Blog

  • Selülit ve kozmetik uygulamalar

    Selülit; yağ dokusunun, bağ dokusu içinde fazla miktarda yağ birikiminden kaynaklanan, özellikle de kadınların büyük bir kısmının muzdarip olduğu klinik bir durumdur. Selülit oluşumu mikrodolaşımın bozulması ve bağ dokusunun zayıflamasına bağlıdır. Selülitin belirtisi genellikle portakal kabuğu görüntüsünün oluşumudur. Selülit görüntüsünü iyileştirmek ve mikrodolaşımı arttırmak için farklı yöntemler geliştirilmektedir.

    Selülit tıbbi olarak hastalık olarak değerlendirilmemekle birlikte kozmetik açıdan önemli bir problemdir. Bu durum ergenlik dönemi sonunda oluşmaya başlayan normal fizyolojik bir durumken, kadınlar için hamilelik ve süt verme dönemlerinde artış görülen bir tablodur. Kilo alımı ile daha beligin duruma gelmekle birlikte zayıf kadınlarda da görülmektedir. Çoğunlukla kadınlarda görülmesinin nedeni dişilik hormonlarının, deri metabolizması üzerinde etkili olması sebebiyledir. Steroid sex hormonları deride, özellikle kalça ve baldırda yağ birikimine, sekonder selülit oluşumuna neden olur. Menapoz sonrası azalma ise yine bu hormonal mekanizma ile açıklanır.

    Selülit bilim dünyasında ciddi bir ilgi görmemekle birlikte kadınların büyük kısmının sorunu haline gelmiştir. Bu alanda yapılan kozmetik uygulamalar, mekanizmalar tam anlaşılmadan uygulandığında başarısız tedavi şekilleri ile sonuçlanır.

    Deri altı yağ dokusu hücreleri 50 mikrometre yarıçapında, içi %95 yağlı madde ile dolu hücrelerdir. Çok sayıda hormon taşıyan yağ hücreleri büyüdükçe bir araya gelen salkım görünümünde yağ loplarını oluşturur. Bunların arasında kapiller damarlar ve lenf damarları bulunur. Bu yağ hücrelerindeki büyüme ve genişleme burada yer alan damarlara baskı yaparak, sıvı geri dönüşü zayıflar ve dolaşım bozulur. Damarlardan ve lenf damarlarından sıvı doku içine kaçarak ödem oluşturur. Tedavide amaçlanan lipoliz işlemi trigliseritlerin küçük yağ asitlerine parçalanıp, hücreden atılması ve yeni yağ üretiminin engellenmesidir.

    Bu hücrelerin yüzeyinde bulunan adrenarjik reseptörlerden Beta reseptörlerin uyarılması yağ yıkımını, alfa 2 reseptörlerin uyarılması yağ yapımına neden olur. Bu nedenle tedavideki ana amaç beta reseptörleri uyarmak, alfa 2 reseptörleri de inhibe etmektir. Ksantinler beta reseptörleri uyaran, alfa 2 reseptörleri baskılayan, fosfodiesteraz enzimini inhibe eden maddeler olup kozmetik ürünler içersinde tedavi amaçlı bulunmaktadır.

    Selülit belirtilerinin azaltılması

    1-Değişik etkin madde ve bitkisel ekstrelerin kullanımı (oral yada topikal)

    2-Lokalize mekanik etki (masaj) , ısı ve enerji sistemlerinin uygulanması

    3-Hareketli yaşam ve gıda alımının düzeltilmesi şeklinde bir protokolle uygulanır.

    Birinci gruba giren çok sayıda etkin madde ve bitkisel ürünlerin çok azı için etkili olduğunu gösterir bilimsel literatür çalışması vardır.

    Hareketli yaşam tarzı ve spor yapılması, gıda alımının düzenlenmesi selülit oluşumunu azaltıcı etkisi herkes tarafından kabul edilen bir yöntemdir. Kilo verme ile yağ hücreleri küçülmesine rağmen doku tahribiyeti gerilememektedir. Bu nedenle tedavide en önemli yaklaşım, ideal kiloyu devam ettirme ve sporla bağ dokusu sağlamlaşmasını sağlamadır. Selülitli bölgeye masaj uygulaması ve bölgenin ısıtılması gibi uygulamaların da selülit belirtilerini azaltmada etkili olduğu bildirilmiştir.

    Selülit çimdik testi dediğimiz testle, kalça veya bacak iki el arasında yastık oluştıracak şekilde sıkıştırıldığında, deride tümsek ve çukurların derecelendirmesi yapılabilir. Sıfır derece; hem ayakta hem sırt üstü yatar durumda deri yüzeyi normal, çimdik testi yapıldığında saptanan durumdur. Bu durumun geriye döndürülmesi ve biriken sıvının uzaklaştırılması mümkündür. İkinci derece; sırt üstü yatar konumda deri yüzeyi düzgün, ayakta, çimdik testi yapılmadan bile belirgin görünümdür. Üçüncü derece ise; hem ayakta, hem sırt üstü yatar pozisyonda selülit görünümünün olmasıdır. Bu safhada hem mikrodolaşım bozukluğu, hem sıvı birikimi, hem de yağ sentezinde artış ve metobalizmasında bozulma vardır.

    Tedavide kullanılan ürünlere gelince bu alanda, ksantin türevleri (kafein, teofilin, teofilinasetik asit, aminofilin), retinoik asit türevleri, fitik asit ve tuzları, betülinik asit ve C vitamini, antiöstrojenik maddeler, niasinamid, bitki ekstreleri (Terminalia catappa, Polygala tenuifolia, Platycodon grandiflorum, Kochia scoparia, Hibiscus abelmoschus, Ruscus aculeatus, Cola nitida, at kestanesi, gingo biloba ekstresi, Gotu kola vb.) farklı basamaklarla etki ederek kullanılırlar.

    Topikal kullanılan bu ilaçların yanında, ağızdan oral yolla alınan ilaçlarda vardır. Deriyi kalınlaştırmak için N-asetilglukozamin, kollejen yıkımını yapan enzimin etkisini azaltmada C vitamini, Kollajen ve elastin liflere bağlanarak deri güçlenmesini sağlayan çinko ve manganez, deri kalınlaşmasına yardımcı olan aminoasitler( lizin, pirolin, sistein, glisin, metiyonin), karbonhidratın yağa dönüşümünü engelleyen hidroksi sitrik asit , barsakta yağı bağlayıp emilmesini engelleyen kitin, deri kanlanmasını arttıran gingo biloba, ginseng, bağ dokusunun oksitlenmesini engelleyen üzüm çekirdeği ekstresi vb maddeler farklı ticari adlı preparatlarla kullanılmaktadır.

    Selülit tedavisinde uygulanan cihazlı uygulamalarda, 1996 yılında yapılmış bir çalışmada deri yağ hücrelerinin küçültülmesi, lipolizin arttılırılması ile selülit belirtilerinin gerilediği gösterilmiştir. Enerji kaynağı olarak ultrasan, radyofrekans mikrodalga kullanımı ile deri altı yağ doku sıcaklığı 40 -41.5 dereceye kadar çıkartılmaktadır. Bir başka patentli çalışmada elektromanyetik dalgaların uygulanması ile selülit tedavisi yapılabileceği ileri sürülmüştür.

