Blog

  • Eritrosit enzim defektleri

    Eritrosit enerjisini iki yoldan sağlamaktadır.

    1. Embden Mayerhof yolu – %80 enerji anaerob yol, başlıca enzimi Piruvat kinaz dır.

    2. Hexose Monofosfat yolu – %20 enerji aerob yol, başlıca enzimi G6PD dir.

    G6PD; X’e bağlı resesif geçer. Homozigot erkek ve homozigot kadınlarda tam görülür. Dünya populasyonunun %3 ü etkilenir. Siyah ve Akdenizlilerde sıktır.

    Akdeniz mutasyonu Med 1 (tek mutasyon) ve Med 2 (563T ve 1311 T ) olmak üzere iki farklı haplotipten oluşmaktadır. Genel populasyonda hakim olan Med 2 haplotipidir

    Favizmde farklı varyantlar farklı klinik tablolara neden oluyor. Favizm ve Primaquine bağlı hemolizin klinik tablosu aynı olmasına karşın tüm G6PD eksik olan kişiler favaya hassas değildir

    PİRUVAT KİNAZ: Otozomal dominant geçer. Homozigotlarda önemli hemoliz yapar.

    Kuzey Avrupa’da özellikle çoktur

    Klinik olarak ; anemi , sarılık ve dalak büyüklüğü ile karşımıza çıkar, ciddiyeti hemolize bağlıdır.

    Klinik tipleri:

    Yeni doğan sarılığı

    Akut hemolitik anemi

    Bakla

    İlaçlar

    Enfeksiyonlar

    Kronik non sferositik hemolitik anemi.

    Tanı:

    1. Heinz body preparasyonohemoliz testi

    2. Enzim eksikliklerinin tanınması

    3. Spesifik enzim ölçümleri

    4. Moleküler analiz ile önemli enzimlerin kesin tanısını koymak mümkündür.

    (Glukoz-6-fosfat DehidrojenazEksikliği (G6PDH Geni-Dizi Analizi)

    Pürivat Kinaz Eksikliği (PKLR Geni-Dizi Analizi)

    Tedavi :

    Bakladan ve bazı ilaçlardan sakınmak (İlaç listesi hastalara verilmekte)

    2.Sıvı tedavisi ;2000-2500 cc/m2/ gün sıvı

    3.Transfüzyon tedavisi:

  • Teknoloji Bağımlılığı

    Teknoloji Bağımlılığı

    Bağımlılık nedir?

    Kişinin kullandığı bir nesne veya yaptığı bir eylem üzerinde kontrolünü kaybetmesi ve onsuz bir yaşam sürememeye başlamasıdır. Kullanım ve davranış hayatın ciddi bir bölümünü kaplar, kişi yapmak zorunda olduğu işler ve ilişkiler dışında bütün vaktini ve fiziksel enerjisini büyük oranda bağımlı olduğu maddeye veya eyleme yatırır.

    Teknoloji Bağımlılığı nedir?

    Teknolojinin hayatımıza girdiğinden beri sayısız fayda sağladığı bilinmektedir. Hayatı kolaylaştırdığını bir çok örnek ile anlatılabilir (banka işlemlerinin online yapılabilmesi,iletişim,uzaktan eğitim,bilgiye ulaşım vb.). Fakat kişinin teknolojiyi kullanma konusunda kontrolü kaybetmesi ve bunun giderek ölçüsüz ve sınırsızlaşması oldukça ciddi problemlere sebep olabilir. Diğer bağımlılıklarda da olduğu gibi kişinin bağımlı olduğu teknolojik üzüne ulaşamadığı zaman yoksunluk yaşadığı bir durum olarak tanımlanabilmektedir.

    Teknoloji Bağımlılığı neleri kapsar?

    • İnternet ve sosyal medya

    • Telefon ve tablet

    • Oyun konsolları

    • Bilgisayar ve televizyon

    Teknoloji Bağımlılığının belirtileri nelerdir?

    • Uzak kalındığında huzursuzluk, uykusuzluk, öfke gibi yoksunluk belirtilerinin oluşması

    • Teknoloji başında harcanan vaktin artması

    • Sosyal ya da bedensel bir problem yaratmasına rağmen teknoloji kullanımına devam etmek

    • Teknoloji başında harcanan vaktin kontrolünün kaybedilmesi

    • İş,aile,okul ve kişisel bakım gibi sorumlulukların yerine getirilmesine teknolojinin engel olduğu durumlarda

    • Anonim bir kişiliğe bürünmüş olarak insanlarla konuşmayı yüz yüze konuşmaya tercih etmek

    • Gece geç saatlere kadar teknolojiden kopamamak

    • Teknoloji ile geçirilen vakit konusunda insanlara yalan söylemek

    • Vaktin çoğunluğunun fiilen ya da zihnen teknolojiyle geçirilmesi

    • Planlanan sürenin daha fazlası olacak şekilde teknolojiyle vakit geçirmek

    Teknoloji Bağımlılığının sebepleri nelerdir?

    • Sosyal ilişki kurmada yaşanan problemler

    • Dışlanma korkusu ile çevresindekilerin isteklerini kabul etmek

    • Merak duygusunu kontrol edememek

    • Yapacak iyi bir şey bulamamak

    • Kontrolsüz kullanım konusunda bilgi eksikliği

    • Bağımlılığı bilmemek ve önemsememek

    Teknoloji Bağımlılığının ne gibi zararları olur?

    Fiziksel problemler;

    • Ellerde uyuşma

    • Boyun kaslarında ağrı ve sertlik

    • Gözlerde acı

    • Halsizlik

    • Beden duruşu bozukluğu

    Sosyal problemler;

    • Kişisel sorunlar

    • Aile ve okul sorunları

    • Akademik başarıda düşüş oluşu

    • Uyku bozuklukları

    • Yeme bozuklukları

    • Aktivitelerde düşüş

    • Zaman idaresinde başarısızlık

    • Yalnızlaşma hissi

    • İçe kapanma

    Teknoloji Bağımlılarına öneriler;

    • Sanal ortamdaki saygınlık mı yoksa gerçek hayattaki saygınlık mı daha değerli düşünün.

    • Sizden aldıklarını değerlendirip, harcadığınız vakti hesaplayın.

    • Oyunların yerine yeni aktiviteler yapmayı deneyin (spor,sinema,müzik vb.)

    • Sabah uyandığınızda işlerinizi bitirmeden (giyinmek,kahvaltı etmek,hazırlanmak vb.) telefonunuzu elinize almayın.

