar uzun sürmeyebilir.Bu kararı alana kadar farklı yönleriniz size çekici geldi ve hep onları anlattınız,tek bir karakter olmaya çalışmanız ilerleyen süreçlerde yeni bir farklı karakter aramaya yöneltebilir,dikkat!

    Kendisine ait özellikleri olan iki kümenin birleştiğini düşünün.ortak bir kesişim kümesi vardır,evlilikte tıpkı bu gibi olmalı,ortak alanları pekiştirmek ve karşı tarafın kararı ne olursa olsun eleştirmemek,kendi doğrunuzu söylemek ama yinede destek olmak.
    Destek,evliliğin en büyük yapı taşıdır ve dinamiğini korur.Birliktelik kaarrı alındığından itibaren korunmalıdır ve bu durumlar da Saygının somutlaştırıldığı anlardandır.Gidilen kuaför anımsanmaz;ancak kuaföre giderken destek vermeyişiniz her yemekte salata gibi önünüzde yer alır

    Somut olarak da gözlendiği gibi herkesten ayrı bir ev kuruyorsun ve buranın maddi –manevi anahtarı sadece eşlerde olmalı,duvarın rengini her gün siz göreceksiniz bu rengi belirleyen illaki anneniz olmamalı.Ebeveynlere bağımlı olmak hala evlilik olgunluğuna gelmediğinizin göstergesidir; ki dikkat edilmesi gereken en önemli konulardan biri de budur:sınırların belirlenmesi.

    Karı-koca sınırınız belirli olmadığı sürece evlilikteki dinamik sürekli dışarıya akar ve sorunlar başlar.

    Medeni durumunuz değiştiği gibi; kısmen de olsa yaşamınızda ve davranışlarınızda değişiklikler olacak.Artık tek değilsiniz ve aynı olmadığınız içinde mjuhakkak uzlaşamadığınız noktalar olacak.Problem uzlaşamamak değil,bu uzlaşazlığı çözmek;sanırım evliliğe anlam kazandıran ve devam etmesini sağlayan noktada burası.Evlilik ile gelecek olan değişim ve sorumluluklara hazır mısınız?

    Evlilik öncesinde hazır olmadığınızı düşünüyorsanız ve endişeleriniz var ise profesyonel destek almaktan çekinmeyin.Evlilik sürecinde alacağınız destekten daha da etkili olacaktır bireysel olarak almanız.Bunlara rağmen kararınız evet ise, sadece evliliğe hazırlıkta çıkartılan sorunlar var ise ;nikah masasını yemek masası gibi kullanmayacaksınız.Bu günün özel olduğunu oranın ihtişamı değil fotoğraf karelerindeki imajınız gösterecektir.Sevgiliniz sadece orada eşiniz olmayacak bundan sonraki yaşantınızda eşiniz olacak.

    Evlilikte bu süreç ile karşılaşılan dialoglar;
    Düğünden 10 yıl sonra Arkadaş ortamında piknikte eşler arasında bir uzlaşmazlık olmuştur ve tarışma başlar.
    A:Benim hiç bir istediğim olmuyor zaten,sürekli böylesin.(Etraftakilerden ses çıkaz ve kendilerince tıp demişlerdir)
    B:Neyim sürekli böyle,bencil miyim ben..
    A:Evet her şeyi sen bilirsin,siz bilirsiniz,yıllarcada böyle oldu…Düğünümde bile mutlu edemedin beni,istemediğim bir yerde evlendim.
    B:Hıh döndük dolaştık yine geldik.10 yıldır 10000 defa konuştuk,geri dönebiliyor muyuz,dönsekte o zaman bu koşullarımız var mıydı,vardı da ben mi yapmadım.
    A:Ben bir kere evlendim,ah ahhh…
    B:Tamam sus konuşmayalım yoksa kalbini kırıcam..
    SONUÇ :Eşler arası soğuma,konuşmama..
    Duygular :Gerginlik,öfke…
    Gerçek :Sihirli bir değneğin olmaması.Hayal kırıklığına sebep olacak beklentinin devam etmesi…
    SORU :Önemli olan eşinizle evlenmeniz mi?Yoksa Nasıl evlendiğiniz mi?

    Bu dialoğun devam etmesi sonu eşler duygusal olarak uzaklaşacaktır ve arkadaşız dedikleri role bürünecektir.Duygusallığın olmaması ve ilgi görmenin de ihtiyaç olduğu düşünülürse eğer;bu ilgi 3.bir kişide aranmaya başlanacaktır.Rolünüz ne olursa olsun hiç kimse sürekli eleştirilek ve yetersiz bulunak istemez.Bu olduğu anda savunma mekanızmaları ortaya çıkar..Duygular varsa arada öfkeye dönüşür tartışma olur,halen devam ediyorsa bu durum kaçınaya ve konuşmamaya başlar,hala devam ediyorsa evden uzaklaşmalarla ortak paylaşım azalır ve önemsenip değerli olduğunu düşündüğü durumlar aranır…

    Eşinizin ödül olarak ne yaptığını değil;eşinizi ÖDÜL olarak görebildiğiniz sürece evlilik canlı kalacaktır…

    Önemli olan sizin için düğün sabahından itibaren beraber uyanabilmek ise;
    Merak etmeyin düğününüzü sizin kadar hatırlayan olmayacak.

  • Sünnet ve yenidoğan sünneti

    Sünnet ve yenidoğan sünneti

    Ülkemizde ve dünyada en sık uygulanan cerrahi işlemlerden biri olan sünnet halen önemli bir tıbbi sorundur. Tüm dünyadaki erkeklerin %25’i dinsel, kültürel ya da tıbbi nedenlerle sünnet edilmektedir. Amerika’da bütün yenidoğanların %60’ı, Güney Kore’de ise %100’e yakını sünnet olmaktadır. Ülkemizde sünnet dini ve sosyal bir istek olup hemen hemen tüm erkek çocuklarında yaygın olarak uygulanmaktadır.

    Sünnetin tarihçesi yaklaşık 15.000 yıl öncesine kadar uzanmaktadır. Sünnetin farklı kültürlerce ve birbirinden bağımsız olarak uygulandığı da bilinmektedir. Mesela, Kristof Kolomb Amerika kıtasını keşfettiğinde birçok yerlinin sünnetli olduğunu görmüştür. Sünnetle ilgili ilk yazılı ve resimli kanıtlar ise M.Ö. 2300 yıllarındaki Antik Mısır papirüs ve duvar resimlerindendir. Burada sünnetin bir gelenek olarak uygulandığını gösteren bulgular vardır.

    Tarihte ve günümüzde en çok yapılan bu cerrahi işlemin gerekliliği, kim tarafından ne zaman ve nasıl yapılması gerektiği konusundaki tartışma belki de tıp literatürünün en ilgi çekici tartışmalarından biridir.

    Sünnet yapacak kişinin uzman olması, penisin anatomi ve fizyolojisini iyi bilmesi gerekmektedir. Sünnet esnasında gerekli cerrahi itinanın gösterilmesi önemli komplikasyonlara yol açabilmektedir. Bu komplikasyonların başında da kanama, enfeksiyon, idrar yolları ve penise kalıcı hasarların verilmesi ile hatalı sünnetler gelmektedir. Sterilizasyonun tam uygulanmaması, aynı aletlerin kullanılması, cerrahi teknik konusunda yeterli bilgiye sahip olunmaması bu komplikasyonların görülme oranını da artırmaktadır. Nitekim ülkemizde de her yıl yüzlerce çocuk sünnet sonrası komplikasyonlarla hastanelerimize başvurmaktadırlar. Sünnetin diğer bir önemli yönü de çocuk psikolojisi üzerine etkileridir. Ne yazık ki, bu konuda da yeterli eğitim çocuklara ve ailelere verilemiyor. Çocuğa sünnet için ön hazırlığın yapılması ve uygun ortamlarda sünnetin gerçekleştirilmesi şarttır. Psikolojik olarak olumsuz etkilenen çocuğun, ilerdeki cinsel hayatına yansıyabilecek bir takım sorunların olabileceği unutulmamalıdır. Sünnet ülkemizde genellikle 6–7 yaş sonrası çocuklarda yapılmaktadır.

    Son zamanlarda ise yenidoğan dönemi yapılan sünnet, cerrahi işlemin ve bakım kolaylığı, bebekte yara iyileşmesinin çabuk olması ve psikolojik travma oluşturmaması gibi avantajlarıyla daha sık uygulanır hale gelmektedir. Her yaşta sünnet yapılabilmekle beraber 2-4 yaş arası çocuklarda kimlik gelişimi benmerkezci ve uyumsuz olmaları nedeniyle zorunlu olmadıkça sünnet yapılmamalı ya da yapılacaksa kesinlikle genel anestezi altında uygulanmalıdır. Burada üzerinde durulması gereken önemli bir konu sünnet işleminin genel anestezi altında yapılmasının önemidir. Gerek cerrahi işlem olarak gerekse psikolojik etkiler açısından lokal anestezinin bir an önce terk edilmesi şarttır. Üstelik lokal anestezi genel kanının tersine genel anesteziye göre daha risklidir. Çünkü lokal anestezik olarak kullanılan maddenin penis damarlarında spazm yaparak penisin kaybına bile sebep olması mümkündür. Ayrıca çocuğa bu korku ve heyecanı yaşatmadan bir cerrahi işlem uygulamak çok daha yararlı ve çağdaştır. Nitekim günümüzde dünyada birçok ülkede lokal anestezi ile sünnet yapılması tıbbi bir hata olarak kabul edilmektedir. Elbette, önemle vurgulanması gereken asıl sorunlardan biri de “toplu sünnet” kampanyalarıdır. Bu tür kampanyalarda, hem bir cerrahi işlem olarak hem de psikolojik yönüyle sünnet olayında uyulması gereken tüm kurallar çiğnenmektedir. Nitekim, bu tür kampanyalar sonrası daha fazla komplikasyon oluşmaktadır. Üstelik 1997 yılında Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün toplu sünnetleri yasakladığını biliyoruz.

