Blog

  • Yaşlanma ve gelişen estetik problemler bölüm 1

    Yaşlanma ve gelişen estetik problemler Bölüm 1

    Alında yatay çizgilenme ve derin kırışıklıklar

    Alında yatay kırışıklıklar genellikle 2-3 tanedir. Tüm alın boyunca yerleşirler yada alın ortasında kaybolup diğer tarafta devam edebilmektedir. Alında bulunan ve kaşların yukarı kaldırılmasını sağlayan alın-frontal kasa bağlı olarak gelişmektedir. Derin kırışıklıklar bunların altındaki frontal kas fiberlerinden kaynaklanmaktadır.

    Resimde 1 ile gösterilen çizgiler alın yatay çizgileridir.

    Kaş arasında gelişen ince çizgilenme ve derin kırışıklıklar

    Kaş arası kırışıklıklar yatay ve dikey kaş arası kırışıklıkları olarak 2 ye ayrılmaktadır.

    Dikey olanlar tam kaş arasında yer almaktadır ve her bir kaşa yakın yerleşmektedir. Sıklıkla 1 tanedir ancak 2 tanede olabilmektedir. Bu kırışıklıklar kaşların çatılmasını ağlayan corrugator kasa bağlı olarak gelişmektedir.

    Yatay olanı ise 1 tanedir ve burun kökünde yerleşmektedir. Kaşların iç kısımlarının aşağı hareketini sağlayan Procerus kasına bağlı olarak gelişmektedir.

    Resimde 2 dikey 3 yatay çizgileri göstermektedir.

    Şakaklarda çökme(Temporal Depresyon)

    Yüzde yaşlanma ile birlikte bazı anatomik alanlarda volumetrik azalma olmaktadır. Buna iskeletleşme denilmektedir. Bazı alanlarda ise destek dokusu artmakta yada yer değiştirmektedir. Buda iskelet yapısını örtmekte hatta mimikleri maskelemektedir. Şakaklarda-temporal alanda volüm azalması bu alanın çökmesine alttaki iskelet yapının daha belirgin olmasına neden olmaktadır.

    Kaşların düşmesi(Eyebrow Pitosis)

    Alında Frontal kasın kasılı durması kaşların düşüklüğünün engellemektedir. Kaşın yukarı desteği ile üst göz kapaklarıda desteklemektedir. Kaşların düşüklüğü kaşların alında normal anatomik yerlerinin değişimine neden olmaktadır. Ayrıca kaşlar düştüğünde üst göz kapaklarının daha belirgin torbalanmasına neden olmaktadır. Ancak bazen üst göz kapağı alanında yetersiz ışık ulaşımı ile koyu gölge kaş düşmesi izlenimi vermektedir.

    Üst göz kapağı katlantı çizgisi normalde göz dış açısında sonlanmaktadır. Bunun dışarıya doğru uzanmasına “” denilmektedir ve kaş düşmesini göstermektedir. Kaş dış kenarından parmakla yukarı gerildiğinde bunların hepsi düzelmektedir.

    Gözler ve göz kapaklarının yaşlanma süreci belirtileri

    Göz çevresi anatomik kusurları göz altı kemik yapısının yetersizliği, göz üstü dış kısmındaki kemiklerin fazla gelişimi, alın kemiklerinin fazla gelişmesi ve daha öne çıkıntılı olmaları gibi. Bunlar göz çevresi yaşlanma belirtilerini daha fazla göstermektedir.

    Göz çevresi yaşlanma değerlendirilmesinde 3 özelliğe bakılmaktadır.

    Dermatochalasis; Üst göz kapağında normalden fazla derinin varlığıdır. Orta yaşlılarda gözlenir. Fazla deri gözler kapalı iken ölçülebilir. Blepharochalosis dermatochalosisden farklıdır. Bu göz kapaklarında epizotik ödem ve eritemdir. Genç kadınlarda gözlenir ve erken yaşta göz kapaklarında gevşeklik ve kırışıklığa neden olmaktadır.

    Göz kapakları derisinin elastikiyeti; Göz kapağı aşağı çekildiğinde hızla eski haline gelmelidir. Buna Snap testi denilmektedir. Göz çevresi derinin elastikiyetini göstermektedir. Alt göz kapağı aşağı çekildiğinde göz kapağı ile gözün irisinin alt kenarı-limbus arasında 7 m kadar açıklık oluşmalıdır. Buna ”Distraction test” denilmektedir

    3. Göz çevresi yağ dokusunun alt ve üstte fıtıklaşması; Bunun için göz kapalı iken göz küresi üzerine basınç uygulanır. Eğer üst ve alt göz kapaklarında bu basınç ile şişmeler gözlenir ise bu yağ dokusunun fıtıklaşmasına buda göz torbalanmalarına ait olabilir.

    Bu Festoons (cheek bags, malar bags)denilen yanak torbalanması ile karıştırılmamalıdır.Bu göz altlarında olmaktadır ve göz çevresi kasların zayıflaması ile yağ dokusunun alt göz kapaklarının daha altında yanaklara doğru fıtıklaşması yani torbalanması ile ortaya çıkmaktadır.

  • MENOPOZ

    MENOPOZ

    Kız çocukları daha anne karnında 20 haftalıkken her yumurtalığında yaklaşık 2-3 milyon yumurta vardır. Sahip olunan en yüksek yumurta sayısı bu dönemdedir. Doğduğunda her yumurtalıkta 1 milyona, ergenlik döneminde ise yaklaşık 300 bine düşmektedir. Kadın 40 yaşına geldiğinde yumurta sayısı yaklaşık 10 bine düşer. Üreme çağı boyunca her ay yumurtalardan bir kısmı yok olur ve sadece bir tanesi olgunlaşır ve yumurtlanır. Her kadından farklı olabilmesine rağmen yaygın olan 13-48 yaş arası olan üreme çağı boyunca 400 – 500 arası yumurta ile gebelik potansiyeli olabilir. 40 yaşından sonra yumurtalar hızla kaybolur. Yumurtaların tükenmesiyle hormon üretilmemeye ve adet görülmemeye başlanır. Yani menapoz yaşanır.

    Değişebilmesiyle birlikte yaklaşık 48 yaş civarı menapoz yaşıdır. Genetik faktörler, sigara kullanımı, obesite (şişmanlık) ve çevresel etkenler menapoz yaşı için etken faktörler arasındadır. Menapoz yaşı yumurtalık içindeki yumurta hücre sayısına göre belirlenmektedir. Klinik olarak menapoz tanısı koyulabilir. Ancak kesin teşhis, beyinden salgılanan FSH, LH ve yumurtalıklardan salgılanan E2 hormonlarının kanda düzeyleri ile koyulabilmektedir.

    Hasta adet gördüğü halde kanda o yaş grubu için FSH düzeyi yüksekse “Gizli Yumurtalık Yetmezliği” görülmektedir. Yumurtalıkta “Follikül” adı verilen ve yumurta üretim rezervini gösteren yapıların sayısının azaldığı ultrason ile tespit edilebilmektedir. Bu durum bazı kadınlarda interfilite (kısırlık) nedeni olabilir.

    Menapoz fizyolojik bir oluşumdur ve her kadının yaşayacağı bir süreçtir. Kadının yaşam kalitesini belirgin oranda azaltır. Bu dönemde östrojen hormonu azalır. Ateş basmaları, terlemeler, hatırlama güçlükleri, konsantrasyon bozuklukları, depresyon ve cinsel istek kaybı, kemik yoğunluğunda azalma ve kemik ağrıları, meme dokusu kaybı, ciltte incelme, vaginada kuruluk, cinsel ilişkide ağrı ve yanma, sık idrara çıkma ve tuvalete zor yetişme, adet düzensizlikleri ve nadiren aniden adet kesilmesi menapozun önemli belirtilerindendir.