    • Uyku düzeninizin korunması önceliğiniz olsun

    • Yatmadan yarım saat önce telefonunuzu kontrol ederek mesajlarınızı aramalarınızı gözden geçirin çok önemli değil ise dönüşlerinizi ertesi gün yapın

    • Telefonunuzla yaptığınız en önemsiz aktiviteleri azaltın

    • İnsanlarla yüz yüze iletişim halindeyken telefonunuzu uzak bir yere bırakma konusunda kararlı olun

    • Yemek yerken, ders çalışırken, gezerken telefon kullanmamaya özen gösterin

    Teknoloji Bağımlılığının tedavisi nasıldır?

    Teknolojiye bağımlı davranışları azaltmak ve teknoloji kullanımını kontrol altına almak için birçok yöntem vardır. Birçok teknoloji bağımlısı kişi okudukları üzerinden iyileşmeyi bireysel olarak denemesine rağmen yeterli seviyede başarı sağlayamamıştır. Bu başarısızlık kişinin yanlış adımlar attığı anlamına gelmemektedir. Bağımlılık, birçok değişkenin bir arada değerlendirilmesi yoluyla bir tadavi planının oluşturulmasıyla üstesinden gelinebilecek bir hastalıktır. Teknoloji bağımlılığı söz konusu olduğunda bağımlılık alanında uzmanlaşmış bir klinik psikolog ile düzenli terapotik görüşmeler yürütmek ve gerekli hallerde (özellikle de başka psikolojik rahatsızlıkların eşlik ettiği durumlarda) bağımlılık alanında uzmanlaşmış bir psikiyatristen ilaç desteği almak tedavinin güvenli temeller üzerine oturması açısından önemlidir.

  • Demir eksikliği nedenleri

    Organizmada, Hb sentezi için gerekli olan demirin eksikliği sonucu gelişen anemiye denir.

    Dünyada %10-30 insanda Fe eksikliği anemisi vardır. En sık süt çocukluğu, adölesan ve gebelik döneminde görülmektedir. Demir eksikliği tüm yaş gruplarında özellikle 6-24 aylar arasında bebek ve çocuklarda aneminin en yaygın nedeni olarak kabul edilmektedir. Erkekte 50mg/kg, kadınlarda 40mg/kg Fe bulunur. Vücuttaki demirin %65-70’i hemoglobinde, %25-30 ferritin ve hemosiderin, %3-4 myoglobin ve %1’i enzimler de bulunur.

    Etyolojik Faktörler :

    Diette eksik alım :Diette 0,75 mgr/L süt.

    Anne sütü ve inek sütü 0.5-1.5mgr/L (Anne sütünde %49,inek sütü %10 absorbe

    Artmış gereksinim: Büyüme, düşük doğum ağırlığı, prematürite, ikizlik, multipl doğumlar, adölesan dönem, gebelik, siyanotik konjenital kalp hastalıkları

    Kan kayıpları

    DEMİR EKSİKLİĞİ ANEMİSİNİN ETKİLERİ

    A.GIS:

    Anorexia- genel ve erken

    Pica –pakofaji (buz), geofajia(toprak yeme)

    Atrofik glossit

    Disfaji

    Özofajial webler (Kelly- Peterson sendromu)

    Azalmış gastirik asidite

    Sızıntılı (Leaky) Barsak sendromu -Gizli kan(+)Exudatif enteropati

    Malabsorbsiyon sendromu

    SSS :

    İrritabilite

    Halsizlik

    İletim bozukluğu

    Mental motor gelişmede düşme

    Azalmış dikkat

    Okul performansında düşme

    Nefes tutma nöbetleri

    Pupil ödemi

    KVS:

    Eksersizle kalb hızı ve kardiak outputta artış

    Kardiak hipertrofi

    Artmış plazma volumü

    Artmış ventilasyon değerleri

    Dijital toleransında artış

    Muskulo iskeletal sistem:

    Myoglobulin ve sitokin eksikliği

    Azalmış fizik performansı

    Radyografik kemik değişikliği

    Fraktür iyileşmesinde gecikmeler

    İmmünolojik Sistem: İmmünolojik sistem üzerine etkiler zıttır.

    Enfeksiyon potansiyelinde artma belirtisi

    Klinik:

    Demir eksikliği çocuklarda demir tedavisiyle akut hastalık azalır.

    Demir eksikliğinde respiratuar enfeksiyon sıklığı artar.

    Laboratuar:

    Lökosit transformasyonu bozulur.

    Granülosit öldürme ve NBT bozulur.

    Barsak ve lökosit myeloperoksidaz azalır.

    Demir eksikliğinde de enfeksiyon sıklığı artar.

    Enfeksion potansiyelinde azalma belirtisi:

    Klinik:

    Azalmış bakteriyel enfeksiyon

    Demir yüklenmesi ile enfeksiyon sıklığında artış

    Laboratuar:

    Trransferrine bağlanan demirin azalması ve serbest olan demirin artması bakteri büyümesine uygundur.

    Demir ile non patojenik bakteri büyümesi artar.

    TANI :

    Hb’de azalma

    KK indisleri: MCV, MCH, MCHC azalması, RDW artması

    PY: hipokromik, mikrositik KK’ ler

    Retikülosit : normal veya hafif artar

    Trombosit : Trombositopeni-trombositozis

    FEP: N=15,5-+8,3 microg/dl, Demir eksikliği ve Pb zehirlenmesinde artar

    Serum Ferritin: Azalır

    Serum demiri azalır, total demir bağlama kapasitesi artar, transferrin yüzdesi azalır

    Tedavi deneyimi: Uygun demir tedavisine Hb cevabı en güvenilir kriterdir. 7-10 gün içinde Retikülositte artma, Hb artma, Retikülositozu takiben Hb:0,25 – 0,4 gr / gün, Htk: %1/gün artar.

    Kemik İliği:

    Gecikmiş sitoplazmik matürasyon

    Azalmış veya yokluğu

    AYIRICI TANI :

    Demir eksikliği

    Hemoglobinopatiler-Talasemi,

    Hem sentezi bozuklukları-Pb,pyrazinamid,INH

    Sideroblastik anemiler

    İdiopatik-

    Herediter-sexe bağlı

    Familial hipokromik anemi

    Piridoksine yanıt veren anemi

    Sekonder

    İlaçlar

    Sistemik hastalık

    Malign hematolojik hastalıklar

    Kronik enfeksion ve diğer influmatuar hastalıklar

    Malignansi

    Herediter orotik asiduria

    Hipo veya atransferrin enzimi

    Konjenital

    Edinsel: Malignansi,malnütrisyon,nefrotik sendrom

    Bakır eksikliği

    Demir metabolizmasının doğumsal hataları

    TEDAVİ :

    Sütün kısıtlanması(1/2lt/gün)

    Demir içeren yiyecekler

    Buharlaşmış süt veyasoyalı formüller (inek sütü allerjisi varsa)

    Demir tedavisi: Ferrous demir 3-6 mg /kg 1defa / gün 6-8 hafta

    Demir tedavisine yanıt yoksa :

    Demir alımında yetersizlik

    Doz azlığı

    Preparatın yetersizliği

    Israr eden bilinmeyen kanama

    Yanlış tanı

    Eşlik eden hastalık(enfeksion,malignite,renal,KChastalık)

    Bozuk GIS absorbsiyonu

    Demir metabolizmasında sorunlar düşünülmelidir.

