Blog

  • ( anne-baba-genç ) neden çatışıyorsunuz ?

    ( anne-baba-genç ) neden çatışıyorsunuz ?

    Anne ve babalar, çocuklarının günün birinde genç olacağını hayal ederek onu büyütürler. Belki de çocukluğun hayatın koşmacası içinde bu kadar çabuk geçipte gençlik çağının geldiğini farkedemezler. Bakıyorlar ki, onların ÇOCUK dediği genç, söz dinlemek istemiyor, kendisine göre doğru olanların peşinde…

    Gençlik çağında anne ve babalar çocuklarının arkadaş çevreleri için endişe duyarlar. Artık çocukları genç olmuş ve daha çok aile dışında ve arkadaşları ile zaman geçirmek istiyor. Ailede en çok duyulan ses iyi arkadaş ve kötü arkadaş kavramlarıdır. Çocukluk çağında aile ve çevre etkileriyle iyi bir kişilik oturtulduysa fazlaca bir sorun yaşanmayabilir. Çocukta iyi bir kişilik yerleşimine paralel olarak arkadaş seçimi de uygun şekilde olacaktır. Anne babanın fazlaca endişelenmemesi gerekir. Ayrıca dış hayatla ilgili deneyim çocuğun büyümesine ve gelişimine uygun olarak kazandırılmış mıdır? bu da önem kazanmaktadır.

    Gençlerin en çok duyduğu söz '' sana güveniyorum ama çevreye güvenmiyorum '' dur. Bu çağda aile ve genç ön yargılı olmadan doğru davranış biçimlerinde iletişimlerini sağlıklı tutmalıdır. Gencin arkadaşları ile yaşadığı olumlu ve olumsuz yaşantıları da ailesi ile paylaşabilmesi gerekir. Burada aile kısmen yol gösterici olabilir. Genç belki de olumsuz davranışı olan kişilerle de iletişim içindedir. Ancak burada önemli olan gencin kendisini bu tip kişilere ve guruplara kendisini kaptırmayıp; kendisini kendisinin yönettiğini ailesine gösterebilmesidir. Genç otokontrol sahibi olup çevrenin verdiği zararlardan emin olmalıdır. Ailesi ile paylaşım içinde olmalı, aileye ait olduğu duygusunu yitirmemelidir. Aile burada baskıcı, yargılayıcı tavır içinde olmamalıdır ki genç doğrusunu da yanlışını da anlatabilsin. Genç suçlanmadan sorunlar aşılabilsin. Burada ailenin özen göstereceği bir konuda ses tonu kullanımıdır. Yüksek ve çatışmacı bir ses tonu kullanımıda iletişimi olumsuz etkileyecektir.

    Anne babalar, genci çevrenin olumsuz etkilerinden korumak için özeline girmemeli, ancak gerekli konular konuşularak çözümleme yoluna gidilmelidir. Bu şekilde gencin kendine olan güvenini kaybetmesine sebebiyet vermemiş oluruz. Gence kendini rahat ve huzurlu hissedebileceği bir ortam hazırlamalıyız. Bu ortamda sorumlulukların olmadığı bir ortam değildir. Aile yaşına uygun olan sorumluluklar vererek büyütmelidir, çocuğunu…Odasını ya da kendisine ait olan kısmı toplamayı bilerek büyümelidir ve gençlik çağında da devam ederek, belki bazı ilavelerle sürdürülmelidir.

    Anne- baba model olmayı gençlik çağında da devam ettirerek, davranışları ile örnek olmalıdır. İletişimde emir cümleleri kurmak, gencin tersini yapma isteğini uyandırır. Bu nedenle ailenin, gencin birşeyler bildiğini kabul ettiğini göstermesi ve onun düşüncelerini önemsemesi özgüven gelişimini güçlendirir. Aile ve genç deneyimlerini, isteklerini karşılıklı olarak ortaya koyarak platform oluştururlarsa genç kendine uygun olanı seçer ve hayata geçirir.
    Olumlu ve olumsuz özellikleriyle kendisi yaşayarak öğrenir.

    Genci çevrenin kötü özellikleriyle korkutmak, onun kendine olan güveninin zedelenmesine sebep olur. Bu durum gencin hayatında önemli bir husustur. Gencin okulda notları düşük olabilir, ancak kendine olan güveni kaybetmesi yaşam okulunda başarısızlığı meydana getireceği için önem kazanmaktadır.

    Ayrıca belirsizlik güven duygusunun kaybedilmesine neden olur, bu nedenle genç, yaşamındaki belirsizlikleri ortadan kaldırmalıdır ki ailesi O na yeterince güven duysun.

    Ailede yaşanabilen çatışmalarda, aile bireylerinin neyi nasıl söyleyeceğine ilişkin belki bilgi yetersizliğinden belki yaşam şartlarının güçlüğünden kaynaklanan iletişim sorunu dikkati çeker. Aile günü güç şartlarda geçirmiştir, akşam biraraya gelindiğinde tahammülsüzlükler olabilir. Bu durumda aile bireyleri iyi niyetlerini bozmadan birbirini anlamaya çalışmalı, empati yapmalıdır. Aile bireylerinin birbirlerini değerli hissetmesini sağlaması gerekir. Bu da paylaşımın yeterli olduğunun bir işaretidir. Gencin kendini değersiz hissetme nedenleri aile ile yeterince iletişim kuramama, gencin durumu yanlış algılaması, beklentisini yüksek tutmasıdır.

    Aile içinde güvenin tesis edilebilmesi için duygu ve düşüncelerin açık ve net şekilde açıklanabildiği bir ortam yaratılmalıdır. Bu da baskıcı olmamak, düşüncelere saygılı olmak, eleştiriye açık olmakla mümkün olur. Kişi kendi düşüncelerini zorlayarak karşı tarafa kabul ettirmemelidir.Kendisine gelen elştirileri de yapıcı olduğunu ve kendisindeki eksikleri tamamlama için bir fırsat olarak görürse ailede demokratik bir ortam yakalanmış demektir.
    Ailede baskıcı bir ortamın olması nelere sebebiyet verir? Yalancılık, iki yüzlülük, saklı olarak yapılan davranışlara, küsmelere…Baskı ile bir davranışı yapmaya itilen genç, görünürde istenen yapılıyormuş gibi davranır, ancak sonuç bölümüne gelindiğinde gerçek ortaya çıkıpta aileden tepki görürse mutlu olur. Çünkü, kendi isteğini gerçekleştirmiştir ve aileden gelen baskıya boyun eğmemiştir. Pasif agresif tepki geliştirmiştir.

    Anne ve baba çocukluktan itibaren gence doğru model olmalı, yalandan kaçınmalı, dürüstlük konusunda örnek yaşantı sergilemelidirler. Yanlış davranışlar karşısında kızıp, bağırmakla aileler soruna doğru yaklaşım gösteremezler, ya da uzun uzun dürüstlüğü anlatmak genci olumsuz davranışından uzaklaştırmaz.Doğruyu söylemek önemlidir, ancak; her doğru olan durumlar her yerde söylenmez. Bu gibi durumlarda susup, gerçeği saklamak, belki başka bir çözüm yolu bulmak gerekebilir. Sakınca doğurabilecek durumlarda dikkatli olunmalıdır.

    Yalanla elde edilen başarı ve mutluluk kısa sürer. Dürüstlükle uzun süren, devam edildiği sürece başarı ve mutluluk getiren süreç yaşanır.Onurlu ve belli bir kararlılıkla yaşanan hayat çok önemlidir. Dedikodu tarzını benimsemekte, iletişimde olumsuzlukların yaşanmasına neden olur. Biraz hayal gücü ile gerçekler saptırılır, olmayan durumlar varmış ya da olmuş gibi gösterilir.Bu nedenle gençler konuşmalarına dikkat etmeli ve kendilerini üzecek durumlardan kaçınmalıdır. Aksi halde genç kendine ve çevresindkilere zarar vermiş olur.

