Blog

  • Aşı ve aşı yapılırken nelere dikkat edilir?

    Aşı hastalık yapma yeteneği yok edilmiş bakteri veya virüslerin yada bakterilerin zehirli toksinlerinin etkilerinin yok edilmesiyle elde edilmiş biyololojik maddelerdir.hayvanlara ve ya insanlara uygulandığında hastalığın ortaya çıkmasını ve hastalıkların kötü etkilerinin oluşumunu engeller. Aşıdan sonra oluşan antikorlar vücutta uzun süre kalırlar.Mikropla karşılaşma anında mikrobun vücuda girmesine engel olarak hastalık oluşmasını engellerler.

    AŞI YAPILIRKEN NELERE DİKKAT EDİLİR?

    1.Aşı belli aralıklarla yapılamalıdır.aşı aralarındaki süreye dikkat edilmelidir.Aşılar 1-2 ay aralarla yapılmalıdır. 2.Aşı bu konuda eğitim görmüş yetkili bir sağlık personeli yada hekim tarafından yapılmalıdır.Eczaneden aşı alarak herhangi bir yerde aşı yapılması kesinlikle doğru değildir. 3.Aşıdan evvel bebekler ve çocuklar mutlaka sağlık kontrolünden geçirilmelidir.ateşli durumlarda yada enfeksiyon hallerinde aşı ertelenir.Hafif ateş aşıya engel değildir. 4.Aşının yan etkileri hekiminiz tarafından belrtilmelidir.Aşıdan sonra karşılalaşılacak problemlere karşı bilinçli olmalısınız 5.Bir yada birkaç aşı aynı anda uygulanabilr,hiçbir sakıncası yoktur.

    AŞI TAKVİMİ aşılar bebeğin doğumu ile başlar.

    1.HEPATİT B AŞISI Hepatit B aşısı bebek doğar doğmaz yapılmalıdır. Eğer annede hepatit B taşıyıcılığı varsa aşı ile birlikte hiperimmun gammaglobülün uygulanır. Aşının 2. dozu 1 ay sonra 3 dozu 6 ay sonra yapılır. Aşının yan etkisi yoktur. Kas içine uygulanır. Aşı sağlık bakanlığının ulusal aşı takvimi programına alınmışır. Sağlık kuruluşlarında ücretsiz yaptırılabilir.

    2.BCG AŞISI 2. Ayda uygulanır tek doz yapılır. 5 yaşında ppd kontrolü ile tekrarlanır. Aşıdan 3-4 hafta sonra aşı yerinde kızarıklık ve kabuklanma görülür. Bu aşının tuttuğunu gösterir. Bazen aşıdan sonra koltuk altında bcg adeniti dediğimiz bir şişlik görülebilir. Böyle durumlarda hekiminize başvurmak gerekir.

    3.DİFTERİ-BOĞMACA-TETANOS-ÇOCUK FELCİ-HİB AŞISI 5 li karma aşı dediğimiz aşıdır. İlk dozu 2 ayda BCG aşısı ile beraber uygulanır. 1-2 ay aralıklarla 3 kez yapılır. 18 ayda ve 5 yaşta tekrarlanır. Ulusal aşı takviminde hib aşısı bulunmaz.. Aşı bazen ateşe neden olabilir. Ateş düşürücü ile kontrol altına alınabilir. İthal aşılarda yan etki son derece azdır..

    4.PNÖMOKOK AŞISI Zatürye aşısı olarak da bilinir. Gelişmiş ülkelerde 2-3 yıldan beri her bebeğe uygulanmaktadır. Ülkemizde bir yıldan beri yapılmaktadır. 1-2 ay ara ile 3 defa yapılır 1 yıl sonra rapel dozu tekrarlanır. Pnomokoklar bebeklerde ve çocuklarda zatüryeye sinüzite orta kulak iltihabına kana geçerek ağır ciddi enfeksiyonlara neden olabilir. Dünyada her yıl 5 yaşın altında bir milyonun üzerinde bebek pnömokok enfeksiyonları ile yaşamlarını kaybetmektedir. Bu da aşının ne kadar gerekli olduğunun bir kanıtıdır. Sağlık bakanlığının ulusal aşı takviminde yoktur.

    5.KIZAMIK-KIZAMIKÇIK-KABAKULAK AŞISI Üçlü karma denilen aşıdır. 1 yaşında ilk dozu uygulanır. 5 yaşta rapeli yapılır. Eğer kızamık salgını varsa 9 aydan itibaren tek olarak kızamık aşısı yapılır 15.ayda üçlü aşı tekrar edilir. Kola kas içine uygulanır. Ulusal aşı takvimine girmiştir. Sağlık kuruluşlarında yaptırılabilir. Yan etkisi yoktur denecek kadar azdır. Bazen kızamığa benzer döküntüler 3-4 gün sonra hafif bir ateşle görülebilir.

    6.SU ÇİÇEĞİ AŞISI Tek doz olarak cilt altına uygulanır. 12 aydan sonra yapılır. Ulusal aşı takvimine henüz girmemiştir.

    7.HEPATİT A AŞISI Ülkemizde 2 yaşından sonra 6 ay ara ile uygulanır. Kas içine yapılır. Yan etkisi yoktur. Gelişmiş ülkelerde 1 yaşından sonra uygulanabilmektedir.

