Blog

  • Bebek ve çocuklar güneşten nasıl korunmalı?

    Bebek ve çocuklar güneşten nasıl korunmalı?

    Bebek ve Çocukların Cildi Yaz Güneşine Nasıl Hazırlanmalı?

    Havalar ısınıp güneş yüzünü yavaş yavaş göstermeye başladıkça bahçelerde ve parklarda geçirilen süre artmaya başladı. Bebeklerin ve çocukların açık havada zaman geçirmesi, temiz hava alması ve bir miktar güneşten faydalanması gerekiyor. Ancak özellikle güneşe çıkma konusu alınacak bazı önlemlerle ilerde yaşanabilecek pek çok problemin önüne geçebilmeyi sağlar.
    Güneş ışınları UV A ve UVB adı verilen iki kısımdan oluşur. UVA tüm gün boyunca dünyayaya gelirken UVB sadece 11-14 saatleri arasında gün ışığında bulunur. Burada mevsim ayırımı olmadığı için yılın her günü, hava kapalı ve yağmurlu bile olsa UV ışınlarının gelişi bu şekildedir. Vücudumuz için gerekli güneş ışınları fazlası sözkonusu olursa cilde zarar verir ve erişkinlik döneminde Melanom başta olmak üzere pek çok deri kanserine zemin hazırlar. Bu nedenle çok küçük yaşlardan itibaren güneşten bir dost olarak faydalanmak ancak yakıcı ve kavurucu etkilerinden ve birikici özellik gösteren tahribatlarından kaçınmayla olur. Bahar mevsiminde yaz güneşine hazırlık için tatlı geçiş yapılırsa bebeklerinizin ve çocuklarınızın cilt yapısı bozulmaz. Hastalık riski artmaz.

    Bu konuda dikkat edilmesi gerekenleri sıralarsak;
    • 6 aydan küçük bebekleri n cildi çok savunmasızdır. Dakikalar içinde güneşte kavrulabilir. 6 aydan küçük bebeği kıyafetsiz ve çıplak olarak direkt güneş altında bırakmak cilt sağlığı için doğru değildir. Mutlaka üzerinde kıyafet, başında şapka olmalı ve mümkünse gölgede, yeşillik ortamda bulunmalıdır.
    • 6 aydan küçük bebeğe güneş koruyucusu sürülmesindense kıyafetle korumak daha doğru olacaktır.
    • Özellikle UVA ve UVB nin beraber yoğun olduğu 10-14 saatleri arasında bebek güneşte bırakılmaz.
    • Pusetlerin özellikle üst koruyucu tentesinin UV korumalı olmasına dikkat etmek gerekir. Koruyucu tentenin örtülü olması bebeği direkt güneş yanığından korur.
    • Bebek , güneşin doğrudan gelmediği mümkünse ağaçlık, yeşillik yerlerde sabah 10 dan önce, öğlen 14 den sonra dışarı çıkarılır. 6 aydan büyük bebeklerde hava bulutlu bile olsa parka çıkarken eller, yüz mutlaka bebekler için hazırlanmış güneş koruma kremiyle dışarı çıkmadan 15 dakika önce korunmaya alınır. Başa takılacak şapkanın mutlaka kulakları da koruması gerekir. Saçsız olan tepe bölgesi ve kulaklar güneş korumasında en çok unutulan ve erişkinlik döneminde sıklıkla cilt sorunu görülen bölgeler olmaya adaydır.

    Bahar aylarında çocuk ve bebeklerin korunmasında bizim tercihimiz mümkün olduğunca kıyafetle ve saate dikkat ederek güneşten korunmakdır. Güneş ışınlarının sağlık ve kemik gelişimi için vereceği fayda dermatolog için de önemli olduğundan cilt kanseri ve yanıklardan korunmak için bu konulara dikkat etmek yeterli olacaktır. Bebek ve çocuk için seçilecek güneş koruyucu ürün ve nasıl kullanılacağı konusu bir sonraki yazıda ele alınacaktır. Eğer temin edilebilirse sıkı dokunmuş, açık renkli ve UV koruyucu ibaresi taşıyan kıyafetler cilt sağlığının korunması için faydalı olacaktır. Burun kulaklar, eller ve ayakkabı giyilmiyorsa ayakların altı ve üstü güneş koruyucu kremle korunur.
    Bu konuda dikkat edilmesi gereken ve genelde unutulan en önemli nokta, çocuğumuzu bakan bakıcının veya büyüklerimizin de bu duruma dikkat etmesi ve özen göstermesi olacaktır. Bebeklerin ve çocukların cildinde oluşacak güneş yanığı daha da kötüsü su toplamasıyla ve soyulmayla olan kabarcıklanmanın ilerde kötü sonuçlara neden olan deri kanseri riskine sebeb olacağı unutulmamalıdır.

  • JİNEKOLOJİ

    JİNEKOLOJİ

    Over Kistleri:

    Kadınlarda yumurtlamanın başlaması ile birlikte en sık görülen problemlerden birisi de Yumurtalık kistleridir.Bunlar çoğunlukla tesadüfen ultrason esnasında saptanır ancak hastayı endişelendirebilir.Oysa ki bu kistlerin büyük çoğunluğu zararsız olup basit tedaviler ile geriler.Ultrason yapıp bazı tetkikler isteyerek bu kistlerin zararsız olduğunu tespit ettikten sonra hastalarımızın kaygılarını giderip onları tedavi edebiliriz.

    Myomlar:

    Kadınlarda sık gördüğümüz diğer bir hastalık da miyomlardır.Miyomlar değişik büyüklüklerde ve değişik yerlerde karşımıza çıkabilir.Rahimin dış zarında orta katmanında veya iç zarında görülebilir.Büyüklüğüne ve yerleşim yerlerine göre değişik şikayetlere neden olabilir.Düzensiz vajinal kanamalar,kasık-bel ağrısı,adet kanamasının uzun sürmesi bunlardan bazılarıdır.Miyomlar takibe alınır,incelenir ve hastada oluşturduğu şikayetlere göre tedaviler belirlenir.Bazı durumlarda hastanın ameliyat olması en uyun çözüm olur.Genç hastalarda sadece miyomun alınıp rahimin bırakıldığı miyomektomi yapılırken daha yaşlı kişilerde miyom rahim ile birlikte komple alınabilir.Buna da histerektomi denir.

    Ancak çoğu hastada ameliyata gerek kalmadan basit tıbbi tedaviler ile bu sorunun üstesinden gelinebilir.

    Enfeksiyonlar:

    Kadınlarda en sık gördüğümüz sorunlardan biridir.Vajina,rahimağzı,rahim zarında,tüplerde ve yumurtalıklarda görülebilir.Enfeksiyonun yerine ve etkenin türüne göre değişik şikayetler yapar.Jinekolojik bir muayene ile tanı konur ve uygun ilaçlar ile tedavi edilir.

    Ancak ihmal edilen enfeksiyonların önemli bir infertilite nedeni olabilceği de unutulmamalıdır.

    Adet düzensizlikleri;

    Kadınlardaki adet düzeni birçok faktörden kolayca etkilenebilir.Hormonal nedenler,over Kistleri, miyomlar, enfeksiyonlar adet düzensizliğine neden olabileceği gibi stres ,yorgunluk,mevsimsel geçişler ,üzüntüler gibi faktörler de adet düzensizliği yapabilir.

    Muayene sonrası istenen bazı tetkikler bizi neden konusunda aydınlatır ve uygun tedaviler ile bu durum çözülür.

    Çikolata kistlari;

    Yumurtalıklarda oluşan içi yoğun bir sıvı ile dolu kistlerdir.adet sancısı,ilşki esnasında sancı,kasık ağrısı,adet düzensizlikleri gibi şikayetlere neden olurlar.

    Ultrason ile tanısı konulduktan sonra ilaç veya cerrahi ile tedavi edilir.

  • Menopoz döneminin cilde etkileri

    Menopoz döneminin cilde etkileri

    MENOPOZDA BENLERİNİZE DİKKAT EDİN!
    MENOPOZDA EN İYİ DOSTUNUZ
    GÜNEŞ KREMİNİZ OLSUN
    YÜZÜNÜZDEKİ TÜYLENMENİN SAÇINIZDAKİ DÖKÜLMENİN NEDENİ MENOPOZ OLABİLİR!

    Kadınların korkulu rüyası menopoz, cilt yapısında birçok değişikliğe neden oluyor. İlk etkisi cilt kuruluğu olan menopoz döneminde; yüzde kıllanmada artış, kasık ve koltuk altı kıllarında incelme, saç dökülmesi, cilt lekelerinde artış, mevcut benlerde koyulaşma gibi değişimler gözlenir.