  • Stres – Kaygı – Öğrenci

    Stres – Kaygı – Öğrenci

    O şimdi çok stresli dokunmayın sınavı var!

    Stressiz olmuyor ama fazla stres de dengeleri bozuyor

    Neden hep yumurta kapıya gelince harekete geçme alışkanlığımız var ki sanki.. Son anlar olmasaydı hiçbir işimi bitiremezdim diyordu bir arkadaşım. Bir an önce liseyi bitirip üniversiteli olma hayaline çok az bir zaman kaldı. Ancak küçük bir sorun çıkabilir! Ya sınavda kendimi gösteremez istediğim başarıyı elde edemezsem. Bunu düşünürken bir yandan harcadığınız emeğin karşılığını görememe… bir yandan yakınlarınızın yüz ifadesi.. bir yandan bir sürü arkadaşınız bir üniversiteye devam ederken sizin bir yıl daha belirsizliği yaşamanız.. üff bunlar çok ürkütücü ve siz bu durumu düşünmek bile istemiyorsunuz.

    Her ne kadar sonuçlarından kaçamasanız bile kaçındığınız sonun başına gelmesini önleyebilirsiniz.

    Diyojen takdiği

    Ünlü yunanlı filozof diyojen bir fıçıda yaşar ve kaybedecek hiçbir şeyi yoktur. Sokaktaki vatandaşla en asil soylu hükümdarın onun gözünde fark yaratacak bir etkisi yoktur.. Bir gün hükümdarın biri yanından geçerken durur ve onunla konuşmak ister.. seni onurlandıracağım bir ihsan ister misin diye sorar? Diyoje kendinden emin “Gölge etme başka ihsan istemem”. Bu günlerde aileler fırıl fırıl çocukların peşinde dolanıyor.. ve onlara “senin için daha ne yapabilirim” diye aslında bir tür farkında olmadan baskı yapıyor.. Eğer bu süre içinde onları kendinizden uzak tutar ve onların elektriğine kendinizi kaptırmazsanız. Odağınızı yapmak istediklerinize daha kolay kilitlersiniz.. Bazen bu durumlarda yarı bunalım takılmak..kendini odaya hapsetmek..göze daha az görünmek ve görünmek durumunda kaldığı ortamlardan hızla sıvışmak iyi bir takdik olsa gerek..

    Kaygının kaynağını kesmek

    Kaygı bir tür duygu ve o duyguyu besleyen hormanlar var.. Bunları harekete geçiren ise sınavın yaklaşması ya da gireceğiniz sınavın sonuçları değil..! Bu sonuçları düşünerek en olumsuzuna odaklanmanız.. bunu o kadar sık ve düzenli yaptıktan sonra böyle olacağını varsayan düşüncelerinizden kendinizi alıkoyamamanız.. ve düşündükçe kendinizi kötü hissetmeniz..ve mevcut potansiyelinizi kullanamayacak problemler yaşamaya başlamanızdandır… Kaygının kaynağı düşünceler.. Düşüncelerle beslenir. Günde ortalama 60 bin düşünce geçermiş aklımızdan ve bunların büyük bir kısmı negatif düşünceler olduğu söylenir.. Çok defa kişi bunun farkında değildir..hatta kendisine sorsanız hiç de olumsuz düşünmüyordur.. ama içten içe yaşadığı “acaba”lar.. onu yiyip bitirir.. bazen iştahı, uykusu bazen çalışma düzeni bazen bildiklerini unutması ve nihayetinde emeklerinin karşılığı olmayan istenmeyen sonuçları doğurur.. Düşüncelerin iyisi kötüsü olmaz ama düşüncelerin kalitelisi kalitesizi olabilir.. kaygı üreten kalitesiz düşünceler bir süre sonra öğrenme performansınızı olumsuz etkileyecek düzeye gelir.. Bu durumdan sonra ne kadar çalıştığınızın bir önemi yoktur. Bu çalışmalarınızın gerçekci değerini ne kadar yansıtacaksınız bu önemlidir.

    Yeterince hazır değilseniz

    Kaygılanmakta haklısınız çünkü kaygılanmanızı gerektirecek haklı nedenleriniz var. Yine de alacağınız yok. Yani kaygılanarak puanınızı yükseltebilecek durumda değilsiniz. Zamanlamasından dolayı treni bu sefer kaçırmış olabilirsiniz.

    Bilgi düzeyiniz iyi ancak becerilerinizden şüphe ediyorsanız;

    Performans öyle bir şey ki bilmek yetmiyor bilgilerinizi gösterebilecek duygusal ve zihinsel hazırlığınızı da tamamlamış olmanız gerekiyor.. Bir sporcunun teknik becerilere hakim maçta bu becerileri kullanacak duygusal bir zafiyet gösterirse beceri düzeyinde hak etmediği sonuçlara katlanmak durumunda kalacaktır.. Halbuki öğrenciler kendilerini o kadar çok yapacakları ya da yapmayacakları şeylere odaklıyorlar ki kendilerini almış oldukları duygusal ve zihinsel yaradan sızan hayat güçleri günden güne tüketip daha stresli hale getiriyor… Sonra nerede hata yaptım diye kendilerine haksızlık yapacak yanlış yerlerde çözüm arıyorlar..

    Bunlara Zamanım yok!

    Günde kaç km tempolu yürüyüş yapıyorsunuz? Şu anda hangi kitabı okuyorsunuz ve bitince hangisine başlayacaksınız. Bulmaca çözüyor musunuz? Kendinizle her gün yarım saat bir odada sessiz ve zihniniz rolantiye alacak mod ta çalıştırıyor musunuz (Bir tür meditasyon) müzik dinleyip dans ediyor musunuz. Sabahları yarım saat erken kalkıp günü planlıyor ve gün sonunda yaptıklarınızı değerlendirecek 15 dakika kendinizle “değerlendirme toplantısı yapıyor musunuz? Sınavda istediğiniz puanı aldığınızda kazandığınız okulda okuyup bitirdiğinizde neleri başaracağınızı her gün hayal gücünüzü de zenginleştirerek kurguluyor bunu canlandırıyor musunuz? Kendisini zevkle dinlediğiniz bir büyüğünüzle fırsat buldukça kendinizi sıkıştırmadan rahat rahat dinliyor musunuz? Hikaye veya roman okuyor ve kendinizi motive edecek araçlardan yararlanıyor musunuz? Bir günlük tutup mevcut rotanısı bir seyir defteri mantığı içinde kayda geçiriyor ve kendinizi denetliyor musunuz? Yatmadan önce yorgunluktan sızıyor musunuz yoksa belirli bir dinlenme moduna sokup rahat bir uyku mu çekiyor sunuz?

    Birçoğu bu ve buna benzeri sorularımda vaktinin olmadığını söylüyor! Evet yata yata ders çalışın demiyorum ama elinizden geleni ardınıza koymamanız işin gerekini gerektiği gibi yapmanızı engelleyecek ve yukarıdaki şeylerden bazılarına ihtiyaç duyuyor ama bunu kendinizden mahrum ediyorsanız. Bu kaygınızı azaltacak ilacı almaya vaktim yok gibi bir mazeretle sonuçlarına katlanmak durumunda kalabilirsiniz!

    Nasihatler İşe Yaramaz!

