Blog

  • Akne nedir? Nasıl tedavi edilir?

    Akne nedir? Nasıl tedavi edilir?

    AKNE NEDİR? TEDAVİSİ NASIL YAPILIR?

    En sık rastlanan deri problemlerinden biri olan akne; ergenlik dönemiyle başlıyor ve özellikle gençlerin kâbusu olabiliyor. Genellikle gençlerin bu en hassas olduğu dönemlerinde bazen psikolojik rahatsızlıklara yol açabilen akne ve akne izlerini tedavi etmek mümkün…

    AKNEYLE SAVAŞ!

    Akne (sivilce) yüz, boyun ve sırtta yer alan yağ bezlerinin genelde genetik yatkınlığa bağlı olarak aşırı aktivitesinden kaynaklanan bir cilt hastalığıdır. Zaman zaman kabarıklık bazen deri altında kistler ve iltihaplar şeklinde görülür.

    12-18 yaşları arasında toplumun yaklaşık %40 ında akne görülür. Siyah nokta, beyaz kistler, kırmızı ve kabarık sertlikler olabilir. Eğer Propionibakterium Acnes adlı bakteri yağ bezlerine eklenirse iltihap oluşur. İltihaplı kısımlar patlayınca deride çukurlar şeklinde veya pembe lekeler halinde iz kalır. Bu nedenle ne kadar erken dönemde tedaviye başlanırsa, iz kalma ihtimali o kadar azalacaktır.

    Akne tedavisinin prensibi nedir?

    Akne şiddetine ve evresine göre farklı tedaviler uygulanır. Başlangıç döneminde yağ dengesini düzenleyecek kremler veya temizleme ürünleri verilir. İltihaplanma ve kızarıklıklar eklenirse, krem formunda antibiyotikler veya kesecikleri yok etmeye yönelik Vit A içerikli jeller verilebilir. Ağrılı veya akıntılı iltihaplı zamanlarda, ağızdan kürler şeklinde antibiyotikler eklenebilir. Çok şiddetli akne formu olan nodulokistik aknede, gerekli olursa ağızdan yine Vit A türevi ilaçlar kullanılır. Bu ilacın dozu, kişiye ve klinik şiddetine göre dermatoloji doktoru tarafından ayarlanır. Akne tedavisi uzun süreli ve sabır gerektiren bir tedavidir. Kısa sürede kesin yanıt vereceği vaat edilen ilaçlara veya bitkisel karışımlara inanmamak gerekir.

    Akne neden olur?

    Akne oluşumunda genetik yatkınlık olması ön plandadır. Ancak sadece genetik sorumlu değildir. Anne veya baba tarafında akne varsa, süreç daha inatçı ve uzun süreli olabilir.

    Ergenlik dönemi aknesi genelde aşırı hormon aktivitesinden olur. Ergenlik dönemi dışında erişkinlerde, özellikle kadınlarda 40 lı yaşlarda akne görülebilir. Ayrıca gebelik ve adet dönemlerinde oluşan akneler de sık görülür. Stres ve yanlış kozmetik kullanımı akneyi tetikleyebilir. Genelde aknenin sebebini bulmak kolay değildir. Başlangıç döneminden itibaren doktor tavsiyesi ile ürün kullanmaya başlamak gerekir.

    Akne tedavisi nasıl yapılır?

    Tedavinin amacı aknenin bulunduğu evrenin ilerlemesini engellemektir. Bir yandan aktif lezyonları söndürürken diğer yandan yeni çıkmaya çalışan akneleri engellemek gerekir. Bu arada cildin durumu uygunsa iz tedavisine de başlanır. Böyle zamanlarda ilaca ek olarak bakım uygulamaları yapılır. Özellikle komedonlu evrede yani cilt altındaki kabarıklıkların belirgin olduğu zamanlarda gerekliyse hekim tarafından gözenekler temizlenir.

    Akne İz Bıraktıysa

    Akne tedavisine rağmen iz kaldıysa erken dönemde tedaviye başlamak gerekir. Her şeyden önemlisi mümkün olduğunca cildin parçalanmasına izin vermeden iyileştirmek olmalıdır.

    Kalan izler iki grupta ele alınır:

    *Leke şeklinde olan izler Leke olarak kalan izler genelde pembe veya kırmızı renkli deri seviyesinde alanlardır. Bunların tedavisinde hekim tarafından yapılan peeling uygulamaları iyi yanıt verir. Başlangıç konsantrasyonları düşük tutulup yavaş yavaş arttırılarak, solüsyonlar şeklinde uygulanır. Glikolik asit – şeker kamışı ekstresi, laktik asit–süt ekstresi, mandelik asit olarak adı geçen maddeler 2-3 haftalık aralıklarla uygulanır. Seans aralarında cildi yenileyici retinoik ekstreli kremler ve nemlendiriciler verilebilir.

    *Çukurlaşma ve delikler şeklinde olan izler Bunların tedavisi daha güçtür. Derin bağ dokusuna kadar inen tahribat olması nedeniyle sadece yüzeysel uygulamalar yetmez. Peeling yapılabilir ama daha derin dokuya inecek solüsyonlarla yapılması gerekir. Ayrıca fraksiyonel laser tarzı soyucu olmayan laser uygulamaları peelingle kombine edilebilir. Uygulamalara güneş ışığının güçlü olmadığı dönemlerde, genelde sonbaharda başlanır. Yazın yapılmaz. Aralıklı seanslar yaklaşık ayda bir uygulanır. Seans aralarında cildi hareketli tutacak ve onaracak kremler verilebilir. Ayrıca güneş koruyucu kullanmak gerekir.

    Bazen sorun sadece gözeneklerde genişleme olacağı için bu durumlarda peeling tedavisi, dermaroller uygulaması seanslar şeklinde birlikte götürülür. Gözenek tedavisinde tek başına krem ve losyonlar asla yeterli olmaz. Mutlaka hekim tarafından işlem yapılması gerekir. Dermaroller işleminde kullanılan alet silindir şeklindedir ve üzerinde 1,5-2 mm uzunluğunda çıkıntıları vardır. Sadece hekim tarafından yüze uygulanır ve ardından özel solüsyonlar verilip cildin bağ dokusu sentezi desteklenir. Gözeneklerin şiddetine göre 4-6 seans kadar yapılır.

