Blog

  • Boyunun estetik analizi

    Boyun uzunluğu çenenin alt kenarı-menton ile suprasternal çıkınıt arasındaki mesafe anlaşılmalıdır. Bu menton-vertex(başın en tepe noktası) arasında ölçülen baş yüksekliğinin yarısı kadar olmalıdır.

    GENÇ BİR BOYUN

    İdeal ve genç bir boyun için 5 kriter tanımlanmıştır. Bu kriterler;

    1. Alt çene kemiğinin köşesinden mentona kadar kenarın keskin ve belirgin olması.

    2. Boyunda hyoid kıkırdağın altında hafif bir içe açılanma göstermesi gerekmektedir. Tam bu nokta boyun-çene(cervicomental) açının hafif altındadır.

    3. Boyunda thyroid kıkırdakta hafif çıkıntı olması.

    4. Sternocleidomastoid kasının ön kenarının sternum mastoid arasında belirgin olması

    5. Cervicomental açının 105 ile 120 derece arasında olması.

    Boyunda estetik sınıflama;

    I; Boyunda deformite halen yok yada hafifi genç bir boyun görünümünde

    II; Sadece deride laksitisite artışı var

    III Bunlara ek olarak yağ birikimi var

    IV; platysma bandları var

    V; Microgenia yada retrognathia var.

    VI; hyoid kemik daha düşük yerleşimlidir.

  • KADINLARDA İDRAR KAÇIRMA

    KADINLARDA İDRAR KAÇIRMA

    İnkontinans istem dışı idrar kaçırılmasıdır. Mesane içi basınç üretra kapanma basıncını aştığı zaman ortaya çıkar.

    İdrarı tutmamızda etkili temel yapılar:
    1- Üretranın (idrar yolu) doğal yapısı ve üretrayı saran sfinkter dediğimiz kas tabakaları. Çizgili kaslardan oluşan sfinkter istemli, çizgisiz kaslardan oluşan sfinkter ise isteğimiz dışında kasılıp gevşeyerek idrar tutma olayında rol alırlar.

    2- Pelvik tabanı oluşturan adaleler ( levator ani adalesi) ve bunları saran fasyaların oluşturduğu destek. Pelvik organlara sağlanan bu destek özellikle karın içi basıncının arttığı durumlarda oluşabilecek idrar kaçırmaların ( stres tipi idrar kaçırma) önlenmesinde etkilidir.

    İdrarı depolama ve periyodik olarak boşaltma olayının kontrolü primer olarak medulla spinaliste sakral yerleşimli spinal refleks işeme merkezinin (parasempatik etkili) kontrolü altındadır.Mesanenin dolmasıyla bu merkeze ulaşan uyarılar sonrası refleks olarak işeme olayı oluşur , ancak bebeklerde böyle gelişen olaylar erişkinde beyin sapındaki işeme merkezinin ve beyinin baskılayıcı uyarıları ile geciktirilebilir ve uygun yer ve zamanda bu baskılayıcı uyarılar kaldırılarak işeme gerçekleşir. Bu nörolojik kontrolde oluşan problemlerde değişik tiplerde idrar kaçırmaya yol açabilir.

    Bayanlarda kontinansı ( idrar tutmayı) sağlayan ana mekanizmalar şöyle özetlenebilir.:

    1-Mesane kompliansı: Mesane kompliansının normal olması demek mesane dolumu sırasında mesane hacmindeki belirgin artışa rağmen mesane içi basıncında hafif bir artış olmasıdır ,böylece mesane belli bir dolgunluğa eriştikten sonra işeme hissi ve ihtiyacı hissedilir .

    2- Etkili üretral sfinkter: Üretra çevresindeki düz ve çizgili sfinkterlerin aktif kontraksiyonu kontinansta önemlidir. Dinlenme anındaki bazal kontraksiyon karın içi basıncın artmasından (öksürme, hapşırma) milisaniyeler önce artarak karıniçi basınca karşı bir güç oluşturur.

    3- Etkili pelvik taban desteği: Pelvik taban adaleleri ve fasyaları artan karın içi basıncına karşı alttan bir hamak gibi anatomik ve pasif bir destek sağlarlar.

    4- Üretra mukozasının esnekliği ve mukoza altındaki dokunun damardan zengin yapısı üretra kapanmasına katkıda bulunur.

    Bayanlarda idrar kaçırma (İK)tipleri sıklık sırasıyla:

    1-Stres tipi idrar kaçırma (STİK): %49

    2- Sıkışma tipi idrar kaçırma (SıTİK): %22

    3–Sıkışma + Stres = karışık tip idrar kaçırma (KTİK): %29

    4-Diğer tipte kaçırmalar (taşma tipi, fistül ve ektopik üretere bağlı olanlar…) %2

    Bu kaçırma tipleri bazı hastalarda birlikte bulunabilirler ve karışık bir durum yaratabilirler. Diğer bir idrar kaçırma tipi ise daha çok yaşlılarda görülen ve üriner sistem dışı nedenlerle oluşan geçici idrar kaçırmadır.Bunun başlıca nedenleri arasında üriner enfeksiyonlar, atrofik vajinit, psikolojik problemler, bazı ilaçlar, aşırı idrar üretimi, hareket kısıtlaması ve kabızlık sayılabilir.

    İdrar kaçırma toplumda görülme oranı yaşla artar, 50 yaşa kadar hafif artma ile %30, 50-70 y arası stabil ve 70 y sonrası tekrar artışla %35-40 lara çıkmaktadır. İdrar kaçırma tiplerinin oranlarıda yaşla değişiklik gösterir .Yaşlılarda karışık ve sıkışma tipi kaçırma daha sık iken genç ve orta yaşta stres tipi kaçırma daha sık görülmektedir.