    Bu günlerde sık sık duyacağınız “heyecanlanma”, “Kendine güven”, “Sınav kişiliğini ölçmüyor bilginizi ölçüyor”, “Bu sınav her şey değil kazanamazsan da biz seni seviyoruz” ifadelerini büyükler sıkça yineliyor olabilirler.. Peki sizi rahatlatıyor mu?

    Duymak hoşunuza gidebilir ama sizi rahlatmayacaktır. Peki sizin gerçekten rahatlamaya mı ihtiyacınız var? Bazılarının tam tersine kaygısını heyecanlandırıp kendisini sıkıştırmaya ihtiyacı var ama bazılarının gerçekten kendini rahatlatmaya ihtiyacı var. Merak ettiğim şu kendinizi nasıl gerdiğinizi biliyoruz. Peki rahatlatmak için ne yapıyorsunuz? Bu durumda tek bir çözüm olmadığı gibi önerilen çözümlerde öğrencinin nezdinde “biz bunları biliyoruz” şeklinde tepki veriliyor. O zaman soruyorum “ne olsaydı kendinizi daha rahat hissederdiniz ve bu sınavda sınanmaktan dolayı yaşayacağınız kaygıyı yaşamazdınız” Diye. Verilen cevaplarda kişinin yapmadığı ve yapması gereken durumlar ortaya çıkıyor. İşte bunları ertelemeden ve normal rutin hayatınızın içine alarak yapın. Bunları yapmayarak kaygıya daha fazla zemin hazırlamış ve virüs gibi gittikçe baş edilemeyecek konuma gelişmesine neden olabilirsiniz diyorum.

    Eğlenceli olmayan işleri daha eğlenceli hale getirmenin bir yolu olmalı?

    Neden hep büyüklerden bekliyorsunuz. Büyükler hayatı çok ciddiye alıyor ve sizi de kendilerine benzetiyorlar. Sanki hiç öğrenci olmamışlarda.. ya da sizin öğrenim hayatınız mükemmel olsun diye acımasız bir gardiyan gibi çalılıyorlar..!

    Yapmanız gereken şey hem yapmak zorunda olduğunuz bir şeyse genellikle eğlenceli görülmez.. peki daha eğlenceli olması için bu zorunlulukları nasıl yapardınız diye bir soru sorsam alacağım yanıtı merak ediyorum? Komik ya da saçma bulmadan bunları söyleyin.. biliyorum önceleri tuhaf geliyor ama önce belirleyin..ve bunları yazın..

    Şimdi eğlenceli tarafına geldik..! Niye yapmıyoruz?

    Acı çekmeyeceğim diye eziyet çekmeniz gerekmez!

    Güzel şeyler bazen zor oluyor. Bazen sıkıntı çekmeniz ve rahatınızdan fedakarlık yapmanız gerekiyor. Açlık olmasaydı yenilen yemeklerin çoğu zevkli olmayabilirdi.. Mesela doğum bir anne için çok acı verecek bir deneyim ve bu acıya katlanırken onu motive eden bebek hayatının en güzel şeyi olduğunu düşünebiliyor.. O kadar çok acı çektiği halde bebeği kucağına aldıktan sonra doğum sancısından bahseden bir anne hiç tanımadım..? Doğumunuza az kaldı .. Gülümseyin..

    Aynanın karşısında … “az kaldı” deyip aynı anda gülümseyebilirseniz.. stresinizle dost olabilirsiniz… Yoksa düşmanınız olmasını mı istersiniz..?

    O zaman ne duruyorsunuz.. GÜLÜMSEYİN..

    ADİL MAVİŞ

  • Okulda iletişim ve ilişki kurabilme yeteneğinin geliştirilmesinin faydaları

    Okul hayatı herkes için unutulmaz, tatlı, acı anılarla geçer. Okul yaşamı sadece derslerden ve öğretmenlerden ibaret değildir. Okul, çocukların ve gençlerin aynı zamanda sosyalleşerek derslerin yükünü hafiflettiği, bazı kurallara uyumun gerektiği, sosyal yaşamın tam kendisidir. Çocuk veya genç bireyselleşme çabası içindedir. Burada bazen aileye, arkadaşlara bağlılık sorun olarak önümüze çıkabilir.Mümkün olduğunca aileler, çocuklarını bireyselleştirebilecek çaba içinde olmalıdırlar. Hedef, önceleri büyük tutulmadan erişilebilir özellikte olmalıdır ki çocuğun, gencin kendine güven duyması desteklensin. Ayrıca da, çocuklar kendilerine ait problemleri kendileri çözebilir yeterlikte olmalı; aile buna fırsat vermelidir.
    Sınıflarda, kendini çekingen hisseden çocuklar, önce çevrelerinde olup bitenleri izleyebilecek şekilde pozisyon almalıdırlar. Telaşlanmadan ve arkadaşım olmayacak mı? paniği yaşamadan, önce güleryüzle çevrelerine POZİTİF elektrik yaymalıdır. Öğrenci, bakımlı, saçları düzgün şekilde taranmış, kılık kıyafeti kendine önem verdiğini gösteren tarzda olmalıdır ki; başkaları da size önem versin.İletişim ve ilişki kurma, sadece konuşma ile olmaz, burada beden dili çok şeyler söyleyecektir. Belki de konuşmanın bile önüne geçecektir. Bu nedenle, karşıdan gelebilecek uyaranlara karşı öğrenci hazır olmalıdır. Belki bir gülücük gelecektir, belki bir göz göze gelmek olacaktır.
    İçinizden kendiniz hakkında güzel şeyler düşünüp, iyi yaptıklarınızı hatırlayın. Bunlar sizi yüreklendirecektir. Herkesin farklı olduğunu düşünüp, hep iletişim için karşı taraftan beklenti halinde olunmamalıdır. Zaten, sınıflarda her özellikte öğrenci olduğu için atılgan öğrenciler, çekingen olanların işini kolaylaştırabilir. Öğrenci aynı gün içinde herkesle arkadaş olmak zorunda hissetmemelidir,kendini…Bu onda stres yaratır, hatta olan stresini daha da artırır.
    Karşı tarafı anlamak, kendinizi önce anlatmaktan kazançlı olabilir. Öğrenci, duruma göre strateji geliştirmeyi deneme-yanılma yoluyla öğrenmelidir.
    Bazen, bu durum ailenin çocuğuna kıyamamasından dolayı biraz vahim geçebilir. Ancak, sorunların çözümü, için öğrenci kendi haline bırakılsa ve ''sen bunları aşabilecek kapasitedesin, sana güveniyorum.'' şeklinde kararlı ifadeler öğrenciyi yüreklendirecek ve bu durumu başardığı için kendine olan güveni sağlamlaşacaktır.
    Tabii ki okul hayatın kendisi değil; ancak örneklemidir. Bu nedenle, öğrencilerimizi gelecek hayatlarına hazırlamak için duygularımıza yenik düşmeden, onu güçlendirici ifadeler kullanmak çok önemlidir. Okul sonrası, hayat, İLETİŞİM ve İLİŞKİ KURMA dır. İletişim gücünün geliştirilmesi, çocuğumuz için sadece okulda gerekli değildir. İş hayatında diğer kişilere kendimizi iyi ifade edebilmek başarımızı, geleceği iyi planlamamızı, yaşamımıza yön verebilmemizi kolaylaştırır, pek çok kapının bize açılmasını sağlar. Yaşadığımız sorunların hafifletilmesinde çevre oluşturabilir, duygusal yönden kendimizi daha iyi hissederek yaşama bağlılığımızı artırabiliriz. Üzüntü, keder paylaşıldıkça azalır, sevinçler ise paylaşıldıkça artar. Çocuk, büyüyüp, erişkin bir insan olduğunda kuracağı aile hayatının da temelinde iletişim ve ilişki kurma vardır. Eş seçiminde iyi bir iletişim, eşlerin birbirlerini daha iyi tanıması ve sağlam evlilik temellerinin atılması demektir. Toplumun en küçük biriminin aile olduğunu düşünürsek önemini çok daha iyi kavrayabiliriz. Ayrıca, kendimizi başkasının yerine koyarak, yani EMPATİ kurmakta bir tür ilişki kurabilme yeteneğidir. Etkili bir iletişim kurma daha rahat arkadaş edinip, sosyal çevrenin geliştirilmesine destek olur. Tüm gelişimlerin birbirleri ile ilişkili oldğu düşünüldüğünde sosyal yönden gelişen çocuk, duygusal, fiziksel, psiko-motor, bilişsel, dil yönlerinden de gelişir.