    PRP: Kişinin kendi kanından alınan özel kök hücreleriyle çukurların iyileşmesini ve kapanmasını desteklemeye yönelik özel bir tedavidir. Yaklaşık olarak 4-6 hafta arayla 3 seansa tamamlanması yeterlidir.

    Peeling: Peeling uygulaması akne tedavisinin bir parçasıdır. Aralıklı seanslar halinde laktik veya glikolik özleri ile hekim bakım yapar.

    Akne tedavisinde bilinmesi gerekenler:

    *Tedaviye ne kadar erken dönemde başlanırsa o kadar iyi yanıt alınır ve iz kalmaz.

    *En önemli konu, sabretmektir. Tedavide gerekli ilaçları düzenli kullanmak gerekir. Tedavinin uzun süreceğini bilmek önemlidir. Bu süre bazen 2 yıla kadar devam edebilir.

    *Akne tedavisi için ilaç başlandığında, hekimin belirttiği dönemlerde kontrole gelmek gerekir. Akne tedavisinde takipler çok önemlidir.

    *Tedavi kişiye özeldir. Başkasına iyi gelen krem veya kozmetik size zarar verebilir. Aknede kozmetik önerisinde bile hekimden bilgi almak gerekir.

    *Cildin aşırı yağlı olması nedeniyle sık sık yıkanması tahrişe neden olabilir. Temizleme konusunda özellikle alkol içeren ürünleri kullanırken dikkat etmek gerekir.

  • Sezeryan Doğum ve Süreci

    Sezeryan Doğum ve Süreci

    Sezeryan, normal doğum yapması anne ve/veya bebek için tehlikeli olabilecek hastaların doğumunun karnından açılan bir kesi yolu ile yapılmasıdır. Bu makalenin amacı hastanın sezeryan ameliyatında nelerle karşılaşacağından haberdar olmasını sağlamaktır.
    Eğer ameliyat daha önceden planlanmış ise hasta ameliyattan bir gece önce aç kalır mümkünse oruç gibi hiç yemeden ve herhangi bir sıvı almadan hastahaneye yatmalıdır. Bu tedbir hasta genel anestezi alırsa mide içeriğinin akciğerlere geçmemesi içindir. Spinal veya epidural anestezi alacak hastalarında aç gelmesi gereklidir çünkü bazen bu anestezilerde tutmamakta ve genel anesteziye geçmek gerekli olabilmektedir.
    Hasta geldiğinde genel olarak perine temizliği yapılmaktadır. Eğer hastamız bundan çekinirse kendisine birkaç gün öncesinden ameliyat olacağı kesi bölgesinin temizliğini yapmasını önermekteyiz. Operasyon olacağı yere ve ameliyatı yapan doktora göre değişmek üzere ameliyat öncesi her hastaya yapılması gereken bazı rutin tahliller var ve biz bunu bazen ameliyat sabahı bazen birkaç gün öncesi yapmaktayız.
    Hastaya ameliyat öncesi bağırsakları boşalsın diye lavman denilen sıvı uygulanır; bu, hastanın ameliyat sonrası rahatı açısından önemlidir (Bazı doktorlarımız lavman ve sondaya gerek duymamaktadır.).
    Hasta ameliyat salonuna girdiğinde masa etrafında tahmin ettiğinden daha fazla kişiyi görmekte ve bazen korkmaktadır. Bu kişiler anestezi uzmanı, anestezi teknisyeni,asistan (yardımcı) doktor, 2 hemşire ve teknisyendir. Bu asgari gerekli kişilerdir bu kişilerin olması sizin sağlığınız için gereklidir. Anestezi doktoru ve hastanın daha önce birlikte karar verdiği anestezi şekli uygulanır. Eğer hasta genel anestezi (tamamen uyumak) istemişse çocuk anestezik maddelerden etkilenmesin diye biz önce hastayı hazırlayıp karnını antiseptik maddelerle sildikten sonra hastayı uyutmaktayız. Eğer spinal anestezi yapılacaksa hasta oturtulup belinden önce uyuşturucu lokal anestezi yapıldıktan sonra anestezik madde uygulanmakta hasta ağrı hissetmemektedir. Daha sonra hasta sırt üstü yatırılıp ameliyata hazırlanmaktadır.
    Ameliyatta önce cilt daha sonra sırasıyla cilt altı. Fascia dediğimiz karın ön tabakasına müdahalenin ardından karın boşluğuna ulaşılır. Uterus dediğimiz rahimden çocuğun amnion zarına ulaşılır amnion zarı boşaltılır. Daha sonra çocuk baş ile geliyorsa cerrah çocuğun başını eliyle tutarak başa yol gösterir. Asistan ise karın duvarında rahmi hissederek çocuğun poposundan çocuğu iter. Eğer çocuk poposuyla geliyorsa cerrah çocuğu poposundan kavrayak kendi çıkarır.
    Çocuk çıktıktan sonra plasenta denilen çocuğun eşi elle çıkartılır. Daha sonra bütün bu müdahale bölgesi anatomik yapısına uyularak dikilir. Bu sırada kanayan yerler tutulur, bağlanır. Cildi kliniğimizdeki doktorlar genel olarak halk arasında estetik dikiş denilen subkutikiler şeklinde kapatır. Cildin üzeri kapatıldıktan sonra hasta ameliyathaneden çıkartılarak odasına alınır.

    AMELİYAT SONRASI BAKIM
    0.GÜN: Ameliyatın olduğu gün sıfırıncı gündür. Hasta genel olarak 6 saat ağızdan bir şey almaz 6 saat sonra sıvı gıdalar almaya başlar. 6 saat sonra hasta yataktan kaldırılarak yürütülür. Sonda duruma göre bazen 6 saat bazende 24 saat sonra çıkartılır. Hasta yatağına alınır alınmaz bebeğini emzirir.
    1. GÜN: Hastanın dikiş yerinin pansumanı yapılır. Pansumandan sonra bazen dikiş yeri açık bırakılır bazen kapatılabilir bu doktoruna göre değişir. Eğer hasta gazını çıkartırsa taburcu edilebilir. Genel de özel hastahanelerde yapılan ameliyatlarda hasta yattığı gün sayısına göre ücret ödediğinden dolayı bu günde hasta taburcu edilebilir.
    2.GÜN: Hasta bu güne kadar gazını çıkartmamışsa hasta gazını çıkartınca taburcu edilir.1 hafta sonra kontrole çağrılır. Bebeğin diğer metinlerde anlatılan tarama testleri yapılır.