    Menapoz dönemi bir hastalık değildir. Gerekli tedbirlerle yan etkiler azaltılarak bu dönem sağlıklı geçirilebilir. Yaşam tarzında değişiklikler ve düzenli egzersiz yapmak menapoz dönemini kolay geçirmek için yardımcı olacak etkenlerdir. Bu döneme yaklaşıldığında mutlaka bir Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanına giderek bu dönemin getirebileceği yan etkileri azaltma çabası içinde olunmalıdır. Rahim ve yumurtalık kanseri, kalp hastalıkları riski için taramalar, meme filmi çekilmesi, kemik mineral yoğunluğu ölçümü yapılması önerilmektedir. Bu aşamalarda uzmanın önerebileceği ilaçlar dikkate alınmalıdır.

    Sıradışı yaşanan menapozlarda olabilir. Mesela 40 yaşından önce menapoz görmek “Erken Menapoz” grubuna girmektedir. Bu yaşta normal menapoz yaşına kadar olan döneme geçişte hekimden yardım almak yerinde olabilir. Bir diğer menapoz grubu ise “Cerrahi Menapoz”dur. Çeşitli nedenlerle ameliyat ile yumurtalıkların alınması durumudur.

    Menapoz sonrası vaginal bir kanamayla karşılaşılırsa mutlaka hekime başvurulmalıdır. Bunun bir çok ve hayati önem taşıyan nedeni olabilir.

  • Yaşlanma ve estetik analizi bölüm 1

    Yaşlanma ve estetik analizi Bölüm 1

    Tüm canlılarda olduğu vücudumuzla birlikte derimizin yaşlanması ve buna bağlı ortaya çıkan değişimler kaçınılmazdır.

    Seçilme ve beğenilme içgüdüsü, iş ve sosyal hayatta başarı ve çekiciliği güzellik ve genç görünümün belirlediği yönünde artan sosyal algı ile birleştiğinde kusursuz ve genç görünme isteği de artmaktadır.

    Günümüzde tıp ve teknoloji alanında gelişmelere rağmen yaşlanmanın durdurulması mümkün değil gibi gözükmektedir. Ancak hızla artan çeşitliliği ile anti-aging protokolleri, lazer, medikal estetik ve cerrahi uygulamalar ile cilt yaşlanma sorunlarına hasta beklentilerine dönük mükemmel sonuçlar sağlanabilmektedir.

    Derimizi biyolojik ve sosyal deri olarak 2 ye ayırarak derinin yaşlanma sürecini, estetik problemleri ve hasta beklentilerini daha iyi değerlendirebiliriz.

    Biyolojik derimiz; hücreler, bağ dokusu gibi biyolojik tüm yapısal özellikleri ile zaman ve çevresel faktörlerden olumsuz etkilenmekte ve sürekli değişim içerisindedir. Biyolojik derimizde yaşlanma ile birlikte kırışıklık ve sarkmaların ortaya çıkmasında olduğu gibi değişimler çoğunlukla fizyolojik süreçte ortaya çıkmaktadır. Bunlarda estetik isteklerin dışında tıbbi bir müdahaleye gerek yoktur. Ancak yaşlanma ve dış faktörler biyolojik deride patolojik süreçleri de başlatmaktadır. Güneş kökenli deri yaşlanması ile gelişen “Aktinik keratozis” zamanla kansere dönüşebilmektedir. Kişi bunlardan estetik olarak rahatsız olmamakla birlikte bunlara tıbbi müdahaleler ve takipler gerekmektedir.

    Sosyal derimiz bizi biz yapan ırksal ve kişisel özelliklerimiz ile farklılıklar göstermektedir. Kişisel algılarımıza, zamana ve kültürel yapıya göre değişebilmekle birlikte vücudun güzellik ve çekicilik gibi estetik algımızı belirleyen en geniş organımızdır. Sosyal derinin yaşlanma ve problem algı süreci doğrudan biyolojik deriden etkilenmektedir. Ancak bazı belirleyici kriterler kişiye, sosyal algıya ve kültüre göre değişebilmektedir. Biyolojik yaşlanma sürecinde 50 yaşında bir erkek hastanın alın ortası kırışıklıklarını doğal olarak kabul etmesi hatta bunlardan hoşlanmasına karşın iş hayatının artan rekabet koşulları nedeni ile bunlardan kurtulmak için istemeden de olsa alnına botox uygulaması istemesi gibi.

    Derinin tüm katmanlarını etkileyen yaşlanma belirtileri içsel ve dışsal faktörlerle ortaya çıkmaktadır.

    İçsel faktörlerin başında genetik yapımız gelmektedir. Her bireyin yaşlanma sürecini genetik yapısı belirler.(yaşlandıkça anne ve babamıza benzememiz gibi) Yer çekimi, mimik ve yüz ifademiz sırasında kullandığımız yüz kaslarının neden olduğu kırışıklıklar, uyku sırasında ortaya çıkan kırışıklıklar, hormonsal değişimler ve genel sağlık problemleri diğer içsel nedenler arasındadır.

    Dışsal faktörler ise güneş ve yapay ışık kaynakları, sigara, hava kirliliği, rüzgar ve soğuk hava, kimyasal maddelerin cildimizle teması olarak özetlenebilir.

    İçsel yaşlanma ile ortaya çıkan değişimler;

    Deriyi oluşturan korneosit adını verdiğimiz hücrelerin birbiri arasındaki ilişkinin bozulması

    Derinin en üst tabakası olan epidermiste incelme, epidermis ile derinin alt tabakası olan dermis arasındaki ilişkinin bozulması ile deride kolay hasarlanmanın olması

    Doku onarılması başta olmak üzere deride bir çok görevi olan fibroblastların azalması

    Deri destek dokularından kollajen ve elastinin kalitatif ve kantitatif olumsuz değişimleri ve buna bağlı olarak deride sarkma ve kırışıklıkların gelişmesi.

    Deri altında yağ dokusu, kaslar ve hatta kemik dokusunun yer yer azalması. Buna bağlı olarak örneğin yüzde şakak ve elmacık kemiklerinde belirginleşme ve yüzün iskeletizasyonu.

    Yağ dokusunun istenmeyen alanlarda birikimi; örneğin çene altında ve gıdıda yağ dokusu birikimi

    Deride yağ yapımını sağlayan sebase bezlerin ve ter bezlerinin fonksiyonlarının azalması; deride kuruluğa neden olmakta.

    Deride kıl köklerinde azalma ancak vellus olarak tanımlanan ayva tüylerinde burun gibi alanlarda artış

    Saç, sakal ve vücut kıllarında grileşme

    Trınaklarda zayıflama ile incelme

    Deride yağ yapımını sağlayan sebase bezlerin yüzün belli alanlarında; yanaklar, burun üstü ve çene gibi büyümesi ve kabalaşması

    Dışsal yaşlanma ile ortaya çıkan değişimler;

    Deride kuruluk

    Çillenme ve lekelerin gelişimi(güneş lekeleri, seboreik keratozis gibi)

    Ciltte bölgesel renk azalma alanlarının gelişimi

    Elastozis gelişimi ile deride daha kaba kırışıklıkların gelişimi

    Kılcal damar yapısında artış

    Küçük toplar damar genişlemeleri ile “venöz lake” oluşumu

    Deride damar destek dokuların azalması ile deri altı kanamaların gelişimi

    Deride yağ yapımını sağlayan sebaseous bezlerin belli alanlarda büyümesi, kanallarının genişleyerek tıkanması ile siyah noktaların gelişim

    Deride yüzeyel kan akımının azalması ve elastozis ile derinin soluk, mat ve cansız görünmesi

    Deri yaşlanma sürecinde bağ destek dokusunda değişimler yaşanmaktadır. Bunlar;

    Dermis alt tabaklarında elastinin değişimi ile kalın bir materyal birimektedir. Kabalaşan elastin bağlarının yerini daha büyük kitlesel yapılar almaktadır. Buna elastozis denimektedir.