  • Çocuklarda Özgüven

    Çocuklarda Özgüven

    Çocuklarda Özgüven Gelişimini Desteklemek

    Özgüven, bir kişinin kendisi hakkında olumlu düşüncelere sahip olması, kendisini yeterli algılaması, yeteneklerinin, kişisel özelliklerinin ve sınırlarının farkında olması ve bunları kabul etmesi anlamına gelmektedir. Dünyaya geldiğimiz andan itibaren yaşadığımız tüm deneyimler, ailemizden aldığımız tepkiler, anne- babalarımızın, öğretmen ve arkadaşlarımızın bizimle ilgili yorumları özgüven gelişimi üzerinde etkili olmaktadır.
    Tüm anne babalar çocuklarının özgüvenli bireyler olmalarını isterler. Çünkü özgüven, çocukların sorunlarla baş etme becerilerini, okul başarılarını ve sosyal ilişkilerini olumlu etkilemektedir.  

    Çocukların daha özgüvenli olmalarına yardımcı olmak için:

    -Öncelikle anne babalar çocukla ilgili net ve tutarlı sınırlar oluşturmalıdır. Tutarsız ve belirsiz sınırlar içinde büyüyen çocuklar, başka sosyal ortamlarda zorlanabilirler ve net sınırlarla karşılaştıklarında bunu sevilmemek olarak yorumlayabilirler. Bu da özgüvenlerini olumsuz etkilemektedir. Konulan kuralların sebebinin çocuğa açıklanması çocuğun kendisini değerli hissetmesine katkı sağlayacaktır. Ayrıca çocuğa sunulan seçenekler aracılığıyla, karar vermesi ve sınırlarla ilgili söz sahibi olması sağlanmalıdır.
    -Anne babalar çocuklarını olumlu ve olumsuz tüm özellikleri ile olduğu gibi kabul etmelidir. Çocuğu kabul etmek için ona şartlar koymamalıdır (Başarılı olmak vb.). 
    -Çocuğun fikirlerini içinden geldiği gibi anlatmasına izin verilmeli, anlattıkları eleştirmeden sonuna kadar dinlenilmelidir.  
    -Çocuğun tek başına yapabildiği davranışların sayısını arttırılmalı (uyku, yemek yeme, tuvalet temizliği, giyinme vb.), bu davranışlar teşvik edilmelidir. Çocuğun kendi başına yapabileceği şeyler anne babası tarafından yapılmamalıdır.
    -Ebeveynler çocukları ile ilgili çok yüksek beklentiler içerisinde olmamalıdır. Çünkü çocuğun becerilerini aşan yüksek beklentiler çocukta yetersizlik duyguları oluşmasına ve çocuğun başaramayacağını düşünüp denemekten vazgeçmesine sebep olmaktadır.
    -Çocukla birebir vakit geçirmek de özgüven gelişimi için oldukça önemlidir. Anne babalar, kısa süre de olsa çocukla her gün oyun oynamaya çalışmalıdır.
    -Anne babalar çocuklarına olan sevgilerini açıkça göstermekten çekinmemelidir. 
    -Çocuğun başarılarına değil, çabasına ve çocuktaki gelişmeye odaklanmak da özgüven gelişimi için önemlidir. Ebeveynler başarısız olsa bile çocuğun çabasını görmeli ve tebrik etmelidir. Bu onun bir sonraki denemede daha fazla çaba sarf etmesine yardımcı olacaktır.
    -Çocuğa kendi problemlerini kendisi çözmesi için fırsat tanınmalıdır. Yaşadığı sorunla ilgili ne yapması gerektiğini söylemeden önce, çocuğun bu konudaki fikri sorulmalı ve problem çözme becerilerini kullanması sağlanmalıdır. 
    -Çocuğa yaşına uygun sorumluluk verilmelidir.
    -Anne babalar çocuklarının çeşitli sosyal ortamlara girmesini ağlamalı, ancak burada nasıl davranması gerektiği ile ilgili yönlendirici olmamalıdır. Farklı sosyal ortamları deneyimlemesi, çocuğun sosyal becerilerinin gelişmesine katkı sağlayacaktır.
    -Çocuğun yeteneğinin olduğu düşünülen ve sevdiği herhangi bir alanda (bir müzik aleti çalmak, herhangi bir sporda kendini geliştirmek vb.) kendini geliştirmesi için desteklenmesi de özgüven gelişimine katkı sağlayacaktır. 
    -Ebeveynler çocuğun hatalarına karşı anlayışlı bir tutumla yaklaşmalı, herkesin hata yapabileceği vurgulayarak çocukla konuşmalıdır.   