  • Şiddetin Kadınlarda Oluşturduğu Travma Sonrası Stres Bozukluğu

    Şiddetin Kadınlarda Oluşturduğu Travma Sonrası Stres Bozukluğu

    ŞİDDETİN KADINLAR ÜZERİNDEKİ TRAVMATİK ETKİLERİ

    Ülkemizin kanayan yaralarından biri olan ve her geçen gün travmatik etkileriyle karşılaştığımız kadına şiddet olaylarının “Travma Sonrası Stres Bozukluğu” ile ilişkisine göz atacağız.

    Kadına şiddet nedir?

    Kadına zarar veren, inciten, fiziksel,ruhsal,cinsel hasarlar oluşturan, özel yaşam ya da toplum içerisinde baskı uygulanarak kadınların özgürlüklerinin kısıtlanmasına sebep olan her tür davranışlardır.

    Şiddete maruz kalan kadınlar hangi psikolojik sorunlarla karşılaşırlar?

    Depresyon, panik bozukluk, kaygı bozuklukları, cinsel işlev bozuklukları, yeme problemleri, obsesif-kompulsif davranış bozukluklarıyla, post travmatik stres bozukluğu yaşama ihtimalleri şiddete maruz kalan kadınlarda daha fazladır. Şiddet sonucu kadınlarda çaresizlik durumu yaşanmaktadır, bu durum ruhsal ve bedensel olarak problemler oluşmasına sebeplerdir. Şiddetin sebep olduğu ve son yıllarda ülkemizde de sık olarak karşılaşılan problemlerden biri olan travma konusundan bahsetmekte yarar var.

    Travma Nedir?

    Deprem gibi doğal felaketler, savaşlar, cinsel ya da fiziksel saldırıya uğrama, cinsel taciz, çocuklukta yaşanan istismar, işkenceye maruz kalma, trafik kazaları, iş ile ilgili kazalar, insan yaşamını tehdit eden bir hastalık tanısının konması, korkutucu bir olaya tanık olmak gibi kişinin başa çıkma becerisini aşan olaylar travmatik olaylardır. Fakat her yaşanılan sıkıntı verici olay ”ruhsal travma” olarak adlandırılamaz. Olayın niteliği kadar olay ile karşılaşıldığında gösterilen tepkiler de önemlidir.

    Olayın travmatik olarak adlandırılabilmesi için neler gerekir?

    • Olay karşısında aşırı dehşete düşmüşlük, çaresizlik ve korku tepkilerinin verilmiş olması,

    • Kişinin bir ölüm ya da yaşamını tehdit edici bir durumu, kendisi ya da tanıdığı birinin fiziksel bütünlüğünü tehdit edici bir olayı yaşamış olması, tanık olmuş olması gerekmektedir.

    Travma sonrası stres bozukluğu nedir?

    Yaşanılan travmatik olaylardan sonra çoğu insan kendiliğinden iyileşir. Fakat olaydan aylar,yıllar geçse bile etkisinden iyileşme göstermeyen kişiler travmatik olaydan dolayı aşırı stres veya kaygı yaşamaya devam ederler. Olayları tekrar yaşıyor gibi olayın görüntülerini görebilirler veya kabuslar görebilirler. Uyku problemleri yaşarlar, çevresindeki insanlara yabancılaşmış hisseder, dikkat sorunları yaşar. Bu durumlar yaşandığında travma sonrası stres bozukluğu akıllara gelir.

    Travma sonrası stres bozukluğu’nun sebepleri nelerdir?

    Travma ne kadar ciddi ise, süresi ne kadar uzun ise ve tehlikeli ise ,kişilerin Travma sonrası stres bozukluğu geliştirme ihtimali o kadar fazla olabilir.

    Travma sonrası stres bozukluğunun belirtileri nelerdir?

    • Yaşanılan olayın tekrar yaşanması: Kişinin yaşadığı travmatik olayı yeniden yaşadığını ya da anımsadığını rüyalarda gördüğünden şikayet eder. Dışarıdan görenlerin travmatik olayı tekrar yaşıyormuş izlenimine sahip olduğu disosiyatif nöbetler geçirilebilir. Olayla ilgili çağrışımlar yakaladığı durumlarda kişi yoğun bir şekilde sıkıntı duyar.

    • Travmayı hatırlatan durumlardan kaçınma uğraşı: Travmayı hatırlatan olaylardan ve insanlardan kaçınmak, hatırlatıcı aktivitelerden uzak durmak.

    • Aşırı uyarılmışlık belirtileri: Kişi yaşadığı travmanın öncesine göre gergindir. Öfke patlamaları, dikkat problemleri, uykuya dalma ve sürdürme problemi, iş verimsizliği gibi belirtilerin olması.

    Travma yaşamış kişilerden genelde şu düşüncelere sahiptirler; “Güvende değilim”, “Her an benzer bir olayı tekrar yaşayabilirim”, “Kimse beni anlayamaz,yalnızım”, “Dünya adil bir yer değil”.

    Travma sonrası stres bozukluğu tepkileri nelerdir?

    • Fiziksel Tepkiler: Kalp atışlarında ve nefes alıp vermede hızlanma, terleme, sindirim sisteminde hareketlenme, uykuya dalmada zorluğu, iştahta değişiklikler, vücudun değişik yerlerinde ağrı, mide bulantısı, kaslarda gerginlik, yorgunluk, cinsel dürtülerde değişiklikler hissedilir.

    • Duygusal Tepkiler: Üzüntü, depresif duygu durumu, korku, suçluluk, panik, hissizlik gibi duygusal belirtiler yaşanır.

    • Davranışsal Tepkiler: Ani davranışlar, madde alımı, ani tepki verme, başkalarını suçlama, yeme problemleri, her şeyin kontrolünü sağlama isteği, kendini geri çekme, uzak tutma gibi davranışlar gözlemlenebilir.

    • Zihinsel Tepkiler: Hafıza sorunları, dikkatsizlik problemleri, kabuslar, hatırlamada zorluk, uyku bozukluğu görülebilir.

    • Sosyal Tepkiler: İş ya da eğitim hayatında performans düşmesi, insanlardan uzaklaşma ve kurallara uyma güçlüğü yaşama görülebilir.

