Blog

  • Bebeklerde uyku sorunları

    Bebeklerde uyku sorunları

    Uyku vücudun bir ihtiyacıdır. Uyku sırasında beyin ve vücut yenilenmektedir. Uyku EEG aktivitesi, göz hareketleri ve kas tonusuna göre REM ve nonREM evresine ayrılır.

    REM evresi hızlı göz hareketlerinin olduğu, kas tonusunun azaldığı ve EEGde yavaş alfa dalgalarnın olduğu aktif uyku dönemidir. Bu dönemde rüya görülmektedir.

    NonREM dönemi sesiz uyku dönemidir, nöronal aktivite ve beyin metabolizması en düşük seviyededir, kan basıncı ve nabız düşüktür, kas tonusu ve refleksler korunmuştur. EEG’de teta ve delta ativitesi vardır.

    Bu iki evre bir uyku siklüsünü oluşturur ve erişkinlerde gece boyu 90-120 dkikalık 6-7 siklüs olur. Siklüsler arasında kısa süreli uyanmalar olur ama bunlar hatırlanmaz. Uykuya başlangıç nonREM evresiyle başlar REM ile devam eder. Uyku siklüslerinin % 75-80’i nonREM, % 20-25i REM evresidir.

    Aktif uyku dediğimiz REM evresinin nöron plastisitesi üzerine önemli görevleri vardır. Uyanıkken öğrenilen bilgileri pekiştirme, bilgilerin kısa süreli bellekten uzun süreli belleye aktarılması aktif uyku sırasında olmaktadır.

    Çocuklarda ise uykunun her yaş için farklı özellikleri vardır.

    Yeni doğan uykusu; ilk 1 ayda gece gündüz ayrımı yoktur. Toplam uyku süresi 16-20 saat arası değişir. 2-3 saat uykuyu 1-2 saat uyanıklık takip eder. REM/nonREM uyku siklüsleri yeni doğanda 50 dk iken okul çocuğunda süre 90-110 dk uzamaktadır. 2.-3. ayda gece gündüz ritmi oluşmaya ve gece uykusu daha yoğun ve uzun olmaya başlar.

    Her çocuğun uyku ihtiyacı farklıdır. Eğer çocuk uyanma saatinde kolaylıkla uyanıyor, gündüz yaşına uygun uyku saati dışında uyku hali ve kestirme ihtiyacı yoksa uykusu yeterlidir. Amerikan Uyku Akademisi’nin çocuklar için belirlediği minimum uyku süreleri:

    1 ay 16 saat

    2-3 ay 14 saat

    4-12 ay 12 saat

    1-2 yaş 11 saat

    3-5 yaş 10 saat

    6-12 yaş 9 saat

    13-18 yaş 8 saat

    Çocuklarda kronik uykusuzluk artmış dürtüsellik (dürtülerine engel olama), saldırganlık, hiperaktivite ve dikkat eksikliği, hafıza sorunları, büyüme ve gelişme sorunları, okul başarısında düşüklük gözlenir. Aynı zamanda ebeveynlerde de kronik yorgunluğa neden olduğu için aile içi sorunlara neden olur.

    Süt Çocuklarında Davranışsal Uyku Bozukluğu

    Çocukluk çağında çok sık karşılaşan bir uyku bozukluğu olan davranışsal insomnia uykunun başlatılması ve sürdürülmesinde zorluk olmasıdır. Bu çocuklar yatağa girmek istemezler, uykuya dalma süresi uzamıştır, uykuya dalmak için özel koşullara ( emme, sallama gibi) ihtiyaç duyarlar ve gece boyunca sık sık uyanıp tekrar uykuya dalmak için özel koşullar talep ederler. Uyku süreleri kısalmıştır. Süt çocuklarında 6. aydan sonra gecede 3 kereden fazla kalkma, uykuya dalarken ve gece uyandığında tekrar uykuya dalmada zorluk ve özel koşullara ihtiyaç duyma ve gece uyandığında toplam 1 saatten fazla uyanık kalma, 9 saatin altında uyuma varsa uyku bozukluğu düşünebiliriz. Ama bu tanıyı koyarken ikincil uyku bozukluklarına neden olan durumları da unutmamak gerekir. Bundan dolayı ayrıntılı hikaye ve fizik muayene yapmak gerekir. Besin alerjileri, reflü hastalığı, enfeksiyon, kolik, kronik hastalık ve nöbet dışlanması gerekir.