    8.GRİP AŞISI Son yıllarda bebeklik döneminde de uygulanmaya başlanmıştır. 3 yaşın altında 2 doz halinde yarımşar olarak bir ay ara ile uygulanır. 3 yaşın üzerinde tek doz uygulaması yeterlidir. Rutin bir aşı değildir.

  • Çocuklarda Yemek Yeme Sorunu

    Çocuklarda Yemek Yeme Sorunu

    İştahsızlık ya da yemek yeme sorunu genellikle psikolojik bir problemden kaynaklanmaktadır. Çünkü beslenme anne-baba-çocuk arasındaki ilişkiyi de yansıtmaktadır. Çocuk tarafından yemeğin reddedilmesi çoğu zaman anne-babaya karşı kullanılan bir araçtır. Önemsiz gibi gözüken yemek yeme sorunu ileriki yaşlarda duygudurum bozukluğuna kadar yol açabilmektedir. Yemek yeme sorunu olan çocuklar bir süre gözlemlenmelidir. Yemek yemeyi reddetme konusundaki inatlaşma okul öncesi dönemde sıkça rastlanan bir durum olmakla beraber problem olarak algılanmamaktadır. Çünkü çocuğun kendini fark edip, bağımsızlığını ilan ettiği bir dönemdir. Yemeği reddetmesi durumunda çocuğa edilen ısrarlar sorunu giderek daha da büyütmektedir.

    Yemek yeme sorunu için öneriler:

    1. Porsiyonlarını çocuğun yiyebileceği kadarla sınırlandırın.

    Çocuktan bir yetişkin kadar yemek yemesi beklenemez. Genellikle bir çocuğun yiyebileceği porsiyon, bir yetişkininkinin dörtte biri kadardır. Eğer yine de yemek istemiyorsa ısrar etmeyin. Bir sonraki öğün ya da atıştırma süresine kadar acıkmış olacaktır.

    1. Yiyeceği yemeğe ve miktarına kendisinin karar vermesine izin verin.

    Söz hakkı olduğunu gören çocuk, kendisinin de bir birey olduğunun farkındalığını kazanıp, kendi kararlarını verme ve kendi sorumluluklarını alabilme konusunda kendini geliştirecektir.

    1. Susadığında su içirin.

    Çocuğunuz susadığında ona meyve suyu ya da süt gibi sıvılar vermek yerine su verin. Diğer içecekler de karnın tok kalmasına ve yemeğin reddedilmesine sebep olabilir.

    1. Yemek konusunda ödül, ısrar ve pazarlıktan kaçının.

    “Sebzeni yersen sana cips vereceğim.” , “Bütün tabağını bitirirsen çikolata yiyebilirsin.” , “Bir kaşık daha..” gibi ödül, ısrar ve pazarlık içeren tutumlarımız çocuğun daha az yemesine sebep olmaktadır.

    1. Günün menüsünü birlikte hazırlayabilirsiniz.

    Günün menüsü, evin tüm aile fertlerinin fikri alınarak hazırlanabilir. Böylelikle kendi tercihleri doğrultusunda hazırlanan yemeklerin reddedilmesi daha küçük ihtimaldir. Fakat söz hakkı tanınsa da tüm karar çocuğa bırakılmamalıdır.

  • Su çiçeği aşısı (varisella aşısı)

    Su çiçeği varisella zoster (VZV) virüsünün neden olduğu bulaşıcı bir hastalıktır. Ateş kaşıntılı , deriden kabarık döküntülerle seyreder. Çocukluk dönemi hastalığı olarak bilinirse de her yaşta görülebilir. Ergen ve erişkinlerde ağır seyreder. Son derece de bulaşıcı bir hastalıktır. Salgınlara yol açar.

    Suçiçeği enfeksiyonu geçirildikten sonra su çiçeğine neden olan VZV virüsü sinir hücrelerine yerleşir ve yaşam boyu virüs sinir hücrelerinde latent virüs şeklinde kalır.

    Bağışıklık sisteminin zayıflaması ile birlikte virüs aktive olur ve ZONA (herpes zoster) enfeksiyonu olarak karşımıza çıkar.

    Ciddi bir klinik tablo olan su çiçeğinden korunma önemlidir.

    Korunmada aşıların değeri tartışılmaz.

    Suçiçeği aşısı nasıl uygulanır?

    Suçiçeği aşısı iki doz olarak uygulanmaktadır.

    İlk doz 12-15 ay

    İkinci doz 4-6 yaş yapılır.

    İkinci doz 3,5 yaşta uygulanabilir.

    Ergen ve Erişkinlerde aşı uygulaması

    13 yaşa kadar suçiçeği geçirmemiş veya aşılanmamış genç ve erişkinlerde ise aşı 28 gün ara ile 2 doz olarak yapılmalıdır.

    Suçiçeği bulaşma riski taşıyan erişkinlere aşı uygulanmalıdır.

    Risk grubu ;

    Sağlık personelleri

    Öğretmenler

    Çocuk bakıcıları

    Askeri personeller

    Bakım evi çalışanlarıdır.

    Suçiçeği aşısının uygulanmadığı durumlar

    Gebelikte geçirilen suçiçeği hem bebek hem de anne de ciddi tablolara yol açmaktadır.

