Blog

  • Kredi kartları ile evlilikler bitmesin…

    KREDİ KARTI SORUNU

    Aile toplumun en küçük ; en küçük olduğu kadar da etkili bir birimidir. Aile, toplumun değer taşı olan bireyleri yetiştirir ve topluma kazandırır. Toplumu oluşturan bireyler ailenin değer yargıları ile, yaşanmışlıkları ile toplumda kendilerine bir yer bulurlar.
    Aile birliği, çocukların eğitilmesinde, onların bedensel ve ruhsal sağlıklarının korunmasında önemli bir yer tutar. Anne-baba, topluma birey kazandırmakta rol-model olmaktadır. Bu nedenledir ki anne-baba ilişkilerinin sağlıklı olması, iletişimin güçlü olması çok önem kazanmaktadır. Kopuk ilişkiler içinde büyüyen çocuklar, ailenin olumsuz özelliklerinden yararlanmakta; kendileri için toplumda onaylanmayan davranış ve tutumları benimsemektedirler. Çünkü, aile kendileri ile ilgili sorunlar yaşamakta ve yeni yetişecek filizleri ile ilgilenememektedirler.

    Evlilik birliği kurulurken, nikah memuru iyi günde ve kötü günde beraberlik sözleri ile başlar sözleşmeye… Evlilikte hep iyi günler yaşanmasıdır, tüm dilekler…Ancak, her zaman iyi gün yaşanamayacağını da herkes bilir.

    Evlilik, sözleşmedir ve taraflar birbirlerine kötü günler yaşatmamak için, sevgi dolu ifadelerle EVET derler. Tüm çaba, sevdiği kişiyi üzmemektir. En azından başlangıçta böyledir. Zaman içinde, istemiyerek te olsa bazı pürüzler yaşanması mümkündür. Burada önemli olan iyi niyetli olmaktır. İyi niyetli olduktan sonra ve art niyet düşünülmedikçe çözülemeyecek problem yoktur. Ancak, harcamanın boyutları doğal sınırlar içinde olmadıkça iyi niyet düşünülemez.

    Evlilik, maddi konuların da ortak kararlarla yürütüldüğü bir kurumdur. Günümüzde KREDİ KARTI kullanımı evlilik birliğini sarsmakta, geri dönülmez yollara sevketmektedir. Kredi kartları bireye özel verilmekte, ya da alınmakta…

    Eşler, kredi kartı ile yapılan harcamalardan artık dönülmez yola girildiğinde haberdar olmaktadırlar. Birçok bankadan kredi kartı alınmakta, yapılan harcamalar ödeme sınırlarının çok üstüne taşmaktadır. Kredi kartı kullanımı tamamen bireye ait; ancak olumsuz etkilenim ailenin TÜM bireylerine ait olmaktadır.
    Kredi kartı kullanımı, psikolojik özellikler taşımakta olup; herkes burada başarılı olamamaktadır. Duygularına ve isteklerine yenik düşmektedir. Sanki, ederi yokmuş, ya da başkası ödeyecekmiş gibi kullanılmakta; sonuç AİLENİN HÜSRANI olmaktadır.
    Kredi kartı kullanımı beceri ve ince hesap işi olmakta, toplumda bilinçli ve eğitim düzeyi yüksek olarak görülenlerde dahi problemler yaşanmaktadır.
    Eşler, birbirlerinin harcamaları ve harcama boyutlarından haberdar olmalı; kötü sürprizler yaşanmamalıdır.
    Kötü sürprizlerle sadece aileler yıkılmamakta; cana kast etmelerde sıkça yaşanmaktadır.
    Aile birliğini korumakla yükümlü devlet bir an önce düzenlemeler yaparak; tüm kredi kartı ekstrelerini eşlerin görmelerini sağlamalıdır.
    Kredi kartları, aile dışındaki harcamaların en kolay şekilde yapıldığı alanlardır. Her zaman için kullanılabilecek para vardır. Nakit sıkıntısı bile yaşamazsınız. Ekstrelerde yalnızca size iletildiği için, kimseye hesap vermek zorunda da değilsiniz. Artık eve posta ile de gelmeyebiliyor. Şifrenizi kendinizin bildiği mail adresine hesap bilgileriniz geliyor. Kazanç aile birliği içinde ortak olarak, aile için kullanılması gerekirken aile dışında çok farklı alanlarda kullanılabiliyor. Bu, internet üzerinden kumar da olabiliyor, aile dışındaki kişiler içinde güzel bir fırsat kapısı oluyor.

    Bunun yanında mesleği ve ödeme gücü olmayan 18 yaşını geçmiş kişilere de kredi kartı verilmemelidir, ya da ödemede destek olacak kişinin sınırlama getirmesi sağlanmalıdır. Bu gençlerde hiçbir zaman bütçe oluşturamıyor ve yaşam becerisi edinemiyorlar…