    Travma sonrası stres bozukluğunun tedavisi nasıldır?

    Zaman geçtikçe kişi ailesi ve çevresindeki insanlarla vakit geçirdikçe, onların yardımlarıyla kendiliğinden iyileşebilir. Ancak Travma sonrası stres bozukluğu’nun belirtileri 1-2 haftayı geçmiş ise ve kişide düzelme olmamış, hatta düzelme olmadığı gibi hayatını olumsuz olarak etkilemeye devam ediyorsa psikolog veya psikiyatri desteği alması gerekmektedir.

    Travmatik olay ile karşılaşmış olan kişiye en doğru yaklaşım, destekleyici, olayı tartışmayı teşvik edici ve sıkıntı ile başa çıkma konusunda eğitici girişimlerdir. Kişinin olayı inkar etmesi engellenmeye çalışılmalı, kişinin olayla ilgili duygularını dile getirmesi için teşvik edici yaklaşımlar benimsenmeli ve bu durumdan kurtulmak için gelecekte yapılacakların planı kişiyle beraber yapılmalıdır.

    Stresle başa çıkmak için gevşeme eksersizleri ve bilişsel yaklaşımlar faydalı olabilmektedir. Ayrıca aile ve grup tedavilerinin de denenmesinde fayda vardır.

    Destek alan çoğu kişi hayat kalitesini yükselterek yaşamlarına devam edebilmektedir.

    Bilişsel-Davranışçı Terapi, EMDR , Maruz kalma terapisi ve ilaç tedavisi Travmatik etki yaşayan kişilerin tedavisinde kullanılır.

  • Bahar alerjileri hakkında her şey!

    1. Bahar alerjisi nedir? Çeşitleri nelerdir?

    Bahar alerjisi bir diyer adiyla “saman nezlesi” bahar aylarinda ortaya cikan genellikle burun bulgularinin hakim oldugu ama goz, deri ve brons tutulumuna bagli akciger bulgularinin ve hatta halsizlik yorgunluk, uykusuzluk gibi sistemik bulgularin da ortaya cikabildigi bir alerji tablosudur. Sorumlu olan seyler agaclar, cayir cimenler veya yabani otlardan salinan polenlerdir.

    2. Bahar alerjisinin belirtileri nelerdir?

    Bahar alerjilerinin belirtileri tuttugu organa gore degisir.

    Bahar Alerjilerinin Deri Bulgulari: Cilt de kizariklik kasinti, dokuntu, kurdesen, urtiker , anjiyodem ve egzemadir.

    Bahar Alerjilerinin Goz Bulgulari: Gozlerde sulanma, kizariklik, kasinti, capaklanma, sisme, agri, gozlerini acamama, goz kapaklarinda agirlik hissi

    Bahar Alerjilerinin Burun Bulgulari: Burunda kasinti, elin surekli buruna gitmesi ve kasinti hissi su gibi akinti, araka arkaya bazen 50-100 kere olabilecek hapsirma ve siddetli tikaniklik, rahat nefes alamama, ve bazen de koku alamamadir.

    Bahar Alerjilerinin Solunum Bulgulari: Oksuruk, hirilti, nefes darligi, goguste basinc hissi, rahat nefes alamama,

    Bahar Alerjilerinin Sistemik Bulgulari: Bahar alerjileri bazen sadece asiri bir yorgunluk seklinde kendini gosterebilir

    Bahar Alerjilerinin Sistemik Bulgulari: Ozellikle okul cocuklarinda cok belirgin fark edilebilen ama her yasta kendini gosterebilen, mutsuz olma, konsantre olamama, algilayamama uykusuzluk ve baharin gelmesiyle okul da basarisizlik seklinde de olabilir.

    Ayrica bas agrisi, bogaz agrisi, sik sinuzit olma, sinus bolgelerinde, yuzde agri, ve hassaiyet, goz altlarinin sismesi ve mavimtirak bir renk almasi, koku ve tat alma duyularinda azalma olabilir.

    3. Bahar alerjisinin yaygınlığı nedir? Kimlerde görülür? Bahar alerjisi 3 yas ustu cocuklar ve eriskinlerde gorulebilen bir durumdur. Toplumda gorulme sikligi degismekle birlikte %15-30 arasinda degismektedir. Herkes te gorulebilir. Ama ozellikle birseye karsi alerjisi olan cocuk ve eriskinlerde bahar alerjilerinin gorulme sikligi da topluma gore daha yuksektir.

    4. Bahar alerjisi mi soğuk algınlığı mı olduğu nasıl anlaşılır?

    Bahar alerjisi mevsimseldir. Her sene yilin belli aylarinda ortaya cikar ve sonar kaybolur. Vucutta bir usutme, ates, atesli hastaliga bagli halsizlik bulgulari yoktur. Bahar alerjilerinde kasinti daha on planda olabilir. En onemliside soguk alginligi 3-5 gun icinde gecer ama bahar alerjilerihaftalarca devam eder.

    Ve Sogul alginliklari daha cok soguk havalarda olusurkken Bahar alerjileri bahar da ve sonbaharda olusur.

    Ilk baharin baslarinda ortaya cikan Bahar alerjisinden agac polenleri, Mayis-Temmuz arasi olan bahar alerjilerinden Cayir polenleri, ve yine guz mevsiminde Agustos sonu-Kasim arasi ortaya cikan bahar alerjisinde de yabani ot polenleri sorumludur.

    5. Bahar alerjisinin çocuklara etkisi nedir?

    Bahar alerji bulgulari cocuklarda genelde 3 yasindan sonra oryata cikar. Bunun nedeni cocuklarin hastalik bulgularini ortaya cikarmak icin bir kac bahar yasamalari gerektigidir. Tipki eriskinlerde oldugu gibi bahar alerjisi cocuklarda da tutuldugu organa gore farkli bulgular olusturabilir. En sik gorulen bulgular gozlerde yanma, kacinti, kizarma, sisme, burunda akinti, kasinti, tikaniklik, arkasi kesilmeyen hapsirmalar, deride kizariklik, kasinti ve dokuntuler, ve yine akcigerlerde: oksuruk, hirilti ve nefes darligi seklinde olabilir.

    6. Bahar alerjisi olan hastaların dikkat etmesi gerekenler nelerdir?

    Butun alerjileride en onemli sey oncelikle neyin dokundugunun bilinmesi ve eger mumkunse korunulmasi ve ALERJIK ASI TEDAVISI KRITERLERINE UYULUYORSA ZAMAN KAYBETMEDEN ASI TEDAVISI OLUNMASIDIR. Dolayisyla oncelikle tani amacli ALERJIK DERI TESTLERININ ve KAN tetkiklerinin yapilmasi ve neye alerji olundugunun bulunmasi gerekir.