    Ancak alınacak bazı önlemlerle menopoz döneminin cilt üzerindeki olumsuz etkilerinden korunmak mümkün: Her şeyden önce güneş koruyucusu sürmeden dışarı çıkmayın! A, C ve E vitaminin antioksidan etkisiyle gençleşin. Cildinize uygun, tedavi edici özellikte kremleri tercih edin, neştersiz güzelleşme yöntemlerinden yararlanın.

    Menopoz döneminde daha fazla özen isteyen cilt bakımıyla ilgili şu detaylara dikkat edilmelidir;

    Cildimiz başta östrojen olmak üzere hormonların etkisi altındadır. Menopozla birlikte değişen hormon seviyesi cildimizde birtakım değişikliklere neden olur. Östrojen hormonu cildimizin hem epidermis hem de dermis tabakasını etkilemektedir. Östrojenin azalması, epidermiste hücre bölünmesinin yavaşlamasına neden olur. Bu sebepten cildimiz incelir, daha çabuk incinir ve yaralanır. Yaralar daha geç iyileşir, cilt alerjik hastalıklara karşı daha duyarlı hale gelir.

    İLK ETKİ: CİLT KURULUĞU

    Cildimizin dermis tabakası da aynı şekilde östrojen hormonunun etkisi altındadır. Kolajen, elastin salgısı ve hyarülonik asit miktarında azalma; menopoz döneminde dermis tabakasında görülen değişiklerdir. Bu etkiler; ciltte elastikiyet azalmasına, cildin gevşemesine, nemsizliğe ve çizgilerin artmasına neden olur. Menopozda ilk görülen cilt bulgusu deri kuruluğudur. Bunu elastikiyet azalması ve çizgilerin artması takip eder.

    YÜZ TÜYLENİR SAÇ DÖKÜLÜR

    Menopoz döneminde östrojen azalması, testesteron hormonunun duyarlılığının artmasına neden olur. Yüzde kıllanmada artış, kasık ve koltuk altı kıllarında incelme, saçta erkek tipi dökülme olarak isimlendirilen, özellikle tepe kısmında olan dökülmeye menopozdaki kadınlarda sık rastlanılır. Yine hormonların etkisiyle bazı kadınlarda ciltteki yağlanma artar ve sivilceler çıkar.

    BENLER VE LEKELER ARTAR

    Cildimizin renk hücreleri, östrojen hormonu tarafından kontrol edilmektedir. Menopoz döneminde cilt, UV etkilerine karşı daha duyarlıdır. Cilt lekelerinde artış görülür. Lekeler; yüz, boyun ve dekolte bölgelerinde özellikle görülür. Menopoz döneminde aynı zamanda mevcut benlerde koyulaşma ve değişikliklerde görülebilir. Bu sebepten güneşten korunmak ciddi önem taşımaktadır.

    Sıcak basmaları, menopozda çoğu kadının karşılaştığı bir durumdur. Yüzde ataklar halinde gelen kızarıklık ve ter boşalması yakınması vardır. Kızarıklık en sık yüzde görülür ama boyun ve göğüs ön yüzünde de rastlanılabilir.

    TIRNAKLAR KIRILIR TABANLAR SERTLEŞİR

    Menopoz döneminde avuç içleri ve ayak tabanlarında sertlikler görülebilir. Topuklarda daha belirgin olan bu sertlikler bazen ciddi ağrılara neden olarak yürümeyi zorlaştırabilir.

    Östrojen azalması, tırnak yapısında da değişiklere neden olmaktadır. Tırnaklarda kuruma, nemsizlik, tırnak yapısında bozukluklar görülür. Tırnaklar daha kırılgan görünüm kazanır. Ellerin su, sabun, deterjan, oje ve asetonla fazla teması bu kırılganlığı daha da arttırır.

    GÜNEŞ KREMİ OLMADAN ASLA!

    Menopoz döneminde görülen bu değişikleri ortadan kaldırmak amacıyla dermatoloji hekimleri ile kadın doğum hekimleri hastaları birlikte takip eder. Kadın doğum hekimleri uygun gördükleri hastalarda hormon takviyesi tedavisine başladıklarında, bu tedavinin cilt üzerine de olumlu etkileri bulunmaktadır. Hormon tedavisinin uygun dozda ve sürede kullanımı, olası yan etki riski açısından önem arz etmektedir.

    Menopoz döneminde cilt bakımında bazı hususlara dikkat etmek gerekmektedir. Cilt kuruluğuna neden olacak temizleyicilerden, sabunlardan özellikle kaçınılmalıdır. Güneş koruyucu kullanımına önem verilmelidir. Güneş koruyucu kullanımı hem lekelerin koyulaşmasını engelleyici, hem de yaşlanmanın engellenmesi açısından önemlidir. Cilt yapısına ve tipine uygun olan koruyucular dışarı çıkılmadan 20 dakika önce sürülmeli ve sık aralıklarla yenilenmelidir.

    VİTAMİNLERLE GENÇLEŞİN

    Dermatolojik olarak A vitamini, C vitamini, peptit, bitki büyüme hormonu ve topikal östrojen içeren kozmetik ürünler, menopoz dönemindeki kadınlarda önerilen ürün gruplarıdır. A vitamini; derimizin kolajen salgılamasına, kalınlaşmasına ve cilt lekelerimizin açılmasında etkili olur. Vitamin C ve Vitamin E; cildimize zarar veren antioksidanların uzaklaştırılmasında etkili antioksidanlardır. Tırnakları besleyen, nemlendiren tırnak bakım ürünleri yararlıdır.

    DOĞRU KREMİ SEÇİN

    Harici östrojenler ve bitkisel kökenli östrojen içeren kremlerin menopoz döneminde ayrı bir yeri vardır. Bu ürünlerin derinin elastikiyetinde, kalınlığında ve nemlendirici özelliğinde artmaya neden olduğu gösterilmiştir.

    MENOPOZA KARŞI NEŞTERSİZ YÖNTEMLER

    Botoks, dolgu maddesi enjeksiyonları, mezolifting, saç mezoterapisi, peeling, lazer uygulamaları ileri durumlarda başvurulan yöntemlerdir. Bu yöntemler daha uzun süreli yanıt elde edilmesini sağlarlar. Ciltte oluşan lekeleri tedavi etmek, hem de ciltte kolajen, elastin salgısını arttırmak amacıyla peeling yöntemine başvurulur. Peeling iki ya da üçer hafta arayla dört ila altı seans arasında yapılır. Peeling sonrası cildin güneşten korunması çok önemlidir.

    Ciltte görülen sarkma, elastikiyet kaybı ve kırışıklıklar mezolifting işlemi ile tedavi edilebilir. Cildi yenileyen vitaminler, antioksidanlar, mineraller ve hyarülonik asit maddesi minik iğneler yoluyla cilt altına enjekte edilir. Ortalama dört altı seans, iki ya da dört seans aralıklarla yapılır.

    KAZ AYAKLARINA BOTOKS

    Özellikle yüzün üst kısmı ve göz çevresinde olan çizgileri ortadan kaldırmak amacıyla botoks işlemi, yaşlanmadan kaynaklanan volüm kaybını ortadan kaldırmak amacıyla dolgu enjeksiyonuna başvurulur. En çok ağız çevresi, dudaklar ve gülme çizgileri dolgu enjeksiyonu ile tedavi edilir. Etkinlik ortalama 6 ay sürmektedir.

    Saç mezoterapisi ile saçın ihtiyacı olan vitamin ve destek maddeleri direkt saçlı deriye seri enjeksiyon teknikleri ile uygulanır. Saçlarda dökülmede azalmanın yanında, canlanma ve dolgunluk elde edilir.

    MENOPOZDA ÇANTANIZDAN EKSİK ETMEYİN!

    Cildin yapısına uygun bir sabun veya temizleyici ürün. (Normal ve kuru ciltler için gliserinli sabun, yağlı ciltler için ise kurutucu özellikte sabun)

    Cildi temizledikten sonra uygulanmak üzere sıkılaştırıcı tonik (Kesinlikle alkol, aseton, salisilik asit, resorsinol gibi cildi kurutan katkı maddeleri içermemeli).

    Yağlı ciltlere uygun yağsız krem veya jeller

    Cilt yapısına uygun nemlendirici kremler (kuru ciltler için yağlı, yağlı ciltler için ise az yağlı ve su bazlı)

    Yaz-kış dışarı çıkmadan sürülmek üzere yüksek faktörlü güneş koruyucular.