    ÖZNUR SİMAV
    PEDAGOG- AİLE VE İLETİŞİM DANIŞMANI

  • Cep telefonunu elimize her aldığımızda

    Cep telefonunu elimize her aldığımızda

    Cep telefonunu elimize her aldığımızda…
    Geçen gün gittiğimiz bir restoranda bir çift gözüme çarptı, evlenme teklifi için olduğunu sandığım güllerle kaplı bir masada oturuyorlardı. Bu çift ya restoranda gezip durmadan fotoğraf çekiyordu ya da oturup cep telefonları ile bir şeyler yapıyorlardı ve aklıma May’in bu satırları geldi: 
    “Bu dünya bizi her yönden saran gelişmiş iletişim araçları arasında gerçek bireysel iletişimin fazlasıyla güç ve seyrek olduğu bir dünyadır…insan olarak şimdiki alınyazımız, kişiler arasındaki iletişimin neredeyse yok edildiği bir dünyada yaşamak… yaşamımızı bir ses kayıt cihazına konuşarak geçiriyoruz; evlerimizdeki radyo, televizyon ve telefon kablolarının sayıları arttıkça varlığımız daha da yalnızlaşıyor.”
    May, aynı kitabında ayrıca şizoid olarak tanımladığı içinde yaşadığı dünyada var olan “Şizoid insanın teknolojik insanın bir ürünü” olduğundan bahsediyor.  
    May bu satırları 1969 yılında yazdığında, cep telefonu insanların hayatına Amerika’da sadece 5 sene önce girmişti ve 1,5 milyon kullanıcısı vardı. 2013 verilerine göre dünyada cep telefonu kullananların sayısı ise 6,8 milyar kişi. May acaba bugün gençlerin %55’inin günlük toplam 4 saatten fazla zamanı cep telefonunda yaşayarak geçirdiğini duysa ne derdi?
    “Şizoid” midir tam olarak bunun karşılığı kestiremiyorum; çünkü artık hepimiz iki hayatımız olduğunu biliyoruz: 1) Gerçek yaşamımız 2)Sanal dünyadaki yaşamımız. İki yaşamımız var ama bizden bir tane var. Bu durum bir seçimi gerektiriyor: Ya orada olacaksınız ya burada. Sanırım May’in bahsettiği bu yalnızlık yanımızdaki kişiye sanal dünyayı tercih ettiğimizde başlıyor. Yanımızdaki ile değil de sanaldakilerle konuşmaya başladığımız da başlıyor gerçek yaşamdaki aramızdaki uzaklık. O zaman başlıyor susmalar… o zaman başlıyor yanyana ama uzak olmalar… o zaman başlıyor May’in bahsettiği bu iletişimsizlik. 
     O yüzden sanal dünyayı yok saymanın imkânsız olduğu günümüzde ihtiyaç duyulan bir denge kurmak belki. Denge, bir yandan sanal dünyada var olurken karşımızdaki sevdiğimizi unutmamak… onunla yaşayabileceğimiz o anı kaçırmamak… orada var olacağım diye sevdiğimiz kişiyle göz göze gelmenin… içtiğimiz bir yudum çayın ve yüzümüze dokunan serin rüzgarın keyfini unutmamaktır belki… Denge, bunların keyfini yaşarken bir süreliğine de olsa sanal dünyaya arkamızı dönebilmektir belki… gerçekte anın keyfini yakalamışken, onları sanal dünyamıza tercih etmemektir belki.
    Unutmamız gereken gerçek şu belki, cep telefonunu rasgele de olsa elimize her aldığımızda dengeyi kuramayıp içinde bulunduğu anı kaçıran… sevdiğinden uzaklaşan…yaşamı kaçıran yine biziz… yine biz olacağız!

  • Çocuklarda ten temasının önemi

    Çevremizi hiç dikkatle izleyebiliyor muyuz? Değil, dikkatle, farkına bile varamadan, günümüz koşuşturma içinde geçiyor dediğinizi duyar gibi oluyorum. Yaşam koşulları, maddi kaygıları ön plana almış durumda… Burada neleri kaçırdığımızın farkında mıyız? Günler geçiyor, öyle ya da böyle… Güneşin doğuşunu, rüzgarın kah yumuşak, kah sert estiğini, bunların bizim ruhsal durumumuzu nasıl etkilediğini görüp, hissedebiliyor muyuz? Çiçeklerin, böceklerin farkında mıyız? Evet, hep baktığımız şeyler; ancak, farkındalık bambaşka birşey…

    Canlılar, hep birlikten hoşlanırlar, etkileşirler. Afrika menekşelerini genelde biliriz. Birbirlerinden etkilenerek, renk değiştirebildiklerini de belki biliyorsunuzdur. Hayvan yavrularınında anne ile ilişkilerinde yakın temasın önemli olduğunu belki gözlemleme fırsatınız oldu, belki de belgesellerden izliyorsunuz.

    Canlıların en gelişmişi insan yavrusudur.Yakın olma, ait olma duygusunu en yoğun bir şekilde yaşamak, duygusal yönden doyuma ulaşmak ister. Çünkü, en temel duygulardan güven içinde bulunma ihtiyacı karşılanmış olur. Güven içinde bulunma ihtiyacı, yaşamın ilk günlerinden itibaren yoğun şekilde doyurulması gereken gereksinimdir. Bebek, anne karnında son derece rahat ve güven dolu bir ortamdadır, travmalara karşı olabildiğince korunabileceği su kesesinin içinde gelişimini sürdürür. Isı, beslenme koşulları neredeyse “otomatik”diyebileceğimiz şekilde karşılanır. Annenin güvenli vücudunda hayat bulur.

    Bebek, doğduktan sonra, bu koşullara azami şekilde yakın fiziksel şartlar ister. En önemli ihtiyacı olan güven içinde olma ihtiyacı; çevre koşullarının bebeğe göre düzenlenmesi ile oluşur. Bebeğin odasının nemi, oksijeni, steril olma durumu ona göre ayarlanmalıdır. Bebek, anne sütü almasının desteği ile de çevre koşulları ile yavaş yavaş tanışmaya başlar. Onu hasta edebilecek mikroplara karşı direnç geliştirmeye çalışır. Eğer, bebek annesütü alamıyorsa bile annenin göğsüne dayanarak beslenmeli ve fiziksel temastan uzak tutulmamalıdır.