    İdrar kaçırma olayının risk faktörleri :

    1-Yatkınlık yaratan faktörler .

    2-Jinekolojik ve doğuma bağlı faktörler

    3-Teşvik edici faktörler

    YATKINLIK YARATAN FAKTÖRLER:

    -Irk: STİK beyaz ırkta zenci ve sarı ırka göre daha fazla

     -Ailesel yatkınlık: Anne ve ablasında İK olanlarda STİK ve KTİK riski daha fazla

     -Anatomik anomaliler: Üreter ve üretranın konjenital defektleri veya üriner fistüller.

     – Nörolojik bozukluklar: Konjenital (s.bifida), travmatik, dejeneratif lezyonlar.

    JİNEKOLOJİK VE DOĞUMA BAĞLI FAKTÖRLER:

    -Gebelik: İK sıktır (%8-85) , STİK %28 oranında görülür %16 sında lahusalıkta kaybolur.Gebelikte İK olanlar ilerki yaşamda İK gelişimine yatkındırlar. Ancak gebeliğin kendisimi yoksa doğum olayımı ileri dönem İK da katkıda bulunur tartışmalıdır.

    -Doğum:Vajinal doğum, episyotomi, enstürmental doğum sezeryana göre riski artırır, yüksek doğum ağırlığı yatkınlığı artırır.

    -Doğum sayısı: İK 4 ve daha fazla çocuğu olanlarda çok sık görülmekte.

    -Pelvik cerrahi ve radyoterapi: Etkisi tartışmalıdır.Histerektomi mesane duyarsızlığına yol açabilir ancak İK riskini artırıcı etkisi tartışmalıdır. Radikal pelvik cerrahiler pelvik taban disfonksiyonuna yol açarak katkıda bulunabilirler.Radyoterapi de sinir ve kas harabiyeti ile katkıda bulunabilir ancak İK ile doğrudan bir ilişki gösterilememiş.

    – Pelvik organ sarkmaları:

    Bu durum bazen İK yı maskeleyebilir ve düzeltilmesi sonrası İK ortaya çıkabilir.

    TEŞVİK EDİCİ FAKTÖRLER:

    – Yaş: mesane (kapasite azalması) ve pelvik tabanda oluşan değişiklikler yanısıra yaşlanmayla ortaya çıkan bilişsel bozukluklar , demans veya diabet te rol oynar.

    – Birlikte bulunan diğer hastalıklar: Diabet.,vasküler yetmezlik ,kalp yetmezliği, hareket ve yetenek kısıtlamaları

    – Şişmanlık: özellikle STİK olmak üzere İK prevalansı belirgin olarak yüksektir , STİK 4.2 kat, SıTK 2.2 kat daha fazladır. Aşırı obeslerde kilo kaybı ile STK %61 lerden %12 lere düştüğü gözlenmiş.

    – Karın içi basıncı artıran durumlar:

    -Kabızlık: Rektumdaki gaita kitlesi mesane çıkımını engelleyerek idrar retansiyonuna ve idrar kaçağına ,pelvik tabanı gererek pelvik taban kasılmalarını inhibe ederek STK yolaçabilir.

    -Akciğer hastalıkları ve sigara içme: Kr. bronşit ve anfizem de karın içi basıncı artar ve İK riski artar, sigara içenlerde İK 2-3 misli fazla bulunmuş. Sigaranın öksürüğü ve dolayısıyla karın içi basıncı artırması, akciğer hastalıklarına yol açması, antiöstrojenik etkisi sözkonusudur

    – Mesleki ve sportif aktiviteler: Genç doğum yapmamış atletlerde İK nadir değil ve egzersiz yapanlarda sakin yaşayanlara göre daha fazla. 

    – Üriner enfeksiyonlar: Daha çok geçici İK etkeni olarak düşünülmekle beraber sık geçirilen üriner enfeksiyonların geç dönem STK üzerine etkileri tartışmalıdır.

    – Demans idrar yapmanın bilinçli kontrolü üzerinde negatif etkilidir, fizik problemlerde tuvalete zamanında ulaşmayı engeller.

    -Menapoz: Alt üriner sistem östrojen duyarlı olmakla beraber östrojenin kontinans mekanizmasındaki rolü açık değildir. Menapozun İK da bağımsız risk faktörü olduğunu gösteren kesin bulgu olmadığı gibi İK da östrojen tedavisi tartışmalıdır.

    -Bazı ilaçlar yan etkileri ile direkt veya indirekt kontinansı etkilerler.

    DEĞERLENDİRME:

    -Hikaye

    -Semptomların yoğunluğunun değerlendirilmesi

    -Fizik muayene (FM)

    -Lab. Testler

    -Ürodinamik testler

    -Görüntüleme yöntemleri

    HİKAYE:

    1- Ürolojik hikaye: İK ne sıklıkta , nemiktarda ve hangi durumlarda oluyor. Diğer ürolojik belirtiler; zayıf akım, ıkınma, idrarı kesememe, boşaltamama hissi. perineal rahatsızlık, işeme veya temas sırasında ağrı varmı.

    2-Obstetrik ve jinekolojik hikaye: Gebelikler,doğumlar, menstruasyon, pelvik cerrahiler ve radyoterapi .

    3- Tıbbi hikaye: Kronik öksürük, kabızlık, kalp veya böbrek yetmezliği, endokrin hast., nörolojik problemler varmı.