  • Vitiligo, nedenleri ve tedavisi

    Vitiligo, nedenleri ve tedavisi

    VİTİLİGO
    Halk arasında ala, baras, ebreş ve albino denilen cilt hastalığıdır. Vitiligo herhangi bir yaşta ortaya çıkabilen, değişik büyüklükte ve sayıda, iyi sınırlı, sütbeyazı veya tebeşir beyazı rengindedir. Değişik büyüklükte yamalar şeklindedir. Genellikle sonradan ortaya çıkmakla birlikte kongenital(doğumsal) olarak ta oluşabilmektedir. Fiziksel görünümde kozmetik bozukluk oluşturması nedeniyle toplum içinde sosyal ilişkilerde bozukluklara ve emosyonal olarak kötü yönde etkilenmelere sebep olur. Kişinin özgüveninde azalma, sosyal anksiyete ve depresyona yol açabilir.

    Tarihçe
    Vitiligo göze batan görünümünden dolayı binlerce yıldır bilinen bir hastalıktır. Antik çağlardan beri bilinmekte olan vitiligo hakkındaki en eski belgelere Mısırda Ebers Papirüslerinde rastlanmıştır. Tarih boyunca Shwetakustha, Suitra, Kilas, Baras gibi isimler almıştır. Latince’de leke yada hata manasına gelen “vitium” veya MS 2.yüzyılda Romalı fizikçi Celcus’un kullandığı “dana” manasına gelen “vitelius” kelimelerinden türediğine inanılmaktadır. Vitiligodaki beyaz benekli alanlar benekli danalardaki beyaz yamalara benzetilmiştir

    YAYGINLIĞI
    Vitiligo, tüm dünyada ırk, cinsiyet ve yaş ayrımı yapmadan %0.14-8.8 görülse de bu hastalığa yakalanma oranı ülkemizde 0.15-0.32 dir. Vitiligo herhangi bir yaşta görülebilir. Hastalığın başlangıcı doğumla 81 yaş arasında herhangi bir yaşta olabilir. Doğumsal vitiligo çok nadirdir. Vakaların %502si 10 ile 30 yaşlar arasındadır.

    VİTİLİGO OLUŞUMU
    Vitiligo kompleks bir oluşum mekanizmasına sahip çok faktörlü poligenik bir hastalıktır. cildimize renk veren hücrelerin (epidermal melanositler) kaybını açıklamaya yönelik teoriler geliştirilmekle birlikte halen asıl sebep bilinmemektedir. Otoimmun,sititoksik,biyokimyasal,oksidan-antioksidan,nöral ve viral nedenler üzerinde durulmaktadır. Bugün için üzerinde en fazla durulan otoimmun hipotezdir. Yani bünyenin kendi melanositlerini yok etmesidir.

    KLİNİK ÖZELLİKLER
    Klinik olarak normal deri ile çevrili beyaz yamalar en sık görülen formudur. Farklı şekillerde, iyi sınırlı,değişen çaplarda, yuvarlak, oval veya çizgi şeklinde olabilir. Renk genellikle homoşen ve süt beyazıdır. Vitiligolu alanlar üzerindeki kıllarda genellikle beyazlaşır(lökotrişi), hatta bazen deri normal iken bile sadece kıllar beyazlaşabilir. Vitiligo tüm vücutta görülebilmektedir. Ancak en fazla görüldüğü bölgeler yüz, kola altı, el sırtları ve kasık bölgesidir. Çoğuzaman ilk başlangıç yeri ağız çevresidir.
    Vitiligo tutulumunun yaygınlığına ve lezyonların dağılımına göre lokalize, generalize, üniversal ve karma vitiligo olarak sınıflandırılır

    VİTİLİGO TEDAVİSİ
    Vitiligonun tedavisi zor ve vakit alıcı olmakla birlikte mümkündür. Hatta kendiliğinden iyileşme dediğimiz spontan remisyon dahi görülebilir. Ancak bu oran %15 ila %25’i geçmemektedir. Ancak tedaviye dirençli vakalar da olduğunu belirtmeliyiz.
    Tedaviyi genel anlamda 3 ana katogoriye ayırabiliriz.

    A) Desdekletici tedaviler;
    .Genel sağlık ve beslenme durumunun düzeltilmesi
    .Altta yatan şüpheli faktör faktörlerin ortadan kaldırılması, eğer varsa eşlik eden infeksiyonun ortadan kaldırılması , şeker ve tiroid hastalıkları gibi diğer otoimmun rahatsızlıkların kontrolü
    .Güneşten koruyucular, güneş yanıkları vitiligoyu tetikleyebildiğinden dolayı yanık gelişmemesi için kullanılmalıdır. Ayrıca normal deri bölgeleri güneşle birlikte koyulaşacağı için hastalıklı bölgeler daha göze çarpıcı hale gelecektir. Burada paradoks gibi gözüken bir husus ta güneş ışınlarının veya yapay güneş ışığı diyebileceğimiz PUVA cihazlarıyla oluşturulan ışığın aynı zamanda tedavi amaçlı kullanılıyor olmasıdır. Ancak tedavi amaçlı güneş ışığı kontrollü ve belirli sürelerle verilmektedir.
    .Kozmetik kamuflaj; Özellikle ufak bölgeleri tutan fokal vitiligolu kişilere suya ve yıkamaya dirençli 1-2 hafta kadar süresi olan kapatıcılar kullanılabilir.
    .Antioksidanlar;Vitiligoda serbest radikaller artmakta antioksidanlar azalmaktadır. Bu nedenle bazı vakalarda antioksidan, vitamin ve mineral destek amaçlı B12, Folik Asit, Çinko, Manganez, Nikel, Kobalt, Kalsiyum, Askorbik Asit(C Vitamini) ve alfatekoferolün (E Vitamini) kullanımı tedaviye cevap oranını arttırabilmektedir.