    Bağışıklık sistemi zayıf hastalar ve gebelere aşı uygulanmamalıdır. Çocuk doğurma yaşındaki kadınların aşıdan sonraki bir ay içinde hamile kalması önerilmez.

    Emziren bir annenin su çiçeğine yakalanma riski yüksek ise aşı yapılabilir.

    Aşı tek doz uygulandığında koruma %78 dir. Ancak 2 doz uygulamada koruma tam olmaktadır.

    Özel durumlarda aşı uygulaması

    Steroid alan hastalarda tedavi bitiminden iki hafta sonra aşı yapılabilir. İnhale steroid alan hastaların aşılanmasında bir sakınca yoktur. Yüksek doz steroid almayan astımlı ve nefrotik sendromlu çocuklar tedavi devam ederken aşılanabilirler.

    Suçiçeği geçiren bireylerde ile ZONA riski mevcuttur. Bu tablo ancak suçiçeği aşısı yapılarak önlenebilmektedir. Suçiçeği aşısının çocukluk yaş grubunda uygulanmalıdır.

    Suçiçeği aşısı tek doz uygulandığında korunmanın yeterli olmadığı bilinmektedir. Ancak ikinci doz aşılanan ile birlikte tam korunma sağlanabilir.

    Suçiçeği aşısı çocuklar da iki doz olarak uygulanmalı ve ulusal aşı takvimine ikinci dozun ilave edilmesinin önemli olduğu kabul edilmelidir.

    Prof.Dr.Nuran Gürses

    Çocuk ve Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı

  • Çocuklarda Öfke Kontrolü

    Çocuklarda Öfke Kontrolü

    Öfke; mutluluk, hayal kırıklığı, şaşırma, korku gibi bir duygulardan farklı değildir ve tüm diğerleri gibi insana aittir. Fakat öfkenin yansımaları ve etkileri çevreyi rahatsız edici nitelikte olduğu için; öfkeyi yaşayan da, yaşayan kişiye maruz kalan da aynı şekilde durumdan olumsuz etkilenir.

    Çocuklar öfke kontrolü konusunda bir yetişkine nazaran daha başarısızdır. Anne-babaların ise kendilerini en çaresiz hissettikleri anların başında çocuklarının öfke patlamaları gelir. İstediği yapılmadığında her çocuk; ısırma, vurma, bağırma, kendini yere atma, saldırma gibi tutumlar sergileyebilir. Çünkü “hayır” cevabı onların hoşuna gitmez. Hatta bu cevap çocuktaki öfkeyi daha da arttırabilir. Bunun yanı sıra, öfke patlaması yaşayan çocuğa aynı ölçüde verilen tepki ebeveynlerimizin yaptığı en büyük hatalardandır.

    Çocuk, bebekliğinden itibaren istekleri konusunda çözümün ağlamak olduğunu ve durumun çevresini harekete geçirdiğini deneyimleyerek öğrenir. Bir yaşından sonra ise öfke duygusuyla tanışır ve bunu davranışlarıyla gösterme yoluna başvurur. Öfke, çocuklarda genellikle; yapmak istediğini yapamama, istemediği bir şeyi yapma, acıkma, yorgunluk, kendini ifade edememe, ebeveynlerin dikkatini çekmek isteme, yada istediğinin yapılmaması gibi durumlarda ortaya çıkar.

    Çocuğun öfke patlamaları sırasında, ona aynı şekilde tepki vermek; durumu yatıştırmaz. Aksine, gerginliğini daha da arttırmaktadır. Öfke patlamaları esnasında, ebeveyn sakin kalmalı ve kriz anının geçmesini beklemelidir. Kriz anı geçtikten sonra, çocukla durumu değerlendirme üzerine konuşarak duygunun dışa vurumu sağlanmalıdır. Yani önceliğimiz çocuğun neye öfkeli olduğunu, onu neyin kızdırdığını anlamak ve onun anlamasını sağlamaktır. Asıl kızdığı şeyi bulması (alay edilmesi, kırgınlık, utanç…) çocuğun duygularını tanıyıp isimlendirmesini öğrenerek, dış dünyasını zenginleştirmeye başlamasını sağlamaktadır. Eğer asıl duygusunun ve bu duyguya sebep olan düşüncelerinin farkına vardıysa, kızmak, ağlamak, vurmak ya da bağırmak gibi davranışlarının yerine koyabileceği davranışlar olup olmadığını ona sorabilirsiniz. Bu konuda yerine bir şey koyamıyorsa; ona küçük tavsiyeler verebilirsiniz. Örneğin; öfke nesnesi kişiye ne hissettiğini söylemek gibi. Sonuç olarak hangi davranışın işlevsel sonucu olduğunu görmeye başlar.

    Çocuğa kızmak, bağırmak, ceza vermek, onu durdurmaya çalışmak, azarlamak, çocuğu odaya kapamakgibi tutumlar öfkeyi arttıırmakla birlikte, çocuğun ifade yönteminin kalıcı olmasına sebep olmaktadır. Bu tür öfkeyi arttırıcı ve anlamsız davranışlar; çocuğa öfkeli şekilde davranarak, onunda bunu model almasına sebep olmaktadır. Unutmayın ki çocuklar; duyduklarını değil, model aldıklarını öğrenirler. Öfkesine engel olmak için sergilenen öfkeli davranışlar hiç bir zaman çözüm olmayacaktır.

