Blog

  • Dermatoloji nedir?

    Dermatoloji, deri hastalıklarının tanı ve tedavisini konu alan tıp dalı. Dermatoloji, iç hastalıklarının alt uzmanlık dallarından biri olarak 18. yüzyılda gelişti; o çağda her deri döküntüsünün frengi olmasından kuşkulanıldığı için, bu uzmanlık dalı öncelikle zührevi hastalıkların tanı ve tedavisiyle bağdaştırıldı.

    Çağdaş dermatoloji ancak 20. yüzyılın başlarında, frengiye karşı etkili ilaç tedavisinin bulunmasından sonra bağımsız bir tıp dalı niteliğini kazanabildi.

    Derideki hastalık belirtilerinin kolayca gözlenebilir olması, dermatolojinin kısa sü­rede bağımsız bir tıp dalı olmasını sağlamış, ama bu dalın bilimsel temelleri ancak 19. yüzyılın ortalarında Avusturyalı hekim Ferdinand von Hebra tarafından atılabilmiştir. Deri hastalıklarında, derideki patolojik de­ğişikliklerin mikroskopla incelenmesine da­yalı bir yaklaşım öneren Hebra’dır.

    Hebra’ yı izleyen dermatologlar, çalışmalarını deri hastalıklarının tanımlanması ve sınıflandı­rılması konusunda yoğunlaştırdılar.

    1930′ larda Steven Rothman’m öncülüğünde, bu hastalıkların biyokimyasına ve fizyolo­jisine ağırlık veren yeni bir yaklaşım, 20. yüzyılın ikinci yarısında daha etkili tedavi yöntemlerinin gelişmesini sağladı. Bu yön­temlerle dermatoloji, derideki mantar has­talıklarını denetim altına almayı, deri kan­serlerinin erken tanısını ve tedavisini, pem- figus ve kızartılı lupus gibi kronik deri hastalıkları ile sedef hastalığını tedavi etme­yi başarmıştır.

    Türkiye’de ilk dermatoloji araştırmaları, I. Abdülmecid döneminde Zambako Paşa tarafından başlatıldı. 1849′da kurulan Mek- teb-i Tıbbiye-i Şahane’de 1889′da ayrı bir dermatoloji kürsüsü açıldı. 1933 Üniversite Reformu’yla İstanbul Üniversitesi Tıp Fa­kültesi Deri Hastalıkları ve Frengi Kliniği’ nin başına getirilen ve adının verildiği hastalığı tıp literatürüne kazandıran Dr. Hulusi Behçet, tıp fakültelerinde kürsü başkanı olan ilk Türk hekimlerindendi. İstanbul’daki ilk dermatoloji kürsüsünü, 1945′te kurulan Ankara Tıp Fakültesi’nin Deri Hastalıkları ve Frengi Kürsüsü izledi; o tarihten sonra kurulan bütün tıp fakülte­lerinde birer dermatoloji kürsüsü vardır.

  • Kısırlık Nedir ? Nedenleri ?

    Kısırlık Nedir ? Nedenleri ?

    Evlendikten sonra bir yıl süreyle düzenli ve korunmasız

    ilişkiye rağmen gebelik elde edilememişse kısırlıktan söz

    edilebilir. Zira bu süre içinde çiftlerin %85’inde gebelik elde

    edilir. Yani toplumdaki üreme çağına gelmiş çiftlerin yaklaşık

    %15’i bu problem ile karşı karşıyadır. Ancak kadın yaşının

    40’ın üzerinde olduğu grupta bu oran %25’e çıkmaktadır.

    Kısırlığın erkek ve kadındaki sebepleri nelerdir?

    Kısırlığın sebebi yaklaşık %50 kadına %50 erkeğe aittir.

    Erkekteki infertilite sebebini ortaya çıkarmak için;

    spermiogram, kanda testosteron, FSH ve Prolaktin ölçümü ile ürolojik muayene yapılır.

    Spermiogram – Normal bir semen 2-5 ml olup, her mililitrede en az 20 milyon sperm

     içerir ve bunların %50’sinden fazlası hareketlidir. Çok az sayıda beyaz küre içerebilir. Eğer

    sperm değerleri normalin altında ise o zaman hormon analizleri de yapılır. Ürolojik

    muayenede testislerin durumu ve varikosel olup olmadığına bakılır. Varikosel testislere kan

    taşıyan damarların genişleyerek kan akımının yavaşlamasına neden olur. Bu da testis içinde

    sıcaklık artışı yapar ve sperm kalitesi ve hareketliliği bundan olumsuz etkilenir.

    Kadının değerlendirilmesi

    Serviks – Burası rahim içi (endometrium) ile vajen arasındaki açıklıktır. Buradan berrak

    yapışkan yumurta akı gibi bir sıvı salgılanır ve yumurtlama zamanı spermlerin kolayca

    endometriuma ulaşmasını sağlar. Diğer zamanlarda ise koyulaşır ve bir tıkaç oluşturur. Eğer

    yumurtlama zamanı bu sıvının kıvamı incelmez ise spermlerin yumurtaya ulaşması oldukça

    zorlaşır.

    Tüpler – Rahmin her iki tarafında bulunur ve döllenmeye hazır yumurtaları rahim içine taşır.

    Bunların açık olup olmadığını anlamak için HSG (Histerosalpingogram) denen ilaçlı bir film

    çekmek gerekir. Bu işlem adet bittikten sonraki birkaç gün içinde yapılır.Rahim içine

    yerleştirilen bir kanülden röntgen filminde görülebilen bir ilaç verilir ve film çekilir.

    Normalde rahim beyaz renkte bir üçgen gibi görülür ve her iki tarafında yine beyaz çizgiler

    tüpleri gösterir. Tüplerin görülmemesi ya da karın boşluğuna verilen ilacın yayılmaması tüpün

    tıkalı olduğunu gösterebilir. Rahim içinde de herhangi bir dolma defekti orada bir yapışıklık

    ya da yer kaplayan bir lezyon olduğunu düşündürebilir.

    Peritoneal faktör – Bazen HSG veya USG sonucuna göre doktorunuz karın içinde bir

    yapışıklık ya da endometriozis olup olmadığını anlamak için laparoskopi yapmak isteyebilir.

    Bunu için de yine en uygun zaman adet bitiminden sonraki birkaç gündür. İşlem anestezi

    altında yapılır. Göbeğe yapılan 1 cm lik bir kesiden karın içine sokulan bir trokardan geçirilen

    bir teleskop ile rahim, tüpler, yumurtalıklar, barsaklar, karaciğer, mide, apendix gözlenir.

    Ayrıca kasıklardan sokulan yarım cm lik yardımcı trokarlardan geçirilen aletler yardımıyla

    diğer cerrahi işlemler yapılabilir. Aynı zamanda rahim içine yerleştirilen bir kanülden mavi

    boya verilerek tüplerin açık olmadığı da kontrol edilebilir. Peşinden histeroskopi ile rahim içi

    bir kamera yardımıyla gözlenerek burada da bir patoloji olup olmadığı anlaşılır, varsa aynı

    anda tedavi edilir.

    Yumurtalıkların değerlendirilmesi – İki tanedir ve rahmin her iki tarafında bulunur. İçinde

    yumurtaları barındırırlar ve hormonal fonksiyonda önemli rol alırlar. Yumurtalar FSH denilen

    ve beyinde hipofiz adı verilen bir salgı bezinden salınan hormonun etkisinde büyür ve

    estradiol denen bir başka hormon salgılar. Yaklaşık adetin 14.günü civarında olgunlaşarak

    döllenmeye hazır hale gelir. LH ise döllenmeye hazır olan yumurtayı çatlatarak karın

    boşluğuna atılmasını sağlar. O sırada ortamda bir sperm varsa yumurta döllenir. Kadında

    yumurtlama olup olmadığını anlamak için kanda FSH, LH ve progesteron hormon düzeyleri

    ölçülebilir. Ayrıca rahim içinden yapılan biyopsi ile de anlamak mümkündür.

    Kadına ait kısırlık sebepleri

    Miyomlar – Rahim duvarındaki kaslardan köken alan iyi huylu tümörlerdir. Tek ya da daha

    fazla sayıda olabilirler. Boyutu bezelye büyüklüğünden portakal büyüklüğüne ulaşabilir hatta

    bazen daha da büyük olabilir. Genellikle rahim duvarının dışına doğru büyürler, ancak

    duvarda ya da rahim içine doğru büyüyenler de vardır. Oldukça sık görülen tümörlerdir ve 30-

    45 yaş arası kadınlarda görülme sıklığı oldukça yüksektir. Rahim içine doğru büyüyen

    miyomlar düşük, erken doğum veya kısırlığa neden olabilirler. Miyomlar gebelik sırasında

    büyüyebilirler. Tüp bebek öncesinde özellikle içe doğru büyüyen miyomlar çıkarılmalıdır.

