Blog

  • İlk ayakkabı ne zaman giydirmeliyim?

    Yarın sabah belki içimizden birinin bebeği adımlamaya başlayacak ve mutlulukla başlayacağız güne…Onun heyecanı, O ilk adımı umut olacak, heyecanla ;yürüdüklerini görmenin coşkusu ile “ilk adım ayakkabısı” denilen ayakkabıyı hemen almaya koşacağız.

    Acele etmeyin….Durun…Eskiden çocuklarımızın ayak sağlığı ile ilgili sorunları olmasın düztaban olurlar, içe basarlar diye hemen koşup ortopedik ilkadım ayakkabısı almaya giderdik…

    Bebekler yürümeye başladıktan sonra 2 yaşına kadar ev ortamında ayakkabısısız yalın ayak sadece çorap veya sıkı olmayan bir patikle yürüyebilir. Ve çoğu zaman ortopedik bir ayakkabıya ihtiyaç duymazlar. .

    Bununla birlikte eğer arzu ediyorsanız ayak sağlığı açısından problem oluşturmayacak, sağlıklı malzemeden, uygun numaralı, ayak kasları ve eklemlerinin gelişimine engel olmayacak bir ayakkabı kullanabilirler.

    Sevgili anneler; eğer çocuğunuzun ayak gelişimi açısından endişeleriniz varsa, parmak ucunda yürüyorsa, içe basıyorsa, düz taban olduğunu düşünüyorsanız( çoğu çocukta 3 yaşına kadar görülebilir) çocuğunuzun ayak gelişiminin normal ilerleyip ilerlemediğini, ayağındaki sorunun tedavi gerektirip gerektirmediğini öğrenmek için çocuk ve daha sonra da onun yönlendirmesi ile bir ortopedi uzmanına danışarak öğrenebilirsiniz.Çocukların ayakları belli bir yaşa kadar gelişmeye devam eder.

    Ayak gelişiminin doğal olması ve dış etkenlerle bozulmaması çok önemlidir. Bu nedenle bebek ve çocuklara çok sert ayakkabılar giydirilmemelidir. Çocuklarda ergenlik yaşlarına gelen kadar, ayağın şeklini alabilen, doğal malzemelerden üretilen, esnek ayakkabılar tercih edilmelidir.

    Bebeklerin ve çocukların ayakları gelişme döneminde olduklarından çok hassastır. Sert ayakkabılar, çocuğun ayak tabanındaki kavisin, yani çukurun düzgün oluşmasını, ayak adalelerinin sağlıklı gelişmesini ve yürüme – denge refleksinin doğal gelişimini engelleyebilir.

    Çocuklar için DOĞRU AYAKKABI NUMARASI hangisidir?

    Gelişme dönemindeyken çocukların ayakları hızlı büyür. Bu dönemde alınacak ayakkabının, ayakları sıkmamasına dikkat edilmelidir. Esneyebilen ayakkabılar daha doğru seçimdir. Yarım numara büyük ayakkabılar alınabilir, ancak ayakkabının ayağa fazla büyük gelmemesi de önemli noktalardan biridir.

    Çocukların OKUL AYAKKABILARI NASIL OLMALI?

    Okula gidip gelirken normal okul ayakkabısı, beden eğitimi dersleri için de spor ayakkabılar uygun olacaktır. Ancak bu ayakkabıların esneklik, rahatlık, iyi havalanma, yere iyi basma, terletmeme ve kaymama gibi genel özelliklere sahip olması, ilk dikkat edilmesi gerekenler arasındadır. Bu dönemde çocuğunuzun ayakları çok kısa süreler içinde büyüyecektir. Büyük ihtimalle alacağınız ayakkabı eskimeden, çocuğunuzun ayağına ufak gelmeye başlayacaktır. Aileler bu durumu göz önünde bulundurarak genelde çocuklarına göre 1 ya da 2 numara büyük ayakkabılar alırlar. Bu yanlış bir tercihtir. Çünkü bu dönemde çocuklar hareketli olduklarından ayakkabının içinde oluşan boşluk ayakkabı vurmasına, burkulmalara ve yaralara neden olabilir.

    Çocuklarda EN SIK GÖRÜLEN AYAK SORUNLARI nelerdir?

    Çocukların ayaklarında gelişen bozuklukların erken tanısı son derece önemlidir. Bu ayak sorunlarını iki farklı kategoriye ayırabiliriz. Çocukların yüzde 60, 70, bazı çalışmalara göre 80’inde hafif düztabanlık ve hafif içe basma problemi gözleniyor. Bebeklerin çok büyük kısmında 3 yaşına kadar düztabanlık görülebilir. Çocuğun ayağını basarken düz, otururken veya parmak uçlarındayken normal ayak içi girintisinin görülmesi durumunda esnek düztabanlıktan bahsedebiliriz.

    Esnek düztabanlık, zaman içinde tedaviye ihtiyaç duymadan düzelir. Ancak bu durumun ergenlik dönemine kadar devam etmesi durumunda ayak tabanında ağrı oluşmaya başlar. Bu durumda doktora gidilmesinde yarar vardır. Kalıcı sorunlar oluşmaması için…Çocukların ayaklarında görülen bazı sorunlar zamanla düzelebiliyor. Ancak bazı sorunlar da kalıcı problemlere neden olabiliyor. Çocuğunuzun ayak gelişiminin normal ilerleyip ilerlemediğini, ayağındaki sorunun tedavi gerektirip gerektirmediğini, bir uzmana danışarak öğrenebilirsiniz.