    Öfkeli çocuğa karşı sergilenen bir diğer yanlış tutum ise, öfkelendiği için istediğini anında yerine getirmedir. Bu durum, öfke patlamasına karşı kullanılan en hızlı çözüm gibi görünse de; çocuk, öfke patlaması ve istediğinin yerine gelmesi arasında bir ilişki kurmaya başlayacaktır. Kurulan bu ilişki sayesinde bu davranışı pekiştirmeye başlayacak ve durum kalıcı olmaya başlayacaktır. Yapılması gereken davranış her zaman net olmaktır. Örneğin; çocuğun yatma saati geldiyse, “Yatmak ister misin?” gibi ucu açık bir soru yerine, “Yatağa gitme saati” gibi net cümleler kullanmak, krizleri önleme konusunda daha faydalı olacaktır.

    Çocukların psikolojik ve sosyal gelişiminde duyguların, duyguları ifade etmenin ve yönetmenin öğretilmesinde ebeveynlerin katkısı göz ardı edilemez. Bu yüzden siz de ondan beklediğiniz gibi davranın. Örneğin; yaşadığınız bir çatışmayı çözmek için öfkenizi kelimelerle ifade edebilir ve ona asıl sorunun öfke olmadığını, ifade edilme biçimi olduğunu gösterebilirsiniz.

  • Parmak emmek sorun belirtisi mi?

    Çocukların 1 yaşına kadar parmak emmesi normaldir. Parmak emme 1,5 yaşına doğru sık görülebilir. Bebeğin parmak emmesi mutlaka onun aç olduğu anlamına gelmez hatta %50- %87’lere varan yüksek oranda beslenmeye bağlı değildir. 9 aydan itibaren uykuyla parmak emme arasında yakın bir ilişkinin olduğu, uykusu gelen bebeğin parmağını ağzına götürdüğü görülür. RİTVEL adı verilen bu alışkanlık aylarca sürebilir. Bebekler diş çıkarma dönemlerinde damağın kaşınmasından dolayı parmak emmeye başlayabilirler. 18 ayda sıklaşan parmak emmenin 3- 4 yaşında kaybolması beklenir. Yapılan çalıkşmalarda, en geç 3-4 yaşlarında sona erdiğinde parmak emmenin zararının olmadığı ancak devam etmesi halinde dişlerde deformasyona neden olabileceği kanıtlanmıştır. Bu davranış genellikle çocuklar uykuya dalarken, açken, yalnız kalınca, korkunca ortaya çıkmaktadır. Ancak bu yaş aralığından sonra çocuk parmak emmeye devam ediyorsa ya da sonradan alışkanlık haline getirdiyse altında psikolojik nedenler aranmalıdır.

    Emme isteği yeterince doyurulamayan bir çocukta başlangıçta görülen parmak emme alışkanlığına zamanla başka hareketlerde eşlik edebilir; Kulak çekmek, saç kıvırmak ve çekmek, pike, battaniye emmek, çeneyi ve gözü ovmak, el ve kol emmek gibi. Bazen de eşlik eden hareketler parmak emme kesildikten sonra sürebilir ( örneğin dilini emmek ). Annesini düzenli ve yeterince emen bebeklerin diğer yaşıtlarına göre daha az parmak emdikleri söylenebilir. Çocuk 4-5 yaşlarına geldiğinde parmağını emmeye devam ediyorsa kendisine telkinlerde bulunmak faydalı olabilir. Çocuklar bu yaşlarda genellikle ebeveynlerini, çevresindeki yetişkinleri taklit etmeye özenir. Çoğu zaman onlar gibi davranır.

    Ebeveynlerin, kendilerinin parmak emmediklerini, çünkü bu durumun pek hoş olmadığını, çevresi tarafından hoş karşılanmayacağını söylemeleri çoğu zaman etkili olabilir. Bu davranış kesinlikle baskıyla önlenmeye çalışılmamalıdır. Baskı yapıldığında, tik, tırnak yeme, alt ıslatma gibi durumlar ortaya çıkabilmektedir. Eğer parmak emme davranışı uzun sürdüyse ve buna ek belirtiler de eşlik ediyorsa çocuk psikiyatristinden yardım alınmalıdır.

  • Çocuklarda Davranış Problemleri ve Çözüm Yolları

    Çocuklarda Davranış Problemleri ve Çözüm Yolları

    Çocuklar da diğer bireyler gibi yaşadıkları olumsuz olaylardan etkilenirler. Fakat yetişkinlerin aksine çocuklar; yeterli deneyim, bilinç ve mantığa sahip olmadıkları için yaşadıkları olumsuzlukları bir yetişkin desteği olmadan aşamazlar. Bu gibi durumlarda anne-baba tarafından sevgi, ilgi ve destek gören çocukların yaşanan durumu aşması daha kolay olur. Değişen ve gelişen duruma alışıncaya kadar geçen süredeki davranış bozuklukları aslında birer uyum bozukluklarıdır. Davranış problemleri olarak adlandırılanlar nelerdir?

