Blog

  • Çocuğun anne-babasıyla yatması doğru mu?

    Geceleri siz yatarken, ansızın eşinizle ortanıza sıvışan, odasında tek başına yatmamak için huysuzluk çıkaran, yatak odanızın davetsiz misafirine, fazla toleranslı davranmamanızda fayda var.

    .

    Neredeyse her anne-babanın bir dönem sorunu olmuştur, yalnız yatmak istemeyen çocuklar. Yaşamın ilk 1 yılı, çocukta `temel güven duygusu`nun geliştiği dönemdir. Çocuk hayatının bu ilk yılında annesinin yanında olmasına, sevgi gösterilmesine, bakım verilmesine çok ihtiyaç duyar. Çocuğun gereksinimlerini ifade etme, dış dünyayı tanıması ve beslenmesinde en önemli aracı bu dönemde ağız ve dudaklardır. Bu nedenle emzirmenin de sadece çocuğunuzun beslenmesi açısından değil, hem sizinle tensel bir temas sağlaması hem de gerginliklerinin giderilmesi açısından önemi büyüktür. Bu dönemde çocuğunuzun ulaşabileceği en yakın yerde olmanız, çocuğunuzun bu gereksinimlerinin sağlanmasında önemlidir
    Bundan sonraki dönemde çocuğunuz için ayrılıklar daha az kaygı verici bir hal almaya başlar ve onda yarattığı gerginlik eskiye göre çok daha kolay katlanılabilecek düzeylere iner. Çeşitli nedenlerde çocuğunuzun hayatının bu ilk yılı, uzun süreli ayrılıklar ve ilgisizlik ile geçerse, ileriki yıllarda yakın ilişkilerinde güvensiz, sıcak ilişki kuramayan, kaçıngan, içe dönük veya empatiden yoksun bir yapı sergileme eğiliminde olur.

    İşte tüm bu nedenlerle ve ayrıca çocuğunuzun uyku uyanıklık alışkanlığı, beslenme alışkanlığının oluşturulması ve sizin buna uyum sağlamayı öğrenebilmeniz için, bebeğinizin özellikle ilk bir yılında, birlikte yatmanıza ihtiyacı vardır.

    Bu yaştan sonra çocuğunuz, artık annesi ve babası ayrı odada olsa da, kendisine kolayca ulaşabildikleri takdirde ayrı kalabilmeye alışabilmektedir. Temelde ayrı odada yatabilme becerisinin gelişmesi, çocuğunuz için tıpkı yürümek, koşmak, kaşık tutabilmek gibi çok keyif verici, bağımsızlaşmayı ve bireyselleşmeyi gösteren ve öz güveni artırıcı gelişmelerdir. Çocuğunuzun ayrı bir odada yatabilmesi özellikle kreşe ve okula başlama süreçlerinin rahat geçirilmesini sağlamaktadır. Başlangıçta kaygı yaratabilecek “kendi odasında yatma deneyimi” zaman geçtikte ve tekrarladıkça kaygının giderek azalmasıyla birlikte gurur verici bir eyleme dönüşecektir.

    Size Düşen Görevler

    Bu geçiş dönemlerinde size düşen görev, çocuğunuzun yaşayabileceği endişeyi anlayabilmek, destekleyici ve cesaretlendirici olmaktır. Çocuğunuzun herhangi bir başarısız deneyiminden sonra sizin de kaygılanmanız ve katı davrandığınız düşüncesiyle suçluluk duygusuna kapılmanız, çocuğunuzun bir sonraki girişimi için cesaret kırıcı olacaktır. Örneğin; kendi odasında yatmaya başlamış çocuğunuzu, herhangi bir korkulu rüya sonrasında tekrar odanıza geri almanız yanlış bir davranıştır. Bunun yerine bir süreliğine yatağının yanında oturarak, çocuğunuzun başını okşayıp rahatlattıktan sonra uyumasını sağlamak daha doğru davranış olacaktır. Ayrıca çocuğunuzun odasının ayrılmaması; sizin, eşinizin ve çocuğunuzun yatış saatlerinde değişikliklere neden olacak, ebeveynler olarak sizler ayrı odalarda yatmak durumunda kalabilecek, bu da sizin ilişkinizi olumsuz etkileyebilecektir.

    www.gelisimselpediatri.com

  • Hayat bir kumardır

    Hayat bir kumardır

    Hayat ancak bir kere oynanan bir kumardır!

    “Hayat ancak bir kere oynanan bir kumardır.” diyor Sabahattin Ali. 

    Hayat bir kumardır, çünkü kumarda her elin sadece bir kez oynanabildiği gibi her dakika sadece bir kez yaşanabilir hayatta, başa alınmaz, tekrar yaşanmaz

    Hayat bir kumardır, kumara benzer çünkü sonu belli değildir, attığınız adımda kaybedip kaybetmeyeceğiniz belli değildir, hep oyunun sonunu beklemek gerekir!

    Peki bu oyunun sonu gelse ve siz tam da şimdi olduğunuz yerde ölseniz … Toprağın altına girmeden ne söylerdiniz kendinize?

     Nelerden pişmanlık duyardınız? Neler için “iyi ki yapmışsın!” derdiniz? 

    Söylesenize şimdi tam da şimdi her şey bitse bir kere oynanan bu oyunu kazanmış mı kaybetmiş mi hissederdiniz?

  • Mutlu çocuklar için…

    DAHA MUTLU ÇOCUKLAR İÇİN…

    • Çocuğunuza vakit ayırın. Onun işi oyun unutmayın ve oyunlarına katılmaya özen gösterin
    • İletişim kurarken göz kontağını unutmayın ve çocuğunuzn boyuna eğilmeye özen gösterin.
    • Asla diğer yaşıtlarıyla kıyaslamayın, bu kendine özgüvenini zedeler. Her çocuk kendine has ve özeldir.
    • Saçmaladığını düşünseniz de cümlesini bitirmesini bekleyin, onu dinleyin.
    • Eleştirmeyin ama konuyla ilgili kendi fikrinizi ya da beğenip beğenmediklerinizi ifade edin.
    • Yapmasını ya da yapmamasını istediğiniz şeyi sebebiyle söyleyin.
    • Bağırmak, aşağılamak onu kötü hissettirir ve bu ilerideki yaşamında özgüven ve mutluluğunu etkileyebilir.
    • Gülümseyin.
    • Çok abartıya kaçmadan ona sarılmayı, öpmeyi unutmayın.
    • Onu gereksiz konularda bir şey yaptırmaya zorlamayın.(örneğin yemek yeme konusu)
    • Birlikte kitap okuyun.
    • İş yaparken yardım isteyin, birlikte yemek, kek vb yapın. Bu onda kendine güven ve başarmak duygusunu pekiştirecektir