  • Eyvah Kardeş!

    Eyvah Kardeş!

    Yıllarca evin tek çocuğu olan, her ihtiyacı olduğunda anne ve babasına sığınabilen ve ilgi gören çocuğun, yeni bir bebeğin gelişine alışması oldukça zordur. Bu travmatik değişimle karşı karşıya gelmek ne kadar zorsa bununla başa çıkmaya çalışmak ve tolere edebilmek bir o kadar daha zordur. Birden fazla çocuğu olan ebeveynlerin en çok sorun yaşadığı konudur “KARDEŞ REKABETİ”.

    Ebeveynler her ne kadar çocuklarını evdeki bu büyük değişime hazırlamış olsalar da, kardeşe öfke duygusunun ortaya çıkması kaçınılmazdır. Özellikle ebeveyne ve bebeğe karşı saldırgan davranışlar halinde ortaya çıkabilir.

    Büyük çocuk huzursuzdur çünkü annenin şefkatini, sıcaklığını, babanın ise ilgisini ve desteğini paylaşmak zorunda kalacağı bir kardeşi vardır artık.. Böyle bir durumda; çocuklar huzursuzluklarını genellikle agresif davranışlar, işbirliğine yanaşmama, aşırı talepkar davranışlar veya regresif (yaşından daha küçük çocuk/bebek gibi davranma) davranışlar sergileyerek gösterebilir. Huzursuzluk belirtilerinin ortaya çıkması, büyük çocuğun kendini güvensiz ve endişeli hissetmesinden dolayı ortaya çıkar; yani çocuğun sergilediği çoğu davranış, bir anlam ve neden içerebilir!! Bu yüzden onu azarlamak, cezalandırmak veya “SEN ARTIK BÜYÜDÜN, ABİ/ABLA OLDUN” gibi söylemlerde bulunmak hem içinde bulunduğunuz krizi daha çok büyütebilir hem de çocuğun duygusal ve ruhsal sağlığını daha çok yaralayabilir. Anne ve babayı paylaşmak zorunda kalmak çocuğun, verilen sevgi ve şefkati sorgulamasına neden olur ve yeni bebek yüzünden kendini tehdit altında hisseder.

    NEYE İHTİYACI VAR?

    1-Sevgi ve güven

    2-Kin ve öfkesini boşaltmak

    Her gün 30 dakika birebir vakit geçirip bütün ilginizi ve sıcaklığınızı çocuğunuza verebilirsiniz. Ancak bunu düzenli olarak yapmalısınız. Ortaya çıkan yaşamsal engellerle ilgili önceden bilgilendirerek oyun saatinizi birlikte belirleyebilirsiniz. Onu bir birey olarak koşulsuz şekilde kabul edip, saygı duymanız ve 30 dakika süresince o ne isterse müdahale etmeden, tavsiyede bulunmadan bu vakti değerlendirmek sevgi ve güveninize inanmasını sağlayacaktır. Ayrıca ağlama ve öfke nöbetlerine izin vererek kin ve öfke boşaltma ihtiyacı karşılanabilir. Küçük bir nedenden dolayı patlama yaşayabilir. Bu tür kriz anlarını koşulsuz sevginizle ve sıkıca sarılmanızla karşılamanız, “çok kızdın”, “şuan çok üzüldün” gibi yaşadığı duygularını ona yansıtmanız, yumuşak bir ses tonuyla “yanındayım merak etme”, “güvendesin” demeniz onu zaman içerisinde sakinleşecektir. Yani çok fazla kelimeye ihtiyacı yoktur çocukların!!

    EVDE NELER YAPILABİLİR?

    # Çocukların her biriyle ayrı ayrı oynanan yönlendirilmemiş (kendisinin istediği gibi, özgürce) oyun saatleri yapılmalıdır. Oyunu çocuğunuzun yönlendirmesine izin verirken bütün ilginizin çocuğunuzda olduğundan emin olun! Bu oyun saatlerinde çocuklar kendini özel hissedecekler ve sizler de onların duygusal dünyalarına adım atma şansına sahip olmuş olacaksınız.

    # Gücün çocukta olduğu oyunlar üretebilirsiniz. İster ayrı ayrı ister ekip olabilecekleri oyunlar ile onların kendilerini güçlü hissetmelerine ve oyun içindeki duygusal değişimleriyle nasıl baş ettiklerini görmelerine imkân sağlamış olacaksınız. Ebeveyne karşı oynanan güç oyunları çocukların takım olmalarını sağlar. Böylelikle işbirliğini tatmış olmaları öfke ve rekabet duygusunu kısa zaman sonra ortadan kaldıracaktır. Burada sizin tutarlılığınız önemlidir.

    # İşbirliği ile gerçekleştirilen eğlenceli aktiviteler yapabilirsiniz. Bloklardan kule yapmak veya ortak bir hikaye yaratmak gibi…

  • Bayram çocuklarına şeker ve çikolata sınırsız olmamalı

    Ramazan Bayramı’nda, tatlı, şeker ve çikolata tüketiminin artması, özellikle çocukların sağlığını olumsuz etkilemektedir. Çocuklar için psikolojik anlamda çok büyük bir önemi olan bayramların, tatlı ve özellikle de şeker tüketimi anlamına gelmesi, mide ve bağırsak hastalıklarının yanı sıra, ağız ve diş sorunlarına da neden olmaktadır.