    Endometriozis – Rahim içini kaplayan dokunun rahim dışında da olması durumudur.

    Yumurtalıklar ya da karın içindeki diğer organlara yapışarak her adet döneminde içi kanla

    dolar. Bu kan doku içinde hapsolduğu için önce kesecikler sonra da kist oluşur. İleri evrelerde

    nedbe dokusu ve yapışıklılar meydana gelir. Bu kronik kasık ağrılarına neden olabilir.

    Endometriozis infertilitenin önde gelen nedenlerinden biridir ve üreme çağındaki kısırlık

    problemi olan kadınların yaklaşık %40’ında görülmektedir. Hangi mekanizma ile kısırlığa yol

    açtığı bugün tam olarak bilinmemekle birlikte tüplerde neden olduğu hasar neticesinde oluşan

    tıkanıklıklar ya da dokunun salgıladığı bir takım maddelerle sperm-yumurta ilişkisinin

    bozulması ile döllenmenin olmaması muhtemel mekanizmalar arasında sayılmaktadır. Bu

    hastalar tıbbi ya da cerrahi olarak tedavi edilebilirler. Tıbbi tedavi – yalancı gebelik ya da

    yalancı menapoz oluşturularak hastanın yumurtlama fonksiyonu durdurulur ve adet

    görmemesi sağlanır. Böylece endometriozis odaklarının aktivasyonu önlenmiş olur. Bu tedavi

    yaklaşık 6 ay sürer. Ancak ilaçlar kesildiğinde tekrar nüks edebilir. Bu tedavi daha çok çocuk

    isteği olmayan hastalara uygulanır. Cerrahi tedavi ise genellikle çocuk isteği olan hastalara

    anestezi altında laparoskopi denilen yöntemle yapılır. Burada Göbek hizasında yapılan 1 cm

    lik bir kesiden arkasında kamera bulunan bir teleskop batın içine sokulur ve tüm organlar

    gözlenerek tesbit edilen patolojiler kasıktan sokulan 2 adet 5 mm genişliğindeki aletler

    vasıtasıyla tedavi edilir. Amaç endometriozis odaklarının yakılarak ya da kesilerek yok

    edilmesi ve varsa yapışıklıkların açılmasıdır.

    Yumurtalık kistleri – İçi sıvı dolu keselerdir. Oldukça sık görülür, olguların büyük kısmı iyi

    huylu olup, 35 yaş altındadır. Bu kistlerin varlığında yumurtlama durabilir ya da kistin tüplere

    yaptığı bası ile oluşan mekanik etki yumurta ile spermin birleşmesini önleyerek kısırlığa yol

    açabilir. Belirli büyüklüğe ulaşmış kistlerultrasonografi eşliğinde ya da laparoskopik olarak

    boşaltılabilir ve alınan kist içeriği sitopatolojik inceleme için kist cidarı da histopatolojik

    inceleme için ayrılır. Bazı kistler nüksetmeye meyillidir ve boşaltıldıktan sonra eğer tüp bebek

    yapılacaksa bu zamana kadar doğum kontrol hapları kullanılabilir.

    Polikistik Over Sendromu – Bu hastalar adet düzensizliği, tüylenme, şişmanlık ve kısırlık

    şikayetleri ile gelebilirler. Ayrıca yüzdeki sivilceler kanda erkeklik hormonunun arttığının bir

    göstergesi olabilir. Bazen böbrek üstü bezi ve tiroid bezinin iyi çalışmadığı durumlarda ve

    insülin direnci olan durumlarda da görülebilir. Tanıda adet düzensizliği, kan testleri ve

    ultrasonografi yardımcıdır. Hasta diğer kadınlara göre daha az yumurtladığı için daha uzun

    sürede hamile kalır.

    Karın İçi Yapışıklıklar – İç üreme organlarının ya da bu organlarla barsaklar arasında

    bulunan bant şeklinde dokulardır. Bunlar genellikle daha önce geçirilmiş bir ameliyat

    (apandisit, yumurtalık kisti, vs.), enfeksiyon (Klamidya, Gonore) sonrası ya da endometriozis

    nedeniyle gelişirler. Yapışıklıklar tüplerde kıvrılmalar yol açarak yumurta ve spermin tüp

    içinde yol almasını engellerler. Genellikle cerrahi olarak tedavi edilirler, başarı sağlanamazsa

    tüp bebek uygulamasına geçilir.

    Azalmış Over rezervleri – Over rezervleri normal olarak 35 yaşından sonra azalmaya başlar

    ve ülkemizde ortalama menapoz yaşı olan 48 de de fonksiyonlar tamamen durma noktasına

    gelir ve kadın menapoza girer. Bazen 20 li ve 30 lu yaşlardaki kadınlarda da bu durum

    oluşmaya başlar. Özellikle daha önce yumurtalıktan ameliyat geçirenler (kist veya

    endometriozis nedeniyle) risk altındadır. Over rezervlerinin azalması demek her ay gelişen

    yumurta sayısının daha az olması demektir. Bu durumda FSH düzeyi kanda yükselir, iki adet

    arasındaki süre önce kısalır sonra da uzar ve adet miktarı azalır. Adetin 3. günü alınan kanda

    FSH ve estradiol hormonlarının seviyesi ölçülerek fikir sahibi olunabilir.Ayrıca

    ultrasonografide yumurtalık hacmi ve içindeki follikül miktarı ölçülerek over rezervi

    değerlendirilebilir. Bu gibi hastalar fazla bekletilmeden tüp bebek tedavisine alınmalıdır.

    Erken Over yetmezliği – 40 yaşından önce menopoza girilmesi halinde söz konusudur.

    Sebebi genellikle bilinmemekle birlikte kromozom bozuklukları, bağışıklık sistemine ait

    hastalılar ve tiroid hastalıkları neden olabilir. Bu durum da yine kan testleri ile ortaya

    çıkarılabilir. Eğer hastada hiç yumurta kalmamışsa tüp bebek tedavisi de uygulanamaz. 

    Kısırlık Nedeni Olup Tedavi Edilebilen Durumlar

     Yumurtlama bozukluğu

     Açıklanamayan infertilite

     Tekrarlayan gebelik kayıpları

     Miyomlar

     Endometriozis

     Yumurtalık kistleri

     Polikistik over Sendromu

     Karın içi kitleler ya da yapışıklıklar

     Rahim ağzı mukus problemleri

     Bağışıklık sistemine ait problemler

     Tubal hastalıklar

     Erkeğe bağlı sebepler

     Klomifene dirençli olgular

  • Nemsiz cilt için ev maskesi

    Nemsiz cilt için ev maskesi

    Havalar ısınmaya başladı. Cildiniz baharla birlikte yavaş yavaş kendine gelmeye başlarken bitkisel maskelerle bakımını yapmalısınız. Bugün sizlere önereceğim maske hem çok kolay hem de haftada 1-2 defa yapıldığında ışıltı ve nem veriyor.

    Şekersiz toz kakaonun içine bir miktar süt karıştırın. Oranı gözkararı yapmanızı isteyeceğim. Karışım yüze sürünce maske gibi kalabilmeli.

    Bunu temiz ve 5 dakika kadar yakmayacak sıcaklıkta buhara yüzünüzü tuttuktan sonra uygulayın.

    5-10 dakika kadar yüzünüzde kalsın. Ardından suyla yıkayın.

    Sütün içindeki Laktik Asit tıbbi peelinglerde kullanılır ve ölü hücreleri uzaklaştırır. Aynı zamanda deriyi parlatır.

    Kakaonun içindeki antioksidan maddeler deriyi ışıldatır ve nem tutmasını sağlar.

    Bu maskeyi kimler yapmasın?

    *Aktif Aknesi olanlar

    *Yüzünde yara veya kızarıklığı, enfeksiyonu olanlar

    *Dudağında uçuğu olanlar.

    Sağlıklı günler dileğiyle..