    ABD İlaç ve Gıda Birliği (FDA) selülit için kullanılan topikal kremlerin derinin yapısında ve fonksiyonlarında değişiklik yaptığı için ilaç olarak sınıflandırılmasının daha uygun olabileceği bildirilmekle birlikte bu konuda herhangi sınırlayıcı koşul bulunmamaktadır. Allerji riski nedeniyle aminofilin içeren preparatlar endişe ile izlenmektedir. Yine bunun yanında mezoterapi amaçlı uygulanan preparatlar, deri içine uygulandıkları için uzman hekim tarafından uygulanması gereken ürünler olarak incelenmelidir.

  • Gebelikte Aşılar

    Gebelikte Aşılar

    Her anne adayı dışarıdan alınan ilaçların gelişmekte olan bebeğine zarar verip vermeyeceğini merak eder. Belki de en merak edilenlerden biri aşılardır. Gebelik döneminde maruz kalınan bazı hastalıklar anne ve bebek için dışarıdan alınan ilaçlardan çok daha zararlı olabilir.

    Özellikle çocuklukta geçirilen kızamıkçık, suçiçeği gibi hastalıklar, çocukluk çağında geçirildiklerinde çok büyük bir tehlike yaratmasalar da gebelikte geçirildiklerinde anne karnındaki bebeğin ağır şekilde hastalanmasına, sakat doğmasına veya düşüklere ve erken doğuma neden olabilirler. Neyse ki bu hastalıkların pek çoğu çocukluk çağında atlatıldığından gebelik döneminde ilk kez karşılaşma olasılığı çok azdır. Öte yandan tetanoz mikrobunun anne tarafından alınması  bağışıklığı olmayan annede ölümcül sonuçlar doğurabilir.

    Aslında en güzeli hamile kalmadan önce doktora başvurarak bu hastalıklarla ilgili bilgi almak, geçirilmiş olan hastalıkların belirlenmesi, geçirilmemiş olanlar içinse aşılanmadır. Bir hastalıkla daha önceden karşılaşıp karşılaşmadığınızı, bağışıklığınız olup olmadığını kesin olarak bilemiyorsanız, doktorunuz hamileliğin ilk aylarında kanınızda antikor adı verilen maddeleri araştırmak için test yapacak ve bu test gerekirse belli aralıklarla tekrarlanacaktır.

    Kızamıkçık, suçiçeği, kabakulak gibi hastalıkların aşıları canlı virus içerdiklerinden gebelikten en az 1 ay önce yapılmalıdırlar ve gebelikte yapılmaları önerilmez.

    Hepatit B, tetanoz ve grip aşısı ise gebelikte yapılmasında sakınca olmayan ölü virus ya da bakteri içeriğine sahip aşılardır. Tetanoz aşısı ülkemizde gebeliğin 20.-24. haftasında  Aile Sağlığı Merkezleri tarafından uygulanmaktadır. Hepatit B uygulaması ise isteğe bağlıdır. Grip aşısına gelince, gebelikte yapılması özellikle kalp hastalığı, şeker hastalığı veya bağışıklık sistemi problemleri gibi özel sorunları olan hamilelere mutlaka önerilirken, tüm hamilelere mutlaka uygulanıp uygulanmaması tartışmalıdır.

    Toksoplazmoz, CMV gibi bazı önemli hastalıkların ise aşısı yoktur. Bu hastalıklardan korunmak için çiğ etlerden gebelikte uzak durmak, sebze ve meyveleri çok iyi yıkamak, sık sık ellerin yıkanması, üst solunum yolu enfeksiyonu geçiren kişilerle çok yakın temasta kalmamak gibi tedbirler alınmalıdır…

  • Prp tedavisi ve dermatokozmetolojide kullanım alanları

    Plateletten Zengin Plazma (PRP) kişiden alınan az miktardaki kanın özel bir kit ve santrifüj işleminden sonra elde edilen platelet yönünden zenginleştirilmiş plazmanın yine aynı kişiye enjeksiyon yoluyla geri verilmesidir. Bu hücrelerden salınan büyüme faktörleri hücrelerin onarım mekanizmalarını harakete geçirerek yara iyileşmesini sağlar. PRP uygulamasında, hedef bölgeye kan dolaşımı ile taşınabilenden çok daha fazla platelet ve büyüme faktörleri ulaştırılabilmektedir. Plazma içersinde konsantre olarak bulunan plateletler deriye enjekte edildiğinde, kollajen üretimi ve yeni kılcal damarların oluşmasını uyarmakta ve cildin kendini hızla yenilemesini sağlamaktadır. PRP işlemi hastadan kan alınması ile başlar, özel bir filtre ve 8 dakikada 3000 devir/ dakika ile santrifüj edilerek elde edilen serum; deriye mezoterapi ve dolgu yöntemi ile enjekte edilir. Yöntemin en önemli avantajı hastanın kendi kanından elde edilmiş olması ve alerji riski taşımamasıdır. Enjeksiyon yerinde plateletler ve beyaz kan hücreleri sinerjik bir etkiyle yoğun büyüme faktörlerinin serbest kalmasına neden olur.

    Plateletlerin içersindeki alfa ve kor granüllerden salınan büyüme hormonları, sitokinler, kemokinler ve pıtılaşma faktörleri hemostaz ve yara iyileşmesinde, doku yenilenmesinde en önemli maddelerdir. Bu büyüme faktörlerinin etki göstermesi için salınmadan önce aktiflenmesi gereklidir. Aksi taktirde hasarlanmış plateletler bu işlemde başarısızlıkla sonuçlanır. Plateletler normal kanda yaklaşık mm3 de 140000-400000 değerinde bulunur. PRP uygulamalarındaki farklı sonuçlar; kullanılan ekipman, platelet jeli aktive etmek için kullanılan protokol, hastaya ait faktörler, kullanılan hücre miktarı, farklı depolama zamanları olarak söylenebilir.

    Plateletlerin içeriğindeki büyüme faktörleri ile ilgili çok fazla araştırma yapılmaktadır. Hatta bazı büyüme faktörlerinin klinik olarak uygulaması mevcuttur.Bunun haricinde kozmetik içerikli preparatlarda da yer almaktadırlar.

    PRP tıbbi olarak 30 yıldır kullanılan bir yöntemdir. 1987 de açık kalp ameliyatını takiben kullanılmıştır. Günümüzde ortopedik girişimler, dental ve oral girişimler, plastik cerrahi flep kaydırma ameliyatları, kalp bypass ameliyatları anjiogenez gerektiren durumlarda kullanılmaktadır. Dermatolojide ilk kulanımları kronik yara, ülserler ve yanık bakımındadır. Son yıllarda kozmetik dermatoloji alanından yaygın olarak kullanıma girmiştir.

    BizleR PRP tedavisini, dermatoloji kliniklerinde;

    1- Yara iyileşmesinde

    2- Cilt gençleştirmede

    3- İnce çizgiler ve kırışıklıklarda

    4- Volümetrik doldurma işleminde

    5- Akne skatrislerinde

    6- Alopesi dediğimiz saç dökülmelerinde

    7- Selülitte

    8- Stria (deri çatlağı) tedavilerinde kullanmaktayız.