    www.gelisimselpediatri.com

  • “YETERİNCE İYİ ANNE” OLABİLMEK

    “YETERİNCE İYİ ANNE” OLABİLMEK

    Doğum yapmaya hazırlanan, yeni doğum yapan ve bebeklerini büyütmekte olan ebeveynlerin, özellikle de annelerin temel endişesi bu dönemde çocukları için “mükemmel” olanı sunup sunamadıklarıyla ilişkilidir. Halbuki anneler de babalar da kendi yeterliklerince iyi anne ve babadırlar. Winnicott 1949 yılında  “Good Enough Mother”- Yeterince İyi Annelik kavramıyla, bebeğin “katlanabileceği kadar” ve “geçici” yetersizlikler gösterebilen annelerden bahsetmektedir. Annelik işlevlerinden tutma (holding), annenin bebeği koruyup, desteklemesidir. Yeni doğan bebek kendi kendini organize edebilecek durumda değildir. Bu sebeple, annenin bebeği “tutması”, bebeğin alanını belirlemesi açısından önemlidir. Diğer önemli bir annelik işlevi ise, ele almaktır (handling). Bebekle bedensel temas kurup, bebeğe güvende olduğu hissini vermesidir annenin. Bunların yanı sıra, annenin ayna rolü vardır. Bebek annesine bakınca kendini görür. Bebeğin yüzü buruşursa, annenin yüzü de buruşur. Bebeğin yüzü gülerse, annenin yüzü de güler. Bebeğin annesinin yüzüne baktığında nasıl göründüğü, orada ne gördüğü ile bağlantılıdır. Anne, bebeğe kendisini yansıtır.  Anne yansıtamadığında ise, çocuk huzursuz, aşırı hareketli, saldırgan olur ki annenin dikkati çocuğa yönelebilsin diye. Aynı zamanda annenin, bebeğine bakım verebilmesi için öncelikle bebeğiyle özdeşim kurması gerektiğine vurgu yapar Winnicott. Bu süreç için de gebelik en iyi prova dönemidir. Bu sayede anne bebeğinin neye ihtiyacı olduğunu, bebeğinin neden ağladığını anlayabilir hale gelecektir. Bebeğinin kaygılarını, isteklerini algılayabilen anne, bebeğin ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik uygun nesneler sunar. Bebek bu sayede öncelikle “tümgüçlülük” denilen, “her istediğim istediğim anda gerçekleşiyor” deneyimini yaşar, daha sonra da annenin bebeğe “katlanabileceği” yoksunluklar yaşatmaya başlamasıyla birlikte bebek tümgüçlülükten gerçekliğe yönelmeye başlar ve tüm isteklerinin ve ihtiyaçlarının tam da o anda karşılanamayabileceği gerçeğiyle tanışır ve tümgüçlülükten vazgeçiş süreci başlar … Anne ile bebek arasında oluşan ilişkinin bağımlılığından ise anneyi “baba” kurtarır…

  • 8 mart dünya kadınlar gününe bakış

    Keşke, kadınlar günü ile ilgili bir yazı yazmıyor olsaydım. Önümüzdeki yıllarda daha güzel konular üzerinde durabilsek. Aslında kadınlara özel bir gün tahsis edilmesi kadınların aciz varlıklar olduğunu kabul etmek gibi geliyor bana. Tabii ki bir yönden bakarsak ta dikkatlerin bu konu üzerine çekilmesi bizim gibi ülkeler için elzem hale geliyor. Belki, şimdilerde anneler oğullarını eğitirken nezaket, görgü, yaşam bilgisi, insanlara saygının gereği ve önemi gibi hususlar üzerinde durabilseler de hiç değilse gelecek nesiller kurtulabilse. Erkek çocuklara, gereğinden fazla anlam yüklememek gerekli. Çocuklar, çok önemli. Kız-erkek ayrımı yapmak onların gelecekleri için zaten olumsuzluklar yaratacaktır.

    Diğer tüm özel gün kutlamalarında, anmalarda hep alışıldık sahneler yineleniyor. Ogünlerde büyüklerimiz, önde gelenler, daha önce danışman vs nin hazırladığı A 4 kağıtlarını çıkarıyorlar. Başlıyorlar okumaya… Pek çoğunun da önceden göz atmadığı bile belli oluyor. Yapmacık sözler ve beden dili kullanımıyla bu vazife de tamamlanmış sayılıyor.

    Avutucu cümleler, neredeyse arkasından gelecek sözcüğü biz tamamlayacağız. Yıllardan beri bu böyle sürer gider. Sadede gelelim, sadede…

    İlgili bakanlık geçmişteki açığı kapatmak üzere çalışmalar yapıyor, ancak hiçbir zaman yeterli olamıyor. Yurt dışında sivil toplum kuruluşları bu işlere sahip çıkabiliyorlar. Ülkemizde, kalkınmakta olan ülkelerde bu işleri yapabilmek, yetişkinlik yaşlarında oldukça güç. Tabii ki ben genele bakarak söylüyorum.

    Herkes geçim derdinde, akşama karnım tok yatabilir miyim düşüncesinde. Tüm dünya ülke liderleri acaba başlarını yastığa rahat koyabiliyorlar mı? Halklarından aldıkları vergileri yerli yerince değerlendirebiliyorlar mı?

    Çok yaşlı kadınlar görüyorum, elinde orlondan örülmüş sabunluk, satabilme telaşında, o yaşta. İçim parçalanıyor. Bir taraftan da gerçekten mi? diye sorguluyorum kendimi.

    Aslında özel günler, dikkatleri biraz olsun çekmek için faydalı da olmuyor değil. Somut olarak yapılanlar, sadece kadınlar için değil; her yapılan çalışma listelenerek halka açık olarak belediyelerin, bakanlıkların sitelerinde yer almalı. Bazen internet sitelerinde rastlıyorum ” ilana itirazınız varsa , doğru değilse, belirtiniz” gibi. Belki ben rastlamamış olabilirim, belki bir yerlerde belirtiliyordur, ama internet sayfalarının bir köşelerinde reklam şeklinde ilan edilmeli.

    Kadınların, sokakların o bilindik zararlarından koruyacak al çatı, mor çatı gibi evlerin mutlaka çoğaltılması gerekli. Sığınma evleri demeye dilim varmıyor. Mutlaka psikolojik destek, meslek sahibi etmek, çocuklarına da sahip çıkmak gerekli. Ayrıca bu kadınlara hayatta duruş dersleri, genel kültür dersleri de verilmeli. Özgüven kazandırma çabaları olmalı.