    7. Tanı nasıl konur?

    Tani icin hastanin verdigi hikaye cok onelidir. Tipik olarak tekrar eden yilin ayni doneminde ortaya cikan bulgular olmasi cok onemlidir.

    Muayene bulgularinda alerjik konjekivit dedigimiz goz bulgulari, alerjik rinit dedigimiz burun bulgulari ve yine oksuruk hirilti nefes darligiyla giden alerjik bronsit bulgularinin gorulmesi cok onemlidir.

    Muayene bulgulari klinik olarak bahar alerji teshisini koydursa da hangi polenlerin buna neden oldugunu anlamak ve TEDAVININ DOGRU BIR SEKILDE PLANLANABILMESI icin mutlaka alerjik DERI TESTLERININ ve gerekli kan tetkiklerinin yapilmasi gerekir.

    8. Tedavisi nasıl olur? Tedavi sırasında dikkat edilmesi gereken hususlar nelerdir?

    Alerjik butun hastaliklarda tedavide ki en onemli husus DOGRU TESHIS ile neyin dokundugunun bulunmasi ve ona yonelik tedbirelrin alinmasidir. Polen alerjilerinden korunma cok kolay yapilabilen birsey degildir. Cunku polen salinimini control edmeyiz. Ama polen yayilimin fazla oldugu donemler ve saatlerde disari cikmayi kisitlayabiliriz. Illa disari cikilacaksa guzes gozlugu, saapka, uzun kollu ve pacali kiyafetler giyerek ve hatta maske takarak polenlerin vucudumuz ile temasini engelleyebiliriz. Bahar alerisine bagli ortaya cikan bulgulari tedavi etmek icin tutulan organa gore verilen olaclar vardir. Bunlari doctor muayenesi ile kullanabilirsiniz. Ama bu ilaclar sadece ve sadece polen alerjisine bagli ortaya cikan sikayetleri tedavi ederler. ALERJI yi tedavi etmezler. Alerjiyi tedavi eden tek sey ALERJI IMMUNOTERAPISI dedigimiz asi tedavisidir. Asi tedavisinin amaci vucudun polen alerjisini yok etmesidir. Burada savunma sistemine alerji maddelere karsi TOLERANS GELISTIRME belli aralik ve doz ile yapilan asi tedavileri ile ogretilir.

    Gunumuzde alerji tedavisindeki en etkili tedavi ASI tedavisidir. Asi tedavisinin ustune baska bir tedavi yoktur.

    9. Bahar alerjisinden korunma yolları nelerdir?

    Dogru tani ile neyin dokundugunun tespit edilmesi korunmadaki en onemli olan seydir.

    Saglikli yasamak yine Bahar alerjiler icin oldukca onemlidir. Cunku savunma sistemimiz ne kadar saglikli ise vucudumuz BAHAR ALERJILERI ile o kadar kolay basa cikabilir.

    Mecbur olmadikca POLEN LERIN yogun oldugu ortamlarda bulunmamak

    En cok polen salinan saat sabah saatleri oldugu icin mumkunse sabah erken saatlerde disari cikmamak, cikmak zorunda olundugu durumlarda da maske takmak gerekir.

    Hem evimizin hemde arabamizin pencerelerini ozellikle polenlerin fazla oldugu donemlerde kapali tutma gerekir.

    RUzgarli havalarda yine mumkun oldugunca disarida olmamaya dikkat etmek gerekir

    Burun deliklerinin hemen girisine ve disina cok ince bir tabaka olarak vazelin surmek polenlerin iceri girmesine engel olabilir. Hem evdeki hemde arabadaki klima filtrelerinin duzenli olarka degistirilmesi gerekir.

    Disari cikarken mumkun oldugunca uzun kollu ve pacali giyinme, gunes gozlugu ve hatta maske takma yine polenlerin vucudumuza temasini engelleyek alerjilerin ortaya cikmasindan bizi korur.

    Disardan iceri gelindiginde mumkunse butun kiyafetlerin cikarilmasi ve banyo yapilmasinda fayda vardir. Boylece sacimiza ve vucudumuza yapismis polenlerden korunmus oluruz.

    Yine polen mevsiminde kiyafetlerin disarida kurultulmamasi gerekir.

    10. Alerji ilaçlarının ne gibi yan etkileri olur ve nasıl önlem alabiliriz?

    Her zaman ve her hastalikta oldugu gibi alerji ilaclarinida mutlaka DOKTOR KONTROLUNDE kullanmak gerekir. Doktor kontrolunde kullanilan alerji ilaclarinin yan etkilerinden hic korkmaya gerek yoktur. Ama doktor kontrolsuz kullanilan alerji ilaclarinin oldukca fazla zararlari olabilir. Alerji ilaclarinin bilinen ve en cok gorunen yan etkileri uyku, uyusukluk, sersemlik yapma durumudur. Ayrica kontrolsuz kullanilan alerji ilaclarinin karaciger fonksiyonlarini bozma riski vardir. Dolayiisyla alerji ilaclarinin DOKTOR kontrolunde kullanimasi ve istenmeyen bulgular ortaya ciktiginda hemen doktor ile goruserek doz ayarlamasina ve ilac degisimine yada gerekirse ilac kesimine gitmek gerekir.

  • Zoofobi

    Zoofobi

    Fobi Nedir?

    Bir tür kaygı bozukluğu türü olan fobi kişinin belirli durum, canlı-cansız varlık veya mekana karşı olarak hissettiği yüksek seviyedeki korku hali olarak tanımlanmaktadır. Fobisi olan kişiler belirli tehlikeleri normalde duyulması gerekenden çok daha fazla tehdit edici olarak algılayarak, tehlikeli kabul edilen bu durumlardan önemli düzeyde kaçınırlar. Bu kişiler fobinin nesnesi olan koşullarla karşı karşıya kaldıklarında ise çok büyük bir sıkıntı yaşarlar ki bu durum kendisini tam bir panik hali ve dehşet hissi şeklinde gösterebilmektedir.

    Zoofobi nedir?

    Zoofobi, hayvanlardan korkulması durumudur. Genellikle küçük yaşlardaki çocuklarda ortaya çıkan bu sorun yetişkinlerde de görülebilmektedir. Hastalar için zoofobi, çoğu insan hayvanları hayatının bir parçası yaptığı için ve insancıl olmayan hayvanlar dünyada yaygın olarak görülebildiği için oldukça stresli olabilir. Bu sorunu yaşayan insanlar için çeşitli tedavi yaklaşımları bulunur.

    Zoofobi neden oluşur?