    Uyku bozukluğuna karşı alınacak önlemler

    Bebekler ilk 3 ayda gece gündüz ayrımı yapamaz. Bu ayrımı yapmasına yardımcı olmak için gündüz aydınlık ortamda uyutulurken, gece karanlık ve sakin ortam sağlanmalıdır. Gündüz bolca aktivite yaptırılmalıdır, ama uyku saati yaklaşınca daha sakin etkinlikler yapılmalıdır.

    Bu dönemde bebeğe uygun uyku rutinleri (banyo, masaj, ninni gibi) oluşturulmalıdır.

    Düzenli uyku saati belirlenmelidir. Her gün aynı saatte uyku rutinleri başlatılmalıdır.

    Her zaman kendi yatağında uyutulmalıdır. Memede kucakta da uyusa hemen yatağına alınmalıdır.

    Bebek gece uyandığında kendi kendine uyumasına fırsat verilmeli, hemen emzirilmemeli ya da kucağa alınmamalı, ışık açılmamalı, sallamadan uykuya dalması sağlanmalıdır. Eğer uykuya dalamadıysa dokunarak okşayarak sakinleştirilmeli, eğer bu da işe yaramazsa hafif sesli uyaran verilerek pişpişleyerek uyutulmalı, en son çare kucağa alınmalı ve en kısa zamanda tekrar yatağına alınmalıdır.

    Uyuyan melekler gece nerde uyumalı

    Bebeklerde uyku sorunu çok sık olmaktadır. Bazen bu durum anneyi çok bunaltıp yıpratabilir. Bebeklerin gece uykularının daha rahat ve uzun olması için bebekler kendilerine ait yatakta uyutulmalıdır.

    İlk 3 ay bebeklerin gece gündüz ritmi tam oluşmamıştır ve bundan dolayı sık sık uyanmaktadırlar. Bu dönemde bebeklerin sağlıklı gelişimi, anne-bebek arasında duygusal bağ ve güven duygusu oluşabilmesi için ihtiyaçlarının çok fazla ağlatılmadan karşılanması gerekmektedir. Bu gerekçelerle ilk 3 ayda bebeklerin anne ile aynı odada olmaları önerilmektedir. Bebeğin güvenliği açısından anne ile aynı yatakta yatırılmamalıdır. En uygun seçenek belki de anne yanı yatakları olabilir. Anne yanı yatakları bebeğe ait güvenli bir alan yaratması, aynı zamanda anneyi yormadan bebeğini emzirme imkanı sağladığından tercih edilmelidir.

    3-12 ay bebeğin artık gece-gündüz düzeni oturmuş, geceleri daha uzun ve derin uyuması ve gece emme ihtiyacının daha az olması nedeniyle bebek kendine ait farkı bir yatakta ama anne ile aynı odada uyutulmalıdır.

    1 yaşından sonra bebekler artık kendileri için hazırlanan odada uyutulmalıdır. Bu dönemde bebekler tek başına yürümeye başlayarak çocukluğa adım atmıştır ve artık daha özgür ve bireysel olmuştur. 1 yaş ile beraber çocukta benim duygusu başlar. Oyuncaklar ve eşyalar çocuğun tüm mal varlığıdır. Bu nedenle çocuğunuza ait oda ve yatak da çok değerlidir onun için. 1 yaş sonrası çocuğun odası düzenlenirken canlı renkler tercih edilmeli, odadaki eşyalar çok fazla olmamalıdır, çocuğa rahatlıkla oyun oynayacak alan bırakılmalı, gün içerisinde odasında ebeveynleri ile oyun oynayarak odasına alışması sağlanmalıdır. Geceleri uyku rutinleri yapıldıktan sonra bebek kendi odasında kendi yatağında uyutulmalıdır.

  • Çocukta Depresyon

    Çocukta Depresyon

    Günlük hayatımız bir koşturmaca. Doğumla başlıyor bu koşturmaca önce emekleme sonra yürüme sonra kaybolan o nesneyi bulma çabaları sonra küçük bedenime ağır gelen okul, sabahın erken saati uyanmak zorunda kalmak hem de henüz onbeş aylıkken sonra öğrenmem gereken onca şey sonra sınavlar sonra arkadaşlarımla sosyalleşme zamanı sonra üniversite tantanası sonra iş sonra eş sonra çocuk sonra onu büyütme çabası sonra sonra sonra… bu sonranın bir sonu yok.