    Görüldüğü gibi sünnet ufak ama önemli bir cerrahi müdahaledir. Gerekli önemin verilmediği durumlarda insan hayatında önemli ve kalıcı olumsuz etkilere sebep olabilmektedir. Burada biz uzmanlara da önemli işler düşmektedir. Ailelerin ve çocukların doğru olarak eğitilmesi gerekmektedir. Ailelere, sünnetin genel anesteziyle, hastane koşullarında yapılmasının önemini vurgulamak ve bunu çekici hale getirmek önemlidir. Günümüzde sünnetin anatomik, fizyolojik, psikolojik açılardan bilgisi olmayan kişiler tarafından, uygun olmayan yerlerde ve koşullarda yapılmasının kabul edilebilir hiçbir gerekçesi olamaz.

    Yenidoğan sünneti

    Sünnetle ilgili olarak en sık karşılaştığımız soru sünnetin gerekli olup olmadığından ziyade, sünnet için hangi yaşın en ideal olduğudur. Yenidoğan döneminde yani doğumdan sonraki ilk bir aya kadar geçen süre içinde uygulanan sünnet sonrasını çok rahat geçirdikleri ortaya konmuştur. Yenidoğan sünnetin gerekliliği uzun zamandan beri tartışılmaktadır. 3-6 yaş arasında çocuğun ve sünnetin yaratacağı psikolojik ve erken çocukluk döneminde karşılaşılabilecek sorunları ortadan kaldırılması nedeniyle daha yararlı olabileceği ileri sürülmektedir. Halen Amerika’da %60 oranında yenidoğan sünneti yapılmaktadır.

    40.000 erkek bebek üzerinde yapılan çalışmalarda idrar yolu enfeksiyonu oranı sünnetsiz çocuklarda %7, sünnet olan bebeklerde ise %0,7 olarak bulunmuştur. Sünnetsiz çocukların idrar yolu enfeksiyonuna sünnetli olan gruba oranla 8-15 kat fazla yakalandığı gösterilmiştir. Yenidoğan döneminde yapılan sünnet, çocukluk yaşta gelişebilecek sünnet derisinin ucunda darlık, pipi başının sünnet derisi ile boğulması ve sünnet derisi iltihaplanması gibi rahatsızlıkların oluşumunu da tamamen ortadan kaldırmaktadır.

    Ayrıca yenidoğan döneminde yapılan sünnet işleminin cerrahi bir müdahale olarak da bir takım avantajları mevcuttur. Bu dönem sünnet işleminden 45 dakika kadar önce sürülen anestezik bir krem (emla) sonra, halk arasında “çan” adı verilen alet yardımıyla ya da klasik cerrahi metotla yaklaşık 10 dakikalık bir zamanda tamamlanabilmektedir. Çan metodunda sünnet derisinin iki metal parça arasında sıkıştırılması sonucunda bu işlem yapıldığı için sıklıkla ek dikiş konulmasına gerek kalmaz. Yenidoğan sünnet derisindeki damarlar daha küçüktür ve kanamaya ait sorunlar hemen hemen hiç görülmez. Sünnet sonrası bakım oldukça kolay ve iyileşme hızlıdır.

    Çan metodu

    Yenidoğan bebeklere sünnet amacıyla genel anestezi uygulamaya gerek yoktur. Bu nedenle bebeğin aç kalması gerekmez. Tok karnına işlem yapıldığında bebek işlem sırasında ve sonrasında çok daha huzurlu ve sakindir. Ancak eskiden yanlış olarak öne sürülen tezin aksine yenidoğan bebekler de ağrı duyarlar. Bu nedenle sünnet ince iğne ile lokal anestezi uygulanmalıdır. Yenidoğan bebek sünnet sonrası 3. günde sünneti yapan doktor tarafından görülür ve 5. günde banyo yaptırılabilir. Konulan dikişler kendiliğinden eriyerek düşer, dikişlerin alınması gerekmez.

    Yenidoğan sünneti oldukça basit ve risksiz bir operasyon olmasına rağmen bir cerrahi işlemdir. Dolayısıyla işlem sırasında ve sonrasında %1’den az oranla çeşitli komplikasyonlar olabilmektedir. Bunlardan başlıcaları; enfeksiyon, yetersiz sünnet, sünnet derisinin daralması,cilt yapışıklıkları ve kanamadır.

    Prematüre bebeklerde, ailede hemofili veya diğer kan hastalığı öyküsü olan bebeklerde, doğuştan pipi anomalisi olan bebeklerde ve o anda rahatsızlığı olan bebeklerde yenidoğan sünneti uygulanmamalıdır.

  • Panik Atak

    Panik Atak

    ”yeni bir şehre geldim ve ciddi alisma problemleri yasiyorum yaklasik 1 aydir dahada siddetlendi ve fiziki problemlerde basladi nefes alamiyorum yani aldigim soluk bana yetmiyor surekli pencereyi acip nefes almak istiyorum sanki kalbimin ustunde cok buyuk bi agirlik var ve geceleri uykumu bolen bi olecegim korkusu bazen delirecegimi bile dusunuyorum konusmak istemiyorum surekli icerde kalmaktan yasama dair tum bagim kopuyo sanki koca evrende tek basimayim”

    ”5 senedir panik atak hastasıyım belirtıleri nefes alamama kalp çarpıntısı terleme eklem agrıları bir yanıp bir donma vesvese ellerde ve bacaklarda uyuşma hissi düşücek gibi olma yani bayılıcak gibi olma agız kurulugu ölüm korkusu uykusuzluk uyurken panikle kalkma herseyden korkma kalbe igne ve bıcak saplanması vs daha uzar gider yani bu ben senin yerinde olsam bir pisikologa giderdim ben öyle yaptım artık hastalıgımla arkadas gibi olduk bana ne oldugunu bildigim için artık kendimi kontrol edebiliyorum ”
    (forum sayfasından)

    PANİK ATAK anında öldüğünü, ve kontrolünü kaybettiğini söyleyeniniz var mı;yoksa beyniniz şaka mı yapıyor?

    Panik atak insanı hem duygusal yönde hem de bedensel anlamda aşırı derecede zorlayan bir yaşantıdır.

    Kişinin yaşam kalitesini azaltan Panik Atak ,her insanı yaşantısı boyunca en az 1 kez ziyaret eder.Aniden ve belirti olmadan gelen semptomların meydana gelmesiyle ,yoğun bir şekilde yaşama ilişkin endişelerin oluşması Panik Atağı getirir.
    Panik Atak yaşayan kişi Kalp krizi geçirdiğini düşünür;ancak yapılan tıbbi açıklamada Kalp krizi görünmemektedir.Bu somut sonuç kişiye yeterli gelmez ;çünkü bu sefer de ‘ya kalp krizi geçirirsem’ düşüncesi yerleşir.

    Ataklar Ne kadar sürer?

    Atak başladığında belirtilerin en yoğun yaşandığı süre 10 dakikadır. Sağlık kuruluşlarına gitmeye çalışsanız bile vardığınızda geçmiş olacaktır.Panik Atak fizyolojik değil psikolojik bir rahatsızlıktır. Çok az bir kesin bu durumu yardım almadan atlatmaktadır.Çoğunluk ise zaman kaybetmeden bir hastaneye gitmektedir.Çünkü yaşanan durum,sanki hayatın biteceğinin habercisidir.Yoğun yaşanan bu kaygı ile ilgili yanlış yorumlamalar yapılması Panik bozukluğun sürekliliğini arttırmaktadır.

    Panik Atak anında neler yaşanır;

    1- Çarpıntı, kalp atımlarını duyumsama ya da kalp hızında artma olması 
    2- Terleme 
    3- Titreme yâda sarsılma 
    4- Nefes darlığı ya da boğuluyor gibi olma duyumları 
    5- Soluğun kesilmesi 
    6- Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkıntı hissi 
    7- Bulantı ya da karın ağrısı 
    8- Baş dönmesi, sersemlik hissi, düşecekmiş ya da bayılacakmış gibi olma 
    9- Derealizasyon (gerçek dışılık duygular) ya da deparsonalizasyon (benliğinden ayrılmış olma) 
    10- Kontrolünü kaybedeceği ya da çıldıracağı korkusu 
    11- Ölüm korkusu 
    12- Paresteziler (uyuşma ya da karıncalaşma duyumları) 
    13- Üşüme, ürperme ya da ateş basmaları dır.
    Bu durumdan artık kurtulmak istiyorum diyorsanız; inanın hiçbir engel yok.