    Özellikle yüz ile ilgili yapılan lazer işlemlerinden sonra yara iyileştirmesini arttırmak ve etkili bir sonuç almak için tercih ediyoruz. Burada amaç, yaşlı ve hasar görmüş deriyi ve deri altı dokuları uyararak, yenilemek ve yeni deri üretimini sağlamaktır. Yapılan çalışmalarda nazolabial katlantı dediğimiz burun kenarından ağız köşesine uzanan oluk tedavisinde iyi sonuçlar gösterilmiştir.

    Özellikle akne nedeniyle muzdarip olan ve deriden çökük izleri olan kişilerde fraksiyonel lazerlerle kombine edildiğinde başarı oranları yüksektir. Melazma dediğimiz gebelik lekelerinde, içeriğinde yer alan TGF Beta 1 faktörünün melanosit dediğimiz renk hücrenin yapımını azalttığından, tedavide uygulama alanı vardır. Başlangıçta saç transplantasyonu sonrası güçlü ve dolgun saç büyümesi nedeniyle tercih edilen PRP, bugün birçok saç dökülmesi tipinde başarı ile uygulanmaktadır. PRP içeriğindeki VEGF8 ve PDGF4 maddeleri damar oluşumlarını kolaylaştırarak güçlü saç büyümesine sebep olduğu bilinmektedir.

    Deri yenilenmesinde kullanımında, tolarabilitesinin yüksek olması, deri üst düzeyde canlanma sağlaması, sağlanan bu etkinin uzun süreli olması, yeni ve doğal kollajen üretimini sağlaması nedeniyle PRP dermatologların sevdiği bir yöntemdir.

    PRP tedavisi kimlere uygulanmaz? Kritik düzeylerde platelet sayısı olanlarda, hemodinamik bozukluğu olanlarda, sepsis, akut ve kronik enfeksiyonlarda, fasial (yüz) malignitesi olanlarda, kronik karaciğer patolojisi olanlarda, antikoagülan tedaviler alanlarda PRP işlemini uygulamıyoruz.

    Alopesi areata, Androjenik alopesi, Telogen efflivium gibi saç dökülmelerinde gerek tek başına, gerekse mezoterapi ile kombine edilerek olumlu sonuçlar elde etmekteyiz. Cilt lekelerinde, lazer tedavilerine kombine ederek tedavi başarısını arttırmaktayız. Kırışıklık ve cilt gençleştirmede, tek başına, radyofrekans ve lazer ile birlikte, iğneli ve iğnesiz mezoterapi yöntemleri ile birlikte kombine edilen bu tedavi protokolleri ile cildinizin sağlıklı, parlak, deri elastikiyetinin sağlam, sarkma problemlerinin giderilmiş olmasını sağlıyabiliyoruz.

    Benimde içinde yer aldığım birçok Dermatoloji grup ve derneklerinin dermatolojik ve kozmetik uygulamalarda, sıklıkla tercih etmiş olduğu PRP tedavisinin uzman kişilerce yapılması, etkinlik açısından son derece önemlidir. Medyada bu uygulama ile ilgili görmüş olduğumuz yan etki ve komplikasyonlar, bu işlemin uzmanlar tarafından yapılması gerekliliğini hergün biraz daha ortaya çıkarmaktadır.

  • Normal Doğumun Avantajları

    Normal Doğumun Avantajları

    Normal Doğum; bebeğin, herhangi bir müdehale olmadan vajinal yolla dünyaya gelişidir. Aslında doğumun normali vajinaldir. Müdehale gerektiğinde (sezeryan, vakum ya da forceps uygulamaları) normal dışına çıkan bir uygulamadan bahsetmek gerekir.

    NORMAL DOĞUMUN AVANTAJLARI

    • Sağlıklı ve doğaldır.
    • Anne – bebek bağlantısı kesilmez. Bebek ile iletişim sağlanır.
    • Anneliğe hazırlar. Doğumda geçirilen süre ve aktifleşmesine izin verilen hormonlar anneliğe geçişi sağlar.
    • Normale dönüş ve lohusalık daha rahat ve hareketli geçer.
    • Emzirme daha rahat ve hızlı olur.
    • Bebek için, doğum kanalından geçiş sırasında akciğerdeki suyunu daha iyi atabildiği için solunum daha rahat başlar.

    SEZERYAN ARTIŞ SEBEPLERİ

    Günümüzde ülkemizde ve dünyada sezeryan tıbben kabul edilemeyecek oranlara yükselmiştir. Bunda sezeryan ameliyatının planlı oluşu, anne adaylarının doğum ağrılarına korku ile yaklaşmaları, günümüz dünyasındaki herşeye hazır ve hızlı ulaşma isteği çok etken olmuştur. 

    Bu konudaki açıklanabilir sebepler:

    • Anne yaşının (eğitim ve çalışma hayatı) yükselmesi ve daha riskli gebeliklerin daha çok sezeryanla sonlanması
       
    • Doğumda daha iyi fetal kalp atışı takibi ile daha çok fetal distresi tanı alması ancak bazen de  ‘’güven vermeyen kalp atışları‘’ nın da sezeryanla sonlanması
         
    • Vakum ve forseps uygulamalarının daha az kullanılması
       
    • Kendiliğinden doğum beklemenin veya gün aşımlarında sancı ile doğum indüksiyonu denenmeden sezeryana geçilmesi
       
    • Obezitenin artışı ve doğum becerisinin azalması
       
    • Riskli gebeliklerin ( tüp bebek, çoğul gebelik, erken doğum, preeklamsia, ..) artması ve daha çok sezeryanla sonlanması
       
    • Malpraktis davalarının artmasına bağlı doktorların daha defansif tutumları
       
    • Hastanelerde icap nöbet şartları, ekip yetersizlikleri (anestezi, çocuk dr.,,) doğumun gündüz saatlerinde bitirilme zorunlulukları şeklinde açıklanabilir.

    SEZERYANIN DÜNYA VE TÜRKİYE’DEKİ UYGULAMA DURUMU 

    Dünya sağlık örgütünün önerdiği sezeryan oranı % 15 tir. 
    Ancak ülkemizde 1970 lerde %4-5 olan oran 1998 de % 14 olup 2012 de %49-50 ye yükselmiştir. 
    Sezeryan oranları batı illerimizde, kentsel bölgelerde eğitim düzeyi yüksek ailelerde, ve özel hastanelerde daha fazladır. 
    2013 yılı itibarı ile Sağlık Bakanlığı sezeryan oranına % 35 gibi bir hedef koymuştur. Ülkemizin oranı, bir çok dünya ülkesine göre çok yüksek olup acilen planlanması gerekmektedir. 
    Bu oran, Amerika’da % 30,    Hollanda- Belçika- Norveç gibi kuzey Avrupa ülkelerinde % 13-14,   Fransa %17-20    Almanya % 30  iken Afrika ülkelerinde ise çok düşük kalite sağlık hizmetlerinden ötürü % 3-4 oranlarındadır. 