    Kollajende azalma ve dejenerasyon gelişmektedir.

    Dermiste üst katmanlarda hyaluronik asit azalırken dermis alt katmalanalarda hyaluronik asit bu kaba elastin bağları arasında artmakta buda su tutulumu ile derinin daha sert, yapay durmasına neden olmaktadır.

    Deride elastozis Fitzpatrick tarafından sınıflandırılmıştır.

    Tip 1 hafif elastozis; deride hafif yapısal değişiklikler ve hafif çizgilenmeler

    Tip 2 orta elastozis; deride belirgin kabarık sarımısı renkte döküntüler var.

    Tip 3 şiddetli elastozis; çok sayıda sarımsı kabarık yapılar mevcut. Deri soluk ve sarımsı görünmekte, deri üzerinde eşkenar dörtgenler oluşturan baklava şeklinde kırışıklıklar oluşmaktadır.

    Yaşlanma ile yüzde yumuşak dokuların kantitatif değerlendirilmesi; yaşlanma ile yüz destek dokuların volume azalmakta, yüzey genişlemekte, destek dokular yer çekimi etkisi ile yer değiştirmektedir. Yüzde deri destek dokuların azalması; deride dermisin, deri altı kasların, ve yağ dokusunun azalması ile gerçekleşmektedir. Bu azalma doku volüm azalmasına neden olmaktadır. Deri yüzeyinin genişlemesi ile özellikle göz, yanaklar ve boyunda torbalanmalar, sarkmaların gelişmesine neden olmaktadır. Bazen göz yaşı bezi yada tükrük bezlerinin buna eşlik etmesi ile bunlar daha görünür hale gelebilmektedir. Yüzün özelikle yandan açılı değerlendirmesinde bazı konveks yapılar silinmekte yanaklar ve göz altlarında düzleşmeler oluşmaktadır.

    Yaşlanma ile deri kalitesi iç ve dış faktörlerden etkilenmektedir. İç faktörler genler ile belirlenir ve değiştirilemez. Dış faktörler ise güneş, sigara içimi, alkol kullanımı, kötü beslenme gibi faktörlerdir. Bunlardan korunulabilir.

    Derinin kalitatif özellikleri deri rengi, yapısı, tonusu, elastikiyeti, pigmentasyon özellikleri şeklindedir.

    Yumuşak dokuların dinamiklerinin değerlendirilmesi; yumuşak doku dinamiği ile aslında yüz kaslarını tanımlamaktayız. Yüz kasları yüz dinamik çizgilenmelerinin hatta yüzde katlantıların ortaya çıkmasından sorumludur.

    Yüzde yumuşak dokuların desteklerinin değerlendirilmesi; yüz kemikleri, dişler ve burunda olduğu gibi kıkıdaklar yumuşak dokunun desteklerdir. Bunların şekilleri ve volümleri destekledikleri yumuşak dokuların yaşlanma sürecine katılması ile kişinin ilerde nasıl yaşlanacağını etkilemektedir. Yaşlanma süreci bu ana yapılardaki değişimlere bağlıdır.

    Birçok diş-çene kemikleri ve yüz kemikleri problemleri (yüz orta kemiklerinin yetersiz gelişimi, alt çene kemiği gelişim problemleri süt ve alr dişlerin açılanma problemleri vb) genç hastalarda yaşlı görünümü vermektedir.

    Genç yada orta yaşlı kişilerde yaşlı görünüm bir yada birden fazla faktöre bağlı olarak gelişebilmektedir. Örneğin üst dudağın zamanla uzaması, sahip olduğu destek dokusunun yapısal uzunluğuna, üst çenenin kemik yapısına, üst dişlerin yapısına bağlı olarak etkilenmektedir. Örneğin aşağıdaki hastada üst çenenin kısa olması nedeni ile üst dudağın deri bölümü normalden uzun görünmektedir. Profilde üst dudak içe doğru kıvrılmıştır. Bu nedenle üst dudağın vermilion hatta silinmiştir. Profilde E çizgisi ile değerlendirildiğinde üst dudak çok geride kalmakta hatta çene çok önde görünmektedir. Gülme sırasında hastanın ön üst dişlerinin ve üst diş etlerinin görünürlüğü azalmıştır. Bu hastaya yaşına göre daha yaşlamış bir ifade vermektedir.

    Genç bir yüz ile yaşlı birisinin yüzü karşılaştırıldığında aşağıdaki değişimlerin bir yada bir çoğunu görebiliriz.

    Yüz yaşlandıkça daha uzamaya ve daralmaya başlamaktadır.Üçgen görünümü tersine dönmektedir.

    Yüzün estetik bölülerinin bazıları kaybolmakta bazı bölüleri fazla belirgin hale gelmektedr.

    Profilde yüzdeki eğimler silimekte düzleşmektedir.

    Yüzde yeni eğimler ortaya çıkmaktadır.

    Profilde bazı anatomik yapılar uzamaktadır.

    Yüzde yaşlanma ve belirtilerin değerlendirilmesinde kullanılabilecek basit bir değerlendirme yöntemi

    Yaşlanma ile deride ;

    İnce çizgiler

    Deride dokunmakla kabalaşmalar

    Bunların derecesine göre bir skorlama yapılmakta ve buna göre tedavilere karar verilmektedir.

    Derin kırışıklıklar gelişmektedir.

    Yüz bölgesini aşağıdaki gibi bölümlere ayırılması ve bu şekilde değerlendirme daha basit olmaktadır.

    Gözlerden geçen hattın üzerindeki alan “Yüz üst bölümü” olarak tanımlanmaktadır.

    Dudakların birleşme çizgisi üzerindeki hat ile gözler arasındaki alana “Yüz orta bölümü” olarak tanımlanmaktadır.

    Dudakların birleşme çizgisi ile çene çizgisi arasındaki alan “Yüz altbölümü” olarak tanımlanmaktadır.

    Bunun altında kalan alan “Boyun üst bölümü” olarak tanımlanmaktadır.

    Değerlendirmeler bu alanlarda ve sağ ve sol olarak yapılmaktadır.

  • AİLE PLANLAMASI ( DOĞUM KONTROLÜ)

    AİLE PLANLAMASI ( DOĞUM KONTROLÜ)

    Çeşitli doğum kontrol yöntemleri vardır. Doğum kontrolü “Aile Planlaması” anlamını da taşır. Çiftlerin istedikleri zamanda istedikleri sayıda çocuk sahibi olabilmeleri için kullanılır. Aynı zamanda istenilmeyen olumsuzlukları da giderir. Örn. kadınlardaki kansızlık; gebelik ve doğuma bağlı ölüm riski; kadınlarda iltihabi pelvik hastalıklar ve buna bağlı kısırlık; erken yaş gebelikleri ve buna bağlı risk; sağlıksız zayıf bebek doğurma riski; bebek ölümleri azalır. Ayrıca; eğitim ve bunun beraberinde çiftlerde mutlu ve güvenli ilişki artar.

    Doğum kontrol yöntemleri; kişilerin yaşına, daha önce doğum yapıp yapmadığına, adet düzenine, cinsel yaşantılara göre seçilerek çiftler tarafından karar verilmelidir. Bilinçsiz doğum kontrollerinin olumsuz tarafları olduğu gibi başarısız sonuçları da olabilir.

