Blog

  • Olumsuz davranışı ortadan kaldırma yöntemleri

    Olumsuz Davranış
    Çocuklarımızın davranışlarının oluşmasında uygun yönlendirme büyük önem taşır. Onların davranışları, yetişkinlerden aldıkları tepkilere göre şekillenir. Kullanacağımız bazı teknikler olumlu davranışların artırılmasına, bazıları ise olumsuz davranışın söndürülmesine yöneliktir. Olumsuz davranışı ortadan kaldırma konusunda belirlenmiş yollar standarttır. Fakat her çocuk ve aile birbirinden farklıdır ve davranış değiştirme yöntemleri de bir çocuktan ötekine değişkenlik gösterebilir. Çocukların karşılanması gereken psikobiyolojik durumlarını da gözden geçirmek ve bu durumlara göre davranmak önemlidir. (Merakların giderilmesi, fiziksel etkinlik gereksinimi, besin ve su gereksinimi, idrar ve dışkı gereksinimi, yorgunluk, ısı ve nem düzeylerinde değişiklik vb.) Eğer bu psikobiyolojik ihtiyaçları karşılanmış durumdaysa, olumsuz davranışı değiştirmek için plan yapmak yararlı olabilir.
    OLUMSUZ DAVRANIŞI DEĞİŞTİRMEK İÇİN PLAN YAPMAK
    Davranış değiştirme şu aşamalarda gerçekleşir:
    1. Sorun tanımlanır.
    2. Amaç saptanır.
    3. Amacı gerçekleştirmenin yolları çocuğa öğretilir.
    1. Sorunun tanımlanması: Zaman zaman bir çocuğun sorununun, davranış sorunu mu, yoksa kişilik sorunu mu olduğuna ilişkin karmaşa yaşanır. Çocuğunuzun sorununu duygusal ya da kişilik sorunu olarak görürseniz, ona bazı sıfatlar yakıştırırsınız. Örneğin; “”utangaç””, “”anneye bağımlı””, “”saldırgan”” vb. Bu sıfatlar, çocuğun sorununu değişmez bir özellik olarak algılamamıza ve düzeltmek için çaba göstermememize yol açabilir. Eğer sorunu çocuğun davranışı olarak ele alırsanız, o davranışı değiştirmek için bir şeyler yapabilirsiniz. Örneğin, “”Can açgözlü”” yerine “”Can başkalarının tabaklarından yiyecek alıyor.”” “”Murat saldırgan”” yerine, “”Murat küçük kardeşini çimdikliyor.”” “”Esra negatif”” yerine, “”Esra her yaptığı işte başkalarından yardım istiyor.”” şeklinde tanımlamak uygun olacaktır.
    2. Amaç Saptamak: Belirleyeceğiniz amaç, neyi gerçekleştirmek için uğraşacağınızı gösterecektir. Değiştirmek istediğiniz davranışla ilgili olarak en kolay amaç belirleme şekli, çocuğun davranış tanımına “”yapmaz”” ifadesini eklemektir.
    Davranış: Can başkalarının tabaklarından yiyecek alır.
    Amaç: Can başkalarının tabaklarından yiyecek almaz.
    3. Amacı Gerçekleştirmenin Yollarını Öğretmek:

    • Amaçlarınızı belirleyin ve tutarlı olun.
    • Çocuğunuz istenmeyen davranışı yaptığında, nasıl bir caydırıcı tepki göstereceğinizi belirleyin.
    • Caydırıcı tepkiyi, istenmeyen davranıştan hemen sonra gösterin.
    • İstenmeyen davranışın önce kötüleşip sonra iyileşmesini bekleyin.
    • Çocuğunuzun olumlu davranışlarını ödüllendirin.
    • Çocuğunuza, istenmeyen davranışa alternatif olarak yapabileceği olumlu davranışlar öğretin.
    • Çocuğunuzun çevresindeki herkesi uygulamaya çalıştığınız davranış değiştirme programına katın.
    • İlerlemenin kaydını tutun.

    İSTENMEYEN DAVRANIŞ SONRASINDA GÖSTERİLEBİLECEK CAYDIRICI TEPKİLER:

    • GÖRMEZDEN GELME

    Yaptığı olumsuz davranışları ön plana çıkarmak yerine olumlu davranışlara odaklanmak için bu teknikten yararlanılır. Görmezden gelme özellikle dikkat çekmeye yönelik davranışlarda çok etkili olabilir. Çocuğunuz olumsuz davranışın tepkiye neden olmadığını gördükçe bu davranışı yapmaktan vazgeçebilir. Çocuğunuzla fiziksel olarak ilgilenmek zorunda kalsanız bile göz kontağı kurmamaya, konuşmamaya dikkat edin. Bazı durumlarda görmezden gelmek olanaksız olabilir. Örneğin eğer küçük kardeşini çimdiklemişse, kardeşi ağlamazlık edemez. Dolayısıyla, böyle bir davranıştan sonra, farklı bir caydırıcı tepki kullanmak gerekecektir.

    • MOLA

    Mola uygulamasında çocuk, istenmeyen davranışı yaptıktan hemen sonra yaklaşık 5 dakika gibi kısa bir süreliğine, bulunduğu ortamdan çıkartılarak yalnız bırakılır. Çocuğa neden dışarı çıkarıldığı söylenir ama başka bir açıklama yapılmaz. Ara verme süresinin çocuğun protestoları nedeniyle sona erdirilmemesine dikkat edilmelidir. Bunun gerçekleşmesi halinde çocuğun şiddet davranışları da ödüllendirilmiş olur. Çocuk bu tekniğin gerçekleştiği odada karmaşaya neden olduysa, odadan ayrılmadan önce eski haline döndürmekte fayda vardır. Eğer planladığınız gibi uygulayabiliyorsanız, molayı iki hafta kadar süreyle her istenmeyen davranıştan sonra uygulamaya devam edin. Bu süre sonunda istenmeyen davranışta azalma olduysa, uygulamayı sürdürün. Eğer istenmeyen davranışta azalma yoksa, başka bir caydırıcı teknik deneyin.

    • KESİN BİR HAYIR

    Eğer sert ve kararlı bir şekilde “”Hayır”” derseniz ve çocuğunuz yapmakta olduğu yaramazlığa ara verirse, hemen başka bir şeyle ilgilenmesini sağlayın. “”Hayır””ı tekrarlamaktan kaçının, çok duymak duyarsızlığa yol açar.

    • SÖZEL UYARI

    Çocuğunuza yanlışını düzeltme şansı tanıyın. “”Az önce baban ne demişti?”” ya da “”Bıçaklarla ilgili kuralımız neydi?”” gibi… Böyle bir uyarı en azından, çocuğa yaptığını tekrar değerlendirme fırsatı verir.

    • OLUMLU PEKİŞTİREÇ

    Pekiştireç hedef davranış gerçekleştiği zaman verilmelidir. Örneğin; seçilen hedef davranış (çocuğun kendi yatağında yatması, ağlamadan bir şey istemesi, vb.) her gerçekleştiğinde aferin demek, sarılmak, gülümsemek, davranışı sözel olarak onaylamak gibi sizin belirleyeceğiniz pekiştireçlerle olumlu davranış ödüllendirilir. Çocuğu uzak tutamadığınız ya da tutunca problemler yaşadığınız bir pekiştireç kullanmamak da önemli bir noktadır. Böyle bir durumda çocuk için aşırı heyecan verici olan pekiştireç çok ön plana çıkar ve kazanılması gereken davranıştan çok bu pekiştirece yoğunlaşılabilir.

    • YOKSUN BIRAKMAK

    Oyuncağı almak gibi, çocuğu nesneden ya da etkinlikten yoksun bırakmak ve nedenini açık bir dille anlatmak da olumsuz davranışı ortadan kaldırmak için kullanılabilir.

    • KISITLAMA

    Bazı durumlarda çevrenin istenmeyen davranışın yapılmasını önleyecek şekilde düzenlenmesi de yararlı olabilir. Vurma davranışı gösteren çocuğu tutmak gibi.
    SON OLARAK, DAVRANIŞ SORUNLARINDAN KAÇINMAK İÇİN

    • Olumlu davranışları mutlaka fark edin ve ödüllendirin,
    • Açık, basit ve tutarlı kurallar koyun,
    • Olumlu yönergeler verin,
    • 'Yaramazlık' yaptığında gösterebileceğiniz tepkiler belirleyin.

    AYRICA UNUTMAMALIYIZ Kİ HER ZAMAN

    • Kurallarla ilgili tartışmaktan,
    • Bağırmaktan,
    • Fikrinizi değiştirmekten,
    • Kısasa kısastan (sen bana vurursan bende sana vururum) kaçınmalıyız.