    Bu sorunun bulunduğu kişilerde çeşitli türden hayvanlara karşı bir korku gelişebilir.Büyük veya küçük farketmeden her tür hayvana karşı olabilir bu korku. Bazen fazla türden hayvan korkusu olan hastalar, bazen de tek türde korku yaşayabilir. Toplumda en sık görülen zoofobi köpeklerden, kedilerden ve böceklerden kaynaklanır. Bu korkuların temeli çocukluk dönemi travmaları olabileceği gibi, beynin işlevlerini yerine getirmesinde oluşan bozukluklar gibi farklı sebepler olabilir. Bu sebeple zoofobi bulunan psikolojik destek alarak korkularının kaynağı tespit edilmelidir.

    Korkulan hayvan türleri kültürler arası farklılıklar da gösterir. Örneğin İngiltere’de örümcekten korkma çok yaygın iken, ülkemizde örümcek fobisi yaygın değildir. Hayvan fobisi olan insanların bir kısmı o hayvanla kötü bir deneyimden sonra fobilerinin başladığını ifade ederler (örn. köpek ısırması). Bir kısmında ise böyle bir başlatıcı bulunamaz. Fobik hasta tipik olarak kendine rahat bir gündelik yaşam sağlamaya uygun bir kaçınma davranışı geliştirmiş olur. Oturmaya gidilecek-gidilmeyecek arkadaşlar bellidir (köpek-kedi var veya yok). Televizyonda korkulan hayvanla ilgili belgeseller seyredilemeyebilir. Nerelerde dolaşılacağı belli kurallara bağlıdır. Bazı durumlarda hayvanın fotoğrafı, ya da onu andıran şekillerden bile korkulabilir (yılan fobisinde kıvrık çizgilerden korkma gibi).

    Zoofobi bulunan kişilerin verdiği tepkiler nelerdir?

    – Kalp atışlarında artış

    – Korku

    – Panik hali

    – Öfke oluşması

    – Terleme

    – Baş dönmesi

    – Kaçma

    – Ağlama

    Zoofobi tedavi yöntemleri nelerdir?

    Bunların arasında hastaları en iyi desteği davranış terapisi vermektedir. Bu tedavi yönteminde hastalar korku duydukları hayvanla ilgili fobisini terapiste anlatır ve bunun neden olduğunu kendine göre açıklar. Tedavide hastaya duyarsızlaşma seansları düzenlenir, bu esnada hayvanlara ve gösterilen hayvan figürlerine verdiği tepkiler değerlendirilir ve kişinin bunlara alışması için çaba gösterilir.

    Bunun dışında hastanın korkusuyla başa çıkması için bazı ilaçlar kullanılabilir. Bu ilaçlar hastanın korku duyduğu hayvanlarla karşılaşması durumunda, tepkisiz kalmasına neden olan etkiler gösterir. Ama ilk olarak ilaç önerilmemektedir, asıl yöntem korkunun üzerine gidebilmektir. Mesela, neden köpeklerden korkuyorsun? Sana zarar mı verdi? Küçükken köpeklerle bir anın mı vardı? Gibi sorular yöneltildiğinde hasta bu soruları cevaplamaya çalışacaktır. Ayrıca bilinçaltı da önemli bir rol oynamaktadır. Zoofobi önemli bir durum olup; hayvanlardan korkan insanlar sabırla tedavi edilmeli, psikolojik destek almaya ikna edilmelidir. Eğer bunun yerine onları aşağılamak veya onlarla dalga geçmek, alay konusu yapmak durumlarında, duygusal olarak daha fazla strese yol açabileceği ve fobinin daha kötüye gitmesine neden olabileceği için bunlardan kaçınılmalıdır.

  • Çocuk emg’si kimlerden istenir, nasıl yapılır?

    EMG (elektromiyografi), sinir ve kasların elektriksel özelliklerini ölçen ve kaydeden bir elektrofizyolojik inceleme yöntemidir. EMG bu konuda yeterli eğitimi almış ve tecrübesi bulunan nöroloji uzmanlarınca yapılır.

    EMG tetkiki iki bölümden oluşur, ilk bölümde sinir iletim çalışmaları yapılır, bu tamamlandıktan sonra kılcal incelikte bir iğne elektrod ile bazı kaslarda kas faaliyeti incelenir.

    Çocukluk çağında EMG başlıca sinir ve kas hastalıklarında tanı ve/veya ayırıcı tanı amacı ile istenir. Bu hastalıklar; Kas hastalıkları, sinir iltihapları veya ailevi polinöropatiler, doğumsal omuz felci, yüz felci, miyasteni, kas güçsüzlüğü, ani yürüme bozuklukları ve daha buna benzer başka durumlardır.

  • Tükenmişlik Sendromu

    Tükenmişlik Sendromu

    Adını son yıllarda sinema oyuncuları ve sanatçıların yaşantıları sebebiyle sıkça duyduğumuz fakat uzun yıllardır insanların hayatında olan bir soruna değineceğiz. “TÜKENMİŞLİK SENDROMU”

    Tükenmişlik sendromu nedir?

    Tükenmişlik sendromu yaşamakta olan kişilerin umutsuzluk, çaresizlik ve boşluk gibi duyguları depresyondaki duygular ile benzerlik göstermektedir. Belirtilerinin çeşitliliği ve gizli sürece sahip olması tanınmasını oldukça zorlaştırmakta ve depresyon ve anksiyete ile karışmasına sebep olmaktadır. Çoğu zaman depresyon ile tükenmişlik sendromu birlikte gelişebilmektedir. Tükenmişlik sendromu yaşayan insan çevresine karşı ilgisizleşir, başarısızlık duygusunda artış olur ve içine çekilme başlar. Bu sendromu yaşayan kişilerde aile ilişkilerinde bozulma, iş memnuniyetinde azalma, kendine olan saygıda düşme, üretkenliğinde düşme, saldırganlıkta artma, depresyon ve fiziksel belirtiler ortaya çıkabilir. Tatminsizlik ve heyecanın kaybedilmesi de sürecin özelliklerindendir.

    Tükenmişlik sendromunun belirtileri nelerdir?