    Parmak Emme:

    Sütten kesilme durumundan sonra devam eden parmak emme, çocuğun kendisinde gördüğü bir yetersizliği ya da güven eksikliğini göstermektedir. Uzun süre devam eden parmak emme ise daha ciddi psikolojik problemleri yansıtır.

    Tırnak Yeme:

    Duygu ve düşüncelerini ifade etmede güçlük çeken, yasaklarla ve baskılarla büyüyen çocuklarda görülür. Kızgınlıklarını, kırgınlıklarını, öfkelerini, kaygılarını ifade etmelerine izin verilmeyen çocuklar kızgınlık duygularını bu şekilde kendilerine yöneltirler.

    Altını Islatma:

    Normalde çocuklar 2 yaş itibariyle küçük ve büyük tuvaletlerini tutabilmektedirler. Belirli sebeplere bağlı olarak bu süreç 3 yaşa kadar uzayabilmektedir. Fakat 4 yaşına gelen çocuk artık küçük ve büyük tuvaletini tutabilmektedir. Eğer çocuk tuvaletini tutmayı hiç öğrenememişse zeka geriliği ya da başka bir rahatsızlıktan dolayı kaslarını kontrol edemiyor olabilir. Yapılan testlerin sonucunda herhangi bir problem gözükmüyorsa psikolojik sebepler aranmalıdır. Eğer çocuk tuvaletini tutmayı öğrendikten sonra tekrardan ıslatmaya başlıyorsa burada genellikle psikolojik sorunlar görülmektedir. Değişen bir durum, kardeş kıskançlığı, dikkat çekme çabası, aile fertlerinden birinin ölümü, tedavisi uzun süren hastalıklar bu bozukluğa sebep olabilir.

    Öfke Patlamaları:

    Duygu ve düşünceleri bastırılan, öfkelerini, ruhsal gerginliğini ve kızgınlığını ifade etmelerine izin verilmeyen çocuklar içlerindeki öfkeyi bir süre tutabilirler. Daha sonrasında ise yaşanan bir durumu ya da yerine getirilmeyen istekleri bahane ederek öfkelerini patlama olarak boşaltırlar. Bu patlamalar esnasında, çocuk kendini yerden yere atar, kafasını yerlere ve duvarlara vurur, ağlama krizleri geçirir. Bunun dışında yanlış yetiştirilmeyle her istediği yapılan, kural tanımayan çocuklar, aşırı şımartılmış çocuklar; elde edemeyecekleri bir şey olduğunda, istedikleri yerine getirilmediğinde de öfke nöbetleri yaşayabilirler.

    Hırsızlık (Kleptomani):

    Çocuklar yaklaşık 5 yaşına kadar ben-merkezci bir yapıya sahiptirler ve kişilik haklarına uymaz, mülkiyet kavramını yeterince bilmezler. Çocukların bir çoğu kendisine ait olan oyuncağı bir başkasıyla paylaşmak istemediği gibi, başkalarına ait oyuncaklara da sahip olmak isteyebilirler. Bu bir problem olmadığı gibi ortada garipsenecek bir durum da yoktur. Tüm bunlara rağmen ebeveynlerin okul öncesi çocuklara başkasının eşyasının izinsiz alınmayacağı, onun sahibine geri verilmesi gerektiği anlatılmalıdır. Çocuğa yapılan hırsız etiketi doğru bir davranış değildir. Çünkü çocuk bunu hırsızlık amacıyla yapmamaktadır. Eğer tüm uyarılarınıza rağmen çocuk bunu yapmaya devam ediyorsa, çocukta bir güven problemi, aşağılık duygusu ya da dikkat çekme gereksinimi olabilir. Bu yüzden çocuklar bu davranışı tekrarlayarak ruhsal açlıklarını gidermeye çalışırlar. Bu gibi durumlarda altta yatan sebebi bulmak oldukça önemlidir. Bunun dışında çocuğa “senin” ve “benim” kavramları öğretilmelidir. Unutmayın ki çocuklar en çok modelleyerek öğrenirler. Bu yüzden onları doğru davranışa teşvik edebilmek için onlara doğru model olmak gerekir. Çocuğa ve onun eşyalarına saygı duyulmalı ve onun eşyalarını ondan izin alarak almalıyız. Bu şekilde yapması gerekeni ona model olarak öğretmiş oluruz.

    Yalan:

    Çocuk okul öncesi dönemde, gerçekle gerçek dışı olanı birbirinden ayıracak zihinsel olgunluğa henüz ulaşmamış olduğu için söyledikleri aslında yalan olarak nitelendirilmez. Gördüğü rüyaları ya da hayallerini de gerçekmiş gibi anlatabilirler. Burada amaç genellikle sizi kandırmak değil, dikkatinizi çekmek ve onunla ilgilenmenizi sağlamaktır.

    Yalan, aslında yaratılışımızda yoktur. Bu yüzden eğer çocuğunuz yalan söylüyorsa kendinizi, çevresini ya da arkadaşlarını gözden geçirmek gerekmektedir.

    İçe Kapanıklılık:

    Psikolojide saldırganlık ne kadar büyük bir problemse, içe kapanıklılık da o denli bir problemdir. Aileler genellikle içe kapanıklılığı uysallık, söz dinleme olarak algılayıp bununla övünebiliyorlar. Fakat haklı tepkileri cezalandırılmış, gereksiz eleştirilmiş, hataları kınanmış, ve suçlanmış çocuklar aslında hata yapmamak için içe kapanmayı tercih ederler.