    Anne ile bebek doğumdan sonra en kısa zamanda birarada bulunmalıdır. Annenin ve bebeğin sağlık durumları uygun ise birliktelik gözardı edilmeyecek kadar önemlidir. Bebeğin duygusal gelişiminde, anne ile bağlarının devam etmesinde, bebeğin kendini güven içinde hissetmesinde, anne sütünün çoğalmasında da ten teması etkilidir.
    Yetişkinler bile tehlike, üşüme durumlarında farketmeden anne karnındaki pozisyonu alırlar, kendilerini güven içinde hissederler, korunurlar. Kendini güven içinde ve huzurlu hissetmek, insanı rahatlatır, bağışıklık sistemini güçlendirir. Duygusal yönden desteklenen çocuğun, karakter ve kişilik gelişimi olumlu yönden etkilenir. Güzel duyguları ve ten temasını yaşayarak büyüyen çocuk; sevgi duygularını yoğun yaşar ve çevresine, insanlara zarar vermek istemez. Çocuk, güven duygusu ile sakinleşir, hırçınlık, saldırganlık duyguları pasifize edilmiş olur.

    Hiç ilgilenilmemekten dayağı tercih eden çocuklar vardır. Burada dayak için hiçbir zaman olumlama yapmamız mümkün değildir. Ancak, ten teması ile çocuk, ilgilenildiğini hissederek tercih bile yapabilir. Bu nedenle ebeveynler, çocuklarına yakın temasta bulunmalı, saçını okşamalı, yanaklarından öpmeli, elini sağlam ve güvenli şekilde tutabilmeli, omuzuna, sırtına dokunarak sözel ifadelerini desteklemeli, güven duygusunu yaşatmalıdırlar.

    Çok kızgın insanlar, önce kendilerine dokundurmak istemezler. Daha sonra ten temasını sağlayabilmiş isek yavaş yavaş gerginliğin geçtiğini görmüşüzdür. Çocuklarda da gergin duygular yaşanmasına; ten teması engelleyici, yavaşlatıcı rol oynar.

    Ten teması, aile, anne-çocuk, baba-çocuk bağlarının varlığını hissetmektir. Çocuk ve ailenin diğer bireyleri ten temasını yaşamıyorlarsa, ya da yeterince yaşamıyorlarsa ailede sorun olabilir. Dokunmak, sevgiyi hissetmek ve hissettirmektir. Herkes sevgiye muhtaçtır. Sevgi, dışavurum ile kendini belli edebilmelidir. Çocuğumuzu biz sevemiyorsak, dışarıdan birileri sevmek ister. Bunun sonuçları vahim duruma gelebilir. Madde bağımlılığından, çarpık ilişkilere kadar giden süreçler yaşanabilir. Anne- baba olarak sevgimizi çocuğumuza göstererek, hissettirerek vermekten kaçınmamalıyız.

    ÖZNUR SİMAV
    PEDAGOG-AİLE DANIŞMANI

  • En güzel anın yaşadığı an olduğunu bilenlere

    En güzel anın yaşadığı an olduğunu bilenlere

    En güzel anın yaşadığı an olduğunu bilenlere …
    Bugünlerde bir porselen firmasının çektiği bir reklam filmi çok dikkatimi çekiyor.
    Reklamda bayrama daha üç gün kala bayramlık kıyafetlerini giymiş sevimli bir kız çocuğu sizi karşılıyor. Annesi “Kızım bayrama daha 3 gün var?” derken o “Bayram bugün oluversin n’olcak?” diyor. Sonra bizim tatlı yumurcak bir anda arabada simidiyle otururken buluveriyor kendini. Babası: “Kızım daha tatile üç ay var?” derken o “Beklemesek o kadarrrrr” diyor… ve en sonunda herkesin beklediği 18 yaş pastasını mutfakta çatallarken yakalanıyor ve sadece “Ama benim canım şimdi çektiiii”diyor.
    Reklamın en güzel tarafı ise son kısmı. Reklam şu sözle bitiyor:
    “En güzel anın yaşadığı an olduğunu bilenlere…”
    En güzel anın yaşadığımız an olduğunu biliyor muyuz acaba? İçimizde mutlu olmak isteyen o çocuğun sesini dinliyor muyuz acaba? Yaşama bu kadar dürüst olabiliyor muyuz acaba?
    “Bugün oluversin n’olcak”, “Ben bugün istiyorum”… “Ben şimdi istiyorum” demeyi sanki unutuyormuşuz gibi geliyor…
    Geçmişin ya da geleceğin peşinden koşarken yaşadığımız anı kaybediyoruz gibi geliyor bana….içimizde her an mutlu olmaya hazır o muzur çocuğu unutuyormuşuz gibi geliyor… o “bugün oluversin n’olcak” diyen çocuğu ihmal ediyormuşuz gibi geliyor bana…

  • Çocuğunuzun kumla oynaması şart !

    Şimdi çocuklarımız her türlü oyuncağa sahip, ancak en kolay bulunması gereken en ekonomik oyun malzemesi olan kumdan mahrum büyüyorlar. Çocuk bahçelerinde, şartlarına uygun kullanım sağlanamadığı için hayvan dışkılarına zemin oluşturmakta…Halbuki amacına uygun kullanılması bu değerli malzemeden yararlanma olanağını sağlayacak. Ekonomik değeri en ucuz; fakat fayda değeri açısından en pahalı malzeme…

    Günümüzde çocuk oyunlarına ve oyuncaklarına baktığımızda hep bir yapılandırılmışlık göze çarpıyor.

    Kum oyunlarında ise çocukların kendilerini rahatça ortaya koyabilecekleri bir alan var. Çocuk, kum oyunları ile kendini özgür hissedebiliyor.Yanında hiçbir malzeme olmasa bile kum ile çeşitli oyun üretimleri yapılabilir. Çocuk, kuma yatarak ve yuvarlanarak boyu ve kapladığı alan hakkında bir fikir sahibi olabilir. Kumda yarattığı derinliğin farkına varabilir.