  • Anasınıfı, ilköğretim 1.sınıf öğretmenleri için tekerleme örnekleri

    Biliyorum, hepiniz, çocuklarımızın 3 ay tatil yaptığında çalıştınız. Herkes, öğretmenler de 3 ay tatil yapıyor, zannediyor; ama yanılıyorlar. Okula hazırlık, plan, programların hazırlanması, seminerler, sınavlar derken aslında çok ta dinlenmiş, başlamadınız yeni eğitim ve öğretim yılına…
    Ancak, sevgili yavrularınızın, öğrencilerinizin ışıldayan ,sizlerden birşeyler öğrenmek için sevinçle bakan gözleri tüm yorgunluğunuzu unutturdu. Ağlayan, annelerinin kucağından sizlere gelen öğrenciler,babaların aman kızım, aman oğlum diyen; onlara kıyamayan sesleri… İşte sizler onların bu zor günlerinde anne ve baba olmak zorunda oluyorsunuz. Aslında bu bir zorunluluk değil! SEVGİ işi. Önce,her şeyden, eğitim ve öğretimden önce onların kalplerini fethetmelisiniz.
    Sadece çocuklar mı? Hayır! Ebeveynlerde size güvenmeli ve gönül rahatlığı içinde yavrularını emanet edebilmeliler. Çünkü,çocuklarımız en değerli varlıklarımızdır. Onların yerine başka bir seçenek koyamayız. Bu meslek sevilmeden yapılmaz, karşınızda enerji dolu birçok yavru… Onları kendi çocuklarımız yerine koyup, hem derslerimize zevk ve renk katmalıdır ki güçlükleri eritelim. Sınıfta duygusal iletişim, beden dilinden anlama çok önemli. Önce, çocukları hazır hale getirmelidir. Buna, eğitimde HAZIRBULUNUŞLUK denir. Öğretmen olarak, programı uygulamak ve belli bir düzeni tutturmak zorundasınız.Ancak, öğrenci ve mümkün olabildiği ölçüde ailesi ile iyi bir iletişim birçok sorunu çözecektir.
    Bunların dışında çocukların dikkatini çeken, onların konuşma ihtiyaçlarını karşılayan, dil gelişimine destek olan tekerlemeler önemlidir. Dikkat toplamak için,bilişsel gelişimi desteklemek için bilmeceler sorulabilir. Parmak oyunları da küçük kasların gelişimini destekler, ilgi çeken bir etkinliktir.Dikkati belli bir konuya çekmek için, öncesinde yararlanılabilir. Kıpır kıpır olan çocuklar, enerjilerini biraz boşaltmış olurlar.
    Sizlere örnekler sunmak istiyorum:
    PARMAK OYUNLARI
    DEDEMİN GÖZLÜKLERİ
    Dedem gözlüklerini kaybetmiş (ellerle gözlük yapılır, göze takılıyormuş gibi yapılır. )
    Aramış, taramış bir de bakmış (arıyormuş gibi yapılır.)
    Başının üstünde değilmiymiş (yine elle gözlük işareti yapılarak, göze takılır.)
    ÖRDEK AİLESİ
    Bu baba ördek (baş parmak gösterilir.)
    Bu da anne ördek (diğer eldeki baş parmak gösterilir.)
    Bunlar da yavruları (elin diğer parmakları gösterilir.)
    Vak vak diyorlar (iki el üst üste konur gaga yapılır.)
    Derede yüzüyorlar (yüzme hareketi yapılır. )
    Bir balık görünce yakalayıp, yiyorlar ( yeme hareketi yapılır. )
    HİNDİ
    1 küçük 2 küçük 3 küçük hindi
    4 küçük 5 küçük hindi 6 küçük hindi
    7 küçük 8 küçük 9 küçük hindi
    hindiler bitti, evlerine gitti, ellerini yıkadı, yemeğini yedi, dişlerini fırçaladı, yatağına yattı, uyudu.( sayılar sınıftaki öğrenci sayısı kadar sayılır, parmaklar kapatılarak yapılır. )
    TEKERLEME ÖRNEKLERİ-4
    ARABA
    Arabam dört teker
    Üstünde yük çeker
    Ağlasam duyar mı?
    Kornaya basar mı?
    Ağlama, bağlama
    Bu oyundan çıkma
    SAYILAR
    Bir, iki, üç, dört, beş.
    Altı, yedi, sekiz, dokuz, on.
    Git komşunun damına kon
    Sarı limon
    AYŞE
    Oooooo, bir şey duydum, kulağıma koydum.
    Kulağımdan çıkarıp altın tasa koydum,
    Altın tas, tahtaya bas, tahta çürük çivi tutmaz.
    Ayşe annesinin sözünden hiç çıkmaz.
    BİLMECE ÖRNEKLERİ
    -Dumanı tüter, isterse gider
    Balık değildir, denizde yüzer ( gemi )
    -Çarşıdan aldım, bir tane
    Eve geldim ,bin tane ( NAR )
    -Dallarıyla okşar, kucaklar ( AĞAÇ )
    -Dizi dizi odalar birbirini kovalar ( TREN)
    -Rengi yoktur, sesi var, buluttan anası var ( YAĞMUR )
    -Sağken yerinden ayrılmaz, öldükten sonra gezer (YAPRAK )

  • ÇOCUKLARDA OKUL KORKUSU

    ÇOCUKLARDA OKUL KORKUSU

    Çeşitli sebeplerden dolayı çocuklar zaman zaman okula gitmek istemeyebilirler. Okul korkusu veya okul reddi çocuğun yoğun bir endişe ile okula gitmek istememesi veya tüm gün okulda kalmakta zorlanmasıdır. Okul günlerinde ortaya çıkan fiziksel yakınmalar, ağlama ve öfke patlamaları vb. davranışlar okul korkusunun belirtileri olarak sıralanabilir. Çocuklar sıklıkla okula gitmemek için karın ağrısı, mide bulantısı, baş dönmesi, baş ağrısı gibi durumlardan şikâyet edebilirler. Çocuğun evde kalmasına izin verildiğinde bu belirtiler ortadan kalkabilmektedir. Okul korkusu yaşayan çocuklar okulda kaygı yaratabilecek durumları zihinlerinde büyüttükleri ve bu durumlarla baş edebilmekle ilgili kendi becerilerini küçümsedikleri için okula gitmeyi reddederler.
    Okul korkusunun nedenleri:
    1.Anne-babadan ayrılmakta zorlanma, ayrılık kaygısı. Çoğunlukla evde, ailesiyle vakit geçiren, ebeveynlerinden ayrılmayı daha önce deneyimlememiş olan çocuklar dışarıdaki dünyayı tehlikeli algılayabilir ve bu sebeple okula gitmekten korkabilirler.
    2.Anne-baba tarafından terk edilme korkusu,
    3.Aşırı koruyucu ebeveynler tarafından yetiştirilme. Bu çocuklar ebeveynleri tarafından korunmaya alışmış oldukları için kendilerini bu konuda yetersiz hissedebilirler. Ebeveynleri yanlarında yokken kendilerini savunmasız hissettikleri için okuldan korkabilirler. 
    4.Ebeveynlerin çocuktan ayrılmakla ilgili kaygıları, 
    5.Sosyal beceri eksikliği, çocuğun sosyal ortamlarda nasıl davranacağını bilememesi ve bununla ilgili kaygı duyması,
    6.Başarısız olma korkusu. Özellikle Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu, Özel Öğrenme Güçlüğü,  konuşma bozukluğu ve zihinsel geriliği olan çocuklarda, çocuk belli bir alanda yetersizlik yaşadığı ve yaşıtlarına kıyasla zor öğrendiği için okula gitmek istemeyebilir.
    7.Evdeki sınırların belirsiz, muğlak olması, 
    8.Okul kurallarına uyum sağlamakta zorlanma, 
    9.Öğretmenin sert tutumu, okulda öğretmen tarafından fiziksel ya da sözlü şiddete maruz kalma, çocuğa kapasitesini aşan görevler, ödevler verilmesi,
    10.Arkadaşlık ilişkilerindeki sorunlar, arkadaşları tarafından alay edilme, akran zorbalığına maruz kalma,
    11.Çocuğun yaşamında önemli değişimler olması; okul ya da sınıf değişikliği, taşınma, kardeşinin dünyaya gelmesi, sevdiği birinin kaybı, kazalar, hastalıklar vb.
    12.Evde kalan kardeşini kıskanma, 
    13.Aile içi çatışmalar, iletişim sorunları, boşanma, aile üyelerinden birinin hastalığı ya da kaybı.
    Okul korkusu olan çocuk bu durumları tehdit olarak algılar ve kontrol edemediği bir kaygı yaşar. Okul korkusu çeşitli sebeplerle ortaya çıkabildiği için öncelikle çocuğun okula gitmek istememesinin sebebi belirlenmeli ve ona göre bir çözüm yolu izlenmelidir. 
    Okul korkusu yaşayan çocuğa yardımcı olmak için:
    1.Öncelikle anne babalar çocuklarının fiziksel yakınmalarının organik bir sebebi olup olmadığından emin olmalıdır.
    2.Çocuğu okulda gerçekten rahatsız edebilecek bir durumun olup olmadığı araştırılmalıdır. Akran zorbalığına maruz kalan çocuklar daha önce okulla ilgili kaygı yaşamamış olsalar da okula gitmek istemeyebilirler. Çocukla kabul edici bir tutumla konuşularak ve okulla işbirliği kurularak böyle bir durumun varlığı sorgulanmalıdır.
    3.Çocuğun okul dışında da ebeveynlerinden ayrılmayı deneyimlemesi sağlanmalıdır. Çocuğun ebeveynlerinden bağımsız olarak, kendi başına yapabildiği davranışları övülmeli, çocuk bu davranışlara teşvik edilmeli.
    4.Kararlı ve sakin bir şekilde çocuğun okula her gün kısa bir süre de olsa gitmesi sağlanmalı ve çocuğun okulda geçirdiği süre yavaş yavaş arttırılarak okulda kendisini güvende hissetmesine yardımcı olunmalıdır. Çocuğun okuldaki rehber öğretmeni ve sınıf öğretmeni ile işbirliği içinde olunmalıdır.
    5.Çocuğun okul korkusunu kendi kontrolü dışında yaşadığı unutulmamalıdır. Bu sebeple ebeveynler çocuğu eleştirmemeli, okulla ilgili aşırı baskı yapmamalı, çocuğu cezalandırmamalı ve tehdit etmemelidir. Okula neden gitmesi gerektiği çocuğa sakin bir şekilde anlatılmalıdır.
    6.Çocukla okul korkusu hakkında onu yargılamadan konuşulmalı. Ebeveynler çocuğa “Bundan korkulur mu?” diyerek çocuğun korkusunu küçümsememeli. “Okula gitmekten gerçekten korktuğunu anlıyorum” vb. sözlerle çocuğun duygularını anladığını ve kabul ettiğini çocuğa göstermelidir.
    7.Eğer anne baba da çocuğun okula gitmesi ile ilgili kaygılıysa, çocuk da böyle hissedecektir. Bu sebeple ebeveynler kendi kaygıları ile ilgili özeleştiride bulunmalı ve bunların çözümü için gerektiğinde bir uzmandan destek almalıdır.