    Yaşanan tüm bu bozukluklar çocuğun yaşadığı herhangi bir değişim sonrasında meydana geliyorsa uyum problemi olabilir. Bu yüzden bir süre sabretmemiz gerekir. Fakat süreç gereğinden uzun sürüyorsa bu bir probleme dönüşmüş olabilir. Bu gibi durumlarda bir uzman desteğine başvurulmalıdır.

  • Bebeğim doyuyor mu? Sütüm yetiyor mu?

    İlk süt olan kolostrum, koyu sarı renkli, kıvamlıdır ve az miktarlarda üretilir. ilk 24 saatte ortalama 30-35 ml iken bebeğin daha aktif emmeye başlamasıyla birlikte her gün kademeli olarak artar. Yenidoğan bebeklerin mideleri çok küçük olduğu için az gibi görünen sütünüz yeterli gelir. Süt miktarı arttıkça bebeğin midesi de genişler, ilk aylarda 24 saatte yaklaşık 500-550 ml iken, 3 ay sonunda 24 saatte yaklaşık 750 ml’ye kadar artar. Evde kilo takibi yapılabilir fakat bunun için günün aynı saatinde, aynı tartı ile tartmak gerekir. İlk aylarda 20-30 gram/ gün kilo alması yeterlidir. 5. ayda bebek doğum kilosunun 2 katına ulaşır. 6. Aydan sonra 15-20 gram/ gün kilo alırlar. Boy uzaması ilk 6 ayda 2,5-3 cm/ ay civarı iken, 6 Aydan sonra 1,5-2cm/ ay uzama görülür. Bebek günde 5-6 kere çiş yapıyorsa, 3-4 kere kaka yapıyorsa yeterli beslendiğini gösterir.

  • Çocuklarda İnatlaşma

    Çocuklarda İnatlaşma

    İnatlaşma, çocuklarda sık sık ve her yaş döneminde görülebilir. Bu kimi zaman bir davranış, kimi zaman bir tepkidir. Çocuklar inatlaşarak ya da ağlayarak anne-babaya isteklerini yaptırabileceklerini görürler ve bunu kullanırlar. Çocukların bağımsız birer birey olduklarını fark etmeleri, bu davranışı tetiklemektedir. Çocuklar bu süreçte ayrım yapmaksızın çevrelerindeki herkesle çatışabilirler. Ve bu durum çoğu zaman tutarsızdır. Çatışma içerisindeyken bir çok kez fikir değişikliğine gidebilirler. Hatta durum o kadar değişkendir ki aileler çoğu zaman çocuğun ne istediğini anlamakta bile güçlük çekerler. Ailelerin göremediği nokta; çocuğun bu süreçteki tek amacı, söylenenin aksini yapmaktır. Onun amacı aslında bağımsız bir birey olduğunu, kendi kararlarını kendi verebileceğini ve tercihleri onun da yapabileceğini size göstermektir. Bunun farkına varamayan ebeveynler, çocukla gereksiz çatışmalara girerek yıpranmaya ve yıpratmaya yol açabilirler. Unutulmamalıdır ki, 2 yaştan sonra çocuk, “hayır” dönemine girmektedir; bu söylenenenlerin reddedilmesi ve her şeyin inatlaşarak çözülmeye çalışılması, söz dinlememe dönemidir ve bu geçici bir süreçtir. Bu süreçte onunla inatlaşılması ve çatışmaya girilmesi inatlaşma davranışının çocukta karaktere dönüşmesine ve kalıcı olmasına sebep olmaktadır.

    BAŞA ÇIKMA YOLLARI:

    1. İnatlaşma durumunda yapılacak en önemli şey soğukkanlılığınızı koruyarak çatışmaya girmekten kaçınmak olmalıdır. Onun, “sizin çocuğunuz” olduğunu unutmayarak, uzlaşmacı ve yumuşak bir ses tonuyla karşılık vermeniz, yüksek ses ve şiddetten uzak durmanız gerekmektedir.

    2. Onun sizin rakibiniz olmadığını unutmayın. Onunla güç savaşına girmek yersiz olacaktır. Burada önemli olan kimin kazanacağı ya da kimin daha güçlü olduğu değil, elde edemeyeceği şeyden vazgeçmesini sağlamaktır.

    3. İstediğinin neden olmayacağını açık ve basit bir şekilde dile getirin. Bunun olamamasına sizin de üzgün olduğunuzu fakat şartların bunu gerektirdiğini açıklayın. Bu şekilde duygularınızı dile getirmeniz onun hem rahatlamasını sağlayacaktır, hem de sizi ona devamlı engel olan ve kurallar koyan bir düşman olmaktan çıkaracaktır.

    4. İnatlaşma konusunda dikkat edilmesi gereken başlıca bir konu ise tutarlılıktır. Ona önce “hayır” dediğiniz bir şeyi kabul etmediği için “evet” e çevirirseniz bunu size karşı kullanmaya başlayacak, her seferinde “evet”e dönüştürebileceğine inandığı için inatlaşması ve çatışması şiddetlenecektir.