    4-İlaçlar ve alışkanlıklar: Sedatif, diüretik, antikolinerjik, anksiolitik, alkol, kafein, sigara kullanımı

    SEMPTOMLARIN YOĞUNLUĞUNUN DEĞERLENDİRİLMESİ:

    Bunun için işeme günlüğü ve sıklık-hacim kartlarının hasta tarafından doldurulması gerekir. Bu sayede gündüz gece sıklığı, gündüz gece poliüri ( aşırı idrar miktarı), ortalama işeme hacimleri , idrar kaçırmaların sıklığı, sıkışma durumları, pad kullanımı ortaya çıkarılır.

    FİZİK MUAYENE:

    Genel FM: Boy-kilo(vücut kitle indeksi), karın muayenesi ( nedbe izi, genişlemiş mesane), nörolojik FM özellikle sakral segmentlere yönelik.

    Perineal ve genital muayene: idrar temasına bağlı kızarıklık tahriş, stres testi (ıkındırılarak veya öksürtülerek), ekstra üretral kaçakların ve pelvik organ sarkmalarının değerlendirilmesi, vajinal ve rektal muayene ile pelvik taban adalelerinin değerlendirilmesi.

    LABORATUVAR TESTLERİ:

    Standart lab. testleri:

    -idrar tahlili: üriner enf., diabet

    -standart biyokimyasal testler

    ÜRODİNAMİK ÇALIŞMALAR: Aşağıda sayılan üç çalışma ile saptanabilecek durumlara göz atarsak:

    1-Akım hızı çalışması:

    -Alt üriner sistem semptomları (zorlanma,ıkınma,zayıf akım)

    -Op. Sonrası boşaltım sorunu

    2-Sistometri (dolum ve işeme fazı):

    -Detrüsor ( mesane adalesi) aşırı aktivitesi (overactivity)

    -Detrüsor aşırı aktivite inkontinansı

    -Ürodinamik stress inkontinansı

    -Detrüsor yetersiz aktivitesi(underactivity)

    -Mesane çıkım obstrüksüyonu

    3- Üretral basınç değerlendirilmesi:

    -Kaçırma anı basıncı (Leak Point Pressure).

    Bu durumları ürodinami ile saptayabilmekle beraber genellikle konservatif ve tıbbi tedavi düşünülüyorsaki bir çok kez hikaye ve FM bulguları bunlar için yeterli bilgi verebilir, ürodinami yapmak gereksizdir.

    Ancak şu durumlarda ürodinamik tetkikler gereklidir:

    -Nöropatik mesane olasılığı

    – İşeme güçlüğü (mesane çıkım tıkanıklığı olasılığı)

    -Hikaye ve semptom uyumsuzluğu

    -Cerrahi tedavi öncesi( detrüsor aşırı veya yetersiz aktivitesi, çıkım tıkanıklığı ve ağrılı mesane ekartasyonu)

    -Konservatif ,farmakolojik ve cerrahi tedavi başarısızlıklarında.

    GÖRÜNTÜLEME TEKNİKLERİ:

    Üst üriner sistem görüntülemesi nörojenik idrar kaçırmalar dışında gerekli değildir.

    Görüntüleme endikasyonları:

    -Nörojen İK. ,renal hasar riski

    -Kronik retansiyonlu İK.(Taşma tipi idrar kaçırma)

    -Üst üriner sistem anomalilerine bağlı ekstra üretral İK. Şüphesi.

    İDRAR KAÇIRMA TEDAVİLERİ:

    Sıkışma tipi idrar kaçırmada:

    1- Mesane eğitimi ve egzersizler

    2-Ağızdan alınan mesane gevşetici ilaçlar.

    3-Mesane içi uygulanan ilaçlar (botox vb.)

    Stress Tipi idrar kaçırmada:

    1-Hafif tiplerinde pelvik taban egzersizleri

    2-orta ve ileri dercede ise üretraya uygulanan askı ameliyatları.

  • Kulağın estetik analizi

    Yüz estetik uygulamalarında en fazla unutulan göz ardı edilen ancak bir o kadarda önemli bir estetik yapı kulaklarımız.

    Kulaklarımızda anatomik tanımlanmış helix, antihelix, tragus, antitragus, tragus noch ve lobule olmalıdır ve harmoni içerisinde yerleşmelidir.

    Helix(H) ile Lobule(L) arasında çizilen (Hl) çizgisi değeri kulak uzunluğunu göstermektedir. Erkeklerde kulak uzunluğu 6.5% kadınlardan daha fazladır.

    Tragustan(T) Frankfort horizontal line paralel çizilen çizginin(Th) değeri kulak genişliğini gösterir.

    Hl / Th değer oranları 2 yada daha küçük olmalıdır.

    Tragus notch(Tn) ile Lobule arasındaki çizgi değeri kulak lobulünün uzunluğunu verir. (aTL)

    aTL uzunluğunun tam ortasından Frankfort horizontal line paralel çizilen çizginin(Lob Çizgisi) lobule içerisinde kalan değeri ise lobule genişliğini vermektedir.

    Lobule den Frankfort horizontal line bir dik açı çizildiğinde Bu çizgi ile HL çizgisi arasında kalan açı kulak aks açısı olarak adlandırılır ve değeri 20 derece olmalıdır.

    Yüzün profil değerlendirmesinde Dış kulak yolu gözün dış köşesi ile burun tabanı arasında olmalıdır.

    Kulak memesinin göz dış kenarına olan uzaklığı erkeklerde kadınlardan 4.6% daha uzundur.
    Kulak-baş açısı yaklaşık olarak 20 – 30 derece olmalıdır.

    Yaşlanma sürecinde kulakta lobul-kulak memesi yapısı yaşla değişmekte ve kulak memesi yüksekliği her iki cinsiyette artarken kulak memesi genişliği kadınlarda belirgin olarak azalmaktadır.