    Hangi Rahatsızlıklar Panik Atak getirir

    Yaşamda stresin büyük bir yer kaplaması en temel unsurdur.Depresyon içerisinde ve sonrasında Panik Atak geçirilmesi oldukça normaldir.Yine yaygın anksiyete bozukluğu, alkol ve madde kullanımı da Panik Atak gelişimine yol açıyor.Yakın çevreden ölüm haberinin alınması da sosyal çevrenin etkisini göstermektedir.Panik atak anındaki aşırı performans,doktorların açıklamasına göre kalbi yormalktadır ve var olan kalp krizinin yaşanma olasılığı artmaktadır.Bu anlamda Panik Atak tedavisi gerekmektedir.
    Panik Atak 6/8 haftalık bir süreci kapsamaktadır.
    · Nefesinizi kontrol altına alın
    -Günün değişik zamanlarında, bir dakikada kaç kez yaptığınızı saptayınız. Bir kişi istirahat anında dakikada ortalama 10-12 kez soluk alıp vermektedir. Eğer kişi bundan daha fazla sayıda soluk alıp veriyorsa, bu sayı mutlaka azaltılmalıdır.
    “-Yavaş solunum tekniği (Panik atağın ilk belirtilerini farkettiğinizde)
    1. istirahat durumuna geçiniz.
    2. Nefesinizi tutup, 10’a kadar sayınız.
    3. 10’a geldiğiniz zaman nefes verip, kendinize “rahatla, gevşe” komutunu veriniz.
    4. 3 saniye nefes alınız, ardından 3 saniye nefes veriniz ve nefes alıp vermeyi bu tempoyla sürdürünüz. Böylece dakikada 10 solunum yapmış olacaksınız. Her nefes verişte “rahatla, gevşe” komutunu tekrarlayınız.
    5. Her 1 dakika sonunda, 10 saniye boyunca nefesinizi tutup, daha sonra 3’er saniyelik döngülerle solunumunuza devam ediniz.
    6. Panik atağı hafifleyinceye ya da ortadan kalkıncaya kadar bu alıştırmaya devam ediniz.
    Bunları yaptığınız zaman, belirtiler 1-2 dakika içinde hafifleyecek ve panik atağını yaşamayacaksınız. Yavaş solunum tekniği uygulayarak, panik ataklarınızı her zaman kontrol altına alabilirsiniz
    · Aşamalı üzerine gitme
    Daha çok Agorafobiye eşlik eden Panik Atak’da gözlenen “yalnız kalamama, sokağa çıkamama, kalabalık ortamlara girememe” gibi durum ve davranışlarla ilgili aşamalı alıştırmalar yapmak ve panik belirtileri azalıncaya kadar o ortamda kalmak, yani alıştırmaları tekrarlamak temeline dayanır.

    · Gevşeme Egzersizleri Önemli…
    Panik Atak anında beden kendini korumak adına kaslarda gerginlik oluşturur.Kas gerginliği işlevsel olmayan ölüm,çıldırma ve kontrol kaybı düşüncelerinin yoğunlaştığı anda beliren bir belirir ki Panik Atağı tetikler.Gevşeme egzersizlerinin öğrenilmesi rahatlamayı sağlarken tetikleyen unsurları da azaltacaktır.

    · Kognitif (Bilişsel) Yaklaşım
    Bilişsel tedavi; panik atağı öncesinde, sırasında ve sonrasında akıldan geçen ve panik atağı ile ilişkilendirilen bu yanlış yorum ve varsayımların, mantıklı düşünülerek düzeltilmesi temeline dayanır
    En etkin psikoterapi yaklaşımıdır.Panik Atak yaşayan kişilerde, işlevsel olmayan düşünceler ve varsayımlar oluşmaktadır.Var olan bu varsayımlar ve otomatik düşünceler atak yaşanmasabile her an yaşanmasına karşın kişinin tetikte olmasını sağlamaktadır.
    Tetikteki bekleyiş kaygı düzeyini arttırdığı gibi kişinin yaşantısını eskisi gibi sürdürememesine sebep olur.Kişi Panik Yaşama ihtimalinin olduğu yerlerden ve kalabalıktan kaçınmaya başlar.Her kaçınma aslında Panik Atak için olumsuz bir pekiştireçtir.Bunun sonucunda da oluşan kısır döngü hayatı yaşanmaz hale getirecektir. 
    Kişi en basitinden delireceğini ve öleceği kaygısını dile getirir.Somut kanıtlar arandığında ise bu güne kadar hiç bunların olmadığını belirtir.
    Panik Bozukluğu olanların unutmaması gerekenler…

    · Panik bozukluğu bir kalp rahatsızlığı değildir ve mental durumların kullanımını engellemez.
    · Hiçbir zaman ölüme yol açmaz;çünkü panik atak esnasında normal nefesimizin iki katı nefes alınır ve bu daha yorucudur.Bunun yerine yavaş ve derin nefes alınması daha etkili olacaktır.
    · Panik atağı sırasında insanların öldüklerine, delirdiklerine ya da kontrol dışı davranışlarda bulunduklarına ilişkin destekleyen bir kanıt yoktur. 
    · İlaç tedavisi panik atakları azaltmak için etkilidir ama sadece ilaç yeterli değildir. Bunun yanında eğer psikoterapi alırsanız sorunla başa çıkmayı öğrenmiş olursunuz. Tedavi içerisinde bile atakları yaşamaya devam edebilirsiniz, ama nasıl engelleyebileceğinizi öğrenmiş olduğunuzdan daha hafif atlatacaksınızdır. 
    Panik Atak çözülmeyecek bir problem değildir…

  • The outcome of percutaneous nephrolithotomy using ıntravenous catheter for obtaining percutaneous access as a treatment for renal stone disease in children: a pilot study