    DOĞUMUN EVRELERİ 

    1.EVRE- Kapalı rahim ağzının ağrılarla açılmaya başlaması ve açıklığın 10 cm e ulaşması

    2.EVRE: Tam açıklık sağlandıktan sonra bebeğin başının vajene geçip oradan dünyaya gelişi ve kordonunun anneden kesilerek ayrılması ve bebeğin ilk nefesini alması

    3.EVRE : Placenta ve zarların 15-20 dakika da atılması

    4.EVRE: Lohusalık (6 hafta) emzirme ve sistemin geri dönüşü ve adetlerin başlaması

    NORMAL DOĞUMU ARTTIRABİLMEK İÇİN ÖNERİLER:

    • Kadınlar, anneliğe hazır olduğu zaman hamile kalmalıdır. Sorumluluğa ve hayat değişikliğine hazır olmalıdır.
       
    • Toplumda gebeliğe ve doğuma özendirici tavırlar, moral destek, korku değil mutluluğu konuşmak.
       
    • Anne adaylarını doğumdan önce hazırlamak, bilinçlendirmek. Kurslarla desteklemek.
       
    • Doğumhane şartlarını düzenlemek, mahremiyete saygıyı sağlamak, ebe sayısını arttırmak, doğumda moral desteği sağlamak, bekleyen aile yakınları ile iletişim sağlamak.
       
    • Hastanelerde analjezi ve epidural desteği sağlamak, doğum ekibinin tam olmasını sağlamak. (Özellikle nöbet saatlerinde)
       
    • Doktor ve sağlık çalışanlarına karşı güven zedeleyici yaklaşımlarda uzak durma..
  • Aktinik keratoz

    Aktinik keratoz

    Aktinik keratoz, ultraviyole radyasyona maruz kalma sonucu deride anormal deri hücrelerinin gelişimidir. Bu durum prekanseröz (kanser öncesi) olarak değerlendirilir. Aktinik keratoz, derinin bölgesel bağışıklık sisteminin zayıflayıp, UV ışınlara bağlı hücre hasarını tamir edemeyecek duruma geldiğinde ortaya çıkar. Güneşdeki UV ışınlarına uzun süre maruz kalan açık tenli kişilerde (ör: dışarıda çalışanlar, güneşli bölgelerde yaşayanlar) aktinik keratoz riski çok daha fazladır.

    Aktinik keratozlar güneş hasarı olan deri bölgesinde çok sayıda, yassı veya hafif kalınlaşmış, pullu veya pürüzlü yüzeye sahip, deri renginde veya hafif kızarık şekilde görülür. Bazen daha belirgin kabuklar ve hatta boynuza benzer yapılar oluşturabilirler. Özellikle güneş ışığına yoğun bir şekilde maruza kalan el sırtı ve yüz bölgesinde oluşur. Yüz tutulumunda en sık burun, yanak, alt dudak, alın ve şakak bölümlerinde ortaya çıkar. Açık havada uzun süre güneşe maruz kalan beyaz tenli kişilerde görülür.

    Aktinik keratozlar tehlikeli midirler?
    Aktinik keratoz kanser gelişiminden önceki basamak olarak kabul edilir ve skuamöz kansere dönüşme potansiyeli taşır, bu nedenle mutlaka tedavi edilmelidir. 10’dan fazla aktinik keratozu bulunan kişilerde skuamöz hücreli karsinom görülme sıklığı yaklaşık % 10-15 tir. Eğer aktinik keratozlar kalınlaşır veya üzerlerinde yara açılırsa ya da zemini sertleşirse muhakkak kontrol edilmelidirler. Skuamaz hücreli karsinomlar deri üzerinde kreter benzer oluşumlar şeklinde görülürler. Aktinik keratozu bulunan kişiler skuamöz hücreli kansere dönüşebileceği gibi; bazal hücreli kansere veya melanomada değişebileceklerinden düzenli bir şekilde dermatoloji uzmanı tarafından takip edilmelidir.

    Aktinik keratozlar nasıl tedavi edilmelidir?
    Aktinik keratozların tedavisi derinin üzerindeki anormal, hasarlı hücrelerin deriden uzaklaştırılması ile tedavi edilir. Böylelikle yeni deri, güneş hasarından korunmuş daha derin hücreleri ile oluşturulur.
    Özellikle aşırı güneş hasarına olan ciltlerde tüm aktinik keratozları tedavi etmek mümkün olamayacağından kalınlaşmış ve hassas olan keratozların tedavisi önemlidir, Çünkü bu tip keratozların cilt kanserine dönüşüm açısından riskleri daha yüksektir.

    Tedavi seçenekleri nelerdir?
    5-Fluorourasil krem: Bu tedavi özellikle yüzde çok sayıda aktinik keratoz bulunduğunda avantajlıdır. Bu krem hasta olan deri alanına günde 1-2 kez 2-4 hafta boyunca uygulanır.Tedavi edilen alan kırmızı, kabukludur ve rahatsızlık hissi vardır.
    Imikimod: İmiquimod krem şeklinde bir ilaçtır. Etkilene alana haftada 2-3 kez 1-4 ay uygulanır. Bu ilaç dokuda tahriş reaksiyonuna neden olur, bu reaksiyon 3 hafta sürer ve tedaviye devam edildiğinde azalır.
    Diklofenak jel: Bu ilaca tolerans fazladır ve aktinik keratoz tedavisinde oldukça başarılıdır.
    Krioterapi: Derinin sıvı nitrojen ile dondurulması, deri altında su toplamasına neden olarak, derinin üst tabakasının atılmasını sağlar. Yüzdeki keratozlar krioterapi sonrasında 10 günde iyileşirken; el sırtında bu süre 3 haftayı bulabilir. Keratozlar zaman içinde tekrarlayarak, yeniden tedavi edilmek zorunda kalabilirler.
    Küretaj ve koter: Bu yöntem özellikle kalın keratozlarda tercih edilir. Genellikle keratozlar keskin bir alet ile kazınır. Keratozun tam tedavisi veya kanamayı durdurmak amaçlı koter işlemi yapılır. İyileşme birkaç haftayı alır.
    Cerrahi çıkartma işlemi: Bu yöntemle aktinik keratozlar dış sınırından çıkartılırlar. Aktinik keratozun tamamı ile çıkarılıp çıkarılmadığını anlamak için patolojik incelemeye gönderilir. Bu yöntem özellikle kanser şüphesi olan hastalarda önemlidir.
    Lazer ile tedavi: CO2 fraksiyonel lazer ile tedavi bir başka seçenektir.
    Fotodinamik tedavi: Fotodinamik tedavi de, ,ktinik keratoz olan alana önceden porfirin adlı bir fotosensiziter (güneşe duyarlandırıcı) uygulanır. Sonrada güçlü bir ışık uygulanır. Tedavi edilen alanda yanık gelişir ve bir kaç haftada iyileşme olur.

    Aktinik keratozdan nasıl korunulur?
    Aktinik keratozlar ancak güneş ışığından korunularak engellenebilir. Aktinik keratozlara her gün yüksek koruma faktörlü bir güneşten koruyucu uygulandığında gerileme olur. Özellikle dışarıda çalışan açık tenli kişilerde bu koruma çok önemlidir.