  • Gebelik

    Gebelik

    Hamilelik kadınlara bahşedilmiş en büyük ayrıcalıktır. Bu ayrıcalıklı ve özel zamanların sağlıklı ve sorunsuz tamamlanması için mutlaka hekim kontrolünde olmak gerekmektedir …

    Gebe kalmaya karar verdiyseniz eğer , öncesinde bir takım tetkiklerin yapılması gerekmektedir, bunda amaç tedavi edilebilir ve öncesinde tedbir alınabilecek bilinen veya bilinmeyen tüm hastalıkların tespit edilmesidir, Zira gebeliğin bağışıklık sistemini düşürücü etkisi vardır ve gebelik öncesi hafif yada farkedilmeyen hastalıklar gebelikte alevlenebilir,yine bu sebeblerden gebelik öncesi bir dişhekimi muayenesi de yapılması gerekir. Gebelikten 3 ay öncesinde 400 mg/gün folik asit te tüm dünyanın kabul ettiği bebeğin santral sinir sisteminin gelişimi için gerekli olan vitamin dozudur. 

    Gebelik takibi gebeden gebeye değişmektedir,öncelik gebeliğin tespitidir,adet gecikmesinden yaklaşık 2 hafta sonra bebeğiniz ve kalp atışı uterus (rahim) içerisinde tespit edilebilir , tespit edilememesi durumunda dış gebelik veyahut sağlıksız bir gebelik olabileceği gözönünde bulundurulmalıdır ,sağlıklı bir gebeliğiniz var ise bebeği etkileyebilecek bir hastalığınızın olup olmadığının tespiti için yine bir takım tetkikler gerekecektir. 

    Herşey yolunda ise aylık rutin kontroller yeterli olacaktır. Dogum yaklaştıkça (34. Hafta sonrası) görüşme sıklıkları 2 haftaya kadar düşecektir. 

    Tüm bu süreçte yapılması gerekenler ; 

    11-14 . Haftalar arası ense kalınlığı ölçümü ile ikili tarama testi ; halk arasında zeka testi diye isimlendirilen tarama testlerinden en güveniliri.. Bu testin bir nedenle yapılamaması veya hastanın istemesi durumunda 3 lü tarama testi 4 lü tarama testi yapılabilir. 

    18-22. Haftalar arasında bebeğin gelişiminin ayrıntılı değerlendirilmesi için Fetal Anomali Taraması (ayrıntılı ultrason) 

    24-28. Haftalar arasında 50 gr glikoz tarama testi ( şeker taraması) 

    34-42. Haftalar arasında Fetal iyilik halinin değerlendirilmesi için AFI (bebeğin suyu) ölçülmesi ve NST ( non stres test) takipleri 

  • Yüzün estetik analizinde kullanılan açılar

    Yüzün estetik analizinde bazı açı ölçümleri kullanılmaktadır. Bunlar

    a;Nasofacial açı, b;Nasomental açı, c;Mentocervical açı, d;Submental-neck açı

    Nasomental açı=b

    Ortalama 128 derecedir. 120-132 derece arasında değişmektedir.

    Mentocervical açı=c

    Ortalama 85 derdecedir. 80 – 95 derece arasında değişmektedir.

    Nasofacial açı=a

    Normalde 36 derecedir. 30-40 derece arasında değişmektedir.

    Submental–Neck Angle=d

    Erkeklerde 126 kadınlarda 121 derecedir.

    Burun-Üst Dudak açısı(Nasolabial Açı)

    Columella ve üst dudaktan teğet geçen çizgiler arasında kalan açıdır. Bu erkek ve kadınlarda 102 derecedir. Bu açı + ve – 8 derece değişebilmektedir. Artmış açı, kalkık bir buruna veya geriye eğilimli dudaklara bağlı olabilir. Bu açı büyümekte olan 7-17 yaşları arasındaki bireylerde göreceli olarak sabittir.

    Bu açının değerlendirilmesinde sayısal ölçüm değeri yeterli değildir. Bı açı değerlendirilirken yatay çizgi ile açı 2 ye ayrılmaktadır. Bu açının değeri ile birlikte açıyı ne yönde böldüğü de önemlidir.

    Bu açı kırmızı yatay çizgi ile ikiye bölündüğünde a ve b açıları ortaya çıkmaktadır. a açısı columellaya b açısı üst dudağa aittir.

    Bu örnekte nasolabial açı 103 normal sınırda ancak açı yatay bölündüğünde columella kısmı 0 diğer üst dudak kısmı 103 derecedir.

    Dudak-submental katlantı-çene açısı

    Alt dudak, submental katlantı, çene plan açısı 90-110 derecedir. Bunun genişlemesi retrognatia yani geride yerleşimli çene gelişimi anlamına gelmektedir

    Facial-Yüz Açısı

    Bu açı, hasta profilinde ölçülür ve yüzün ana sınıflamasını belirlemektedir. Alında kaş ğrtası en önde olan nokta-Glabella, burun süt dudak birleşme noktası-Subnasale ve çenenin en önde yumuşak doku noktası-Pogonion noktalarının birleşimiyle oluşur. İdeal açı aralığı 168.7±4.1’dir. Bu açı normal büyüme gösteren bireylerde sabit kalır. Bu durum Subnasale’in burnun büyümesiyle birlikte öne doğru hareketi ile yine büyüme sonucu Pogonion’un ileri doğru hareket etmesi sonucu gerçekleşir.

    Yüzün profilden tanımlanmış başka açılarıda vardır. Bunlar;

    Nasal açı=a tragus – nasion ve tragus-burun ucu arasındaki açıdır.

    Maxillary açı=b tragus-burun ucu ve tragus- üst dudak arasındaki açııdır.

    Mandibular açı=c tragus – üst dudak ile tragus-pogonion arasındaki açıdır.

    a; nasal açı 23.3 derecedir.b; maxillar açı 14.1 derecedir. c; mandibular açı 17.1 derecedir.