    ENDOUROLOGY AND STONE DISEASES

    The Outcome of Percutaneous Nephrolithotomy Using Intravenous Cath- eter for Obtaining Percutaneous Access as a Treatment for Renal Stone Disease in Children: A Pilot Study Purpose: Using percutaneous nephrolithotomy (PNL), it is easy to reach stones in various parts of the kidney via a single access tract. In the current study, we set out to demonstrate that the intravenous catheter is a safe way to gain renal access, and that PNL is safe in children. Materials and Methods: We retrospectively reviewed the medical records of patients who underwent PNL as a treatment for renal stone disease at our center between September 2013 and December 2014. There were no spe- cific exclusion criteria. We used 14 gauge intravenous catheter for renal access in all cases. Results: Eleven of the 32 patients (34.4%) were female and 21 (65.6%) were male. The mean ± SD patient age was 4.7 ± 3.71 years (9 months-16 years). Six patients (18.7%) were infants less than 1 year of age. Fifteen of the stones (46.8%) were located in the right kidney, and 17 of the stones (53.1%) were located in the left kidney. The average stone size was 13.9 ± 4.8 mm (range, 12-28). The average duration of operation was 69.7 ± 10.4 minutes (range, 50-110), and the average duration of fluoroscopy was 2.21 ± 1.06 minutes (range, 1-6). There were complications in 5 of the cases (15.6%). Conclusion: The access and dilatation stages are quite important. We propose that the intravenous catheter is a safe and inexpensive tool for renal access in PNL in pediatric age group patients. Keywords: kidney calculi; surgery; child; minimally invasive surgical procedures; methods; nephrostomy; percu- taneous; treatment outcome. INTRODUCTION Urinary stone disease is common in Turkey. A multicenter study reported a prevalence of the disease of 14.8%,(1) and this percentage is even higher in the regions of Turkey with warmer climates, such as Eastern and Southeastern Anatolia. Renal stones in children cause growth and developmental delays, urosepsis, and renal impairment. Due to the high rate of relapse in this age group, minimally invasive methods to treat childhood urinary stone disease are crucial. Studies from Turkey show that the average rate of relapse for renal stone disease in children between the ages of 1 month and 6 years is 15%, and that 37.5% of these patients have a metabolic disorder.(2) In the past 6 decades, remarkable improvements have been achieved in the treatment of renal calculi. Goodwin and colleagues first inserted a nephrostomy catheter into the kidney of a patient with hydronephrosis in 1955.(3) Not long after, Harris and colleagues reported the first removal of a renal stone percutaneously using a flexible bronchoscope.(4) In 1967, Fernstrom and Johansson performed and described percutaneous nephrolithotomy (PNL).(5) In 1980, their accomplishment was followed by the invention of extracorporeal shock wave lithotripsy (SWL).(6) PNL is the preferred treatment method for SWL resistant patients. SWL is generally contraindicated for large stones and cystine stones and is not specific for lower calyceal stones. The success rate of PNL is high and its morbidity level is markedly low. The most important stage in PNL is achieving percutaneous access to the kidney. For renal puncture in this stage of the PNL procedure, the intravenous catheter (angiocath) has been described in the literature as highly maneuverable, able to fit comfortably in the palm of the hand, and quite inexpensive.(7) In particular, use of an angiocath decreases Mehmet Serif Arslan,* Hikmet Zeytun, Erol Basuguy, Serkan Arslan, Bahattin Aydogdu, Mehmet Hanifi Okur *Correspondence: Departments of Pediatric Urology and Pediatric Surgery, University of Dicle, Sur, Diyarbakir 21210, Turkey. Tel: +90 505 6260047. Fax: +90 2488001. E-mail: mserif.arslan@dicle.edu.tr Received January 2016 & Accepted February 2016 Endourology and Stone Diseases 2502 Vol 13 No 01 January-February 2016 2503 the risk of complications such as renal tissue damage and extravasation. In the current study, we aimed to demonstrate the outcome of PNL using an angiocath in the treatment of renal stone disease in children, with particular attention paid to the infant patient group, which has been rarely noted in the literature. MATERIALS AND METHODS Study Population Our study included 32 patients who underwent PNL treatment for renal stone disease at our clinic between September 2013 and December 2014. The medical records of these patients were retrospectively reviewed. The cases were analyzed in terms of gender, age, radiological signs such as stone location and stone area (according to stone protocol computerized tomography), size of sheath used, duration of operation, complications, and treatment results. This study included pediatric patients in whom PNL was indicated and other treatment methods such as SWL were insufficient. There were no specific exclusion criteria. This retrospective study was issued an approval number of 48/2014 by our Human Ethics Committee. Evaluations All patients underwent pre-operative studies including Percutaneous Nephrolithotomy and Children-Arslan et al. Urological Oncology 2405 Table 1. Demographics and stone characteristics of patients. Variables Renal Stones (n = 32) Age, years (mean ± SD) 4.7 ± 3.71 (9 months–16 years) Male/female, no (%) 21 (65.6) / 11 (34.4) Stone load, mm2 (mean ± SD) 160 ± 89.7 (120–250) Stone size, mm (mean ± SD) 13.9 ± 4.8 (12–28) Stone number, mean ± SD (range) 3.31 ± 2.4 (1-13) Left/right side stone, no (%) 17 (53.1) / 15 (46.8) Patients with special situations, no (%) Solitary kidney 1 (3.1) Hydronephrosis 12 (32.4) Residual stones after SWL 3 (9) Stone locations, no (%) Pelvic stone 10 (31.2) Middle calyceal stone 5 (15.6) Lower calyceal stone 5 (15.6) UPJ stone 4 (12.5) Multiple calyceal Stones 8 (25) Abbreviations: SD, standard deviation; UPJ, ureteropelvic junction. Figure 1. A) Guidewire inserted through the sheath of angiocath; B) fluoroscopic image of access. urinalysis, complete blood count, serum biochemistry, and routine coagulation and serological tests. Additionally, all patients were examined with renal ultrasound (RUS) and noncontrast spiral computerized tomography (NSCT). Scans of 3-mm coronal and reformatted 3-mm axial sections were evaluated on the Dicle University (Diyarbakır, Turkey) picture archiving and communication system (PACS). Maximal stone diameter was measured in two dimensions in the reformatted coronal and axial sections by one reviewer. Preoperative nephrostomy was not used in any patient. Procedures The PNL procedure was performed by three surgeons. PNL was classified for each procedure as described by Tepeler and colleagues, using the size of the external sheath as a criterion.(8) PNL access was performed using a 14 gauge angiocath in the lithotomy position, as described by Penbegul and colleagues (Figure 1).(7) For this procedure, a 3 French (F) ureteral catheter was placed into the ureteropelvic region of the supine patient, after which the patient was placed in the prone position, and renal access was obtained using an angiocath and fluoroscopy. Diluted (40%–50%) contrast medium was injected into the collecting system to confirm the puncture. Then, after removing the needle, a 0.038 inch hydrophilic guide wire was passed through the outer sheath into the renal unit. The tract was mechanically dilated to 12 F over the guide wire. A 12 F working sheath was placed in the pelvicaliceal system. The stones were visualized using a rigid nephroscope (9.5 F nephroscope; Karl Storz, Tuttlingen, Germany) and fragmented with pneumatic lithotripsy. Many reports in the literature describe pneumatic and laser lithotripsy. Stone fragmentation with pneumatic lithotripsy is cheaper and faster than laser lithotripsy via PNL. Therefore, we preferred pneumatic lithotripsy in all of our patients, which allowed the fragmented stones to be removed by forceps and the turbulence of fluid flow. During the procedure, if extravasation was noted, an 8 F nephrostomy catheter was passed through the working Table 2. Intraoperative and postoperative parameters. Variables Renal Stones (n = 32) Initial stone free rate, no (%) 28 (87.5) Final stone free rate, no (%) 31 (96.9) Hospital stay, days, mean ± SD (range) 4.34 ± 1.09 (2–8) Operative time, min, mean ± SD (range) 69.7 ± 10.4 (50–110) Fluoroscopy time, min, mean ± SD (range) 4.8 ± 1.06 (2-7) Hemoglobin drop, g/dL, mean ± SD (range) 0.97 ± 1.9 (2–4.2) PNL size *, no (%) PNL+12 15 (46.8) PNL+14 10 (31.2) PNL+18 6 (18.7 ) PNL+24 1 (3.1) Puncture locations, no (%) Middle/lower pole calyces 12 (37.5 ) / 20 (62.5) Infracostal/Supracostal 25 (78.1) / 7 (218) Significant complications, no (%) Clavien grade 1 4 (12.5) Clavien grade 2 1 (3.1) Stone composition, no (%) Calcium oxalate and/or phosphate 12 (37.5) / 20 (62.5) Uric acid 5 (15.6) Struvite 6 (18.7) Cystine 5 (15.6) Abbreviations: SFR, stone free rate; PNL, percutaneous nephrolithotomy; SD, standard deviation. * PNL classification as described by Tepeler et al.(8) Percutaneous Nephrolithotomy and Children-Arslan et al. Endourology and Stone Diseases 2504 Vol 13 No 01 January-February 2016 2505 channel into the renal collecting system, and its placement was confirmed by administering contrast. Twelve hours post-surgery, the ureteral and Foley catheters were removed. The nephrostomy catheter was removed after RUS confirmed the absence of a urinoma. Patients with no complications were discharged from the hospital on the second post-operative day and were prescribed oral anti-inflammatories. The initial stone-free rate (SFR) is defined as a stone-free or asymptomatic state and a clinically insignificant residual stone of ≤ 4 mm on RUS at 24–48 hours post-PNL. The final SFR is the same as the initial SFR at 1 month post operatively and after any repeat PNL or auxiliary procedures. Collected stones were sent for analysis. Statistical Analysis Data were reported as numbers and percentages or as means ± SD as appropriate (Tables 1 and 2). Analyses were conducted using PASW Statistics software (Statistical Package for the Social Science (SPSS Inc, Chicago, Illinois, USA, version 18.0). RESULTS The current study had a male-to-female ratio of 18 to 14 (Table 1). The mean age of the patients was 4.7 ± 3.7 years (range, 9 months to 16 years). Fifteen patients had a stone in the right kidney (46.8%) and 17 had a stone in the left kidney (53.1%). In terms of the location of stones, 10 cases exhibited stones in the renal pelvis (31.2%), 5 cases in the middle calyx (15.6%), 4 cases in the ureteropelvic junction (12.5%) and 5 cases in the lower calyx (15.6%); in 8 (25%) cases, stones were located in multiple calyces. The average size and area of the stones were 13.9 ± 4.8 mm and 160 ± 89.7 mm2, respectively. There was hydronephrosis in 12 patients, 3 patients had histories of failed SWL procedures, and 1 patient had a solitary kidney. None of the patients had anatomical abnormalities. A single access tract was used to remove stones in all patients. Supracostal access was utilized in 7 cases, while infracostal access was used in 25 cases. Renal stones were accessed through the middle calyx in 12 cases and through the lower calyx in 20 cases. We operated on 15 of the patients (46.8%) using a 12 F access sheath, and 6 of these cases (40%) were infants (< 1 year). In 10 cases (31.2%), the stone’s area was greater than 180 mm2 and the PNL procedure was performed using a 14 F sheath to decrease the duration of the procedure. In six cases (18.7%), the stones were struvites greater than 220 mm2 and the PNL procedure was performed using an 18 F sheath. In one case, NSCT identified multiple stones in the right kidney, and during the procedure we found 13 stones in multiple calyces. In this case, the procedure was started with a 12 F sheath; however, the stones moved continuously due to the turbulence of the liquid flow and the stone fragments were unusually large, which necessitated a 24 F sheath. The larger stones were removed using pneumatic lithotripsy and the remaining 11 stones were removed with forceps (Figure 2). Operation time is considered as the time between the first renal puncture to the completion of stone removal. The average duration of the operation was 69.7 ± 10.4 minutes (range, 50–110 