    B) Spesifik Tedaviler;
    a.)Topikal tedaviler(sürme ilaç); Vitiligo tedavisinde özellikle ufak bölgeler tutulmuş ise öncelikli olarak sürme ilaçlar ile tdaviye baaşlanmalıdır. Bu amaçla topikal steroidler, kalsipotriol(D3 vitamini), takrolimus, pimekrolimus gibi değişik preperatlar kullanılır.
    b.)PUVA Tedavisi, Psoralen denen güneşe duyarlandırıcı özelliği olan ilaçların ağızdan alınması veya cilde sürülmesi sonrasında ultraviyole ışınlarının uygulanmasıdır. Tüm vücuda uygulanabildiği gibi sadece el ve/veya ayağa uygulanabilen PUVA cihazları ile uygulanabilmektedir. Ayrıca ufak bölgelere kullanılabilen mikrofototerapi denilen parçacıklı ultraviyole üreten cihazlarla da tedavi yapılabilmektedir. Güneşe duyarlandırıcı psoralen sürümü sonrası PUVA cihazı yerine doğal güneş ışığına belirli sürelerde maruz kalınarak ta bu tedavi uygulanabilmektedir.
    c.)Sistemik Tedaviler;
    .sistemik kortizonlar: Yan etkilerinin fazla olması etkinliğinin ise düşük olması sebebiyle günümüzde fazla kullanılmamaktadır.
    .immünmodülatörler: Levamizol, vitaminler, eser elementler ve immünsüpressif olarak siklofosfamid,azatiyoprin, siklosporin hastalık aktivitesini baskılayıp iyileşme sağlayabilmektedir.
    d.)Cerrahi tedaviler;
    .Otolog minigreft, otolog epidermal greftleme, hücresel greftler, punch greftleme gibi teknikler son yıllarda yeni vitiligo lezyonu gelişmeyen hastalarda uygulanabilir.
    e.)Lazer Tedavileri;
    Excimer ve Helium-Neon Lazer ile zaman zaman başarılı neticeler alınabilmektedir.

    C) İRREVERSİBLE DEPİGMENTASYON;
    Vücudun %50’sinden fazla vitiligo tutulumunda ve tedaviye direnç olduğunda kozmetik iyilik sağlamak için kullanılabilir. Bu tedavide hastalıklı bölgelerin renklendirilmesinin tam zıddı olarak sağlam cilt bölgelerindeki rengin beyazlatılması amaçlanmaktadır.
    Görüldüğü gibi vitiligo tedavisi meşatgatli ve vakit alıcı bir süreçtir. Herzamanda yüzgüldürücü neticeler alınmayabilmektedir. Buna rağmen vitiligo hastalığının zaralı olmaması, başka bir hastalığa çevirmemesi ve bulaşıcı olmaması sadece kozmetik bir sorun olarak karşımıza çıkması sevindirici yönüdür.

  • KOLONOSKOPİ NE ZAMAN YAPTIRMALIYIM?

    KOLONOSKOPİ NE ZAMAN YAPTIRMALIYIM?

    Tüm kanser hastalıklarının tedavisinde başarıyı artıran en büyük etken erken tanıdır. Özellikle kolon kanseri önlenebilir bir hastalıktır. Kolon kanserinin çoğu, poliplerden gelişmektedir. İlk olarak kanser hücresi taşımayan iyi huylu polipler zamanla kansere dönüşüm göstermektedirler. Kolonoskopi ile kolaylıkla tanınan bu lezyonlar kansere dönüşüm göstermeden eş zamanlı olarak tedavi edilebilmektedir. Peki herhangi bir yakınması olmayan kişiler ne zaman ve hangi sıklıkla kolonoskopi yaptırmalıdır? Polip saptanmış, kolon ca tanısı almış veya ailede kolon kanseri olan kişiler hangi sıklıkla kolonoskopi yaptırmalıdır? İşte cevabı:

    1- Herhangi bir yakınması olmayan bir kişi 50 yaşından itibaren yılda bir kez gaitada gizli kan, 5 yılda bir rektosigmoidoskopi veya 10 yılda bir kolonoskopi yaptırmalıdır.

    2- Daha evvel kolonoskopi sırasında kolon polibi saptanmış ve tedavisini olmuş hastalara 3 yıl sonra kolonoskopi, kontrolde polip saptanmaz ise 5 yıl sonra kolonoskopi tekrarı yapılmalıdır.

    3- Kolon kanseri ameliyatı geçirmiş kimseye 1 yıl sonra kolonoskopi kontrolü yapılır. Kontrolde yeni lezyon saptanmaz ise 3 yıl sonra kolonospi kontrolü yapılır. Kontrolde yine yeni lezyon saptanmaz ise 5 yılda bir kolonoskopik kontrollere devam edilmelidir.

    4- Ülseratif kolit veya Crohn hastalığı tanısı almış hastalarda tüm kolon tutulduysa rutin kontrollerinin dışında 8 yıl sonra, sadece sol kolon tutulumu varsa rutin kontrollerinin dışında 15. Yıldan itibaren 1-2 yılda bir kolonoskopi ve rutin biyopsi kontrolü yapılmalıdır.

    5- Ailede veya birinci derece akrabalarda kolon kanseri saptandıysa 40 yaşından itibaren 5 yılda bir kolonoskopi yapılmalıdır.

  • Botoks nedir? Nasıl yapılır?

    Botoks nedir? Nasıl yapılır?

    Botoks enjeksiyonu nedir?

    Botoks, bugün bütün dünyada en çok uygulanan yüz gençleştirme işlemidir.

    Deneyimli hekim tarafından yapıldığında kolay, güvenli ve basit bir uygulamadır. İşlem sırasında kullanılan etken madde tıpta başka alanlarda ilaç olarak kullanılır. Laboratuar ortamında elde edilen bir maddedir. Sadece antiaging amaçla kullanılan kozmetik madde değildir.

    Kas içine noktasal olarak enjekte edilerek mimik kırışıklarını gevşeterek açar.

    Ayrıca koltuk altı ve el ayak terlemesi gibi bölgesel aşırı terlemelerde geçici olarak terleme tedavisinde kullanılır. Bu alanlarda daha yüzeysel enjeksiyonlar yapılır.

    Uygulama Bölgeleri:

    Sıklıkla alın, kaş arası, göz kenarındaki mimiklere bağlı kırışıkları açmak ve derinleşmesini engellemek için yapılır.

    Yüzde, gözlerin alt kısmındaki bölgelere uygulanması hekim tecrübesine bağlıdır.