    Aileler, çocuklarının sağlıklı bir bayram geçirmesi için şeker ve çikolata tüketimlerine sınırlama getirmeli, tercihlerini çocukları için de sütlü tatlılardan yana kullanmalı, çocukların yeterli miktarda sıvı tüketmelerini ve dişlerini fırçalamalarını sağlamalıdır.

    Şeker ve çikolata bağımlılık yapar

    Özellikle bayram ziyaretleri sırasında tüketilen şeker, çikolata ve gazlı içecekler, çocukların beslenme düzenini ve sağlığını olumsuz etkilemektedir. Bayram ziyaretleri sırasında sürekli çikolata tüketimi, çocuklarda huzursuzluk, sinirlilik ve bağımlılığa neden olarak obezite riskini artırır. Toplumun ısrarcı ikram tutumu, çocuklara karşı aileleri de zor durumda bırakmakta ve çocukları aşırı yeme eğilimine sürüklemektedir. Şeker ve çikolatanın çocuklar için tamamen yasaklanması doğru bir davranış değildir. Bu nedenle iki ya da üç küçük parça çikolata ve yine az sayıda şeker ile çocukların günlük ihtiyaçları sınırlandırılmalıdır.

    Bayram şekerleri dişleri çürütebilir

    Tatlı yiyecek ve içeceklerin tüketimi sonrası dişler mutlaka fırçalanmalıdır. Ancak çocukların özellikle bayram gibi özel günlerde bu tür alışkanlıklarını düzenli olarak sürdürmedikleri bilinen bir gerçektir. Özellikle şeker tüketimi sonrası dişler fırçalanmadığında ağızda kalan yiyecek artıkları bakteri üremesine yol açarak diş çürümesini hızlandırmaktadır. Bu durumda çocukların tükettiği tatlı ve şekerlerden sonra su içmelerini sağlanarak ağızdaki artıklar giderilmelidir. Çocukların azı dişlerinin yetişkinlere oranla girinti ve olukları çok daha derindir. Bu özellikleri nedeniyle dişler zor temizlenir. Özellikle lokum gibi yapışkan içerikli şekerlemeler çocuklar tarafından tüketildikten sonra mutlaka dişin fırçalanması sağlanmalıdır. Anne babalar çocuklarına diş fırçalamada yardımcı olmalıdır.

    Bayramda sütlü tatlı ve sebze tercih edilmeli

    Bayramın hem psikolojik hem de fiziksel anlamda iyi geçmesi için bayram boyunca yapılan ziyaretlerde, çocukların dengeli ve kurallı besin tüketilmesini sağlamak çok önemlidir. Şeker tüketimi sınırlandırılmalı, çocukların büyüme ve gelişmesi için kalsiyum yönünden zengin içerikli besinlerin tüketimine önem verilmelidir. Bu nedenle; baklava ve kadayıf gibi yağ ve şeker oranı yüksek olan tatlılar yerine, ev yapımı sütlaç, muhallebi ve dondurma gibi sütlü tatlıları yemeleri daha sağlıklıdır. Aşırı miktarda şekerli ve beyaz undun yapılmış hamurlu yiyecekler de mide ve bağırsak hastalıkları riskini artırmaktadır. Bu tür yiyecekler kabızlık gibi sorunlara yol açabileceğinden, çocukların bayramda da bol sebze ve meyve tüketmeleri sağlanmalıdır.

  • Davranım Bozukluğu

    Davranım Bozukluğu

    Çocuk ve ergenlerde aşağıda sıralanan davranışların en az üçünün ya da daha fazlasının son 6 ile 12 ay arasında görülmesi DAVRANIM BOZUKLUĞU’na işaret eder.

    *Başkalarına kabadayılık etme,gözdağı verme ya da gözünü korkutma,

    *Çoğu zaman kavga dövüş başlatma,

    *Çoğu zaman yalan söyleme,

    *Başkalarının fiziksel olarakyaralanmasına neden olma,

    *İnsanlara ve hayvanlara fiziksel olarak zarar verme,

    *Başkasının gözünün önünde çalma,saldırıp soyma,çanta kapıp kaçma,göz korkutarak alma,hatta silahlı soygun yapma,

    *Cinsel tacizde bulunma,

    *İsteyerek yangın çıkarma

    *İsteyerek başkalrının malına,mülküne zarar verme,

    *Bir başkasının evine,binasına ya da arabasına zorla girme,

    *En az iki kez gece evden,çoğu zaman da okuldan kaçma,

    *Hiç kimse görmeden değerli şeyler çalma(örn:içeri zorlayarak girmeden mağazalardan mal çalma,sahtekarlık yapma)

    DAVRANIM BOZUKLUĞU’nun Ortaya çıkmasına Neden Olan Risk Faktörleri:

    *Stresli ev ortamı,

    *Aile içi çatışmalar,

    *Suç işleme oranı yüksek üyelerden oluşan aile ortamı,

    *Anne-baba davranışlarının tutarsızlığı,

    *Annenin kronik depresyon yaşaması,

    *Babanın anti-sosyal kişilik bozukluğuna sahip olması,

    *Çocuğa fiziksel şiddet uygulanması,

    *Çocukta Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu,Tourette sendromu ve diğer nörolojik bozuklukların olması.

    Ne Yapılmalı?