    Elleriyle kumu alıp bir elinden öbür eline dökmeden geçirebilme çalışmaları yapabilir ve dikkatini odaklama becerisi edinebilir. Aradan akan kumların aşağıya akışını izleyebilir. Kumda el baskıları yapabilir ve baskıdaki parmaklarını sayabilir. Elinin başka bir alanda boyutlarını farkedebilir. Elleriyle dokunma hissini yaşar ve farklı dokular hakkında bilgi edinir. Yine ayakları ile de aynı çalışmaları yapabilir, el ve ayakları ile aynı hisleri alıp almadığı sorulabilir ve deneyim edinmesi sağlanır. Kumda nemlilik olursa vücuda yapışabildiği, kuru olursa akışkan bir yapıya sahip olduğu ile ilgili bir yaşantıya sahip olur. Hatta kumu ağzına bile alıp, nasıl bir yapıya sahip olduğunu değerlendirebilir. Elleriyle sanki geniş bir kağıt üzerinde resim yaparmışçasına, alan kaygısı duymadan, özgürce resim çalışabilir. Çizgiler, şekiller, rakamlar yapabilir. Aynı çalışmaları ayak kullanarakta yapmaya çalışabilir.

    Kum oyunları, her yaş gurubunun zevk alarak oynayacağı oyunlardır. Ayrıca bireyselde oynanabilir, arkadaşlarla da oynanabilir. Kurallı oyunlardan olmadığı için çocuk kendini rahatça ortaya koyabilir. Birilerinin yönetmesi ve yönlendirmesi olmadan oynandığı için, kendisi üretimde bulunabilir, çocuğu bilişsel yönden geliştirir. Hayal gücünü en güzel şekilde kullanabilir. Arkadaşları ile oynuyorsa sosyalleştirir. Bireysel olarak oynamaya gelmiş çocuklar yan yana oynarken arkadaş olabilirler, arkadaş olmayı kolaylaştırır ve çekingenlik duygusunu gidermeye destek olur.

    Vücudun mikroplara karşı direncini artırarak, bağışıklık sistemine destek olur.
    Psikolojik olarak rahatlama duygusu yaratarak, stresten arındırır. Ayrıca vücudun elektriğini alarakta bir rahatlama duygusu verir.
    Kumun akma sesini dinleyebilir, ya da değişik materyallerle oynuyorsa bunları doldurma, boşaltma, çarpma, bir kaptan diğerine akıtırken çıkardığı sesleri dinleme, koklama gibi etkinliklerde bulunarak, duyularına hitap eder.
    Kum oyunlarında çeşitli kalıplarda kullanılabilir. Kalıplarla değişik geometrik şekiller hakkında bilgi edinir. Kumun kapladığı alan, hacim hakkında bilgilenir. Su ile kullanıldığında kalıplarla rahatlıkla şekil verilebilir. Kum ile en fazla kullanılan malzeme kova ve kürektir. Kürekle kovaya kumu boşaltırken el-göz koordinasyonuna destek olur. Miktar kavramı hakkında bilgi edinir. Kaç kez küreği kumla doldurduğunda kovayı doldurabileceği hususunda deneyleyerek tahmin etme becerisi kazanır.
    Kumla birlikte psikomotor gelişimde desteklenir. Çocuk hareket becerisi kazanır. Genellikle kaydırakların sonunda kum havuzları bulunur. Bu nedenle de kaydırak kullanırken, kol ve bacak kasları gelişir, yani büyük kasların geliştiğini söyleyebiliriz. El kaslarını etkin kullandığı, değişik şekiller ürettiği, kumu avuçlama hareketi çok kullanıldığı için küçük kaslarında gelişimi desteklenmiş olur.
    Çocuklar eğer bir arada oynuyorlarsa ençok konuşma alanı yaratmış oluruz. Çocuklar, işbirliğine alışır. Birbirlerine eser ortaya koyarken yardımcı olurlar. Bencillik duygularından uzaklaştırır.

    Bu kadar yararlı bir malzemeden çocuklarımızı mahrum etmeyelim, kum havuzlarını çoğaltmak ve gereğince kullanılmasını sağlamak için, biz büyükler elimizden ne gelirse yapmaya çalışalım, belediyelerle diyalog kuralım, isteklerimizi dile getirelim, anaokullarında mutlaka etkin şekilde kullanılacak kum havuzlarının yapılmasına destek verip, talep edelim.

    ÇOCUĞUNUZ MUTLAKA KUMLA OYNASIN…

    ÖZNUR SİMAV
    PEDAGOG-AİLE VE İLETİŞİM DANIŞMANI

  • Aşkta ne kadar benim?

    Aşkta ne kadar benim?