    Duygusal belirtileri;

    • Huzursuzluk, keyifsizlik

    • Umutsuzluk

    • Özsaygının azalması

    • Özgüvenin azalması

    • Çökkünlük hali

    • Sinirlilik

    • Değersizlik hissi

    • Çevreye yabancılaşma

    Fiziksel belirtileri;

    • Kalp çarpıntısı

    • Kabız olma sıklığında artış

    • Uyanmada zorluk

    • Uykuya dalmakta yaşanan zorluk

    • Enerji düşüklüğü

    • Yorgun hissetme

    • Sindirim sistemi problemleri

    Zihinsel belirtiler;

    • Dikkat eksikliği

    • Unutkanlıkta artış

    • Kararsızlık

    • Odaklanma problemleri

    • Dalgınlık

    • Önceden ketif alınan aktivitelerden çabuk sıkılma

    • Plansızlık

    • Kalıplaşmış düşünce tarzı

    Davranışsal belirtiler;

    • Sigara ve alkol kullanımında artış

    • Düzensiz beslenme

    • Aşırı hareketlilik/Az hareketlilik

    • Kaza yapma riskinde artış

    • Kişiler arası ilişkilerde mesafeli duruşlar

    • Olumsuz ve kırıcı sözler kullanma

    • İş hatalarında artış

    • Saldırgan davranışlar

    Tükenmişlik sendromu nasıl oluşur?

    Tükenmişlik sendromunun oluşmasında oldukça etkili 3 durum dikkati çeker:

    Rol Çatışması: Birbiriyle çakışan sorumluluklar sahibi olan kişi, önceliğe göre sorumluluklarını sıralamak yerine, her şeyi aynı düzeyde iyi yapmaya çalışabilir. Bu durumda yorgun düşer ve sonucunda tükenmişlik sendromu olabilir.

    Rol Belirsizliği: Çalışan kişi kendisinden iyi bir kariyer oluşturmasının beklendiğini bilir; fakat kendisine model alacağı biri olmadığından bunu nasıl başaracağından emin olamaz. Dolayısıyla faydalı olacak hiçbir şeyi başaramadığı kanısına kapılabilir.

    Aşırı Yüklenme: Hiç kimseye hayır diyemeyerek altından kalkabileceğinden çok daha fazla sorumluluk yüklenen kişi sonuç olarak tükenme noktasına dayanabilir.

    Tükenmişlik sendromu kimlerde görülür?

    Ev hanımlarında da görülebilen tükenmişlik sendromu, kişinin özel hayatı ile iş hayatını birbirinden ayıramadığı durumlarda sık sık karşılaşılabilmektedir. Çalışan kişi, kendini işinde başarısız, işine yetersiz, ya da mutsuz görüyorsa, tükenmişlik sendromu belirtileri ortaya çıkmaya başlıyor denilebilir. Tüm bu problemlerin temelinde, bireyin günlük gereksinimlerini yeteri kadar karşılayamaması yer alıyor. Tükenmişlik sendromu, kişilik özelliklerinden ayrı değerlendirilemez. Sorumluluk almayı seven, hayır demeyi bilmeyen, mükemmeliyetçi, idealist, hassas, fedakar olan kişilerde tükenmişlik sendromu görülme riski daha fazladır.

    Tükenmişlik sendromunun önlenmesi için bir takım öneriler;

    • İş ve boş zaman arasında net ayrım yapılması,

    • “hayır” diyebilme yeteneği,

    • Bireyin ilerideki çalışmasını planlayabilmesi,

    • Bireyin fiziksel kondüsyonuna dikkat etmesi,

    • Birinin kendi sınırlarını itiraf etmesi,

    • Evde ilişkilerin iyi olması,

    • İşin işte kalması açık bir çalışma iklimi,

    • Sürekli mesleki gelişim,

    • Destekleyici bir işveren,

    • İşle ilgili görevlerin net bir şekilde açıklanması,

    • Kendi yaptığı işi anlamlı olarak görmek tükenmişliği önleyebilir.

    Tükenmişlik sendromu nasıl tedavi edilir?

    Bu sorunu yaşayan kişiler kendilerini bazen yardım almak istemeyecek kadar çaresiz ve güçsüz hissedebilirler. Böyle durumlarda, kişinin yakınlarına da önemli sorumluluklar düşer. Yakınların bu süreçteki desteği önemlidir. Tükenmişlik durumu yaşayan birine çok yüklenilmesi sadece yaşadığı bunaltıyı arttırır. Kapsayıcı ve hoşgörülü bir desteğe ihtiyaç vardır. Bu süreçte profesyonel yardım alınması çok önemlidir. Profesyonel yardımdan kasıt psikolojik danışma veya psikoterapi sürecidir. Psikoterapi sürecinde öncelikle iş yaşamından kaynaklanan sorunlar ve bireyin kendisinden kaynaklanan sorunlar ayrıştırılır ve bu konularda kişinin çözümler üretmesine rehberlik edilir. Bu yardım alınırken de bu konuda uzman psikolog veya psikolojik danışmanlar seçilmeli ve zaman kaybetmeden sürece başlanmalıdır.

  • Riskli bebek nedir,bebeğim riskli mi? Nasıl anlarım?

    Riskli bebek kavramı, sağlık literatürüne son yıllarda girmiştir. Riskli bebek tanımına, gebelik, doğum süreci veya doğumu takibeden yaşamın ilk ayında (neonatal dönem) santral sinir sistemini etkileyebilecek çeşitli olumsuz olaylara veya hastalıklara maruz kalmış bebekler girer. Örneğin, gebelikte geçirilmiş ağır bazı enfeksiyonlar, düşük tehdidi, erken (prematür) ve düşük doğum ağırlıklı doğmuş bebekler, zor doğmuş, doğum esnasında kordon dolanması vb. sorunlar yaşamış, doğum sonrası nefes almakta güçlük çekmiş veya yenidoğan yoğun bakımına uzun süre ihtiyaç duymuş bebekler, ilk ayda nöbet geçirenler, uzamış sarılık nedeni ile kanı değişenler veya uzun süre fototerapi gören bebekler, sepsis (kan zehirlemesi) veya menenjit geçirenler hep bu grupta kabul edilirler.

    Riskli bebeklerin, normal yaşam sürecine adaptasyonu diğer bebeklere göre daha yavaş ve geç meydana gelir, sıklıkla beslenme, uyku düzeni problemleri yaşarlar, bir kısmı aşırı gevşek olabilir.

    Riskli bebeklerin takibinde çocuk nörolojisi doktoru belli periyotlarla hastayı izler, gerekli tetkikleri planlar, bazı durumlarda çocuğun erken rehabilitasyon veya diğer tıbbi gereksinimlerini koordine eder.

    Riskli bebek olması mutlaka hastalıklı veya engelli bir çocuk olacağı anlamına gelmez, riskli bebeklerin önemli bir kısmı normal çocuklar olarak yaşamlarına devam ederler.

  • PANİK YOK, KONTROL VAR!

    PANİK YOK, KONTROL VAR!

    Günümüzde çok sık karşılaştığımız panik atak sorunu nedeniyle oluşan ruh hali değişikliği hayatımızı olumsuz yönde etkiliyor.Panik atak kontrol edilebilir bir psikolojik problemdir.

    Panik Atak nedir?