  • Kadında Kısırlık İle İlgili Sıkça Sorulan Sorular

    Kadında Kısırlık İle İlgili Sıkça Sorulan Sorular

    KADIN ÜREME SİSTEMİ FİZYOLOJİSİ

    Menstürasyon; menarştan menopoza kadar kadının fertil

    döneminde düzenli aralıklarla görülen fizyolojik karakterde

    vajinal kanamalarla karakterizedir. Adet kanamalarının düzeni

    hipotalamustan salgılanan GnRH’nin hipofizden salgılanan

    FSH ve LH’ nin ve ovarian seks steroidlerinin arasındaki

    koordinasyona ve buna bağlı hedef organ endometriumdaki

    siklik etkileşimlere bağlı olarak gerçekleşir. Genellikle

    ovulatuar sikluslar ortalama 28 gün sürmekle beraber  21 – 40

    gün arasında değişen düzenli sikluslara

    rastlanabilmektedir. Perimenarşial veya perimenapozal kadınlarda sikluslar gonadotropin

    seviyelerindeki dalgalanmalara bağlı olarak anovulatuar daha kısa veya daha uzun aralıklarla

    da oluşabilir.

    Overlerde gonadotropinler foliküler ve luteal dönemler olarak iki dönemi belirler. Foliküler

    dönemin endometrial dokudaki karşılığı proliferatif, luteal dönemdeki karşılığı ise sekretuar

    dönemdir.

    Foliküler veya proliferatif dönem mensesin ilk gününden ovulasyona kadar olan süreyi içerir.

    Luteal veya sekretuar dönem progesteron etkisi altında meydana gelir. Ovulasyon sonrası

    dönemdir. Endometrial bezler gelişir. Embriyonal implantasyona hazır hale gelir, endometrial

    bezler kıvrılır, sekresyonları artar. Stromal ödem oluşur. Desidual reaksiyon meydana gelir.

    Luteal faz değişiklik göstermeyip 14 gün sürerken, foliküler faz değişkenlik gösterir 7 – 21

    gün sürebilir.

    Yaşam boyu yaklaşık 400 folikülde ovulasyon meydana gelecektir. Gelişme için foliküllerin

    seçilme mekanizması tam olarak bilinmemektedir. Gelişmeyle başlayan foliküllerin sayısı

    rezidüel over rezervine bağlıdır. Foliküler fazın ilk beş gününde yükselen FSH 3 ila 30 antral

    foliküllerin büyümesini sağlar. Bu foliküllerden yalnız bir tanesi ovulasyona uğrayacak

    diğerleri ise atrofiye uğrayacaktır. FSH uyarısı folikülleri preantral foliküllere dönüştürür.

    Androstenodion ve testosteron, teka ve interstisyel hücrelerden salgılanarak östrojen sentezi

    için kaynak oluştururlar. Teka hücrelerince sentezlenen bu androjenler granüloza hücrelerine

    diffüze olur. Granüloza hücrelerinde androjenlerin FSH uyarısı ile aromatizasyonu sonucu

    östradiol üretimi gerçekleşir. Östrojen sentezindeki teka ve granüloza hücrelerinin bu ortak iş

    bölümüne “iki hücre, iki gonadotropin teorisi” denir. FSH ve ostradiol ikisi birlikte

    foliküllerin FSH reseptör sayısını arttırırlar. Östrojen geribildirimi (feedback) dominant

    folikül dışındaki foliküllerin tümünü inhibe eder. FSH reseptörü açısından zengin folikül

    dominans kazanır.

    Dolaşımdaki FSH, foliküler fazın ikinci yarısında düşerken, artmış östrojen FSH’nin

    sinerjistik etkisi ile artan LH reseptör oluşumuna geçişi sağlar. LH salgılanması düşük

    düzeylerdeki östrojenle inhibe edilirken ancak yüksek düzeylerdeki östrojenle uyarılır. Bunu

    sağlayan iki kritik özellik vardır:

    • 200 pg/ml yi aşan konsantrasyonlar

    • 50 saati geçen östrojene maruz kalma.

    Artan östrojen pitüter benzin GnRH’ya duyarlılığını arttırırken, GnRH’nın etkisi ile LH piki

    olana kadar sürer.

    Ovulasyon; siklustan siklusa değişkenlik göstermekle beraber genellikle LH doruk düzeye

    ulaştıktan 10 – 12 saat sonra ovulasyon oluşur. LH’nın ani artışı östraidol pikinden 24 – 36

    saat sonra meydana gelir. LH en yüksek düzeye ulaştıktan sonra östraidol düşmeye başlar.

    LH’nın ani artışı mayozun sürdürülmesini, granüloza hücrelerinin lüteinizasyonunu, kumulus

    ooforusun genişlemesini sağlar. Yine LH’nın bu artışı progesteronda sürekli bir yükselmeyi

    indükler. Progesteron ile folikülün hacmi hızla artar. Progesteron, FSH ayrıca LH etkisi ile

    salgılanan proteolitik enzimler ve PG F2α ovumun salınmasına yol açar.

    Oositin salınması ile lüteal faz başlar. Progesteron düzeyleri ovulasyondan sonra hızla

    yükselir. Progesteron, LH ani artışından 8 gün sonra maksimum düzeye ulaşır. Lokal ve

    santral yolla ayrıca östrojen ve inhibin A nın da etkileri ile yeni foliküllerin gelişmesi inhibe

    edilir. Fekondasyon gerçekleşmezse 6 – 8 gün sonra progesteron düşmeye başlar ve siklus

    sonunda iyice düşmesi ile adet kanaması başlar.

    KADIN İNFERTİLİTESİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Sağlıklı bir gebeliğin oluşması

    ve devamı için gerekli ön koşullar şu şekilde sıralanabilir.

    1. Erkekte testislerde sağlıklı sperm üretimi

    2. Üretilen spermin cinsel ilişki (koitus) ile vajen içinde arka fornikse boşaltılması

    3. Kadında düzenli ovulasyon olması

    4. Ovulasyonda atılan ovumun tuba tarafından tutulması

    5. Kadında servikal kanal, uterin kavite ve tuba lümenlerinin yapı ve işlevlerinin normal ve

    erkek gameti (spermatazoa) ve dişi gameti (ovum)’nin geçişlerine uygun şekilde açık olması

    6. Tubanın ampulla kısmında döllenmenin (fertilizasyon) gerçekleşmesi

    7. Döllenmiş yumurtanın endometrial boşluk yönünde ilerlemesi

    8. Over hormonlarına yanıt veren ve döllenmiş yumurtanın gömülmesine (implantasyon)

    olanak veren sağlıklı endometrium varlığı

    9. Oluşan erken gebeliğin sağlıklı bir şekilde devamını sağlayacak uterin yapı ve hormonal

    desteğin varlığı

    10. Fetus ve plasentanın beslenme ve oksijenlenmesi için yeterli genel sağlık oksijeni.

    O halde kadın infertilitesinde ovulasyon olup olmadığı ve iki germ hücresini birleştiren yol

    vajina, servikal kanal, uterus kavitesi ve tubalarında bir patolojinin olup olmadığının

    araştırılması gereklidir. Bunlara ilave edilecek önemli bir husus da tubaperitoneal

    patolojilerdir. Araştırmaya geçmeden önce dikkatli bir anamnez alınması ve fizik muayene

    yapılması araştırmada neye öncelik vereceğimiz konusunda bizi yönlendirir.

    OVULATUAR BOZUKLUKLAR Ovulatuar faktör adı altında çeşitli patolojiler yer alır.

    Bunlar folikülün gelişmesi, ovulasyonun olmaması, ovulasyonun olup lüteinizasyonun

    yetersiz olması, folikülün rüptüre olmasına rağmen oositin atılamaması, içinde oosit

    olmamasına rağmen folikülün olgunlaşması, folikülde matürasyon bozukluğu sonucu atrezi

    gelişmesidir. Ovulatuar disfonksiyon kadına bağlı infertilitenin % 30 – 40’ını oluşturur.

    İnfertil hastalarda ovulasyonun olup olmadığı mutlaka tespit edilmelidir. Bu amaçla yapılan

    testler şunlardır:

    • Menstürel hikaye.

    • Serum progesteron düzeyi ölçümü.

    • Bazal vücut sıcaklığının monitörizasyonu.

    • LH monitörizasyonu.

    • Endometrial biyopsi.