    Öncelikle kadınlar, kendi değerlerinin farkında olmalılar. Çalışan ya da çalışmayan olsun. Kadın olmak yeterli. 24 saat mesai sizi bekliyor. Çocuklarınız hasta olur, siz ilgilenmelisinizdir. Burada babalara da haksızlık yapmak istemiyorum, ancak çocuklar hasta olunca yanlarında annelerini görmek istiyorlar.
    Televizyon, en çok kullanılan iletişim aracı ve hemen hemen tüm evlerde baş köşede yerini alıyor.

    AİLE İLİŞKİLERİ, İLETİŞİM, ÇOCUK GELİŞİMİ VE EĞİTİMİ, EŞLERİN BİRBİRLERİNE KARŞI DAVRANIŞLARI, HANGİ SÖZCÜKLERLE BİRBİRLERİNE HİTAP ETMELİLER ?, EŞLER OLABİLECEK GÖRÜŞ AYRILIKLARINDA NASIL TARTIŞMALILAR?, TARTIŞMA ORTAMI NASIL DÜZENLENMELİ, BU ORTAMDA KİMLER BULUNABİLİR? HANGİ KONULAR, HANGİ YAŞLARDAKİ ÇOCUKLARLA BİRARADA HANGİ ŞARTLARDA TARTIŞILABİLİR?

    İşte, buna benzer konular televizyonlarda herkesin algılayabileceği şekilde ele alınmalıdır. Neler mi yapılabilir? Tiyatro sanatçıları danışmanlarla işbirliği ile eğitici oyunlar hazırlayabilirler. Dizi film aralarına reklamların girdiği gibi bazı SPOT cümleler ya da görüntüler yer alabilir. Burada dikkat edilecek husus olumlu örnekler yansıtılarak; olumsuz davranışların unutturulma çabaları olmalı.

    Çalışan, üst düzey meslek sahibi kadınların da şiddete maruz kaldıklarını hepimiz çok iyi biliyoruz. İstatistiki bilgi veremiyorum. Ancak biraz daha azınlıkta olduklarını düşünüyorum. Kadınlar, şiddete maruz kalsalar da hele çocukları varsa kesinlikle aile birliğini bozmamak için herşey pahasına katlanıyorlar. Televizyonda bazı kadın programı diye adı geçen programlara katılabilme cesaretini gösteren kadınların başlarına ölüm kadar vahim durumlar geldiğini biliyoruz. Kadının canına tak etmiş herşeye rağmen 75 milyonun karşısına çıkıyor. Derdine bir çözüm bulabilir miyim? düşüncesinde. Eve gidince dayağın bin beterini yiyor. Ya da zaten eve bile gidemeyip açıkta kalıyor. Devlet koruması ve takibi şart. Önemli olan olay olup bittikten sonra suçlu ve suçluların cezalandırılması değil; vahim olaylar meydana gelmeden önleme çalışmalarıdır. Hapishanelerde artık mahkumların cezalarını çekecekleri yer kalmadı. Sonuç olarak, anlamsız olarak af çıkarılıyor, kişi duruşmada takım elbise giyip, kravat da taktıysa iyi halden cezası da düşürülüyor. İnsan hakları! ancak ölenin ya da neredeyse işkenceye maruz kalmış olan kişinin insan hakları ne olacak?

    Aileler, erkek çocuk eğitiminde, özbakım becerilerini bile edinemeyen bireyler olmalarında bir sakınca görmüyorlar. Aslında birey olamıyorlar. Evde ezik bir anne modeli, sürekli azarlanan, aşağılanan… Erkek çocuk, evlenme yaşına kadar bu ortamın içinde büyüyor. Sosyo-ekonomik olarak ta kendilerine benzer ailelerle iletişim kuruyorlar. Artık onların NORMALi bu.

    Genellikle, erkek çocuklar, egoları çok şişirilmiş büyütülüyorlar. Herkes biliyor, kız çocuklarını insan yerine koyup nüfusa bile kaydettirmeyen bir ülkede yaşıyoruz. Tüm bunların düzelmesi biraz zaman ve çaba gerektiriyor.

    Kadınlar, gözlemlerime göre ençok karışılan cinsiyet, ençok kullanılan cinsiyet. Kadın giyinmesini bilmez, erkek tarafından yönlendirilir. Eteğini uzun giydin, kısa giydin, makyaj yaptın, yapmadın, kapalı giyindin, açık giyindin… Erkeklerin bu kadar, kadınların üzerinde olmamalı dilleri. Burada kendimize de bir özeleştiri yapmak istiyorum. Kadınlar uçlarda dolaşan giyimlerini gözden geçirsinler. Bilmemek ayıp değil, herşeyi bilmemiz mümkünde değil. Kimseye laf söyleme fırsatı vermemeliyiz. Kendimizi eğitme çabalarımızı hep devam ettirmeliyiz. Çağımız çok hızlı gelişiyor. Tam olamasa da bu isteğimiz hiç tükenmemeli.

    Kadınlar, işe alınırken iş becerisinden önce seksilik ve güzellik ön planda oluyor. Yurt dışında bu konuda mücadele veren kadınlar olduğunu biliyorum.
    Sonra, kadınlar şiddete maruz kalıp polise müracaat ettiklerinde ”kocandır, sever de döver de” anlayışının artık terk edilmesi gerekir. Antiparantez şiddet ten kastımız sadece dayak değil; her türlü aşağılama, söz, bakış, tavır bile yeterlidir.
    Sanırım, empati yapabilmek tüm sorunları çözecektir. Kadınla erkek bir arada gelişmeye; her bakımdan gelişmeye konumlamalıdır, kendilerini… Sonuçta hepimizin mutlu olmaya hakkı var. Kelebeklerin ömrüne benzer bir gün gibi geçen hayatımızı en güzel ve faydalı işler yaparak değerlendirelim. Kadındı erkekti demeden birbirlerimize insanca duygular hissedelim.

    Hiç kimse mükemmel değildir. Bu dünyada kendimizi geliştirmek, var oluşumuzun nedenlerini irdelemek, doğa ve insanlar için yararlı olabilmek amacında olalım.
    Herkesin mutlu olması dileklerimle…

    ÖZNUR SİMAV
    PEDAGOG- AİLE DANIŞMANI

  • Takıntı & Temizlik…

    Takıntı & Temizlik…

    Obsesif kompulsif bozukluklar sınıfında değerlendirilen “HASTALIK HASTALIĞI” inatçı hastalıklardandır. Dönem dönem kontrol altına alınsa bile tekrar etme riski yüksektir. Sadece terapiler yeterli gelmeyebilir ancak hem ilaç hem terapi uygulanması birlikte daha verimli sonuç verebilir. Ailenin de desteği olması ve hastanın durumunu anlaması çok önemlidir.