    Aşkta ne kadar benim?…ne kadar annem…ne kadar babam?
    “Partnerin davranışına atfedilen anlam çiftin duygusal iletişiminin önemli bir parçasıdır. Kişinin partnerinin amacına ve davranışlarına yönelik algısı, kişinin partneri ve diğerleriyle ilgili geçmiş öğrenimlerine dayanır. Bunlar . partnerle ilgili hatalı algılar ya yada yanlış atıflara neden olur.”
    Greenberg ve Johnson’ın bu satırları bana sevgiliye karşı davranışlarımızın ne kadar bizim davranışlarımız olduğunu düşündürdü.
    Böyle yapmandan nefret ediyorum dediğinizde sevgiliye acaba gerçekten siz mi söylüyorsunuz bunu, hiç düşündünüz mü? Siz mi söylüyorsunuz bunu, yoksa içinizdeki anneniz mi söylüyor? İçinizdeki babanız mı?
    Carl Gustav Jung, bir çocuğun büyürken içinde bir kadın ve erkek imgesi geliştiğinden bahsediyor. Kadınsa nasıl bir kadın olacağına dair, bir erkekte ne aradığına dair.. Erkekse nasıl bir erkek olduğuna dair, nasıl bir kadınla olmak istediğine dair. Bilinçdışında oluşan bu kadınsı imgeye anima ve erkeksi imgeye animus adını veriyor.
    Yani biz büyürken farkında olmadan anne babamızdan öğreniyoruz nasıl bir kadın ya da nasıl bir erkek olacağımızı. bir  kadından  ya da bir erkekten ne beklediğimizi.
    Ama bazen anne babayı ya da baba anneyi beğenmiyor ve tam da o zaman “asla baban gibi olma” lar başlıyor. İşte o an “işte anasının kızı!” demeler başlıyor. Tam da o an, çocuk ortada kalıyor. Kör bir sevgi ile hem anneye hem bağlı olan çocuk ikiye bölünüyor ve ne yapacağını şaşırıyor.  Sistemik fenomenolojik yaklaşıma göre Meral Önal Yardımcı böyle bir durumda çocuğun ne yaşadığını bakın nasıl açıklıyor:
    “Ebeveynden birine dışsal, diğerine içsel olarak sadık kalarak çocuklar aileyi bir arada tutabilirler, ancak sistem üyelerinin doğal ve çabasız sevgi olarak yaşayacağı dengeyi sağlamayı başaramaz. Bu nedenle ebeveynden biri asla diğerine karşı gerçek bir zafer kazanamaz. Örneğin Anne “sakın baban gibi alkol bağımlısı olma” demiş olsa oğul babasına bağını onurlandırmak üzere tam da bunu yapmaya zorlanacak, kendini bu sistemik baskıdan koruyamayacaktır. Burada sistemik iyileşmenin başarıya ulaşması için Anne “baban gibi olmana izin veriyorum ” demelidir. O zaman çocuk özgür kalacaktır.”
    Burada bahseden ve “asla onun gibi olma!” dendiğinde çocuğu o ebeveynin tıpkısı aynısı yapan Bert Hellinger’in terimleri ile kollektif vicdandır. Aile içinde birinden nefret de etsek, aileyi bir arada tutmak için görev başında olan kollektif vicdan devreye girer ve bilinçdışı özdeşimi gerçekleştirerek, aile üyelerini birbirine bağlar. Ondandır “asla babam gibi bir adamla evlenmem” derken kendinizi babanızın tıpkısı aynısı bir adama aşık olmuş bulursunuz. Ondandır “asla annem gibi olmayacağım” derken evlendiğinizde ya da kendi evinize çıktığınızda bir bakmışssınız evde annenizin tıpkısı, aynısı bir kadın olup çıkmışsınız.
     Bu satırları okuyorum ve düşünüyorum şimdi: “Ne kadar özgürüz?” diye.
    Bu satırları okuyorum ve düşünüyorum “İlişkide. yaşamda ne kadar kendimiz olabiliyoruz?” diye?
     Ben bilemedim. Ya siz, siz ne kadar annenizsiniz? . ne kadar babanızsınız? Siz, ne kadar kendinizsiniz?

  • Pedagog kimdir ? Ne işe yarar ?

    PEDAGOG – Çocuk Gelişimi ve Eğitimi Uzmanı ; 0-12 yaş çocuklarının tüm gelişim alanlarına yönelik değerlendirmelerinin takibini, eğitim hizmetlerini dikkate alarak program yapan ve uygulayan, üniversitelerin dört yıllık lisans programlarının Çocuk Gelişimi ve Eğitimi bölümü mezunu profesyonellerdir.