    Anne-babalar,çocuğun ve ergenin topluma kazandırılmasında birincil derecede öneme sahiptirler.Bu nedenle anne-babalar bir uzmandan destek alıp,Destek Tedavi Programlarına katılarak çocuklarına yardım edebilirler.

    Tedavi

    Davranım bozukluğu gösteren çocuğun ve ergenin tedavisinde,davranışların değişmesi ve düşünce biçimleriyle ilgili farkındalık kazandırılması hedeflenmektedir.

    Tedavi Sürecinde;

    *Kişiler arası problem çözme becerileri,

    *Hem kendi duygularını hemde başkalarının duygularını anlama becerileri,

    *Aile ve arkadaş ilişkilerinde öfke kontrolü,

    *Duygu ve davranış farkındalığını arttırma stratejileri,

    *Herhangi bir problemle karşı karşıya kalındığında ve bu süreç içerisinde kendini kontrol edebilme becerisi,

    *Sosyal iletişim becerileri,

    *Okul başarısını artırma stratejileri,

    *Serbest zamanı verimli değerlendirebilme becerisini geliştirmeye yönelik çalışmalar yapılmaktadır.

    Ağır davranım bozukluğunda psikofarmakolojik(ilaç tedavisi)uygulamalar tedavi sürecinin bir parçası olabilir.

  • Çocuklarda obeziteye dikkat

    Yemek yeme alışkanlıkları değiştirilmeli

    Abur cubur tüketimi önlenmeli

    Televizyon alışkanlığı sınırlandırılmalı

    Aileler sağlıklı beslenerek çocuklarına örnek olmalı

    Çocuklarda obezite tedavi edilmeli

    Yemek yeme alışkanlıkları değiştirilmeli

    Obezitenin gelişiminde önemli rol oynayan etmenlerden birincisi, dengesiz beslenmedir. Yüksek kalorili ve fast food türü gıdaların çok sık tüketilmesi, hızlı yemek yeme, öğünler arasında uzun ya da kısa süreler olması, gece yatmadan önce yemek yeme gibi alışkanlıklar, dengesiz beslenmeyi oluşturmaktadır. Obez çocukların beslenme öykülerinde; çok miktarda şeker, şekerli, yağlı ve hazır gıda tüketimi vardır. Obezitenin önlenmesinde birinci kural, sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazanabilmek için, yemek yeme şeklinin ve içeriğinin değiştirilmesi gerekmektedir.

    Abur cubur tüketimi önlenmeli

    Özellikle abur cuburlar, reçel, bal, yağ, ekmek, makarna, mantı gibi yağdan ve karbonhidrattan zengin gıdaların tüketiminin sınırlandırılması; hamburger, pizza, tost gibi hazır yiyeceklerin tamamen yasaklanması, bunların yerine taze meyve, sebze ve kuru baklagiller gibi posalı yiyeceklerin tüketilmesi, beslenme içeriğinin düzenlenmesi bakımından önemlidir. Çocuklar büyüme çağında olduğu için kısıtlı diyet uygulanması gelişimlerinde olumsuz etkiye neden olabilir. Burada yapılması gereken, büyümeyi sağlayacak yeterli kalori ve esansiyel besinleri içeren; protein karbonhidrat ve yağ içeriği bakımından dengeli olan diyetler uygulanmalıdır. Bu nedenle beslenme ve diyet uzmanları tarafından belirlenen bir diyet programı uygulanmalıdır.

    Televizyon alışkanlığı sınırlandırılmalı

    Günümüzde çocukların televizyon ve bilgisayar başında geçirdiği süreler uzamaktadır. Bu sürelerin günlük 2 saat ile sınırlandırılması, fiziksel aktiviteyi artırmak için çocukların yürüyüşe teşvik edilmesi, çocuğun kendi kendine giyinmesi, çantasını hazırlaması, odasını düzenlemesi gibi bireysel işlerin sağlanması; basketbol, tenis gibi ileri yaşlarda da onu aktif kılacak spor becerilerini geliştiren aktivitelere yönlendirilmesi gerekir.

    Aileler sağlıklı beslenerek çocuklarına örnek olmalı

    Çocukluk çağında obezitenin önlenmesi için yaşa uygun diyet programlarının uygulanması çok önemlidir. Bunun yanında; tüketilen yiyeceklerin dengeli ve sağlıklı olmasına dikkat edilmelidir. Televizyon ve bilgisayar karşısında yemek yeme alışkanlığının ortadan kaldırılması gerekir. Öğünler arası atıştırmaların sınırlandırılmalı, günlük aktivitelerin düzenlenerek çocuklar egzersiz yapmaya teşvik edilmeli, kilo kaybettikçe çocuğa ödül verilmeli ve özgüveni geliştirilmeli, sağlıklı beslenme ve aktivite konusunda aileler de çocukları için model teşkil etmelidir.

    Çocuklarda obezite tedavi edilmeli

    Obez çocukların önemli bir kısmında altta yatan önemli bir sorun yoktur. Çocukluk çağı obezitesinde; besinlerden elde edilen enerjinin alımı ve bu enerjinin fiziksel aktivite ile harcanması arasında önemli bir dengesizlik bulunmaktadır. Çocuklarda obezitenin önlenmesi ve tedavisi; dengeli ve sağlıklı beslenmeyi sağlayacak yemek alışkanlıklarının kazanılması ve fiziksel aktivitelerin desteklenmesi ile sağlanabilir. Çocukluk çağında tedavi edilmeyen obezite; kalp, karaciğer hastalıklarının yanı sıra diyabet gibi endokrin hastalıklarının artmasına neden olarak, çocukların yaşamını tehdit etmektedir.