    TEMİZLİK HASTALIĞI

    Her 100 kişiden ikisinde görülebilir. Dürtüsel bir temizlik arzusu ve temizledikçe bitmeyen kirliliklerin yarattığı sıkıntılar. Tabi bunun da çeşitleri var. Abdest almaya girip bir saatten önce çıkamayanlar. Banyoya girip köpük köpük yıkanan ve saatler sonra çıkabilen. Galip Derviş karakterindeki dedektifin kapı kolları ve kullanılmış eşyalara dokunamaması gibi aşırı titiz olanlar. Evin her köşesini temizleyip sonra eksik kalan kısımlarını bahane edip temizlik bezini alıp tekrar bir tur atanlar…

    İşte temizlik takıntısı olan belkide bunun bir hastalık olduğunu anlamak için uzun süre bu belirtilerle savaşarak yaşayanlar aslında “OKB”nin bir uzantısı olan “Temizlik Hastalığı”na yakalanmıştır.

    İnsan Nasıl Temizlik Hastalığına Yakalanır?

    Aşırı kaygılı mizaca sahip olanlar, şüpheci ve evhamlarından arınamayanlar başlarda masumca gibi görünen ortamı temizleme arzusu sürekli kendini tekrar ediyor ve artık kontrol edilemiyorsa ciddiye alınması gerekir. Neden böyle bir rahatsızlığa kapıldığını açıklayak somut bilgilere ulaşmak kolay değil. Kişilik yapıları ve genetik yatkınlıkları kişinin zorlandığı ve aşırı stresle mücadele ettiği bir dönemde hastalığa dönüşmüş olabilir.

    Ben Temizlik Hastası Mıyım?

    • Sürekli ellerini mi yıkıyorsun?
    • Evi çok sık mı temizliyorsun?
    • Eve misafir geldiğinde pislettiğini düşünüyor ve arkasından her şeyi temizleme ihtiyacı mı duyuyorsun?
    • Boş zamanlarının çoğu temizlik yaparak mı geçiyor?

    Eğer cevaplarınız “Evet” se, siz de bir temizlik hastasısınız.

    Ne Tür Zorlanmalar Bu Hastalığa Davetiye Çıkartır?

    Anne ve baba modelinden biri çok düzenli ve titiz, aşırı kuralcı ise bunun yanında biyolojik, psikolojik, çevresel faktörler bunu tetiklemiş olabilir. Bunun yanında, yakın bir tarihte yakınlarından birini kaybetmek, iflas etmiş olmak, boşanma veya bir travma da takıntılara sebep olmuş olabilir.

    Hayatını Nasıl Etkiler?

    Ev ortamına yakın aile bireyleri bile gelmek istemeyebilir. Çok istediği halde misafir geldiğinde kontrolsüz yaşadığı huzursuzluk onu mutsuz eder. Aslında kimseye zarar vermez en çok da kendisine zarar verir. Zamanla temizliğe ayırdığı zaman yetmez olur. Konsantrasyonu bozulur, iş performansı düşer. Evli ise çocuklarla geçinmekte zorluk çeker. Günün sonunda enerjisi tükenmiş ve bitkin düşmüş hisseder. Bel ağrıları kas ağrıları eksik olmak. Uzun sürmesi depresyon ve başka psikolojik rahatsızlıkların tetiklenmesine yol açar.

    Nasıl tedavi edilir?

    Hastalığın kendiliğinden geçmesini bekleyenler zaman kaybeder. 6 ay geçmiş olsa bile yardım almayan hastalarda genellikle iyileşme görülmez. Tedavi birkaç aşamada planlanır. Önce; Önce hasta durumu hakkında bilgilendirilir. Hastalığın ilerlemesini önlemek için alınması gereken tedbirler paylaşılır. Kimyasal yollarla hastalığın dürtüsel yönleri kontrol altına alınmaya çalışılır. Seçici serotonin geri alım inhibitörleri, antidepresan ilaçlar, bilişsel davranışçı terapi uygulamaları bunları kapsar. Hastalığın direncine ve kişinin kişilik yapısına uygun bir ilaç başlanır ve bir süre sonra da terapiler başlar. Bu rahatsızlıkları çok kısa süre içinde iyileştirmek mümkün görünmemektedir.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • İnatçılık ve inatçılığa karşı aile tutumları

    Çocuklar, büyüyünceye kadar bazı gelişim dönemlerinden
    geçerler.İnatçılık ta bu gelişim dönemlerinin bazılarında ortaya çıkan doğal bir özelliktir.
    İnat, bireyin kabul edilebilen, ya da belli bir neden olmadan herhangi bir olayda ve davranışta ısrarcı olmasıdır.

    18 aylıktan başlayıp 4 yaşına kadar geçen bir süreci kapsar.Bu dönemde çocuk ,kendinin farkına varmıştır. Bireyselleşme çabası içindedir. Bu dönem 2 YAŞ SENDROMU adı ile de anılır. Aynı şekilde ergenlik çağında da kendini kanıtlamak çabası içinde olan ergen inatçı davranışlar gösterebilir.

    Bu özel durumda aile dikkatli olmalı ve gelişim süreci içinde bazı hususlara dikkat etmelidir. Dikkat edilmediği durumda aile ve çocuk güçlükler yaşamakta ve aralarındaki ilişkiler bozulmaktadır.