    Daha az kullanılan açılar;

    Facial açı; nasion ile pogonionu birleştiren hattın tam ortası ile tragusu birleştiren hattın açısıdır.102.5 derecedir.

    Maxillofacial açı; nasion ile üst dudak hattının tam ortasını tragus ile irleştiren hattın arasındaki açıdır. 5.9 dercedir.

  • Menopoz

    Menopoz

    Menopoz kadınlarda adet kanamalarının kesilmesidir ve dolayısıyla üreminin sona ermesi dönemidir. Kadınlarda görülen, çoğunlukla 40 yaş ve sonrası, neredeyse 55 yaşına kadar geçen süre içinde görülen adet kesilmesi dönemidir. Önceleri adet kanaları düzensizleşir, daha sonra tamamen kesilir. Menopoz, yumurtalıkların görevlerini yerine getirememeye başlaması yüzünden ortaya çıkar. Yumurtalıkların doğal ömrü yaklaşık 35 yıldır ve çalışamaz hale gelmeleri yaşlanmanın doğal bir sonucudur. Çoğu kadında menopoz 45-50 yaşları arası başlamaktadır. Batı toplumlarından elde edilen verilere göre ortalama menopoz yaşı 51,5 olup son 100 yıl içinde değişmemiştir. Menopozun 40 yaşından önce olmasına prematür menopoz 45 yaşından önce olmasına ise erken menopoz adı verilir. Özellikle annenin menopoz yaşı ile kız çocuğun menopoz yaşı arasında yakın bir ilişki vardır. Annesi erken menopoza giren kadınlarda erken menopoz riski daha fazladır. Doğum yapmış olan kadınlarda yapmamış olanlara ve doğum kontrol hapı kullanmış kadınlarda kullanmamış olanlara oranla menopoz daha geç olur. Günde 10 veya daha fazla sigara içen kadınlarda menopoz yaşı 1,5 yıl erkene çekilmektedir. Cerrahi müdahale sonucunda yumurtalıklardan birinin kaybı, endometriosis, ve kanser için verilen kemoterapi ve radyoterapi menopozun daha erken gelmesine neden olan etkenlerdendir.

    MENOPOZUN BELİRTİLERİ VE BERABERİNDE GETİRDİĞİ SORUNLAR

    Kanamalarda düzensizlik ve adet kesilmesi: Menopozun temel belirtisi adetlerin kesilmesidir. Özellikle 45 yaşın üzerindeki bir kadında 6 aydan daha uzun süre adet olamama genellikle menopoza işaret eder. Adet kesilmesine eşlik eden ateş ter basmaları ve vajinal kuruluk tanıyı güçlendirir. Bu dönemde kadın fizyolojisinde ve psikolojisinde görülen ve meydana gelen bazı değişiklikler kadının hayatını kötü etkileyerek, birçok hastalığın oluşmasına neden olabilir. Menopoz esnasında fiziksel, zihinsel ve cinsel değişiklikler olduğu doğrudur. Bu durum yaşam kalitesinin ve mutlu bir psikolojinin oluşmasını engeller. Yumurtalıklardaki hormon üretimi yaş ilerledikçe veya menopoz dönemi yaklaştıkça azalır. Bu da adet kanamalarında düzensizliğe neden olur. Bu hormon üretiminin azalmasıyla vücuttaki ısıyla ilgili alanlar etkilenir ve terleme, ateş basması gibi durumlara sebep olur. Menopozun erken dönemlerinde adetsiz geçen dönemleri takiben bazen kanamlar görülebilir. Bu tür kanamalar endometrial hiperplazi adı verilen ve rahim iç tabakasının fazla kalınlaşması ile seyreden bir hastalığın belirtisi olabileceğinden dikkatli bir şekilde irdelenmelidir.

    Ateş ve ter basmaları:

    Bu yakınmalar menopoza giren kadınların %70’inde görülür. Kadınların %35’inde ise günlük yaşamı olumsuz etkileyebilecek kadar sıktır. Nedeni tam olarak belli değildir. Özellikle vücudun üst kısmında ve kafada başlayan ani bir sıcaklık hissini şiddetli bir terleme takip eder. Geceleri daha sık görülebilir ve uykunun bölünmesine neden olur.

    Ürogenital atrofi:

    Östrojen adı verilen kadınlık hormonun menopozla beraber tamamen ortadan kalkması ile vajende kuruluk ve vajen içini döşeyen hücre tabakasında incelme olur. Bunun doğal sonucu olarak da cinsel birleşme daha ağrılıdır. Bazen tahrişe bağlı kanama görülebilir. Vajen hücre tabakasının incelmesi ile beraber mikroplara karşı olan direnç de azalır ve tekrarlayan vajinitler sıkça görülebilir.

    Osteoporoz:

    Menopoza giren kadınlarda en önemli problemlerden biridir. Ülkemizde gerçek yaygınlığı ve ciddiyeti hakkında yeterli ve güvenilir veri yoktur. Osteoporoz postmenopozal (menopoz sonrasında kadınlarda görülen hızlı kemik kaybı) ve senil (yaşlılıkta ortaya çıkan ve her iki cinsi de tutan) olarak ikiye ayrılır. Osteoporoz için bazı risk faktörleri tanımlanmıştır. Erken veya yumurtalıklarının ameliyat ile alınması sonrasında menopoza giren kadınlarda, kalsiyumdan zengin süt ve süt ürünlerinden yetersiz beslenen kadınlarda, güneş ışığına az maruz kalan özellikle yatalak ve bakım evlerindeki kadınlarda, sigara içenlerde, ailesinde osteoporoz ve buna bağlı kırık öyküsü olanlarda, ince vücut yapısına ve açık renkli tene sahip olanlarda, ve menopoz sonrasında östrojen tedavisi almayan kadınlarda osteoporoz görülme olasılığı artmaktadır.