    • Ultrasonografi ile ovulasyonun gözlenmesi. Menstürel Hikaye: Normalde ovule olan

    kadınlar genelde 21 – 35 günde bir düzenli adet görürler. Adet miktarı ve süresi sabittir. Adet

    öncesi göğüslerde şişkinlik, hassasiyet, dismenore gibi premenstrüel ve menstrüel

    semptomların varlığı da muhtemel ovulasyonun belirtileridir. Serum Progesteron Düzeyi

    Ölçümü: Serum progesteron düzeyi foliküler fazda genelde <3 ng/ml. dir. Ovulasyon

    sonrasında korpus luteumun oluşmasıyla birlikte luteinize olan granüloza hücrelerinden

    progesteron düzeyi LH eğrisinin başlamasından yaklaşık 12 saat önce anlamlı bir artış

    gösterir. Serum progesteron düzeyinin yükselmesi ovulasyonun indirekt bir bulgusudur.

    Progesteron ölçümü sekresyonun pik yaptığı midluteal dönemde yapılmalıdır.

    Ovulasyon olduğunu ispatlamak için midluteal fazda progesteron düzeyi en az 6,5 ng/ml.,

    ideali 10 ng/ml. veya daha fazla olmalıdır. Progesteronun pulsatil salınımından dolayı

    siklusun 20 – 24’üncü günleri arasında en az 3 ayrı günde alınan progesteron değerinin

    ortalaması dikkate alınmalıdır. Ayrıca yeterli progesteronun salgılandığı luteal fazın süresi de

    önemlidir ve ondört gün sürmelidir. Bazal Vücut Isısının Monitörizasyonu: Ovulasyon

    olduğunu göstermenin diğer bir yolu bazal vücut ısısının monitörizasyonu ile mümkündür.

    Bazal vücut ısısı foliküler fazdan düşüktür, ovulasyondan sonra luteal fazda vücut sıcaklığı

    foliküler faza oranla 0,1 – 0,30C artar. Ovulatuar kadında bazal vücut sıcaklığında izlenen bu

    bifazik patern siklusun ilk gününden itibaren, her sabah aynı saatte yapılan ölçümlerle

    kolaylıkla tespit edilebilir. Bazal vücut sıcaklığının en düşük seviyesi ovulasyondan bir gün

    önce yada ovulasyon günü izlenir. Ovulasyondan sonra oluşan korpus luteum tarafından

    salgılanan progesteronun hipotalamusa termojenik etkisi vardır. Vücut ısısının yükselmeye

    başlaması, progesteron konsantrasyonu >5ng/ml. olduğunda gerçekleşir. En fertil dönem

    bazal vücut sıcaklığının midsiklus pikinden 7 gün önceki dönemdir.

    LH Monitörizasyonu: Kan ve idrarda seri LH ölçümleri yapılabilir. LH eğrisinin

    başlangıcından 34 – 36 saat sonra ve LH pikinden 10 saat kadar sonra ovulasyon olur. Günlük

    LH üretiminin yaklaşık olarak %10’u idrarla atılır. LH tipik olarak sabah saatlerinde salınır ve

    ancak birkaç saat sonra idrarda ölçülebilir. Günde iki kez alınacak olan idrarda seri LH

    ölçümleri ile ovulasyon zamanını belirlemek mümkündür.

    Endometrial Biopsi: Ovulasyonun en güvenilir görüntüleme yöntemlerinden biri endometrial

    biopsidir. Geç luteal dönemde novak küreti veya pipel ile alınır. Endometrium biopsisinde

    doku fundusun ön veya arka duvarından alınmalıdır, vaskülarizasyonu daha zayıf olan alt

    segment tercih edilmemelidir.

    Endometrium biopsisi ile progesteronun endometrium üzerinde yaptığı değişiklikler

    saptanarak, siklusun ovulatuar olup olmadığı, sekretuar değişikliklerin siklus ile uyumlu olup

    olmadığı, endometrit, neoplazi yada tüberküloz gibi bir patolojinin olup olmadığı saptanabilir.

    Anovülatuar bir kadında endometriumda sekretuar değişiklikleri gözlenmez, endometrium

    proliferatif hatta hiperplazik olarak saptanır.

    Ultrasonografi İle Ovulasyonun Gözlenmesi: Ovumun atılmasından önceki ve sonraki

    olayların takibine dayanır. Öncelikle mensesin üçüncü gününde transvaginal ultrasonografi ile

    overler bazal olarak değerlendirilir. Spontan sikluslarda, siklusun 5 – 7. günlerinde dominant

    folikül seçilir. Ovulatuar gelişimin son dönemlerinde preovulatuar folikül günde 2 mm. büyür

    ve capı 20 mm. olduğunda ovulasyon gerçekleşir. Ovulasyondan sonra folikül küçülür,

    kenarları belirsizleşir, internal eko dansitesinde artma izlenir ve cul de sacta serbest sıvı

    izlenir.

    Peritoneal ve Tubal Faktörler : İnfertil çiftlerin %30-35 inde rastlanır. Pelvik inflamatuar

    hastalık (PID) anamnezi, septik abortus, appendiks rüptürü, geçirilmiş tubal cerrahiler,

    ektopik gebelik, nedeniyle yapılan operasyonlar akla tubal pasajı engelleyebilecek

    bozuklukları getirmelidir. Peritoneal faktörler ise genellikle PID, endometriozis yada

    geçirilmiş cerrahi sonrası oluşan peritubal ve periovarian adhezyonlardır. İlk PID atağından

    sonra tubal adhezyon riski %10-15, ikinci PID den sınra tubal adhezyon riski % 23, üçüncü

    ataktan sonra risk %54’tür.

    İnfertil kadınların tubalarını değerlendirmek için çeşitli teknikler kullanılır. Tubal pasajı

    değerlendirmede kullanılan en yaygın yöntem histerosalpingografi(HSG)dir. HSG siklusun

    erken proliferatif döneminde siklusun 6-10. günleri arasında yapılır. Tanıda HSG orta

    derecede sensitif iken, spesifitesi %90’ a yakındır. HSG ile genel infeksiyon riski %1’ den az

    iken yüksek riskli grupta %3’ dür.

    Genel olarak 3 film yeterlidir; 1 tanesi radyoopak madde uterin kaviteyi doldurduğunda 1

    tanesi de geç radyoopak madde peritoneal kaviteye geçiş olduktan sonra çekilir. HSG de

    bilateral tubal patoloji saptanmışsa ileri tetkik gereklidir. Tubal ve peritoneal patolojilerin

    tanısında en iyi teknik laparoskopidir. Laparoskopi yapılarak tubaların motilitesi, fimbrial

    uçların yapısı ayrıntılı olarak değerlendirilir.

    Servikal Faktör: Servikal mukusun özellikleri sperm reseptivitesini yansıtır. Servikal mukus

    preovulatuar dönemde (28 günlük siklusun 12-14. günleri) özellikleri açısından incelenir.

    Daha spesifik olmak gerekirse idrarda LH surge’ünün ertesi sabahı da test yapılabilir.

    Spermatozoa için reseptif preovulatuar mukus bol, ince, berrak, asellüler ve alkalendir.

    Serviks salgılarının özellikleri:

    • Ovulasyon öncesinde ve sırasında sperm penetrasyonuna izin verir; diğer zamanlar

    penetrasyona izin vermez.

    • Spermatozoayı vagenin uygun olmayan ortamından ve fagosite olmaktan korur.

    • Spermatozoanın enerji gereksinimlerine destek verir.

    • Spermatozoayı motilite ve morfolojilerine göre seçerek filtre eder.

    • Spermatozoa için kısa süreli rezervuar görevi görür.

    • Sperm kapasitasyonunu başlatır.

    Servikal mukusun salgılanmasında over hormonları rol oynamaktadır. Servikal epitel

    hücrelerinin salgısını 17 beta östradiol artırırken progesteron inhibe etmektedir.

    Preovulatuar servikal mukus spermatozoa için son derece reseptiftir. Postovulatuar

    progesteron etkisindeki mukus ve anovulatuar olup düşük östrojen düzeyleriyle seyreden

    dönemlerdeki mukus ise kalın az miktarda ve mat görünümdedir.

    Ovulasyon öncesi gerçekleşen östrojen piki sonrası servikal glandlarda maksimum

    stimülasyon olur, servikal mukus miktarı önemli ölçüde artar. Berrak ve elastik bir hal alır. Bu

    özellik Spinnbarkeit testi ile değerlendirilir. Ayrıca mukustaki östrojen etkisini gösteren Fern

    testinde ise servikal mukus lam üzerine yayılıp kurumaya bırakıldıktan sonra yapılan

    mikroskobik incelemede eğreltiotu (fern) yaprağı benzeri dallanma görüntüsü ortaya çıkar.