    Tüm bunları yaşarken hep birileriyleyiz peki o zaman neden yalnız hissediyoruz?   Şimdilerde birde “evrenden isteyin sahip olun” adlı kitaplar bu kadar kolaysa isteyeyim. Hepimiz daha fazlasına sahip olmak için mi gece gündüz çalışıyoruz? “Bir ev alalım”la başlayan serüven “bir de arabamız olsun”, “aman yan komşunun yazlığı var bak ödedi bitti bizim niye olmasın?”, “yeni bir telefon çıkmış Kamil gördün mü?” İle devam ediyor. Sahip olunca mutlu olunuyor mu bilmem ancak “acının kaynağı istemektir” diyor Buda. Dünyanın en güzel evine, en güzel arabasına sahibiz, bu kez kendimizi mutsuz etmek için ne söylerdik?

    Unutmayalım ki sahip olduklarımız bize mutluluğu garantilemiyor. Dünyanın bir ucundaki insanlarla konuşuyoruz weble ama yanıbaşımızdaki iş arkadaşımıza nasılsın diye sormayı akıl edemiyoruz. Tv karşısındayız ve karşımızda bizi oyalayan binlerce program, yan odadaki çocuğunuzun yaşamına bu kadar yakın değilsiniz.

    Evet teknoloji toplumsal kimliği yaralarken, toplumu oluşturan biz bireyleri yabancılaştırıp, yalnızlaştırıyor. Geriye toplumun hastalığı diye elimizdeki reçeteye tanı olarak girilen depresyon ve tedavisindeki ilaç listeleri kalıyor. Depresyon, şarkıda olduğu gibi “unutuldum,aldatıldım, yalnızım” ile açıklanıyor. Vücudu, düşünceleri ve duyguları etkileyen kişinin beslenmesinden, uyku düzenine, arkadaş ilişkilerinden, iş hayatına etki alanı geniş bir rahatsızlık. Depresyon; kişin günlük hayat etkinliklerinin bozulması, isteksizlik, değersizlik, pişmanlık halidir.

    ÇOCUK VE ERGENLERDE DEPRESYONUN NEDENLERİ

    1. Anne babadan birinin ölümü ya da çocuğun anne babadan uzun süre ayrı kalması ( Bu süre çocuğun yaşına göre değişir.)

    2. Çocuk ve ailesi arasında sevgi ve ilgiyi engelleyici durumlar,

    3. Çocuğa ölümcül ya da kronik hastalık tanısı koyulması ve hastalık süreci,

    4. Fiziksel, cinsel istismara maruz kalma gibi travmatik yaşantılar,

    5. Aile içi şiddet,

    6. Anne- babanın boşanması,

    7. Aileye yeni bebeğin katılması,

    8. Ev ve okul değiştirmeye bağlı çevre değişiklikleri vs.

    Çocukta depresyon belirtileri nelerdir?

    1. Aşırı hareketlilik ve hırçınlık,

    2. Çevreye ve kendine zarar verme,

    3. İçe kapanma ve aşırı sessizlik,

    4. Kompulsif( tekrarlayıcı niteliği olan ve durdurulamayan) masturbasyon,

    5. Duygusal tutarsızlık ve anlık değişiklikler,

    6. Uyku ve yeme bozukluğu,

    7. Parmak emme, altını ıslatma ve kakasını kaçırma gibi daha küçük yaşlara gerileme,

    Ebeveyn çocuğa nasıl davranmalı?

    Tedavinin her aşamasında çocukla birlikte olunması, çocuğa karşı sabırlı, anlayışlı ve duyarlı olunması, Çocuğa sevildiğinin ve değerli olduğunun hissettirilmesi, çocuğu bir birey olarak kabul etmeleri, onun düşüncelerine önem verilmeli ve aile bunu çocuğa hissettirmeli, onu korumaya çalışırken yapabileceği şeyleri kendisinin yapmasına izin verilmeli ve depresyonun tedavi edilebileceğinin unutulmaması gerekmektedir.