  • Sorunsuz Ev Ödevleri İçin İpuçları

    Sorunsuz Ev Ödevleri İçin İpuçları

    ‘’Ödev Zamanı’’ Çocuğa Anlatılmalıdır.

    *Okulların açılmasıyla birlikte, ebeveyn ve çocuğun birlikte karar vereceği ‘’ödev zamanı’’ uygulamasına başlanmalıdır.

    *’’Ödev zamanı’’nın anlamı, niçin gerektiği, saat kaçta başlayacağı, kaçta biteceği, kaç dakika çalıştıktan sonra mola verileceği anlaşılır ve net olmalıdır.

    *Çocuğun konulan kuralı anladığından emin olunmalı, bu zamana uyduğu takdirde sonucunda neler kazanacağı, uymadığı takdirde neler kaybedeceği mutlaka baştan konuşulmalıdır.

    *Anne baba konulan kuralda kararlı, ısrarcı ve tutarlı olmalıdır.

    ‘’Ödev Zamanı’’ Tanımlanmalıdır

    *Ödev zamanının süresi, mola zamanları, başlangıç saati ve bitiş saati belli olmalıdır.

    *Ödev zamanı her gün aynı saatler arasında olmalı, zorunlu olmadıkça değiştirilmemelidir.(ör: her gün 17:00-18:00 arası gibi)

    *Ödev zamanının ne kadar süreceği çocuğun yaşına ve dikkat süresine göre belirlenmeli ve ödev zamanı iki üç parçaya bölünmelidir.

    *Çocuk dinlenmiş olmalı ve bütün ihtiyaçları ödev zamanı öncesinde karşılanmış olmalıdır.

    *Ödev zamanı erken bir saat olmalı, ödev bittikten sonra çocuğun kendisine ait özel bir zamanı kalmalıdır.

    *Çocuğun görebileceği bir noktada mutlaka saat olmalıdır. Böylelikle çocuk zamanını kendi kontrol edebilir.

    *Ebeveynler günlük rutinlerini ödev zamanına göre ayarlanmalıdır.

    Çocuk Ödevlerini Yaparken Mutlaka Ona Destek Olunmalıdır

    *Ödev zamanında çocuğun ödev yapmaya başlayıp başlamadığı mutlaka kontrol edilmelidir.

    *Ödev zamanında ara sıra çocuğun yanına gidilerek neler yaptığı kontrol edilmelidir. Planladığı gibi ödevler uygun bir biçimde yapılıyorsa, çocuğun çabası övülmeli, gitmiyorsa sorunun ne olduğu konuşulmalıdır.

    *Ödevler zamanından erken tamamlanmış olsa bile, kalan süre akademik uğraşlarla tamamlanmalıdır.

    *Ödevin tamamlanıp tamamlanmadığı kontrol edilmelidir. Ödevdeki her hatanın görülmesi, beklenti düzeyinin yüksek olması, çocuğun motivasyonunu kırıcı yaklaşımlardır. Hatalar öncelikle çocuğa sorulabilir. Eğer çocuk hataları bulmakta zorlanıyorsa ona yardımcı olunabilir. Yazısı konusunda eleştirmek,ödevlerin en ince ayrıntısıyla kontrol edilmesi,çocuğu ödev yapmaktan uzaklaştırdığı gibi,’’ödevim yok’’yalanlarına da davetiye çıkartır.Ayrıntısı ile ödev kontrolü öğretmen sorumluluğunda olmalıdır.

    Çocuk İçin Uygun Çalışma Köşeleri Oluşturulmalıdır

    *Çocuğun ödevini en rahat yapacağı,onayladığı ve istediği bir yer,birkaç denemeden sonra ödev alanı olarak belirlenebilir.Ödev alanı iyi aydınlanan,rahat,görsel ve işitsel uyarıcılardan arındırılmış bir ortam olmalıdır.Belirlenecek alan her çocuğa göre değişebilir.Çocuğun tercihi ve kişilik özellikleri mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır.Mutlaka sessiz olacak,mutlaka masa olacak gibi kesin kurallar olmamalıdır.

    *Ödev alanı günlük ödev saatlerinde sadece çocuğa tahsis edilmelidir.

    *Yakındaki televizyon,radyo vb.ödev saatinde kapatılmalıdır.

    *Ödev alanı çocuğa özel bir hale getirilmeli,orayı sahiplenmesi sağlanmalıdır.

    Ödev Savaşları Yapmaktan Kaçınılmalıdır

    *Çocukla ödev savaşları yapmak yerine öncelikle ödeve başlama ile ilgili stratejiler öğretilmelidir.Ödevlerin yapılmıyor olması,eksik yapılması ya da yetiştirilememesi belki de çocuğun ödevlerini nasıl yapacağını bilmiyor olmasından kaynaklanıyordur.

    *Çocuğun ödevleri planlamasına yardımcı olunmalıdır.Yapılması gereken ödevler nedir?Hangileri kolay gözüküyor?Hangileri daha zor gözüküyor?Zamana yaymak gerekir mi?Hangi yardımcı araç gereçlere ihtiyaç duyuyor?Hangisini önce yapmalı?Bütün bu bakış açıları çocuğa Öğretilmelidir.Ancak bu alışkanlık haline gelmemeli,bir süre sonra çocuktan bunu kendisinin yapması beklenmektedir.