    5. Ona yaptırmaya çalıştığınız şeydeki üslubunuz da çok önemlidir. “Hemen yemeğini ye!” acıkan bir çocukta bile bir inatlaşmaya yol açabileceği gibi, “Yemek hazır, hadi gel hep birlikte yemeğimizi yiyelim.” Gibi daha yumuşak bir tavır aranızdaki paylaşımı ve iletişimi de arttıracaktır.

    6. İnatlaşma başladığını bazen görmezden gelerek sakinleşmeyi beklemek de faydalı bir yol olacaktır.

    7. Yapılan her türlü çabaya rağmen çocuk inatlaşmaya devam ediyorsa o esnada dikkatini başka bir yöne çekmeye çalışın. Bu sevdiği bir oyuncağı, etraftaki herhangi bir havyan ya da nesne, oyun, çizgi film olabilir.

    8. Aynı zamanda bu dönemde çocuklara devamlı “hayır” denmesi de olumsuz bir tutumdur. Ne kadar çok “hayır” derseniz, o kadar çok “hayır” alırsınız. Her şeye hayır demek yerine, yapabileceklerinizi ve yapamayacaklarınızı belirleyip, yapamayacaklarınızı da ona açıklamanız gerekmektedir.

    9. İnatçılık krizlerinde yapılabilecek en mantıklı şey çocuğa seçenek sunmaktır. Böylelikle hem ona istediğini vermiş olur; yani onun da bir birey olduğunu, hayatı hakkındaki kararları kendi seçebildiğini göstermiş olur hem de sizin istekleriniz doğrultusunda onunla uzlaşmış olursunuz. Bu, inatlaşma sorununu çözmüş olmakla birlikte aynı zamanda çocuğun özgüven gelişimi için de oldukça önemli bir adımdır.

  • Bebeklik reflüsü

    Bebeklikte görülen gastroözefageal reflü ( GÖR ) ; yemek borusunun mideye açıldığı son kısmındaki kasın tam gelişmemesi sonucu, içtiği süt veya diğer gıdaların yemek borusuna veya ağıza geri gelmesidir. Kusma ile sonlanmayabilir.

    Bebeklik döneminde GÖR sıktır, ancak bu durum genellikle patolojik değildir. Bebeklerin %60-70’inde regürjitasyon ( mide içeriğinin yemek borusuna geri gelmesi) vardır. Süt çocukluğu reflüsü (infant reflüsü) sıklıkla hayatın 1. ayından itibaren görülmeye başlar, 4-6 ay civarında iyice belirginleşir bir yaşından sonra çoğu, iki yaşında neredeyse tamamı düzelir.

    Bulgular

    Küçük bir grupta devam eden infantil reflü sıklıkla beslenme sonrası regürjitasyonla kendini gösterirken, huzursuzluk, vücudunu germe, kafasını arkaya atma veya yana çevirme, aşırı salya akıtma, sık hıçkırma, ağız kokusu, bükülme ve kıvrılma hareketleri, tıkanma, öğürme ve beslenmeyi reddetme belirtileri ve sonuçta iştahsızlık, anemi gelişmesi gibi bulgular da tabloya eşlik eder. Ancak daha büyük çocuklardaki GÖR kronikleşmeye eğilimlidir ve erişkinlerdeki reflüye benzer. Çoğunda tamamen düzelme olmaz. GÖR’de genetik yatkınlık da söz konusudur. GÖR’e bağlı solunum sistemi yakınmaları da yaşa bağımlı olarak değişir:

    ?Bebeklerde obstrüktif apne, stridor ve tekrarlayan hışıltı atakları, ses kısıklığı, ses kalınlaşması görülebilir.

    ?İnatçı hışıltısı olan (persistan ‘wheezing’) küçük çocuklar GÖR açısından da değerlendirilmelidirler.

    ?Otitis media, sinüzit, adenoid hiperplazi, boğuk ses, vokal kord nodülleri ve ses tellerinde ödem de GÖR ile birlikte olabilen diğer durumlardır. Buna karşın büyük çocuklardaki GÖR’e bağlı solunum sistemi belirtileri sıklıkla astım veya larenjit, sinüzit gibi hastalıklar ile ilişkilidir.

    Kusma eşlik etsin veya etmesin tekrarlayan regürjitasyon, beslenme reddi, kilo kaybı veya az ağırlık artışı, geviş getirme hareketi, huzursuzluk, kronik kusma yakınması olan bebeklerin ayırıcı tanı yönünden değerlendirilmesi sırasında

    ? süt ve diğer besin alerjileri,
    ? konjenital pilor stenozu,
    ? bağırsak tıkanıklığı,
    ? infeksiyonlar,
    ?doğuştanmetabolizma bozuklukları,
    ? böbrek hastalığı (hidronefroz.. )
    ? kafa içi basınç artışı gibi diğer hastalıkların da dikkate alınması gerekir.
    ?? TEDAVİ
    ??Reflüyü engellemek için bebekleri sık sık az az beslemeli, mama alan bebeklerde antireflü mama tercih edilmeli. Bebeği besledikten sonra gazı mutlaka çıkarılmalı, bebeği hemen yatırmamalı, 15-20 dakika kadar dik pozisyonda tutulmalı. Başı ve gövdesi 30 derece kadar yüksekte olacak şekilde sol yan veya sırtüstü yatırılmalı. En iyi pozisyon yüzüstü yatmaktır fakat baş kontrolü yeterince sağlanana kadar boğulma riski nedeniyle dikkatli olunmalıdır. Bütün bunlara yanıt vermeyen olgularda ilaç tedavisi düşünülmelidir.