    Geceleri uyumadan uygulamak üzere yine cilt yapısına uygun bir gece kremi.

    Banyo suyuna katmak üzere parfümsüz banyo yağları.

    Cildin nem dengesini koruması için ph 5.5 olan temizlik malzemeleri (şampuanlar, vücut yıkama ürünleri)

  • GENİTAL  ESTETİK

    GENİTAL ESTETİK

    -VAJİNA ESTETİĞİ NEDEN UYGULANIR?
    Vajinal estetik kadınlarda cinsel bölgede ki şekil bozukluğunu ve dış görünümü beğenmeme durumunda yapılan operasyonlardır.Kendi cinsel organını estetik bulmayan,yaşadığı cinsel ilişkiden zevk almayan,cinsel organı zaman içinde deforme olan,biçimi bozulan ,renk değişikliği olan kadınlar yaşadıkları huzursuzluklardan dolayı cinselliği yaşamaktan geri kalırlar.Bu konuyu eşleriyle yada kendileri ile bile paylaşamayabilirler.Çekinme, yanlış anlaşılma ve utanma gibi duygulardan dolayı kendilerini ifade edemeyebilirler.
    Özel olarak yaşanan cinselliğin eşlerden biri için sorun haline gelmesi durumunda cinsel ilişkinin sağlıklı olması beklenemez.Vücudumuzun diğer bölgelerine yapılan , örneğin; göğüslere yapılan dikleştirme,büyütme,küçültme yada yüze yapılan uygulamalar gibi cinsel organımıza da estetik müdahalesi uygulanabilir.Bu müdahalelerin yapılabilmesi ile kadının kendine duyduğu özgüven artacak,kendini iyi hissetmesi ve mutsuz olması engellenecektir.
    -VAJİNAL ESTETİK HANGİ DURUMLARDA YAPILIR?
    *Kadınların doğum sonrası vajinada oluşan kalıcı esneme,sarkması olması
    *Bazı kadınlarda doğuştan küçük dudukların asimetrik olması yada fil kulağı gibi geniş yüzeyli olması
    *Zor doğumlarda uygulanan epizyotemi kesisinin kötü iyileşmesi durumlarında
    *İdrar kesesi ve rektumun anüsten önceki son bölümünde sarkma olduğunda,cinsel fonksiyon bozukluğu ,idrar kaçırma,kabızlık sorunları ortaya çıkabilir.Rahim de sarkabilir.Bu durumlarda hem düzeltici operasyonlar (ön ve arka onarım) hem de estetik yapılabilir.
    *Kliteromegali (kliterisin abartıcı büyük görüntüsü ve deri katlantısının çok olması)durumunda yapılabilir.
    -VAJİNOPLASTİ
    Doğum sırasında yaşanan yırtıkları,vajinanın genişlemesi ve epizyotominin kötü iyileşmesi nedeniyle vajina yapısında meydana gelen hasarlar vajina genişlemesine ve gevşeme nedenlerindendir.Ayrıca yaşlanma nedeniyle ya da doğumsal olarak da vajina yapısı geniş olabilir.Vajinal estetik ile bu kusurların tamamı düzeltilebilir.Aynı operasyonla vajinadan ses gelmesi sorunu da düzelecek bu nedenden dolayı eşinizden utanma gibi sorunlarda ortadan kalkacaktır.
    Lokal ya da hafif genel anestezi altında yapılan operasyon 30dk-1 saat arasında sürer.Dikiş alınmaz sosyal hayata dönüş çok hızlıdır.
    -LABİOPLASTİ
    Labium minus (iç dudak) genital bölgede vajinanın hemen girişinde yer alır.Normalden büyük,uzun,sarkık (fil kulağı gibi )yada asimetrik olması durumunda düzeltilmesine ‘labioplasti’ denir.
    Labia minusların büyük ve sarkık olması durumunda hastalarımız dar giysiler ve çamaşır kullanımında zorluk,sosyal ortamlarda,spor ve günlük aktivitelerde kendini kötü hissetmelerine yol açmakta ve bu hastaların mayo,bikini giymekten çekinmelerine neden olmaktadır.
    İç dudakların normalden büyük olması sürekli nemli bir ortam oluşturup kronikleşen geçmeyen vajinal enfeksiyonlara yada bartholin bezinde iltihaplanmalara yol açabilmektedir.Aynı zamanda cinselliğin kötü etkilenmesine sebep olmaktadır.
    Labioplasti yaklaşık 30-45 dk sürer.Genelde lokal anestezi ile yapılır.Adet bitiminde yapılması tercih edilir.dikiş almak gerekmez.İz kalmaz.Daha sonra ki doğumları etkilemez.Bu tip operasyonlarda kızlık zarına zarar vermez,çünkü kızlık zarı operasyon bölgesinden 3-4cm içeridedir.18 yaşını tamamlamış kişilerde uygulanabilir.
    Cinsel sağlığımız çok önemlidir.Cinsel sağlığınızı ertelemeyin!

  • Siğiller

    Siğil (Verruka) grubu hastalıklar Human Papilloma Virus’lara (HPV) bağlı olarak gelişen selim, deri enfeksiyonlarıdır. Klasik tip siğiller HPV 1,2,4,7,27 ve 57 tipleri ile oluşur. Özellikle okul çağındaki çocuklar ve gençlerde sık görülür. İnsandan insana derideki çatlak ve yaralardan direkt siğil teması ile geçer. Aile içinde ve okulda bulaşma tipik olup, ortak banyo ve havuzlardan da bulaşır.Virüsün bulaştığı yüzey ve eşyalarla temas yoluyla yayılabilir.Yalınayak yapılan aktivitelerle ayaklarda gelişebilir.Hayvanlardan insana geçebilir. Kasaplarda , balıkçılarda, mezbaha işçilerinin ellerinde basit siğillerin görülme sıklığı daha yüksektir. 6 aya kadar uzayabilen kuluçka süresi vardır. Sıklıkla el sırtında, parmaklar ve tırnak çevresinde yerleşmekle birlikte deri ve mukozaların herhangi bir yerinde yerleşebilir.

    Siğillerin görünümleri nasıldır? Klinik görünüm HPV tipine, siğilin yerleştiği bölgeye ve kişinin bağışıklık durumuna göre değişir. Basit siğiller özellikle el parmakları, dirsek, dizler gibi travmaya maruz kalan alanlarda, deri renginde, üzeri pürtüklü deri kabartıları şeklindedir. Tırnaklarını ısıranlarda tırnak kenarı ve dudaklarda görülebilir. Ayak tabanı gibi basınca maruz kalan bölgelerde deriden kabarık olmayan, küçük siyah noktacıklar şeklinde görülebilir. Düz siğiller en sık yüz, boyun, el sırtı, bilek ve dizlerde yerleşir. Erkeklerde sakal bölgesinde ince saplı siğiller oluşabilir. Tıraş ile travma edildikçe yüzde yayılma gösterir. Anogenital bölgedeki siğiller, yassı, deriden hafif kabarık, bazen karnabahar görünümünde kitleler şeklinde olabilir.

    Sık sorulan bir soru ; siğiller kansere yol açar mı?

    Bazı HPV ‘lerin neden olduğu siğiller, ki bunlar anogenital siğillerdir, başta rahim ağzı olmak üzere, peniz ve anal kanserlere neden olabilmektedir. Bu nedenle anogenital siğili olan erkeklerin eşleri de ayrıntılı genital muayene edilmelidir. Hem tedavileri yapılmalı hemde koruyuculuk açısından aşılama yapılmalıdır.

    Siğillerin tanısı nasıl konur?

    Tanı genellikle klinik görünümle net olarak konabilir. Şüpheli olgularda deri biyopsisi alınarak tanı desteklenir. PCR ve DNA probu ile gelişmiş moleküler tekniklerle neden olan virus tipi belirlenir.

    Siğiller hangi hastalıklarla birlikte sık görülür?

    Çocukluk ve genç erişkinlik döneminde bulaşma ile siğiller oluşabilir. Bunun yanında yaygın, tedaviye dirençli siğiller; Hodgkin hastalığı, AIDS, böbrek transplantasyonu, bağışıklık sistemi bozulmuş ve immunsupresif tedavi alan hastalarda ve atopik ekzamalılarda daha sık görülmektedir.

    Siğiller nasıl tedavi edilir?