    1-Çocuğun inadına karşı, inatla karşılık verilmemelidir.
    2-18 ay-4 yaş arasındaki süredeki inatçılık, gelişimin doğal bir özelliği olarak benimsenmelidir.
    3-Yetişkin, inatçılığa karşı inatla bir tutum sergilerse, çocukta KİŞİLİK özelliği olarak yerleşmesine sebep olur.
    4-Çocuklardan beklenen davranışlar açıkça ve anlaşılır şekilde anlatılmalıdır.
    5-Çocuklara yapılacak açıklamalar, temel ihtiyaçları doyurulduktan sonra yapılmalıdır. Beslenme, uyku, temizlik gibi.
    6-İnat sırasında çocuğun dikkati başka yöne çekilmelidir.
    7-Çocuktan gelen istekler, inat davranışı süresince değil; normale döndükten sonra belki yerine getirilebilir.
    8-Çocuğun her davranışına kusur bulup müdahele etmemek gerekir.
    9-Bazı olumsuz davranışlar da görmezden gelerek unutturulabilir.
    10-Kardeşler arasında ayrım yapmamak gerekir ki inatçılık davranışının oluşmasına ortam hazırlanmasın.
    11-‘’Falanca gibi inatçı, filanca da böyle inatçıydı’’ gibi etiketlemelerden kaçınmak gerekir.
    12-Bazı çocuklarda, genellikle çalışan annelerin çocuklarında da dikkat çekmeye yönelik inatçılık görülebilir. Mümkün olduğu kadar böyle anneler, özellikle çocuklarıyla başbaşa kalabilecekleri, onunla konuşup, oynayabilecekleri süreler yaratmalıdır.
    13-Yetişkinler, özellikle anne; baba da dahil ten temasına önem vererek, çocuklarını sevdiklerini her fırsatta hissettirmelidirler.
    14-Genellikle alış-veriş esnasında bu tutumlara sık rastlanır. Çocuk, birşey alınması için tutturarak, yetişkini kullanmak ister. Çünkü, ‘’çocuk ağlamasın ne olacak, istediğini alıverin’’ diyen çok olacaktır.
    15-Yukarıdaki nedenden dolayı evden çıkmadan çocuğun temel ihtiyaçları karşılanmalı ve herhangi birşey alınmayacağı kararlı bir şekilde çocuğa söylenmelidir.
    16-Ya da ‘’sana şöyle bir şey almayı düşünüyoruz. Ancak, seçerek, bakarak alacağız, acele etmemelisin’’ gibi ön konuşma mutlaka, vurgulu ve kararlı şekilde yapılmalıdır.
    17-Eğer kararımız kararsa ağlasa da, tepinse de çocuğun dediği o anda yapılmamalıdır.
    18-Çünkü, çocuk, yetişkine karşı nasıl başarılı olacağını öğrenir.
    19-Çocukla konuşurken, isteğimizi belirtirken iyi bir göz kontağı kurulmalı; inat davranışı meydana geldiğinde bakışlarımızla hatırlatıcı olmalıyız.
    20-Tuvalet eğitimi verilirken hassas olunmalı, çocuk ruhen ve kas gelişimini tamamlamadan ısrarla bu eğitim verilmeye çalışılmamalıdır
    21- Çocuktaki gelişim sürecinin özellikleri her zaman için dikkate alınmalıdır.
    22- İnat davranışı karşısında 18 aylık çocuğa ve 4 yaşındaki çocuğun yaş özelliklerine göre davranışlar farklı olacaktır.
    23- Yetişkinler tutumlarında kararlı olmalıdır.
    24- Kararlı tutum beden dili ile mutlaka destekleyici olmalıdır.
    25- Ebeveyn, tutumuna önce kendi inanmalı ki uygulamada sorun yaşanmasın.
    26-Çocuğun makul istekleri yerine getirilmeli, ancak, tüm makul isteklerde bir sınır olmalıdır.
    27-Ergenlik çağında inat ortamı yaratacak pozisyonlardan kaçınılmalıdır.
    28- Anne ve babanın tutumları ortak olmalıdır ki ergen sorun yaşamasın. Ebeveynlerden biri diğerine olumsuz hisler taşıyor ve bunu ergene hissettiriyorsa inatlaşma pozisyonu yaratılmış olur. Çünkü, bir taraf her türlü isteği sınır tanımadan yerine getirmektedir. O kişi sevilir. Diğer taraf sınır koymaya çalıştığı için kötü taraf olur.
    29-Her yaşın kendine özgü özellikleri vardır ve geliştirilecek davranışların süresi, çeşidi, uygulanış biçimi, zamanı, ortamı vb. farklı olacaktır.
    30-Yukarıda hazırlamış olduğum maddeler dikkate alınsada ayrıntılar ve özelliklere uygun davranma becerileri için uzmandan yardım almakta yarar vardır.

    ÖZNUR SİMAV
    PEDAGOG- AİLE VE İLETİŞİM DANIŞMANI

  • FİBROMİYALJİ TEDAVİSİNDE ALTERNATİF YAKLAŞIMLAR

    FİBROMİYALJİ TEDAVİSİNDE ALTERNATİF YAKLAŞIMLAR

    Özellikle sabahları olan ağrı, fibromiyaljinin en tipik belirtisi. Ağrı boyun, sırt ve bel gibi tek bir bölgede veya tüm vücutta yaygın olarak hissedilebiliyor. Fibromiyalji ağrısı hastalar tarafından ‘zonklayıcı, derinden gelen ya da keskin’ gibi çeşitli şekillerde tarif ediliyor. Ağrıya kaslarda yoğun yanmalar, seyirmeler ve katılık hissi eşlik edebiliyor.

    FİBROMİYALJİ TEDAVİSİNDE ALTERNATİF YAKLAŞIMLAR

    Fibromiyalji sendromu, şiddetli kas ağrıları, uyku bozuklukları, yorgunluk ve endişe hali, depresyon hali gibi semptomlar ile ortaya çıkan bir hastalıktır. Genellikle yirmi ile kırk yaşları arasında gözlemlenmekte olan bu hastalığın kadınlarda görülme sıklığı ise, erkek bireylere oranla yedi kat daha fazladır. Fibromiyalji sendromuna neden olan unsurlar arasında ise uzun süreli stres, yoğun baskı altında kalma, fiziki ve/veya psikiyatrik, psikolojik travma unsurları sıralanabilmektedir. Fibromiyalji sendromu ile ortaya çıkan ağrılar, genellikle kendilerini vücuttaki lifli dokular üzerinde göstermektedir.

    Fibromiyalji Sendromu Bulunan Bireylerin Şikayetleri

    Fibromiyalji sendromuna, günümüzde hala tam ve net olarak neyin ya da nelerin sebep olduğu bilinemese de, pek çok olumsuzluğun kaynağı olan yoğun stresin yanı sıra, fiziksel olarak bireyin kaslarını zorlaması, fiziksel bir burkulma ya da kırılma gibi etkenler fibromiyajli belirtilerinin şiddetini arttırabilir ve sendromu olumsuz bir şekilde güçlendirebilir. Fibromiyalji sendromu bulunan bireylerin şikayetleri arasında sıklıkla baş ve alın, omuz, boyun ve ense, omuzlarda ve dirseklerde, kaburgalarda, karın ve sırt bölgeleri ile birlikte kalça ağrılarından, dokunmaya karşı hassasiyet durumundan ve sertlikler gibi unsurlar bulunmaktadır. Sendromdan kaynaklı ağrıların, bedenin geniş bir yüzdesine, yani belgesine vurabileceği gibi, kimi hastalar da ağrıların belirli bir bölgede yoğunlaştığını ya da şiddetini arttırdığını belirtmektedirler. El, ayak, kol ve bacaklarda uyuşma, karıncalanma gibi olumsuzlukların yanı sıra uyku düzensizliği ve uyuyamama hali de fibromiyalji sendromunun sık rastlanan belirtilerinden sayılabilmektedir.