    Panik Atak, algılanan tehlike karşısında aniden gösterilen tepkiye bazı yoğun bedensel duyumların eşlik ettiği en yaygın psikolojik problemlerden biridir. Çeşitli yer ve zamanlarda karşılaşılan bu yaygın problem olan Panik atak ülkemizde yüz kişiden birinde en az bir kez yaşandığı bilinmektedir. (Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders, Fifth Edition [DSM-V] ) , panik atağı tanısı konulabilmesi için aşağıda sıralanmış olan on üç belirtiden en az dördünün ya da daha çoğunun bulunması gerektiğini belirtmektedir.

    Panik Atak Belirtileri Nelerdir?

    1. Çarpıntı, kalp atışlarının hissedilmesi ya da kalp atış hızında artış olması

    2. Terleme

    3. Titreme ya da sarsılma

    4. Nefeste darlık ya da boğuluyormuş gibi olma duyumları

    5. Soluğun kesilmesi

    6. Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkışma

    7. Bulantı ya da karın ağrısı

    8. Baş dönmesi, ayakta duramama, sersemlik ya da bayılacak gibi olma duyumları

    9. Titreme, üşüme, ürperme ya da ateş basması duyumları

    10. Uyuşmalar

    11. Gerçekdışılık ya da kendine yabancılaşma, kendinden kopma duyumu

    12. Denetimi kaybetme ya da çıldırma korkusu

    13. Ölüm korkusu

    Bilinçlenmek en güçlü çözümdür!

    Panik atağı geçiren kişi kalp krizi geçirdiğini, bayılacağını, her şeyin sonunun geldiğini ve öleceği hissine bile kapılır fakat bu korkularının hiç biri doğru değildir. Panik atak vücudun bir yanlış alarmıdır. Bu yanlış alarmın şiddeti 5-10 dakika içinde maksimuma ulaşır ve en fazla yarım saat içerisinde düşüşe geçer. Yaşanılan durumun bir panik atak olduğunun bilinmesi ve sakin bir şekilde beklemek bir tür çözümdür.

    “Panik atak vücudun yanlış bir alarmıdır” ne anlama gelir?

    Korku, kaygı ve endişe durumlarında otonom sinir sistemi kişinin zor durumda olduğunu anlar ve ilgili organlara uyarı gönderir.Örneğin; bir kişi ona korku veren bir canlıdan veya durumdan kaçarken panikler, kaçması için böbrek üstü bezleri adrenalin salgılar, kalp atışı hızlanır ve kişiyi daha atak hale getirir. Atak ve kaçabilir hale gelmesi hayatta kalması şansını arttırır.Fakat bazen sinir sistemine yollanan sinyaller yanıltıcı olabilir, bunun sebepleri ise genellikle birikmiş korku ve kaygılardır. Bu yanıltıcı sinyaller hiçbir şey yokken kalp atışını nefes alımını ve diğer fonksiyonları harekete geçirir ve kendimizi bir panik haline sokarız. Öğrenci veya öğretmenin okul zilini yangın alarmı sanarak panik içinde heyecanlanarak yangın merdivenine koşmak, hayatta kalma çabası içinde olmak panik atağa verilebilecek bir örnektir.

    Panik Atak Tedavisi çeşitleri nelerdir?

    Kişilerin bilgilendirilmesi önemlidir. Panik atak yüzünden ölmeyecekleri, çıldırmayacakları, bayılmayacakları, kalp krizi geçirmeyecekleri v.b. durumlara sebep olmayacağı konusunda yapılan bilgilendirmeler kişinin tedavisinde önemli yere sahiptir.

    Nefes egzersizleri de bu problemin çözümünde önemli yere sahiptir. Kişinin aklına panik atak sırasında nasıl nefes egzersizi yapacağı gelmeyebilir, bu sebeple panik atak dışındaki zamanlarda da nefes egzersizi yapılmalıdır.

    Nefes egzersizine örnek verecek olursak; Oturur pozisyonda arkanıza yaslanınız ve derin nefes alınız. Nefes alış süreniz 3 saniye ise nefesi aynı sürede yani 3 saniye içinide tutunuz, daha sonra nefesi alış sürenizin iki katı olacak şekilde yani 6 saniye olmalıdır.

    Bir diğer nefes egzersizi örneğimiz ise şu şekildedir; sırtüstü uzanıp bacaklarınızı düz bir şekilde uzatınız. Sol elinizi göğsünüzün üzerine, sağ elinizi karnınızın üzersine koyunuz. Burnunuzdan derin nefes alırken elinize dikkat edin. Karnınızın üzerindeki eliniz daha çok yukarı hareket ediyorsa doğru nefes alıyorsunuz demektir. Karnınızda hayali bir balon olduğunu düşünün ve bu balonu şişirmeye çalışıyor gibi nefes almaya çalışın. Atak sırasında yukarıda anlatılan egzersizleri uyguladığında nabzını normale döndürerek atağın kısa sürede atlatılmasına olanak sağlanır.

    Fiziksel egzersizler de panik atak tedavisinde önemlidir. Haftanın 4-5 günü en az 30 dk yürüyüş, koşu veya yüzme yapılması kişiye fayda sağlayacaktır.

    İlaç Tedavisi bazı panik atak problemi yaşayan kişilerde kullanılması zorunludur.İlaçların tümünün bağımlılığa sebep olacağı düşüncesi yaygındır. Bu yanlış bilgi çoğu kişinin ilaçla tedaviden kaçınmasına sebeptir.Bir kısım ilaçta bağımlılık riski vardır.Ancak ilaçların panik atak oluşumunu arttırma riski bulunmamaktadır. İlaçların etkisi 15-20 gün sonra başladığı için kişi bu dönemde; yine panik ataklar yaşayabilmektedir. Bu dönemde panik yaşayan kişiler kendilerine öğretilen nefes egzersizi tekniklerini kullanabilirler. Atağın hemen öncesinde meşgul oldukları işe devam etmeyi denemelerinin de atağın kısa sürede geçmesine faydası olacaktır.

    Psikoterapi bir diğer önemli tedavi türüdür. Panik atak tedavisinde en etkili yöntem bilişsel-davranışçı terapi olduğuna görülmektedir. Bu terapide, panik atak belirtilerine ilişkin yanlış inançların düzeltilmesi, ataklar ile baş edebilme eğitimi ve ‘Panik atak gelecek’ endişesiyle geliştirilen davranışların sağlıklı olanlarla değiştirilmesine yönelik alıştırmalar gerçekleştiriliyor. Tüm bu uygulamaların psikolog veya psikiyatri uzmanı takibi altında yürütülmesi çözüme ulaşılmasında ve kişinin yaşam kalitesinin yükseltilmesinde faydalı olacaktır.