    Siğillerde uygulanacak tedavi hastanın yaşı, siğilin yerleşim yeri, yaygınlığı, süresi ve hastanın bağışıklık durumuna göre seçilir. İlk ve erken tedavi siğilin yayılmasını ve tekrar etmesini engeller. Siğiller üzerine çeşitli kimyasal ajanları içeren, krem, pomad, jel ve solüsyon formunda topikal tedaviler uygulanabilir. İyileşmeyen basit siğil ve anogenital siğillerde sıvı azot gazı ile kriyoterapi tedavisi ilk seçenek tedavilerdendir. 1-3 hafta arayla birkaç seans uygulanır. Gövde yerleşimli siğillerde radyofrekans elektrokoterizasyon daha sık tercih edilir. Son zamanlarda özellikle anogenital siğil ve dirençli ayak tabanı siğillerinin tedavisinde ve nüksü önlemek için immunomodulatör ilaçlar topikal olarak kullanılmaktadır. Lazer ile siğillerin tedavisi genelde düz siğillerde el ayak yerleşiminde tercih edilebilir. Tedaviler sırasında bağışıklık sistemini uyaran çinko’nun kullanılmasının tedavi başarısını arttırdığı söylenmektedir.

    Siğiller tedavisi olan, ama zaman gerektiren bir hastalıktır. Birçok hastalık gibi , hastalığın bulaşmasını önleme, öncelikle yapılması gereken bir yöntemdir. Siğili olan kişiler kaşıma ve travma ile başka bir bölgeye yayabilir. Topluma açık yerlerde kaplıca ve havuzlarda yalınayak dolaşılmaması önemli bir önlemdir. Aile içinde siğili olan varsa, terlik ve havlu kullanımına dikkat edilmelidir. Anogenital siğiller cinsel temas ile bulaşacağından mutlak kondom kullanılmalı, partnerlerin her ikisi de muayene edilmelidir. Hayvanlarla teması olan meslek gruplarında eldiven kullanımı son derece önemlidir. Kuaför ve berberler kullandıkları malzemelerde steriliteye dikkat etmeli, gerekirse kişiye özel ekipmanlar temin edilmelidir.

    Bugün sizlerle hayatımızın bir döneminde bizi meşgul etmiş, sık görülen bir hastalık olan siğillerden bahsettim. Bir başka deri hastalığında aydınlanmak üzere sağlıcakla kalın lütfen…

  • KIZLIK ZARI DİKİMİ

    KIZLIK ZARI DİKİMİ

    KIZLIK ZARI DİKİMİ ANLAŞILIR MI ?

    Kızlık zarı dikerek onarılabilir, kızlık zarının ne zaman yırtıldığı önemli değildir ve tamir sonrası ilişki ile kanama olacaktır. Kızlık zarı dikimi fleb kaldırma yöntemi de denilen kalıcı teknikle yapılmaktadır ve bu işlem sonrası kızlık zarı eski yırtılmamış halini almaktadır. Kızlık zarının dikildiği ilişki öncesi ve sonrasında kesinlikle anlaşılamamaktadır.Ancak bir uzman muayenesinde anlaşılabilir.

    Kızlık Zarının Ne Zaman Yırtıldığı ve İlişki Sayısı Önemlimidir ?

    Kızlık zarı dikimi için kaç kez ilişkiye girildiği veya ne zaman kızlık zarının yırtıldığı önemli değildir.Doğum yapmış bayanlarda bile kızlık zarı dikilerek onarılabilir.

    KIZLIK ZARI DİKİMİ ve ÇEŞİTLERİ

    1. GEÇİCİ DİKİMİ ;

    Genellikle düğünden en erken 7-10 gün öncesine kadar yapılabilir. Burada daha önceden yırtılmış kızlık zarının yeniden onarılması söz konusudur..Yırtılan kısımlar yeniden karşı karşıya getirilerek yeniden dikilir..Eğer kısa süre içinde bir beraberlik olmazsa kullanılan iplikler ten rengindedir ve kendi kendine yaklaşık 20 günde emilir. Kızlık zarı dikilmeden önceki haline gelir daha önce de belirttiğimiz yapısından dolayı . O nedenle cinsel birliktelik uzun bir zaman sonra olacaksa kalıcı kızlık zarı dikilmesi önerilir. Dikişler genellikle dışarıdan görülmeyecek şekilde konulur.

    2. KALIICI DİKİM ;

    Bu işin uzmanları tarafından vajen dokusundan yeni bir kızlık zarı oluşturulması ile yapılır. Aylar hatta yıllar sonra bile birliktelik söz konusu olduğunda kanama oluşur. Hijyene dikkat edilmesi oluşabilecek komplikasyonları en aza indirir.

    Operasyonlardan kısa bir süre sonra normal hayata devam edilebilir. Yatak istirahatine gerek olmaz. Bir hafta süre ile doktorun uygun gördüğü antibiyotik ve ağrı kesiciyi , gerekirse lokal antisptiği ve pomad kullanılmalı daha sonra da kontrole gelinmelidir. Bu arada zorlayıcı hareketlerde bulunmamalı, vagen girişi hiçbir şekilde kurcalanmamalıdır. Himenoplasti genellikle güvenilir komplikasyonu nadir bir ameliyattır, cok hafif yanma ve şişlik, ödem oluşursa da birkaç gün içinde geçer, operasyon sonrasında pek ağrı duyulmaz..

    Eğer genel anestezi ile yapılırsa en geç 1 saat içinde hasta evine gidebilir hastanede yatması gerekmez. Normal hayatına devam edebilir.. Eğer genelanestezi ile yapılması isteniyorsa en az 4-5 saat su da dahil içilmemesi ve yemek yenilmemesi gerekmektedir. Sigara da içilmemelidir. Aksi takdirde anestezinin etkisinde uyurken yenilen ve içilen gıdalar hastanın akciğerlerine kaçarak ciddi hayati komplikasyonlara neden olabilir. Yemek yeme işlemi operasyondan yaklaşık 20 – 30 dakika sonra yapılabilir.

    Ancak işlem lokal anestezi ile yapılacaksa aç olunmasına gerek yoktur. Anestezik madde hymen ve vagen girişine zerk edilerek yapılır, kişi yalnızca anestezi sırasında iğnenin ilk batışını hisseder sonrasında ise ağrı duymaz, hasta işlem sırasında uyanık olur..

    İşlem kesinlikle gizli tutulmakta ve hasta mahremiyetinize özen gösterilmektedir. Bu kesinlikle sizin tercihinizdir ve kimseyi ilgilendirmez. Ancak son olarak tabii ki tavsiyem evliliğinizi eğer mümkün ise yalan üzerine kurulmamasıdır. Ancak her şeye rağmen doğruların söylenmesi deli gibi aşık olduğunuz adamı ya da hayatınızı kaybetme noktasındaysanız ve size başka seçenek kalmıyorsa da tabii ki her konuda yardımcı olmamız gerekir.
    .
    KIZLIK ZARI YIRTILMA SONRASI NE ZAMAN DİKİLMELİDİR ?

    Kızlık zarı dikimini fleb kaldırma yöntemi dediğimiz kalıcı teknikle yapmaktayız. Bu yöntem ile yapılan kızlık zarı tamirinde zamanlama önemli değildir. Kızlık zarı yırtılmadan önceki halini dönecektir. Hemen evlenmeden 5-10 gün önce yapılan basit tamire göre çok daha başarılıdır. En sık tercih ettiğimiz yöntemdir

    KIZLIK ZARI MUAYENESİ ve RAPORU

    Hastalar için zor ve korkutucu olsa da kızlık zarı muayenesi normal jinekolojik muayeneye benzemektedir. Hasta jinekolojik masaya alınır ve labium minus da dediğimiz küçük dudaklar aralanarak kızlık zarı incelenir. Bazen hekim kaymayı önlemek amacıyla gazlı bez ile küçük dudakları tutabilir. Küçük dudaklar yanlara ve dışa doğru çekilebilir. Bu şekilde kızlık zarı net görülebilir. Bazen kızlık zarı daha içerde olabilir. Bu durumda da hasta ıkındırılarak kızlık zarı daha belirgin hale getirilmeye çalışılır. Tüm bu işlemler esnasında herhangi bir ağrı veya acı duyulmaz.