    Fibromiyalji Sendromu Nasıl Oluşur

    Genellikle fiziksel yaralanmalar ile birlikte, çeşitli ve farklı toksinlere maruz kalma, vücudun iç ya da dış bölgelerinde meydana gelen enfeksiyon benzeri faktörler fibromiyajli sendromunun başlamasına neden olan unsurlar olarak, net olmasa da büyük ölçüde kabul edilmektedir. Ancak, tam olarak fibromiyalji sendromunun başlangıcının sebebi kanıtlanamamıştır. Fibromiyalji sendromu, diğer pek çok olumsuzluk gibi, sadece fiziksel bir tahribata neden olmamakta, ek olarak hasta bireyin psikolojisini de olumsuz yönde etkilemektedir. Fibromiyalji sendromu bulunan bireylerde, değişken ruh hali, aşırı kaygılanma, güçlü bir öfke, nefret ya da yoğun bir üzüntü hali durumları da gözlemlenebilmektedir. Ancak, bu belirtilen psikolojik olumsuzlar, fibromiyalji sendromu yüzünden mi meydana çıkmakta yoksa bahsi geçen bu olumsuzluklar yüzünden ortaya fibromiyalji sendromu mu çıkmakta kanıtlanamamıştır. Yine de, bu sendromdan şikayetçi olan bireylerin psikolojik ve psikiyatrik alanda profesyonel bir destek alması kesinlikle tavsiye edilmekte, hatta sıklıkla hekimler tarafından şart koşulmaktadır.

    Fibromiyalji Sendromu Tanısı Nasıl Konulur?

    Fibromiyalji sendromu teşhisinin konulması, zorlu ve uzun bir süreci kapsamaktadır. Zira belirtilen rahatsızlığı teşhis etmek adına geliştirilmiş ya da üretilmiş hususi bir test ya da tıbbi bir uygulama bulunmamaktadır. Fibromiyalji teşhisi, “romatoloji” bölümü ve doktorları ile birlikte, rehabilitasyon ve fiziksel tıp uzmanlarına ek olarak dahiliye uzmanlarının birlikte incelemesi sonucu konulabilmektedir. Fibromiyalji sendromunu andıran Lupus hastalığı veya Artrit gibi benzer hastalık ve rahatsızlıkların da elenmesi gerekmektedir.

    Fibromiyalji Sendromu Nasıl Tedavi Edilir?

    Fibromiyalji sendromu tanısı konulan bireylerin, fizik tedavi bölümü yani rehabilitasyon uzmanları ve romatoloji doktorlarının dahiliye uzmanları ile birlikte yürüttüğü tedavi sürecinden faydalanmaları gerekmektedir. Ayrıca, Fibromiyalji sendromunun neden olduğu, ya da fibromiyalji sendromuna neden olduğu düşünülmekte olan psikolojik ve psikiyatrik olumsuzlukların ve rahatsızlıkların da giderilmesi açısından, tedavi süreci öncesinde, tedavi süreci boyunca ve de tedavi süreci sonrasında psikoloji ve psikiyatri alanında uzman hekimlerden profesyonel bir yardım ve rehberlik almak, iyileşme sürecini büyük ölçüde hızlandıracaktır.

    Adil Maviş

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Yöneticilere, okul müdürlerine psikolojik destek…

    Yöneticilik, belki de pekçok kimsenin hayallerini süsleyen bir makamdır. Herkes, sizin önünüze çıkarken ceketinin düğmelerini ilikleyecek, hafif büzülecek. Siz o yanınıza işi için gelen kişinin bu durumundan egonuzu iyice tatmin edeceksiniz. Tabii bu söylediklerim, herkes için değil; gurur duyduğumuz, kendi benliğini ve egosunu hiçe sayarak çalışanlar için değil. Onların çevresindekiler, inşallah onlara gereken değeri veriyorlardır. Suistimal etmiyorlardır.

    İşte, yöneticilik burada başlıyor. Aradaki farkı ayırdedebilme beceri ve iç görüsüne sahip olmak. İnsani değerlerle ilişkileriniz burada başlıyor. İnsana, insan gibi değer verirseniz SİZ yükselirsiniz.

    Empati yapmayı bilmek ve bunu hakikaten ruhunda hissedebilmek çok önemli. Empati yapmak, kendisini karşı tarafın yerine koyarak, olaylara ve durumlara onun penceresinden bakabilmektir.
    Empati, günümüzde çok kullanılan, ancak çoğu kimsenin uygulamayı aklına bile getirmediği bir kavram.
    Yöneticilik, işlerin sadece emirlerle yürümediği, insanların ruhlarıyla iletişime geçerek, insani ilişkilerle, işinizi daha iyi sonuçlandırabileceğinizi gördüğünüz bir konumdur.
    O, bir türlü terkedemediğiniz koltuklarda pekala daha verimli, çevresinde çalışanlarına huzur vererek çalışacak yöneticiler oturabilir.

    Yönettiğinizi zannediyorsunuz. Arkanızı dönünce, herkes vicdanı ile başbaşa kalmış. Koltuğunuzda otururken, arkanızdan önünüzden dolaşan şakşakçılar, daha sonra sizi nasıl anacaklar? Önemli olan bu… Bıraktığınız iz hiç silinmesin diye çaba gösterenler mi olacak; yoksa koltuğunuzdan indiğiniz, indirildiğiniz zaman arkanızdan teneke mi çalınacak?

    Yöneticilik, çalışanla çalışmayanın ayırdedilebildiği bir makamdır. İyi çalışan mutlaka FARKEDİLMELİDİR. Elmalarla armutlara aynı davranışta bulunursanız; başarı adına ilerleme kaydedemezsiniz. Motivasyon diye birşey bekleyemezsiniz. Amaç neydi peki?
    Okullarda yöneticilik, müdürlük yapmak pekçok kişinin geleceğini çizer. Yönetici konumundaki kişinin ruh sağlığı, hayata hazırlanan beyinleri her yönü ile etkilediğinden önemlidir. Okul müdürü, yine sınıfın yönetimini sağlayan öğretmenleri doğrudan etkiler.
    Okula sabah sabah sinir bozarak, bağırarak başlayan müdürler var. Müdürün gerginliği ile öğretmenler gerilmekte, çocuklar ve gençler motivasyon yok olarak güne başlamaktadırlar. Özellikle hafta sonunun ertesinde bayrak töreninde azarlanmadan haftaya başlamak neredeyse mümkün olmamaktadır.