    Değişik doğum kontrollerinden kısaca şu şekilde bahsedilebilir:
     

    Doğal Yöntemler

    1. Takvim Yöntemi : Amerikan Ulusal Çevre Sağlığı Bilimleri Enstitüsü’nün araştırmalarına göre, kadınların adet sikluslarının 10-17 gün arasında gebe kalma riskinin çok yüksek olduğu ortaya çıkmıştır. 25-35 yaş arasındaki kadınlar için geçerli olan bu araştırma, ergenlik ve menapozdaki kadınlarda adetten bir gün öncesinde bile gebe kalma riski oldugu görülmüştür. Buna rağmen; adeti düzenli olsa da takvim yöntemi gebelikten korunmak için riskli bir yöntem olup etkisizdir.
    2. Emzirme : Süt salgılanması yani laktasyon, belirlenemeyen bir süre ile yumurtalık fonksiyonlarını durdurur. Emzirmenin sıklığı ve kalitesi yumurtlamanın süresini etkiler. Doğum yapmadığı halde göğüslerinden süt gelen kadınların bazılarında da yumurtlama olmamakta ve hatta adet görmemektedirler. Bazen süt veren kadınlar 2 yıla kadar adet görmeyip, yumurtlama yapmamalarına rağmen genelde doğumdan sonraki 1-2 ay içinde yumurtlama başlar ve gebelik riski artar. Ek gıdalara başlandığı zaman emzirme sıklığı azalacağından gebelik riski hemen başlar. Emzirmeyen kadınlar ise hemen gebe kalabilirler. Bu dönemde doğum kontrol yöntemlerine başlamak gerekir. Ancak; doğum kontrol hapları sütün kalitesini ve miktarını olumsuz yönde etkileyeceğinden bunlardan uzak durulmalı ve diğer yöntemlere başvurulmalıdır.
    3. Geri Çekme : En yaygın kullanılan bir yöntemdir. Ancak; çoğu zaman başarısızdır. Kesinlikle çocuk istenmeyen durumlarda bu yönteme başvurmak son derece risklidir.

    Doğum Kontrol Hapları

    Güvenliği yüksek olan bir yöntemdir. Kullanılacak hapın çeşidi kişi ile jinekoloğu arasında verilecek bir karardır. Düzenli kullanıldığında %97.96 başarılıdır. Pratik koruyuculuk oranı %97 dir. Riski %01 den azdır. Bu oranlara bakıldığında tercih edilecek güvenli bir yöntem olduğu ortaya çıkar. Çocuk yapmaya karar verene kadar ara vermeden kullanılabilecek bir yöntemdir. Ancak; hap yutmayı sevmeyenler ve dalgın olup bu ilacı almayı unutanlar için pek uygun bir yöntem değildir. Hap alması unutulduğu zamanlarda telafisi olmakla beraber, korunmak gerekebilir. Detaylar jinekolog ile görüşülmelidir.

    Doğum kontrol hapları şu durumlarda kesinlikle kullanılmamalıdır :
     

    • Bilinen ya da şüphe edilen gebelik olduğunda;
    • Damar iltihabi olan trambofilebit görüldüğünde ya da daha önce bu tür hastalık geçirmiş kişilerde;
    • Tramboembolik bozukluk ya da serebrovasküler hastalık varlığı ya da daha önceden geçirilmiş olma riski taşıdığında;
    • Koroner arter hastalığı ya da iskemik kalp hastalığı öyküsü olduğunda;
    • Belirgin karaciğer bozukluğu (hepatit problemi olanlar da bu gruba dahildir.) olduğunda;
    • Bilinen ya da şüphe edilen meme kanseri;
    • Tanısı konmamış anormal kanamalar;
    • 35 yaş üzeri sigara içenler;

    Aşağıdaki durumlarda ise, klinik değerlendirme sonrasında hastanın onayı ile dikkatli şekilde kullanılmalıdır :
     

    • Migren;
    • Yüksek tansiyon;
    • Miyomlar;
    • Gebeliğe bağlı şeker hastalığı;
    • Şeker hastalığı;
    • Epilepsi (Sara);
    • Gebelikte görülen tıkanma sarılığı;
    • Orak hücreli anemi;
    • Safra kesesi hastalığı ya da sarılık ile birlikte seyreden hastalıklar;
    • Kan lipide değerlerinin yüksekliği;
    • Büyük cerrahi girişim geçirecek olanlarda veya ameliyat sonrası damar tıkanıklığı geçirme riski olanlarda her türlü doğum kontrol hapı kullanılmamalıdır. Genelde, doğum kontrol hapları kanın pıhtılaşma mekanizmasını etkilediğinden ameliyattan 4 hafta önce bırakılması uygun olur.

    Emzirmeyen ya da düzensiz emziren anneler doğumdan sonra 6. haftadan itibaren düşük doz hap kullanabilirler. Haplar sütün miktarını ve kalitesini düşürdüğünden emziren annelerde 3. aydan önce kullanılması tavsiye edilmez.

    Aşağıdaki durumlarda doğum kontrol hapları kesilmelidir :
     

    • Uzun süren başağrısı;
    • Başağrısı ile birlikte görülen bas dönmesi, bulantı, kusma;
    • Bulanık görme;
    • Ani görme kayıpları, geçici körlük;
    • Tek taraflı ve kesilmeyen başağrısı;
    • Tedaviye yanıt vermeyen başağrisi;
    • Bacaklarda kızarıklık ve ağrı;
    • İnme ya da felç;
    • Şiddetli karın ağrısı;
    • Şiddetli göğüs ağrısı ve nefes almada güçlük;
    • Kan basıncında yükseklik;

    Burada konu edilmeyen diğer durumlar jinekolog ile görüşülmelidir.

  • Yüz estetik analizinde anatomi

    Yüzün Estetik Olarak Değerlendirilmesinde Anatomik Noktalar ve Estetik Anatomik Alanlar

    Çekici bir yüz algısı yüz özelliklerinin denge ve uyumundan etkilenir. Bu nedenle yüzün mevcut uyumunun değiştirilmsi ve yeni bir yüz yaratmak, farklı bir estetik algıya neden olabilir. Yüzde iskelet kemik yapı, kaslar ve yumuşak doku analizi bir araç olarak, her zaman yüz estetik ve tedavi hedeflerini belirlemek için kullanılır olmuştur.

    Yumuşak doku analizi öncelikle klinik muayeneler ama dolaylı ölçümleri aracılığıyla yapılmaktadır.

    Bu amaçla yüz özellikleri radyografik ve fotoğraf görüntüleri üzerinde analiz edilir. Sefalometri ve fotogrametri olarak sayısal ölçümler yapılarak antropometrik yöntemler kullanılmaktadır. Böylece yüzün denge ve estetik oranları değerlendirilmektedir. Ancak bu değerlendirmeler yüz yumuşak dokuları değerlendirmek için en iyi yöntem değildir. Hastanın bu değerlendirme sırasında radyasyona maruz kalması ile ilgili kaygılara ek olarak yüzün yumuşak doku yapıları sadece yüzün yan profilinde ölçümler yapabilir. Bu olumsuzlular ile sadece rontgen olmaksızın fotoğraflar ile ölçümler yapılmaya başlandı.

    Son zamanlarda çeşitli çalışmalar farklı toplumlarda yumuşak doku ölçümlerinin normal değerlere ilişkin verileri yayınlanmıştır.

    Günümüzde yüzün yumuşak doku ölçümleri bilgisayar yazılım ürünleri ile popülerlik kazanmıştır.

    Hasta değerlendirmesinde yüzün makyajsız olması gerekmektedir. Günümüzde fotoğraf ölçümleri yapılmaktadır.

    Yüzün Estetik Olarak Değerlendirilmesinde Anatomik noktalar estetik anatomik alanlar

    Yüzün anatomik estetik noktalar ve bunların belirlenmesi;

    Trichion ( Tri ) ,saç çizgisi sınırın da alının orta noktası; Saçların dökülmesi ve saç ön çizgisinin gerilemesi nedeni ile Trichionun belirlenmesinde saç başlangıç noktasından daha çok frontal kasın hafif üst kısmı orijin alınmalıdır.