    Kızlık zarı muayenesini kadın doğum uzmanı veya adli tıp uzmanı tarafından yapılır ancak rapor verme veya muayene sonucunu yazıya dökme işlemi yalnızca adli tıp uzmanı tarafından ve savcılıktan alınan yazı ile yapılabilir. Kadın doğum uzmanı durumu muayene olan kişiye ve eğer muayene olanın rızası, izni varsa yanındakilere sözlü olarak bildirebilir. Rapor verildiği an için geçerlidir, muayene sonrası kişi ilişkiye girebilir ve bekaretini kaybedebilir, rapor verildiği zamandan sonrası için geçerli değildir

    GERDEK GECESİ veya İLK İLİŞKİ

    Gerçekte kızlık zarı vajina girişini ancak kısmen kapayan, oldukça ince bir zardır. Tümden kapalı olması imkânsızdır, hiç değilse âdet kanı oradan akacaktır. Kızlık zarı aralığı kiminde çok küçük, kiminde nispeten geniş olur. Kimi kızlık zarı oldukça kalın, kimisi ipinceciktir. Ne var ki kızlık zarı elastik bir dokuda olduğu için zardaki aralık, kas gevşetmesi ile ya da penisin zorlamasıyla genişleyebilir. Aralık, penisin zorlamasıyla genişlerse, bu durum biraz kanamaya ve geçici bir ağrıya neden olur, ama vajinanın kendisi herhangi bir zarar görmez

    KANAMA OLMAMASI

    İlk cinsel ilişkide kanamanın olmaması, kültürümüzde ve diğer bazı kültürlerde kadının bakire olmadığının bir kanıtı olarak kabul edilmektedir. Bu çok büyük bir yanılgıdır. Her kadının anatomik yapısı birbirinden farklıdır ve kızlık zarı bazı kadınlarda o kadar esnektir ki, penis içeriye girdiğinde, ve özellikle de vajina giriş bölgesi yeterince kayganlaşmışsa kızlık zarı yırtılmadan kalır. Bu duruma her 100 genç kızdan birinde ve belki daha fazlasında rastlanabilir. Bazı kadınlarda da kızlık zarının üzerinde yer alan damar yapıları çok az olduğundan, zar yırtılmasına rağmen gözle görülebilen bir kanama gerçekleşmeyebilir. Bazı durumlarda ilk cinsel birleşme birinci denemede ve sonraki birkaç denemede gerçekleştirilemeyebilir. Bunun en sık görülen nedeni sanıldığı gibi kızlık zarının kalın olması değildir. En sık görülen neden, genç kadının kendini cinsel ilişkiye hazır hissetmemesidir. Bu durumda kadın kendini gevşetmeyecek, vajinanın girişinde yer alan güçlü kaslar kasılı kalacak ve vajina giriş bölgesinde yeterince kayganlık sağlanamayacağından penisin vajinanın girişinde yer alan kas ve kızlık zarı engelini aşması zor olacaktır. Erkek böyle bir durumda genç kadının canının yandığını hissettiğinde belli bir süre sonra girişimden vazgeçecektir. Ender görülen bir neden de kızlık zarının gerçekten kalın olmasıdır. Jinekoloji kliniğine “ilk ilişkiyi başaramama” nedeniyle başvuran kadınların bir kısmının özgeçmişinde arka arkaya yapılan ilişki girişimleri sonuçsuz kalmıştır ve muayenesinde de gerçekten kızlık zarı kalındır
    İLK İLİŞKİDE KANAMA NE KADAR SÜRER

    Kızlık zarının yırtılması esnasında bazen yırtık kızlık zarından vajinaya doğru genişleyebilir. “Deflorasyon kanaması” (deflorasyon kızlık zarının yırtılması anlamına gelen bir kelimedir) olarak adlandırılan bu durum hemen her zaman ön sevişmenin yetersiz olduğu, kadının kendini yeterince hazır hissetmediği bir zamanda, erkeğin “sert hareketlerle” cinsel ilişki denemesinde bulunmasından kaynaklanır. Çoğu durumda erkek kadının ağrı duymasına duyarsız bir şekilde girişimi sürdürmüş ve “yırtık” olması gerekenden daha büyük olmuştur.

    Normalde kızlık zarı bozulduğunda kanama en geç yarım saatte durur. Geniş bir yırtık oluştuğunda ise ya hemen başlayan şiddetli bir kanama, veya ilişki bitmesine rağmen uzun bir süre devam eden bir kanama söz konusudur. Yapılan jinekolojik muayenede yırtığın yeri tespit edildikten sonra lokal anestezi, veya geniş yırtıklarda genel anesteziyle yırtık onarılarak kanama durdurulur.

    Kanama miktarı fazla değilse, her ilişkide oluşan kanama kısa süreliyse endişelenecek bir durum yoktur . İlk ilişkiden sonra kanamadan korkarak ilişkiden kaçınmanın anlamı yoktur , istenildiği kadar ilişkiye girilinebilir, oluşan kanama aşırı değilse endişelenmeye gerek yoktur.

    Başarılı bir “İlk Gece” için kadının yapması gereken, eşine hazır olduğu veya henüz hazır olmadığı mesajını net olarak verebilmesi, ön sevişme aşamasının kontrolünü kendi eline almasıdır. Erkek ise kadının kendisinden farklı olan doğasını kabul etmeli, bir kadının cinsel ilişkiye hazır olmasının erkekten daha uzun sürdüğü gerçeğini göz önünde bulundurmalıdır. Daha sonraki ilişkilerin aynası olabilecek bu ilk ilişkide erkek, kadının gevşemesi ve rahatlaması için elinden geleni yapmalı, sabırlı olmalıdır
    KIZLIK ZARI DİKİMİ NEREDE YAPILMALIDIR ?

    Kızlık zarı diğer bir çok ülke gibi toplumumuz için de çok önem taşımaktadır. Bu nedenle işlemin başarılı olması, garanti kapsamında olması ve özellikle hekimin bu konudaki tecrübesi en önde gelen tercih nedeni olmalıdır. Aksi takdirde yaşanacak tatsız olaylar bir genç kızın hayatını çok olumsuz etkileyebilir.

    Tabii ki cerrahın tecrübesi kadar hastanın doku yapısı, işlem sonrası o bölgenin temiz tutulmasına göstereceği özen , doktorunun talimatlarına uyup uymaması, ortamın hijyeni ve operasyon teknikleri de ayrıca bu konuda önem taşır.

    KIZLIK ZARI NEDİR ?

    Vajinanın girişinden yaklaşık 1-2 cm içeride ince bir membran şeklinde zardır. İçinden ince damar ve sinir dokusu geçer. Kısmen damarlanması azdır. O nedenle daha sonra dikilmesi gerektiği zaman dikişlerin uzun süreli tutması zor olmaktadır. Aynı zamanda sinir dokusu da içerdiğinden bozulduğunda hafif acıma hissi de oluşur.

    Himenin çeşitli şekilleri vardır. Nadiren de olsa bazı genetik hastalıklarda doğuştan himen bulunmaz. Bazen himen tamamen kapalı olabilir. Bu durumda genç kız uzun bir sure hiç adet gormez ancak kasık ağrıları ve dolgunluk hissi oluşur. Doktora gittiğinde yapılan muayenede adet dönemlerinde himeni tamamen kapalı olduğu için dışarı akamayan kanın içeride biriktiği görülür ve kanın dışarıya akması için cerrahi bir işlem yapılması gerekebilir ( himenotomi)

    KIZLIK ZARININ DEĞİŞİK YAPILARDA OLMASI ZARARLI MI ?

    Hayır. Kızlık zarının yapısının az görülen türden olması genellikle jinekolojik muayenelerde tesadüfen farkedilmektedir. Bu anatomik yapının kişiye bir zararı bulunmaz.

    Ancak yüksek kenarlı, sert yapılı ve septalı zarlar kişilerde ilişki sırasında zorlanmalara neden olabilmektedir. vajinismus denilen “cinsel ilişkiye girememe problemi” psikolojik nedenlerden başka kızlık zarındaki yapısal (anatomik) nedenlere de bağlı olabilir.

    Bunun için evlenmeden veya ilk cinsel tecrübesini yaşamadan önce genç kızlara genel bir jinekolojik muayene ve kızlık zarı muayenesi önermekteyiz

    KIZLIK ZARI NEDEN BU KADAR FARKLILIK GÖSTERİR ?

    Nasıl her insanın uzuvları birbirinden farklı ise kızlık zarının da pek çok çeşitlerinin olması doğaldır. Hatta çok daha farklı kızlık zarı türleri, yapılan jinekolojik muayeneler sırasında şans eseri izlenebilmektedir

    KIZLIK ZARININ TOPLUMDAKİ ÖNEMİ

    Kızlık zarı toplumun kadınlara dayattığı diğer psikolojik baskılardan birisidir. Doğuştan varoluş amacının genç kızlarda vajenin enfeksiyonlardan koruması olduğu düşünülmektedir ve çeşitli şekillerdedir. Doğuştan esnek olduğu ve eşi ile birliktelikte olduğunda kanama olmasının mümkün olmadığı( yalnızca doğum sırasında bozulabilen ) ya da tamamen kapalı ve çok kalın kızlık zarı (yalnızca bu nedenle adet bile göremeyen ve adet kanaması içeriye biriken vakalar mevcuttur ve bir jinekolog tarafından operasyon ile açılması gerekebilir ).