    Servikal mukusun reseptivitesi , spermin mukus içine penetre olup olmadığı ve servikal

    faktörün infertilite üzerine etkisi postkoital test (Sims-Huhner testi) ile değerlendirilir.

    Postkoital test, LH pikinin olduğu tahmin edilen zamanda yapılır. Test öncesi 48 saat

    öncesinden cinsel ilişki yaşamayan çiftin girdiği ilişkiden 2-8 saat sonra servikal mukus

    servikal kanaldan, eksternal os ve posterior forniksten alınarak makroskopik ve mikroskopik

    olarak değerlendirilir.

    Uterin Faktör: Uterusun kongenital anomalileri, uterin sineşiler, myoma uteri, endometrial

    polipler, tüberküloz, endometrit ve neoplaziler gibi çeşitli patolojiler uterin faktörü oluşturur.

    1. Uterus Anomalileri:

    a) Kongenital

    b) Edinsel

    2. Endometrial fonksiyon bozuklukları ve luteal faz defekti . Kongenital Uterin

    Malformasyonlar: Uterin anomalilerin insidans değerlendirmelerinde % 0,03- % 75 arasında

    bildirilmiş rakamlar vardır. Doğumların % 0,25 kadarında saptandığını belirten yayınların

    yanında infertilite çalışmalarında % 3,5 düzeyinde olduğunu belirten geniş serili çalışmalara

    bakıldığında, infertilite olgularında anomali beklentisinin 10-15 misli fazla olduğu ortaya

    çıkmaktadır.

    Bu anomalilerde genellikle ilk ve ikinci trimesterde gebelik kaybı meydana gelmekle beraber,

    implantasyon bölgesinde anomali mevcut ise implantasyonu da bozabilir. En sık görülen ve

    infertilite ile en fazla ilişkisi olan kongenital uterin malformasyon; uterin septumdur. Septum

    uteri fertil ve infertil kadınlarda eşit oranda (%1) görülmesine karşın, tekrarlayan spontan

    abortusu olan kadınlarda daha fazla (%3) görülür. Gerek septumu kaplayan endometriumun

    reseptivitesinin bozuk oluşu, gerekse septal kan akımının bozukluğu fertiliteyi olumsuz

    etkilerken günümüzde morbiditesi az ve başarı ile uygulanan histeroskopik cerrahi ile kolayca

    tedavi edilmektedir. Tedavi sonrası canlı doğum beklentisi %75’ lere ulaşırken, tedavi öncesi

    abortus %60’ dan fazla olmaktadır.

    Uterusun edinsel anomalileri: Leiomyomlar, endometrial polipler ve asherman

    sendromudur.

    Myoma uteri: İnfertilite nedenleri arasında %10 sıklıkta yer aldığı bildirilmekle beraber,

    infertilitenin tüm nedenleri ekarte edildikten sonra geriye sadece myoma uteri kalan hasta

    oranı %2-3’ tür. Myoma uteri olan kadınlarda fertilite oranı düşüktür.

    Submüköz ve intramural myomlar, endometrial kavitenin distorsiyonu, kornual obstrüksiyon

    ve uterotubal bileşkeyi kontrol eden nöromüsküler mekanizmanın bozulmasına neden

    olabilirler.

    • Asherman sendromu: En önemli nedeni endometrial küretaj ve geçirilmiş intrauterin

    enfeksiyonlardır. Hipomenore, amenore ve dismenore ile kendini gösterebilir. Tedavisinde

    histeroskopik yaklaşımla adhezyolizis yapılır. Adhezyolizis sonrası % 25-70 gebelik başarısı

    sağlanır.

  • Besinleriniz ilacınız olsun

    Besinleriniz ilacınız olsun

    Cildi İçerden Nemlendiren Gıdalar.

    Son günlerde cilt kuruluğundan ve buna bağlı kaşıntı ve kızarıklıklardan rahatsızlık duyan hastalarımın sayısı arttı.
    Muayene ettiğim çoğu hastamda temel sıkıntının yetersiz su içmek olduğunu görüyorum. Ne yazık ki çoğu kişi cildini sadece dışardan sürülen kremlerle nemlendirmeye çalışıyor.

    Hergün 1,5 litre civarında su içmeliyiz. Spor yapıyorsanız bu miktar biraz artabilir. Çay kahve ve meyve suları bu miktara dahil değil.

    Bazı besinler deriyi içerden nemlendiriyor. Bizim tedavilerimizde gıda desteği çok önemli.
    Bunların başında omega 3-6 dan zengin somon, sardalya, hamsi, ton ve istavrit balıkları geliyor. Haftada 3 defa balık yiyenlerin cildinin ne kadar farklı ve güzel olduğunu görüyorum.

    Ayrıca badem, ceviz ve fındık en değerli omega kaynaklarının başında geliyor. Ara öğünlerde bir avuç kadar tüketmek yeterli. Avokado, salatalık cildin kollogen sentezini uyaran ve nemlendiren besinler arasında…

    Koyu kırmızı ve mor renkli meyveleri masanızdan eksik etmeyin. Çilek ve böğürtlen blueberry grubu meyveler cilde müthiş nem ve antioksidan destek sağlıyor.

    Yedikleriniz ışıltınız olsun…

  • Erkeğe Ait Kısırlık Nedenleri

    Erkeğe Ait Kısırlık Nedenleri

    Erkek infertilitesine sebep olan nedenlerin ortaya konması ve

    intrasitoplazmik sperm enjeksiyonunun (ICSI) yardımla üreme

    tekniklerinde başarı ile uygulanması erkek infertilitesinde

    devrim yaratmıştır.

    Klinik araştırma sırasında erkek sistematik bir şekilde

    incelenmelidir.  Değerlendirme; anamnez, fizik muayene ve

    ejakülatın laboratuarda incelenmesini kapsar. Dünya çapında

    yapılan ve 32 kliniği içeren çok merkezli bir çalışmada, infertil

    çiftlerinin % 30-40’ında sadece erkek faktörü infertilite nedeni

    olarak karşımıza çıkmaktadır.  İnfertil olarak tanımlanan erkeklerin % 12’si 4 yıl içinde

    gebelik oluşturabilmektedir.

    Erkek infertilitesinde, ilk ve temel tetkik spermiogramdır.  Semen parametrelerinin

    değerlendirilmesinde ise normal değerler konusunda bir karışıklık bulunmaktadır.

    Hormonal Nedenler: Beyin kısmındaki hipofiz bezinden salgılanan sperm üretim ve

    olgulaşmasını etkileyen FSH ve LH hormonundaki problemler

    Testislere Ait Sebepler: Sperm yapım bozukluğuna bağlı sebepler (Nonobstrüktif) ve sperm

    atım bozukluğuna bağlı sebepler (obstrüktif)

    Sperm Taşıyıcı Kanallara ve Organlara Ait Sebepler: Üretilen spermin bu yollardaki bir

    tıkanıklık sonucunda ejekulata (meni) ulaşamaması ile sonuçlanır.

    Bu sistemin doğuştan tıkalı olduğu durumlarda eşler kistik fibroz geni açısından taranmalıdır. 

    Çünkü testislerden elde edilen sperm sonucu oluşan gebeliklerden oluşan çocuklar böyle bir

    risk taşırlar.  Diğer cerrahi yada tıbbi sebeplerden oluşan hastalıklar sebebe yönelik tedavi

    seçeneklerinden faydalanabilirler.

    LABORATUAR İNCELEMELERİ

    Semen Analizi: Sperm örneği vermek için bir cinsel ilişki veya boşalmadan en az 3 gün, en

    fazla 5 gün sonra (cinsel perhiz) başvurmanız istenir.  Meni verme işleminde sabun v.b. kayganlaştırıcı maddeler

    kullanılmamalıdır.  Penis ve parmaklar verilen kabın iç yüzüne dokundurulmamalıdır. 

    Verilen örneğin tamamının kabın içine girmesi gerekmektedir.  Laboratuar ortamında örnek

    veremeyen hastaların doktorlarına yada Laboratuar görevlisine durumu bildirmeleri gerekir. 

    Laboratuar dışında örnek verecek şahısların örneği 20 dk. içinde vücut ısısında ( örneğin

    koltuk altı) ve güneş görmeden laboratuara ulaştırması gerekir.

  • Deri kanserlerine dikkat !!!