    Glabella ( G ) ,alında kaş ortasının en ön nokta

    Nasion ( N ) burun kökünde bulunan orta nokta

    Pronasal (PRN); burun ucunun en ön noktası

    Midnasal (Mn); PRN ile N arasındaki burun dış çevresi üzerinde orta nokta

    Columella(Cm); burun deliklerini ayıran columellanın profiled en aşağı ve ön noktası

    Subnasal ( Sn ) ,üst dudağın kolumela ile birleştiği nokta.

    Üst dudak ( Ls ) ,üst dudağın mukokutanöz sınırı

    Üst Stomion ( Sts ); üst dudağın alt dudakla birleşmesinde en aşağı nokta

    Alt Stomion ( Sti ) ,alt dudağın üst dudakla birleşmesinde en üst noktası

    Alt dudak ( Li ) alt dudağın mukokutanöz sınırı

    Supramental ( Sm ); alt dudak atından çeneye uzanan konkavitenin en derin noktası

    Pogonion ( Pg ) ,çenenin ön noktası ,

    Menton ( Me ) ,çene alt kenarının en alt noktası

    Servikal ( C ) ,boyun ve çene hatlarını birleştiren nokta

    Tragus ( Trg ) kulaktaki tragusun en arka noktası

    TH; yatay yer düzelemine tam paralel çizgi tragustan geçmekte

    TV; dikey çizgi nasiondan geçmektedir.

    Ort; TH ve TV nin kesişim noktası.

    Yüz ve Boyunun anatomik alanları

    1. Alın bölgesi-Forehead
    2. Şakak alanı-Temporal
    3. Elmacık kemiği – Zygomatic arch
    4. Yanak alanı – Malar
    5. Göz ve çevresi alanı – Orbital
    6. Göz altı alanı – Infraorbital
    7. Burun alanı – Nasal
    8. Kulak – External ear
    9. Parotis bezi, Masseter çiğneme kası alanı – Parotid-masseteric
    10. Yanak alanı – Buccal
    11. Ağız alanı – Oral
    12. Çene alanı – Chin
    13. Alt çene kenarı alanı – Mandibular border
    14. Alt çene köşe alanı – Mandibular
    15. Hyoid kıkırdak üstü alanı – Suprahyoid
    16. Al çene kenar altı alanı – Submandibular
    17. Carotid boyun damarının yer aldığı üçgen alan – Carotid triangle
    18. Alt çene köşesi arkasında kalan alan – Retromandibular fossa
    19. Boyun ön kısmı – Median cervical

    Yüzde bu anatomik alanlar daha iyi değerlendirilmek için bazı alt alanlara bölünmüştür. Altta resimde bunlar gösterilmektedir.

    1- Alın bölgesi;1a alının orta bölümü, alının yan bölümü, 1c kaş bölümü
    2. Göz ve göz kapakları alanı; 3a alt göz kapağı alanı, 3b üst göz kapağı alanı, 3c göz dış köşesi alanı, 3d göz iç köşesi alanı
    4- Yanak alanı; 4a yanak orta alanı, 4b zygomatik alan, 4c yanak alanı, 4d buccal alan
    5- Üst dudal alanı; 5a philtrum, 5b üst dudak yan alanı, 5c vermilion alanı
    6- Alt dudak alanı; 6a alt dudak merkez alanı, 6b vermilion alanı

    Bu alt ünitler sadece yüz değerlendirme önemli değildir. Ayrıca bu alanların derinin kalınlık, renk, yapı ve altındaki destek dokuları açısından farklılıkları da bulunmaktadır. Yüzde estetik uygulamalarda bu alanlar dikkate alınarak uygulamalar yapılmalıdır. Ayrıca bu alanların geçiş sınırları da önemlidir. Cerrahi uygulamalar yada estetik girişimlerde bu sınırlarda yara iyileşmesi sonrası iz kalma riski daha yüksektir.

    Yüzde ayrıca deri gerginlik çizgileri bulunmaktadır. Bunlar deri elastikiyet açılarının değişim çizgileridir. Cerrahi işlemler bunlara paralel yapılmalıdır.

  • KISIRLIK

    KISIRLIK

    Doğurganlık çağındaki bir çiftin herhangibir doğum kontrol yöntemi kullanmadan, en az bir yıl düzenli cinsel ilişkiye girmesine rağmen gebeliğin oluşmamasına “kısırlık” (infertilite) denir. Daha önceden gebe kalmış veya çocuğu olan bir çiftin, istemesine rağmen gebe kalamamasına ise “sonradan gelişen kısırlık” (sekonder infertilite) denir. Hiçbir problemi olmayan ve düzenli cinsel hayatı olan bir kadının, bir ay süresince gebe kalma şansı % 20-25 kadardır.

    Görülme sıklığı ne kadardır?
    Üreme çağındaki evli çiftlerin yaklaşık % 10-15 kadarında kısırlık mevcuttur. Kısır çiftlerde yapılan incelemelerde %40’ında nedenin erkekte, %40 kadarında kadında, %10’unda hem erkek hem kadında olduğu belirlenmiştir. %10 çiftte ise herhangibir neden bulunamamaktadır. Bu duruma açıklanamayan kısırlık denilir. Gelişmiş toplumlarda eğitim ve kariyer beklentileri nedeniyle çocuk isteğinin ileri yaşlara ertelenme eğilimi mevcuttur. Kadınlarda 30’lu yaşların sonları ve 40’lı yaşların başlarında yumurtalık rezervleri ve doğurganlık kapasitesi azalmaya başlar. Bu durum daha fazla çiftin yardımcı üreme yöntemlerine (tüp bebek) başvurması sonucunu doğurur. Ülkemizde kısırlık sadece ilgili çifti değil, geniş bir sosyal çevreyi de etkilemektedir. Özellikle tedavi sürecinin uzadığı durumlarda, bu çiftler üstlerinde çok büyük bir sosyal ve psikolojik baskı hissetmektedirler. Aslında bu durum da tedavi sürecine olumsuz etki yapmaktadır. 

    Kısırlık nedeniyle başvuran çift nasıl değerlendirilir?
    Çift birlikte değerlendirmeye alınır. Cinsel hayatları, beraberlik sıklıkları sorgulanır.
    1.) Öncelikle erkekte meni tahlili (spermiogram) istenir. Üç günlük cinsel perhizden sonra yapılan meni tahlili değerlendirilir. Miktarı 2 ml den fazla, hücre sayısı (sperm) ml. de 20 milyondan fazla, hücrelerin hareketlilik oranı % 50′ den fazla, normal hücre oranı % 30’dan fazla olmalıdır. Meni tahlilinde anormallik tespit edilen kişiden bir süre sonra ikinci bir tahlil istenir ve değerlendirilmek üzere bir üroloji uzmanına gönderilir.
    2.) Kadındaki kısırlık nedenleri 4 başlık altında incelenebilir.
    a.) Yumurtlama bozuklukları: Kadındaki kısırlık nedenlerinin %30-40 kadarını oluşturur. Kadının adet düzeni normal, adet döngüsü 25-35 günler arasında ise ( bir adetin ilk gününden diğer adetin ilk gününe kadar geçen süre) genellikle yumurtlama problemi gözlenmez. Kadında yumurtlamayı tespit edebilmek için vücut ısısı takibi, adetin 21-23. günlerinde progesteron hormonu bakılması, beklenen adet kanamasından 3-4 gün önce rahim içerisinden örnekleme (endometriyal biyopsi) yapılması, ultrasonografi ile yumurtlama hücresinin takibinin yapılması gibi yöntemler kullanılabilir. Ayrıca FSH, TSH ve prolaktin hormonlarının bakılması gerekmektedir. 
    Ultrasonografi ile yumurta hücresi takibi
    b.) Yumurtalık kanalları (tuba uterina) ve karın iç zarına (periton) ait nedenler: Kadın kısırlığındaki nedenlerin % 30-40 kadarını oluşturur. Kanallardaki başlıca problemler, daha önce geçirilmiş iltihabi hastalıklar, endometriozis veya geçirilmiş ameliyatlara bağlı gelişen yapışıklıklar ve tıkanma nedeniyle oluşur. 
    Yumurtalık ve kanal çevresinde gelişmiş yoğun yapışıklıklar.
    Karın iç zarında (periton) endometriozise bağlı odaklar ve yapışıklıklar da gebeliği olumsuz etkiler. 
    Rahim arkasında, yumurtalık ve kanalların etrafında endometriozise bağlı yapışıklıklar.
    Kanalların değerlendirilmesi ve endometriozis teşhisi için rahimin ilaçlı filmi (histerosalpingografi-HSG) ve laparaskopi yapılmalıdır. 
    c.) Rahimden kaynaklanan faktörler: Belli sayı ve büyüklükteki myomlar, polipler, rahim içi yapışıklıklar (kürtajlardan sonra gelişebilir) ve rahimdeki doğumsal anomaliler kısırlığa sebep olabilir. 
    Rahimden kaynaklanan faktörlerin teşhisi için rahimin ilaçlı filmi (HSG), ultrasonografi bazen de MRI kullanılabilir.
    d.) Rahim ağzından kaynaklanan sebepler (servikal faktör): Olguların %5 kadarından sorumludur. Bu bölgedeki bazı olumsuz faktörlerin erkek hücresinin (sperm) geçişini olumsuz etkilemesi nedeniyle oluşur. Cinsel birleşme sonrası yapılan bazı testlerle değerlendirilir.
    e.) Nedeni belirlenemeyen olgular: Bütün bu incelemelere rağmen bir problem tespit edilemeyen kısırlık vakaları da mevcuttur. Bunlara “açıklanamayan kısırlık” vakaları denir. %10’luk bir orana sahiptir.