    1-Ailelere çocuk gelişimi ve eğitimi alanında danışmanlık verir.
    2-Hastanelerin çeşitli tedavi ve bakım bölümlerinde çocuğa duygusal destek verir. Örneğin: Ameliyata hazırlamak
    3-Hastanelerde bebek gelişimini takip eder.
    4-Doğum öncesi ve sonrası annelik eğitimi verir, danışmanlık yapar.
    5-0-18 yaş çocukların engel durumlarına göre bireysel ve gurup programları hazırlar, gelişimlerini takip eder.
    6-Engelli çocukların ailelerine rehberlik ve danışmanlık yapar.
    7-Hastanelerin çocuk servislerinde çocukların gelişim alanlarını takip eder.
    8-Hasta çocukların refakatçisi olan yakınlarını gelişim alanları ile ilgili bilgilendirir.
    9-Çocuk yayınlarını ve çocuk televizyon programlarını hazırlar.
    10-Çocuk yayınları, çocuk radyo, televizyon programlarında danışmanlık yapar.
    11-Oyuncak sanayiinde danışmanlık yapar.
    12-Çocuk tiyatrolarının hazırlanmasında danışmanlık yapar.
    13-Çocuk ruh sağlığı merkezlerinde danışmanlık yapar.
    14-Normal çocuklar için danışmanlık merkezi açar, bu merkezlerde çalışır.
    15-Engelli çocuklar için danışmanlık merkezi açar ve bu merkezlerde çalışır.
    16-Çocuk gelişimi ve eğitimi ile ilgili olarak yetişkin öğrenci, kurum ve ailelere YAŞAMA UYUM konusunda katkıda bulunur.
    17-Üniversitelerin ilgili bölümlerinde ihtiyaca göre eğitim verir.
    18-Resmi ve özel kreş, yuva, anaokulu ve gündüzbakımevlerinde yönetici olarak çalışır.
    19-Özel ve resmi kreş, yuva, anaokulu ve gündüz bakımevlerinde danışman olarak çalışır.
    20-Özel ve resmi erken çocukluk eğitim kurumlarında çocuk gelişim ve eğitimcisi olarak çalışır.
    21-Erken çocukluk eğitim kurumlarında çocukların yaş guruplarına ve gelişimlerine uygun olarak program hazırlar, programın uygulanmasını denetler,değerlendirme raporları hazırlar.
    22-Erken çocukluk eğitim kurumlarında çocukların gelişimlerini takip eder. Bu kurumlardaki öğretmen, yardımcı öğretmen ve yardımcı personele hizmet içi eğitim verir.
    23-Erken çocukluk eğitim kurumlarına devam eden çocukların ailelerine rehberlik ve danışmanlık yapar, gereğinde ev programları hazırlar.
    24- Çocukların eğitimsel ve gelişim alanlarına uygun ortam hazırlanmasına rehberlik eder.
    25-Çocuk gelişimi ve eğitimi uzmanı sadece çocuğun ruh sağlığı ve eğitimi ile ilgilenmez, çocuğun gelişim alanları ile ilgili bilgi ve deneyime sahiptir.
    26-Çocukların ilgi, ihtiyaç ve gelişim düzeyleri yaşlara ve bireysel farklılıklara göre değişiklik gösterebildiği için ailelere rehberlik ve danışmanlık yapar.
    27-Çocuk, erken çocukluk eğitim kurumlarına gitse de okuldaki eğitimin sürekliliği ve geçerliliği ailenin devam ettirmesi ile olur. İşte, bu noktada çocuk gelişimi ve eğitimi uzmanı aileye rehberlik ve danışmanlık yapar.
    28-Çocuk gelişimi ve eğitimi uzmanı sadece sorunların çözümü ile değil; çocuk ve ailenin davranışlarında sorun oluşmaması için çalışır.
    29-Çocuk gelişimi ve eğitimi uzmanı , çocuğun yaşamında ve geleceğinde önemli olan kritik dönemlerin değerlendirilmesi açısından aileye rehberlik ve danışmanlık eder.
    30-Ailenin yaşadığı sorunlu dönemlerin, çocuğa zararsız ya da olabildiğince en az zararla geçirilmesinde destek verir.
    31-Çocuk gelişimi ve eğitimi uzmanı, sağlıklı aile kurulma aşamasında da eş adayları ile görüşmeler yaparak daha objektif olabilmeye rehberlik ve danışmanlık eder.
    32-Çocuk gelişimi ve eğitimi uzmanı eşlere ve aile bireylerine doğru ve sağlıklı iletişim yollarını kazandırarak aile ilişkilerinin sağlam ve yapıcı olmasında rehberlik ve danışmanlık verir.
    33-Çocukların ve ergenlerin hayata hazırlanmalarında ailelere yanlış davranışlarını doğrularla değiştirme anlamında rehberlik ve danışmanlık verir.
    34-Çocuk ve gençlerde temel ihtiyaçların ( uyku, temizlik, barınma, kişisel bakım, beslenme ) karşılanmasında ailelerin dikkat etmesi gerekenler ve yaşlara göre ailenin davranışlarını düzenlemesinde rehberlik ve danışmanlık verir.
    35-Çocuk ve gençlerde internet, bilgisayar bağımlılığı ve çözüm yolları konularında rehberlik eder ve danışmanlık verir.
    36-Davranış problemleri olan çocuğa yaklaşım yolları hakkında danışmanlık yapar.
    37-0-6 yaş çocuklarına DENVER II gelişim testi yapılarak; ince motor, kaba motor, sosyal, kişisel, dil gelişimi alanlarındaki beceriler kontrol edilerek aileye gerekli danışmanlık verilir.
    38-Özel eğitim gereksinimi olan çocuklar için ev destekli eğitim programlarını hazırlar.
    39-Parmak emme, tırnak yeme, saldırganlık, kıskançlık, dikkat eksikliği gibi duygusal sorunlar yaşayan çocukların ailelerine rehberlik eder ve danışmanlık verir.
    40-Cinsel istismarın önlenmesine yönelik rehberlik ve danışmanlık verir.
    41-Çocukların cinsel gelişim dönemlerinde dönem özelliklerine uygun, ailelerin dikkat etmesi gerekenler hususunda ailelere rehberlik eder ve danışmanlık verir.
    42-Dil ve konuşma sorunu olan bebek ve çocuklar için durum değerlendirmesi yapar ve danışmanlık ve rehberlik hizmeti verir.
    43-0-18 yaş çocuklarının öğrenme hızının geliştirilmesi için yapılabilecekler konusunda bireysel ve gurup olarak rehberlik eder, danışmanlık verir.
    44-Anne-baba ilişkilerinin çocuğun ruh sağlığı üzerindeki etkileri ve ailenin davranışları konusunda rehberlik ve danışmanlık yapar.
    45-Aile birlikteliğinin önemi, anne-babaya düşen görevlerin değerlendirilmesi konusunda rehberlik ve danışmanlık eder.
    46-Boşanmış anne-babanın çocuklarının ruh sağlıklarının korunması ve eğitimlerinde aileye rehberlik ve danışmanlık yapar.
    47-Çocuklarda özbakım becerilerinin geliştirilebilmesi için ailelere rehberlik ve danışmanlık yapar.
    48-Çocuklarda ve gençlerde özgüven gelişimi için yapılabilecekler konusunda rehberlik ve danışmanlık yapar.
    49-Kız ve erkek çocuklarda yaşam becerilerinin edinilmesinde ailelere rehberlik ve danışmanlık eder.
    50-Çocuklara ve gençlere arkadaş değil; arkadaş gibi anne-baba olmanın önemi ve yararları konusunda rehberlik ve danışmanlık yapar.
    51-Anne-baba modellerinin çocuğun cinsel kimlik kazanmasındaki rolleri konusunda rehberlik ve danışmanlık yapar.
    52-Anne-baba tutumlarının çocuğa etkileri ve ortak tutum geliştirmenin yararları; yapılabilecekler konusunda rehberlik ve danışmanlık yapar.
    53-Ailede çocuğun doğum sırasının, sayısının, cinsiyetin ruh sağlığına etkileri konularında rehberlik ve danışmanlık yapar.
    54-Çocuğun kişilik gelişimini etkileyen toplumsal sınıf farklılıkları, iletişim araçları, kültürel farklılıklar konularında aileye rehberlik ve danışmanlık yapar.
    55-Ödül ve cezanın çocuğun yaşamında uygulanması, disiplin ve sorumluluk kazandırmada dikkat edilmesi gerekenler konularında rehberlik ve danışmanlık yapar.
    56-Beden dilinin ,ses tonlaması ve vurgunun, örnekleme yapmanın, temiz ve hoş kokunun , dış görünümün verdiği mesajların , temel ihtiyaçların karşılanmış olmasının motivasyondaki önemi hususlarında bireylere danışmanlık ve rehberlik hizmetleri verir.
    57-Çocuğa ve ergene ruhsal bağımsızlık kazandırma konusunda aileye rehberlik ve danışmanlık yapar.
    58-Çocukta ve gençte doğruluk, dürüstlük, vicdan gelişimi gibi konularda ailelere rehberlik ve danışmanlık yapar.
    59-Çocuğun ve gencin gününün planlanmasında ailelere rehberlik ve danışmanlık yapar.
    60-Verimli ders çalışma yöntemleri ve çocuğa-gence uygun olan yöntemin seçilmesi konusunda rehberlik ve danışmanlık yapar.
    61-Yaşam kalitesini artırmak,uyum,strese dayanıklılık, zamanı verimli kullanarak kendini iyi ifade etme konularında bireylere rehberlik ve danışmanlık yapar.
    62-Drama, oyun, müzik, anadili, el becerileri çalışmalarında bireylere, ailelere, okullara, erken çocukluk eğitim kurumlarına rehberlik ve danışmanlık yapar.
    63-Hamilelikle ilgili ( belirtiler, beslenme, dinlenme, günün planlanması, tehlikeli durumlar, bakım ve kontrol, cinsel yaşantı, etkileyen hastalıklar, bakım, egzersizler) konularında rehberlik ve danışmanlık yapar.
    64-Lohusalıkla ilgili( beslenme, dinlenme, günün planlanması, tehlikeli durumlar, bakım, kontrol, egzersizler vb) konularında rehberlik ve danışmanlık yapar.
    65-Bebek bakım, beslenme, uyku, egzersiz gibi konularda rehberlik ve danışmanlık yapar.
    66-Emzirmede başarı, emziklilik dönemi özellikleri, beslenmesi, özellikleri, dikkat edilecek noktalarla ilgili rehberlik ve danışmanlık yapar.
    67-Yenidoğan bebekte rastlanabilecek sorunlar hakkında rehberlik ve danışmanlık yapar.
    68-Çocukta ders başarısı için aile ilişkilerinde ve eğitimde dikkat edilmesi gereken konularda rehberlik ve danışmanlık yapar.
    69-Çocuğun yeteneklerinin keşfedilmesinde, yeteneklerinin geliştirilmesinde aileye rehberlik ve danışmanlık yapar.