    BAZAL HÜCRELİ KANSER

    Tüm ülkelerde en sık görülen deri kanseri tipidir. Derinin bazal hücrelerinden köken alır. Açık tenli, aşırı güneş ışını maruziyeti olan kişilerde daha sık görülür. En sık yüz gibi güneş gören bölgelerde gelişir. Gelişimi yıllar içinde ve yavaştır. Önce şeffaf renkte olan kabarıklık sonra yaraya dönüşür. Genellikle yayılım yapmaz. İleri yaşlarda tekrarlama riski mevcuttur. Güneşi sık görmeyen vücut alanlarında görüldüğünde kimyasal kanserojenler (arsenik gibi) sorgulanmalıdır. Pratikte metastaz yapmayan ve sadece bulunduğu bölgede yayılan bir kanser olarak bilinir.

    Bazal hücreli kanserin tüm tedavi yöntemleri ile nüks gelişebilir. Yerel olarak kullanılan immunmodulatuar ilaçlarla 12 haftalık tedavi süreci oldukça etkin ve başarılıdır. Bir başka tedavi şekli tümörün cerrahi olarak çıkarılmasıdır. Mohs cerrahisi bu konuda en etkin yöntemdir. Kriyoterapi (dondurma yöntemi) ağrısız alternatif bir terapi yöntemi olup nüksler sıktır. Bazı bazal hücreli kanserlerde radyoterapi ve fotodinamik tedavi de tercih edilebilmektedir.

    SKUAMÖZ HÜCRELİ KANSER

    Deriniz skuamöz hücrelerinden köken alan kanser tipidir. Kısa zamanda gelişir ve hızla ilerler. Metastaz yapma oranı yüksektir. Sıklıkla güneş hasarına bağlı gelişen solar keratoz, aktinik keilit, bowen hastalığı gibi bazı deri hastalıklarının üzerinde gelişebilir ve dönüşebilir. Bu nedenle bu kanserden korunmanın en önemli yolu güneşten korunmadır. PUVA tedavisi alanlarda risk dikkate alınmalıdır. Bazı güneş hassasiyeti ile giden genetik hastalıklarda sıklığı artmıştır. Yine organ transplantasyonu, AIDS, Lenfoma gibi immunsupresyon durumlarında sıklığı artmış olarak görülmektedir.

    Skuamöz hücreli kanser genellikle 50 yaş üzerinde ortaya çıkar. Ancak güneşli iklimlerde daha genç yaşlarda da görülür. Erkeklerde kadınlara göre 2-3 kat daha sık görülür.En sık yerleşim yeri alt dudaktır ve sıklıkla sigara ve pipo içenlerde görülür.Bunun yanında yanakta ,burunda, kulak önü ve kulak heliksi üzerinde, saçı dökülmüş kişilerde saçlı deride de yerleşir. Bazal hücreli kanserden farklı olarak, el sırtı, ön kol ve kadınlarda bacak ön bölgede de bulunabilir. Genellikle 1-2 cm çapa ulaştığında ortadan ülsere deriden kabarık bir lezyon halini alır. Metastaz özellikle kulak , dudak ve genital bölge yerleşimli kanserlerde daha yüksektir. Lenf nodu metaztazı yapan olgularda prognoz kötüleşmektedir.

    Tedavisi birincil kanserde cerrahi olarak çıkarılmasıdır. Yüksek riskli olanlarda Mohs cerrahisi tercih edilmelidir. Cerrahi uygulanamayan olgularda radyoterapi diğer bir tedavi şeklidir. İç organ metastazı olan olgularda kemoterapi uygulanır.

    Uzun süreli ülser ve yaralar, yanık zemininden de skuamöz hücreli kanser gelişebileceğinden bu hastaların dikkatle takibi gerekmektedir.

    MALİGN MELANOM

    Benler üzerinde gelişen en tehlikeli deri kanseri türüdür. Ailesel yatkınlık, çok sayıda ben varlığı, güneş yanığı öyküsü melanom için en önemli risk faktörleridir. Renk hücrelerinden kaynaklanan bu kanser, sıkığı hızla artmakla birlikte, beyaz ırkta orta yaş grubunda en sık görülen kanserlerdendir. Melanom en sık deriden, nadiren göz, mukoza beyin zarı gibi dokulardan gelişir. Çocuklarda doğuştan büyük konjenital benler üzerinden gelişebileceğinden bu olgular dikkatle takip edilmelidir. Açık tenliler, açık renk gözlüler, sarı-kızıl saçlılar, güneşli ve dağlık bölgelerde yaşayanlar, mesleği gereği güneş altında çalışanlar, çocukluğunda bir veya daha fazla ciddi güneş yanığı geçirenler, ailesinde melanom bulunanlar, bağışıklık sistemi baskılanmış olanlar daha fazla risk altındadır.

    Benlerdeki değişimler mutlaka kanser gelişimi açısından değerlendirilmelidir. Simetride bozulma, kenarlarındaki düzensizlik, renk değişimleri, benin çapında büyüme ve kabarma kanserleşme belirtisi olabilmektedir. Riskli kişilerde dermatologlar tarafından erken tanı amacıyla, benlerdeki değişimi ayrıntılı olarak gösterebilen dermatoskopi cıhazı ile tarama ve izlem son derece önemlidir. Melanom için erken tanı hayat kurtarıcıdır. Her yıl dermatolojik kontrol yaptırılmalı, her ay kişi cildini ayna karşısında kendisi izlemelidir. Şüpheli benler cerrahi olarak çıkarılmalıdır.

    DERİ KANSERİNDEN KORUNMA GÜNEŞTEN KORUNMAYLA EL ELEDİR.

    Biz dermatologlar güneşten korunmayı vurgularken, hastalarımızdan daha tatile gitmediklerini, denize girmediklerini söylediklerini duyarız. Ne yazık ki Ultraviyolenin ne tatille nede sadece denizle ilişkisi vardır. Yaz kış insan derisi Ultraviyoleye maruz kalmaktadır. Kapalı ortamda çalışan kişiler en azından işe gidiş dönüş saatlerinde, evde vakit geçirenler balkon ve bahçeye çıktıklarında, dışarıda çalışanlar her an güneşten korunmak durumundadır. Şapka , şemsiye gibi fiziksel koruyucular mutlaka dikkate alınmalıdır. Deri tipine uygun güneş koruyucuları gün içinde yenilenerek, dışarı çıkmadan yarım saat öncesi mutlaka sürülmelidir. Çocuklarımızın Ultraviyoleye hassas bir derileri olduğunu UV ile oluşan DNA hasarlarından daha çabuk etkileneceklerini lütfen hiç aklımızdan çıkarmayalım ve aynı özeni onlara da gösterelim.

  • Çikolata Kisti

    Çikolata Kisti

    Endometriozis

    Rahim içini döşeyen ve adetle birlikte dökülen tabkaya

    endometrium denir. Endometriozis ise endometriuma

    benzeyen dokunun rahim dışında bir yerde gelişmesidir. Genel

    olarak pelvis denilen ve leğen kemikleri ile sınırlanmış

    bölgede olmakla birlikte vücudun her yerinde görülebilir. En

    sık görüldüğü yerler yumurtalıklar, periton (karın zarı) ve

    rahmi yerinde

    tutan sakrouterin bağlardır. Rahmin dış yüzeyi, tüpler, barsaklar ve mesane diğer yerleşim

    yerleridir. Genellikle endometriozis birden fazla yerde görülür.

    Endometriozisin nedenleri

    – Doğumla sonlanmayan gebelikler

    – Annede endometriozis olması

    – Kanama süresinin 8 günden fazla olduğu fakat 27 günden kısa süren adet periyotları

    – Adet kanının akışını engelleyen durumlar (rahim ağzında darlık, rahim içinde septum)

    – Beyaz veya sarı ırktan olma

    Bunların aksine adet miktarını ve sıklığını azaltan durumlar ( hiç adet görmeme-amenore,

    gebelik ve doğum kontrol hapı kullanmak) ise endometriozis riskini azaltırlar.

    Endometriozisin oluşum mekanizması bugün tam olarak bilinmemektedir. Bu konuda birçok

    teori öne sürülmüşse de en geçerli olanlar şunlardır;

    – Adet kanının geriye yani batın içine akması. Bu teoriyi destekleyen en önemli durum rahim

    içinde veya ağzında adet kanının dışarı akmasını engelleyen durumlarda endometriozisin sık

    görülmesidir.