    Fakat her ne kadar “”zamane”” çocukları yöneltilen sorulara yetişkin cevapları veriyor ve bizi her fırsatta şaşırtıyorlarsa da, çocuk yetişkin değildir. Yetişkin gibi düşünmeyi ve davranmayı zamanı gelince öğrenir. Çocuklarımıza caydırıcı tepkiler ve ödüller verirken onların gelişim dönemlerini ve doğal sınırlamaları göz önünde bulundurmalıyız. Zamanı geldiğinde çocuğumuzun yerine kendimizi koyup, onun durduğu yerden olayların ve durumun nasıl gözüktüğüne bakmayı deneyebiliriz. Bu durumda, onun yerindeyken içinizden ne yapmak ve ne söylemek geliyor? Çocuklar her zaman verdiklerinizi doğru veya sizin istediğiniz şekilde alamayabilirler. Karşı tarafın gözleriyle kendine bakmak olayları farklı bir şekilde görmenize ve bu şekilde çocuklarınızı daha iyi anlamanıza yardımcı olabilir. Bu tutum çocuğunuzla aranızdaki diyalogun sağlamlaşmasına da yardımcı olacaktır. Anne babalık 24 saat ve neredeyse ömür boyu sürdürülen bir görev/meslektir. Amacımız, çocuklarımızın özdenetime sahip, kendi başına kararlar alabilen ve bu kararların/seçimlerin sorumluluklarını taşıyabilen bireyler olmaları, duygu ve düşüncelerini ifade edebilmeleridir. Yukarıdaki tüm önerileri eksiksiz uygulamada zorluk çekebilirsiniz. Olumsuz davranışlarla baş etmek kolay değildir. Fakat unutmamalısınız ki, tutarlı davranarak, sakin ve kararlı olarak istediğiniz hedefe ulaşacaksınız. Her ilerleme için kendinizi de ödüllendirmeyi unutmayın…

  • Aldanmak Ve Aldatmak

    Aldanmak Ve Aldatmak

    ALDATMA ALDATILMA SORUNU VE ÇİFT TERAPİSİ

    Eşe duyulan ve özel hissedilen duygu ve davranışları fiziksel veya duygusal olarak bir başkasına hissetmek ve bunu bilinçli bir şekilde geliştirmek ilişkinin gücünü zayıflatır ve parallel güçler bir ilişkiyi özel yapan şeyleri bitirebilir. Bunun gizli bir şekilde birden fazla sürmesi de sadakatsizliği doğurur.

    Aldatılmayı tam olarak tanımlayan ortak bir tanım yoktur. Bununla birlikte aldatılmışlık duygusunu oluşturan kriterler baz alınarak aldatmanın gerçekleşip gerçekleşmediğini söyleyebiliriz.

    Neden Aldatıldım?

    Birbirlerini özgürleştiren kişilerden çok birbirlerine bağımlı kişilerde aldatma sorunu daha çok görülür. Bağımlı kişiler sorununun zaman içinde büyümesine neden olur ilişki sürecinde çözemeyen ve ilişkisini de bitiremeyen kişi aldatmaya meyilli hale gelir ve bunu şartları oluştuğunda da gerçekleştirir.

    Evliliklerde Aldatılma

    Evlilikte yaşanan sorunlar ve zamanla bu sorunların kronikleşmesi aldatmayla sonuçlanır. Sorunlar gayrı meşru tutumların gerekçelerini vicdanında meşrulaştırmaya başlar. İşte aile içinde görülen sorunlardan bazıları;

    • Karşı tarafın özgürlük alanını kısıtlamak ve baskın tutum ve davranışlar.

    • Sorumluluğu paylaşmamak. Sorun olduğunda karşı tarafı suçlamak.

    • Cinsel isteksizlik veya tatminsizlik

    • Aşırı bencillik ve karşı tarafın ihtiyaçlarını göz ardı eden davranışları sürekli hale getirmek.

    • Gerçekten istediği için değil zorunda kaldığı için evlenmiş olmak.

    • Güç düşkünlüğü.

    • Dikkati ilişkiye değil çocuklara verip ilişkisini besleyen şeyleri kesmek.

    • İlişki içinde karakterlerin uyuşmaması ve psikolojik sorunların ilerlemesi.

    • Anne ve babası ayrı yaşayan ve güvensiz bir aile ortamında büyümüş olmak.

    Evli Erkek Neden Aldatır?

    Aile ve çift terapilerinde karşılaştığım vak’alardan yola çıkarak en yaygın karşılaştığım durumlar. “Cinsel tatminsizlik ve macera duyguları”. Sosyoekonomik düzeyin yükselmesi evdeki sorunlardan ve sorumluluklardan kaçış olarak da değerlendirebilirim. Evli erkek bir yandan mevcut düzenini (çocuklar, ev düzeni, akraba ve müşterek dostlukları) bozmak istemez ve bunu riske etmeyeceği kişi ve kişilerle aldatmayı seçer.

    Erkekler, kadınların hamilelik, doğum sonrası ve depresyon durumlarında, beklediği ilgi ve cinselliği göremediğinden aldatma kayabilir.

    Aldatan kişi yakalanmadığı sürece davranışa devam eder, sonuçlarını hep düşünür aslında; ama içsel çatışmayı da aşamaz.

    İlişkileri Bitirmek Neden Zordur?

    Bütün korkuların temelinde “kaybetme korkusu” yatar. Kaybedeceğini anlayan kişi bazen kendini kaybeder ve kendisi olmaktan çıkar. Özgüven eksikliği, yalnız kalma korkusu, değersizlik, intikam almak vb. duygular evliliği bitirmektense kendini ve ilişki içinde olduğu kişiyi bitirmeye doğru gider.

    Aldatma Riskinin Gerçekleşebileceği Dönem

    Hamilelik, doğum sonrası depresyon ve çocuğun doğumu ile birlikte erkeğin ilgi odağından çıkması erkeğin fıtratında var olan cinsel dürtü atakları aldatma sürecine daha kolay sürükler.

    Aldatma Çeşitleri

    Aldatma mutlaka fiziksel olmayabilir, duygusal ve zihinsel aldatmak da ilişkiye zarar verir. Günümüz şartlarında 4 çeşit aldatma yolu izlenir;

    Sanal Aldatma:

    Birinin evine izinsiz girmeniz mümkün değilken bilgisayarda açılan bir pencereden rahatlıkla duygularının içine sızabilir ve zihinsel konuşmalarınızı mevcut ilişkinizi hiç riske atmadığınızı düşünerek karşı taraf izin verdiği ölçüde ilerletebilirsiniz. Okuduğunuz romandaki bir karaktere aşık olmak gibi ancak bundan farklı duygularınıza karşılık bulabilir ve bunu karşılıklı istediğiniz noktaya sürükleyebilirsiniz.

    Duygusal Aldatma:

    Evliliğindeki mutsuzluk ve hak ettiği değeri göremediğini düşünmek zihnin sınırları kaldırarak hayal kurmasına ve ihtiyaç duyduğu duyguları başkalarıyla yaşamaya başlamasına neden olur. Fiziksel olarak gerçekleştirememiş olsa bile bulduğu bu kaynak onu duygusal olarak tatmin edecek en azından daha iyi hissetmesini kolaylaştıracaktır. Kadınlar bu yolu erkeklere göre daha çok tercih ederler.

    Cinsel Aldatma:

    Mükemmel bir cinsel ilişkiniz olsa bile farklılık veya daha fazla tatmin olma arzusu başka birlikteliklere göz kırpar. Elde etmek, hırs, özgürlük, özgüven gibi duygular bu yolla kendini gerçekleştirir. Yasak olması ise cazibesini daha da arttırır. Her gün elinin altında olandan ziyade kısıtlı anlarda görebileceği ve hissedebileceği haz daha yüksek bir tatmin duygusu verir. Erkekler bu tür ilişkilerinde duyguyu ön plana çıkarmadan cinsel ilişkiye girerken kadınlar cinsel ilişkiye girdiği kişiye bağlanmaya başlar.

    Flörtözlük :

    Görüntüde bir adı yok. Hoşlanmayla başlayan ama ifadeye dönüşmemiş ve bir anlamda oynaşma olarak değerlendirilebilecek davranışları kapsar. Somut bir şey olmadığı için çoğu bunu aldatma olarak Kabul etmez.

    Bir Aldatma Vak’asında Evlilik Terapisti (Cift Terapisti) Ne Yapar?

    Aldatılma vakasında duygusal ve tepkisel kararlarla ilişkiyi bitirmek aceleci ve sağlıksız bir karar olabilir. Sorun ayrılmayla bitmez bazen daha da artar. Aldatılmış olma duygusunun kırkı bir türlü bitmez, yeni bir ilişkiye olan güven bazen yıllarca gelmez. Yetersizlik, güvensizlik ve değersizlik duygusu da zamanla kendini onaramaz. Dost ve akrabaların samimi ama amatör görüşleri de mevcut duruma kaliteli bir çözüm oluşturmaz.