    Ruhsal değişiklikler:

    Bugün menopozun kadın bedenini dramatik şekilde etkilediğini, kadında fiziksel ve emosyonel dengenin bozulmasına yol açtığını biliyoruz. Menopoz döneminde, fizyolojik değişimlerin yanında birçok kadın psikolojik ve sosyal değişimler de yaşar.

    Bu dönemde görülen psikolojik ve mental değişiklikleri 4 ana gruba ayırabiliriz:

    1- Kognitif (Bilişsel)

    2- Duygu durum değişiklikleri

    3- Depresyon

    4- Alzheimer hastalığı

    MENOPOZDA Kİ KADINLARDA YAPILMASI GEREKEN İNCELEMELER

    Dikkatli bir kişisel öykü ve muayene şarttır. Etraflı bir aile öyküsü alınmalı ve özellikle hormon tedavisinin verilmesi için sakınca oluşturacak durumlar belirlenmelidir. Laboratuar tetkikleri arasında yapılması gerekenler aşağıda sıralanmıştır:

    PAP Smear testi ve rahim iç tabakasının değerlendirilmesi:

    Menopoza kadar düzenli yapılan smear testlerinden hiçbir zaman anormallik saptanmamış olan kadınlarda PAP testinin arası 3 yıla çıkarılabilir.

    • Ultrason ile yumurtalıkları ve rahim iç tabakasının değerlendirilmesi
    • Tam kan sayımı
    • Lipid profili (total kolesterol, HDL ve LDL kolesterol, trigliseridler)
    • Karaciğer fonksiyon testleri (ALT, AST)
    • Kardiyak risk belirteçleri (CRP, homosistein)

    TSH: Kadınlarda sessiz hipotirodi çok sık görülür ve bu nedenle yıllık taramaların içine katılması önerilmektedir.

    Mamografi:

    40–60 yaş arasında her yıl yapılması önerilmektedir. Ultrason mamografinin yerine geçmez. Ultrason ile mamografide şüphelenilen lezyonların solid yani katı veya kistik yani sıvı dolu olduğunun ayırıcı tanısında kullanılır. Yoğun meme dokusuna sahip kadınlarda mamografiden elde edilecek olan bilgi daha azdır. Östrojen tedavisi de meme yoğunluğunu artırarak mamografinin yorumlanmasını zorlaştırır. Daha önceden meme protezi taktırmış olan kadınlarda mamografi oldukça güvenilmez olup meme MRI ile incelenmelidir.

    Kemik yoğunluk ölçümü:

    Özellikle risk faktörleri taşıyan ve hormon almak istemeyen kadınlarda önemlidir. Risk faktörü taşımayan ve zaten hormon verilmesi kararlaştırılmış olan kadınlarda verilecek olan kararları etkilemeyeceğinden yapılması gereksizdir.

    Genetik Risk Profilinin Çıkarılması:

    Özellikle son yıllarda giderek önem kazanmaya başlamıştır. Henüz maliyeti yüksek olduğundan herkese uygulanması söz konusu değildir. Menopozda olabilecek sorunlar için riskli genetik yapının belirlenmesi ve verilecek ilaçlardan fayda veya zarar görecek olan kadınların saptanması için kullanılmaktadır. Menopozda Hormon Tedavisi-Seçenekler ve verilme yolları

    Menopoz döneminde hormon tedavisi çeşitli şekillerde çeşitli yollardan verilebilir.

    Hormon Tedavilerinin Çeşitleri

    Tek başına östrojen (E) kullanımı :

    Rahmi alınmış olan kadınlarda tercih edilen hormon verilme şeklidir. Genellikle kesintisiz olarak ağızdan (oral) veya cilt (transdermal) yolla verilir.

    Östrojen ile beraber Progesteron (P) kullanımı :

    Rahmi olan kadınlarda rahim iç tabakasının (endometrium) aşırı kalınlaşması ve kanser riski nedeniyle östrojenle beraber progesteron da verilmelidir. Menopoza yeni girmiş veya perimenopozal diye tabir edilen menopoz öncesi dönemde olan kadınlarda E+P tedavisi kesintili (siklik) olarak uygulanır. Menopozun üzerinden 1 yıldan fazla geçmiş ise kesintisiz (continuous) verilebilir. Progesteron ağız yolu ile, vajinal yoldan veya içinde progesteron içeren rahim içi araçları kullanılarak rahim içine lokal olarak da verilebilir.

    Tek başına veya östrojen tedavisine androjen eklenmesi :

    Menopozla beraber cinsel istekteki azalmadan yumurtalıklardan salgılanan erkeklik hormonlarının kaybı sorumlu tutulmuştur. Bu nedenle androjen verilmesi gündeme gelmiştir. Östrojen ile beraber androjen alan kadınlarda cinsel istekte ve cinsel fantezilerde artma saptanmıştır. Doz ayarlamasının çok dikkatli yapılması gerekmektedir. Eğer yüksek doz verilirse tüylenme ve cilt bozuklukları yapabilir.

    Hormonlara benzer etki gösteren maddeler (Tibolon) :

    Tibolon hem östrojen, hem progesteron, hem de androjen reseptörlerine bağlanarak etki eden bir nonsteroidal maddedir. Kesintisiz olarak kullanılır ve östrojenin pek çok yan etkisini göstermez. Kanama yapmaz. Östrojen ile olasılığı artan meme kanseri riski tibolon ile daha azdır.