    Kısırlığın tedavisi nasıl yapılır?
    Tedavi altta yatan nedenlere göre yapılır.
    1-) Erkeğin tedavisi ürologlar tarafında düzenlenir.
    2-)  Kadındaki yumurtlama bozuklukları ilaçlarla tedavi edilir
    a.) Kanallar tamamen tıkalı, kadın genç ve birden fazla çocuk istiyorsa, ameliyatla kanalların açılması denenebilir. Bu yöntem uygun değilse yardımcı üreme teknikleri (tüp bebek) önerilir. Endometriozise bağlı çikolata kistleri, yapışıklıklar ve diğer lezyonlar laparaskopi ile tedavi edilebilir. b.) Rahimdeki myom, polip, yapışıklık ve doğumsal anomaliler değişik ameliyat teknikleri ile tedavi edilebilir.
    c.) Rahim ağzından kaynaklanan problemlerde aşılama önerilir.
    d.) Sebebi bilinmeyen kısırlık vakalarında da aşılama veya tüp bebek tedavileri önerilir.
    Tedavi yönteminin belirlenmesinde kadının yaşı, kısırlık süresi, tedavi sürecine tahammül edebilme gibi faktörler rol oynar. Sebebi bilinmeyen uzun süren kısırlık vakalarında çiftlerin üzerinde çok yoğun bir psikolojik baskı vardır. Bu da tedavi sürecini olumsuz etkiler. Psikolojik baskının en güzel örneğini, bu çiftlerin çocuk beklentisi kalmadıktan birkaç yıl sonra kendiliğinden çocuk sahibi olabilmeleri göstermektedir. Gerçekten yıllar boyu tedavi görüp, umutlarını kaybeden çiftler, bir süre sonra kendiliklerinden çocuk sahibi olabilmektedirler.

  • Çene kemiği ve dişlerin estetik analizi

    Yüzün alt kısmında dişler, çene yapısı dudaklar estetik çekicilikte ve güzellikte son derece önemlidir. Özellikle gülme ve sosyal mimiklerde bu bölgenin estetiği son derce önem kazanmaktadır.

    Bu alanın değerlendirilmesinde natomik alanlar;

    1. Çene kemikleri ve dişlerin değerlendirilmesi

    2. Dudakların değerlendirilmesi

    3. çenenin değerlendirilmesi

    Çene kemikleri ve dişlerin değerlendirilmesi

    Yüzün alt kısmının değerlendirilmesinde ağzın kapanmasında üst ve alt çenenin kapanma ilişkileri son derece önemlidir. Normalde ağzın kapanmasına üst ve alt çenendeki ön dişler bu sürece katılmaktadır.

    Dişler çene üzerinde bir ark üzerinde dizilmektedir. Üst çenedeki diş arkı alt çenedeki diş arkından daha geniştir. Estetik ve fonksiyonel olarak her iki arkta komşu dişler arasında boşluk olmamalıdır. Ayrıca dişlerin sıkılması sırasında üst ve alt dişlerin birleşmesi sırasında da aralarında boşluk içermemelidir.

    Üst ön kesici dişler değerlendirildiğinde alt kesicilere göre daha öndedir buna overjet denilmekte.

    Aşağıda ideal bir çene ve diş kapanması görülmektedir.

    Bu ideal kapanma dışında aşağıdaki gibi kusurlar gelişebilmektedir.

    Sınıf I; Üst diş arkının alt diş arkına göre hafif önde olması,Sınıf II; Üst diş arkının alt diş arkına göre daha önde olması, Sınıf III; Üst diş arkının alt diş arkına göre daha geride olması

    Dişlerin kapanması sırasında üst ve alt diş arklarının orta hatları simetrik olmalıdır. Olmamasına maloklüzyon denilmektedir. Bu yüze estetik olarak asimetri kusur olarak yansıyacaktır.

    Üst kesici dişler üst dudağı ve pozisyonunu etkilemektedir. Bu hem dudakların estetiğini hemde gülme sırasında dudakların pozisyonunu etkilemektedir.

    Kesici dişlerin öne olan açılanmaları son derece önemlidir. Aşağıdaki resimde1 resimde ön kesici dişlerin açılanması ile üst dudağın birebir nasıl etkilendiği gösterilmiştir. 2. resimde ön dişler öne aşırı açılanması, 3. resim ideal ön dişlerin açılanması 4. resim ise ön dişlerin geriye açılanması gösterilmektedir.

    Üst ön dişler; 4 adet kesici, 2 adet köpek dişi ve 4 adet premolar dişlerden oluşmaktadır. Bunlar özellikle gülümseme sırasında estetik olarak ön plana çıkmaktadır. Bunların şekilleri, renkleri simetrileri, diştlerinin yapısı ve görünümü önemlidir.

    Yüz estetiğini etkileyen başlıca çene problemeleri;

    Yüzün 1/3 alt kısmının uzaması;

    Bu hastalarda yüz uzamış ve genişliği azalmış olarak gözlenmektedir. Ayrıca alt çene dış kenarlarında asimetri, elmacık kemikleri, göz altı, yanaklar ve çene düzleşmiştir. Üst dudaklar içe kıvrılmış gibi görünmekte volümleri azalmıştır. Labiomental katlantı düzleşmiştir. Mandibular kenar silinmiş ve saat yönünde rotasyon gözlenmektedir. Çene-gırtlak-boyun dış çizgisi uzunluğu cervicomental açının artması ile azalmıştır.

    Yüzün 1/3 alt kısmının kısalması

    Yüzün alt kısmının yüksekliğinin azalması, buna karşın orta ve üst yüz bölgelerinde artış mevcuttur. Burun daha uzun görünmektedir. Üst dudak aşağı doğru rotasyon göstermektedir. Labiomental fold aşırı derin ve doğal görünmemektedir. Mandibular dış kenarı saat yönünün tersinde rotasyonu var ve nerede ise horozontal durmakta ve buda çene projeksiyonunu büyük göstermektedir. Gırtlak uzunluğu aşırı derce kısadır.