  • KADINLARIN KABUSU İDRAR KAÇIRMA

    KADINLARIN KABUSU İDRAR KAÇIRMA

    İstem dışı idrar yapma kadınların yaşadıkları en önemli sağlık sorunlarından birisidir. Çeşitli nedenlere bağlı olarak gelişebilen idrar kaçırma kadının günlük hayatına büyük sıkıntılar getirmektedir. Çalışma hayatını olumsuz etkileyen bu olay kadının cinsel hayatına dahi olumsuz olarak yansımaktadır. İdrar kaçırmanın başlıca nedenleri arasında gebelik ve doğum, ileri yaş, şişmanlık, kronik solunum yolu hastalıkları vb. sayılabilir. Özellikle iri bebek doğurma (4000 gr. üzerinde bebek doğurma), forseps ve vakum yardımıyla yapılan doğumlar ve doğum sayısının fazla olması idrar kaçırma riskini artırmaktadır. Yukarıdaki risk faktörleri yalnızca idrar kaçırmaya değil, aynı zamanda kadın genital organlarında değişik derecelerde sarkmalara da neden olabilmektedir. İdrar kaçırma yakınması orta ve ileri düzeyde olan kadınlar, sürekli ped kullanmak zorunda kalırlar. Sosyal ve çalışma hayatlarını bu yakınmaya göre düzenlemeye çalışırlar. Uzun süreli seyahatlere çıkmamaya, alıştıkları sınırlı ortamları değiştirmemeye özen gösterirler. Çünkü alışık oldukları ortamlarda bu sorunla yaşayabilecek uyumu gerçekleştirmişlerdir. Kadınlarda ortalama % 20-25 oranında görüldüğü tahmin edilen idrar kaçırma yakınması, maalesef çoğu zaman hekime başvurmak için bir neden oluşturmamaktadır. Kadınların çoğunluğu bu yakınma için hekime başvurmamakta, bazıları utanma nedeniyle, bazıları da yaş ve doğumların doğal sonucu olarak kabul ettiklerinden bu problemle yaşamaya çalışmaktadırlar.

    Oysa günümüz tıbbında idrar kaçırma problemiyle ilgili gerek teşhis koyma gerekse de tedavi yöntemleri olarak önemli gelişmeler sağlanmıştır. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı hekimlerine çeşitli nedenlerle başvuran kadınlara bu yakınma özellikle sorulmalıdır. Çok farklı nedenlerle ve farklı çeşitte oluşan idrar kaçırma durumunda öncelikle olayın nedeni ve hangi tür idrar kaçırma olduğu tespit edilmelidir. Bunun için hastaya çeşitli muayene yöntemleri ve testler uygulanır. Başlıca idrar kaçırma çeşitlerini şöyle sıralayabiliriz:

    1- Öksürme, ıkınma gibi karın içi basıncını arttırıcı nedenlerle oluşan idrar kaçırma: İdrar kesesinin tabanı ve alt idrar yollarında çeşitli nedenlerle oluşan yapısal değişiklikler en önemli sebeptir. 
    2- Ani sıkışma hissi ile birlikte olan idrar kaçırma: İstemsiz idrar kaçırma ani ve aşırı bir idrar yapma isteği ile birliktedir. İdrar kesesinin kontrolsüz kasılmaları ve bazı nörolojik hastalıklara bağlı oluşabilir.
    3- Karışık tür idrar kaçırma: Yukarıdaki iki tür idrar kaçırma probleminin her ikisinin de özelliklerini taşır.
    4- Taşma tarzında idrar kaçırma: İdrar kesesinde aşırı idrar birikmesi sonucu meydana gelen idrar kaçışıdır. Burada az miktarda idrar kaçışı söz konusudur. Başlıca sebepler; idrar kesesinin çıkış kısmında daralma, genital organ sarkmaları, B12 vitamin eksikliği, bazı nörolojik hastalıklar olarak sayılabilir.
    5- Fonksiyonel idrar kaçırma: Kadındaki zihinsel ve fiziksel fonksiyonların kronik bozukluğu sonucu oluşan idrar kaçırma şeklidir. Diğer nedenlerin ekarte edilmesi ile tanı konulabilir. Ağır bunama ve ağır depresyon başlıca nedenler arasında sayılabilir. Bu tip idrar kaçırmalar hastanın fonksiyonel durumu, eşlik eden hastalıkların tedavisi ve çevresel şartların değişmesi ile tedavi edilebilir veya kısmi olarak iyileşebilir.
    6- Doğumsal problemlere bağlı idrar kaçırma: Doğumsal anomalilere bağlı olarak oluşan idrar kaçırma şeklidir.
    7 -İdrar yolları ile başka organlar arasında sonradan oluşmuş kanallara bağlı idrar kaçırma: Fistül denilen bu kanallar bazı ameliyatlar, zor doğumlar sonucu gelişebilir.
    8- Geçici idrar kaçırma: Alt idrar yollarını etkileyen enfeksiyonlar bu tür idrar kaçırmalara yol açabilir.

    Yukarıda bahsedilen idrar kaçırma tiplerinin herbirisinde tedavi yöntemi farklıdır. Bütün idrar kaçırma durumlarında ameliyat tavsiye edilmez. Bazılarında çeşitli egzersizler, bazılarında ilaçlar, bazılarında da yaşam tarzı değişiklikleri tedavinin temel unsurunu oluşturur. Ameliyatın gerekli olduğu idrar kaçırma olgularında uygulanabilecek çeşitli ameliyat yöntemleri vardır. Son yıllarda uygulanan bazı ameliyat yöntemleri hem kısa süreli, hem hastayı uzun süre yatağa bağlamayan hem de başarı oranları % 85 gibi yüksek oranlardadır.

    YANLIŞ BİLİNENLER
    1-) İdrar kaçırma doğumlara bağlı sarkmalar nedeniyle oluşur.
    YANLIŞ. İdrar kaçırmanın birçok nedeni vardır. Hiç doğum yapmamış kadınlarda da görülebilir.
    2-) İdrar kaçırmanın tedavisi çok zordur. Kadın bununla yaşamasını öğrenmelidir.
    YANLIŞ. Birçok nedene bağlı olarak gelişebilen idrar kaçırma durumlarında önemli olan nedeni ortaya çıkarmaktır. Nedene bağlı tedavinin başarı şansı yüksektir.
    3-) İdrar kaçırma sadece kadının yaşam kalitesini etkiler.
    YANLIŞ. İleri düzeyde idrar kaçırma sadece yaşam kalitesini değil, iş başarısını ve hatta cinsel yaşamını olumsuz etkileyebilir.

  • Prp ile gençleşme

    Prp ile gençleşme

    PRP (PLATELET RİCH PLAZMA)

    PRP Nedir?

    “Platelet rich plasma” platelet (trombosit) yönünden zenginleştirilmiş plazma uygulaması adı verilen yöntemin kısaltılmış adıdır. Bir kişiden alınan az miktardaki kanın (10-20cc) özel bir işlemden geçirilerek bileşenlerine ayrıştırılması ve elde edilen “platelet yönünden zenginleştirilmiş plazmanın” yine aynı kişiye manuel veya “mezoterapi tabancası” denen özel bir cihazla geri verilmesi işlemidir. PRP vücutta enjekte edildiği bölgede iyileştirici ve tamir edici faktörleri salgılayıp dokuların yenilenmesine yardımcı olan bir sistemdir.