    – Endometrium dokusunun kan veya lenf damarları yoluyla vücudun diğer bölgelerine

    taşınması

    – Bağışıklık sistemindeki aksamalar nedeniyle rahim dışında gelişen endometrium dokusunun

    büyüyüp gelişmesine engel olunamaması

    – Çölomik metaplazi denen teoride ise batın içine akan adet kanı veya enfeksiyonlar nedeniyle

    karın içini kaplayan periton denen zarın veya yumurtalıklar üzerindeki dokunun endometrium

    dokusuna dönüşmesi.

    Endometriozisin belirtileri nelerdir?

    Tamamamen belirtisiz olabilir ve belirtinin şiddeti hastalığın yaygınlığı ile doğru orantılı

    olmayabilir. Örn; hafifi endometriozis olan bir kadında şiddetli kasık ağrıları olabilir. Yine de

    birçok kadında şiddetli kasık ağrıları endometriozisin en önemli belirtilerindendir. Ağrı adet

    öncesinde veya sırasında olabildiği gibi sex sırasında veya sonrasında olabilir. Ayrıca barsak

    üzerinde endometriozis odakları varsa barsak hareketleri ile ağrı olabilir, kanlı gaita

    yapılabilir, adet öncesi lekelenme, idrar yaparken ağrı veya kanlı idrar olabilir. Sancılı adet

    görme yıllar içinde şiddetlenebilir.

    Endometrioma (Çikolata kisti)

    Bunlar büyük endometriozis odakları olup içleri çukulata kıvamında kanla doludur. Genellikle

    ultrason ile tespit edilirler ve kesin tanı ancak cerrahi olarak çıkarılmasından sonra konur.

    Endometriozis menarştan önce (kadın yaşamındaki ilk adet) ve menopozdan sonra çok nadir

    görülürler. Eğer kadın ağrılı adet görüyorsa veya yoğun kanamaları varsa endometriozisten

    şüphelenilebilir. Bu durum cerrahi ile teyit edilmelidir. Zira kesin tanı için bir kan testi veya

    görüntüleme tekniği mevcut değildir.

    Günümüzde endometriozisin kesin tanı ve tedavisindeki en sık kullanılan yöntem laparoskopi

    veya laparotomidir. Her iki işlem de ancak ameliyathane şartlarında yapılabilir. Ameliyatta

    endometriozis odakları siyah, mavi, pembe veya kırmızı olarak görülebilir. Etraflarında

    yapışıklıklar veya çekilmeler olabilir. Buralardan yapılacak biyopsi ile tanı kesinleştirilir.

    Cearrah endometriozis odağının büyüklüğü, derinliği ve bulunduğu yeri göz önüne alarak bir

    evreleme yapar ve tedaviyi de buna göre planlar.

    Tedavi

    – Gözlem (tedavi verilmez)

    – Ağrı kesiciler

    – Doğum kontrol hapları

    – Hormonal tedavi

    – Cerrahi

    – Kombine tedavi

    Tedavinin planlanmasında kadının isteği ön plana çıkmaktadır. Kadın ağrısının kesilmesini

    isteyebilir veya çocuk arzu edebilir.Ya da batında büyük bir kitle vardır ve cerrah direkt

    ameliyata karar verebilir.

    Minimal hastalığı olan veya menopoza yakın olan hastalarla belirtileri şiddetli olmayan

    hastalar gözlem altında tutularak hiç tedavi verilmeyebilir. Menopoza girildiğinde hastalık

    kendiliğinden gerileyeceği için tedavi verilmez, henüz evlenmemiş hastalarda veya evli olup

    çocuk istemeyen kadınlarda hastalığın ilerlemesini önlemek ve olası bir gebeliğin önüne

    geçmek için doğum kontrol hapları kullanılabilir.

    Endometriozis yavaş ilerleyen ve menopozla gerileyen bir hastalıktır. Hastaların çoğunda

    ağrılar ağrı kesici ilaçlara cevap verir, ancak bazıları sadece cerrahi sonrası rahatlar. Gebelikte

    ve menopozdan sonra ağrı olmaz. Çocuk sayısını tamamlamış, ağrı kesicilere cevap vermeyen

    kadınlarda yumurtalık ve rahmin alınması bir seçenek olarak düşünülebilir.

    Endometriozis çocuk sahibi olmak isteyen fakat olamayan çiftlerin %30-40’ında görülebilir.

    Bunlarda cerrahi tedavi veya yardımcı üreme teknikleri (tüp bebek)olumlu sonuçlar verebilir.

    Ağrıların kesilmesi için tıbbi tedavi veya cerrahi uygulanabilir. Ağrı kesicilerin sindirim

    sisteminde ağrı, kanama yapabileceği, böbrek problemlerine yol açabileceği unutulmamalı ve

    yüksek tansiyonu olanlarda dikkatli olunmalıdır.

    Doğum kontrol hapları endometriozis odaklarının büzülerek küçülmesine neden olur. Gebelik

    arzusu olmayan hafif veya minimal hastalığı olanlarda uygundur. Sigara kullanan ve damar

    hastalığı olanlarda tavsiye edilmez.

    Progesteron içeren ilaçlar diğer ilaçlarla ağrısı kesilmeyen hastalara, doğum kontrol hapı

    kullanamayan (sigara nedeniyle)hastalara verilebilir.

    GnRH agonistleri ve danazol isimli ilaçlar yan etkilerinin fazlalığı ve ilaçların kesilmesinden

    sonra endometriozisin tekrar alevlenmesi nedeniyle eskisi kadar kullanımda olmadığından

    burada ayrıntılı olarak anlatılmayacaktır.

    Tıbbi tedavinin yetersiz kaldığı veya şiddetli endometriozis olgularında cerrahiye başvurulur.

    Endometrioma ( çukulata kisti) 3 cm den büyük ise, barsak ve mesane tutulumu var ise

    cerrahi uygundur. Hastaların yaklaşık %80’i cerrahiden fayda görür ve ilaçların yan etkilerine

    maruz kalmaz. Cerrahi ile çocuk sahibi olmak isteyen hastalarda 1 yıl içindeki gebelik

    oranları yaklaşık yardımcı üreme tekniklerine eşittir. Cerrahi işlem esnasında endometriozis

    odakları yakılır veya alınır, çocuk istemi olmayan dirençli olgularda yumurtalıklar ve rahim

    alınabilir.

    Endometriozis ve kısırlık

    Endometriozis olgularında yumurtalıklar ve tüpler arasında ya da barsaklarla tüpler arasında

    oluşan yapışıklıklar nedeniyle gebe kalmada zorluklar yaşanabilir. Bu yapışıklıkların nedeni

    endometriozis odaklarından salgılanan yapışkan maddeler olup bunlar yumurtlamayı,

    döllenmeyi ve döllenmiş yumurtanın rahim içine yapışmasını önleyebilir.

    Sonuç olarak eğer kısırlık sorunu yaşayan bir çiftte endometriozis bir sebep olarak tespit

    edilmişse tedavi seçenekleri gözlem, cerrahi, aşılama veya tüp bebek uygulanabilir. Bu gibi

    hastalarda tıbbi tedavinin yeri yoktur.

  • Bebeklerin de cildi kurur

    Bebeklerin de cildi kurur

    Bebekler de tıpkı erişkinler gibi cilt kuruluğu ve buna bağlı kaşıntı şikayetine sıkça maruz kalıyor. Özellikle modern hayatın getirdiği sık yıkanma alışkanlığı annelerin bebeklerini her gün yıkamasına neden oluyor. Bebek cildi çok ince ve yağ dokusundan fakir olması nedeniyle köpüren bir ürün temas edince kurur, koruyucu yağını kaybeder. Ekzema ve cilt hastalıklarına zemin hazırlar.

    Yağ dokusunun yokolması bebeğin derisinde kuruluğu ve ardından da kaşıntıyı getirecektir. Çoğu zaman bebeğin bu durumunu farkedemeyip her gün banyosunu yaptıran, suda uzun uzun bebeğini oynatan anneler bir süre sonra dermatoloğa kızarıklık kaşıntı ve durdurulamayan kabarıklıklarla başvurur.

    Bebekleri bu evreye getirmeden ciltte ekzema ortaya çıkmadan dikkat edilecek çok basit yaşam alışkanlıklarıyla bunun önüne geçmek kolaydır. Amacımız çocuklara ilaç kullandırmak değil onları hasta olmadan korumak olmalıdır.

    Dikkat edilmesi gereken birinci konu her gün bebeği yıkamamaktır.