    Ya da kişisel olumsuz duyguların esiri olarak çevresine tüm negativizmini yansıtmaktadır. Kin, nefret, kıskançlık, haset, menfaat, kompleks gibi özellikleri taşıyan yöneticilerle normal koşullarda çalışılamayacağı açıktır.

    Eğitim yuvalarında müdürler, pedagojik eğitim almış olanlar bunu yapıyorsa diğer sektörlerde yönetici olanları düşünmek istemiyorum. Çocuk ve gençler toplumun çok aktif bir kısmını oluşturuyorlar, deneyimsizler; ancak bazı hassas noktalarına özen gösterildiğinde ve grup psikolojisi iyi kullanıldığında pekçok şey çözümlenebilir.

    Burada okul müdürünün öğretmenleri ile iyi ve sağlıklı iletişiminin önemi yadsınamaz. Okul müdürü tek başına hiçbir zaman yeterli olamaz. Okul müdüründen yeterli ilgi ve desteği görmeyen öğretmen dersi bitince çantasını alıp, çıkar gider. Müdürünü arkasında hisseden öğretmen çözümün parçası olmak için çalışır. Öğretmen genellikle manevi haz ile çalışır. Onun bu hazzını iyi değerlendirebilen müdür, pekçok değer üretebilir.
    Bu nedenledir ki yapılacak şeylerden bir tanesi ve önemlisi YÖNETİCİLERE PSİKOLOJİK DESTEK tir.

    ÖZNUR SİMAV-PEDAGOG
    AİLE-İLETİŞİM DANIŞMANI

  • Pedagog

    Pedagog;

     Çocuğunuzun zihinsel, Sosyal, Duygusal Gelişim ve Ruh Sağlığı Uzmanıdır! ?İyi anne baba olma sanatını doğuştan öğrenilen bir şey değildir.

    Pedagog; Çocuğunuzun zihinsel, Sosyal, Duygusal Gelişim ve Ruh  Sağlığı Uzmanıdır! “İyi anne baba olma sanatını doğuştan öğrenilen bir şey değildir. İyi anne baba olup çocuğunuzun gelişimini desteklemek, potansiyelini ortaya çıkarmak için Pedagogdan yardım almalısınız. Çünkü bazen onun için en iyi yapıyorum derken çocuğunuzun gelişimi engelliyor ve psikolojisine zarar veriyor olabilirsiniz.”

    Eski yunanca ve Latince de Pedagog: paidagogos’dan gelir. Anlamı çocukları, onlara eğitim vermekle görevli öğretmene götürmekle yükümlü köle. Oysa Pedagogu en iyi tanımlayacak kelime çocuk psikolojisi eğitmeni ya da çocuk psikologu olmalıydı. Çünkü Pedagog ne sadece bir Psikolog, ne sadece bir Eğitimci; buna Eğitim ve Psikolojisi uzmanı diyebiliriz.

    Peki, günümüzde pedagogun görevi nedir, ne zaman, neden pedagoga gidilmelidir? Bu konuda bütün anne babalara faydalı olacağını düşündüğüm bir kaç şeyi burada açıklamak istiyorum.

    Hiç kimse anne-baba olma sanatını doğuştan öğrenmiyor!

    Hiçbirimiz anne-baba okuluna giderek diploma aldıktan sonra çocuk sahibi olmuyoruz. Belki planlı, belki sürpriz bir şekilde; buna psikolojik olarak hazır olarak ya da olmadan anne-baba oluyoruz. Çevremizden gördüklerimizle, annemizin bizi yetiştirmesinden öğrendiklerimizle, doğru yanlış bildiklerimizle çocuklarımızı yetiştirmeye çalışıyoruz. Oysa çocuğunuzu yetiştirirken bir uzmandan destek almanız gerekir. Bu uzman da Pedagogtur.

    Birinci çocuk denek değil!

    Birinci çocukta anne baba olmayı öğreniriz, ikinci çocukta daha tecrübeli oluruz deyip, ilk çocuğun gelişimini ve eğitimini tehlikeye atamayız. İyi anne ve baba olmayı öğrenmek için pedagogdan yardım almalısınız. Pedagog çocuk psikologu ve aile danışmanıdır. Sadece sorunları çözmek değil, sorunların oluşma ihtimalini ortadan kaldırmak için aile ile işbirliğine girerek çocuğunuzun sağlıklı gelişimine katkıda bulunmak için aileyi bilgilendirir. Pedagoga anne babanın çocuk “yetiştirme rehberi” de diyebiliriz.

    Pedagogun görevi; çocuğun ruhsal dünyasında her şey yolunda mı, anne babanın yaklaşımda bir sorun var mı, okulda evde durumlar nasıl? Bunları takip ve kontrol etmektir.

    Bu görev daha siz anne adayıyken başlar. Anne adayının, anneliğe psikolojik olarak hazır hissetmesi ve çocuk sağlığı konusunda bilgi alması için bir uzmanla düzenli görüşmesi; çocuk doğduktan sonra ise annenin psikolojik danışmanlık desteği almaya devam etmesi gerekir. Anne- babanın çocuklarını yetiştirme konusunda her dönemde destek alması çocuğun sağlıklı büyümesinde önemli rol oynuyor.

    Çocuklarınızın yiyecek, içecek, barınma gibi temel ihtiyaçlarını karşılarken zihinsel, duygusal, sosyal ve ruhsal ihtiyaçları için ne yapıyorsunuz?

    Anne baba olarak çocuklarımız için her zaman en iyisini yapmak isteriz. Kendimiz yemeyip çocuklarımıza yediririz. Çocuğunuzun fiziksel ihtiyaçlarını karşılarken diğer gelişim alanları için neler yapıyorsunuz? Çocuğunuza bir kaç eğitici oyuncak almak, odasını süslemek yeterli mi, çocuğunuzun zihinsel, duygusal, sosyal gelişimi destekleyici oyunlar oynuyor musunuz? Çocuğunuza karşı yaklaşımınız, iletişiminiz nasıl? Çocuğunuzla fazla ilgili mi, çok mu ilgisizsiniz, bunu nasıl dengeliyorsunuz? Çocuğunuz limitlerini biliyor mu, bunu nasıl öğretiyorsunuz, yoksa çocuğunuz “hayır’ dan anlamıyor mu? Bu soruların cevabını yine Pedagogdan alabilirsiniz.

    Sizin çocuğunuz “ayrı bir dünya” ve bu dünyaya özel bir çocuk yetiştirme reçetesi yok: “Her yaramazlık yaptıktan sonra sabah akşam tok karna şu ilacı verin” gibi.