minutes), and the average duration of fluoroscopy was 2.21 ± 1.0 minutes (range, 1–6 minutes). The average hemoglobin (Hb) decrease in the post-operative follow-up was 0.97 ± 1.9 g/dL (range, 2–4.2 g/dL). According to the modified Clavien classification,(9) complications were identified in only five cases (15.6%). In four of five cases, Figure 2. A) Preoperative computerized tomography scan view of a 5-year old patient with solitary kidney and 13 stones; B) cystine stones removed from the same case. Percutaneous Nephrolithotomy and Children-Arslan et al. grade 1 urinary extravasation, hematuria, and pain developed, and an 8 F nephrostomy catheter was placed. On the second post-operative day, in both patients the nephrostomy catheter was initially clamped and a RUS check was performed, and when extravasation was excluded the nephrostomy catheter was removed. A grade 2 complication was observed in only 1 of 5 cases that developed complications. In this final case, pain and hematuria continued for more than 2 days postoperatively. The patient’s Hb values decreased from 12.6 g/dL to 7.6 g/dL, and an erythrocyte suspension was administered. In the follow up of all 5 cases, no problems were identified (Table 2). On the second postoperative day, standing direct abdominal radiography and RUS were performed on all patients to measure the preliminary success rate. These demonstrated initial SFR kidneys in 28 patients (87.5%). Anti-inflammatories were prescribed for all patients and all were fully hydrated. After the final SFR, the success rate for eliminating renal stones was 96.9% (31 out of 32 patients) (Table 2). In only one case, a 6 mm stone was found in the lower calyx. The treatment regimen was continued without any change for 3 months. Chemical analyses of the stones revealed calcium-oxalate and/or phosphate in 16 cases, uric acid in 5 cases, struvite in 6 cases, and cystine in 5 cases. DISCUSSION Urinary stone disease is especially prevalent in certain regions of the world. In Turkey, 5% of all patients seen in pediatric urology clinics suffer from urinary stone disease, and the overall prevalence of the disease in Turkey is 14.8%. Both the incidence and relapse rate of urinary stone disease are quite high in Turkey, as is the case in much of the world. The incidence is higher in regions with warmer climates, such as Eastern and Southeastern Anatolia.(1) According to the current protocol for treating urinary stone disease, various minimally invasive treatments can be used, including SWL, ureterorenoscopy (URS), retrograde intrarenal surgery (RIRS), micro-PNL, and PNL.(10) Renal stones in children cause growth and developmental delays, urosepsis, and renal impairment. Due to the high rate of relapse in this age group, minimally invasive methods to treat childhood urinary stone disease are crucial. PNL is the most common endourology treatment method. Its many advantages include: shortened hospital stays, decreased complication rates, high stone-free success rates, and the capacity to reach almost any calyx when entered from the right access point.(11) PNL is known to be an appropriate treatment for pelvic stones larger than 1.5 cm, pole stones larger than 1 cm, and cystine stones larger than 1 cm in children.(2) The effectiveness and reliability of PNL in pediatric patients has been proven by various studies. Etemadian and colleagues concluded that PNL using adult sized instruments was relatively safe in children, with a SFR of 67%.(12) In another study, the SFR was determined to be 87.5%, and following additional procedures such as SWL, URS, and re-PNL, a final success rate of 98% was achieved.(13) One study reported that the risk of bleeding complications increases as the diameters of the renal access tract and the nephroscope increase.(14) This study demonstrates that the risk of complications is determined by the operative technique (e.g., the access method), the number of tracts, the tract dilatation method, and tract diameter.(14) Bilen et al. showed that, when 20-26 F access sheaths were used, more blood transfusions were needed; however, use of 14 F access sheaths did not necessitate transfusions.(15) Given that in pediatric cases the collecting tubules are shorter and the kidney is smaller, the smallest possible instruments and tracts should be used to prevent major complications such as bleeding and renal damage.(16) Desai and colleagues emphasize that it is quite safe to operate using access sheaths smaller than 14 F in preschool-aged children, and that the rate of complications such as bleeding and parenchymal damage is low.(17) Accessing the renal unit is the most important step in PNL. Chiba-type aspiration needles are commonly used for this purpose. Long, flexible needles may be problematic for the surgeon, which may result in higher rates of complications such as bleeding.(18) The use of an Alken guide confers advantages including less radiation exposure and shorter access and operative times in adults, even in the supine position.(19) For patients of all ages, the most important step of PNL is to gain access; for this step, 11 to 15 cm long 18 gauge needles are usually used. For obese patients and adult patients, long needles are preferable due to their longer access tracts; otherwise, we prefer shorter needles because they can easily be orientated and manipulated. In addition, in pediatric cases, a smaller skin incision is occasionally required to overcome difficulties with inserting these needles. While investigating the cost of materials according to the purchase prices of our hospital, we noted that the angiocath, costing only 0.30 Turkish Lira (TL), was less than one hundredth of the price of the percutaneous access needle, which costs 32.20 TL.(18) As a Percutaneous Nephrolithotomy and Children-Arslan et al. Endourology and Stone Diseases 2506 Vol 13 No 01 January-February 2016 2507 comparison, Bhullar and colleagues developed a highly reliable renal access tool, but the cost was estimated at around $700 (about 1,900 TL).(20) In contrast, in our clinic we used 14 gauge angiocath for renal access in all cases; we regard these tools, which require no preliminary preparation and that provide practical, efficient, inexpensive, and safe access, to be reliable and cost-effective. In our study, the success rate of removing stones with the PNL technique utilizing 12-24 F external sheaths was 96.9%, and the complication rate was 15.6%. In 15 of our 32 patients (46.8%) we were able to use a 12 F sheath, which was the smallest PNL sheath available; 6 of these 15 cases (40%) were infants (< 1 year), an age group which is rarely reported on in the literature. The size of the external sheath can be increased as necessary using the same tract and guide wire. In one of our patients, we started the procedure with a 12 F sheath, and during the operation were able to increase the size to a 24 F sheath to shorten the duration of the procedure and remove the stones successfully. Our experience has shown that the angiocath can be safely used for renal access in PNL. Using PNL, it is easy to reach stones in different parts of the kidney via a single access tract, making it a minimally invasive treatment. The most significant complications of this procedure are bleeding and extravasation. The indications for PNL are large, complex renal stones, hard stones which are resistant to SWL, such as cystine stones and cases where other endourology treatment methods fail.(21) PNL is a more effective treatment method for children with renal stones compared to SWL, URS, and RIRS. In PNL, all of the steps following successful access to the renal unit and careful dilatation are easier than in URS or RIRS. In the latter two endourologic methods, a stone can only be reached after passing through the urethra, bladder, and ureteropelvic regions; however, for the PNL technique in pediatric patients, the anatomic distance generally does not exceed 3–5 cm. PNL is the preferred minimally invasive treatment method for the treatment of renal stones in all pediatric patients, including infants. PNL can be used to treat stones of different sizes and locations. The access and dilatation stages are quite important, and it is crucial to perform PNL with the smallest access sheath possible to ensure a successful treatment outcome. CONCLUSIONS We are of the opinion that PNL has increased our success in treating renal stones in pediatric patients, because using the angiocath for renal access allows us to reach the collecting duct system safely and efficiently. The current study had two limitations: its relatively small sample size and retrospective design. Future prospective studies are required to further compare angiocath to other devices for gaining renal access. CONFLICT OF INTEREST None declared. REFERENCES 1. Akinci M, Esen T, Tellaloglu S. Urinary stone disease in Turkey: an updated epidemiological study. Eur Urol. 1991;20:200-3. 2. Oner A, Demircin G, Ipekcioglu H, Bulbul M, Ecin N. Etiological and clinical patterns of urolithiasis in Turkish children. Eur Urol. 1997;31:453-8. 3. Goodwin WE, Casey WC, Woolf W. Percutaneous trocar (needle) nephrostomy in hydronephrosis. J Am Med Assoc. 1955;157:891-4. 4. Harris RD, McLaughlin AP, 3rd, Harrell JH. Percutaneous nephroscopy using fiberoptic bronchoscope: removal of renal calculus. Urology. 1975;6:367-9. 5. Fernstrom I, Johansson B. Percutaneous pyelolithotomy. A new extraction technique. Scand J Urol Nephrol. 1976;10:257-9. 6. Lycklama a Nijeholt AA, Jonas U. [Crushing of kidney stones: tomorrow's reality? (noninvasive lithotripsy by shock waves)]. Ned Tijdschr Geneeskd. 1983;127:1093-4. 7. Penbegul N, Bodakci MN, Hatipoglu NK, et al. Microsheath for microperc: 14-gauge angiocath. J Endourol. 2013;27:835-9. 8. Tepeler A, Sarica K. Standard, mini, ultra-mini, and micro percutaneous nephrolithotomy: what is next? A novel labeling system for percutaneous nephrolithotomy according to the size of the access sheath used during procedure. Urolithiasis. 2013;41:367 9. Tefekli A, Ali Karadag M, Tepeler K, et al. Classification of percutaneous nephrolithotomy complications using the modified clavien grading system: looking for a standard. Eur Urol. 2008;53:184-90. 10. Scales CD, Jr., Smith AC, Hanley JM, Saigal CS, Urologic Diseases in America P. Prevalence of kidney stones in the United States. Eur Urol. 2012;62:160-5. 11. Okur MH, Arslan. MS, Aydoğdu. B, et al. Our initial experience with percutaneous nephrolithotomy in children. Dicle Med J. 2014;41:151-2. 12. Etemadian M, Maghsoudi R, Shadpour P, Mokhtari MR, Rezaeimehr B, Shati M. Pediatric percutaneous nephrolithotomy using adult sized instruments: our experience. Urol J. 2012;9:465-71. 13. Hatipoglu NK, Bodakci MN, Penbegul N, et al. Monoplanar access technique for Percutaneous Nephrolithotomy and Children-Arslan et al. percutaneous nephrolithotomy. Urolithiasis. 2013;41:257-63. 14. Unsal A, Resorlu B, Kara C, Bozkurt OF, Ozyuvali E. Safety and efficacy of percutaneous nephrolithotomy in infants, preschool age, and older children with different sizes of instruments. Urology. 2010;76:247- 52. 15. Bilen CY, Kocak B, Kitirci G, Ozkaya O, Sarikaya S. Percutaneous nephrolithotomy in children: lessons learned in 5 years at a single institution.J Urol. 2007;177:1867-71. 16. Guven S, Istanbulluoglu O, Ozturk A, et al. Percutaneous nephrolithotomy is highly efficient and safe in infants and children under 3 years of age. Urol Int. 2010;85:455-60. 17. Desai J, Zeng G, Zhao Z, Zhong W, Chen W, Wu W. A novel technique of ultra-minipercutaneous nephrolithotomy: introduction and an initial experience for treatment of upper urinary calculi less than 2 cm. Biomed Res Int. 2013;2013:490793. 18. Penbegul N, Soylemez H, Bozkurt Y, et al. An alternative and inexpensive percutaneous access needle in pediatric patients. Urology. 2012;80:938-40. 19. El Harrech Y, Abakka N, El Anzaoui J, Goundale O, Touiti D. One-shot dilation in modified supine position for percutaneous nephrolithotomy: experience from over 300 cases. Urol J. 2014;11:1575-82. 20. Singh Bhullar J, Scott R, Patel M, Mittal VK. Kidney access device. JSLS. 2014;18(4). 21. Kim SC, Kuo RL, Lingeman JE. Percutaneous nephrolithotomy: an update. Curr Opin Urol. 2003;13:235-41. Percutaneous Nephrolithotomy and Children-Arslan et al. Endourology and Stone Diseases 2508