    Bitkisel östrojenler (Fitoöstrojenler) :

    Black cohosh veya isoflavin adı verilen maddeleri içerirler. Vücutta zayıf östrojenik etki gösterirler. Yapılan çalışmalarda menopozun ateş ter basmaları ve vajinal kuruluk gibi akut belirtilerinde gerileme oluşturdukları gösterilmiş olsa da her çalışma aynı sonuçları vermemiştir. Genellikle östrojen tedavisi almak istemeyen veya bu tedavinin verilmesinin sakıncalı olduğu durumlarda kullanılır. Menopozun uzun vadeli yan etkileri üzerindeki yarar veya zararları tam olarak belli değildir.

    Hormon Tedavisinin Verilme Yolları 

    Hormon tedavisi ağızdan, cilt yolu ile, burun yolu ile, vajinal yoldan veya rahim içine lokal olarak verilebilir. Östrojen hormonu genellikle ağızdan veya cilde yapıştırılan flasterler ile verilir. Her iki yoldan verildiğinde de benzer etkiler gösterir. Kolesterolü yüksek olan kadınlarda ağızdan, trigliseridleri yüksek olanlarda ise cilt yolu ile verilmesi tercih edilir. Cilt yolu ile verildiğinde karaciğerden ilk geçiş etkisi göstermediğinden doğrudan kana karışır ve hedef dokulara ulaşır. Östrojenin cilt yolu ile verilmesi sonucunda mide barsak yakınmaları daha az görülür ve kan seviyeleri daha sabittir. Östrojenin hedef dokuları vajen, dış genital organlar, rahim iç tabakası (endometrium), meme, merkezi sinir sistemi ve damar çeperleridir. Vajinal kuruluk gibi yerel yakınmaları ön planda olan kadınlarda östrojen jel veya vajinal kapsüller şeklinde vajinal yoldan verilmelidir. Diğer yakınmaları belirgin olmayan kadınlarda sistemik tedavinin endikasyonu yoktur. 

    Hormon olmayan tedavi seçenekleri : 

    • Antidepresan ilaçlar ( SSRI, SNRI ) 
    • Bazı antihipertansif ilaçlar 

    Menopoz yakınmaları için antidepresanların kullanımı hormon tedavisi alamayan ya da almak istemeyen hastalarda bir seçenek olarak karşımıza çıkmaktadır. Yapılan çalışmalarda bu ilaçların plasebodan daha etkili oldukları ancak etkilerinin östrojene göre daha zayıf olduğu gösterilmiştir. 

    Menopoz kadın yaşamının önemli bir bölümünü kapsayan doğal bir süreçtir. Bu dönemin sorunsuz yaşanmasında ilk basamak kişinin kendi yaşamında yeni düzenlemelere gitmesidir. Bu amaçla yeni hobiler edinmek, fiziksel aktivitenin arttırılması, hayvansal yağların azaltılması, bitkisel besinlere ağırlık verilmesi önerilir. Her gün yapılacak 30 dakikalık bir yürüyüş ateş basmalarının sıklığı ve şiddetini azaltırken kemiklerin de güçlenmesini sağlar. Kemik kaybına karşı önlem olarak kalsiyumdan zengin gıda alınmalıdır. Çay, kahve, alkol ve baharatlar ateş basmalarını tetiklediğinden önerilmez.

  • Yüz estetik değerlendirmesinde fabergé egg analizi

    Fabergé egg ile yüz estetiğine yaklaşım;

    Fabergé yumurtaları genellikle kaz yumurtası büyüklüğündedir ve özelliği mine ve değerli mücevherler ile işlenmiş olmaları ve her bir yumurtanın içinden bir sürpriz çıkması özellikleridir. Dünyaca ünlü Fabergé aslında Fransız olan ve Rusya’ya göç etmiş bir ailenin başlattığı bir kuyumcu atölyesidir. Atölye St. Petersburg’da 1842 senesinde Gustav Faberge tarafından başlatılmıştır, fakat bugün dünya müzelerinin ve koleksiyonerlerinin peşinde koştukları sanat eserlerini oğul Carl Faberge geliştirmiştir. Carl Faberge Rus Çarı Alexander’nın eşi için her yıl paskalyada özel mücevherler ile süslenmiş ve içinde özel hediyelerin olduğu yumurtalar hazırlamıştır. Çar için hazırlandığı için ‘‘Emperyal yumurtalar’ olarakta tanımlanmıştır. 53 adet yapılmış ancak bu paha biçilemeyen sanat eserlerinden ancak 49 tanesi günümüzde bilinmektedir. Br diğer Fabergé yumurtası İngiliz Kraliyet ailesi için hazırlanmıştır. Yarı kıymetli kayalardan hayvan figürleri olarak oyulmuş bazıları kaya kristelinfen yapılmış vazolar şaklinde yumurtalardır.

    Bu kusursuz eserlerden yola çıkarak yüz analizleri yapılmaktadır.

    Güzel bir yüze bakıldığında gözümüz yüzün yükseklikleri ve ritmik kıvrımları arasında yumurta şeklinde 7 adet Fabergé egg denilen yağ dokusu ve bunların volümleri, açıları ve pozisyonlarına bakmaktadır.