    İşlemi yapan hekimin kasları çok iyi bilmesi ve kas hareketlerine göre enjeksiyonlarını kişiye özel yapması önemlidir. Bu şekilde yapılan botoksla yüzün doğal ifadesinin bozulmaması hedeflenir.

    Nasıl yapılır?

    Botoks enjeksiyonu yaklaşık 10 dakika süren basit bir enjeksiyon uygulamasıdır.

    Hekimin mimik hareketlerine uygun olarak yapacağı belli noktalara kas içine enjeksiyonlar yapılır.

    Botoks uygulamasında dikkat edilmesi gerekenler:

    Kan sulandırıcı ilaç alımı varsa bir hafta önce bırakılmalıdır.

    İşleme makyajsız temiz yüzle gelinmesi iyi olur.

    Daha önce gözkapağı ameliyatı, kaş tatusu yapılmışsa hekime söylenmelidir.

    Nörolojik hastalığı olanlar, gebe ve emzirenlere botoks yapılmaz.

    Botoks sonrasında yasaklar:

    4-6 saat yatmak, uzanmak, eğilmek

    Banyo yapmak, yüzü yıkamak

    Yüze, özellikle işlem yapılan yerlere masaj yapmak

    Makyaj yapmak

    Spora gitmek

    Hamam, havuz, sauna

    Etki nasıl başlar?

    Botoks yapıldıktan sonra ilk etki yaklaşık 72 saat sonra başlar.

    O zamana kadar kaşları çatmak, alnı kırıştırmak şeklinde egzersizler tavsiye edilir.

    Tam etki 2 hafta sonra oluşur.

    2 hafta sonra mutlaka hekime kontrole gitmek gerekir.

    Ek doz gerekirse 2. Haftadan sonra yapılır.

    Etkisi ne kadar sürer?

    Kişinin kas yapısı, kaslarını kullanmasına ve daha öncebotoks yaptırmış olmasına bağlı olarak 4- 6 ay kadar sürer.

    Etkisi geçince tekrar kas hareketleri başlar.

    Arzu edilirse yeniden enjeksiyon yapılabilir.

    TERLEMEDE BOTOKS TEDAVİSİ

    Özellikle kol altında olan bölgesel terlemelerde fayda verir.

    Hekim, altta yatan başka hastalık olmadığını ekarte ettikten sonra uygun gördüğü dozda botoksu uygular.

    Kırışıklık tedavisindeki gibi kas içine değil, yüzeysel ve sık uygulamayla ilaç verilir.

    2-3 gün içinde terleme kesilir. Yaklaşık 6-8 ay sonra ilaç vücuttan atılınca tekrar terleme başlarsa uygulama tekrarlanabilir.

    Uygulamayla terlemeyi kesmenin vücuda sakıncası yoktur.

    Lenf bezleriyle uygulama alanının bağlantısı yoktur.

  • Yumurtalık Kistleri ..

    Yumurtalık Kistleri ..

    – Yumurtalık kistleri tehlikeli midir?
    Yumurtalık kistleri de, pek çok kistlerde olduğu gibi, iyi ve kötü huylu olarak değişiyor. Ultrasonografik muayene, kistin iyi mi, kötü mü olduğuna dair fikir veriyor. Eğer şüphe oluşturacak bir görünüm söz konusuysa, kan testleri, tomografi ve MR gibi görüntüleme yöntemleriyle, kistin durumuyla ilgili yüzde 100’e yakın sonuça ulaşılır. 

    – İyi ve kötü huylu dediniz, bunları açabilir miyiz?
    Fonksiyonel kistler, yumurtalıkların döngüsel işlevleri sırasında oluşan kistlerdir ve genellikle birkaç aylık izlemeye alınarak, ilaçla tedavi edilebilirler. Üç aylık izleme sonucunda, ilaçla küçülme olmuyor ve aksine büyüme görülüyorsa ameliyat kararı verilir. Ancak, burada kadınların bilmesi gereken, 8 cm’e kadar olan basit kistlerin ilaçla tedavi edilme olasılığı çok yüksektir. Bu yüzden hemen ameliyat olmaları gerekmez. 

    – Peki ya fonksiyonel olmayan kistler nelerdir?
    Neoplazik dediğimiz fonksiyonel olmayan kistler ise genellikle ilaç tedavisine cevap vermezler. Örneğin edometrioma veya dermoid kistler kendiliğinden ya da ilaçla geçmezler. Fakat kist 2 -3 cm gibi küçük boyutta ise ve herhangibir yakınmaya yol açmıyorsa, ameliyat etmeye gerek yoktur ama mutlaka takibi yapılmalıdır. Fakat kötü hastalık şüphesi olan herhangibir kist tespit edilirse, boyut ve şikayete bakılmaksızın mutlaka ameliyat edilmelidir. 

    – Yumurtalık kistlerinde patlama söz konusu mudur?
    5 – 6 cm’in üzerinde yumurtalık kisti olan ve ilaç tedavisi uygulanan hastalar, cinsel ilişki sonrasında gelişebilecek patlama ihtimaline karşı uyarılmalıdır. Cinsel ilişki sonrası ani başlayan karın ağrısı, bulantı, kusma, soğuk terleme, tansiyon, bayılma gibi şikayetler söz konusu olursa, kişi acilen bir hastaneye kaldırılmalıdır. 

    – Son olarak, miyom saptanan bir kadında gebelik sorun olur mu?
    Bu tür vakalarda, bir gebelik söz konusu olursa, düşük, erken doğum, gelişme geriliği gibi riskler ortaya çıkabilir. Bu nedenle, gebe kalmadan önce kadınların jinekolojik muayene olmalarını öneririm. Belirli boyutun üzerindeki myomların gebelik öncesi çıkartılması gerekir. Cerrahi müdahale sonrasında ise bu riskler ortadan kalkmış olur. Fakat miyomu farketmeden hamile kalan kadınlarda ise, hamilelik süresince, miyom genellikle büyür, şiddetli ağrılara yol açabilir. Bu kadınlara gebelik süresince ve sezaryen sırasında myomektomi önerilmez.