  • Suça Sürüklenen Çocuk

    Suça Sürüklenen Çocuk

    Neden ‘suça sürüklenen çocuk’ hiç düşündünüz mü?

    Çocuk denilince akla gelen hep masumluktur,akıllarda çocuk hep suçtan uzak ve temizdir.

    Bu düşünce bazen çelişkiye düşer.Çocukların sebep olduğu suçlar ,gözümüzde onları bir anda canavarlaştırır.Şaşkın yüz ifademiz beliriverir.Bizim onlara yüklediğimiz anlamlar bunlar değildir.Hadi canım,Allah Allah,Ne günlere kaldık,Tabii normal …ardından kurduğumuz yargılayıcı cümlelerdir.Onları ve yaptıklarını anlamak güçtür.
    Kamu malına zarar verme ,hırsızlık,yaralama gibi mahkemeye intikal edilen suçlar ,çocuklara suça sürüklenen çocuk sıfatını getirmektedir.
    Denildiği gibi;suça sürüklenen çocuk….
    Burada suçlanan onlar;ancak onların da suçlaması gerekenler var.
    Neden suça sürüklenen çocuk hiç düşündünüz mü?Yaşantılarını hiç merak etiniz mi ve görebildiniz mi?

    Kadın ve erkek bir çocuk dünyaya getirmiş;fakat bundan önce maddi koşulları isteklerini karşılayamayacak düzeyde olmasına karşın ortalama en az 3 çocuk daha dünyaya getirmiş ve bundan sonra getirmeyeceği de düşük bir olasılık.Aile maddi sıkıntılar çekmekte ve çocuk sürekli döneminin gereği özenti davranışları göstermektedir.Ebeveynler istekleri karşılayamadığı gibi,toplumsal bir aile modelini oluşturmak adına anne,baba rollerinden tamamen uzaktır.
    İkamet edilen yere bakındığında ise;2 odalıdır ve kendilerini birey olarak hissedebilecekleri,kendilerine özgü odaları bulunmamaktadır,anlayacağınız ilk özgüven adımları başlamadan sonlandırılmıştır.Buna bir de ebeveynlerin aynı odada kalması eklenirse cinsel kimlik bozukluklarının ve suçluluk inançlarının temelleri atılmaktadır.
    Bulunduğu çevrede model alacağı kişilerinde suç işliyor olması ‘suç’ kavramını normalleştirmekte ve değer yargısı olmaktan çıkarmaktadır.Onlar artık, suç işlemekten çekinmezler ise varlardır.

    Çocukların tek isteğidir kabul görmek ve ödüllendirilmek .Her bireyin de isteği kendini gerçekleştirmektir ve onlara sunulan koşullarda bunlardır.Herkes kendisini ait olduğu çevrede sunulan koşullar dahilinde gerçekleştirmeye çalışır.
    Bu durumların varlığı geçmişte çocuk olan büyüklerinde içselleştirmelerine sebep olmakta ve onlarda problem çözme becerisini zayıf olanlara şiddet uygulamakla ve madde kullanımı ile sağlamaktadır.
    Aile içerisinde şiddetin olması öfke ve intikam duygularını beraberinde getirir.Çocukta içsel çatışmalara neden olur ve güven duygusunu zedeler.Çocuk öfkesini başkalarına uygulayacağı saldırganca davranışlarda gidermeye çalışır;çünkü aşağılanmıştır ve güçlü olduğunu kendisine ve çevresine kanıtlamaya çalışacaktır.Bu kısır döngüde ;onların geleceğini ailelerinde,ailelerinin çocukluğunu da onlarda görebilirsiniz.Görüldüğü gibi model almak bir hayata bedeldir.
    Ailenin maddi durumu iyi olmadığından psikolojik ihtiyaçlar göze dahi gelmemektedir.Maddi gelir elde etmek adına çok erken yaşta çalışmaya başlatılan çocuk için okul sürecinin devamı söz konusu dahi değildir;çünkü buna ilişkin bir model yoktur.Hırsızlık yapan bir çevrede de çocuğun okumasını beklemek,hayal kırıklığıdır.Erken yaşta alınan maddi sorumluluk çocukluk dönemlerinin aç kalmasını sağlar.Çocuk olamadan birey olan kişi ise yaşantısı boyunca bu dönemlere takılı kalır.Bunların sonucunda ise normal olan, gelecekte Psikolojik sorunlar ve bozukluklar yaşamasıdır.

    Bakıldığında bu çevrede çocuk olabilmek;saldırgan,risk almaktan kaçınmayan,aşağılanan,kendisini yeterli göstermek için onlar gibi davranan,olumsuz davranışları pekiştirilen,içi boş bir özgüvene sahip olmak demektir.
    Suç sadece somut bir göstergedir ve topluma gösterdikleri bir yardım çağrısıdır.Çocuk suç işlemez,çocuğa suç işletilir.
    Onlar için suç değil suça sürüklenen nedenler önemlidir.Hangi suç olursa olsun aslında hep dokunulmamış çocuk ruhları vardır.Tek istekleri Çocuk olmaktır.
     

  • Hipospadias, yarım sünnet, pipinin altından işeme

    Hipospadias (yarım sünnetli, pipinin altından işeme)

    Hipospadias nedir:

    Gebeliğin erken döneminde pipinin gelişimi sırasında aksaklık olması sonucu, idrar deliğinin pipinin ucunda değil alt kısımlarında olması, çeşitli derecelerde eğriliğin olması ve sünnet derisinin alt kısmının eksik, gelişmemiş olması durumuna hipospadias denir.

    Nasıl oluşur, nedenleri nelerdir:

    Dış genital yapıların kız ve erkek yönünde farklılaşmasında kritik dönem gebeliğin 8-12. haftalarıdır, erkeklerde testesteron hormonunun etkisi ile pipinin gövde kısmı olan fallus uzar, açık olan idrar kanalı aşağıdan yukarı, pipi ucuna doğru kapanarak oluşur ve sünnet derisinin de oluşmasıyla gelişim tamamlanır. Bu sürecin kesintiye uğraması ile pipi gelişiminde aksama olur ve idrar kanalının açık kalma seviyesine göre çeşitli derecelerde hipospadias hastalığı ortaya çıkar. Hastalığın nedenleri arasında: testesteron hormon yetersizliği, hormonu etkili şekline dönüştüren enzim yetersizliği (5 alfa redüktaz), veya hedef dokularda etki yetersizliği, fazla östrojene maruz kalma sayılabilir.

    Hastalığın tipleri (sınıflama) nelerdir:

    İdrar kanalı torbaların alt kısmından, pipi ucuna doğru kapanarak oluşur, glansın (pipi baş kısmı) kapanıp, sünnet derisi de oluşarak süreç tamamlanır. İdrar kanalının kapanması hangi seviyede durmuşsa o seviyede hipospadias hastalığı oluşur. Proksimal, ağır hipospadiasda çok erken dönemde kapanma durmuş, idrar deliği torbalar seviyesinde, hatta daha altta, perinede olur, pipi eğri ve küçük yapıdadır. Distal, daha hafif hipospadiasda süreç geç dönemde durmuş, idrar deliği pipi ucuna yakın olur. Hastalığın şiddetine göre idrar deliği torbaların altından (perine), pipinin ucuna yakın olmak üzere çeşitli seviyelerde olabilir. Hipospadasın birden fazla sınıflandırma şekli vardır, ancak pratik olarak üç seviyeye ayırabiliriz: distalhipospadias, idrar deliği pipinin ucuna yakın, penil,idrar deliği pipinin gövdesinde, ortalarında, proksimal,idrar deliği pipinin en alt kısmında, torbaların arası veya altındadır.

    Ameliyat öncesi yapılması gerekenler:

    İdrar deliği pipi ucuna çok yakın olan çocuklarda ek hastalık görülme sıklığı azdır. Ancak pipinin daha altından, torbaların arasından idrar yapan çocuklarda mutlaka idrar yollarına veya genital organlara ait ek hastalıklar dikkatlice araştırılmalıdır. Bunun için rutin kan tahlilleri dışında görüntüleme yöntemleri kullanılır, üriner sistem ultrasonu, kontrast madde ile mesane ve idrar kanalının görüntülenmesi yapılır, Sistoskopi yapılır, yani kamera ile idrar kanalı ve mesane incelenir, idrar kanalına açılan kızlara ait iç genital yapılar, vajen, uterus bulunabilir. Ağır hipospadiasların cinsiyet gelişim bozukluğu açısından araştırılması gerekir.

    Ne zaman ameliyat edilir:

    Hipospadias ameliyatı mümkün olduğu kadar erken aylarda yapılır, 6 aylıktan sonra ve bir yaş öncesi yapılabilir. Çünkü ameliyat sonrası bakım çok önemlidir, pipi bölgesinin sürtünme, çarpma, bası gibi travmalardan korunması iyileşmede ve komplikasyonların önlenmesinde çok etkilidir. Çocuklar emeklemeden, yürümeden bakımı, ağrı kontrolü daha kolaydır, bunlar da iyileşmeyi olumlu yönde etkiler. Ancak küçük boyuttaki pipide cerrahi işlem biraz daha zordur ve ileri derecede cerrahi deneyim gerektirir.

    Ameliyatı nasıldır, neler yapılır:

    Hipospadias ameliyatında temel olarak idrar deliği pipinin ucuna getirilir, pipinin eğriliği düzeltilir, alt kısımdaki deri eksikliği tamamlanır ve pipinin baş kısmının şekli düzeltilir. Pipi ucu ile idrar deliği arasındaki mesafe kısa ise, arada idrar kanalı oluşturacak yeterli doku varsa tek aşamada olacak şeklide ameliyat planlanabilir. Ancak mesafe uzak ve doku yetersizse, pipide çok fazla eğrilik varsa, iki aşamalı ameliyat planlanır, ilk aşamada eğrilik düzeltilip pipi ucu ve idrar deliği arasına sünnet derisinin mukozası veya ağız içi mukoza yeni idrar kanalı oluşturmak için yerleştirilir. İkinci aşamada bu mukozadan kolay şekilde yeni idrar kanalı oluşturulur ve pipi başı, glans düzeltilebilir. Ameliyat sonrası yeni idrar kanalının iyileşmesi için idrar sondası takılıdır ve bu sonda 7-14 gün arasında takılı kalır. Sonda çekildikten sonra idrar kaçağı (fistül) veya darlık açısından kontrol edilir.