    Evlilik Terapistinden 10 Puanlık Öneriler?

    1. Bir evlilik terapisti birinin isteği diğerinin sürüklenmesi ile gerçekleşirse çok işe yaramaz. Siz artık bir taraf oldunuz mevcut sorunuza 3. Bir gözle bakılması ve değerlendirilmesini istiyorsunuz bunun için de iki tarafın güvenebileceği bir uzman arayışına girebilirsiniz.

    2. Aldatan kişi bunu inkar ediyor veya bunu bir sorun olarak görmüyorsa bu durumda evlilik terapistinin de yapabileceği pek bir şey yoktur. Bu risk gerçekleştiyse ve bir pişmanlık veya durumu düzeltmek konusunda samimi bir çaba yoksa yapılabilecek şeyler bir çift olarak azalır ve siz terapi programına yalnız devam etmek durumunda kalabilirsiniz.

    3. Hissettiklerinizi kendinize saklamak ya da bu hislerinizden yola çıkıp karşı tarafı suçlamak ve hesap sormak yapabileceğiniz en zararlı şeydir.

    4. Durumu daha konuşmadan veya uzlaşma fırsatlarını değerlendirmeden 3. Şahıslarla paylaşırsanız bu durumu her iki taraf için daha da çıkılmaz hale getirebilirsiniz.

    5. Her sorun bir fırsattır’ diye bir söz var. Tabi bu durumu bir fırsat olarak görememenizi anlayabilirim. Bununla birlikte bundan ne öğrendiğinize odaklanmanız için bence yine de bir fırsattır ve siz bu fırsatı kaçırırsanız bir süre sonra “Bu tür şeyler niye hep benim başıma geliyor?” Demek durumunda kalabilirsiniz. Aldatılan kişi, her zaman suçu kendinde aramamalıdır.

    6. Nerede hata yaptım sorusunu kendinize sorsanız bile kendinizi bu sorularla bitirip değersizleştirmeniz de doğru değildir. Aldatılma mutlaka evliliğiniz ile ilgili olmayabilir hatta %100 eşinizin özelliklerinden (yetiştirilme tarzı, anlayışı, değer yargıları vb.) özelliklerinden kaynaklanabilir.

    7. İşin hukuk boyutuna taşınması ve gerekçeye “Aldatıldığınızın Yazılması” boşanmak için yeterli bir nedendir. Bunu ispatlamanız durumunda cezai olarak, hem aldatan hem de buna neden olan kişiye (3.kişiye)yasalarca ceza öngörülmektedir.

    8. Aldatma sonrası yaşanan duygusal ve fiziksel sıkıntılar destek almanızı gerektirebilir. Bunu kendi başınıza çözmeye çalışmak, alkol almak, uyku ilaçları veya alık rahatlık veren desteklerden yararlanmak daha büyük sorunlara davetiye çıkartır.

    9. Aldatan kişi olarak pişmanlık ve samimi bir özür dilediyseniz ve ilişkinize tekrar bir fırsat tanıdıysanız belki uzun bir süre güveni tekrar kazanmak için sabretmeniz gerekecek. Nerede olduğunuz, telefonunuzun kurcalanması, araştırılmanız ve davranışlarınızın tutarlılığının takip edilmesi kaçınılmazdır.

    10. Bu durumlar evliliğinizin ve kişiliğinizin zayıf taraflarını tanımanızı ve onları geliştirmek için fırsat yaratabileceğini düşünerek durumu kestirip atmak yerine sakinleştikten sonra bir süre düşünün. Ama hep aynı şeyleri düşünüyor ve bunu yapmaktan kendinizi alamıyorsanız bir terapist’den yardım alın.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Okul öncesi eğitimin önemi

    OKUL ÖNCESİ EĞİTİMİN ÖNEMİ
    Okul öncesi eğitim süresince çocuklar ilköğretime hazırlanırken, paylaşmayı, dayanışmayı, sosyalleşmeyi ve birlikte çalışmayı öğrenirler. Okul öncesi eğitimin amacı çocuklarda öğrenmeye ilgi uyandırmak ve çocuğun varolan yeteneklerini görünür kılmaktır.
    Bu dönem, araştırmacılar için çocuğun yüksek öğrenme potansiyeline sahip olduğu bir dönem olarak görülmektedir. Uygun fiziksel ve sosyal çevre koşullarında ve sağlıklı etkileşim ortamında yetişen çocuklar, daha hızlı ve başarılı bir gelişim gösterirler.
    Eğitimin ilk basamağını oluşturan okul öncesi eğitim gömleğin ilk düğmesidir ve bunun doğru iliklenmesi gerekir.
    Çocuğun doğduğu günden temel eğitime başladığı güne kadar geçen yılları kapsayan ve çocukların daha sonraki yaşamlarında önemli rol oynayan; bedensel, psikomotor, sosyal-duygusal, zihin ve dil gelişimlerinin büyük ölçüde tamamlandığı, kişiliğin şekillendiği ve çocuğun devamlı olarak değiştiği bir süreçtir. Bu nedenle, çocuğun küçük yaşlarda sağlıklı bir ortamda gelişimini sürdürmesi önem kazanmaktadır.
    Sağlıklı ve istenilen davranışlara sahip çocuklar yetiştirmek, onların gelişim özelliklerini ve bu özellikler doğrultusunda gereksinimlerinin neler olduğunu bilmeye bağlıdır. Erken çocukluk dönemindeki gelişmelerle, okul öncesi eğitim artık anne babanın yalnız başına başarabileceği bir konu olmaktan çıkmış durumdadır.
    Eğitim, öğrenci-öğretmen-veli üçgeninden oluşan platformdur. Bu birliktelik ne kadar bilinçli ve sağlıklı olursa, çocuklarımızda o oranda sağlam bir kişilik kazanırlar.
    Eğitimin sağlam temeller üzerine kurulmasında ve insanların ileri yaşlardaki başarılarında okul öncesi eğitimin rolü bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Ana kucağındaki yoğun ilgiden sonra, anaokulu ortamı çocuk için dünyaya açılan yepyeni bir penceredir. Olumlu yada olumsuz anlamda verilen her şey, onları yetişkinlik yıllarında da doğrudan etkilemektedir.
    3 yaşına kadar bir çocuğun beyni bir yetişkinden 2,5 kat fazla çalışır… Yapılan tüm uluslararası araştırmalar ve uygulanan testler göstermektedir ki 0-6 yaş grubunda, gelişim düzeyinde okul öncesi eğitimi almış çocukların, akademik programlarda eğitim almış olanlara göre 1. sınıf başarı düzeyleri daha yüksektir ve okuma yazmaya daha hızlı geçmektedirler.12 yaşında IQ değerleri 5 puan daha yüksektir, 15 yaşında yetenek sınavlarında % 90 -100 arası başarı sağlarlar. % 65'i liseyi, % 45'i üniversiteyi sorunsuz kazanır ve bitirir. Yetişkin olduklarında dış dünyayla kolay ve sağlıklı iletişim kuran, sosyal insanlar olurlar.
    Okul öncesi eğitim kurumları; toplumun temel yapısını oluşturan
    * Saygı,sevgi,
    * Paylaşma, iş bölümü,
    * Sorumluluk
    * Sosyal çevre oluşturma açısından çocuğu geleceğe hazırlayan en güvenli ortamdır.
    Bilindiği gibi, 3 ile 6 yaş arası çocukta pek çok gelişimsel değişmenin yaşandığı yıllardır. Normal gelişim gösteren bir çocuk, 6 yaş civarında pek çok motor becerileri kazanmış, çeşitli fiziksel becerilerini kullanmaya başlamıştır.
    Bilişsel gelişim açısından ise, fiziksel ve sosyal çevresi ile ilgili yoğun bir bilgi birikimi oluşturmaya ve çevresinde gelişen olayları anlamaya başlamıştır.
    Buna karşın, okul öncesi yılları çocuğun soyut düşünme yetisinin henüz tam şekillenmediği ve bu nedenle yapılan tüm etkinliklerin somut bir biçimde çocuğun yaparak ve deneyerek öğrenmeyi gerçekleştirdiği yıllardır. düşünüldüğünde, okul öncesi yılları çocuğun arkadaşları ve öğretmeni ile birebir olarak kuracağı iletişime dayalı konuşma ve dinleme becerilerini geliştirici etkinliklerin ağır bastığı yıllar olmalıdır.
    Okul öncesi eğitim neden gereklidir?
    * Çocukta zeka gelişiminin %70 lik kısmı 7 yaşına kadar tamamlanır ve öğrenme becerisi bu yaşta gelişir.
    * Çocuğun grup içine katılması, sağlıklı ilişkiler kurması, kültürel değerlerine sahip çıkması, sosyalleşmesi gibi olgular bu yaşta gelişir.
    * Bu dönemdeki sapma ve olumsuzluklar çocuğun bütün yaşamını olumsuz yönde etkiler.
    * Farklı kültür ortamlarından ve ailelerden gelen çocuklar ortak bir yetişme ortamına okul öncesi eğitim kurumlarında ulaşır. Çocuk kendine güven duygusunu bu kurumlarda kazanmaya başlar.
    * Dilini doğru, yanlışsız ve güzel konuşma özelliğini bu yaşta öğrenir. Toplumu, çevreyi, evreni ve insan davranışlarını tanımaya başlar.
    * Nesneleri, eşya ve varlıkları, temel bir takım becerileri, davranışları, olumlulukları ve olumsuzlukları öğrenmeye başlama yaşı 4-6 yaşları arasındadır.
    * Aile içi desteğin tek başına yetmediği, çocuğun kendi yaşıtlarıyla birlikte olabileceği, bedensel ve zihinsel gelişmelerini sağlıklı biçimde sürdürebilecekleri bir ortam olduğu için okul öncesi eğitim zorunlu ve gereklidir.
    Türkiye genelinde ortalama okul öncesi okullaşma oranı %15 tir. Bu son derece çarpıcı bir orandır. Diğer Ülkelerle karşılaştırıldığı zaman durum daha net olarak anlaşılmaktadır. Avrupadaki bir çok ülkede bu oran %100'dür.
    Okulöncesi eğitiminin desteklenmesi için sonuç olarak şunları söyleyebiliriz: Aile ve eğitimci işbirliği ile gerçekleşen okulöncesi eğitim; çocuğun daha yaratıcı, ileriyi görebilen, yeni ürünler yaratabilen ve çevresini kendi amaçları için yönlendirebilen özerk bir birey olarak yetişmesine katkı sağlayacaktır…