  • Çocuk ve aile danışmanına neden ihtiyaç duyulmalıdır?

    Çocuk nedir? sorusunun cevabını hocamız insan yavrusudur diye vermişti. Onu hiç unutamam.Tüm canlıların yavruları anne ve babaları için çok önem taşımaktadır. Belgesellerde ya da ilginiz varsa ilgili dergilerde aile hayatlarına büyük yer verilir. Yavruyu beslemek, onu üşütmemek, hayata hazırlamak için ard arda gelen değişik süreçlerin nasıl geçirildiğini az çok biliriz. Ençok rastladığımız kedi yavrularını annenin nasıl sahip çıkıp,yanlarına kimseyi yaklaştırmak istemeyip, köşe bucak sakladığına şahit olmuşuzdur. Biraz daha büyüyünce de aşamalı olarak serbest bıraktığını yaşamışızdır.
    Çocuk denen varlık, bizim geleceğimizdir. Sadece ailemiz olarak bireysel değer taşımayıp, yurdumuz ve tüm insanlık için çok büyük değer taşımaktadır. Dünyamız küçüldü, iletişim ve ulaşım araçlarının hızı ve etkin kullanımı ile her yere ulaşabilip, değer üretebiliyoruz. Bunlardan da tüm insanlık olarak faydalanabiliyoruz.
    Globalleşen dünyada pekçok şeye rahatlıkla ulaşabilme şansımız var. Teknolojinin gelişimi ile birlikte, insanlar sanal olarak pekçok bilgiye ulaşabiliyor, işlerini rahatlıkla planlayabiliyorlar, ancak, çocuklarının ruhuna inebilme ve çocuğunun her gelişim aşamasındaki ihtiyaçlarını farkedebilme, bu ihtiyaçlara uygun şekilde davranabilme, günlük hayatlarını planlama, temel ihtiyaçlarının neler olduğunu, önceliklerin neler olduğunu, yeterince ilgi gösterme, ya da çocuğu aşırı ilgi merkezi yapma noktasında yanlışların olduğunu farkedemiyoruz. Çocuğumuz en iyi okullarda okusun,yüksek başarılar elde etsin şeklinde aşırı bir şartlanma ile neleri kaçırdığımızın farkında olamıyoruz.
    Her yaşın ya da gelişim düzeyinin ihtiyaçları farklıdır, çocuğumuz uygun şekilde besleniyor mu? Tek yönlü mü besleniyor, beslenmenin sadece beslenme amaçlı olmaması gerektiği, bunun bir ritüelinin de olabileceği aklımıza geliyor mu? ailenin bir arada olmasının önemi, beslenme sırasında günlük paylaşımların konuşulması, yemekte uygulamalı olarak görgü kurallarının kazandırılması, çocuğun tanınması, anne-babanın model olma durumu, yemekte ses tonunun ayarlanması gerektiği, sağlıklı beslenme alışkanlığının kazandırılması, ailelerin bilinçli olması, obeziteden, kalp-damar hastalıklarından olabildiğince korunma, aile bireylerinin doğru iletişimle ruh sağlıklarının korunması, bazı hususların problem haline gelmeden basit iletişimle pas geçer gibi halledilmesi, aile bireylerinin kendilerini bir bütünün parçası olarak hissedebilmeleri ve sorumlulukların paylaşımı, bireylerin birbirlerini tamamlayıcı çalışma içinde olmaları, ekip olarak hissedebilme, birey olarak ta ayrıcalıkların olduğu,günlük yaşamla ilgili bilgilerin edinilmesi, deneyimlere yer verilmesi, temizlik alışkanlıklarının yaşanması, besin özellikleri, pişirme özelliklerinin irdelenmesi, yarar ve zararların konuşulması, çocukların ve arkadaşlarının doğru beslenmeye teşfik edilmesi, gibi hususların görüşülmesi, aile, çocuk, okul iletişiminin sağlıklı bir şekilde kurulması için toplumun en küçük parçası olarak yapılabilecekler hususlarının görüşülebilmesi gibi konular hemen aklımıza gelenlerdir. Belki, çocuk ve arkadaşlarının beslenmesi konusu ilginç gelebilir.Beslenmenin toplumsal yanının da olduğu hatırımızdan çıkmamalıdır. Hep gözden kaçırılır, çocuğun, gencin arkadaşlarının beslenmesi de etkileşim açısından önemlidir. Belki çocuğunuz okul çağında ise arkadaşları ile birlikte benzer beslenme yapması önemlidir. Örneğin, çocuk arkadaşları meyva getirmiyorsa, tüketmiyorsa, yada kantinde bulunmuyorsa ki genelde bulunmuyor, meyva yemek istemeyecektir. Bu nedenle veli-okul-çocuk birlikte işbirliği içinde olmalıdır. Okul kantininde ayran, süt, su tüketimi teşfik edilebilir, gazlı içecekler için önlem alınabilir. Yaşları küçük olan çocuklar yemekte matematik bile öğrenebilirler, bazı kavramlar öğretilebilir, şekil, yumuşak-sert, uzun-kısa, tatlı-ekşi, tuzlu-tuzsuz, içinde-dışında, kenarında-köşesinde, renk kavramları, bitki özellikleri gibi…
    Burada sadece beslenme ile ilgili ilk aklımıza gelenlere yer verdim, her ailenin ortak özellikleri olsa da, aileyi oluşturan bireyler ve etkileşim tarzları farklı olmaktadır,her aile kendine özgü bir yapı taşımakta, geçmişten gelen çocukluk özellikleri ve aile yapıları ile farklılıklar ve belki de sorunlar taşımaktadır.Parçalanmış aile, engelli çocuğu olan aile, ikiz, üçüz ailesi olabilir, aileden uzakta çalışan ebeveyni olan aile olabilir, ailede kayıpları olan aile olabilir, her türlü olanakları iyi; ancak iletişim yanlışları olan aile olabilir, anne-baba dan birinin ya da ikisinin dominant olduğu,sorun yaşanabilen aile olabilir, aile çekirdek ya da büyük aile olup, her iki türde de sorun yaşayanlar olabilir. Gün boyu stresini yönetemeyen bir aile bireyinin etkilediği aile olabilir, toplumsal olarak cinsiyet rollerinin yanlış ya da abartılı tanımlanan bir ailede yetişmiş bireylerin etkilediği aile olabilir. Tek, çok çocuk olarak; çocuk olarak kaçıncı sırada yetiştiği önemli olan ailede büyüyen ebeveynlerden oluşmuş aile olabilir. Anne cinsiyet olarak ailede ezik olarak büyümüş ve bunların etkilerini yaşıyor olabilir, ya da eşler arasında eğitim ve yaş farkını belirli olarak yaşayan aileler, ailede süreğen hastalığı olanlar olabilir, kötü alışkanlığı olanlar, ekonomik sorun yaşayanlar ya da ekonomik durumu çok iyi olanlar olabilir. Örnekleri çoğaltmamız mümkün…Çocuk, gelişimsel olarak önemli olan bazı kritik dönemlerden geçiyordur. Bu dönemin zararsız atlatılması ve belki de kaçırılmadan değerlendirilmesi gerekir

  • FİLİAL TERAPİ NEDİR?