    PEDAGOG ÖZNUR SİMAV

  • Aşktan beklediğimiz

    Aşktan beklediğimiz

    Aşktan beklediğimiz…
    Rollo May Aşk ve İrade adlı kitabında bireyin yaşadığı kimlik sorunu ile kötü giden yaşamına çözüm olarak aşka yaptığı vurgunun arttığından bahseder ve ekler “kendilerine verdiği değer, aşkı elde edip etmemelerine göre yükseldi veya düştü. Aşkı bulduklarına inananlar; Kalvincilerin, zenginliği seçilmiş kul olmanın elle tutulur kanıtı olarak görmeleri gibi, bunu kurtuluşun gözle görünür delili sayarak, kendilerini üstün görme eğilimine girdiler. Aşkı bulamamış olanlar kendilerini sadece yoksun hissetmekle kalmadılar, daha derin ve daha yıpratıcı olan içsel boyutta, kendilerine verdikleri değer de düştü. Kendilerini toplumun dışına itilmiş yeni bir yaratık türü gibi damgalanmış hissedip, psikoterapide sabahın erken saatlerinde uyanınca hissettiklerinin mutsuzluktan ve yalnızlıktan çok, içlerini kemiren, yaşamın büyük gizini kaçırmış olma kanısı olduğunu itiraf ediyorlardı.”
    Rollo May bu satırları 1969 yılında yazmış aradan geçen 45 yıla rağmen May’in söylediklerinin geçersiz olduğunu söyleyebilir miyiz? Amerika’da yapılan ve on yıl süren bir araştırma modern hayatta insanların yaşadığı en yoğun duygunun yalnızlık ve depresyon olduğunu ortaya çıkarmış. 
    Artık 30 lu yaşlara gelmiş bir erişkinin yaşamında bir yol arkadaşı istemesi kadar doğal bir şey yoktur bence; ama bizim sorgulamamız gereken, bu yol arkadaşı ve aşktan beklentiler ya da bu aşkın yokluğunda yaşanılan yoğun değersizlik olmalıdır. Yukarıda May’in bahsettiği gibi aşktan bir elmanın yarısı olmayı beklemek… onunla tamamlanmayı istemek ve yokluğunda var olamamak… değersizliğin kollarında kendini hırpalamaksa yapılan, bu noktada aradığımız şey aşk değil, belki de kendimizin kendimize vermediği değerdir…
    Oysa terapi sürecinde ben hep danışanlarıma söylerim “Aşk bir elmanın iki yarısı olduğunuzda acı verici iki ayrı elma olduğunuzda ise keyif vericidir” Aksi… aşkla tamamlanmayı bekleme ve değersizliğimizi yenme hali geçmişten getirdiğimiz yükümüzdür… geçmişte yaşayamadıklarımızın bedelini sevgiliye ödetmedir. Hocam Mehmet Zararsızoğlu’nun da belirttiği gibi “çünkü geçmişin bitmemiş işlerinin faturasını biz hep sevgiliye keser… farkında olmadan hep onu hırpalar… onu yıpratırız…” 

     

  • Bakıcı mı yuva mı ?