  • Yaz aylarında rastlanılan cilt hastalıkları

    Yaz aylarında sık rastlanılan sağlık sorunlarından birisi de cilt hastalıklarıdır. Yaz aylarında ülkemize gelen güneş ışıklarının artması, hava sıcaklıklarının yüksek seyretmesi bu durumun temel nedenleridir. Güneşin cildimize olumsuz etkileri artık açıkça bilinmektedir ancak yaz aylarında, özellikle tatil döneminde dikkat etmediğimiz pek çok ayrıntı cilt sağlığımızı bozabilmektedir.

    Güneş ışığına bağlı olarak vücutta ortaya çıkan sağlık sorunlardan birincisi, hemen müdahale edilmesi gereken güneş yanıklarıdır. Güneşin bazı yan etkileri hemen ortaya çıkar. Özellikle beyaz tenli kişilerde dikkatsiz güneşlenmeler sonucu güneş yanıklarına sık rastlanır. Güneş yanıkları; ışınların dik geldiği anlarda çok kısa sürede 2-4 saat içinde ortaya çıkabilir. 12 saatte en üst şiddete ulaşan yanıkları, 72 saatte giderek etkisini kaybeder. Güneş yanığında, önce deri bütün olarak kızarır, sonra içi sıvı dolu sivilce gibi küçük kabarıklıklar meydana gelir. Bu sırada deri sıcak ve hassas olur. Yanık ilerledikçe derinin daha alt tabakalarda bulunan sinirlerin uçları da etkilenir ve şiddetli ağrılar oluşur.

    Uzun vadede ise güneş; ciltte kırışmalar, renk değişiklikleri, deri kanseri öncüsü bazı değişiklikler ve çeşitli deri kanserlerine neden olabilmektedir. Güneş ile yinelenen temaslara bağlı olarak yıllar içinde birikerek ortaya çıkan bu yan etkiler güneşin içerdiği bazı çok zararlı ışınların, sık yenilenen hücrelerin yapısında değişiklik meydana getirmesiyle oluşmaktadır. Güneşe sık maruz kalan yerlerde; çiller, farklı renkte lekeler, deride sertleşme ve kalınlaşmalar oluşabilmektedir. Güneşin uzun sürede ortaya çıkan bu etkisi erken deri yaşlanması olarak da adlandırılmaktadır. Gençlik aşısı olarak ta bilinen PRP (Platelet Rich Plasma- Platelet Yönünden Zenginleştirilmiş Plazma) yöntemiyle yazın da daha genç bir görünüm elde edilebilmektedir. PRP uygulaması; bir kişiden 8-10 cc gibi bir miktarda kanın alınarak özel bir tüpte santrifüj işlemine tabi tutulduktan sonra bileşenlerine ayrıştırılması ve PRP’nin (Platelet yönünden zenginleştirilmiş plazma’nın) yine aynı kişiye enjeksiyon yolu ile geri verilmesini temel alan bir uygulamadır. Avrupa da yaygın olarak kullanılan bu yöntem FDA onaylıdır.’nin iyileştirici etkisini şöyle açıklayabiliriz: “Vücudumuzda bir yer kesildiğinde o bölgeye ilk toplanan hücreler, kanın pıhtılaşmasını sağlayan platelet ya da trombosit olarak adlandırılan hücrelerdir. Plateletler ya da trombositler, vücudumuzda hasar gören dokuların onarımını sağlamak için gerekli büyüme faktörlerini yapısında barındıran kan bileşenleridir. PRP uygulamasında ise hedef dokuya kan dolaşımı ile taşınacak miktardan daha fazla sayıda platelet verilebilmektedir, çünkü PRP ile elde edilen trombositlerin yoğunluğu kandakinden 2 ila 4 kat fazladır. Bu uygulama sonucu hasarlı dokunun onarımı da bu kadar hızlı ve güçlü bir şekilde başlamaktadır.

    Yazın sık görülen bir diğer cilt sorunu da aşırı terlemeye bağlı gelişen ve halk arasında“isilik” denilen bir durumdur. Yazın artan ısı, öncelikle metabolizmada hızlanmaya, ter bezi aktivitesinde artmaya neden olur. İsilik aşırı üretilen terin deriye atılamaması sonrasında gelişir ve küçük, kaşıntılı, bazen yanma duygusuna yol açan lezyonlar gelişir. Sık banyo yapılmadığında, aşırı giyinme devam ettiğinde bu küçücük sivilceye benzeyen kızarıklıklar, daha büyük çıbana benzeyen sivilcelere dönüşebilir. Hava sıcaklıklarının artması ile birlikte aşırı terleme sonucunda kıvrım bölgelerinde ( kasık, koltuk altı, parmak arası, kadınlarda meme altı ya da arası) yine pişik dediğimiz kaşıntılı kızarıklıklar görülebilir. Bu bölgelerin ıslak ya da nemli kalması, maya hücrelerini harekete geçirerek mantar hastalıklarının oluşmasına da neden olur. Özellikle ayaklarda kötü kokular, pişiğe benzeyen görüntüler ve şiddetli kaşıntılar başlayabilir. Tatil anlayışımızdaki deniz ve havuz alışkanlıklarımız da bazı cilt hastalıklarının oluşumunu kolaylaştırmaktadır. Duş alınmadan girilen havuzlar, ya da çıktıktan sonra duş almamak enfeksiyon hastalıklarının bulaşmasını ve oluşmasını kolaylaştıran en önemli yoldur. Bu enfeksiyonlardan en sık rastlananı da molluskum, siğiller, mantar enfeksiyonlarıdır ki; bazen tedavileri uzun zaman alabilir veya tedaviye yanıt vermeyebilir.Havuz kenarlarında çıplak ayakla yürümek de bu hastalıkları bulaştırmamıza ya da kapmamıza neden olur. Mutlaka terlik kullanma alışkanlığı geliştirmemiz gerekmektedir. Terlik deyince de bilinmesi gereken önemli hususlar vardır: parmak arası ya da kapalı terlikler yazın pişiklerin, ya da nasırları temel nedeni olabilir. Çünkü sürtünme travması, deri sağlığı için istenilen bir pozisyon değildir. Yumuşak hava alan, deriye sürtme ya da terletme duygusu vermeyen terlikler kullanmak daha doğrudur.