  • Okul Öncesi Dönemde Teknoloji Kullanımı

    Okul Öncesi Dönemde Teknoloji Kullanımı

    Günümüzün göz ardı edilemez gerçeği; teknolojinin çocuklar üzerindeki olumlu olduğu kadar olumsuz yöndeki etkileridir. Çocukların bilgisayar, televizyon, ipad ve telefonlarla fazla zaman geçirmeleri sosyal, duygusal ve fiziksel gelişimlerini olumsuz yönde etkilemekle beraber iletişimden ve ikili ilişkilerden uzak kalınmasından ötürü sosyalleşmede sorunlara sebep olmaktadır.

    Bilgisayar, internet ya da televizyon gibi araçlar, okul öncesi dönemde amaç değil, çocuğun gelişimi ve eğitimi konusunda araç olmalıdır. Unutulmamalıdır ki; bilgisayarlar, hiçbir zaman bir eğitimcinin ya da bir eğitim ortamının yerini tutmaz.

    Bilgisayar, tablet ya da televizyonun sanıldığı gibi yalnızca olumsuz yanları yoktur. Buralarda izlenen programlar, videolar ve kullanılan programlar sayesinde çocuklar okul öncesi dönemde renkleri, sayıları ve bir çok kavramı öğrenip, özgüvenlerinin gelişmesine destek sağlayabilirler. Bunun yanı sıra, problem çözme yetisinin gelişmesi, hızlı karar verme ve el-göz koordinasyonu gelişimi konusunda faydalı olabilmektedir.

    Yapılan araştırmalara göre, şiddet içerikli görüntüler izleyen çocukların bunları hayatın bir parçası olarak algılayıp normalleştirdiği görülmüştür. Aynı zamanda çocukta korku davranışlarının arttığı gözlemlenmiştir.

    Teknoloji bağımlılığının obeziteyi de körüklediği bilinen gerçekler arasındadır. Unutulmamalıdır ki büyüme ve gelişim çağında olan çocuğun ihtiyacı olan şey koşup, oynamak, konuşmak ve iletişime geçmektir. Sosyalleşme ve serbest oyunların çocuğun empati kurma yetisini ve hayal gücünü geliştirdiği bilinmektedir. Ne yazık ki teknoloji bu gelişime ket vurmakta, çocukları ekran başına kilitlemektedir.

    Yapılan araştırmalar, bilgisayarların okumayı öğrenmede ve ucu açık tartışmalara girebilmede çocuklara katkı sağlamadığını göstermektedir. Okuma ve iletişim becerilerinin gelişmesinde bilinen en etkili yöntem birebir ilişkidir.

    Televizyon ve internet bağımlılığı aynı zamanda duruş, oturuş ve iskelet bozukluğuna sebep olmakla beraber içe kapanıklık, özgüven eksikliği gibi etkilere sebep olmaktadır.

    Çocuğu teknoloji ve televizyon kullanımı konusunda bilinçlendirmek için yapılacaklar;

    Yapacağınız çok önemli bir işiniz dahi olsa onu oyalamak için yardımı televizyon ve bilgisayarlardan almayın. Etrafı dağıtacak dahi olsalar onları faydalanabilecekleri faaliyetlere yönlendirin.

    Yalnızca çocuğun izlemesine koyulacak kural yerine tüm aileyi bilinçlendirin. Devamlı açık olan bir televizyon ailedeki birebir ilişkilere engel olacaktır.

    Çocuğun televizyon izleyeceği saatlere, ve programlara siz karar verin.

    Çocuğunuzun televizyon karşısında bulunduğu sürede yanında bulunmaya özen gösterin. Bu bilinçli ve eleştirebilen, farklı bakış açılarıyla olaylara bakabilen bir izleyici olmasını sağlayacaktır. Bunun dışında izlediğiniz sahneler konusunda onu bilinçlendirmeye özen gösterin. Örneğin; kavga eden insanlar gördüğünüzde onların aslında rol yaptığını, şuanda gerçek hayatta olmadıklarını söyleyin. Böylece gerçekle kurguyu ayırmayı öğrenecek, gördüklerini uygulamaya çalışmayacaktır.

    Bilgisayar oynamasına izin veriyorsanız ona yaptığı şey hakkında sorular sorun. Örneğin, “Oynadığın nedir?”, “Nasıl oynanıyor?”, “Oyundaki amaç ne?”, “Buraya geldiğinde ne oluyor?”, “Bu karakter ne yapmaya çalışıyor?”. Bu tarz sorular oyunu körü körüne oynayıp andan kopmasındansa, ekranda gördükleri ve yaptıkları konusunda düşünmeye teşvik edecektir.

    Bilgisayarı ve tableti, çocuğunuza paylaşmayı ve sıra beklemeyi öğretecek bir araç olarak kullanın.

    En önemlisi ise; onu tabletle oyalamak yerine ailece keyifli zaman geçirmeyi deneyin. Böylelikle hem geçirilen zamanın kalitesi hem de aranızdaki ilişki ve iletişim artacaktır.