    Bunlar;

    1. Kaş dış kısmında bulunan Fabergé egg; bunun pozisyonu, volümü ve açısı

    2. Göz Fabergé egg; bunun pozisyonu, volümü ve açısı

    3. Yanaklarda Fabergé egg; bunun pozisyonu, volümü ve açısı

    4. Üst dudak Fabergé egg; bunun pozisyonu, volümü ve açısı

    5. Alt dudak Fabergé egg ; bunun pozisyonu, volümü ve açısı

    6. Alt çene kemiği köşesinde Fabergé egg; bunun pozisyonu, volümü ve açısı

    7. Çene Fabergé egg; bunun pozisyonu, volümü ve açısı

  • TÜP BEBEK TEDAVİ ÖNCESİ BESLENME

    TÜP BEBEK TEDAVİ ÖNCESİ BESLENME

    TÜP BEBEK TEDAVİ ÖNCESİ BESLENME

    Genel sağlıklı beslenme ilkeleri dışında Tüp Bebek Tedavisi öncesi ve tedavi sürecinde uyulması gereken çok özel farklı bir beslenme yöntemi yoktur. Unutulmaması gereken tüp bebek tedavisine başlayan her kadının bir anne adayı olmasıdır. Dolayısıyla gebelik sürecinizin sorunsuz geçmesi için doğru beslenme kurallarına uyulması en önemli  unsurlardan biridir. Yapılması gereken aslında normal yaşantınızda da yapmanız gereken doğru beslenmenizdir.

    Sigara ve alkol kullanmamanız, aşırı kilodan kaçınmanız, protein ve mineral açısından zengin beslenmeniz, bol miktarda su içmeniz ve düzenli uyku ve yürüyüş yapmanız yaşantınızın her döneminde olduğu gibi tedaviniz öncesi ve döneminde de önerilir.

    TÜP BEBEK TEDAVİSİNDE KULLANILAN VİTAMİNLER

    Tüp Bebek tedavisinde planlanan her gebelikte olduğu gibi folik asit desteği dışında multivitamin kullanımının başarıyı artırdığına dair bir kanıt yoktur. Ancak gerekli görüldüğünde destekleyici bir tedavi olarak uygulanabilir.

     

  • Marquardt yüz maskesi ile yüz esetiğinin değerlendirilmesi

    Ağız ve Çene Cerrahi uzmanı Dr. Stephen R. Marquardt tarafından geliştirilmiş yüz estetik değerlendirme sistemi bulunmaktadır. Bu sistemde yüzde estetik noktalar, açılar ve hat ile ilgili değerlendirmeler yapılmaz. Daha önce hazırlanmış ırklara göre belirlenmiş şablonlar-maskeler bulunmaktadır. Bunlar hastanın ön ve yan fotoğrafları ile karşılatırılmaktadır.

    Marquardt estetik maskelerinde Altın oran kullanılmıştır(1:1.618). Marquardt altın orana sahip iki 5 köşeli-pentagonu birleştirerek 10 köşeli altın orana sahip bir yapı elde etmiştir. Buna Gold Decagon Matrix denilmektedir.

    Bunun içerisine 42 adet Phi [1.618] sayısı ile orantılı decagon çizilmiştir. Böylece iç içe geçen decagonlardan oluşna bir kompleks elde edilmektedir.

    Bu kompleks üzerine insan yüzü yerletirldiğinde ve bazı çzigiler ve dış hastlar silindiğinde Phi mask Yüz maskesi elde edilmektedir. Bu maskedeki tüm alt şekiller ve açılar ve oranlar tamamen Phi ile ilşkilidir.

    Bu maskelerin kadın ve erkek formları ve farklı etnik kökenler içinde varyasyonları bulunmaktadır.

    Bu maskler ön ve yan profil resimleri üzerine bilgisayal fotoğraf programları ile yerleştirilmekte. Yüzün bu maske ile uyumuna ve eğer uzumsuzluklar var ise nasıl bir yöntem izleneceğine karar verilmektedir.

  • Adet Döngüsü

    Adet Döngüsü

    Adet döngüsü, üç faz halinde incelenebilir;
     

    1. Folliküler faz: Adet kanamasının ilk günü ile başlar. Beynin altında bulunan hipofiz bezinden salgılanan ve yumurtalıklarda follikül (içerisinde sıvı, yumurta hücresi ve yumurtayı çevreleyen hücreleri içeren yapı) gelişimini uyaran FSH (follikül stimüle edici hormon) etkisiyle folliküllerde büyüme meydana gelir. Bir süre sonra salgılanan FSH seviyesi bir miktar düşer, bu sayede bir grup halinde büyümekte olan folliküllerden yalnızca bir tanesi öne çıkar ve o ay ki olgun yumurtayı oluşturur. Diğer folliküller dejenere olarak bir daha kullanılmamak üzere yok olurlar. Gelişen bu follikül, yumurta oluşturması yanında içerdiği diğer hücreler sayesinde bu dönemde östrojen adlı hormonunda üretilmesini sağlar. Bu hormon rahim iç zarının kalınlaşması, rahim ağzında şeffaf sıvı akıntısının oluşması gibi gebelik oluşmasında önemli birçok basamakta görev alır.

    2. Yumurtlama fazı: Kısa bir zaman aralığıdır. Artan östrojen hormonuna dramatik bir yanıt olarak, hızla LH (luteinize edici) hormon düzeyleri yükselir. Bu LH yükselişi yumurtanın son olgunluk bölünmesini tamamlamasını ve follikülden yumurtanın atılmasını sağlar. Bu olay genellikle takip edecek adet kanamasından 14 gün önce meydana gelir.

    3. Luteal faz: Yumurtlama ile başlar. Yumurtanın atıldığı follikül,östrojenle birlikte progesteron hormonunu da üretmek için değişimler gösterir ve sarı cisimi (korpus luteum) oluşturur. Bu hormon çok önemlidir çünkü rahim içi zarını döllenmiş yumurtanın tutunmasına uygun hale dönüştürür. Eğer gebelik oluşup, buradan hormon üretimi başlayıp, sarı cisim uyarılmazsa oluşumundan 12 – 1

    4 gün sonra fonksiyonu son bulur. Dolayısıyla progesteron hormon seviyeleri düşer, rahim içi zarı dökülür ve kanama ile dışarı atılır.