    Dolayısı ile hal böyle iken ülkemizde ve bir çok gelişmekte olan toplumlarda hala bu nedenle kadın cinayetleri olmakta masum bir çok kadın kızlık zarı doğuştan esnek olduğu için kanamadığı için haksız bir nedenle öldürülebilmektedirler. Gerçekten bu tür cinayet işleyenlerin öldürülen kadınlar gibi bir kızlık zarı esnek bir kız çocuğu olarak doğmuş olmalarını ve kadının masum olduğu halde neler hissettiğini anlamalarını çok isterdim
    KIZLIK ZARININ ONARIMI-DİKİMİ

    Diğer adıyla himen rekonstruksiyonu ( kızlık zarı dikimi ) himenin yeniden oluşturulması için yapılan bir ameliyattır. Himen Yunanca da ”zar ” ve rafi de ” dikiş ” anlamına gelmektedir.

    Kızlık zarı onarımı yaklaşık 20-30 dakikalık bir işlemdir ve genellikle lokal anestezi ile yapılır. Lokal anestezi ile ağrı duyulmaz. Rahatlıkla muayenehane koşullarında yapılabilir. Ancak eğer istenirse genel anestezi de uygulanabilir.Bu tur işlemler diğer muayenelerde olduğu gibi hasta ile doktor arasında kalacak bir işlemdir. Estetik bir operasyon olarak kabul edilir ve kişinin kendi bedeni için böyle bir karar alma hakkına saygı duyulmalıdır.

    Ancak bilinmelidir ki yalan üzerine kurulmuş evlilikler daha kolay zarara uğramay bitmeye mahkum olur bu nedenle ben her zaman evlenilecek kişiye dürüst olunmasını ve ne kadar zor da olsa gerçeklerin anlatılmasını tavsiye ederim. Eğer her şeye rağmen eş adayınız her şeyi kabullenir ise sizi gerçekten seviyor olduğunun bir göstergesi de olur bu aynı zamanda.

    Yine de dediğim gibi bedeniniz size aittir ve eğer isterseniz estetik yaptırabilir, kızlık zarınızı onarabilirsiniz buna tamamen saygı duyulmalıdır..Himenoplasti her şeyden önce gelin adayının moralini düzeltmekle kalmaz bazen çok mutlu olacak evliliklerin yalnızca bu nedenle bitmesini de engellemiş olur.

    Bazı ülkelerde yasal olmasına karsın bazı ülkelerde yasal değildir. Genelde biraz daha kapalı toplumlarda bir kızın evlilik öncesi ilişkisi hoş karşılanmaz . Kızlık zarının gerdek gecesi kanaması kızın bakire olduğunun en önemli göstergesi olarak kabul edilir. Bazı bölgelerde bazen bir cinayet nedeni bile olabilmektedir. Bu nedenle evlenecek genç kızların kabusu haline gelebilmektedir.

    Tecavüz , evlilik vaadi ile kandırılma, aşık olma, tampon kullanma,düşme sonucu vajene sivri bir maddenin girmesi, bazen ata binme, çok zorlayıcı ağır bir spor ve benzeri durumlarda evlilik dışı beraberlikler söz konusu olabilmektedir. Ulkemiz de de bekaret konusu genel olarak önem taşımakta hatta gerdek gecesi ” çarşaf ” konularak bozulan kızlık zarı kanamasının kontrolü yapılmaktadır. Böyle bir durumda gelinin stresi daha da artmaktadır. Hatta o kadar ki esnek kızlık zarına sahip hayatında evlilik öncesi hiçbir birliktelik yaşamamış genç kızlar bile bu konuda şanssız gruba girmektedirler. Çünkü masumiyetleri konusunda inandırıcı olmakta güçlük çekmekte doktor doktor dolaştırılarak kızlık zarlarının akibeti hakkında bilgi edinilmeye çalışılmaktadır.

    Bu olay daha en başından yeni evli çift üzerinde yoğun olumsuz bir baskı oluşturmakta ve evliliklerinin üzerinde kara bulutlar dolaşmasına ve çiftler arasında güven eksikliklerine neden olmakta, aileleri germektedir.

    Boyle bir durumda gelin adayı genç kızlarda herhangi bir birliktelik yaşamamış olsa da evlilik öncesi kızlık zarının nasıl olduğu konusunda bir öğrenme merakı oluşmakta ve çoğunlukla bir doktor kontrolünden geçmektedirler.

    Kızlık zarının kanamaması nedeniyle cinayetler işlenebilmekte nice masum genç kız cehalet yüzünden hayatını kaybedebilmektedir. Maalesef güzel ülkemizde de bu türden haberleri medyadan ara sıra duymaktayız

    Çeşitli nedenlere bağlı meydana gelen kızlık zarı yırtılma-genişleme ve/veya doğuşta olabilen geniş kızlık zarı operasyonları cerrahi müdahale ile onarılabilmektedir. Bu onarım sadece bekaret amacıyla yapılmaz. Kızlık zarı mikroorganizmaların vajen veya üst genital organlara ulaşmasına engel olduğu içi bu amaçla da opere edilebilmektedir

  • Saç dökülmeniz mi var ?

    Dermatolojide saç hastalıklarının en sık görülenidir saç dökülmeleri. Saç dökülmesi bir tanı değil, araştırılıp adlandırılması gereken bir sorundur. Hastalar için ise labirentin çıkmaz yollarından birisidir. Saçları dökülen hastalar fazlasıyla bunalmış ve tedaviler konusunda endişelidir.

    İnsan saçı sürekli büyüme ve dinlenme dönemleri ile büyür ve ayda ortalama 6-10 milimetre uzar. Normalde günlük saç kaybı 50-100 teldir. Anormal saç dökülmesi durumlarında ise bu sayı artar ve taraklarda, banyo ve lavabo giderlerinde ve elbiselerde aşırı miktarda saç biriktiği görülebilir.

    Saçın yaşam döngüsü üç fazdır.

    Anagen faz (büyüme fazı): 3-5 yıl sürer. Saçın yaşam döngüsünün %90’ını oluşturur.
    Katagen faz (geçiş fazı): Büyüme evresinin sonunda saç kökleri kendilerini dinlenme evresine hazırlar. Büyüme döneminden dinlenme dönemine geçişe katagen faz denir. 3-5 hafta sürer. Bu evrede saç kökleri en dip bölgelerinden başlayarak kendi içine çöker.
    Telogen faz (dinlenme fazı): Saçın köküyle bağlantısı gevşer. Yaklaşık 3-5 ay süren bu dönemden sonra saç kökünden ayrılır ve düşer. Saç telinin ayrıldığı bu yerden yenisi çıkar ve yeni bir döngü başlar.

    Bugünkü yazımda sizlerle en sık saç dökülmesine neden olan 3 hastalığı irdeleyip, tedavi aşamaları hakkında bilgi vereceğim.

    Androjenik alopesi en sık görülen saç dökülme nedenidir. Genetik olarak yatkın kişilerde androjen hormonların etkisiyle kıl foliküllerinin minyatürleşmesidir. Erken yaşta görülenlerde, artmış kardiovasküler hastalık riski olduğu çalışmalarda gösterilmiştir. Dermatoskopi muayenesinde % 20’den fazla kılın çap farklılığı mevcuttur. Kadın olgularda, tedavi öncesi serbest testesteron, DHEA-S, prolaktin düzeyleri bakılır. Bunun yanında depo demiri olan ferritinin 70 ng/ml üstünde olması gereklidir.