    Birçok ebeveynin ortak sorusu; çocuğum için acaba bakıcı mı, yoksa kreş mi daha iyi?

    Büyük heyecanla beklenen, en kıymetli varlık olan bebekleri dünyaya geldiğinde, birçok ebeveynin ilk ayları, bebeğin varlığına alışmakla geçer. Birkaç ay sonra artık bebek ebeveynlerine, ebeveynler ise bebeğine alışmıştır.

    Ve artık annenin işe başlama vakti geldi ise; eğer güvenip emanet edebilecekleri biri ya da bir akraba yok ise bu soru bir çok ebeveynin kafasını kurcalamaya başlamıştır.

    Ana ilkemiz durum her ne olursa olsun bebeğin güvenilir bir ortamda büyümesidir. Bu ister bakıcı olsun, ister bir akraba ya da kreş olsun kesinlikle güvenilir ve bebek dilinden, bakımından anlayan biri olmalı.

    Örneğin babaanne ya da anneanne bakıyor ise ki birçok bebek için çoğu zaman şansdır. Ama böyle bir imkan yoksa eve bakıcı alınması yada bir bakımevi düşünülebilir. Ancak bebeğe ilk yıllarda evde güvendiği kişilerce bakılıp, büyütülmesi bebeğin sağlıklı gelişimi açıcından önerilen bir durumdur.

    Tüm gelişimciler ve eğitimcilerin ortak düşüncesi, bebeğin ilk iki yılının evde ve güvenilir kişilerle geçirmesinin doğru olduğudur.

    Yine ortak uzman görüşleri; ilk yıllarını evde geçirmiş çocukların, iki buçuk yaşından sonra bir kreş, oyun grubu vb. sosyal ortamlara girmesi gerektiğini savunmaktadır. Çünkü ilk yıllarda dünyaya, ailesine ve kendine adapte olmakla zaman harcayan çocuğun, 2 yıldan sonra artık sosyalleşmeye, özellikle yaşıtlarıyla iletişime geçmesi gerekmektedir. Kreş vb. sosyal ortamlar çocuğun ileride aktif, sosyal, başarılı, kendine güvenen birey olması için temellerin atıldığı ortamlardır.

    Burada aileler, genellikle çocuklarının daha konuşamadığından, daha tuvaletini söyleyemediğinden kaygılanırlar ve kreşte zorlanıp etkileneceğini düşünürler. Aksine çocuk bazı gelişimlerini sosyal ortamda daha hızlı ve sağlıklı tamamlarlar. Örneğin çocuğun konuşması için (fizyolojik, zihinsel ya da işitsel bir sorun yoksa) yaşıtlarının olduğu sosyal ortamdan daha iyi bir ortam olamaz.

  • Aşk

    Aşk

    Ancak gerçek iyileştirebilir “Aşk”ı…
    Neden çıktı karşıma bu adam diye hiç düşündünüz mü?
    “Neden vuruldum sana?”, ” Neden sevdim seni?” dediniz mi hiç içinizden de olsa…
    Bilinçdışı bir çekimle başlar aşklar… önceden de yazmıştım “yarası yarasına benzeyeni sever insan”… “acısı acısına benzeyeni sever”…
    “Neden çıktı bu adam?” karşıma diye hiç düşündünüz mü? Hiç yaranızı iyileştirmek için çıktığınızı düşündünüz mü? Hiç ona ne kadar benzediğinizi düşündünüz mü?
    Yarası yarasına benzeyenler anlar birbirinin halinden… o yüzden çıktı karşınıza… ilk önce kendinizi sonra… o gerçeklikte… o içtenlikte onu iyileştirin… onun varlığında kendinize bulduğunuz yeni anlamla… onun da kendini yeniden anlamlandırmasına vesile olun diye çıktı…
    Nasıl olucak ki şimdi bu? diye sorduğunuzu duyuyorum. Bakın Greenberg & Johnson (2012) nasıl açıklıyor bunu:
    “Zayıf iletişim becerileri sıklıkla yeterli açıklığa ve açık bir diyaloğa yer vermeyen bir ilişki tanımını yansıtır; bu nedenle örneğin bir partner karşıdaki kişinin araya mesafe koyma gibi savunma tepkilerinden ziyade korku hisleri ile ilgili dürüst sözlerine tanık olduğunda; partnerin savunmasızlığına dair oluşan yeni algısı yeni bir yanıtın ortaya çıkmasını sağlar. Bu, sürece yeni bir etkileşimsel döngü kazandırmış olur.”
    Yani gerçekle olucak… “mış gibi” yapmadan, dürüst sözlerle olacak … eski ezberleri bir kenara bırakıp yüreğinizdeki gerçeği paylaşmakla olacak…
    Çünkü ancak gerçek iyileştirebilir sizi… ancak gerçek iyileştirebilir bir ilişkiyi… çünkü ancak gerçek…. gerçek dönüştürebilir aşkı…aşkınızı