    PRP Uygulamasında amaç nedir?

    Plateletler yani trombosit hücreleri, kanın pıhtılaşmasını sağlayan vücudumuzdaki hasarlı damarları ve diğer dokuları onaran büyüme faktörleri içeren hücrelerdir. Dokularımızda herhangi bir hasar olduğunda plateletler aracılığıyla onarım süreci başlar. PRP tedavisi uygulamasında, hedef bölgeye kan dolaşımıyla taşınabilenden çok daha fazla sayıda platelet ve içeriğinde bulunan büyüme faktörlerini ulaştırılabilmektedir.

    PRP İle Cilt Gençleştirme Nasıl Sağlanır?

    Derimizin yaşlanması, aynı yaralanma sürecinde olduğu gibi bazı fiziksel özelliklerini kaybetmesinden kaynaklanır. Bu nedenle cilt gençleştirme amaçlı uygulamalarda, vücudumuzun bir yarayı iyileştirirken yaptıklarını çeşitli yöntemlerle taklit ederiz. Örneğin lazer, peeling gibi yöntemlerle derimize mikro düzeyde hasarlar veririz ve iyileşme sürecini tetikleriz. Bu hasar sonunda büyüme faktörleri salınır ve iyileşme süreci başlar. Dermo kozmetik ürünler de benzer şekilde derimizi yeniden yapılandıran maddelerin ve sentetik olarak elde edilen büyüme faktörlerinin aracılığıyla iyileşme sürecini başlatır.

    Plazma içinde konsantre olarak bulunan plateletler cilde enjekte edildiğinde bunların bünyesinde bulunan büyüme faktörleri, kollajen üretimi ve yeni kılcal damarların oluşmasını uyarmakta ve cildin kendini hızla yenilemesini sağlamaktadır.

    PRP İle Cilt Yenileme Prosedürü Nasıl Uygulanır?

    Platelet açısından zengin plazma elde etmek amacıyla özel bir filtre ve satrifüj kullanılır. Plateletlerin yaklaşık % 97’si ayrışır ve plazma içinde normalin 6 – 10 katı daha fazla konsantrasyona sahip olur.

    P.R.P prosedürü hastadan kan alınması ile başlar. Özel bir filtre ve santrifuj yardımıyla otolog beyaz kan hücreleri içeren platelet açısından zengin plasma hazırlanır. Son olarak platelet açısından zengin otolog beyaz kan hücreleri içeren plazma (PRP) tedavi bölgesinde cilde enjekte edilir. Enjeksiyon bölgelerinde plateletler ve beyaz kan hücreleri sinerjik bir etki ile yoğun şekilde büyüme faktörlerinin serbest kalmasını sağlar. Büyüme faktörleri kolajen ve hyaluronik asit üretimini arttırarak yaraların iyileşmesi, kırışıklık ve akne izleri gibi cilt problemlerinin önemli ölçüde giderilmesini, cildin yenilenmesini sağlar.P.R.P., dolgu enjeksiyonu veya mezoterapi şeklinde uygulanır.

    PRP Uygulaması Ne Kadar Sürer? Yaklaşık 30 dakikalık bir uygulamadır.

    PRP İle Cilt Yenileme Sadece Enjeksiyon İle mi Yapılır? Hayır, maske veye jel olarakta hazırlanması mümkündür.

    PRP İle Cilt Yenileme Hangi Durumlarda Etkilidir?

    – Estetik amaçlı uygulamalarda yüz, boyun, dekolte, eller, bacak içleri, kollar gibi vücut bölgelerine uygulanabilir.

    – Lazer-peeling gibi uygulamalardan hemen sonra, derinin hızla yapılanmasını sağlamak

    – Deride yllarca ultraviole ışınlarına maruz kalmanın sonucunda oluşan kırışıkların düzelmesi, çöküntülerin giderilmesi, esneklik ve parlaklığın kazandırılmasını sağlamak

    – İyileşmesi uzun süren yara, çatlak ve deri niteliğinin zarar gördüğü durumların kontrolünü sağlamak

    – Diabetik ayak dediğimiz şeker hastalığına bağlı bacak yaralarında

    – Yanıklar

    P.R.P Güvenilir Bir Cilt Gençleştirme Yöntemimidir? Hastanın kendisinden alınan kan steril ve kapalı bir kit yardımıyla kullanılır, bu nedenle PRP güvenilir bir uygulamadır.

    PRP nin Etkisi Ne Zaman Görülür? Uygulamadan hemen sonra ciltte sağlıklı bir parlaklık ortaya çıkar. 3 veya 4 uygulamadan sonra kalıcı ve belirgin bir etki görülür.

    PRP İle Cilt Gençleştirme Etkisi Kalıcımıdır? 15 günde bir yapılacak 3 veya 4 uygulamadan sonra 10-12 ayda bir tekrarlanırsa kürlerin etkisi kalıcı bir gençleştirici etkiye eşdeğerdir.

    P.R.P Yönteminin Avantajları Nelerdir?

    Diğer yöntemlerle sağlanan olumlu sonuçlar belli bir süre devam eder, ancak PRP’nin olumlu sonuçları tamamen uygulanan kişiye aittir kaybolmaz.

    – Kişinin kendi kan ürünü kullanıldığı için hiçbir alerji ve kanla bulaşan hastalık riski taşımaz ve ret sendromu yaşanmaz.

    – İyileşme süreci içeriği dolayısıyla çok kısadır.

    . – Dokuları onarır ve yeniler. Yeni kolajen üretimi, yeni damarsal gelişme sağlanır. Büyüme faktörleri ve hücreler arası ortamın yeniden yapılanması ile dokulardaki hasarlar giderilir ve taze dokular oluşturulur.

    – İçerdiği antikorlarla fizyolojik antibiyotiktir.

    – Hormonlar, vitaminler ve diğer tüm besinsel öğeler yönünden zengindir.

    – Uygulanışı kolay ve konforludur.

    Gerekli materyalin sağlanması çok kolaydır.

    PRP İle Cilt Yenileme İşlemi Ağrılımıdır? Hafif bir rahatsızlık hissi dışında ciddi bir acı hissedilmez ancak gerekli görülürse işlem öncesi lokal anastezik etkili kremler uygulanabilir.

    PRP Kimlere Yapılmaz? Platalet sayısı yetersiz hastalar ve kanser hastalarında yapılmaz.

    PRP, Kök Hücre İle Cilt Gençleştirme Tedavisi Anlamına mı Gelir?

    Bazı yazarlarca prp için kök hücre tedavisidir denmekle birlikte esasında farklılıklar vardır. Yani PRP kök hücre tedavisi ile başka bir tedavi şeklidir.

    PRP Saç Dökülme Tedavisi Olarak Kullanılır mı? Evet PRP tedavisi saç dökülme tedavisinde oldukca etkili olup genel olarak 1 hafta içerisinde etki görülmeye başlıyor.