  • Özgüven

    Özgüven

    Kardeşim sen düşünceden ibaretsin,

    Geriye kalan et ve kemiksin.

    Gül düşünür, gülistan olursun,

    Diken düşünür, dikenlik olursun”

    MEVLANA

    ÇOCUK VE ERGENLERDE ÖZGÜVEN EKSİKLİĞİ

    Çocuk ve ergenlerde özgüven eksikliği aile ilişkilerinden okul başarısına, sosyal hayattan gelecekte inşa edilecek kariyere kadar pek çok önemli konuyu olumsuz yönde etkileyen bir durumdur. Özgüven eksikliği çocuk yaşta ortaya çıktığı gibi çocukluktan yetişkinliğe geçişin en önemli basamağı olan ergenlik aşamasında da ortaya çıkmaya başlayabilir. Günümüzde pek çok ebeveynin korkulu rüyası olan bu durum aslına bakıldığında çocuğun genetik yapısı ve çevresel etkenlerle birlikte anne babaların bilinçsiz hatalı davranışlarıyla da büyük ölçüde şekillenmektedir. Özgüven eksikliği tedavisi de bu nedenle konunun uzmanı bir psikoloğun, çocuğun ve ailenin ortak ve disiplinli çalışması sonucu mümkün olabilmektedir.

    Çocuklarda özgüven eksikliği vakaların çoğunda çocuğun kendi şartlarından ziyade ebeveynlerin yaklaşımından kaynaklanmaktadır. Özellikle henüz okul çağına adım atmayan çocukların hayatlarının büyük bir kısmı aile ortamında geçmektedir ve bu durum ev içindeki yaşantının çocuğu özgüven gelişimi konusunda olumlu ya da olumsuz geniş ölçüde etkilemesine neden olmaktadır. Çocukta sağlıklı ve sağlam bir özgüvenin oluşması için yapılması gereken en önemli şey çocuğa makul ölçüde sorumluluk vermektir. Özellikle küçük yaştaki çocuklarda bu sorumluluk bir oyunun ya da kurgunun içine yerleştirilerek verilebilecek olsa da çocuğun aldığı sorumluluğun bir oyun olmadığını hissetmesi son derece önemlidir. Çocuk hiç sorumluluk yüklenmemesi halinde olduğu gibi aldığı sorumlulukların takip edilmemesi ve ciddiye alınmaması durumunda da özgüven eksikliği geliştirebilir. Ancak söz konusu takip de çocuğu her an göz hapsinde tutarak değil, ona fazla hissettirmeden eylemlerini mümkün olduğunca uzaktan izleyerek ve ancak gerçekten ihtiyaç duyduğu durumlarda yardım edilerek yapılmalıdır. Sürekli kontrol edilen bir çocuk kendisine güvenildiği duygusunu tadamayacak ve dolayısıyla bir şeyler başarabilmenin verdiği güveni yaşamayacaktır.

    Ergenlikte özgüven eksikliği çocuk yaşta görülen özgüven eksikliğine nazaran daha uzun bir çözüm süreci gerektirebilir. Bunun nedeni çocuk yaşta görülmeyen güvensizliğin çocukluktan yetişkinliğe geçerken ne sebeple ortaya çıktığının saptanmasının daha incelikle bir çalışma gerektirmesidir. Ancak yine alanında yetkin bir uzman tarafından uygulanan özgüven eksikliği terapisi ve tüm tarafların samimi işbirliğiyle sorunun üstesinden gelinmemesi için hiçbir sebep yoktur.

    Anne babalar çocuğu özgüvenli yetiştirmek İşte 8 Öneri

    1. Çocuğun yaşına uygun sorumluluklar verilmeli.

    2. Yaptığı işe sonuç alıncaya kadar desteklemek ama müdahale etmemek gerekir.

    3. Onların sözlerini kesmeden dinlemek gerekir.

    4. Risk almaları gereken durumlarda onları desteklemelisiniz.

    5. Olumlu davranışlarını övmek olumsuz olanlardan ders çıkarmaları için teşvik edici olmak bunun yanında yapıcı eleştirilerde bulunmak dürüst ve samimi olmak

    6. Başkalarıyla kıyaslamak yerine kendi yeteneklerine dikkat çekmek.

    7. Ortamlarda kendini ifade edebilmesi için teşvik edilmesi.

    8. Hikayelerden çok etkilenirler. Başarı hikayeleri onlarlar paylaşılmalı belki yatarken bir hikayeyi yüksek sesle okumayı alışkanlık haline getirilmesi.

    Sonuç olarak ; Özgüvenli olmak öğrenilerek zamanla geliştirilebilen bir duygu, davranış ve inanç halidir. Bu kaynaklardan çocuklarınızı besleyecek geliştirebilir ve özgüven duygusunu hedeflere programlamayı öğretebilirsiniz. Hipnozla özgüven geliştirmek ve hedeflediğiniz şeyleri güvenle başarıya götürmek mümkündür.Birkaç seanslık çalışma çocuğunuzun özgüvenine balans ayarı yapacaktır.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Çocukta 2 yaş krizleri

    2 Yaş Krizleriyle Nasıl Başa Çıkılır?

    2 yaş dönemi, çocukluk çağının ergenlik dönemidir. Bu yaşta çocuğunuz hırçın, uyumsuz, inatçı olabilir. İstediğini elde etmek için tutturabilir. Öfke nöbetleri geçirebilir. Hem bağımsız olmak ister, hem de çoğu açıdan halen size bağımlıdır.Öncelikle anne babalar, bunun gelişimin normal bir aşaması olduğunu kabullenmeliler. Doğru davranışlarla bu dönem daha az sıkıntıyla atlatılabilir.

    Anne babalar 2 yaş krizleriyle nasıl başa çıkabilirler?

    • Sevginizi gösterin. Çocuğunuzu sıkça öperek, sarılarak, sevginizi gösterin. Doğru davranışlarını takdir edin. Böylece, onu iyi davranışa yönlendirmiş olacaksınız.
    • Çocuğun özelliklerini kabul edin. Elbette bazı özelliklerini sizden alsa da, her çocuk anne babasından farklı, yeni bir bireydir. Kötü davranışlarını etiketlemeyin.
    • Çok fazla kural koymayın. Öncelik çocuğun güvenliği olmalı. Bu nedenle, önce çocuğun rahat hareket edebileceği, kazadan uzak kalabileceği bir ev ortamı hazırlayın. Ona sürekli hayır dememek için, dokunması, karıştırması riskli eşyaları ortada bırakmayın.
    • Öfke nöbetleri nasıl önlenir? Çocuğun kapasitesini bilin, belki de ne istediğinizi anlamamıştır. Ona yaşına uygun olmayan sorumluluklar yüklemeyin. Kötü davranışı durdurmak için, sadece yapma demek yetmez, farklı bir çözüm de önermelisiniz, ona yol göstermelisiniz. Sadece gerekli durumlarda hayır deyin. Mümkün olan durumlarda, ona seçim şansı tanıyın. Örneğin hangi elbisesini giyeceğine, hangi masalı dinlemek istediğine karar verebilir. Öfke nöbetleri genellikle çocuk yorgun, uykulu, açken, yabancı ortamlardayken görülür. Bu gibi durumlarda, önceden tedbir alabilirsiniz.
    • Öfke nöbetinde nasıl davranmalısınız? Öfke nöbetinde, farklı bir şeye dikkatini çekerek sakinleşmesini sağlayabilirsiniz. Eğer sakinleşmiyor, kendini yerlere atıyorsa, onu durdurun . Odasına veya başka bir yere gönderip sakinleşmesi için süre tanıyın, mola verdirin. Bunu neden yaptığınızı, nasıl bir davranış beklediğinizi ona açıklamayı unutmayın.
    • Ona iyi örnek olun. Yapılmasını istediğiniz davranışları siz de yapın.