    Ameliyat sonrası dikkat edilmesi gerekenler:

    Hipospadias ameliyatından sonra tedavi ve bakım çok önemlidir. Özensiz ve yetersiz bir bakım komplikasyonları ciddi oranda artırır. Küçük çocukların bakımı ve ameliyat bölgesinin korunması ileri yaşlara göre çok daha rahat olduğundan mümkün olduğunca erken ameliyat önerilir (6 ay-bir yaş arası). Genellikle pansumanı ilk 4 gün açılmaz, açıldıktan sonra tedavi uygulayıp tekrar kapatılır, sonda çekilene kadar bu şekilde tekrarlanır. Sonda çekildikten sonra lokal bakım ve ılık su banyosu ile bir hafta kadar takip edilir, idrar kanalında darlık veya kaçak kontrol edilir.

    Ameliyat sonrası komplikasyonlar:

    Hipospadias ameliyatının en sık görülen iki komplikasyonu vardır; idrar kanalının daralması ve kaçak (fistül) oluşumu. Bunun dışında pipi eğriliğinin devam etmesi, yeni idrar kanalının tamamen açılması, pipi baş kısmında şekil bozukluğunun olması gibi komplikasyonlar da görülebilir. Yeni idrar kanalı ne kadar uzunsa, yani idrar deliği pipi ucundan ne kadar uzaksa komplikasyon görülme riski o kadar artar. Darlık ve kaçak olursa, öncelikle idrar kanalını dilatasyon, genişletme işlemi yapılır, devam ederse de ameliyattan en az 6 ay sonra fistül onarımı planlanabilir.

  • HİPNOTİK DİL KALIPLARI

    HİPNOTİK DİL KALIPLARI

    Birilerini dinlerken büyülendiğiniz hiç oldu mu? Kelimeler vurgu, tonlama ve dizilişi itibariyle karşımızdaki kişiye “Hipnoz Etkisi” yapar. Bu etkiyi çıkartan sisteme “Hipnotik Dil Kalıpları” diyoruz.

    Hipnoz karşımızdaki kişinin algıları üzerinde manüpulatif bir etki bırakma sanatıdır.

    “Hipnotik Dil Kalıpları”nın amacı; Konuşmanın amacı sürecinde kişide hayranlık bırakmak bilincin desteğini alarak bilinçaltında isteğin davranışa yönelmesini tetikleyecek mekanizmayı harekete geçirmektir.

    Hipnotik Dil Kalıpları Eğitimini iki günde veriyorum; Birinci gününde teorik ikinci gününde pratik teknikleri, mesleğinde kariyer yapmak isteyen ve iletişimde kendini geliştirmek isteyen her bireyin öğrenmesini öneriyorum.

    İşte eğitimin sırlı içeriği;

    Bilinçaltı Dil Ve Hipnoz

    • Kelimelerle değil duygularla düşünürüz.

    • Algı filitrelerimiz deneyimlerimizi şablonlandırır.

    • Şablonu (ezberi) bozmak ve yeniden yapılandırmak

    Algılarla Oynamak Ve Hipnotik Etki

    • Hipnoz Nedir. Süreç ve Deneyimler

    • Çerçeveleme yöntemi

    • Sonuç odaklı düşünme

    • Algının oluşumu ve değişimi

    • Eleştiriyi yönetebilme

    • Niyet ve niyeti algılama

    • Empati, sempati ve yeniden çerçeveleme

    Değerler Ve Kriterler Sistemi

    • Anlamlandırma Hipnotik etki

    • Gerçeği algılama Hipnotik Etki

    • Değerler ve Kriterlerin Oluşumunda Hipnoz

    İnançlar Ve Beklentiler

    • İnanç Sistemi ve İnancın Gücü

    • Kısıtlayıcı İnançlar

    • Beklentiler

    • Beklentilerin İnanç Sistemi İçindeki Yeri

    İnancın Anatomisi

    • İnanç-Dil ilişkisi

    • Neden-Sonuç

    • İnancın Yapılanmasında Dilin Rolü

    • Kısıtlayıcı İnançlardan Kurtulma

    • Sözsüz İletişim ve İletişim Sihirbazlığı

    Düşünce Virüsleri Ve İnanç Değişimi

    • Düşünce Virüsleri

    • Mantık ve Referanslar

    • İnanç Yapılanması

    • Meta Yapıya Ulaşmak

    Hipnotik Dil Kalıpları Ve Satış

    • Dil Kalıpları Nasıl Bu kadar İşe Yarıyor?

    • Genel İletişim Kalıplarını Hipnotik Dil Kalıplarına Çevirmek?

    • Uygulama ve Deneyim Paylaşımı

    • Kendi Bilinçaltımıza Hipnotik Dili yerleştirmek

    • Öğrenme ve uygulama kaynaklarını tanımak ve kullanmak

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Anal atrezi, makatın kapalı olması

    Anal atrezi, Makatın kapalı olması

    Anal atrezi, makatın kapalı olması nedir:

    Anal atrezi, makatın, anüsün tamamen kapalı olması veya normal kaka yapacak açıklığın oluşmaması durumuna denir.

    Nasıl farkedilir:

    Makatı tamamen kapalı olan çocukların doğum sonrasında kaka yapamadığı, karnı şiştiği görülür ve genellikle hemen fark edilir. Bazen de makatın ön kısmında cilde veya kızlarda vajen girişine yakın içinden kaka gelen kanal bulunabilir (fistül), bu hastalar dikkatli incelenmezse daha geç fark edilebilir.

    Nasıl oluşur, nedenleri nelerdir:

    Gebeliğin ilk haftalarında barsağın en uç kısmı ve idrar kanalı ortak bir boşluğa (kloaka) açılır, kızlarda vajen de buraya açılır. Gebeliğin 7. Haftasında bu boşluk erkeklerde idrar kanalı ve anüs, kızlarda idrar kanalı, vajen ve anüs oluşturacak şekilde bölünerek vücut dışına açılır. Ancak çocuklarda 1/5000 sıklıkla normal anüs açıklığı oluşmaz ve ince bir kanalla cilde, idrar yollarına veya kızlarda vajen girişine veya ortak bir kanala açılır. Hastalığın neden oluştuğu kesin olarak belli değildir, sadece bazı hastalarda genetik faktörler tespit edilmiştir.

    Hangi tipleri vardır:

    Anal atrezilerin kızlarda ve erkeklerde çeşitli sınıflandırmaları vardır. Ancak pratik olarak barsak en uç kısmının anüs olması gereken cilde olan mesafesine göre alçak, yüksek ve orta olarak üçe ayrılabilir. Barsak uç kısmı cilde yakın veya buraya ince bir kanalla (fistül) açılıyorsa alçak tip anal atrezi, cilde çok uzaksa yüksek tip atrezidenir. Ara mesafelerdekilere orta tipatrezidenir. Orta ve yüksek atrezilerin hemen hepsinde idrar yolları ile bağlantı (fistül) bulunur, ayrıca ne kadar yüksekse ek hastalık (kalp, sindirim sistemi, idrar yolları, iskelet sistemi hastalıkları) görülme sıklığı o kadar fazladır. Kızlarda ise orta atreziler vajen girişine, yüksek olanlar ise idrar yolu, vajen ve barsak son kısmı ortak bir kanalla birleşir, bu kanal cilde vajen olması gereken yere, tek bir delik olarak açılır.

    Tespit edildikten sonra neler yapılır:

    Doğum sonrası makatı kapalı olduğu görülen çocukta gerekli ilk girişimler yapıldıktan sonra, atrezinin alçak veya yüksek tip olduğuna karar verilir, ardından ek hastalıklar araştırılır. Alçak tip atrezilerde makat bölgesi normale yakın, iyi gelişmiş olup, cilde açılan bir kanaldan (fitül) kaka geliyor olabilir. Yüksek tip atrezilerde ise makat bölgesi düz, iyi gelişmemiş, idrar kanalı ile fistülle bağlantılı olabilir, kızlarda genital bölgede tek bir açıklıktan kaka ve idrar geliyor olabilir. Bu ayrım için muayene dışında radyolojik ve endoskopik görüntüleme yöntemleri de kullanılır. Alçak atrezide doğumdan hemen sonra erken veya dilatasyonla takip edip geç tek seansta anal açıklık ameliyatı yapılır. Yüksek tip olanlarda ise hemen kolostomi açılır, 3-6 ay sonra makat ameliyatı yapılır.

    Ameliyatı nasıl yapılır:

    Anal atrezi ameliyatında amaç barsağın son kısmının anüs olması gereken yere, kaka tutmayı sağlayan kasların ortasına getirilmesidir. Ameliyatın en önemli noktaları barsağın yeterince serbestleştirilerek, rahat bir şeklide, dar ucu aşağıda huni şeklindeki kasların tam ortasına, yeterli genişlikte bir makat açıklığı olacak şekilde dikilmesidir. Alçak ve yüksek tip atrezinin ameliyatında farklılıklar vardır:

    Alçak tip atrezi: Alçak tip atrezide barsağın idrar yolları ile bağlantısı yoktur ve barsak son kısmı cilde yakındır, kolostomi gerekmeden, tek aşamada, barsak anüs noktasına getirilebilir. Anüs olması gereken yer kas uyarıcı yardımı ile belirlenir ve işaretlenir, barsak son kısmı yeterince serbestleştirilerek emilebilir dikişlerle çepeçevre dikilir. Ameliyattan iki hafta sonra anüs dilatasyon programına alınır, uygun olan en ince bujiden başlanarak, 12-13 numaraya kadar genişletme işlemi, dilatasyon yapılır.