    Çocuğunuz hasta olunca doktora gidersiniz, doktor reçete yazar ve o ilaçları alarak tedavisini yaparsınız. Çocuğunuzun sağlıklı büyümesi için vitaminli yiyecekleri bilir, onlarla beslersiniz; kaliteli, sağlıklı oyuncakları ve kıyafetleri tercih edersiniz; tüm sevgi ve ilginizi verirsiniz. Tüm bunları tek başınıza yapabilirsiniz. Fakat tek başınıza çocuğunuzun zihinsel, sosyal, duygusal gelişimini destekleyebileceğiniz, “sizin çocuğunuza özel yazılmış” ne bir kitap ne de bir ilaç yok. Mutlaka ki çocuk psikolojisi ve sağlığıyla ilgili kitaplar okumak size destek olacaktır. Fakat bunlar tek başına yeterli olamayacaktır. Hatta siz Pedagog bir anne olsanız bile objektif bir şekilde değerlendirilmeye ihtiyaç duyacaksınız.

    Unutmayın sizin çocuğunuz ayrı bir dünya. Farklı karakterlere sahip anne, baba, çocuğun biyolojik özellikleri, yaşadığınız küçük çevrenin özellikleri, sizin inandıklarınız, yaşadıklarınız, tüm bunlar çocuğunuzun dünyasını oluşturuyor ve bu dünyaya özel bir çocuk yetiştirme reçetesi yok: her yaramazlık yaptıktık tan sonra şu ilacı verin diye bir şey de yok.

    Çocuğunuzun içinde bulunduğu şartlara ve duruma göre çocuğa yaklaşım farklılık gösterecektir. Bu nedenle Pedagog size hangi durumda ne yapmanız gerektiğini, o şartlara göre, çocuğunuzun gelişimsel ve bireysel özelliğini dikkate alarak değerlendirecektir.

    Çocuğunuzun ilgi ve ihtiyaçları her yaşta farklılık gösterir.

    Çocuklar bebeklik döneminde çok hızlı büyür ve haftalar bile önemlidir. Daha sonra gelişimleri yavaşlar ve her yaşta farklı bir psikolojik, biyolojik dönemin içindedir. Bu dönemin özelliklerini bilerek, çocuğunuzun ilgi ve ihtiyaçlarını dikkate alarak Pedagog sizin çocuğunuza özel size “çocuğunuzu yetiştirme kılavuzluğu” yapar. Böylece çocuğunuza karşı tutum ve davranışlarınız doğru mu, değil mi bunu bilirsiniz ve bunun bilincinde kendine güvenen anne babalar olursunuz.

    Pedagoga gitme sıklığı çocuğun yaşına ve yaşadığı problemlerinin türüne göre değişir.

    0-15 yaşa kadar uzman bir Pedagogla senede bir kaç defa görüşmeniz çocuğunuzun en kritik dönemleri en az zararla atlatmasına yardımcı olur. Pedagoga gitme sıklığı çocuğunuzun yaşına, yaşadığı döneme göre değişir. 3-6 yaşta en az üç ayda bir gidebilirsiniz. Eğer çocuk kritik bir dönemdeyse ya da siz kritik bir dönemdeyseniz, o durumun özelliğine göre, o dönemi atlatana kadar daha sık gitmeniz gerekebilir.

    Anaokulu tek başına yeterli değil!

    Çocuğunuzun zihinsel, sosyal-duygusal gelişimi için sadece anaokuluna göndermeniz de yeterli değil. Çünkü anaokulunda neler yaşanıyor, evde neler yaşanıyor ve bu ikisi arasında kalan çocuğun psikolojisi nasıl, her şey evde de okulda da yolunda mı, yoksa size mi her şey yolunda gözüküyor? Yine tüm bu soruların cevabını ancak bir Pedagogdan alabilirsiniz. Pedagog çocuğunuzun bireysel özelliklerini dikkate alarak ne yapmanız hakkında sizi yönlendirir ve bir program uygular.

    Pedagoga sorunu çözmek için değil, öncelikle sorunun ortaya çıkmasını önlemek için düzenli gidilmeli.

    Pedagoga gitmek için çocuğunuzun sizin gözünüzde bir “sorun” yaşamasını, “psikolojisinin” bozulmasını beklemeyin. Çocuğunuzun sağlıklı gelişimi ve eğitimi için, çocuğunuzun gelişimsel ve bireysel özelliklerine uygun en sağlıklı tavsiyeleri alabileceğiniz uzman Pedagogdur. Nasıl ki her alanın bir danışmanı varsa, Pedagog da aile ve çocuk danışmanıdır. Çocuğunuzla ilgili her kararda, bu kararın çocuğunuz üzerinde duygusal, sosyal, ruhsal yönden nasıl bir etki yaratacağını Pedagoga danışmalısınız.

    Her ne kadar çocuklarınız için en iyisini yaptığınızı düşüncenizde, bazen onların adına aldığınız kararlar onların geleceğinde ciddi problemler yaratabiliyor. Örneğin çocuğunuzun yerine meslek seçmeniz: eğer bu çocuğunuzun sevmediği ve yeteneği olmadığı alansa başarısızlığa ve bu başarısızlık hayatının diğer alanlarını da olumuz etkilemesine neden oluyor. Oysa çocuğun kendi istediği, yetenekli olduğu mesleği seçmesine izin verilse; çocuk çok başarılı ve sağlıklı birey olarak toplumda yer alacaktır. Maalesef bu örnekleri günümüzde sık yaşıyoruz. Çocuklarınız adına aldığınız bu kararlar çocuğunuzun ruh sağlığı için tehlikeli boyutlara gelince “eyvah şimdi ne yapacağız” diye Psikiyatrı, Psikologu gezmek yerine, Pedagoga sorunu çözmek için değil, öncelikle sorunun ortaya çıkmasını önlemek için düzenli gitmelisiniz

    Pedagog; çocuğunuzun zihinsel, duygusal, sosyal gelişim ve ruhsal sağlığı doktorudur.

    Şunu aklınızdan çıkarmayın nasıl ki çocuğunuzun ateşi çıkınca çocuk doktoruna götürüyorsanız, çocuğunuzun zihinsel, duygusal, sosyal gelişimi ve sağlığı için de Pedagoga gitmelisiniz. Pedagog çocuğun dünyasında her şeyin yolunda olup olmadığını değerlendirip, bir sorun varsa bunu aşmak için neler yapılabileceğinizi anlatır. Kısaca Pedagog çocuğunuzun sosyal, duygusal, zihinsel gelişim ve ruh sağlığı uzmanıdır ve çocuğunuzun gelişimi desteklemeniz için size yardımcı olur.

    Anne baba olmaya karar verdiğinizde ya da anne baba olacağını öğrendiğinizden itibaren düzenli olarak Pedagogla görüşmeye başlamalısınız.