    Otellerde kullanılan ortak alanlar ne kadar hijyenik görülürse görülsün, bu mekanlarda kullanılacak ya da temas edilecek yerlere şahsi eşyalarımızla gidersek yine bulaşıcı hastalıklardan korunmak için önemli bir adım atmış oluruz. Mesela sauna, hamam, buhar odaları gibi yerlere terlikle girmek, oralarda oturacağımız yerlerde havlu kullanmak riskleri minimuma indirecektir.

  • Kadın Hastalıkları ..

    Kadın Hastalıkları ..

    Ülkemizde En Sık Görülen Kadın Hastalıkları
    Maalesef ülkemizde kadınların pek çoğu, Kadın Hastalıkları konusunda bilinçli davranmıyor ve bu anlamda kendilerine yeterli özeni göstermiyorlar. Üstelik pek çok kadın jinekoloğa gitmekten de fazla hoşlanmıyor. 

    – Kadın hastalıkları arasında, ülkemizde hangi hastalıklar daha sık görülmektedir?
    Kadın Hastalıkları arasında, hem ülkemizde hem de dünyada en sık kanama bozuklukları ve akıntılı hastalıklar görülmektedir. 

    – Kadın sağlığı açısından, jinekolojik muayenenin önemi nedir? Kadınlar hangi aralıklarda muayene olmalıdır?
    Periyodik jinekolojik muayenenin önemi çok büyüktür. Çünkü jinekolojik muayene sırasında hasta çeşitli açılardan kontrol edilir. Bu muayenede, hastada bir enfeksiyon, rahimde bir polip ya da miyom varsa tespit edilir, ayrıca yumurtalıklardaki iyi ve kötü huylu kistler ve tümörler belirlenir. Düzenli jinekolojik kontrollerin yanısıra, 40 yaşından itibaren her hadın memografi yaptırmalıdır. Çünkü meme kanseri erken teşhis ile korkulu rüya olmaktan çıkabilir. Özel durumlar dışında, yılda bir kez muayene ve smear testi yeterlidir. 

    – Jinekolojik hastalıkları önleme açısından hijyenin önemi nedir? Hijyen konusunda öncelikle nelere dikkat etmek gerekir?
    Sağlık açısından hijyen elbette çok önemli. Kadınlar özellikle ortak kullanılan tuvaletlerde çok dikkatli olmalılar, mümkün olduğunca fiziki temasta bulunmamaya çalışmalılar. Bunun yanısıra cinsel ilişki esnasında da hijyen ön koşul. Özellikle tek eşlilik dışı durumlarda prezervatif kullanmak, hem kadın hem erkek sağlığı için çok önemli. Bazı kadınlar, cinsel ilişki sonrasında önlem olarak vajinanın içerisini yıkar. Oysa bu fayda yerine zarar getirmektedir. Vajinanın içi mekanik olarak temizlenmemelidir.

    – Regl dönemlerinin düzensiz olmasının sebepleri nelerdir? Düzenli olması için neler yapılmalıdır?
    Adet dönemlerinin düzensizliği, hormonal sorunlardan ya da miyom, polip veya yumurtalık kislerinden meydana gelebilir. Kişi aşırı zayıf ya da aşırı kiloluysa, bu da adet düzensizliğine yol açabilir. Böyle bir durum söz konusuysa, kilo problemi hemen çözülmelidir. Ayrıca tiroid, prokistik over ya da prolaktin fazlalığı gibi hormonal nedenler de adet düzensizliklerine neden olur. Bu sorunlar söz konusu ise, öncelikle bunların tedavisine yönelinmelidir. 

    – Peki ara kanamalar tehlikeli midir?
    Ara kanamalar iki grupta incelenmelidir; doğurganlık çağı kanamaları ve menapoz sonrası kanamalar… Menopoz sonrası kanamalar çok önemlidir ve ciddiye alınarak bir hekime başvurmak gerekir. 35 – 40 yaşlarına kadar olan kanama bozuklukları, bir kez olduğunda çok panik yapmaya gerek yok. Fakat bir aydan daha fazla tekrarlıyorsa, yine hekime görünmek gerekiyor. 35-40 yaş ve sonrası ara kanamalar da mutlaka hekime başvurmayı gerektirir.

    – Ara kanamalar hangi hastalıkların belirtisidir?
    Rahim kanserinin en erken belirtisi ara kanamalardır. Kanamayı uyarı kabul edip, hekime başvuran bir kadın, rahim içi kanseri gelişmeden veya çok erken evresinde yakalanmasını sağlar ve tedavi şansı ile bu hastalıktan kurtulur. Erken teşhis tamamen kurtulma şansı demektir. Kanamaları ciddiye almayıp hekime geç gidilirse, yapılacak tedavi yaşamı kurtarmak değil, ancak uzatmak için olacaktır.

    – Hem anne hem de çocuk sağlığı açısından iki doğum arasında ne kadar süre olmalıdır?
    Gebelik süreci kadınlarda çok ciddi hormonal, ruhsal, fiziksel immünolojik (bağışıklık sistemi ile ilgili) değişikliklere yol açmaktadır. Dolayısıyla bu muazzam değişikliklerin eski haline ve gebelik öncesi durumuna dönebilmesi için, gebelikler arasında 2 yıl kadar bir süre geçmelidir. 

    – Hangi hastalıklarda muayeneye eşlerin birlikte gitmesi gerekir? Erkekler bu konuda biraz tutucu. Onlara önerileriniz nelerdir?
    Enfeksiyon hastalıklarında muayeneye eşlerin birlikte gitmesi gerekiyor, çünkü bu tür hastalıklarda, her iki kişiye tedavi veriliyor. Cinsel fonksiyon bozuklukları ve kısırlık tedavisinde de yine eşler kontrole birlikte gitmelidir. Bunların yanısıra, gebelik takiplerinde de, erkeğin eşinin yanında olması, kadına psikolojik destek sağlaması ve motivasyon açısından önemlidir.