    Anne babanın depresyona karşı kendini koruması dediğimizde ise aklıma ilk gelen yabancılaştığımız bu toplumda televizyonu, bilgisayarı, telefonları, ıpadları kenara atıp keyif aldığınız yaşıtlarınızla bol sohbet, istemenin sonu olmadığını ve mutluluğu garantilemediğini hatırlayıp spora veya resme ve ya başka bir özel ilgi alanınız varsa ona yönelip arınma, en yakınınız ailenizle kısa da olsa keyifli vakit geçirebileceğiniz etkinlikler önerebilirim.

    Hepinize bol sohbetli günler…

  • Meningokok aşıları

    Meningokok aşıları

    Meningokok tüm dünyada en sık görülen menenjit nedenlerinden biridir. Ülkemizde rutin aşılama programında menenjite neden olan pnömokok ve hemophilus influenza tip b’ye karşı aşılama yapılmaktadır. Ama meningokok menejitine karşı rutin aşılama henüz yapılmamktadır. Bu aşı isteğe bağlı ücretli yapılmaktadır.

    Meningokok enfeksiyonu %10-14 ölümle ve %5-30 sakatlıkla ( sağrlık, havale, mental retardasyon, ekstremite ampütasyonu ve yaygın doku kaybı gibi) sonuçlanabilir. En sık salgınlar ilkbahar aylarında 5 yaş altında çocuklarda ve adolesan yaşta görülür.

    Meningokolar için tek kaynak insandır. Bulaşta asemptomatik taşıyıcılar önemlidir. Bulaş damlacık yoluyla ve solunum yolu salgıları ile direk temasla olur. Akut hastalık menenjit, menenjit ile birlikte meningokoksemi veya menenjit olmaksızın meningokoksemi şeklinde olabilir. Meningokoksemi çok hızlı ilerleyen saatler içerisinde fatal seyrli olabilen bir hastalıktır.

    Meningokok kapsüllü gram negatif diplokok yapısında bir mikroorganizmadır. İnsanlarda hastalık yapan kapsül polisakkaridlerine göre en önemli 5 serotipi ( A, B, C, Y ve W ) vardır. Ülkemizde 2013 yılından beri serotip A, C, Y ve W karsı kombine konjuge menenjit aşısı yapılmaktadır. Ancak açıkta kalan serotip B aşısı ülkemizde yeni onay aldı ve uygulanmaya başlandı. Tam bir korunma için iki aşının da yapılması önemlidir.Meningokok tüm dünyada en sık görülen menenjit nedenlerinden biridir. Ülkemizde rutin aşılama programında menenjite neden olan pnömokok ve hemophilus influenza tip b’ye karşı aşılama yapılmaktadır. Ama meningokok menejitine karşı rutin aşılama henüz yapılmamktadır. Bu aşı isteğe bağlı ücretli yapılmaktadır.

    Meningokok enfeksiyonu %10-14 ölümle ve %5-30 sakatlıkla ( sağırlık, havale, mental retardasyon, ekstremite ampütasyonu ve yaygın doku kaybı gibi) sonuçlanabilir. En sık salgınlar ilkbahar aylarında 5 yaş altında çocuklarda ve adolesan yaşta görülür.

    Meningokolar için tek kaynak insandır. Bulaşta asemptomatik taşıyıcılar önemlidir. Bulaşma damlacık yoluyla ve solunum yolu salgıları ile direk temasla olur. Akut hastalık menenjit, menenjit ile birlikte meningokoksemi veya menenjit olmaksızın meningokoksemi şeklinde olabilir. Meningokoksemi çok hızlı ilerleyen saatler içerisinde fatal seyirli olabilen bir hastalıktır.

    Meningokok kapsüllü gram negatif diplokok yapısında bir mikroorganizmadır. İnsanlarda hastalık yapan kapsül polisakkaridlerine göre en önemli 5 serotipi ( A, B, C, Y ve W ) vardır. Ülkemizde 2013 yılından beri serotip A, C, Y ve W karsı kombine konjuge menenjit aşısı yapılmaktadır. Ancak açıkta kalan serotip B aşısı ülkemizde yeni onay aldı ve uygulanmaya başlandı. Tam bir korunma için iki aşının da yapılması önemlidir.

  • Beslenme ve Yeme Sorunları

    Beslenme ve Yeme Sorunları

    Çocuklarda besin reddetme ya da seçici davranma gibi yeme sorunları büyük ölçüde psikolojik nedenlerle ortaya çıkar. Beslenme çocuk ve ebeveynler arasındaki iletişimi belirtmenin en iyi yoludur ve besin reddi ebeveynlerle karşı kullanılan en güçlü silahtır.