    *Ebeveynler ödevlerle ilgili önerilerde bulunabilir.Öneriler ödevlerin ebeveyn tarafından yapılmasına kadar gitmemeli,yapılmayan ödevlerde çocuğun kendisinin çözüm üretilmesi beklenmelidir.

    Çocuğun becerisine uygun ödevler verildiğinde,belirlenmiş ödev saatleri olduğunda,uygun ortamlar yaratıldığında aslında ödev yaptırmak hiç zor olmaz.Belki de bugünden sonra yapılması gereken ödev yapma ile ilgili kuralların konulması,çocukla bunun konuşulup ortak bir noktaya varılması olabilir.

    Sınırları ve kuralları belirleyen öncelikle ebeveynlerdir.Şikayet etmek yerine önce çözümler için adım atıp,gelişmeler için beklenmelidir.Yerimizde saydıkça,adım atanın karşı taraf olması gerektiğini düşündükçe,daha uzun yıllar ödev gibi bir çok alanda çocuğumuzla ve başkalarıyla sorun yaşamaya devam ederiz.

  • Sonbaharda sık rastlanılan hastalıklar

    Sonbahar ve kış aylarında , toplu yaşanan yerlerde damlacık yolu ile yayılan ve solunum yollarına yerleşen virüslerin yol açtığı enfeksiyonların ortaya çıkmasında artış görülür.

    Yazdan sonbahara geçiş çocukları nasıl etkiliyor?

    Sonbahara girerken,yazdaki güneş ışınlarının kuvvetli etkisinin azalması ,hava ısısının ani değişiklikleri hastalıklara zemin hazırlar.Ayrıca mevsim geçişlerinde vücut direncinin azalması da hastalıklara neden olur.

    Okula giden çocuklarda neden sık enfeksiyon olur?

    Okula veya yuvaya gitmeyen çocuklar evde daha az tozlu ortamdadır.Ayrıca mikroplarla karşılaşmadan ,enfeksiyon ile tanışmadan steril olarak büyütülmektedir.Bu nedenle okula veya yuvaya başladıklarında savunmasız olan vücut, mikropla karşılaştığında çok çabuk hastalık oluşmaktadır.Ayrıca bağışıklık sistemi bu mikropları daha önceden tanımadığı için hastalıklar daha sık olur.Okullar kapalı ve kalabalık ortamlar olduğu için enfeksiyonlar hızla yayılım gösterir.Sık sık enfeksiyon geçirdiklerinden dolayı bu hastalıklara bağışıklık kazanıldığı için, yaş ilerledikçe daha az hastalanırlar.

    Mevsim geçişlerinde en sık hangi hastalıklar olur?

    Soğuk algınlığı : Sonbahar ve kış aylarında sık rastlanılan ve virüslerle oluşan hafif seyirli bir hastalıktır. Dünyada çocuk ve erişkinlerde en sık görülen hastalıktır. Tedavide antibiyotiklerin yeri olmamasına rağmen, antibiyotik kulla-nımının sıkı kontrolde olduğu Amerika’da bile hastaların %50’ne antibiyotik tedavisi uygulanmaktadır. Hapşırma, boğazda yanma, ağrı, karıncalanma, burun akıntısı ve tıkanıklık, öksürük en sık görülen belirtilerdir.

    Grip (İnfluenza) :Genellikle nezle ile karıştırılır. Nezleden farkı daha ağır seyretmesi, ateş, kas ağrıları, terleme, halsizlik, baş ağrısı gibi semptomların daha fazla görülmesidir. Kapalı ve kalabalık yerlerde hastalık hızla yayılım gösterdiği için açık havada, doğal havalandırması iyi olan yerlerde bulunmak, enfeksiyon riskini azaltır.

    Larenjit : Sonbaharın erken dönemlerinde belirgin olarak artar ve kış aylarında azalarak devam eder. Üst solunum yolu enfeksiyonundan(ÜSYE ) 1-2 gün sonra gelişir. Soluk borusunun enfeksiyonu olan bu hastalıkta ödem, ses kalınlaşması, havlar tarzda öksürük ortaya çıkar. Bazı vakalarda sluk borusunun daralması artınca solunum sıkıntısı meydana gelir ve acil hastaneye gidilmesi gerekir.

    Otit ve Sinüzit:Orta kulak iltihabı çocukluk çağında sık görülür. Nedeni ÜSYE’nun sık görülmesidir. Kulak ağrısı, ateş ve huzursuzluk vardır. Tedavi edilmese bile kendiliğinden iyileşebilen hastalıktır. Ancak hastalığın doğal seyri, erken ve yeterli bir ab tedavisi ile kısaltılabilir ve olabilecek koplikasyon tehlikesi azaltılabilir. Kalıcı işitme kayıplarına sebep olduğu için otit önemsenmilidir.

    Sinüzit :Buruna ve sinüslere solunum havasıyla ulaşabilen mikroplar burada infeksiyon oluşturular. Genellikle ÜSYE’nunu izler. Burun tıkanıklığı, koyu sarı-yeşil renkte burun akıntısı, ateş, diş ve baş ağrısı, burundan konuşma gibi belirtileri vardır.

    Sonbahar Allerjileri :İlkbahar kadar yoğun olmasada sonbaharda da alerjik rahatsızlıklar oluşabilir. Burun tıkanıklığı, burun akıntısı ve hapşırma ile seyreder. Nezle ve gripten farklı olarak ateş, halsizlik gibi enfeksiyon belirtisi yoktur. Temal amaç allerjenden korunmaktır. Ağız ve burnu kapatan maskeler ve gözlük kullanılabilir.