  • Kök hücre yardımı ile cilt gençleştirme, prp, plazma tedavisi

    Daha sağlıklı, daha genç bir cilde kavuşmak için kendi kanınızın iyileştirme gücünden faydalanmaya ne dersiniz? Gençlik aşısı olarak ta bilinen PRP (Platelet Rich Plasma- Platelet Yönünden Zenginleştirilmiş Plazma) yöntemiyle hem daha genç bir görünüm elde edebilir, hem de daha sağlıklı bir cilde sahip olabilirsiniz. PRP uygulaması; bir kişiden 8-10 cc gibi bir miktarda kanın alınarak özel bir tüpte santrifüj işlemine tabi tutulduktan sonra bileşenlerine ayrıştırılması ve PRP’nin (Platelet yönünden zenginleştirilmiş plazma’nın) yine aynı kişiye enjeksiyon yolu ile geri verilmesini temel alan bir uygulamadır. Avrupa da yaygın olarak kullanılan bu yöntem FDA onaylıdır. PRP’nin iyileştirici etkisini şöyle açıklayabiliriz: “Vücudumuzda bir yer kesildiğinde o bölgeye ilk toplanan hücreler, kanın pıhtılaşmasını sağlayan platelet ya da trombosit olarak adlandırılan hücrelerdir. Plateletler ya da trombositler, vücudumuzda hasar gören dokuların onarımını sağlamak için gerekli büyüme faktörlerini yapısında barındıran kan bileşenleridir. PRP uygulamasında ise hedef dokuya kan dolaşımı ile taşınacak miktardan daha fazla sayıda platelet verilebilmektedir, çünkü PRP ile elde edilen trombositlerin yoğunluğu kandakinden 2 ila 4 kat fazladır. Bu uygulama sonucu hasarlı dokunun onarımı da bu kadar hızlı ve güçlü bir şekilde başlamaktadır.
    Derimizin yaşlanması, tıpkı yaralanma sürecinde olduğu gibi bazı fiziksel özelliklerini kaybetmesinden kaynaklanır. Bu nedenle derimizi gençleştirmeye yönelik uygulamalarda aslında vücudumuzun bir yarayı iyileştirirken yaptıklarını çeşitli yöntemlerle taklit ederiz. Örneğin lazer, peeling gibi yöntemlerle derimize limitleri belli, hafif bir hasar verir ve bu hasarı derimizi iyileştirmek için tetikleyici bir güç olarak kullanırız. Büyüme faktörleri bu hasar sonrasında salınır ve süreci başlatırlar. Sonuçta derideki bir hasarı en etkili, en hızlı ve en doğal biçimde onarabilecek olan yapı, yine kendisidir.
    PRP nasıl uygulanır?
    PRP dolgu şeklinde uygulandığında, burundan ağız kısmına doğru inen boşluklar ile alındaki boşlukları doldurmak ya da sivilce izleri ve göz etrafındaki kırışıklıkları gidermek için kullanılıyor. PRP mezoterapi şeklinde de uygulanarak, küçük ve kısa iğnelerle derinin içine enjekte ediliyor. Mezoterapi şeklinde uygulanan PRP öncesinde hastanın ağrı duymaması için yüzü anestezik bir kremle kaplanıyor. Hasta bu anestezik krem ile yaklaşık 45 dakika bekledikten sonra PRP işlemi yapılıyor.
    Büyüme faktörlerinin uyarılması belirli bir zaman aldığı için tek uygulama yetmiyor. İlk uygulamadan sonra ciltteki ışıldama ve parlaklık fark ediliyor. Ancak uygulamanın daha kalıcı ve uzun süreli olması için birkaç kez tekrarlanması gerekiyor. Mezoterapinin bir ay arayla 3-6 seans yapılması yeterli oluyor. Uygulama, 8-12 ayda bir kürler halinde tekrarlanabiliyor.

    PRP yöntemi ayrıca dermaroller (mikroiğneleme yöntemi) uygulamasından sonra sonuçları artırmak ve iyileştirmeyi hızlandırmak için de uygulanabiliyor. Üzerinde mikro düzeyde iğneler bulunan küçük silindirik bir alet olan ‘dermaroller’ uygulaması sonrasında deride ince delikler halinde mikro kanallar oluştuğu için, bu durumda maskeyle uygulanması yeterli oluyor. Özel olarak hazırlanmış bu mikro iğneler, deri üzerinde açarak cilde uygulanan preparatların cilt altına 200 kattan fazla geçmesini sağlıyor. Uygulamanın ardından 10 dakika içinde kapanan bu mikro kanallar aynı zamanda cilt altında bir iyileşme mekanizması oluşturarak, vücudun kendi yapıtaşlarının yeniden oluşumunu hızlandırıyor.

    PRP’nin avantajları

    Kişinin kendi kanında hazırlandığı için allerji riski yoktur.
    Etkileri uzun sürelidir ve uygulama sonrasında yeniden canlandırıcı / yapılandırıcıdır işlevi devam etmektedir. Kolay ve güvenli biçimde uygulanır. Yalnızca yeni kolajen oluşumunu değil, derinin tüm yaşamsal işlevlerini destekler. Kırışıklıkların ve çizgilerin giderilmesini deriyi “doldurarak” değil “gençleştirerek” sağlar.

    Cilt çatlakları ve yara izlerinde de etkili
    PRP derideki ince kırışıklıkları azaltıyor, cildi parlatıyor, deriye esneklik kazandırıyor. Ayrıca yara izi varsa, dolgu maddesiyle yara izinde de iyileşme sağlanabiliyor. Aynı şekilde çatlaklar, ameliyat izleri ve sivilce izleri üzerinde de etkili olan PRP, saç dökülmesinin tedavisinde de kullanılıyor. Erkek tipi saç dökülmesinde oldukça etkili bir yöntem olarak uygulanmaktadır. Ayrıca cilt lekelerinin tedavisinde ana yöntem olmamakla birlikte lekelerin iyileşmesini cildi gençleştirici etkisiyle hızlandıran destekleyici bir yöntem olarak kabul edilmektedir.

    PRP kimlere uygulanmaz? Platelet sayısı yetersiz olan hastalarda, hamilelerde, kan sulandırıcı kullananlarda ve kanser hastalarında uygulanmaz.

  • VAJİNİSMUS NEDİR ?

    Vajinismus; cinsel birleşme sırasında vajinayı çevreleyen kaslarda korku ve endişe sonucu yineleyici biçimde istemsiz kasılmalar olması ve cinsel birleşmenin gerçekleşememe durumudur.
    Vajinismus bir hastalık değil, bir sorundur.
    Bu sorunu , kliniğimizde hem jinekolojik hemde psikolog eşliğinde uyguladığımız vajinal tedaviyle başarılı bir şekilde ortadan kaldırıyoruz.