    Bu hastalık grubunda tedavi en az bir yıl sürmelidir. Topikal minoksidil en etkili ürün olarak halen yerini korumaktadır. Erkeklerde %5 ‘lik, kadınlarda % 2’lik formu kullanılır. Tedaviye başladıktan sonra ilk 8 hafta telogen effluvium denilen saç dökülmesi görülebilir, bu normal bir süreçtir. Etkili diğer tedavi seçeneği, tip 2-5 alfa reduktaz enzimi inhibitörü olan finasteriddir. Bu tedavi ile % 91 hastada ilerleme durdurulurken, %66’sında klinik düzelme görülür. Tedavi kesildiğinde ise saçlar 1 yıl sonra eski haline döner. Finasterid kullanımı ile ilgili erektil disfonksiyon, kalıcı seksüel bozukluk geliştiğine dair yayınlar mevcuttur. Sperm sayısında ve kalitesinde değişiklikler görülebildiğinden, çocuk yapmaya çalışan çiftlere hamilelik sonrasında ilacın önerilmesi daha akılcı olacaktır. Kadınlarda görülen androjenik alopeside bu ilaç etkili bulunmamıştır. Kadınlarda yapılan çalışmalarda sıkı karaciğer fonksiyon takibi ile birlikte Flutamid kullanımı ile etkili yanıt alınabilir .

    İkinci saç dökülmesi nedenimiz Telogen Effluvium’dur.

    Kıl döngüsündeki karışıklık ve telogen dönemdeki kıl oranının artışına bağlı, tüm saçlı deriyi kapsayan ani ve şiddetli bir saç kaybıdır. Saçta yaygın olarak incelmeler ve dökülmeler vardır. Telogen effluvium fiziksel ve psikolojik stres oluşturan olaylara karşı saç kıllarının tepkisidir. Toplum arasında bilinen sinirsel, mevsimsel saç dökülmesi bu tiptir. Kadınlarda daha sık rastlanır ve özellikle 40-60’lı yaşlarda gözlenir. Herhangi bir yaşta da olabilir. Saçların tutam tutam dökülmesine neden olabilir.

    Anagen kıllar zararlı birçok etkene karşı duyarlıdır. Telogen dönemdeki kıllar ise göreceli olarak, saçı etkileyebilecek etkenlere karşı daha az duyarlıdır. Anagen dönemdeki bir kıl zamanından önce telogen döneme geçer. Böylece telogen dönemdeki kıl oranı artar. Neden olan olaydan 3-5 ay sonra telogen effluvium başlar.

    Telogen effluvium en sık doğum sonrası gözlenir. Genellikle doğumdan 2-4 ay sonra başlar ve birkaç ay sonra kendiliğinden düzelir. Bazen bir yıla kadar dökülmeler devam edebilir.

    Menapoz, tiroid hastalıkları (Hipo-hipertroidi), yumurtalık, böbrek üstü bezi ve hipofiz tümörleri, tifo ,sıtma , viral hastalık gibi yüksek ateşle seyreden hastalıklar bu tabloyu oluşturabilir. Bazı tansiyon, depresyon ve epilepsi ilaçları, doğum kontrol hapları, A vitamininin fazla tüketilmesi ile de görülür. Kanserler, bağ dokusu hastalıkları, yeme bozuklukları, HIV/ AIDS, demir eksikliği anemisi, çinko, biotin, esansiyel yağ asitlerinin eksikliği de Telogen effluvium nedenidir. Ağır yapılan ve proteinden eksik diyetlerin ardından, cerrahi operasyon ve kaza sonrası, psikolojik stres durumlarında da saç dökülmesi bu tiptedir.

    Ancak olguların önemli bir kısmında belirgin bir neden bulunamamaktadır. Telogen effluviumu başlatan neden ortadan kalktığında, takip eden 2-3 ayda problem düzelir. Telogen kılların oranı normale döner. Ancak kıl yoğunluğunun başlangıç seviyesine dönmesi için 6-12 ay gerekebilir. Fakat temelde bazı saç sorunu yaşayan önemli sayıdaki hastalarda bu durum devam edebilir. Dökülme yıllarca sürer. Bu taktirde hastalığa “kronik telogen effluvium” adı verilir.

    Tedavisi neden ortadan kalktığında yada tedavi edildiğinde genellikle kendiliğinde düzelen bir hastalık olmasıyla birlikte, destek tedavisi de uygulanır.

    Saçlar kan dolaşımı ile sadece diplerinden beslenir. Dışarıdan uygulanan kremlerin ve losyonların etkileri geçici olur ve yeterli etki sağlamazlar. Kullanıldığı müddetçe ancak saçların iyi görünmesini sağlarlar. En uygun tedavi nedene yönelik olandır. Saç dökülmesinin nedenleri araştırılır. Örneğin demir eksikliği anemisi varsa veya tiroitle ilgili problemler varsa bu problemler tedavi edilmelidir.

    Saç için gerekli maddeler ağız yolu ile alındığında veya mezoterapi yöntemi ile saçlı deriye enjekte edildiğinde etkili sonuçlar sağlanır .

    3. hastalığımız Alopesi Areata ‘dır. Halk arasında saçkıran olarak bilinen bir saç dökülmesidir. Saçlı deride, kaş ve kirpiklerde, sakal bölgesinde yama şeklinde dökülmeler olur. Diffuz şeklinde ise bütün saçlı deride yaygın dökülme, kaş , kirpik, sakal dökülmesi, kol ve bacak kıllarında dökülme de olabilir. Başlangıçta küçük yama şeklinde olan dökülmelerin % 15-25 olguda total dökülmeye döndüğü gözlenmiştir. Hafif formların % 34-50’si bir yıl içinde düzelir. Dermatoskopik muayenesi; sarı noktaların tüm alanı kaplayacak şekilde yaygın olması, ünlem işareti şeklinde kıllar ve siyah noktaların görülmesidir.

    Tedavi : Çocuklarda tedavide ilk sırayı potent topikal kortizonlu ilaçlar alır. Erişkinlerde ise saçlı deriye yapılan steroid enjeksiyonları ile yanıt alınabilir. Topikal minoksidil tedavisi bu hastalıkta tek başına yeterli değildir. Yaygın olgularda kontakt iritasyon yapan maddelerin bu bölgelere sürülmesi ile 6 ayda % 30 cevap alındığı bildirilmiştir. Günlük doz steroid ve diğer immunsupresif tedavilerde tedavi sıralamasında yer almakta, saç ve kıl çıkışlarına neden olmakta ancak tekrarlama olasılığı % 50’nin üzerinde görülmektedir. Son zamanlarda uygulanan mezoterapi ve PRP tedavileri ile yüksek başarı yanıtı sağlanabilmektedir.

    Son olarak sizlere saç dökülmesinde başarılı bulunan PRP tedavisinden kısaca bahsetmek istiyorum.

    PRP (Platelet Rich Plazma) yöntemi, modern tıbbın gelişmesinde devrim niteliğinde gelişme yaratan yeni bir tedavi yöntemidir. Ülkemizde yeni yeni uygulamaları başlamış olan PRP yöntemi; saç dökülmesi, deri tabakasının gençleştirilmesi ve yenilenmesi, yaraların iyileşmesi, akne izlerinin tedavisi gibi alanlarda uygulanan alternatif bir tedavi yöntemidir.

    Dokuların iyileşmesinde ve kanın pıhtılaşmasında önemli rolü olan ve adına trombosit denilen kan hücresinden zengin plazmadır. Başka bir deyişle otolog (kendisi) kan konsantrasyonu da denilebilir.

    PRP ile, zayıflayan veya ölmeye başlayan saç köklerinin, tüy haline gelmiş saç tellerinin canlandırılması ve eski sağlığına kavuşturulması hedeflenmektedir. Uygulanacak kişinin kendi kanından alınan ve özel işlemlerle akyuvar ve trombositlerin ayrılması sonucu elde edilen solüsyonun seyrelmiş ya da saçsız bölgeye enjekte edilmesi işlemidir.

    PRP (Platelet Rich Plazma) yönteminin klinik geçmişi 1990’ lı yıllardır ve günümüze kadar başarıyla uygulanmıştır. Önceleri yüz çene ameliyatlarında yaraların iyileşmesini hızlandırmak için, sonraları ise kalp cerrahisi, kronik yara iyileşmesi, spor hekimliği, ortopedik cerrahi alanlarında sıklıkla kullanılmaya başlanmış, şimdi laboratuvarda kültür ortamında hücre ayrışmasında kullanılmaktadır. Ayrıca en son kullanım alanı olarak kozmetik endikasyonlardır. 2004 yılından günümüze pek çok ülkede cilt antiaging ve rejuvenasyon tekniği olarak uygulanmaktadır.

    PRP yönteminin saça uygulanması işlemi: Hastadan alınan kan santrifüje edilerek kırmızı kan hücrelerinden ayrılır. Plazma kısmı özel bir işleme tabi tutularak seyrelmiş ya da saçsız bölgeye enjekte edilir. PRP tedavisinde özel işlemle elde edilen plazmada akyuvarlar, trombositler, pıhtılaşma faktörleri ve trombosit büyüme faktörleri (PGF) bulunur. Bu yöntemde büyüme faktörü kök hücrelerinin göçünü ve çoğalmalarını tetikler. Bu sayede dokuda yenilenme süreci başlamış olur.