    Yüzün orta ve lat 1/3 kısmı arasındaki tutarsızlıklar olabilmektedir.

    1. Yüzde orta bölüm geride alt bölüm daha önde; Yüzün alt kısmı daha önde orta kısmı ise daha arkada yerleşmiştir. toplam yüz uzunluğu artmıştır. Yanaklar, göz altı, burun çevresi düzleşmiştir. Burnun alt kısmı normal gibi görünmekte ancak iskelet kısmı yetersiz gibi durmaktadır. Üst dudakta saat yönünde rotasyon var yani volüm az görünmektedir. Çene hafif önde, labiomental fold normaldir. Mandibular kenar çizgisi belirgin ve saat yönünde rotasyon göstermektedir. Çene-gırtlak-boyun dış çizgisinde cervicomental açı belirgindir.

    2. Yüzde alt bölüm geride orta bölüm hafif önde; Yüz konveks görünür. Bu mandibula saat yönünde rotasyonuna bağlıdır. Malar, infraorbital, yanaklar, paranasal ve çenede düzleşme gözlenmektedir. Üst dudak dış çizgisindesaat yönünde rotasyon, labiomental fold düzleşme, mandibular dış kenarda saat yönünde rotasyon ve cervicomental açınına artması ile gırtlağın kısa görünmesi gözlenmektedir.

  • Gebelikte ilaç kullanımı

    Gebelikte ilaç kullanımı

    Kadınların hayatlarının pek çok döneminde farklı ilaçlar kullanmaktadır. Ancak hamilelik sürecinde gebelikte ilaç kullanımı, çok özen gösterilmesi gereken, kadın hastalıkları ve doğum uzman hekimin sadece önerdiği ilaçların ve takviye edici gıdaların kullanılması şeklinde gerçekleştirilmelidir. Gebelikte ilaç kullanımı, gebelerin kendi kararlarına göre ilaç kullanmamaları gereken yoksa bebeğe ciddi zarar veren sonuçlar ortaya çıkabilecek bir süreçtir.

    Gebelikte ilaç kullanımı çok dikkat edilmesi gereken bir konudur.

    Gebelikte ilaç kullanımı ilk paragrafta da bahsedildiği üzere üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir konudur. Amerika’da hastalık kontrol merkezinin 2007’de New York’ta 493 gebe kadında yaptıkları bir araştırma kadınların %72’sinin gebelikleri sırasında 48 farklı sınıftan ilaç kullandıklarını ve ortalama 3.8 reçete yazıldığını ortaya koymuştur. Benzer örnekler ingiltere ve hindistan’da farklı örneklemleri ile yaşanmıştır. Burada durum Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı hekiminin ve diğer uzmanlık dalları ile ilgili yönlendirdiği hekimlerin önerdiği ve reçete ettiği ilaçlar dışında hiçbir ilacın kullanılmaması gerekliliğidir.

    Gebelikte ilaç gruplarının sınıflandırılması

    Gebelikte ilaç gruplarının sınıflandırılması konusunda FDA (Amerika Gıda ve Sağlık Departmanı) bebekte gözlemlenen fetal yan etkilere göre ilaçları 5 ayrı sınıfta incelemektedir.

    • Kategori A (A sınıfı): Gebelerde kontrollü çalışmalarda ilk 3 ay ( ilk trimester) ve diğer dönemlerde fetuse etki edecek herhangi bir risk bulunmayan ilaçlardır. Prenatal vitamin ve mineraller bu gruptadır.
    • Kategori B (B Sınıfı ilaçlar): Deney hayvanları ile yapılan çalışmalarda fetal risk yoktur ancak gebelerde yapılmış kontrollü çalışmalar yoktur ya da hayvanlardaki etkiler gebelerde gösterilememiştir. Penisilinler ve Sefalosporinler bu gruplarda incelenmektedir.
    • Kategori C (C Sınıfı ilaçlar): Deney hayvanlarından fetusa zararlı olan fakat gebelerde yapılmış kontrollü çalışmalar olmayan ilaçlar. Gebelikte alınan ilaçların çoğu bu gruptadır.
    • Kategori D: İnsanlarda fetal risk olduğuna dair kanıtlar vardır. Fakat beklenen yarara göre risk göz alınabilir.
    • Kategori X: İnsan ve hayvanlarda fetal riskleri belirlenmiş ve gebelikte kesinlikle kullanılmaması gereken ilaçlardır.

    Gebelikte bitki çayları ve gıda takviyeleri de ancakt doktor uygun görürse ve tavsiye ederse kullanılmalıdır.

    Tıbbi bitkiler ve takviye edici gıdalarda sistemik etki yaratıp fetüste ciddi yan etki oluşturabilecek etkilere sahip olabilirler. Bu sebeple yalnızca Kadın hastalıkları ve Doğum uzmanı hekiminizin önerisi ve tavsiyesi olan ürünleri kullanmalısınız.

  • Çene altı-boğaz-boyun bölgesinin estetik analizi

    Bir diğer değerlendirme profilden alt çene-boğaz-boyun değerlendirilmesidir. Profilde bu alanı oluşturan hyoid kırkırdak, alt çene kemiği, yumuşak doku, platysma kası, yağ dokusu ve boyun derisi etkili olmaktadır.

    Bu değerlendirmede;

    Alt çene sınırı alt çene köşesi ile çene arasındaki hat ile tanımlanmaktadır. Üzerindeki yumuşak dokunun ince olması ve saat yönünün tersine olan yapılanması daha estetik görüntüye neden olmaktadır. Alt çene sınırının burada yağ dokusu birikimi ile fazla olması ve bu sınırın saat yönünde olan yapılanması estetik olarak olumsuz bir görüntüye neden olmaktadır. Alt çene açısını ve alt çene konturunun 1/3 arka kısmının yapılanmasını masseter kası belirlemektedir. Bu kasın hipertrofsi ile volümünün artması bu görselliği etkileyebilmektedir.

    Alt çene kemiğinin boyutu ve üzerindeki yumuşak doku önemlidir.

    Alt çene kemiğinin eğimi; Bu eğimin saat yönünün tersine olması çenenin daha önde olmasına ve yüzün 1/3 alt kısmının kısa görünmesine neden olmaktadır. Bu görüntü çene-boğaz-boyun ilşkisini istenen gibi göstermektedir. Bunun tersinin olması yani çene kemiğinin saat yönünde eğim göstermesi çenenin kısa olmasına, yüzün 1/3 alt kısmının uzun görünmesine ve çene-boğaz-boyun ilişkisinin olumsuz olmasına neden olmaktadır.

    Boğaz uzunluğu; Bu boyun –boğaz noktası(NTP) ile menton arasındaki mesafedir. (NTP-Me) bu klinik olarak kısa yada uzun olarak tanımlanmaktadır. Metrik olara ölçülmez. İlk resimde sarı çizgi mentondan geçen horozontal düzlem. Kırımızı ise menton-NTP hattı. Resimde görüldüğü gibi kırmızı hat yukarı rotasyon göstermektedir. Boyun ile boyun-boğaz mesafesi daha uzun, 2. resimde ise aşağı doğru rotasyon göstermekte yani boyun ile boyun –boğaz kısa görünmektedir.

    Hyoid kemiğin pozisyonu önemlidir. İdealde bunun üst ve arka yerleşimi istenmektedir.

    Alt çene-boğaz-boyun alanı yüzün en fazla yağ dokusunun biriktiği alandır. Bu bölgenin muayenesi kas dokusunun gevşemesi yada yağ dokusu birikimini göstermektedir.