  • Çocuğunuzla İlişkinizi Güçlendirecek İpuçları

    Çocuğunuzla İlişkinizi Güçlendirecek İpuçları

    1.Çocuğunuzun dikkatini çekin

    *Komut verirken,tüm dikkatinin sizin üzerinizde olduğundan emin olun,

    *Konuşurken televizyonu,radyoyu,müziği kapatın,

    *İsmiyle seslenin,

    *Küçük çocukların nazikçe elinden tutarak göz teması kurmaya çalışın,

    *Konuşurken gözlerinin içine bakın,

    *Anlaşılır bir şekilde,bağırmadan konuşun.

    2.Olumlu olun

    Çocuğunuza ne yapmaması gerektiğini söylemek yerine ne yapması gerektiğini söyleyin.’’Lütfen patatesini de ye’’demek ‘’patateslerinle oynamayı bırak’’demekten daha etkilidir.

    3.Kuralları açıkça belirleyin ve bunları yazın

    Kuralları açıkça belirlemek tartışma yaşanmasını engeller.Siz ve ailenizdeki diğer bireyler için gerçekten önemli olan kurallara odaklanın;daha az önemli olanlarla vakit kaybetmeyin.

    4.Çocuğunuzu övün

    Çocuğunuz bir görevi tamamladığında veya iyi davrandığında ne kadar memnun olduğunuzu söyleyin.Övgü övülen davranışın hemen arkasından gelmelidir.

    5.Ödüllendirin

    Çocuğunuzun bazı davranışlarını değiştirmek ve olumlu davranışları pekiştirmek için ödül sisteminden yararlanın.Bu sistemde,çocuğunuz her iyi davranışı için puan toplar ve belirli bir puana eriştiğinde istediği ve önceden üzerinde anlaşılmış bir ödül kazanabilir.Puanları takip etmek için istediğiniz herhangi birşeyi kullanabilirsiniz.Örneğin;kavanozun içine her olumlu davranış için bir düğme atarak puanlarını takip edebilirsiniz.

    Anlaşmanızı ‘’anlaşma kartları’’ üzerine yazabilir ve bu kartları buzdolabının veya bir mutfak dolabının üzerine asabilirsiniz.Böylece hem çocuğunuz hem siz anlaşmanın ne olduğunu hatırlarsınız.

    6.Huzur Planı

    Evde ve ev dışında stresi,karşılıklı gerginliği sonlandırmak için bazı düzenlemeler yapın.Eğer çocuğunuzla birlikte alışverişe çıkmak sizin için zorsa,alışverişi kendi başınıza huzur içinde yapabileceğiniz bir zaman ayarlayın.Eğer birlikte yapacağınız araba yolculuğu size korku dolu anlar yaşatıyorsa,bunu molalarda farklı şeyler yapabileceğiniz iki ya da daha fazla kısa yolculuğa bölmeye çalışın.

    7.Nasıl hissettiğinizi açıkça söyleyin

    Çocuğu doğrudan eleştirmek yerine (örn:’’yaramazlık yapıyorsun’’)davranışlarının sizi nasıl etkilediğinden bahsedin.(‘’bu davranışın beni gerçekten çok üzüyor’’)

    8.Tartışmalardan kaçının

    Açıkça belirlenmiş kurallar vardır.Bunları sizde biliyorsunuz,çocuğunuz da biliyor.Belirlenmiş kurallar hakkındaçocuğunuzla tartışmaya girmeyin.Örneğin;çocuğunuz başka bir çocuğun oyuncağını aldığında’’…lütfen dinazoru …’a ver.3 e kadar sayacağım:1…..(5 sn bekleyin),2…….(daha kuvvetli)üç ‘’diyin ve kararlılığınızı çocuğa hissettirip,gereksiz inatlaşmalardan kaçının.

    9.Sakinleştirmek için mola verin

    Öfkeliyken hiçbir sorunu çözemezsiniz.Çocuğunuzla yaşadığınız kriz anlarında karşılıklı olarak inatlaşmak ve güç savaşına girmek yerine,ilişkiye sakinleşinceye kadar ara verin.

  • Bebeğiniz çok mu ağlıyor ?

    Bebekler konuşamadığı ve derdini anlatamadığı için ,kendilerini ifade etmeyi ve anneyle iletişimi ağlayarak yapar.Bazen o kadar çok ağlarlarki anne babalar ve bakıcılar ne yapacağını şaşırır ve çaresiz kalırlar.Kendilerini acilde bulurlar.

    Doğumdan sonraki ilk haftalarda bebekler ,günde 2-3 saat ağlar,17-18 saat uyurlar.6-8 haftada bu ağlama süresi giderek artar.İlk haftalarda ve aylarda bazı bebekler gece gündüzü ayırt edemediği için gündüz uyur gece uyanık kalır ve ağlarlar.Burada gece gündüzü ayırt etmesi sağlanmalıdır.

    Belli bir süre geçtikten sonra anne bebeğinin neden ağladığını aç mı ,gazı mı var,hasta mı, altını mı kirletmiş anlayabilir.Bazen anlamadığı durumlar da olabilir.

    Ağlama nedenleri:

    -Reflü
    -Gaz sancısı-infantil kolik
    -İnfeksiyon
    -Açlık
    -Merkezi sinir sistemi hastalıkları (menenjit,anomali,kanama vs. )
    -Kabızlık
    -İnek sütü allerjisi

    Bunlardan en sık olanı gaz sancısı ve infantil koliktir.Gaz sancısı genellikle 10-15. günlerde başlar. Gittikçe artarak 40. günde pik yapar. Daha sonra azalarak 3. ayda kendiliğinden geçer. Kolikte ise bu süre daha uzayabilir.

    İnfantil kolik ise özellikle 1-4 ay arası bebeklerde, altta yatan herhangibir organik neden olmadan yatıştırılması zor bir şekilde uzun süreli ağlama nöbetleri olarak tanımlanır. Gün içinde hep aynı saatte olur. Anne veya bakıcısı tarafından önlenemez ve yatıştırılamaz. Tekrarlayıcıdır, saatlerce uzun sürer. Bebekte gelişme geriliği, ateş, hastalık bulgusu yoktur. Nöbetler dışında bebek rahattır.

    Tedavide gaz önleyici ilaçlar,masaj,anne ve babadaki kaygıyı,endişeyi giderme ve bebek beslenmesinde düzenleme yapılır.

  • İlişkilerde Bağımlı Kişilik

    İlişkilerde Bağımlı Kişilik

    Bebek ilk doğduğundan itibaren bazı temel gereksinimler için anneye ihtiyaç duyar. Bunlar; karnını doyurma, altını temizleme ve uyutma gibi temel ihtiyaçlardır. Bu yüzden bebek kendi ihtiyaçları kendi karşılayamadığı için anneye bağımlı olur. Yaş ilerledikçe çocuğun dış çevreye duyarlılığı gelişir. Kendi ihtiyaçlarını kendisi karşılamayı ister ve bunun için denemeler yapar; kaşığı eline alıp yemek yeme, yürümeye çalışma, üstünü giyinme gibi. Bunları öğrenmeye ve uygulamaya başladığında bağımlılığı azalır. Kuşkusuz her çocuk ailesi için çok değerlidir. Onu gelişimi ve konforu için elimizden geleni yapmak isteriz fakat bunu isterken farkında olmadan birtakım hatalar yapabiliriz. Bunlar; gece uyurken korkmasın diye beraber uyumak, sık sık müdahalelerde bulunmak, onun yerine yapmaya çalışmak ve etrafı kirletip veya kırıp dökmemesi için engelleyici olmak gibi davranışlar çocuğun bağımsız hareket etmesini önler ve aile ile çocuk ilişkisinde bağımlılık oluşmasına yol açar. İlerleyen yaşlarda hem aile hem de çocuk için yaşamını sürdürme zorlayıcı olmaya başlar. Bu sorunlar;

    • Okul çağına geldiklerinde okula gitmek istemezler, arkadaşlarıyla uyum sağlamakta zorlanırlar

    • Kendi kararlarını hiçbir zaman kendileri alamazlar, başkalarının onun yerine karar vermelerini beklerler

    • Bir konuda fikir yürütmekte çekinirler; başkalarının ondan daha iyi bildiğini düşünürler

    • Sorumluluk almak istemezler

    • Her zaman başkalarından yardım isterler; anne, baba, arkadaş, eş, kardeş gibi

    • Partner seçerken aileden destek alırlar

    • Romantik ilişkilerinde de bağımlı olurlar, ayrılık onlar için katlanamaz bir durumdur. Bu yüzden kendi istekleri değil de parterin istekleri daha önemlidir onlar için.

    Bağımlı Kişiliğe Yol Açan Nedenler;

    • Uzun bir süre çocuk ile beraber uyuma.

    • Çocuk kendi ihtiyaçlarını karşılayabiliyorken ailenin karşılaması

    • Çocuğu sürekli korumaya çalışma; her davranışını sürekli müdahale etme

    • Çocuğun konuşmalarını ve fikirlerini devamlı düzeltmeye çalışma

    • Bağımsız olarak hareket etmesini engelleme

    • Evde çocuğa sorumluluk verilmemesi

    • Dışarıda veya okulda çocuğun sorumluluğunun ailenin üstlenmesi

    Bağımlı Kişiliği Engellemek için Yapılması Gerekenler

    • Çocuğunuzu özgür bırakın

    • Onu destekleyin; ilk adımını attığında düşer diye korkmak yerine onu cesaretlendirip destekleyin. Kaşığı alıp kendi başına yemek yemede, sandalyede oturmada, kıyafetlerini kendi giymek istediğinde, düğmeleri iliklemede fırsat verin. İlk başlarda bunları yanlış yapabilir, etrafı kirletebilir, düşebilir ve ağlayabilir fakat daha sonra bunları öğrenmeye başlayacaktır.

    • Onunla konuşun, sohbet edin, fikirlerini dinleyin; böylelikle fikirlerinin önemsendiğini ve değerli olduğunu hissedecektir.

    • Dışarı çıkmasında ve bağımsız hareket etmesinde destekleyin.

    • Evde sorumluluk verin; odasını toplama, çantasını hazırlama, dişini fırçalama gibi.

    • Bir problemle karşılaştığında ona nasihat vermek yerine çözüm bulması için ona fırsat verin.

    Böylelikle kendine güveni olan, kendi kararlarını kendi alabilen, problemler karşısında çözüm bulan ve hayatını sürdürmede zorluk çekmeyen bir çocuk yetiştirmiş olursunuz.