    Ayda 1 kez toplam 3 seans yapılan uygulama ile saç kökleri güçlenmekte ve zayıf saç telleri dökülmemektedir. Son seanstan 3 ay sonra 4. Seans uygulanarak işlem tamamlanır. Kadın ve erkekteki tüm saç dökülme tiplerine (androgenetik alopesi, hormonal, alopesi Areata yani saçkıran, kronik şeker, troit hastalıklarına bağlı dökülmeler, protein, demir eksikliğine bağlı, ilaçlara bağlı dökülmeler dahil…) uygulanabilir.

  • OMEGA YAĞLARININ KULLANIMI

    OMEGA YAĞLARININ KULLANIMI

    Vücudumuz için gerekli olan yağ asitlerinden bazıları , vücudumuzda sentezlenmez.
    Dışarıdan alınması gerekir.Sağlık açısından bunlar hayati önlem taşır.
    Gebeklikte Omega 3 ve Omega 6 yağ asitleri fetus tarafından plasenta aracılığı ile anneden temin edilir.
    Özellikle DHA (Dokosaheksaenoik asit) fetus ve neonatal dönemde santral sinir sistemi gelişimi için kritik önem taşır.
    OMEGA 3 YAĞ ASİTLERİ;
    -DHA
    *Kognitif fonksiyon gelişimi
    *Görsel fonksiyon gelişimi
    *Kardiovasküler fonksiyon gelişimi
    -EPA
    *Enflamasyon , kardiovasküler fonksiyonlar
    -ALA
    *Esansiyel yağ asidi desteği
    Öncelikle Omega 3 ve Omega 6 yağ asitlerini tanıyalım;
    OMEGA 6 AİLESİ
    -ESANSİYEL YAĞ ASİTLERİ
    *Linoleik asit ; ayçiçeği , mısır , soya fasülyesi ve aspir yağları , yeşil yapraklı sebzeler , kabuklu yemişler ve tohumlar
    -ÇOKLU DOYMAMIŞ YAĞ ASİTLERİ
    *Gama-linoleik asit (GLA) ; çuha çiçeği yağı , siyah frenk üzüm yağı
    *Araşinonik asit ; yumurta sarısı , etler (özellikle sakatat)
    OMEGA 3 AİLESİ
    -ESANSİYEL YAĞ ASİTLERİ
    *ALFA –  Linolenik asit ; keten , kanola , soya fasülyesi , ceviz yağları , kabuklu yemişler ve tohumlar
    -ÇOKLU DOYMAMIŞ YAĞ ASİTLERİ 
    *Eikosapentaenoik Asit (EPA)
    Balık yağı , yağlı balıklar (ton balığı , sardalye , somon , uskumru , yılan balığı )
    *Dokosaheksaenoik asit (DHA)
    Balık yağı , yağlı balıklar
    DHA ve EPA gebelikte en önemli uzun zincirli Omega 3 yağ asitidir.

  • Gebelik ve cilt

    Gebelik döneminde ciltte bazı değişimler olur. Bunları bilir ve bazı önlemler alınırsak bu dönemi daha sağlıklı ve güzel geçirebiliriz.

    Saçlar: Gebelik döneminde yüksek östrojen hormonuna bağlı hızlı uzar, gürleşir, canlı ve parlak bir görünüme kavuşur. Ancak gebelikte sık görülecek Fe (Demir) eksikliği anemisi gelişmişse saç kaybı, soluk cilt görünümü ve tırnaklarda kırılma olur…. Bu şikayetler varsa Fe (demir) düzeyi kontrol edilmelidir.

    Sivilce: Gebelikte sivilce sorununu önceden tahmin etmek mümkün değildir. Var olan sivilceler düzelebileceği gibi yeni sivilce oluşumları görülebilir.

    Benler: Gebelikte ciltteki benler ve çiller koyulaşır. Meme ucu rengi koyulaşır. Doğumdan bir süre sonra eski haline dönebilir. Melasma gebelik maskesi denilen problem gebelikte hormonal değişimlere bağlı oluşur. Genellikle yanaklar, alın ve üst dudakta görülür. Gebelik döneminde güneşten korunmaya dikkat ederek bu sorun büyük oranda engellenir. Bazı koyu tenli hastalarda uzun süre problem oluşturabilir ve bazen de kendiliğinden geçmeyebilir.

    Skin Tags: İyi huylu deri oluşumlarıdır. Kol altı, boyun ve meme bölgesinde görülür, tehlikeli değildir. Doğumdan sonra gerileyebilir, gerilemeyenler ise kolayca tedavi edilir.

    Karında Kuruluk, Kaşıntı ve Çatlak: Gebeliğin ilerlemesiyle karın gerilir, kuruluk ve kaşıntı hissedilebilir. Kilo alımı fazla ise bu sorun daha yoğundur. Bol nemlendirici kullanmalı, kaşımamaya gayret edilmelidir. Gebelikte ciltteki yoğun gerilme sonucu cilt çatlakları oluşabilir. Genellikle genetik zemini vardır. Pembe-kırmızı renkte başlar daha sonra beyazlar. Ne yazık ki kesin önleyici bir tedavi yoktur. Nemlendirmek ve kilo alımına dikkat etmek önemlidir.

    Kılcal Damar Genişlemesi ve Varisler: Hormonlardaki ve dolaşımdaki değişim kılcal damar ve varis oluşumlarına neden olabilir. Doğumdan sonra bir kısmı düzelir.

    Bunların dışında gebeliğe özgü cilt döküntüleri yaşanabilir. Bu durumda doktorunuza danışmanız gerekir.

  • GEBELİKTE OMEGA 3 YAĞ ASİDİ NEDEN ÖNEMLİDİR?

    GEBELİKTE OMEGA 3 YAĞ ASİDİ NEDEN ÖNEMLİDİR?

    Özellikle sinir sistemi ve büyüme başta olmak üzere fetal gelişim için gebelik boyunca Omega 3 yağ asitlerinin alınması çok önemlidir.
    DHA fetusun beyin ve retinasının gelişimi için şarttır.Fetus beyin gelişim hızı 3.trimester da en yüksek düzeyine çıkar ve bu kez erken bebeklik döneminde de sürer.Omega 3 yağ asitlerini yeterince alan bebeklerin mental ve psikomotor skorlarının anlamlı derecede yüksek olduğu saptanmıştır.
    Yeterli Omega 3 desteği alınmadığında annenin depoları bebek için harcanır.Ancak annede depolanan Omega 3 miktarıda yüksek değildir.
    Çok sayıda randomize klinik çalışma DHA ve EPA içeren balık yağı desteğinin gebelik süresini ve diğer ölçülerini (ağırlık,boy,kafa çevresi) olumlu etkilediğini göstermiştir.Erken doğum riskinde azaltıcı etkiye sahip görünmektedir.
    Günde 150mg daha düşük miktarda EPA ve DHA tüketen kadınların premetüre doğum riski diğer kadınlardan çok daha fazladır.
    Hamilelik ve emzirme dönemi boyunca omega 3 yağ asitlerinin tüketilmesi doğum sonrası depresyon riskini azaltmaktadır.Omega 3 desteği alan annelerin bebeklerinde astım,yumurta alerjisi ve atopik egzama alerjik hastalıkları çıkma olasılığı azalır.
    Hamilelerde günlük besinlere ilave olarak günde 500-1000mg Omega 3 desteği almaları uygundur.
    OMEGA 3 DESTEĞİNİ SEÇERKEN DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER;
    *Omega 3 balık yağının balık gövdesinden üretilmiş olanları (fish body oil) tercih edilmelidir.
    *Balık karaciğerinden üretilmiş olan( cod liver oil) balık yağlarının özellikle gebeliğin ilk aylarında tercih edilmesi uygun değildir.(A-D vitamin seviyesi yüksekliği nedeniyle toksik olabilir.)
    *Civa,kurşun ve diğer ağır metaller ile kirletilmemeiş balıktan elde edilen farmasötik kalitede Omega 3 kullanmak gerekir.
    *GMP = Good Manufacturing Practice ,ulusal ve uluslar arası standart için denetleme mekanizması olması gerekir.
    Düşük seviyede civa içeren balıklar (somon,karides,konserve light ton balığı,yayın balığı) ,yüksek civalı balıklar (köpekbalığı,uskumru,kılıçbalığı ) gebelikte yenmemeli.