    Yaşlanma ile boyunda deri elastikiyeti artışı ve boyun bantlarının varlığı boyun estetiğini etkilemektedir

  • DOWN SENDROMU TARAMA VE TANI TESTİ

    DOWN SENDROMU TARAMA VE TANI TESTİ

    Sevgili Anne ve Baba Adayı,

    Down sendromu, normalde insanda 46 olan kromozom sayısının, fazladan 1 tane 21 numaralı kromozom eklenmesi sonucu 47’ye yükselmesi ile karakterize, doğan bebekte değişik düzeylerde zeka geriliği ile seyreden, bunun yanında kalp, mide barsak sistemi , üriner sistem, santral sinir sisteminde de değişik oranlarda anormalliğe sebep olan bir hastalıktır.

    Ailesinde Down Sendromu olan, 35 yaş üstü annelerde bu hastalığın ortaya çıkma riski artmakla birlikte, çalışmalara göre Down Sendromlu bebeklerin çoğunlukla genç yaşta ve ailesinde herhangi bir genetik hastalığı olmayan annelerden doğduğu görülmektedir. Bu nedenle, annenin hiçbir risk faktörü olmasa bile, hastalığın taranması amacıyla bazı testler anne adaylarına uygulanmaktadır.

    Bu amaçla 11-14 haftalarda Perinatal Muayene yapılmaktadır;

    -PAPP-A ve Free-Beta HCG horrnoniarı ya da fetal-DNA .

    -Bebeğin ultrason ile ense deri saydamlığı ölçümü .

    -Burun kemiği varlığı, yüz açısı

    -Doppler ile kalp atım hızı, duktus venozus ve triküspid kapak incelemesi

    -Bazı organlara özgü belirteçler için muayene yapılmaktadır.

    PAPP-A ve Free-Beta HCG hormonlarına 9-13, gebelik haftalarında anne kanı alınarak bakılır. 3-4 ml kan ön kol damarından steril bir enjektörle alınır. Bir dakika kadar süren, anneye ve bebeğe zararı olmayan bir yöntemdir, Sadece kan alınan yerde kızarıklık oluşabilir. Birkaç saat içinde bu kızarıklık alanı iyileşir. Kan testi bölümü eğer 10,haftada yapılırsa daha tercih edilir olacaktır.

    Down Sendromu olan bebeklerde gebeliğin 11-14. haftaları arasında ensedeki bir sıvı toplanması olmakta, 14. haftadan sonra bu sıvı kaybolmaktadır. Ense deri saydamlığı ölçümü normal gebelik ultrasonu sırasında, bu konuda tecrübeli hekim tarafından yapılabilen tamamen zararsız bir tetkiktir.

    Yine ultrasonografi yardımıyla 11-14. haftalar arasında bebeğin burun kemiğinin  görülüp görülemediğine bakılmaktadır. Down Sendromlu bebeklerde burun kemiğinin kemikleşmesi gecikmekte ve böylece ultrasonda burun kemiği görülememektedir. Ayrıca yüz açısı ölçümü de bu maksatla yapılmaktadır. Doppler ile yukarıda belirtilen kalp damar ve kapak kan akım ölçüleri alınmaktadır. Muayene tüm organların bu haftaya özgü görünümleri ve bulgularına yönelik olarak yapılmaktadır. Böylece ultrason ve kan testi ile birlikte yapıldığında, %93-97 civarında bir olasılıkla Down Sendromu’nu tespit etmektedir.

    Bu testlerin yanı sıra, 11-14 hafta muayenesi zamanı kaçırıldığında ya da yaptırılmadığında, 16-20. gebeiik haftalarında anne kanında AFP, HCG, Estriol bakılması esasına dayanan 3 lü tarama (bu üçlüye inhibin eklendiğinde dörtlü test olarak isimlendirilir) testi uygulanmaktadır. Bu testin tek başına Down Sendromunu tespit olasılığı %64’tür. Aynı anne adayında hem 11-14 hafta tarama testi hem de üçlü testin birlikte yapılmasının yararı şimdilik ortaya konulamamıştır ve karışıklığa yol açabilmektedir.

    Yukarıda bahsedilen kan testleri yanında, son birkaç yıldan bu yana uygulamaya giren ve yine anneden alınan kanda bakılan fetal-DNA testi ile de tarama testi yapılmaktadır. Bu testin duyarlığı daha yüksek olmakla beraber, pahalı bir testtir. Her ne kadar fetal-DNA testi tercih edilen bir yöntem olmakla beraber, sosyal sigorta kapsamında olmaması ve ayrıca ucuz olmaması nedeni ile ilk planda tercih edilmesi elzem olmayabilir. Burada iki seçenek söz konusudur: Ya fetal-DNA testi pahalı olmasına rağmen ilk aşama testi olarak (10.haftadan itibaren) yapılabilir. Ya da ilk aşamada diğer kan testi olan PAPP-A ve beta-hCG testi ve ultrasonografi muayenesi 11-14 hafta aralığında veya gebelik haftası 15-20 haftalarda ise o zaman üçlü-dörtlü test yapılır ve şayet elde edilen risk oranı tatmin edici olmazsa, o zaman fetal DNA testi ikinci aşama olarak yapılabilir ya da doğrudan tanı testi olan CVS / amniosentez testi yapılabilir. Bu konuda ayrıntı ihtiyacında iseniz lütfen doktorunuz ile görüşünüz.

    Bu testlerin hepsi tarama testleridir ve mevcut gebelikte olası riski matematiksel olarak hesaplar. Yani riskin ne olduğunu belirler. Bebeğin kromozomunun normal olup olmadığının belirlenmesi ise ancak fetal hücrelerden yapılan genetik inceleme ile saptanabilir. Bu amaçla; 11-14.haftada CVS ( koryon villus örneklemesi) veya 15-20. haftada ise amniyosentez işlemi yapılmaktadır.

    Koryon villus örneklemesi, ultrason eşliğinde bir iğne ile anne karnına girilerek, bebeğin plasentasından (eşinden) hücre örneği alınması esasına dayanır. Bu işlemin avantajı erken (1-2 hafta) sonuç vermesi ve erken uygulanabilmesi, dolayısıyla anormal bir bebeğin erken tanınmasına olanak sağlamasıdır. Dezavantajı ise, bazen %0.5-1 olguda testin tekrarlanmasının gerekliliğidir. Koryon villus örneklemesi işlemi sonrasında, binde iki (%0.2) olasılıkla düşük ya da erken doğum olabilir.

    Amniyosentez ultrason eşliğinde bir iğne ile anne karnına girilerek bebeğin içinde bulunduğu sıvıdan örnek almaktır. Bu işlemin avantajı testin tekrarlanma gerekliliğinin çok düşük olması (%0.1), dezavantaj ise daha geç (3 hafta) sonuç vermesi ve daha ileri gebelik haftalarında uygulanabilmesi, dolayısıyla müdahale zamanına kadar gebeliğin büyümesidir. CVS ve amniyosentez işlemi sonrası alınan dokular genetik laboratuvarında çeşitli işlemlere tabi tutulur ve sonuç alınabilmesi için bu hücreler uygun ortamlarda çoğaltılır. Nadiren bu hücrelerin çoğaltılması aşamasında, alınan dokunun yetersiz olması, amniyon sıvısının kanlı olması veya kültür ortamının enfeksiyonu gibi nedenlerle başarısızlık olabilir. Bu da genetik araştırmadan sonuç alınmamasına yol açabilir. Ancak bu olasılık çok düşüktür. Amniyosentezden sonra, binde iki (% 0.2) olasılıkla düşük ya da erken doğum olabilir.

    Yapılan muayene sonucunda kesin sonuç için başka testlerin yapılması gerekebileceği ve bu testler sırasında düşük olasılıkla da olsa bebeğin düşebileceğini veya erken doğabileceğini bilmekte yarar vardır. Çok düşük olasılıkla da olsa, bu testlerin işlemden veya laboratuvar ortamdan kaynaklanabilecek, öngörülemeyen sorunlar nedeniyle sonuç vermeyebileceği bilinmelidir.