    Çoğu anne bebeğin oyun ve uyku saatini banyo keyfiyle birleştirir. Bebek cildinin ince olması ve koruyucu tabakasının gelişmemiş olması nedeniyle en hassas bebek ürünü bile olsa köpük, sabun cilde girer. Bu nedenle çocuğu önce su doldurmadan küvette oyuncağıyla oynatıp zaman kazanmak bir süre sonra da hızla ve ılık suyla, liflemeden yıkayıp çıkarmak gerekir.

    Banyo sonrasında, kurulanan cilde nemliyken hemen vücut losyonu sürülür. Bazı bebekler bundan hoşlanmaz. Bu işlemi bir oyun gibi yaparak çocuğa alıştırmak gerekir.

    Bebek cildi de tıpkı bizlerde olduğu gibi içerden de suya ihtiyaç duyar. Cildi kuru olan çocuğa ekstradan su veya süt içirmek iyi olur.

    Bazen bebek yağları da losyon gibi tüm vücuda sürülebilir. Bu durumda çocuk küvetteyken sürülürse kaymaması için dikkatli olmak gerekir.

    Losyon yetmiyorsa doktora sorarak merhem formları da kullanılabilir.

    İdeal bebek ürünü Parabensiz, Kokusuz ve renksiz olmalıdır.

  • Çiftler Ne Zaman Hekime Başvurmalı  ?

    Çiftler Ne Zaman Hekime Başvurmalı ?

    Doktora daha önce başvurması gerekenler var mı?

    Kısırlık bir yıl boyunca düzenli ve korunmasız ilişkiye rağmen

    hamile kalamama olarak tanımlanmaktadır. Bu durumda eğer

    bir yıl veya daha uzun süredir hamilelik elde edilememişse

    kısırlık yönünden bir değerlendirilmeye gereksinim vardır.

    Ancak eğer kadının yaşı 30 veya üzerinde ise 6 aylık bir

    korunmasız ilişki sonrasında hala gebelik olmamışsa doktora

    baş vurmalıdır.  Ayrıca eğer adet düzensizliği varsa ki bu

    yumurtlama ile ilgili bir sorun olduğunu gösterebilir ya da erkekte bilinen bir problem varsa

    yine bir yıl beklenmeksizin doktora başvurulmalıdır.  Gebelik elde edilmeye çalışılan bu bir

    yıllık süre içinde hiçbir zaman endi şeye kapılmamalıdır.  Çünkü toplumda yaklaşık 7 çiftten

    birinde bu durum görülmektedir ve günümüzde kısırlığın tedavisinde oldukça ileri teknoloji

    kullanılmakta ve olguların önemli bir kısmında da gebelik elde edilmektedir.

    Erkekler hangi durumda bir yıldan önce doktora gitmelidir?

    Erkekte kısırlık nadiren belirti verir. Erkek İnfertilitesinin tam değerlendirmesini yapmak için

    akıntı ve idrar yapma güçlüğü ve yanma olup olmadı ğı sorulmalı ve tam idrar tahlili ile en az

    2 sperm analizi yapmak gerekir. Ürolog (bevliyeci) tarafından yapılan bir fizik muayene ile

    cinsel organlara ait patolojiler ortaya çıkarılır. Risk faktörleri varsa; örn, bilateral

    kriptorşitizm (iki taraflı inmemiş testis), kadın yaşı 35’den büyük ise, eğer çift erkek partnerin

    fertilite potansiyelini sorguluyorsa erkekler de bir an önce doktora gitmelidir. Ayrıca

    kemoterapi ya da radyoterapi tedavisi görecek ya da görmüş olan, ergenlik döneminde

    kabakulak geçirmiş olan,şeker hastası olan veya varikosel tanısı konmuş ya da bu nedenle

    operasyon geçirmiş olan erkekler evlendikten hemen sonra doktora gitmelidir.

    Önce erkek mi kadın mı doktora gitmeli?

    Öncelikle erkek doktora gitmelidir. Çünkü erkeğe yapılacak testler hem kolay hem sayıca

    daha az hem de maliyeti düşüktür.

    Size çocuğumuz olmuyor şikâyeti ile başvuran çifte nasıl sorular soruyorsunuz?

    Öncelikle yaş, adet düzeni, kasık ağrısı olup olmadığı, anormal vajinal kanama veya akıntı,

    daha önce geçirilen iltihabi hastalıklar ve başka sistemlere ait hastalığı olup olmadığı sorulur. 

    Daha önce hiç gebe kalıp kalmadığı, kalmışsa nasıl sonuçlandığı, düşük yapıp yapmadığı,

    ameliyat olup olmadığı ve herhangi bir doğum kontrol yöntemi uygulayıp uygulamadığı

    sorulur. Hastanın eşine daha önce cinsel bölgede hasar yapabilecek bir travma ya da hastalık

    veya ameliyat geçirip geçirmediği, enfeksiyonlar, herhangi bir ilaç kullanımı, tıbbi bir

    rahatsızlığı ve eğer varsa daha önce başka bir kadından gebelik elde edilip edilmediği sorulur.

    Ayrıca ne zamandan beri korunmadıkları ve ne kadar sıklıkla ilişkide bulundukları ve ilişki

    sırasında kayganlaştırıcı kremler kullanılıp kullanılmadığı yine sorular arasındadır. Ailede

    doğumsal anormallikler olup olmadığı sorulmalıdır. Kısırlık süresi, halen herhangi bir tedavi

    görüp görmediği, alerjik bir hastalık, meslek, sigara-alkol kullanımı, göğüslerden süt gelip

    gelmediği, tüylenme ve cinsel ilişki sırasında ağrı yine sorulan sorular arasındadır. Hastanın

    kilosu da mutlaka kaydedilmelidir.

    Meslek seçiminin kısırlık üzerine etkisi var mı?

    Bazı mesleklerin kısırlığa zemin hazırladığı bilinmektedir. Hamam ve saunalarda çalışanlarda,

    döner ustalarında, fırın ve maden işçileri ile uzun yol şoförlerinde, seramik, cam işinde

    çalışanlarda, tinerin kullanıldığı boya işinde çalışarak yüksek oranda bunun gibi kimyasal

    madde soluyanlarda sperm miktarında ve kalitesinde azalmalar tespit edilmektedir.  Ayrıca

    yorucu ve stres katsayısı yüksek olan polislik gibi mesleklerde de kısırlık oranları

    yükselmektedir.

    Çocuk sahibi olmayan çiftlerin hangi uzmana başvurması gerekir?

    Genel kadın-doğum uzmanları ilk değerlendirmeyi yapabilirler veya kısırlık konusunda

    uzmanlaşmış bir kadın-doğum uzmanına gidilebilir. Burada önemli olan güven duyulan ve

    hastanın kendini rahat hissettiği bir hekimi seçmesidir.  Ancak hasta gitmek istediği hekimin

    özgeçmişine bugün artık hemen her yerden bağlanması mümkün olan internet yoluyla

    ulaşarak onun ilgi alanlarını ve bugüne kadar yapmış olduğu çalışmaları inceleyerek karar

    vermelidir.

    Doktora başvuran çiftlere ilk yapılan tetkikler nelerdir?

    Tanısal amaçlı yapılan ilk tetkikler kısırlığın sebebini bulmaya yönelik, pahalı olmayan ve

    hastaya zarar vermeyen tetkiklerdir. Burada hastanın istekleri, yaşı, kısırlık süresi, tıbbi

    hikâyesi ve fizik ve jinekolojik muayenesi göz önünde bulundurulur ve ultrasonografi ile

    kadın iç cinsel organları değerlendirilir. Öncelikle erkekten üç ila beş günlük bir cinsel perhizi

    takiben bir sperm analizi istenir. Daha sonra kadının yumurtlama fonksiyonu hakkında bilgi

    edinmek için âdetin üçüncü günü kan alınarak hormon analizi yapılır. Adet bittikten 2 gün

    sonra ise yumurtanın ve spermin bir araya gelmesini sağlayan tüplerin açık olup olmadığını

    gösteren bir film çekilir. Bu işlem rahim ağzından boyalı bir madde verilerek yapılır.

    Başlangıçta yapılan bu tetkiklerden sonra hasta hakkında bir ön değerlendirme yapılır ve ileri

    tetkiklere gerek olup olmadığına karar verilir. Bunlar beyinde bulunan hipofiz bezinin, boyun

    bölgesinde bulunan troid bezinin, böbrek üstü bezlerinin incelenmesi ya da laparoskopi ve

    histeroskopi ile karın içi ve rahim içinin gözlenmesi gibi tetkiklerdir.