  • VAJİNAL ENFEKSİYONLAR

    VAJİNAL ENFEKSİYONLAR

    Vaginal akıntı kadınların yaşamları boyunca en sık karşılaştığı yakınmalardan birisidir. Kadın doğum polikliniklerindeki hasta başvurularında birinci sırayı oluşturur. Vaginal akıntı yakınmasında genellikle altta bir hastalık söz konusu iken, bazen fizyolojik dediğimiz normal akıntılar da kadınların hekimlere başvurmasına yol açabilir. Yani, her akıntı mutlaka bir hastalığı işaret etmeyebilir. Adet döngüsünün belli dönemlerinde, şeffaf, kokusuz, herhangi bir yakınmaya yol açmayan akıntı doğaldır, bir hastalığa işaret etmez. Bu tür akıntılar hormonların etkisiyle oluşur ve kendiliğinden geçer. Bu tür akıntılar için hekime başvurmaya gerek yoktur.

    Vaginal akıntıda miktar, akıntının öneminde rol oynamaz. Bazen tamamen normal bir akıntının miktarı fazla olup, kişiyi rahatsız edebilir. Vaginal akıntı renkli (sarı, yeşil), kokulu, beyaz peynir parçaları şeklinde ise, yanma, kaşıntı ve cinsel ilişkide rahatsızlığa yol açıyorsa altta bir patojen etken söz konusudur. Eğer akıntı kanlı, et suyu renginde ise akla kadın organları kanserleri gelmelidir.
    Vaginal akıntıda ilk akla gelen etken enfeksiyon oluşturan mikroplardır. Daha az oranda rahim, rahim ağzı ve yumurtalık kanallarının kanserleri akla gelmelidir.

    Akıntının özellikleri (rengi, kokusu ve yoğunluğu) bize hastalığın nedeni hakkında yaklaşık bir bilgi verebilir. Örneğin tricomonas vaginalis enfeksiyonunda yeşil-gri, köpüklü bir akıntı, şiddetli yanma kaşıntı varken, gardnerella vaginalis enfeksiyonunda kötü (bozuk balık kokusu) kokulu ve gri-beyaz renkli bir akıntı vardır. Mantar enfeksiyonlarında ise beyaz peynir parçaları şeklinde bir akıntı, yoğun yanma ve kaşıntı şikayeti vardır. Yumurtalık kanallarının kanserinde et suyu renkli bir akıntı ve alt karın ağrısı, rahim kanserinde ise menopoz sonrası kanama veya adet dışı kanama şeklinde kendini belli eder. Rahim ağzı kanserinde ilişki sonrası kanama veya kanlı akıntı vardır, hastalığın ileri dönemlerinde bu kanlı akıntı kötü kokulu hale döner. Yani akıntıdaki kötü koku mutlaka bir patolojiyi ifade eder.

    Bakteri ve mantarlarla oluşan akıntıların hepsinde kadınla birlikte eş tedavisi gerekmez. Örneğin tricomonas vaginalis enfeksiyonunda eş tedavisi de gerekirken, mantar enfeksiyonlarında genellikle eş tedavisi gerekmez.

    Akıntı ile birlikte kasık ağrısı ve ateş yüksekliğinin olması iç genital organlarda da enfeksiyon şüphesi uyandırır. Bu durum derhal ciddi bir tedavinin başlanmasını gerektiren sağlık sorunudur. Yine kanlı akıntının kötü kokulu olması rahim ağzı kanserini akla getirmelidir. Buradaki kötü koku dokuların harabiyeti nedeniyledir. Kanlı akıntı ile birlikte alt karın ağrısının olması kadın organ kanserlerini akla getirmeli ve derhal uzman doktora başvurulmalıdır.

    Yukarıdaki bilgilerden de anlaşılacağı gibi aslında akıntı birçok hastalığı teşhis etmemizi sağlayan bir belirtidir. Bu nedenle beyaz, şeffaf, kokusuz akıntılar dışındaki bütün akıntılarda derhal bir hekime başvurmalı ve gerekli tedavileri uygulamalıyız.

  • Fraksiyonel lazer ile iz tedavisi ve cilt gençleştirme

    Non-ablatif Cilt Yenileme (Franksiyonel Erbium Glass Lazer)

    Fraksiyonel Non-ablatif Cilt Yenileme Sistemi nasıl çalışır?

    Fraksiyonel Non-ablatif lazer sistemi (Erbium Glass) ışığı mikrosütunlar halinde yayar ve cilt altında koagülasyon (pıhtılaşma) alanları oluşturur. Bu sütunlarda yeni, sağlıklı dokuyu oluşturacak olan doğal iyileşme süreci başlar.

    Hangi bölgelerde çalışabilir?

    Fraksiyonel Non-ablatif cilt yenileme sistemi yüz, boyun, dekolte ve eller gibi birçok vücut bölgesinde güvenle çalışabilir.

    Fraksiyonel Non-ablatif Cilt Yenileme Sistemi’nin diğer cilt yenilememetodları ile ne gibi farkları vardır?

    Epidermis ve dermisin bir kısmını kaldıran CO2 lazer uygulamalarında sonuçlar çok iyi olmasına rağmen birkaç haftaya uzayan kızarıklık ve renk değişikliği sosyal hayatı kısıtlayabilir. Bu yöntemde ise cildin en üst tabakası olan stratum korneum yerinde kalırken epidermis ve dermise uyarılar gönderir, bu da hızlı iyileşme sağlar.

    Fraksiyonel lazerde soruna yönelik olarak 2 başlık kullanılır:

    10 mm başlık: daha küçük bir alan kaplamasına rağmen cildin daha derin katmanlarına inerek derin kırışıklıkların ve akne izlerinin giderilmesinde, yumuşak dokunun sıkılaştırılmasında, gözeneklerin küçültülmesinde, cildin yenilenmesinde etkili olur.

    15 mm başlık: kapladığı daha büyük alanla cildin yüzeyine etki eder. Dolayısıyla asıl etkinliği cildin yüzeyinde oluşmuş lekeler üzerinedir. Güneş ve yaş lekeleri, hamilelikte oluşan lekeler (melazma) gibi pigmentasyon artışının olduğu durumlarda kullanılır.

    Her iki başlıkla da 1 seansta cildin ortalama % 20’si etkilenmektedir. Dolayısıyla önerilen seans sayısı 3 – 5 seanstır. Genelde gözle görülür sonuçlar 3. aydan itibaren kendini göstermeye başlar.

    Tedaviler ağrılı mıdır? Tedaviden sonra neler beklemeliyim?

    Tedavi bölgesinde birkaç saat içinde kaybolan kızarıklık, sıcaklık, ödem ve gerginlik olabilir. Ciltteki pembemsi görünüm çoğu kez 5-7 gün sürebilir. Uygulama sonrasında genellikle işinize ve diğer günlük aktivitelerinize geri dönebilirsiniz. Hızlı iyileşmenin nedeni ısı kolonlarının çevresindeki sağlam doku alanlarıdır. Uygulama yapılanların çoğu ciltteki pozitif değişiklikleri birkaç gün içerisinde fark ederler. 3-4 hafta aralıklarla yapılacak olan bir dizi tedavi istenilen sonuçların görülmesi için yeterlidir. Tedaviyi yapacak olan doktorlarınız size fraksiyonel non-ablatif cilt yenileme teknikleri ve beklenen sonuçları hakkında daha ayrıntılı bilgi verecektir.

    Bu işlem neden sizin için uygundur?