  • Uykusuzluk

    Uykusuzluk

    UYKUSUZLUK İNSOMNİA

    İnsomnia; kişinin uykuya dalmakta ya da ideal uyku süresini kesintisiz olarak doldurmakta güçlük çektiği, bu sebeple günlük hayatının, sosyal ilişkilerinin, okul veya iş başarısının çoğu zaman sekteye uğradığı ve verimliliğinin düştüğü bir uyku bozukluğu çeşididir. Bu bozukluk tıpta hem başlı başına bir hastalık, hem de başka rahatsızlıkların belirtisi olabilecek bir semptom gözüyle ele alınır. Düşük uyku kalitesi başta depresyon ve anksiyete olmak üzere pek çok rahatsızlığın bir getirisi olabileceği gibi kişide stres seviyesinin yükselmesiyle ya da başka nedenlerle ortaya çıkıp bu tarz rahatsızlıklara yakalanılmasının sebebini de oluşturabilir. Uykusuzluk her yaşta ortaya çıkabilir, ancak en sık orta yaş ve üstündeki kişilerde görülür.

    İnsomnianın kısa ve uzun dönemli olmak üzere başlıca iki çeşidi vardır. Kısa dönemli uykusuzluk olarak bilinen tür en fazla bir ay sürerken uzun dönemli uykusuzluk 4 haftayı geçen vakalarda söz konusudur. İnsomnianın belirtileri ve neden olabileceği problemler arasında uyanıkken yapılan eylemlerde aksamalar, gün içinde yorgunluk ve halsizlik, hafıza güçlüğü, depresyon, çabuk ve sık öfkelenme ile kalp krizi ve trafik kazası risklerinde artış sayılabilir. Rahatsızlığı uzun dönemli ve kısa dönemlinin yanında birincil ve ikincil olarak kategorilendirmek de mümkündür. Sekonder insomnia olarak da bilinen ikincil insomnia hastalığın en yaygın türü olup herhangi bir tıbbi, psikolojik ya da çevresel nedenin sonucu olarak ortaya çıkar. İkincil insomnia tedavisi söz konusu olduğunda yapılması gereken şey bu nedenin tespit edilmesi ve nedene yönelik sorun çözme yöntemlerinin uygulanmasıdır. Birincil insomnia ise daha nadir görülmekle birlikte yukarıda bahsettiğimiz başlıca sebeplerden hiç birine dayandırılamaz ve bu nedenle tedavi süreci daha uzun ve zorludur. Bahsettiğimiz tüm uykusuzluk türleri depresyon, fiziksel acı, uyku apnesi ve huzursuz bacak sendromu gibi diğer rahatsızlıklara yol açabilirler.

    Türkiye’nin Uyku Haritası

    Yapılan araştırmadan çıkan sonuca göre, 3 kişiden biri uykuda horluyor. Erkeklerde yüzde 7, kadınlarda yüzde 4 de uyku apnesi var. Bunun anlamı uykuda kısa süreliğine solunum duruyor ve bunun da tedavi edilmesi gerekiyor.

    Hangi Bölgelerde Hangi Uyku Sorunları Daha Fazla

    Uykuda solunum düzensizliği ve uyku apnesi en fazla Güneydoğu illerinde ve Batı’da görülüyor. Uyurgezerliğin daha fazla olduğu bölge ise Doğu Anadolu..

    “Huzursuz bacak sendromu” adı verilen uykuda bacaklarda uyuşma ve hareketlilik Akdeniz, Marmara, Ege ve Akdeniz de görülüyor.

    En Fazla Uykusuzluk Şikayetleri Büyükşehirlerde Görülüyor

    Vardiyalı çalışmaların daha yoğun olduğu illerde Kocaeli, Manisa, Gaziantep, Denizli gibi şehirlerde de uyku bozuklukları fazlalaşıyor.

    Uykusuzluk tedavisi için doktor kontrolünde kullanılan uyku ilaçlarının ve diğer sakinleştirici ilaçların etkisi ne kadar önemliyse, işin uzmanı bir kişiyle birlikte yürütülen terapiler de o derece kritiktir. Bütün sinir hastalıklarında verimli uyku alışkanlığı zarar görmüştür. Bunun uzun sürmesi nörolojik ve psikiyatrik başka sorunlara davetiye çıkartır. Bazı hastanelerin Uyku Merkezleri bu sorunları iyileştirmek için çalışır.  

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Anne sütü denen mucize

    Anne Sütü Denen Mucize

    Annenin yenidoğan bebeği için yapabileceği en önemli şey, onu emzirmektir. Anne sütü, bebeğin hem besini, hem de ilk aşısıdır, annesiyle arasında kurulan ilk köprüdür.

    Yenidoğan Bebek Ne Zaman Emzirilmelidir?

    Her bebek doğar doğmaz mümkün olan en kısa zamanda, tercihen ilk yarım saat içinde, annenin memesine verilmelidir. Doğum sonrası beklemeye gerek yoktur. Anne bebek arasında emzirme ne kadar erken başlarsa, o kadar kolay sürecektir. Gelen ilk süt ( kolostrum) bebeği enfeksiyonlardan koruyacak, bağışıklık sistemine destek olacak çok değerli maddeler içermektedir. Bazen yanlış uygulamalarla, kolostrum bebeğe verilmemekte, süt gelmesi beklenirken bebeğe şekerli su veya mama verilmekte, karnı doyan bebek meme emmeye ilgi göstermemektedir.

    Anne Sütü Gelmezse Ne Yapılır?

    Özellikle sezaryen ile doğum yapan annelerde, süt hemen gelmeyebilir. Ancak eğer bebek çok düşük kilolu, erken doğan bir bebek değilse vücudundaki enerji depoları, ona anne sütü gelene kadar (birkaç gün) yetecektir. Bu sırada kolostrumu alması hem bağışıklık sistemini destekleyecek, hem de bebeğin emme uyarısıyla sütün gelişi kolaylaşacaktır.

    Anne Sütünün Bebeğe Yeterli Olduğu Nasıl Anlaşılır?

    Anne sütü gelip te emzirme başladıktan sonra, anne bebek için yeterli olup olmadığından endişe edebilir. Bebeğin ağlaması, çevrenin yanlış yönlendirmesi zaten doğum sonrası hassas bir dönemde olan anneyi şüpheye düşürebilir. Oysa ki, hiçbir anne yoktur ki, sütü bebeğine yetmesin! Her anne, bebeği için yeterli süt üretebilir, yeter ki, doğru bilgiyle yola çıksın ve çevresinden de destek görsün. Anne sütünün yetmesi için en önemli koşul, bebeğin ilk 6 ay su dahil ek hiçbir şey verilmeden ve istediği sıklıkta emzirilmesidir. Bebek istediği sıklıkta emzirilir ve anne endişeden, stresten uzak kalırsa günden güne sütün artacağı görülecektir. Aylık kontrollerde, çocuk doktoru da bebeğin yeterli kilo aldığını onaylıyorsa, herşey yolunda demektir. Bu arada, ilk 2 haftalık dönemde bebeğin ağırlık kaybının tamamen normal olduğu, anne sütünün yetersizliğini göstermediği de bilinmeli, ölçümlerde 15 günden sonrası dikkate alınmalıdır.

    Anne Sütü Ne Zamana Kadar Verilmelidir?

    Anne sütü, ilk 6 ay tek başına bebek beslenmesi, büyümesi için yeterlidir. 6 ayda uygun ek gıdalara başlanarak 2 yaşa kadar sürdürülmesi önerilir. Anne sütünün besleyici ve koruyucu özellikleri 1 yaştan sonra da devam etmektedir. Dünya Sağlık Örgütü ve Unicef , 2 yaşa kadar emzirmenin sürmesini önermektedirler. Bu şekilde, bebek yaşama sağlıklı bir başlangıç yapacaktır.

  • ÇOCUĞA SINIR KOYMA- ÖDÜL VE CEZA KULANIMI

    ÇOCUĞA SINIR KOYMA- ÖDÜL VE CEZA KULANIMI

    Çocuklar dünyayı keşfetmek isterler. Bunu yaparken kendi davranışları ve başkalarının tepkilerini gözlemlerler. Davranışlarının sonuçlarından yola çıkarak nasıl davranmanın uygun olduğunu öğrenirler. Anne babalar tarafından konulan sınırlar, çocuğa henüz hiç tanımadığı dünyadaki güvenebileceği yol göstericilerdir. 
    Sınır koymak belli bir amacı olan, mantıklı kurallar belirlemek, bu kuralların sebebini çocuğa açıklamak ve bu kuralları tutarlı bir şekilde uygulamak demektir. Sınır koymak, çocuk için güven içinde hareket edebileceği alanı belirler. Çocuklar fiziksel ve duygusal sınırlarını bildiğinde kendilerini daha güvende hissederler. Sınırlar istenilen davranışların kazanılmasına, çocuğun kendini kontrol etmeyi öğrenmesine, sorumluluk sahibi olmasına yardımcı olur.
    Sınırlar çocuğun topluma uyumunu kolaylaştırmaktadır. Sınırsız bir ortamda büyüyen çocuk, kendisini güvende hissetmez. Başkalarından onay alma ve destek ihtiyacı daha fazla olur. Kendi sınırlarının nerede biteceğini bilmediği için başkalarının sınırlarını zorlayan, rahatsızlık veren, sorumluluk almakta zorlanan, özgüvensiz ve doyumsuz bir kişi olabilir. 
    Çok katı sınırların olduğu ailelerde ise çocuğun kişiliği bastırılır. Çocuk korku ve öfke hissedebilir. Bu sebeple sınırların gerektiğinde esnetilebilir olması önemlidir.
    Ödül ve Ceza Kullanımı
    Belirli bir davranışın çocuk tarafından doğru ya da yanlış olarak değerlendirilmesi, o davranışın ardından ailenin ne tepki verdiğine bağlıdır. 
    Ödül vermek çocuğun olumlu davranışını fark etmek ve ona olumlu geribildirim vermek demektir. En iyi ödüllendirme yöntemi maddi ödüller vermek yerine kullanılabilecek duygusal ve sosyal ödüllerdir. Çocuğun olumlu davranışını alkışlamak, kafasını okşamak, olumlu sözler söylemek ve gülümsemek ödül olarak kullanılabilir. Ödül istenen davranışın hemen ardından gelmeli ve bu davranışı pekiştirmelidir. Çocuğun olumsuz davranışlarının vurgulanması ve eleştirilmesi yerine, olumlu davranışlarına odaklanmak, çocuğun olumsuz davranışlarının azalmasına yardımcı olacaktır. 
    Ödül, çocuğa bir şey yapması için önceden önerildiğinde yanlış kullanılmış olur; “Ödevini bitirirsen sana çikolata veririm” demek gibi. Böyle bir tutum çocuğa ödev yapmanın onun için faydalı olduğunu ve onun sorumluluğu olduğunu öğretmez. Ödev çikolata için yapılan, çikolatadan daha az değerli bir şey halini alır. Ayrıca bu durum, bir dahaki sefere çocuğun ailesinden daha fazla şey talep etmesine de sebep olacaktır. Çocuğa çok fazla ödül vermek de doğru değildir. Bu verilen ödülün etkisini azaltacaktır.
    Çocuklar yanlış bir davranışta bulunduklarında ve bir kurala karşı geldiklerinde suçluluk duygusu hissederler. Anne babalarının sevgisini kaybetmekten korkarlar. Yaptığı davranışın sonucuna katlanması, çocuğun hissettiği suçluluk duygusunun azaltır. Yanlış bir davranışta bulunduğunda, çocuğa uygulanan yaptırım, genellikle çocuğa cezalı olduğu şeklinde sunulur. Ancak ceza kelimesi çocukta anne babasının kendisinden intikam alması, ona çok kızgın olması, onu sevmemesi gibi bir algı yaratabilir. Bu sebeple çocuğa cezalı olduğunu söylemek yerine, davranışının sonucuna katlandığını açıklamak daha doğru olacaktır. 
    Çocuğun olumsuz davranışı tekrar yapması durumunda aynı yaptırımla karşılaşması gerekmektedir. Uygulanan yaptırım çocuğun yaşına ve gelişim dönemine uygun olmalıdır. Çocuğu oyun, etkinlik, televizyon gibi bazı şeylerden mahrum bırakmak ve mola vermek olumsuz davranışın sonucu olarak kullanılabilir. Ancak bu yaptırım istenmeyen davranışın hemen ardından verilmeli ve o davranışla ilgili olmalıdır. 
    Çocuğa ağır cezalar vermek, özellikle fiziksel cezalar, utanç ve umutsuzluk duygularına sebep olur. Aynı zamanda bu yolla anne baba, çocuğa şiddet kullanmakla ilgili olumsuz örnek olmuş olur
    Anne babalar sınır koyarken nelere dikkat etmeli?
    1.Belli bir amacı olan, net ve tutarlı sınırlar belirleyin. 
    2.Çocuğa beklenilen davranışı açık bir dille anlatın.
    3.Çocuğa konulan kuralın sebebini açıklayın. Sınırın sebebinin açıklanması inatlaşma ve çatışmaları azaltır. Kendisine açıklama yapılan çocuk anne babası tarafından önemsendiğini hisseder.
    4.Olumsuz davranışın sebebinin ne olabileceğini araştırın. 
    5.Çocuğa, onun neye ihtiyacı olduğunu, ne hissettiğini, ne istediğini anladığınızı ifade edin. 
    6.Çocuk kendisinden beklenilen davranışı gösterdiğinde, başarısız da olsa, çabasını tebrik edin. Olumlu davranışları övün, teşvik edin.
    7.Çocuğa sunulan seçimler arasından tercih hakkı verin. Böylece çocuğun daha değerli hissetmesini sağlarsınız. 
    8.Sınır koyarken sakin kalın, öfkeye kapılmayın. Çocukla net, kararlı ve kibar bir dille konuşun.
    9.Sınır koyarken çocuğa gereğinden uzun açıklamalar yapmayın. Aynı cümleleri çocuğa tekrar tekrar söylemeyin. Bir kere söyleyin ve uygulayın.
    10.Anne-baba olarak sınırlar hakkında ortak bir tutum izleyin, tutarlı olun. Birinizin hayır dediğine diğeriniz evet demesin. 
    11.Olumsuz davranış hakkında uzun konuşmalar yapmayın, olumsuz davranışa odaklanmayın. 
    12.Çocuğa şart koşmayın, onunla pazarlık yapmayın.
    13.Çocuğa yaş ve beceri düzeyine uygun sorumluluklar verin. 
    14.Çocuklar taklit ederek öğrenirler. Kendi davranışlarınızla ona olumlu model olun. 
    15.Çocuğun istediği şey makul bir istekse hemen “Hayır” demeyin. Çocuğun isteklerinin çoğuna “Hayır” demek çatışmaları arttıracaktır. Bu sebeple “Hayır” dediğiniz şeyleri gözden geçirin ve olabildiğince azaltmaya çalışın. 
    Olumsuz davranışın sebebini bulmak önemlidir. Çocuklar kendilerini üzen ya da kızdıran bazı durumlara maruz kaldıklarında, duygusal bir ihtiyaçları yeterince karşılanmadığında (Örneğin; yeterli ilgiyi görmediklerinde), nasıl davranmaları gerektiğini bilmediklerinde uygun olmayan davranışlarda bulunurlar. Bu sebeple çocuklar olumsuz davranışlarda bulunduğunda, hemen bir ceza vermek yerine çocuğun böyle davranmasının sebebinin ne olabileceği üzerinde düşünmekte fayda vardır. Anne babalar çocuğun neye ihtiyacı olduğu, neyin canını sıktığı ya da nasıl davranması gerektiğini bilip bilmediği üzerinde düşünmelidir. 
    En önemli disiplin aracının çocukla kurulan olumlu ilişki olduğu unutulmamalıdır. Ebeveyn ve çocuk arasında sağlam bir ilişki olduğunda, anne babanın çocuğa sınırları öğretmesi de daha kolay olacaktır.

  • Çocuklarda zeka gelişimi ve duygusal zeka

    ÇOCUKLARDA ZEKA GELİŞİMİ

    Zeka “zihnin öğrenme, öğrenilenden yararlanabilme, yeni durumlara uyabilme ve yeni çözüm yolları bulabilme yeteneği “ olarak tanımlanmaktadır. Bu tanıma göre, zeki insan öğrendiğini değerlendiren, yeni durumlara yeni çözümler getirebilen kişidir.

    Bebeğin beyin hücreleri, daha döllenmeyi izleyen üçüncü haftadan itibaren gelişmeye başlamaktadır. Beynin fiziksel yapısının gelişiminin büyük bölümü bu dönemde başlamaktadır.

    Yapılan araştırmalar, bebeklerin üç aydan itibaren öğrenmeye ve öğrendiklerini hafızada tutmaya başladıklarını gösteriyor.

    ZEKANIN GELİŞİMİNDE 3 ÖNEMLİ DÖNEM VARDIR

    DOĞUMDAN ÖNCE ;
    Kalıtımsal ,annenin ruh sağlığı , annenin beslenmesi,

    DOĞUM ESNASI;
    Sağlıklı bir doğumun gerçekleşmesi,doğum esnasında yaşanan problemler örneğin;bebeğin oksijensiz kalması,elden kayıp düşmesi vb.

    DOĞUM SONRASI ;
    Annenin loğusalığı olumlu şekilde atlatması,beslenmesi,bebeğini emzirmesi,sevgisi, babanın ilgisi ve şefkati vb.
    Çocukların genel olarak davranış özelliklerini anlamak ve onların ruh dünyalarına inmek, onların gelişimini yönlendirmek açısından çok önemlidir. Ebeveynlerin çocuklarına doğru eğitimi verebilmeleri, gelişim dönemlerinin özelliklerini bilmeleriyle başlar.

    Çocukta normal zeka düzeyi olsa bile, gelişim dönemlerinde yetersiz uyarana maruz kalması, gerekli eğitim ve öğretimin yetersiz verilmesi, zengin uyaran içeren ortamların sunulmayışı, ebeveynlerin ilgisinin az olması, davranış hataları nedeniyle varolan kapasitenin kullanılamayışını mümkün kılabilmektedir.Çocukta zeka düzeyi ile ilgili problem olmamakla birlikte yaşına uygun zeka kapasitesini ortaya koymamasının bir sebebi de psikolojik rahatsızlıklardır. Bunlar çocukluk çağı depresyonları, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, özel öğrenme güçlükleri, uyum güçlükleri vb. . olabilmektedir.

    Zeka testleri ile çocuğun zeka düzeyi hesaplanmaktadır. Zeka testleri çocukların yapabilecekleri işlere, becerilerine, yaşlarına uygun sayı, söz ve biçim ilişkisine dayanılarak hazırlanır.
    Alternatif zeka kavramlarına gözatarsak Nöropsikolog Howard GARDNER'in çoklu zeka kuramına göre 7 ayrı zeka saptanmıştır.
    Dilsel zeka (yazarlar, politikacılar)
    Mantıksal-matematiksel zeka (bilimadamları felsefeciler, araştırmacılar)
    Görsel-mekansal zeka (mimar, denizciler)
    Bedensel-kinestetik zeka (sporcular, sanatçılar, dansçılar)
    Müzikal zeka (müzisyenler)
    Kişilerarası zeka (öğretmen, satıcı, politikacı)
    Benlik zekası (felsefeciler, bilim adamları)

    Bu kavrama göre zeka sadece bilişsel değil, aynı zamanda güdüsel ve duygusal faktörlerden kaynaklanır. Örneğin, bir öğrencinin matematik dersinden başarısız olması, bazı durumlarda öğretmeni sevmemesi veya utangaçlık duygularından kaynaklanabilir.

    Duygusal Zeka Terimi İlk Ne Zaman Ortaya Atılmış?

    İlk defa 1990 yılında Psikolog Peter Salovey ve Psikolog John Mayer tarafından kullanılmış, daha sonra Psikolog Daniel Goleman geliştirmiştir.

    DUYGUSAL ZEKA NEDİR ?

    Duygusal zeka, kişinin kendi duygularını anlaması, başkalarının duygularına empati beslemesi ve duygularını yaşamı zenginleştirecek biçimde düzenleyebilme yetisidir.”
    Saloyev, Gardner'in kişisel zeka yetenekleri kavramını da kendi temel duygusal zeka tanımının içine katarak, duygusal zekayı oluşturan yetenekleri 5 ana başlıkta toplamış :

    a) ÖZBİLİNÇ
    b) DUYGULARI İDARE EDEBİLMEK
    c) KENDİNİ HAREKETE GEÇİRMEK
    d) BAŞKALARININ DUYGULARINI ANLAMAK (EMPATİ
    e) İLİŞKİLERİ YÜRÜTEBİLMEK

    YÜKSEK EQ ‘LU ÇOCUKLAR YETİŞTİRMEK İÇİN EBEVEYN VE ÖĞRETMENLERE DÜŞEN GÖREVLER NELERDİR ?

    Öncelikle doğru iletişim. Ebeveynlerin çocuklarıyla empatiye dayalı doğru iletişimi kurabilmeleri ve çocuklarına empati kurmayı öğretmeleri gerekiyor. Böylelikle çocuk, arkadaşları ile de iyi ilişkiler kuracak, okulda, evde, çevresinde sevilecek, ilişkilerinde başarılı olacaktır.
    Çocuklarına sorumluluk vererek sorumluluk almayı öğretmeleri gereklidir.
    Çocuklarını gerekli durumlarda kendi karar vermesi için yüreklendirmeleri,
    Olaylara iyimser bakmayı öğretmeleri, toplumsal hizmetlere katılmalarını sağlamaları,
    Diğer insanlara yardım etmeyi, işbirliğinin ve dürüstlüğün önemini vurgulamaları, herhangi bir sorunla karşılaştıkları zaman sorunla nasıl baş edeceklerini öğretmeleri,Konuşma yeteneğinin gelişmesi için çocuklarıyla bol bol sohbet etmeleri, davranışlarıyla örnek olmaları gerekiyor.

    Unutmamalı ki çocuk, anne-babayı taklit ederek büyür.

    Anne Babalara Düşen Görevler

    Feuerstein, yetersiz öğrenmenin en önemli sorununun pasiflik olduğunu vurgular.
    Zeka, olguları elde etmek değil olguların nasıl elde edileceğini öğrenmekle gelişir.
    Feuerstein'in zekanın zenginleştirilmesiyle ilgili önerilerinden yola çıkarak, anne babaların şu soruları kendilerine sormaları ve yanıtların “evet” olması durumunda gerçekten çocuklarının gelişimi için çaba gösterdikeri söylenebilir.
    Çocuğunuzun etkinliklerde aktif olmasını sağlıyor musunuz?
    Öğrenmesi gerekenleri bir çok kez tekrar ediyor musunuz?
    Aktif araştırma ve keşif için çocuğunuzu cesaretlendiriyor musunuz?
    Evinizi çocuğunuz için tehlikesiz hale getirdiniz mi?
    Çeşitli oyuncak ve objeleri çocuğunuza sunuyor musunuz?
    Onunla sürekli konuşuyor, iletişim kuruyor musunuz?
    Çocuğunuzun neden-sonuç arasındaki bağlantı kurabilmesi için ona yardımcı oluyor musunuz?
    Çocuğunuz sesler çıkarttığında veya daha üst yaş grubunda sizinle konuştuğunda sevecen sözcüklerle yaklaşıyor musunuz?
    Bağırmama, fiziksel cezalar uygulamamaya özen gösteriyor musunuz?
    Çocuğunuzla ilgilendiğinizi ona gösteriyor musunuz?

    0-6 ayda bebeğin zihinsel gelişimi

    Kendisini ve çevresini gözleri,kulakları, elleri ve ayakları ile keşfeder.
    Ortamda kendi hareketlerinden kaynaklanan etkiler yaratmaktan hoşlanır.
    Örneğin güldüğünde karşısındakinin de gülmesi gibi.Tanımadığı insanları görünce ağlama, gülümseme vb.Bazı hareketleri taklit etme, daha önceden yaptığı bir davranışı el tutma,gülümseme gibi o kişiyi tekrar gördüğünde yapma.

    7-12 ay bebek

    Nesnelerin ortaya çıkmasına ve kaybolmasına tepki verme.Nesne devamlılığı, örneğin oynadığı topun uzaklaşmasında ardından bakma,Çekmece, dolap açma,boşaltma,Nesne ilişkileri gösterme,tv,kumanda gibi,Resimli kitaplara ilgi duyma,İnsanları, nesneleri,oyunları hatırlama ve tekrarlama,

    1- 2 yaş çocuğu

    Nesnelerin şekil, renk, ebatlarını kavrama,gruplandırma,İlk sayma becerileri,
    İlk yaratıcı aktiviteler,kalemle çizim yapma,bir oyuncağı kurma,oyun hamuru yoğurma gibi,
    Hayali oyunlar oynar,

    3 – 5 yaş çocuğu

    Üçgen,kare,dikdörtgen ,daire gibi şekilleri , temel renkleri bilir,4 yaşta hedefe yönelik davranmaya başlar, plan kurar,Nesneleri çeşitlerine göre gruplandırabilir.
    Canlandırma oyunları oynar.Oyun kurup devam ettirebilir,Basit rakam ve harf oyunları oynayabilir.

    Nilüfer Karataş
    Çocuk Gelişim Uzmanı
    Aile & Yaşam Koçu

  • ÇOCUK VE YAS SÜRECİ

    ÇOCUK VE YAS SÜRECİ

    Sevilen bir kişinin kaybı ve yas süreci çoğu kişinin hakkında konuşmakta zorlandığı bir konudur. Çocuklar da yetişkinler gibi sevdikleri bir kişiyi kaybettiklerinde bir yas süreci içerisine girerler. Çocukların kayba yükledikleri anlam, kaybı yaşadıkları yaş dönemine göre değişiklik gösterir. Çocuk kaybı ne kadar küçük bir yaşta yaşadıysa, ölümü anlamlandırması da o kadar zor alacaktır. 

    Çocukların kayba tepkileri nelerdir?

    Yakınlarını kaybeden çocuklar bu olaya farklı tepkiler verebilirler. Bazı çocuklar haberi duyduğunda ağlayabilir, bazıları saldırgan davranışlarda bulunabilir, bazı çocuklar ise bu habere hiç tepki vermeyebilir. Çocuğun verdiği tepkiye anlayışla yaklaşılmalı ve üzüntüsünü başka türlü ifade etmesi için çocuğa baskı yapılmamalıdır.
    -Kayıp haberini alan çocuğun oyununa devam etmesi, haberi duymamış ya da önemsemiyor gibi davranması sık rastlanılan bir durumdur. Çoğu çocuk ölüm haberini ilk duyduğunda tam olarak ne olduğunu anlayamadığı için tepkisiz kalabilir. 
    -Bebeksi davranışlarda bulunabilirler. Örneğin; alt ıslatmaya, parmak emmeye, bebek gibi konuşmaya başlayabilirler. 
    -Ölüm haberini alan çocuk, kendisinin ya da anne babasının ölmesinden, hastalık ve kazalardan korkmaya başlayabilir. 
    -Çocukların kayba gösterdikleri tepkilerden biri de uyku problemleridir. Yatağına gitmek istememe, uykuya dalmakta güçlükler, uykudan sık sık uyanma,  uykuda ağlama gibi tepkiler verebilirler. Özellikle çocuğa ölümü uzun bir uyku benzetmesi ile anlatmak da, onun uykudan korkmasına sebep olabilir.  
    -Çocuklar bir yakınlarını kaybettiklerinde öfkeli tepkiler verebilirler. Çoğu zaman öfkelerini yakınlarındaki kişilere yönelik olarak ortaya koyarlar.
    -Çocuklar bu önemde daha içe dönük olabilirler ve yalnız kalmayı tercih edebilirler. 
    -Bazı çocuklar kaybın kendileri yüzünden olduğunu düşünüp suçluluk duyabilirler. 
    -Ölümle ilgili oyunlar oynayabilirler. 
    -Sebepsiz yere ağlayabilirler. 

    Çocuğa ölümle ilgili nasıl bir açıklama yapılmalı?

    Çocuğa ölümü anlatmak için kaybın üzerinden çok fazla zaman geçmesi beklenmemelidir. Kayıp haberi, çocuğun alışkın olduğu ve kendini güvende hissettiği bir yerde, güvendiği bir kişi tarafından verilmelidir. Çocuğa ölüm haberini vermeden önce “Sana üzücü bir haber vermem gerekiyor” vb. bir cümle ile onu hazırlamak uygun olacaktır.
    Yetişkinler çocuğa ölümü açıklarken gerçek ve somut bilgi vermeli ve çocuğun yaş düzeyine uygun bir dil kullanmalıdır. “Ölüm” kelimesi kullanılmalı, bunun yerine “Uzun bir uykuda”, “Uzaklarda” vb. açıklamalar yapılmamalıdır. Çünkü bu çocukta ölen kişinin geri geleceği düşüncesini oluşturabilir. Ölümün yaşamın sonu demek olduğu ve ölen kişinin geri dönmeyeceği çocuğa açıklanmalıdır. Çocuğa ölüm sebebi hakkında yanlış bilgi verilmemelidir. Çocuğa kayıp haberini veren yetişkin, açıklamayı yaptıktan sonra bir süre çocuğun yanında kalmalı, çocuğun anlatılanlardan ne anladığını kontrol etmek için onu dinlemeli,  duygu ve düşüncelerini anlatmasına ve soru sormasına fırsat tanımalıdır. 
    Çocuklara yapılan açıklamaya eklenmesi gereken önemli bir konu da ölümün çocuğun suçu olmadığı konusudur. Çocuğa kaybın onun yaptığı ya da yapmadığı bir davranışla, bir sözü ya da bir düşüncesi ile ilgili olmadığı açıklanmalıdır. 
    Ölümle ilgili dini açıklamalar yapmak, eğer çocuğun bu konularda daha önceden hiçbir bilgisi yoksa uygun değildir. Bu tip açıklamalar çocuğun kafasını daha da karıştırabilir. Çocuğa dini bir açıklama yapmadan önce, çocuğun kullanılan dini terimlerin anlamını bildiğinden emin olmak gerekmektedir.   
    Çocuğa ölümle ilgili uygun açıklama yapılmış olsa da çocuk, ölen kişiyi görmek isteyebilir. Çocuğun ölümü anlamak için zamana ihtiyacı olduğu unutulmamalıdır.

    Çocuklar cenaze törenine katılmalı mı?

    Cenaze törenleri çocuğun kayıp hakkında konuşmasına ve durumu somutlaştırmasına katkı sağlar. Çoğu çocuk cenaze töreni ile ilgili oyunlar oynayarak, resimler çizerek, töreni başka kişilere anlatarak ölümü kendisi için anlamlandırmaya çalışır. Ancak çocuk cenaze törenine katılmak istemiyorsa ya da bundan korkuyorsa törene götürülmemelidir.

    Yas sürecindeki çocuğa yardımcı olmak için dikkat edilmesi gerekenler

    -Öncelikle çocuğa kaybı haber vermeyi geciktirmemek ve çocukla ölümle ilgili dürüst bir şekilde konuşmak çok önemlidir. Çocuğun sorularını sakince cevaplamak ve yanlış anlaşılmaları düzeltmek gerekmektedir. Bu durumun çocuğun suçu olmadığı vurgulanmalıdır.
    -Çocuğun evdeki ve okuldaki günlük rutini mümkün olduğunca devam ettirilmelidir. Kayıp yaşayan çocuk dünyayı güvenli olmayan bir yer olarak algılayabilir. Günlük yaşamındaki pek çok şeyin değişmediğini görmek, çocuğun kendisini daha güvende hissetmesine yardımcı olacaktır. Öğretmenlerini de kayıpla ilgili bilgilendirmek gerekmektedir.
    -Çocuğun ölüm, cenaze ile ilgili konuşmasına, oyunlar oynamasına ve resimler çizmesine izin verilmelidir.
    -Çocukların duygularını göstermelerine izin verilmelidir. Ebeveynler çocukların duygularını fark etmelerine yardımcı olmalıdır. Çocuğu korumak için ebeveynlerin kendi duygularını gizlemeye çalışmasına gerek yoktur. Ebeveynler kayıpla ilgili kendi duygularından bahsetmeli ve çocuğu da duygularını anlatmaya teşvik etmelidir.
    -Çocuğun bu dönemde öfkeli olması normaldir. Çocuğun öfkesini kabul etmek, ancak başkalarına zarar vermeden, uygun şekilde ifade etmesine yardımcı olmak gerekmektedir.
    -Çocuklar ölen kişinin resimlerini görmek, onunla yaşamış oldukları olaylardan bahsetmek ihtiyacı anlayışla karşılanmalıdır. 
    -Kayıp yaşayan çocuklarda bazı korkular oluşabilir. Çocukla korkularıyla ilgili kabul edici bir tutumla konuşulmalıdır. Ebeveynler çocuğa gelecekte de onun yanında olacağı mesajını vermelidir.  
    -Alt ıslatma, parmak emme, yalnız uyuyamama gibi bebeksi tepkiler genellikle dönemsel olarak ortaya çıkarlar ve zamanla azalarak yok olurlar. Bu sebeple çocuktaki bu tip davranışlar eleştirilmemelidir. 
    -Bu dönemde anne babalarından ayrı kalmak çocukları endişelendirebilir. Bu sebeple kısa süreliğine de olsa kendi evleri dışında bir yerde bırakılmamaları gerekmektedir. 
    Kayıp yaşamış olan çocuğun gösterdiği tepkilerin şiddeti ve süresi de oldukça önemlidir. Kayıp yaşandıktan 2-3 ay sonra korkular, kâbuslar, uyku sorunları, aşırı hareketlilik, alt ıslatma vb. devam ediyorsa psikolojik destek almaya yönlendirilmelidir.