    FİLİAL TERAPİ NEDİR?

    Çocuklar duygu ve düşüncelerini, ihtiyaçlarını ve yaşadıkları sorunları oyun yoluyla ifade ederler. Bu sebeple çocuk için önemli bir ihtiyaç olan oyun aracılığıyla çocukların iç dünyaları hakkında bilgi edinilebilir.
    Filial Terapi, anne babalara oyun aracılığıyla çocukları ile kurdukları duygusal bağı güçlendirmeleri, aralarındaki ilişkiyi geliştirmeleri konusunda yardımcı olan ve çocuktaki olumsuz davranışların azaltılmasına katkı sağlayan bir yöntemdir. 
    Filial Terapi, Çocuk Merkezli Oyun Terapisi’nin anne babalarla uygulanan farklı bir şeklidir. Filial terapi ebeveynlerin çocuklarının duygularını daha iyi anlamalarına, çocuklarıyla iletişimlerini geliştirmelerine, ebeveyn olarak kendilerine daha fazla güvenmelerine yardımcı olmaktadır.
    Filial terapide anne babalar çocukları ile oynarken kullanacakları bazı becerileri öğrenirler. Çocukları ile daha etkili iletişim kurmak için yansıtma, empatik dinleme, cesaretlendirme,  sınır koyma ve seçenek sunma gibi konularda bilgi sahibi olurlar. Bu becerileri kazandıktan sonra haftada bir çocuklarıyla 30 dakikalık özel oyun zamanları geçirirler ve bu süre boyunca soruna değil çocuğa odaklanırlar. Terapist tarafından verilen geribildirimler sayesinde, ebeveyn olarak eksik oldukları yönlerini fark ederler ve bu yönlerini nasıl geliştireceklerini öğrenirler. Bunlara ek olarak oyun seanslarının anlamı terapist tarafından yorumlanır ve ebeveynler çocuklarının duygularını daha iyi anlamış olur. 
    Filial terapide çocuklar anne babaları tarafından koşulsuz kabul gördüklerini hissederler. Bu sayede özgüvenleri artar, kendi duygularının daha fazla farkında olmaya başlarlar, duygularını ve düşüncelerini uygun şekilde ifade etmeyi öğrenirler, problem çözme becerileri gelişir, sorunlu davranışları azalır ve daha fazla sorumluluk alırlar. 

  • Anne-baba ve genç arasında çatışmalar

    ( Anne-Baba-Genç ) NEDEN ÇATIŞIYORSUNUZ ?
    Anne ve babalar, çocuklarının günün birinde genç olacağını hayal ederek onu büyütürler. Belki de çocukluğun hayatın koşmacası içinde bu kadar çabuk geçipte gençlik çağının geldiğini farkedemezler. Bakıyorlar ki, onların ÇOCUK dediği genç, söz dinlemek istemiyor, kendisine göre doğru olanların peşinde…
    Gençlik çağında anne ve babalar çocuklarının arkadaş çevreleri için endişe duyarlar. Artık çocukları genç olmuş ve daha çok aile dışında ve arkadaşları ile zaman geçirmek istiyor. Ailede en çok duyulan ses iyi arkadaş ve kötü arkadaş kavramlarıdır. Çocukluk çağında aile ve çevre etkileriyle iyi bir kişilik oturtulduysa fazlaca bir sorun yaşanmayabilir. Çocukta iyi bir kişilik yerleşimine paralel olarak arkadaş seçimi de uygun şekilde olacaktır. Anne babanın fazlaca endişelenmemesi gerekir. Ayrıca dış hayatla ilgili deneyim çocuğun büyümesine ve gelişimine uygun olarak kazandırılmış mıdır? bu da önem kazanmaktadır.
    Gençlerin en çok duyduğu söz '' sana güveniyorum ama çevreye güvenmiyorum. '' dur. Bu çağda aile ve genç ön yargılı olmadan doğru davranış biçimlerinde iletişimlerini sağlıklı tutmalıdır. Gencin arkadaşları ile yaşadığı olumlu ve olumsuz yaşantıları da ailesi ile paylaşabilmesi gerekir. Burada aile kısmen yol gösterici olabilir. Genç belki de olumsuz davranışı olan kişilerle de iletişim içindedir. Ancak burada önemli olan gencin kendisini bu tip kişilere ve guruplara kendisini kaptırmayıp; kendisini kendisinin yönettiğini ailesine gösterebilmesidir. Genç otokontrol sahibi olup çevrenin verdiği zararlardan emin olmalıdır. Ailesi ile paylaşım içinde olmalı, aileye ait olduğu duygusunu yitirmemelidir. Aile burada baskıcı, yargılayıcı tavır içinde olmamalıdır ki genç doğrusunu da yanlışını da anlatabilsin. Genç suçlanmadan sorunlar aşılabilsin. Burada ailenin özen göstereceği bir konuda ses tonu kullanımıdır. Yüksek ve çatışmacı bir ses tonu kullanımıda iletişimi olumsuz etkileyecektir.
    Anne babalar, genci çevrenin olumsuz etkilerinden korumak için özeline girmemeli, ancak gerekli konular konuşularak çözümleme yoluna gidilmelidir. Bu şekilde gencin kendine olan güvenini kaybetmesine sebebiyet vermemiş oluruz. Gence kendini rahat ve huzurlu hissedebileceği bir ortam hazırlamalıyız. Bu ortamda sorumlulukların olmadığı bir ortam değildir. Aile yaşına uygun olan sorumluluklar vererek büyütmelidir, çocuğunu…Odasını ya da kendisine ait olan kısmı toplamayı bilerek büyümelidir ve gençlik çağında da devam ederek, belki bazı ilavelerle sürdürülmelidir.
    Anne- baba model olmayı gençlik çağında da devam ettirerek, davranışları ile örnek olmalıdır. İletişimde emir cümleleri kurmak, gencin tersini yapma isteğini uyandırır. Bu nedenle ailenin, gencin birşeyler bildiğini kabul ettiğini göstermesi ve onun düşüncelerini önemsemesi özgüven gelişimini güçlendirir. Aile ve genç deneyimlerini, isteklerini karşılıklı olarak ortaya koyarak platform oluştururlarsa genç kendine uygun olanı seçer ve hayata geçirir.
    Olumlu ve olumsuz özellikleriyle kendisi yaşayarak öğrenir.
    Genci çevrenin kötü özellikleriyle korkutmak, onun kendine olan güveninin zedelenmesine sebep olur. Bu durum gencin hayatında önemli bir husustur. Gencin okulda notları düşük olabilir, ancak kendine olan güveni kaybetmesi yaşam okulunda başarısızlığı meydana getireceği için önem kazanmaktadır.
    Ayrıca belirsizlik güven duygusunun kaybedilmesine neden olur, bu nedenle genç, yaşamındaki belirsizlikleri ortadan kaldırmalıdır ki ailesi O na yeterince güven duysun.
    Ailede yaşanabilen çatışmalarda, aile bireylerinin neyi nasıl söyleyeceğine ilişkin belki bilgi yetersizliğinden belki yaşam şartlarının güçlüğünden kaynaklanan iletişim sorunu dikkati çeker. Aile günü güç şartlarda geçirmiştir, akşam biraraya gelindiğinde tahammülsüzlükler olabilir. Bu durumda aile bireyleri iyi niyetlerini bozmadan birbirini anlamaya çalışmalı, empati yapmalıdır. Aile bireylerinin birbirlerini değerli hissetmesini sağlaması gerekir. Bu da paylaşımın yeterli olduğunun bir işaretidir. Gencin kendini değersiz hissetme nedenleri aile ile yeterince iletişim kuramama, gencin durumu yanlış algılaması, beklentisini yüksek tutmasıdır.
    Aile içinde güvenin tesis edilebilmesi için duygu ve düşüncelerin açık ve net şekilde açıklanabildiği bir ortam yaratılmalıdır. Bu da baskıcı olmamak, düşüncelere saygılı olmak, eleştiriye açık olmakla mümkün olur. Kişi kendi düşüncelerini zorlayarak karşı tarafa kabul ettirmemelidir. Kendisine gelen elştirileri de yapıcı olduğunu ve kendisindeki eksikleri tamamlama için bir fırsat olarak görürse ailede demokratik bir ortam yakalanmış demektir.
    Ailede baskıcı bir ortamın olması nelere sebebiyet verir? Yalancılık, iki yüzlülük, saklı olarak yapılan davranışlara, küsmelere…Baskı ile bir davranışı yapmaya itilen genç, görünürde istenen yapılıyormuş gibi davranır, ancak sonuç bölümüne gelindiğinde gerçek ortaya çıkıpta aileden tepki görürse mutlu olur. Çünkü, kendi isteğini gerçekleştirmiştir ve aileden gelen baskıya boyun eğmemiştir. Pasif agresif tepki geliştirmiştir.
    Anne ve baba çocukluktan itibaren gence doğru model olmalı, yalandan kaçınmalı, dürüstlük konusunda örnek yaşantı sergilemelidirler. Yanlış davranışlar karşısında kızıp, bağırmakla aileler soruna doğru yaklaşım gösteremezler, ya da uzun uzun dürüstlüğü anlatmak genci olumsuz davranışından uzaklaştırmaz. Doğruyu söylemek önemlidir, ancak; her doğru olan durumlar her yerde söylenmez. Bu gibi durumlarda susup, gerçeği saklamak, belki başka bir çözüm yolu bulmak gerekebilir. Sakınca doğurabilecek durumlarda dikkatli olunmalıdır.
    Yalanla elde edilen başarı ve mutluluk kısa sürer. Dürüstlükle uzun süren, devam edildiği sürece başarı ve mutluluk getiren süreç yaşanır. Onurlu ve belli bir kararlılıkla yaşanan hayat çok önemlidir. Dedikodu tarzını benimsemekte, iletişimde olumsuzlukların yaşanmasına neden olur. Biraz hayal gücü ile gerçekler saptırılır, olmayan durumlar varmış ya da olmuş gibi gösterilir. Bu nedenle gençler konuşmalarına dikkat etmeli ve kendilerini üzecek durumlardan kaçınmalıdır. Aksi halde genç kendine ve çevresindkilere zarar vermiş olur.