    Yüksek tip atrezi: Yüksek ve orta tip atrezilerde ameliyat yaklaşımı hemen hemen aynıdır. Önce kolostomi açılır, böylece çocuğun normal beslenmesi, büyümesi sağlanır, ayrıca asıl ameliyat sonrası bölgenin temiz kalması, iyileşmesi sağlanır. Asıl ameliyat, barsağın makat bölgesine çekilmesi, cerrahın tercihine göre 3-6 ay sonra yapılır. Barsağın son kısmı çoğunlukla idrar kanalı ile nadiren de mesane çıkışı ile ince bir fistülle bağlantılıdır, bu bağlantı ayrılır ve dikilir. Kızlarda ise idrar kanalı, vajen ve barsak uç kısmının açıldığı ortak kanaldan barsak ayrılır, serbestleştirilerek anüs olması gereken yere çepeçevre dikilir, vajen ve idrar kanalı öne çekilerek cilde dikilir. Bu işlemler çocuk yüzükoyun yatarken makat bölgesinden yaklaşımla yapılabilir, kas uyarıcı kullanılarak kaka tutmayı sağlayan kas demetinin ortasına yerleştirilmesi sağlanır. Ancak çok yüksek tip atrezilerde barsak makat bölgesine getirilemezse, ayrıca karından yapılan kesi ile barsağın yeterince serbestleştirilmesi gerekebilir. Ameliyattan iki hafta sonra, yara iyileşmesi tamamlanınca, hasta yine dilatasyon programına alınır. Genellikle 3 ay sonra kolostomi kapatılır.

    Ameliyat sonrası dönem nasıl geçer:

    Ameliyat sonrası alçak tip atrezilerde makat bölgesini bakımı ve pansumanı yapılır, çocuk hemen kaka yapacağından bölgenin her kaka sonrası yıkanması ve antibiyotikli krem kullanılması gerekir, genellikle sorunsuz iyileşir. Yüksek tip atrezilerde kolostomi olduğundan kaka gelmeyeceği için bakımı ve iyileşmesi daha kolaydır. İdrar kanalına fistül onarımı yapıldığı için idrar sondası iki hafta kadar tutulur, sonra çıkarılır. Dilatasyon programı her anal atrezi ameliyatından sonra gerekir, çünkü anüs çevresinde yara iyileşmesi sonrası daralma görülür. Anüs yeterli genişliğe ulaşınca, yaklaşık 3 ay sonra, kolostomi kapatılabilir.

    Komplikasyonlar nelerdir:

    Ameliyat sonrası erken dönemde makat çevresinde enfeksiyon görülebilir. Anüs ve barsakta daralma görülebilir. Anüse dikilen barsak gergin olmuşsa geri kaçabilir. İdrar kanalına bağlantı ayrılırken dikkatli olunmazsa idrar kanalında daralma veya cep şeklinde genişlik görülebilir veya fistül tekrarlayabilir. Geç dönemde kabızlık, kaka kaçırma, gaz ve sıvı kaka tutamama görülebilir. Alçak tip atrezilerde kabızlık, yüksek tip atrezilerde ise kaka tutamama, kaka kaçırma daha sık görülür. Dilatasyona rağmen makatta darlık belirgin olduğunda, makat kas demetinin ortasına getirilememişse ameliyatın tekrar yapılması gerekebilir.

  • KEDİ VE KÖPEK FOBİSİ

    KEDİ VE KÖPEK FOBİSİ

    Hayvan fobisi nedir?

    Kedi, köpek, yılan, örümcek, fare, kuş gibi hayvanlara karşı duyulan mantıksız, orantısız korkuya denir. Kişi korktuğu bir hayvanla karşılaştığında aşırı kaygı duyar, saldırıya uğrayacağına ya da bir şekilde zarar göreceğine inanır. Hastalanacak, bayılacak, boğulacak hatta hayatını kaybedecekmiş gibi hisseder. Nefes alışverişi değişir, çarpıntı, sıcak basması, soğuk terleme gibi şikayetler ortaya çıkar. Yaşadığı bu yoğun endişe yüzünden hayvandan mümkün olduğu kadar uzaklaşmaya çalışır, hatta bu kaçış sırasında kendini tehlikeye atabilir.

    Örneğin, köpekten kaçmak için hızla seyreden trafikte yola inebilir. Böyle bir panik halini bir daha yaşamamak için de kaçınma davranışında bulunur. Hayvanla karşılaşacağını düşündüğü ortamlara girmemek için aşırı tedbirler alır. Hayvan fobisinde her zaman korku ön planda değil. Bazen iğrenme duygusu daha baskın olabilir. Örneğin hamam böceği gördükten sonra kişi rahat edemez, yerini değiştirir, vücudunda birdenbire kaşınma belirebilir.

    Hayvan fobisi neden ortaya çıkıyor?

    Tarih öncesi dönemde insanlar kendilerini korumak için yılan, örümcek veya tehlikeli hayvanlardan kaçınmak zorundaydı. Yüzyıllar boyunca bu korku ve kaçınmanın, insanın genetik yapısına kodlandığı düşünülüyor. Daha önce yaşanmış bir travmatik olay hayvan fobisine yol açabilir. Örneğin çocuklukta bir hayvanın saldırısına uğramak, yoğun sıkıntı yaratan bir durum yaşamak fobiyi ortaya çıkarabilir. Ya da çevresindeki büyüklerin bir hayvandan aşırı derecede iğrendiğini gören bir çocukta fobi gelişebilir. Bazı hayvanlarla ilgili olumsuz hikayeler dinlemek, filmlerde ilgili durumları seyretmek de fobiye zemin hazırlayabilir. Öte yandan psikanalitik kurama göre, bilinç dışı korkular ve istekler, yasaklar nedeniyle bilinç düzeyine çıkmakta zorlanırsa, bu durum kendini bir hayvan fobisi şeklinde gösterebilir.

    Hayvan korkusu toplumda çok sık görülen bir sorun mu?

    Aslında kent yaşamı ve doğal ortamlardan uzak yaşamamız bizi hayvanlardan uzaklaştırdı. Özellikle şehrin eski yerleşim bölgelerindeki doğal bitki ve hayvanlar neredeyse ortadan kalktı. Yeşil alanlarda ise çevre kirliliği, iklim değişiklikleri nedeniyle yine doğal yaşamın dengesi bozuldu. Artık ev hayvanları dışında daha az sayıda hayvanla karşılaşıyoruz, ancak bu durum fobileri ortadan kaldırmıyor. Yüzeye çıkmayan korkular içten içe sürüyor. Hatta alışık olmadığımız hayvanlarla birdenbire karşılaşmak ani ve şiddetli bir korku yaratabiliyor.

    Genellikle tatil ortamları ve yazlıklarda bu korkular su yüzüne çıkıyor. Kedi-köpek gibi evlerde beslenen hayvanlara karşı da fobi görülebiliyor. Bu da hem apartman yaşamında hem de dost -arkadaş ziyaretleri sırasında sorun yaratabiliyor. Hayvan fobisi toplumda en sık görülen fobidir, diyebiliriz.

    Kişi ne zaman tedaviye başvurmalı?

    Tüm fobilerde olduğu gibi günlük yaşamda bir bozulma varsa kişinin günlük rutinlerini yaşamayı zorlaştırıyor ve endişenin yarattığı aşırı gerginlikler varsa kişinin yardıma ihtiyaç duyduğu söylenebilir. Çoğu kişi bunu iyileştirmek için ne yapacağını bilmez. Doktor tedavileri uzun ve ilaca dayalı olduğu için kabul etmek istemez. Zamanla çözümü olamayacağına inandığı için konforundan mahrum kalmak ve mutsuzluğunu kronikleştirmesi pahasına hayvan korkusunu sineye çekerek tedavi olmadan yaşamayı tercih eder.

    Hayvan Fobisinde Psikolojik Destek Mutlaka Gerekli

    Önce korkulan hayvana ait fotoğraflar, filmler, maketler kullanılır. Daha sonra kişiye korktuğu hayvanla karşılaştığında korkusuyla mücadele etmek için gevşeme ve nefes egzersizleri öğretilir. Nefes çalışması, yavaş ve derin şekilde nefes alıp vererek yapılıyor.

    Gevşeme teknikleri ise vücuttaki bazı ana kas gruplarını önce yavaş yavaş kasıp sonra gevşetmek esasına dayanıyor. Yardımcı yöntemlerden biri de, korkulan durumu hayali olarak yaşama ve onunla başa çıkmadır. Bu aşamadan sonra eğer mümkünse, kişiye korktuğu havyan kapalı bir kutu içinde gösterilir. Daha sonra ona dokunması hedeflenir. Bu çalışma genellikle daha çok örümcek, hamam böceği, sinek gibi küçük hayvanlar için yapılabilir.

    Hayvan Fobisinde İlaç Tedavisine ne Zaman Gerek Duyulur?

    Hayvan fobileri çok şiddetliyse, genellikle kişide başka bir anksiyete, panik bozukluk, depresyon gibi bir soruna rastlıyoruz. Böyle ek bir ruhsal sorun saptamışsak ilaç tedavisi gerekli. Tedavide bazı antidepresan ilaçlar ve sakinleştiricilerden yararlanıyoruz.

    Tedavi Ne Kadar Sürer?

    Eğer başka bir ruhsal sorun yoksa bazen tek seans bile yeterli olabilir. Bu fobinin altında travmatik durumların çıkması daha uzun süreli terapi ve tedavi gerektirebiliyor.

    Hayvan Fobisi Zamanla Geçer Mi?

    Zihinde var olan kaygılı düşünce kendini tekrar ettikçe korkunuz da pekişir. Bu durumda zaman ne kadar çok geçerse sorun o kadar depreşir. Nadiren zaman içinde etkisi azalabilir ancak çoğunlukla bu korku yaşam konforunu tehdit edip çekilmez hal alır. Bu korkuyu tamamen iyileştirecek ilaç yok. Hipnoterapi, EFT ve EMDR gibi tekniklerle birlikte birkaç seansta hayvan fobisi tamamen yok edilebilir.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir.