Blog

  • Çocuğum tırnaklarını yiyor, ne yapacağım?

    Tırnak yeme alışkanlığı çoğunlukla 3-4 yaşlarından sonra başlar. Üç çocuktan birinde tırnak yeme davranışı görülür. Bu oran erken ergenlik çağına kadar sürer. Ergenlik çağında tırnak yiyen çocukların sayısı %45-50’ye yükselir. Yani ergenlik çağına doğru çocukların hemen hemen yarısı tırnak yeme davranışı gösterir. Sebep gençlerin çevreden onay görmemeleri olarak değerlendirilebilir. Tırnak yiyen çocukların ailelerinin çoğunda tırnak yiyenlere rastlanır. Bu sebeple bu alışkanlığın büyükleri taklit etmek suretiyle öğrenildiği ileri sürülmektedir. Ergenlik çağında sosyal onay görenlerin çoğu bu alışkanlığı terkeder.

    Tırnak yeme bir güvensizlik, değersiz ve yalnız hissetme, kaygı belirtisi olarak kabul edilir. Çocuğa ailede aşırı baskıcı veya tersine korumacı davranılması, çocuğun sürekli azarlanarak eleştirilmesi, kıskançlık, yeterli ilgi ve sevgi görememe sıkıntı ve gerginlik, okulda öğretmen veya başarısızlık korkusu, arkadaşlık ilişkilerinde sorunlar başlıca nedenlerdir. Anne baba geçimsizlikleri, ailedeki sorunlar çocuklarda tırnak yemeye neden olabilir.

    NELER YAPILABİLİR??

    Çocukta kaygı, gerginlik, güvensizlik hissi yaratan nedenleri saptayıp bunlara çözüm getirilmeli.

    Çocuğu azarlamak, korkutmak, ceza vermek gibi zorlayıcı yöntemlerin uygulanması yararlı değil hatta bazen daha ağır duygusal problemlerin ortaya çıkmasına neden olabilir.

    Çocukları korku, kaygı yaratacak durumlardan uzak tutmak gerekir. Küçük çocukların kaygı korku verici televizyon filmlerini izlemeleri, bilgisayar oyunları oynamaları sakıncalıdır.

    Çocukların ilgisi başka yöne çekilebilir. “ Hadi gel oyun oynayalım “, “Bugün ne oldu biliyor musun?….” Şu son oynadığın oyunun ismi neydi” gibi dikkatini gerçekten dağıtacak şekilde olmalı. Sinema, televizyon izlerken onun ağzını çiğneyecek bir şeyle meşgul etmek (sakız, meyve, kuruyemiş gibi) tırnak yemenin önüne geçebilir. Çocukları ara sıra başarılarından dolayı ödüllendirmek, yaptığı iyi şeyleri pekiştirmek gerekir. Ancak bunun uygun şekilde kullanılması gerekir. Aksi takdirde çocuk yeni ödüller almak için bunu kullanabilir. Tırnak derin kesilebilir.

    Çocuğun kendi tırnak bakımıyla uğraşması da yararlı olabilir. Tırnak yemenin çok kötü bir alışkanlık olmadığı ve bunu isteyenlerin kolaylıkla terk edebilecekleri çocuklara anlatılmalıdır. Çocuk bunu benimsediği zaman bu alışkanlıktan vazgeçmek için çaba gösterecektir.

  • Çocuk Gelişiminde Ödülün Olumsuz Etkisi

    Çocuk Gelişiminde Ödülün Olumsuz Etkisi

    Çocuklarını en iyi şekilde eğitmek ve yetiştirmek, onları hayata en iyi şekilde hazırlamak tüm anne-babaların en büyük gayesidir. Anne-babanın her davranışının çocuk üzerinde farklı bir yorumu vardır. Aileler yaptıkları davranışlarla he zaman vermek istedikleri mesajı verdiklerini düşünürler. Halbuki aksine vermek istedikleri mesajların tam tersinin algılanmasına sebep olurlar.

    Çocuk gelişiminde ailelerin doğru bildikleri en büyük hatalardan biri “ödül yöntemi”dir. Yapılan araştırmalara göre Rochester Üniversitesi’nden Prof. Edward Deci ve Stanford Üniversitesi’nden Prof. Mark Lepper, ödülün faydalı bir yöntemden çok çocuklara zarar veren bir yöntem olduğunu savunmuşlardır. Bunun yanı sıra, Alfie Kohn, “Tutumları olumsuz etkileyen en büyük etken, öğretmenlerin ve ailelerin kullandığı ödül ve övgü mekanizmasıydı” diyor.

    Ailelerin yapmaya çalıştığı şey nedir? Çocuğun yapmak istemediği ya da yapmaktan hoşlanmadığı, fakat ailelerin yapılması gerektiğine inandığı durumlar için çocuğu ödüllendirerek bu tutumun devamını sağlamaktır. Peki çocuğunuz tüm gün televizyon izlediği için ya da fast food yemek istediği için ya da bütün gün yapmaktan en keyif aldığı şeyi yapıp, oyun oynadı diye onu ödüllendirir miyiz? Çoğu aile bunları yapmaz. Çünkü bunlar zaten çocuğun yapmaktan keyif aldığı şeylerdir. Peki hangi durumlarda onları ödüllendiririz. Ödevlerini yaptığı için, okula sorunsuz gittiği için, ders çalıştığı için, sizin istediğiniz yemeği yediği için ödüllendiririz. İşte tüm bunlar çocukta, “Bu yaptıkların keyifsiz ve sıkıcı şeyler, biliyorum bunu yapman zor olacak ama yapabilirsen bu girdiğin sıkıntıdan dolayı seni ödüllendireceğim.” Mesajı vermektedir. Çünkü çocuk şunun farkında; yapmaktan keyif aldığı ve severek yaptığı şeyler için ödül almıyor. Okulda güzel bir şey olsaydı ödül almasına gerek kalmazdı. Ödev yapmak keyifli bir şey olsaydı annesi zaten bunu yaptığı için ona ödül vermezdi. Tüm bunlar keyifsiz şeyler olduğu için onu ödüllendiriyorlar diye düşünmeye başlayacak ve farkında olmadan ona bu mesajı vereceksiniz. Okula sorunsuz gelmesi, onun zaten sorumluluğudur. Sorunsuz geldiği zamanlar, bunu onun isteyerek ve severek yaptığını gösterir. Bu durumda sizin onu ödüllendirmeniz aynı zamanda onun okul hakkındaki olumlu algısını değiştirir ve bunu severek, isteyerek yapmasındansa ödül için yapmasına sebep olur. Ödül olmadığında okul da ona keyif vermemeye başlar. Bu durumda siz onu okula göndermek için devamlı ödül vermek zorunda kalırsınız. Ve bu ödülün değeri, büyüklüğü giderek artmak zorundadır. Çünkü daha önceki verdiğiniz ödülün daha altında olan bir ödül onu tatmin etmeyecektir ve daha fazlasına sahip olabilmek için okul konusunda giderek sizi daha da zorlamaya başlayacaktır. İnsanların, sahip oldukları şeylere alışıp, o şeylerden daha az keyif almalarına, psikologlar “hedonistik adaptasyon” diyor ve hedonistik adaptasyondan dolayı insanlar ödüllere alıştıklarından aynı ödülle motive olmazlar. Çocuğu tekrar motive etmeniz için de ödülü değiştirmeniz ya da daha büyük bir ödül vermeniz gerekir ki bu da sürdürülebilir motivasyon aracı değildir. Bir noktadan sonra tıkanırsınız. Çocuk da ödül olmayınca o işi yapmayı bırakır. Buda çocuğun ödülle iş yapmaya alışmasına ve kendi sorumluluğunda olan şeyler için bile ödül talep etmesine sebep olur. Bu şekilde de sorumluluk bilinci gelişmez.

    Böyle durumlarda çocukla sorun yaşıyorsak, yapılması gereken ilk şey çocuğu değil, kendimizi ve bakış açımızı değiştirmek olmalıdır. Kendimizi değiştirmek de sadece davranışlar düzeyinde değil, düşünce düzeyinde de olmalıdır. Düşüncemizi değiştirmeden yapacaklarımız, sonuç vermeyecektir. Çocuk yetiştirmede bir kolay olan vardır bir de doğru olan. Doğru olan anlayışı yerleştirmek zaman ve çaba ister. Bugün kolayı seçen, yarın zorla uğraşır.

  • İnfantil kolik

    Normal ağlama doğumdan itibaren ilk haftalarda başlayıp 6-8. haftalara doğru günde en fazla 2- 3 saate kadar ulaşan ağlamadır. Ağlamanın tipi ve süresi bebekler arasında değişkenlik göstermekle birlikte, normal ağlama 2 haftalık bir bebekte günde ortalama 2 saat, 6 haftalık bebekte 3 saat ve 3 aylık bir bebekte 1 saattir.

    İnfantil kolik, iyi gelişen sağlıklı bebeklerde, daha çok akşam saatlerinde görülen, nedeni tam olarak aydınlatılamamış, bacaklarını karına çekme, yumruklarını sıkma, karında sertleşme, alnını kırıştırma, gözlerini sıkıca kapama ile birlikte olan, tüm çabalara karşın durdurulması zor aşırı ağlama durumudur.

    En az 3 haftadır süren, günde 3 saatten uzun ve haftada 3 günden fazla ataklar halinde belirli bir neden olmaksızın, öğleden sonra veya akşam saatlerinde görülen aşırı ağlama olarak ta tanımlanır. İnfantil kolik tanısı ağlamaya neden olacak diğer nedenler araştırıldıktan sonra tanımlanabilir. Ağlamayla gelen bebeklerin yalnızca %5’inde altta yatan ciddi organik lezyon saptanır. Büyüme, gelişme geriliği ve/veya fizik muayenede patolojik bulgular varsa diğer nedenlerin dışlanması gerekir.

    Besin alerjisinin, özellikle de inek sütü protein alerjisinin infantil kolik nedeni olduğu, hatta infantil koliğin inek sütü protein alerjisinin ilk bulgusu olabileceği öne sürülmüştür. Fakat bu ilişkinin belirlenmesinde; inek sütü protein alerjisinde saptanan ailede atopi öyküsü, alerjik rinit , wheezing atakları, astım , atopik dermatit gibi atopik sorunların varlığı, ishal, kabızlık, kusma, gaytada mukus ya da kan varlığı ve büyüme geriliği gibi diğer bulgu ve belirtilerin mutlaka olması gerektiği özellikle belirtilmektedir.

    Beslenme hataları , formül sütlerin hazırlanmasında hatalar, pişik, parmaklara saç, kıl dolanması, göz travması, glokom, gözde yabancı cisim, aritmiler, kalp yetmezliği, besin alerjisi, reflü, anal fissür, barsak tıkanıklığı, gastroenterit, üriner sistem infeksiyonu,nörolojik(kafa travması, merkezi sinir sistemi anomalileri ), aşı uygulaması gibi…

    İnfantil kolik tedavisinde davranışssal uygulamaların diğer yöntemlerden daha etkin olduğu bilinmektedir. Beş S yönteminin Swaddling (kundak), Side or stomach yan/yüzüstü yatırma), Sound (ses), Swinging (sallama), Sucking (emme/emzik) ilaçlardan önce kullanılmasının daha uygun olduğu ileri sürülmektedir. Bebeği araba ile gezdirmek, karnına ılık havlu koymak, masaj yapmak, bebeği yüzü koyun yatırmak, ılık banyo yaptırmak, bebeğe ritmik ses çıkaran elektrik süpürgesi ya da saç kurutma makinası sesi dinletmek gibi yöntemlerin bebeğin ağlama süresi veya atak sayısı üzerine olumlu etkisi olduğu düşünülmektedir. Kundak yapmanın (yarım kundak) rahatlatıcı olduğu düşünülmektedir. Ayrıca uyku ve beslenme saatlerinin rutine konması ağlama sürelerini yarı yarıya azalttığı bilinmektedir.

  • Okula Uyum

    Okula Uyum

    Okula uyum problemi kimi çocukta hiç yaşanmazken kimi çocukta okulun ilk günlerinde karşımıza çıkmaktadır. Bu problemi yaşayanların başında anaokulu ya da ilkokula yeni başlayan çocuklar gelmektedir. Problem genellikle kendini anneden ayrılamama, okulu reddetme, sınıfa girmekten kaçınma olarak gösterir. Bunun bir çok sebebi vardır. Çocuk ilk kez ailenin sağladığı güvenli ortamdan uzaklaşarak onlardan bağımsız bir süreç yaşayacaktır. Daha önce anne-babasından ayrılmamış çocuk için bu korkutucu bir deneyim olabilir ve bu durum okula uyum sürecinde problemler yaşamamıza sebep olabilir. Bunun dışında okula uyum problemi aşırı korumacı ebeveynler tarafından bağımlı bir şekilde yetiştirilen çocuklarda da görülmektedir. Aşırı koruma ve kollamayla büyüyen çocuklar, ailesi olmadan kendini savunmasız, güçsüz, korunmasız hissederler ve yalnız kalmaktan kaçınırlar. Okula uyum probleminin diğer nedenleri arasından çocuğun kendinde gördüğü bir yetersizlikte yer alabilir. Örneğin öğrenme güçlüğü, zeka geriliği, özgüven eksikliği ya da sosyal fobisi olan çocuklar bu süreci yaşamaktadır.

    Okula uyum problemini aşma konusunda ki büyük görev ise ebeveynlerindir. Bu sorunu aşmak için başvurulan tehdit, şiddet, ceza, korkutma gibi yöntemler sorunu ortadan kaldırmaz. Aksine çocukta okul fobisine yol açar ve okul düşüncesi bile onun için korkutucu bir hal almaya başlar. Tüm bu yöntemler yerine, okul reddine neden olan sebebi bulup bunun ortadan kaldırılmaya çalışılması problemi çözmeye yönelik bir tutum olacaktır. Çocuğun uyum problemini aşmasına yardımcı bir diğer faktör ise zaman zaman ailesini okulda görmesi, anne-babasının okul ile iş birliği içinde olduğunu hissetmesidir. Yalnız şunu unutmamak gerekir ki okul sürecinde aşırı ilgisizlik kadar aşırı ilgili olmakta sakıncalıdır. Gerekli zamanlarda desteğimizi esirgemeyip, asıl sorumluluğu kendinin almasını sağlamak temel amaç olmalıdır. Çocuğun okul sürecini, üstesinden gelemeyeceği bir durum olarak algılamaması için okul dışında da kendi sorumluluğu ona verilmelidir. Çocuğa okul hakkında ki kurduğumuz cümleler de onun okula bakış açısını şekillendirmede büyük rol oynar. Örneğin “Tatilde rahattın, şimdi okul başlıyor, bunların hiç birini yapamayacaksın, son rahat günlerin, artık disipline gireceksin.” gibi cümleler okul fikrine sıcak bakan çocukları bile korkutmakta, okulu can sıkıcı bir şey olarak göstermektedir. Aileler çocuğun okula gitmesi konusundaki kararlılığından ödün vermemeli, vedalaşmayı kısa tutmalıdır. Çocuğa buradaki herkesin aynı durumu yaşadığı sadece onu ilgilendiren bir durum olmadığı yansıtılmalıdır. Tüm bunların yanı sıra okula uyum sürecinde ebeveynlerin en büyük görevi çocuğu dinleyip anlamaya çalışmak olmalıdır. Sorunun çözümü konusunda öğretmen ve veli sıkı bir iş birliği içerisinde olmalıdır. Okula başlayan çocuk yavaş yavaş arkadaş edinmeye ve diğerlerini keşfetmeye başlayacaktır. İlk günlerden sonra okul dışı buluşmalar, ev ziyaretleri, keyifli organizasyonlar da uyumu güçlendirici nitelikte olacaktır.

    Okula uyum süreci aile, çocuk ve öğretmenlerin işbirliği içerisinde aşacağı bir durum olmakla beraber, çocuğun bir birey olduğu unutulmamalı, onu dinlemeye ve anlamaya yönelik bir tutum sergilenmelidir.

  • Çocuklarda tekrarlayan (periyodik) ateş

    Ateş çocukluk çağında en sık olarak viral üst solunum yolu enfeksiyonları nedeniyle görülür. Çocuklarda yılda 8-9 kere üst solunum yolu enfeksiyonlarına bağlı ateşlenme normaldir, özellikle okul ve kreş çocuklarında yıl içerisindeki ateşlenme atakları 10-12’ye kadar çıkabilir.

    Ateşin tekrarladığı ve enfeksiyonların eşlik etmediği durumlarda neoplastik ve romatolojik hastalıklar, bağışıklık sistemi yetersizlikleri ve çeşitli endokrin ya da metabolik sebepler düşünülebilir. Çocukluk çağında tekrarlayan ve sebebi açıklanamayan ateş hem aileleri hem de hekimleri endişelendirir tanı için ayrıntılı testlerin yapılmasına yol açar. Ateşin belirli aralıklarla tekrarladığı ve sebebinin anlaşılamadığı durumlara ‘periyodik ateş sendromları’ denir.

    Genel olarak periyodik ateş sendromlarında, tekrarlayan ateşli dönemler arasında en az yedi gün bulunması ve altı ay içinde en az üç sefer ateşli dönemin görülmesi ortak bulgudur.

    Ateşsiz ara dönemlerde çocuk tamamen normaldir. Periyodik ateşe neden olan tablolar arasında PFAPA sendromu, Siklik nötropeniAilevi Akdeniz Ateşi (FMF), Hiper Ig D sendromu (HIDS), Tümör nekroz faktörü ile ilişkili periyodik sendrom (TRAPS), Ailesel soğuk ürtikeri (FCU) ve Muckle-Wells sendromu (MWS) sayılabilir.

    PFAPA: Üst solunum yolu enfeksiyonu bulguları çok belirgin olmamakla birlikte ağız içinde beyaz renkli aftlar, farenjit ve boyunda lenfnodu büyümesi ile birlikte 3-6 gün süren ve 3-6 haftada bir tekrarlayan yüksek ateş (38-41 ºC) ataklarıyla karakterizedir. PFAPA sendromununda aralıklı ateş aylarca sürebilir. Ancak çocuk büyüdükçe ataklar arasındaki süre giderek uzar. Sendrom bazı çocuklarda kronik olmasına rağmen genellikle 4 ile 8 yıl içinde kendiliğinden iyileşir.

    Nötropeni:

    PFAPA sendromu ile klinik olarak kolayca karışabilir. Ortalama 21 günde bir tekrarlayan ateş, farenjit, ağızda ülserler, ağrılı boyun lenfnodu büyümesi ve tekrarlayan selülit ile seyreder. Ülserler genelikle derin yerleşimli ve ağrılıdır. Bu hastalarda sinüzit, orta kulak iltihabı, farenjit ve zatürre de görülebilir.

    Nötropeni (kanda beyaz küre düşüklüğü ile birlikte veya değil) olmadığı dönemlerde hastaların muayeneleri normaldir. Otozomal dominant geçişli olabilir. Nötropeni genelikle 3-6 gün devam eder ve bu dönemde enfeksiyonlar görülür.

    Hastada siklik nötropeni bulunup bulunmadığını araştırmak için, çocukta en az bir kez ateşli atak görülen 2 aylık bir zaman dilimi içinde, haftada 2 ya da 3 kez lökosit sayımı ve lökosit formülü incelenmelidir. Mutlak nötrofil sayısının <500/m3 olduğu bulunur ve tıbbi herhangi bir girişim olmaksızın nötrofil sayısı normale dönerse, siklik nötropeni düşünülebilir. (AİLEVİ AKDENİZ ATEŞİ): Ateş genellikle 38°C’nin üzerindedir ve 12-72 saat sürer. Hastaların ataklar arasında şikayetleri yoktur. Ateşe sıklıkla artrit (eklem iltihabı) ve karın ağrısı da eşlik eder. Karın ağrısı akut apandisiti düşündürecek kadar şiddetlidir. Artrit genelikle tek eklemi tutar ve sıklıkla bacaklardaki büyük eklemleri tutar. Döküntüler daha çok bacakların ön yüzünde veya ayak sırtında görülür. Bu hastalarda ataklar sırasında lökosit sayısı, CRP, sedimentasyon, fibrinojen ve serum amiloid A düzeyleri yükselir. Fakat bu bulgular FMF için özgül değildir. Ayrıca FMF mutasyon analizi yapılmaktadır.

    Hiper IgD Sendromu (HIDS)

    Mevalonat kinaz genindeki mutasyonun neden olduğu otozomal resesif geçişli (akraba evliliği hastalık riskini arttırır) bir hastalıktır. Tekrarlayan ateş, karın ağrısı, eklem ve cilt tutulumu hastalığın karakteristik özelliğidir. Hiper IgD sendromlu hastaların hemen hepsinde ateş vardır. Lenfadenopati ve ishal ateşe eşlik eder. Diğer bulgular baş ağrısı, karın ağrısı, poliartrit, deri döküntüsü ve dalak büyümesidir. Artrit büyük eklemleri tutar.
    Hiper IgD sendromlu hastaların büyük çoğunluğunda ilk atak sütçocukluğu döneminde başlar. Travma, fiziksel ve duygusal stres ve enfeksiyonlar atakları tetikler. Serum IgD düzeyi 100 mg/dL’nin üzerindedir. Sıklıkla yüksek serum IgA seviyeleri eşlik edebilir. Kesin tanı mevalonat kinaz enzim aktivitesindeki azalmanın gösterilmesi ile konulur.

    Tümör Nekroz Faktörü (TNF) Reseptörüyle Bağlantılı Periyodik Sendrom (TRAPS):

    Bir kas grubunda lokalize ağrı ve gerginlikle birlikte tekrarlayan ateş ve belirtilerin gezici özellikte olması ile karakterizedir. Ateş atakları yaklaşık 1 hafta sürer. TRAPS’ta en ciddi komplikasyon böbrek tutulumlu amiloidozdur.

    Ailesel Soğuk Ürtikeri (Familial Cold Urtıcaria-FCU) ve Muckle-Wells Sendromu:

    Ailesel soğuk ürtikeri soğuğa maruz kaldıktan sonra zaman zaman da rüzgarlı ve yağmurlu havalarda gelişen aralıklı döküntü, eklem ağrısı, ateş ve konjonktivit şeklinde görülür. Genelikle erken bebeklik döneminde bulgular başlar ve ataklar sırasında döküntü ve eklem ağrıları olur. Döküntüler ürtikeri andırır ve kaşıntılıdır, kol ve bacaklardan başlayıp tüm vücuda yayılır.

  • Çocuklarla Kaliteli Zaman Geçirmek

    Çocuklarla Kaliteli Zaman Geçirmek

    Çocukla birlikte geçirilen zamanlar anne-baba-çocuk ilişkisinde önemli etkilere sahiptir. Anne-baba olmak çocuğun yalnızca beslenme ve bakım konusundaki ihtiyaçlarını gidermek değil, aynı zamanda duygusal olarak, kişilik gelişimi ve özgüven gelişimi konusundaki ihtiyaçları da giderebilmektir. Aileler genellikle günlük hayat koşturmasından çocuklarına yeterli zamanı ayıramadıklarından yakınmaktadırlar. Ancak önemli olan çocukla geçirilen zamanın uzunluğu değil; niteliği, kalitesidir.

    Kaliteli zaman için, ebeveynin çocukla birlikte zaman geçirmeyi gerçekten istemesi ve bundan keyif alması oldukça önemlidir. Kaliteli ve keyifli zaman geçirmek için her zaman özel bir zaman dilimi belirmeye gerek olmayabilir. Çocuğunuzla birlikte mutfakta yemek hazırlamak, market alışverişi yapmak, çekmeceleri düzenlemek vb. etkinlikler hem eğitici, öğretici olduğu gibi hem de eğlenme fırsatı yaratabilir. Günlük işlerin yanı sıra ailece planladığınız oyun akşamları çocuğunuzun sosyal, duygusal ve bilişsel becerilerinin gelişimini desteklediği gibi, aynı zamanda aile içi iletişimi de güçlendirecektir.

    Evde yapılabilecek etkinlikler;

    Yemek Pişirme: Yemek pişirme etkinliği, çocuğunuzla hem keyifli zaman geçirebileceğiniz hem de eğitici ve öğretici bir etkinliktir. Bu etkinlik esnasında hangi yemeğin yapılacağına karar vermek, sonrasında malzemeleri belirlemek, gerekli miktarları belirlemek ve böylelikle yemeği hazırlamak çocuğun planlama ve organizasyon becerisine katkı sağlamaktadır. Buna ek olarak gerekli malzemelerin kullanımı ölçü birimlerinin pekiştirilmesine yardımcı olmaktadır.

    Etkinliğin katkıları: Planlama, organizasyon, sıralama(önce-sonra kavramları), ölçülerin kullanımı, ince motor becerileri…

    Alışveriş Oyunu: Evde alışveriş oyunu oynamak çocuğun para kavramını öğrenmesine yardımcı olur. Bu oyunu gerçek paralarla da yapabilir, çocuğun basit işlemler yapma becerisine katkı sağlayabiliriz. Paraları toplama, para üstü verme gibi uygulamalar yaparak matematik becerisini de geliştirebilir, hızlı düşünme, zihinden işlem yapmasına ve bilinçli tüketim hakkında bilgi sahibi olmasına destek verebiliriz.

    Etkinliğin katkıları: Zihinden pratik işlem yapma, para kavramı, bilinçli tüketim

    Birlikte İş Yapmak: Evdeki yapılacak işlerin bir listesini çıkarıp, günün görevini seçin. Örneğin; eski, atılacak kıyafetlerin ayrılması, dolapların içinin düzenlenmesi vb. Bu etkinlik esnasında kullanılacak malzemelerini ve herkesin görevini belirleyin. Yapılacakları belirlemek ve görev dağılımı yapmak çocuğun bunları günlük hayatında da uygulamasına, sorumluluk bilincinin gelişmesine katkı sağlayacaktır.

    Etkinliğin Katkıları: Planma-organizasyon, sorumluluk alma, yardımlaşma…

    Akşam Yemeği Sohbetleri: Çalışan ebeveynler ve okula giden çocukların bulunduğu ailelerde tüm ailenin bir arada olduğu nadir zamanlardan biri akşam yemekleridir. Bu esnada yapılan sohbetlerin çocuğa katkısı oldukça büyüktür. Öncelikle ebeveynler gün içerisinde yaşadıkları, onları mutlu eden, kızdıran, üzen olayları çocuklarıyla paylaşarak onlara model olabilirler. Bunu sırayla yapıp, çocuğunuza da söz hakkı verip onun da duygularını ifade edebilme becerisine katkı sağlayabilirsiniz.

    Etkinliğin Katkıları: Sözel ifade becerisi, neden-sonuç ilişkisi kurabilme, duygularını tanıma ve ifade edebilme…

    Hikaye Tamamlama: Hikaye tamamlama oyununu tüm aile bireylerinin bir arada olduğu bir zaman diliminde oynayabilirsiniz. Öncelikle, bir kişi hikayeyi başlatır. Sonra sırayla herkes hikayeye birer cümle ekleyerek hikayenin tamamlanmasına yardımcı olur. Hikaye oyununda doğru-yanlış yoktur ve hikaye her zaman mantıklı olmak zorunda değildir.

    Etkinliğin Katkıları: Dinleme, hayal gücü, sözel ifade, neden-sonuç ilişkisi kurma, parça bütün ilişkisi kurma…

  • Ders zili çalmaya başladı, beslenme çantasında neler olmalı ??

    Okulların açılması ile birlikte çalışan ve çalışmayan anneler, okula tüm gün veya yarım gün giden çocuklarının beslenme çantasına neler koyacaklarını düşünmeye başlamıştır. Öncelikle okula sabah giden çocukların mutlaka kahvaltı yapması gerekir. Çalışmalar okula kahvaltı yaparak giden çocukların, dikkatini toplama, öğrenme, matematik problemi çözme yeteneklerinin daha fazla olduğunu gösteriyor. Sabahları çok erken, gün daha ağarmadan okula giden çocuklarımıza her gün bir yumurta ?, bir dilim peynir ?, 1 bardak süt ? ve 1-2 dilim tam tahıllı ekmek ? veya ekmek yerine 1 bardak süt içine 2 çorba kaşığı kadar tahıl gevreği ?ekleyerek yedirmeye çalışmalıyız. Beslenme çantası içinde mutlaka çiğ badem-fındık-ceviz ( 5-6 tane), kuru üzüm -kayısı-incir-hurma ( 3-4 tane ) , ayran veya süt olmalı. Kurutulmuş meyve sevmeyenler için 1-2 adet orta boy taze meyve olmalı. Soğuk olarak tüketilebilecek peynirli, domatesli sandviç ?, ıspanaklı peynirli zeytinyağlı börek yada gözleme ?, simiti ikiye bölüp içine beyaz peynir, maydanoz ve domatesin suyu eklenerek ? koyulabilir. Küçük boy havuç?, bol tarçınlı cup cake ?eklenebilir. Islak mendil ve suyu ihmal etmeyiniz ?

  • Çocuğunuzu Çözümlemede Oyunun Etkisi

    Çocuğunuzu Çözümlemede Oyunun Etkisi

    Oyun oynamak, aileler için çoğunlukla boşa geçen zaman olarak algılansa da oyunun; çocuğun, bilişsel, duygusal, sosyal ve fiziksel gelişimine, dikkat becerisi, dil gelişimi ve psikolojisi için oldukça büyük bir katkısı vardır. Oyun çocuklar için önemli bir ihtiyaçtır. Sadece çocuğa değil, çocuğunu tanıma konusunda ailelere de destek sağlamaktadır. Çünkü oyunlar çocuğun duyguları, istek ve arzuları, korkuları ve kaygıları hakkında ip uçları vermektedir. Sözel olarak dile getirilemeyen her şey oyunla su yüzüne çıkmaktadır. Çocuklar içlerinde birikmiş olan enerjiyi, toplumsal açıdan da kabul görmüş olan bu yolla dışarı atarlar. Dışarı atılamayan enerji, zamanla saldırganlık yoluyla atılmaya başlanacağı için; oyun, aslında enerji atımı için de seçilmiş en doğru yoldur.

    Bunun yanı sıra, aileler çocuklarını oyun esnasında gözlemlediklerinde çocuğun psikolojisi hakkında da bilgi sahibi olurlar. Örneğin, oyun sırasında hoş olmayan durum ve tutumların sıklıkla tekrarlanıyor olması, çocuğun psikolojik sorunları hakkında ailelere bilgi verir. Onu tanımaya ve çözümlemeye yardım eder.

    Çocuğuyla iletişim kurmak isteyen aile, önce onunla oyun oynamalıdır. Bu, hem aradaki bağı, iletişimi güçlendirirken; hem de çocuğun problem çözme yetisini geliştirir. Oyun esnasında sıklıkla karşısına çıkan rahatsız edici durumları fark eder ve bunları değiştirmenin yollarını arar. Bu rahatsız edici durumlar aslında yalnızca oyunda değil, aynı zamanda çocuğun günlük hayatındaki gerçek sorunlarıdır. Oyun yoluyla çözümledikleri gerçek hayatında çözümledikleridir. Bu yolla onları daha iyi anlayabilir ve tanıyabilir, onlarla daha kolay ve etkili iletişim kurabiliriz. Aileler bunları bildikleri zaman; çocukla oyun oynamanın sadece onu mutlu etmek ya da zaman geçmesini sağlamak için yapılan bir aktivite olmadığının bilincinde olup hem çocuğun gelişimine katkısını sağlayabilir, hem de onunla etkili iletişim kurmanın yolu olduğunu bilirler.

    Bunun yanı sıra, ailelerin en çok yakındığı konulardan biri; çocuğun oyuncaklara ilgisinin çabuk bittiği konusudur. Çocukların sahip olduğu tek şey yalnızca oyuncaksa ilgisi çabuk biter. Çocuğun ihtiyacı olan oyuncaktan önce oyun alanıdır. Onun kurduğunuz oyun alanınız, eline verdiğiniz bir bebekten ya da arabadan daha çok ilgisini çekmektedir. Onunla kurduğunuz oyun alanında bazen elinizde oyuncak bile olmasına gerek kalmaz. Hayal aleminde ürettiği bir objeyi elinde tuttuğunda sizin o objeyi görmenize gerek yoktur. Onun için o obje vardır ve değerlidir. Bir çok oyuncaktan da daha çok ilgisini çekmektedir. Ona oyuncak değil, oyun alanı ve ilginizi verin. Çocuklar kimin onlarla gerçekten zaman geçirdiğini, kimin ise baştan savma yaptığını sezerler.

    Oyun esnasındaki aile tutumları da çocuğun kişiliğini belirler. Örneğin; hoşgörülü ve anlayışlı aileler çocuklarına koyulan kuralların nedenlerini açıklarlar, kontrol etme durumunu gerekli noktalarda kullanır, aşırı kısıtlamadan kaçınırlar. Bu ailelerin çocukları dışa dönük, özgün ve yaratıcı olur. Baskın ve aşırı otoriter aileler, çocuklarına sebep ve gerekçe sunmaksızın kurallar koyar ve bu kuralların dışına çıkmasına izin vermezler. Bu ailelerin çocukları pasif, içe kapanık, silik ve zaman zaman saldırgan olurlar. Kızılan, azarlanan, vurulan, itilen çocuklarda ise daha fazla saldırganlık belirtileri vardır. Çocukla oynanan oyun esnasında; çocukla güç savaşına girmemeye, oyun ve durum hakkında açıklayıcı yorumlar yapmaya, problemleri tek başına çözmesi konusunda onu teşvik etmeye, onunla ve oyunla gerçekten ilgilendiğinizi göstermeye özen gösterin.

    Oyuncak seçiminde ise yapılan en büyük hatalardan biri; “Çocuğum hiçbir şeyden eksik kalmasın.” Diye düşünülerek yapılan yanlış oyuncak seçimleridir. Çok fonksiyonlu, karmaşık ve pahalı oyuncakların çocuğun gelişimine hiçbir etkisi yoktur, onu yalnızca mutlu eder. Oyuncak ne kadar fonksiyonluysa çocuğa o kadar az iş düşer ve çocuğun hayal gücünü devre dışı bırakır. Oyuncak, çocuğu oyalasın diye değil, hayal gücü gelişsin diye alınmalıdır.

    Oyun konusunda ailelerin de dikkat etmesi gereken durumlar vardır. Örneğin; yaşınız kaç olursa olsun çocuğunuzda etkili ve verimli oyun oynamanız gerekmektedir. Genellikle çocuk, oyunu bitirmek istemez. Buna karşı önlem alabilmek için, oyunu bitirmeden 10 dakika önce onu, “10 dakika sonra ben oyunu bırakacağım.” Diye uyarın ve söylediğiniz zaman dilimi geçtiğinde “Benim oyunu bitirme zamanım geldi. Seninle oyun oynamak çok keyifliydi.” Diyerek oyunu sonlandırıp, odayı terk ederken yapılan itirazları görmezden gelin. Oyun esnasında çocuk oyuncakları atıp, kırıp, zarar veriyor olabilir. Bu durumlarda ona engel olmaya çalışmak daha fazla yıkıcı davranış sergilemesine sebep olmaktadır. Bu yüzden sergilediği atma ve kırma durumlarını görmezden gelip, kafanızı başka yöne çevirip yeni bir oyuncakla ilgilenebilirsiniz. Eğer durum görmezden gelemeyeceğiniz kadar ciddiyse, “Oyuncaklarını atacaksan, oyunu bitirelim.” Diye bir cümleyle oyunu bitirin. Çocukla oyunlarınızın çoğunda yenilin. Onu kısıtlamak yerine ona katılın. Çocuğunuza sizinle birlikte yapmaktan en keyif aldığı şeyi sorarak bunu daha sık yapmaya özen gösterin. Yalnızca ev içerisinde değil, dışarıda da oynamasına izin vererek doğayla iletişime geçmesine izin verin. Çocuklarınıza çok pahalı oyuncaklar alırken iyi düşünün. Aldığınız oyuncakla bozar diye oynamasına izin vermezseniz hem sevinci hem de girişimciliği kısıtlanmış olur. Sizin işlerinize yardım etmelerine izin verin. Ve en önemlisi çocuğunuzla geçirdiğiniz zamandan keyif almaya ve onunla verimli zaman geçirmeye özen gösterin.

  • İlk adım ayakkabısı hakkında

    Bebek yürümeye başlamadan henüz emekleme, sıralama dönemindeyken ayakkabı giymesine gerek yoktur. Evde iken de giymesi gerekmez. Ayakkabı nefes alan, gerçek deriden, esnek, hafif, yuvarlak burunlu olmalıdır. Başparmağı ile ayakkabının burnu arasında hafif boşluk kalmalı, bebek ayakkabı ile yürüdükten sonra ayağında sıkma izleri olmamasına dikkat edilmelidir.

  • Kardeş Kıskançlığı

    Kardeş Kıskançlığı

    Kıskançlık duygusu, genellikle sevilen bir bireyin diğerleriyle paylaşılamaması durumunda ortaya çıkar. Kardeş kıskançlığı ise; yeni gelen kardeşi, diğer çocuğun kabullenmesi zor olduğu için normal bir durumdur. Çocuğun, yeni gelen kardeşi kabullenebilmesi, çocuğun yaşı, ailenin tutumu ve çocuğun kişilik yapısıyla doğru orantılıdır. Bu durumu tamamen önlemek ne yazık ki mümkün değildir. Aradaki bu kıskançlığın yaşanması normal ve sağlıklı bir süreçtir. Fakat kıskançlık aşırıya kaçıyorsa burada bir problem var diyebiliriz. Kardeşler arası dengenin kurulması konusunda en büyük görev ise ailelerindir.

    Kardeş kıskançlığını en aza indirmek için neler yapabiliriz?

    • Çocuğun hayatında çok fazla değişiklik yapmayın. Bebek geldikten sonra aile, aynı yaşamına devam etmeye özen göstermelidir. Örneğin, bebek gelmeden önce aile haftasonları birlikte zaman geçiriyorsa, bebek geldikten sonra da yanlarında bebek olmadan bunu yapmaya devam etmeliler. Çocuk, bebeğin gelişiyle odasını kaybetmek zorunda kalıyorsa, anne-babayla uyuyorken “Sen artık odana geçiyorsun, bebeğin bizimle yatması gerekiyor.” Deniyorsa, sorumluluk alma konusunda zorlanan anne, bebeğin gelişiyle diğer kardeşi anaokuluna veriyorsa, bu durum çocuğun hayatını olumsuz yönde etkilemekte ve kardeşini kıskanmasına yol açmaktadır. Çünkü bu durum çocuğu, kaybettiği her şeyin sorumlusu olarak kardeşi görmeye itecektir.

    • Yapılacak tüm değişiklikleri bebek gelmeden önce yapın. Çocuğun odasının değişmesi gerekecekse, sizinle uyuyorsa ve bebekten sonra kendi odasına geçmesi gerekecekse tüm bunlar mutlaka bebek doğmadan 4-5 ay önce yapılmaya başlanmalı. Tüm bu değişiklikleri bebek geldikten sonra yapmak, çocuğa artık istenilmediğini, kardeşi yüzünden ikinci plana atılmak zorunda kaldığını düşündürecektir.

    • Bebeğin gelişini çocuğa anlayabileceği ve yaşına uygun bir şekilde açıklayın. Çok küçük çocukların henüz soyut düşünme kabiliyetleri gelişmemiş olduğundan durumun yaşa uygun ve anlayabileceği şekilde açıklanması çok önemlidir.

    • Küçük çocuklara bu konuyla alakalı hikayeler anlatmak süreci kolaylaştıracaktır. Hikaye, aileye yeni bir kardeşin katılmasıyla alakalı olabilir. Aile sevgisi, kardeş sevgisi, aileye yeni üyenin katılması konulu olabilecek bu hikayeler, yeni bir kardeşin gelişinin çok güzel bir şey olduğu mesajını verebilir. Anlatacağınız hikayede, kardeş geldikten sonra onun hayatında değişecek ve hoşuna gidecek şeylerden bahsedin. Örneğin; “Kardeşin geldikten sonra artık yalnız kalmayacaksın.”, “Kardeşin biraz büyüdükten sonra birlikte istediğiniz oyunu oynayabileceksiniz.” Bu hikayede çocuk bir kahramandır ve kardeşi olacağı için kendini kahraman gibi hissedecektir. Hikayede çocuk, kardeşini çok seven, onun sorumlulukları konusunda anne-babasına destek olan ve bu yüzden de takdir edilen bir abla/ağabey olmalıdır. Hikayenin ana amacı ise; gelecek kardeşin onun için iyi bir şey olduğu mesajının verilmesidir.

    • Bebeğin doğduğu ilk ayların çok önemli olması, ve onunla yoğun bir şekilde ilgilenilmesi gerekmesinin yanı sıra büyük kardeşin ilgisiz bırakılmaması oldukça önemlidir.

    • Kardeşine yardım etmesi konusunda sorumluluklar verin. Bebeklerin özelliklerini, yardıma muhtaç olduklarını anlatın. Hatta çocuğa kendi bebeklik fotoğraflarını gösterip öyle bir bebekken nelere ihtiyacı olduğunu açıklayın. Bu konularda kendisinden destek isteyerek gerçekleştirdiği konularda kendisini takdir ederek, kendisini iyi hissetmesini sağlayın.

    • Sevginizden bir şey kaybetmediğinizi gösterin. Kardeşler arası kıyastan uzak durun. “Sen çok yaramaz bir çocuksun. Ben artık kardeşinin annesi/babası olacağım.” , “Sen böyle davranmaya devam edersen ben kardeşini daha fazla seveceğim.” , “Tamam sen istemezsen ben de kardeşine vereyim.” Gibi kıyas içeren cümlelerden uzak durun. Kardeşini kıskanmasın diye söylenen, “Sen bizim ilk çocuğumuzsun, ne olursun olsun seni ondan daha çok seviyoruz.” Gibi kurulan cümleler çocukta iyi duygular uyandırdığı sanılırken aksine üstün gibi gözükse de yine de kendini kardeşiyle bir kıyas içinde hissetmesine sebep olur.

    • Çocuğunuzu şımartmamaya özen gösterin. Aileler genellikle, “Yeni bir kardeş geldiği için kızım/oğlum üzülecek.” Diye düşünüp gösterilmesi gereken ilgiyi abartabiliyorlar. Bu şekilde yetişen çocuklar sınır tanımıyor, doyumsuz ve hiçbir şeyden mutlu olmayan çocuklar olarak büyüyorlar. Aynı zamanda verilen mesaj ise; “Sana bir kardeş yaptığımız için kendimizi suçlu hissediyor, vicdan azabı çekiyoruz. Bu yüzden de seni mutlu etmeye ekstra özen gösteriyoruz.” Oluyor. Fakat yeni bir kardeş yapmak doğal bir süreçtir ve ailenin kendisini suçlu hissetmesine gerek yoktur.

    Bu süreçteki en önemli faktörlerden biri ailenin güçlü olması ve aradaki dengeyi kurmasıdır. Yaşanılan aksi durumlar için ise bir uzmandan yardım alabilirsiniz.