  • ÇOCUKLARI PSİKOLOG GÖRÜŞMESİNE GETİRİRKEN NELERE DİKKAT EDİLMELİ?

    ÇOCUKLARI PSİKOLOG GÖRÜŞMESİNE GETİRİRKEN NELERE DİKKAT EDİLMELİ?

    Çocuklarını psikolog görüşmesine götüren anne babalar bu durumu çocuğa nasıl açıklamaları gerektiği konusunda zorlanabilirler. Çocuğu psikolog görüşmesine getirmeden önce yapılacak uygun açıklama, çocuğun bu yeni ortamda kaygısının azaltılmasına yardımcı olacağından oldukça önemlidir.
    Çocuğa yapılacak açıklama çocuğun yaş düzeyine uygun olmalıdır. Çocuğa “Doktora sağlık kontrolüne gidiyoruz”, “Bir arkadaşıma gidiyoruz” gibi açıklamalar yapmak yanlıştır. Çocuğa gidilecek yerle ilgili yalan söylenmemelidir. Suçlayıcı olmayan bir dille görüşmeye gitmelerinin gerçek sebebi açıklanmalı ve onun gibi benzer sorunlar yaşayan başka çocuklarla da çalışan bir uzmana gidildiği anlatılmalıdır. 
    Okul öncesi bir çocuğa: “Seninle konuşmak ve oynamak için bir yere gideceğiz. Buradaki abla ile istediğin gibi konuşabilirsin ve oynayabilirsin” gibi bir açıklama yapmak yeterli olacaktır.
    Okul çağındaki bir çocuğa: “Seninle bir psikoloğa/terapiste gideceğiz. Her çocuk zaman zaman bazı sıkıntılar yaşayabilir, psikologlar da seninkine benzer sorunlar yaşayan çocuklara yardımcı olurlar. Psikolog bize yalnız uyuyamaman/ korkuların/arkadaşlarınla daha iyi anlaşman vb. konusunda yardımcı olacak.” gibi bir açıklama yapılabilir.
    Eğer çocuk ergenlik dönemindeyse, çocuğun görüşmeye gelmek istemesi de önem taşımaktadır. Çocuk görüşme konusunda zorlanmamalı, psikologla yalnız da konuşabileceği ve neden destek alınması gerektiği çocuğa onu eleştirmeden anlatılmalıdır. “Sorunlarımızla ilgili destek almak için bir psikologdan yardım almak istiyorum. Seni daha iyi anlamak ve kendini daha rahat hissetmen için terapist seninle yalnız da konuşacaktır. Eğer sen de istersen randevu alıp, görüşmeye gidebiliriz. ” gibi bir açıklama yapılabilir.
    İlk görüşmeye gelirken hem anne hem de babanın çocukla birlikte merkeze geliyor olması, aile dinamikleri hakkında daha fazla bilgi edinilmesi açısından önemlidir. Ancak çocuğun kendisini kötü hissetmemesi için küçük kardeşlerin odaya alınması tercih edilmemektedir. Bunlara ek olarak psikoloğun anne ve baba ile yalnız görüşmek isteyeceği durumlar için, görevli ile yalnız kalmak istemeyen çocuklarda çocuğun yanında bekleme odasında bekleyebilecek bir tanıdığın da getirilmesi önerilmektedir.
    Görüşmelere zamanında gelinmesi çok önemlidir. Çocukların kendilerini daha rahat hissetmeleri ve gerekli formların doldurulması için yaklaşık 15 dakika önceden merkeze gelinmesi faydalı olacaktır. Görüşmeye geç kalınması gibi bir durum olduğunda psikoloğunuzla kalan zaman kadar görüşme yapılabilir veya görüşme başka bir tarihe ertelenebilir. Seansa gelemeyeceğiniz bir durum olduğunda bir gün önceden arayarak merkezimize haber verebilirsiniz. 
    Psikoloğun çocuğunuza bir test uygulamaya karar vermesi durumunda, çocuğun kendi performansını gösterebilmesi için yeterince uyumuş olması, aç ve yorgun olmaması gerekmektedir. Ayrıca çocuğa “Sana test yapılacak” gibi kaygı verici bir açıklama yapmak yerine “Seninle bir çalışma yapılacak” denmesi daha uygundur.