    Eğer cilt renginiz koyu tonlarda (tip3, tip4) ise eğer ekstra bir zaman ihtiyaç duymadan günlük yaşantınıza geri dönmeyi tercih ediyorsanız, bu yöntem daha uygun olacaktır.

    Fraksiyonel Non-ablatif Cilt Yenileme hem iyi sonuçları hem de hızlı iyileşmeyi birarada elde etmemizi sağlar. Mikroskopik ısı kolonları, epidermis ve dermisin derin katmanlarına doğru ulaşırlar.

    Kombinasyon Tedavileri:

    Fraksiyonel Non-ablatif Cilt Yenileme Yöntemi, cilt elastikiyetinin azaldığı durumlarda İnfrared(Titan)veya Odaklı Ultrason(Ulthera) ile birlikte uygulanabilir. Daha derin kırışıklıklarda Fraksiyonel CO2 (ablatif) ile de kombine edilebilir.

    Neler Tedavi Edilebilir:

    Akne İzleri

    Yara İzleri

    Yüz gençleştirme

    İnce kırışıklıkların tedavisi

    Yüzeysel lekelerin yok edilmesi

    Gözenek sıkılaştırma

    Pürüzsüz bir cilt istenen tüm durumlarda kullanılabilir

    Uzm. Dr. Nezih KARACA

  • Hamileyken Çay/Kahve İçmenin Zararı Var Mı?

    Hamileyken Çay/Kahve İçmenin Zararı Var Mı?

    Hamilelik, fazlası ile dikkatli edilmesi ve önem gösterilmesi gereken, önemli bir süreçtir. İnsanın genel ihtiyaçlarından biri olan beslenme alışkanlığı da, bu süreç içerisinde oldukça önem teşkil eden hususlardan birisidir. Hamilelik dönemi içerisinde anne adayının yiyip içeceği gıdalara, bebeğin sağlığı ile gelişiminin düzenli olması amacı ile dikkat etmesi gerekmektedir. Halk arasında, çay ve kahvenin fazlası ile önemli yer tuttuğu bellidir. Anne adayının yiyeceği ve içeceği gıdalar hakkında konuşmak gerektiği zaman, atlanmayacak unsurlardan birisi de çay içimidir.

    İnsanların her dönemde beslenmelerine önem göstermeleri gerekmesi ile beraber, hamilelik süresince anne adayının gerek kendi sağlığı, gerek ise bebeğinin gelişimi ve sağlığı bakımından beslenmesine daha fazla dikkat etmesi gerekmektedir. Az önce de ifade ettiğimiz gibi, toplumumuzda yeri büyük olan çay ve kahve tüketimi, hamilelik dönemi içerisinde önemli problemleri meydana çıkarabilmektedir.

    Hamilelik süresince çay içmek zararlı mı diye sorulacak olursa, vereceğimiz cevap, çay ve kahvede mevcut olan kafeinden ötürü, bu maddelerin gereğinden fazla alınması halinde, anne adayına ve bebeğe önemli zararlar verme riskinin bulunmasıdır.

    Hamilelik dönemi içerisinde çay içmenin en büyük etkenlerinden birisi, bebeğin anne adayının tükettiği kafeinin, büyük oranının plasenta aracılığı ile kendi vücudunda bulundurmasından kaynaklı bebekte gelişim geriliği gibi sorunların meydana gelmesidir. Anne adaylarının, hamilelik dönemi boyunca aldığı kafein içerikli besinlerin 200 mg’dan fazla olmaması gerekmektedir.

    Bu miktardan daha çok tüketilen kafein, bebeğin gelişim döneminde en çok gereksinim duyduğu demir gibi maddelerin kazanımında çeşitli sorunlar meydana gelecektir. Kafein maddesinin en büyük etkenlerinden birisinin vücut ta bulunan demir emilimini önlemesi olduğu göz önüne alınır ise, hamilelik dönemi içerisinde çay ya da kahve alınımına fazlası ile dikkat etmeleri gerekmektedir.

    Hamilelik döneminde, sadece siyah çay tüketilmesi mi zararlıdır?

    Hamilelik boyunca siyah çay tüketimi, çayın yapılması sırasında uygulanan işlemlerden ve içerisinde bulunanlardan dolayı fazlası ile tehlikelidir. Çayın üretim evrelerinden birisi olan soldurma işleminde, çayda bulunan kafein seviyesi daha da fazlalaşmaktadır. Fakat hamilelik dönemi içerisinde yalnızca siyah çay değil, yeşil çay gibi bitkisel içeceklerinde fazla oranda alınması zararlı olabilmektedir.

    Siyah çayın işlenmesi sırasında soldurma olarak bilinen bir işlem yapılır. Bu, siyah çay da kafein oranında önemli bir artışa neden olur. Bitkisel çayların zararlı olmalarında ki en büyük faktör ise; aynı şekilde siyah çayda mevcut olan kafein ve bitkisel çaylarda vücutta ani kasılma ve reflekslere neden olabilecek maddelerdir.

    Bitki çaylarının gereğinden fazla alınması, hamilelik dönemi boyunca yaşanan kasılmaların çoğalması ile düşük ve ölü doğum gibi problemlere sebep olabilecektir. Bitki çaylarının genelinde düşük gibi problemlerin meydana geleceği yanılgısı, toplum arasında fazlası ile yaygın bir düşüncedir. Ancak şu da unutulmamalıdır ki, her şeyin belirli miktarda olanı, vücudun gereksinim duyduğu kadar olanı yararlı iken, gereğinden fazlası sağlığımızı ciddi anlamda riske atabilecek şekildedir.

    Açık Çay İçin

    Hamilelik döneminde sadece açık ve limonlu çay tüketilebilir. Çay ve kahve içme alışkanlığı bulunan anne adayları, muhakkak bu huyundan mümkün oldukça uzak durmalıdır. Ama ben çay içmekten vazgeçemiyorum diyenlerden iseniz, sadece gün içerisinde bir bardak çay ya da bir fincan kahve tüketilmesi tavsiye edilmektedir.

    Anne adayı, dünyaya sağlıklı bir çocuk getirmek istiyorsa, daha çok kafein içerikli içeceklerden mümkün mertebe kaçınmalıdır. Bu gerek bebek, gerek ise kendi sağlığı bakımından oldukça büyük yarar sağlayacaktır. Hatta kafein içerikli gıdaların, hamilelik dönemi içerisinde fazla miktarda alınması halinde, bebeğin beyin gelişimini önemli ölçüde etkileyebilir.

    Normalde günde 300 mg ile sınırlandırılan kafein miktarı hamilelik söz konusu olduğunda 200 mg’a düşer. Çay ve kola içinde de bulunan kafein fazla alındığında bebeğin düşük kiloda doğmasına neden olur. İşte hangi içecekte ne kadar kafein olduğunu gösteren çizelge

    • Bir kupa hazır kahve:100 mg kafein
    • Bir kupa filtre kahve:140 mg kafein
    • Bir orta boy latte veya cappuccino:140 mg kafein
    • Bir kupa çay:75 mg kafein
    • Bir kutu kola:40 mg kafein
    • Orta boy kutu kahveler:250 mg civarı kafein içerir.

    Ancak her markanın farklı tarifi olacağından üreticilere sormak gerekir.