    Israrcı bir şekilde bir yiyeceğe düşkünlük veya yiyecekleri reddetme okul öncesi dönemde görülen yaygın sorunların başında gelir. Normal gelişimin bir parçası olduğu ve aslında bu davranışın çocuğun bağımsızlığının ifadesi olduğu da unutulmamalıdır.

    Anne baba olarak özenerek hazırlanan yemekler tabakta, tüm meyveler karıştırılarak hazırlanan vitamin kaynağı meyve suları bardakta kaldığında yaşanan düş kırıklığı karşısında sabırla durabilme becerisi, öfkeyi kontrol edebilme becerisi kazanmalıyız

    Hazırlanan yemekler tabakta kalıyorsa ne yapmalı nasıl yapmalıyız?

    Öncelikle istediğimiz her konuda olduğu gibi bu konuda da çocukla inatlaşmaya girmemek gerekmektedir. Anne olarak duygusal davranabilir ve ısrarcı olabiliriz ancak bu çocuğun yemek yemeyi doğal bir ihtiyaç olarak görmekten uzaklaşmasına sebep olacak ve anne çocuk ilişkisini zor bir yola sokacaktır.

    1. İnatlaşmak yerine yemeğin doğal bir ihtiyaç olduğunu ona konuşmalarımız ve davranışlarımızla göstermek.

    2. Anne baba olarak model olmak. Yemek saatlerinde yemek masasında tüm aile bireylerinin yer alması, yemek konusunda babanın da annenin de seçici davranmaması,

    3. Yemek hazırlanmadan 15-20 dk öncesinde oyunla meşgul olan çocuğa hatırlatmada bulunmak. Bu yaş grubundaki bir çocuk için oyunu bırakmak zor olacaktır. Hatırlatma yapılamayan çocuk masaya geldiğinde mutsuz olacak ve yemeklerden tatmak istemeyecektir. Hatırlatma yaptığımızda “birazdan yemek yiyeceğiz” gibi onun, oyununu ona göre ayarlaması konusunda yardımcı olmuş olacak ve yemek masasında kendinizi rahatsız hatta suçlu hissetmemiş olacağız.

    Yemek öncesinde hatırlatmanızı yapmış olmanıza rağmen yemek masasına gelmeyen bir çocuğumuz varsa; inatlaşmamalıyız, geri kalan aile üyeleri yemeklerine başlayabilir ve çocuğun bu davranışı görmezden gelinir.

    Yemek masası dışında bir yerde yeme isteği ya da farklı yemek alternatifi sunmak çocuğun bu problemli davranışı pekiştirmesine ve sağlıksız beslenmesine sebep olmaktadır. Unutulmamalıdır ki yemek doğal bir ihtiyaçtır ve masada yenir.

    1. Yemek saatinde masaya oturmayan çocuk için yemek saati dışında istediği zaman yemek vermek sağlıklı olmayacaktır. Bunun yerine yemeklerimizi sadece yemek saatinde yiyoruz, yemek yerken seni de çağırmıştık, fakat gelmedin bu nedenle diğer yemek saatine kadar beklemelisin” şeklinde bir  cevap vermeniz yararlı olacaktır. Diğer öğün onun için çok güzel yemekler yapacağınızı belirtebilirsiniz. (alıştırma aşamasında)

    2. Çocuk için oyunun önemi çok büyük ve besin almasında da oyunlardan faydalanılabilir. Yapılan kurabiyelere gülen yüz, araba gibi şekiller verilerek isimler konulabilir.

    3. Yemek tabağına yemeği koymadan önce ne kadar istersin diye sormak. Yiyeceği miktarı kendi tercih etmiştir ve tabağından sorumlu olacaktır.

    4. Yemek sonrasında birlikte eğlenceli aktiviteler planlayabilir ve onu masada motive edebilirsiniz. Ancak yemeğini bitirirsen… ile başlayan ve maddi ödülle sonuçlanan davranışlardan kaçınınız çünkü yemek yemek normal bir davranıştır.

    5. Çocuğa sürekli yemeğini bitir gibi komutlar vermemelisiniz. Bu komutlar aracılığıyla çocukların ilgi ihtiyacına cevap vermiş oluruz, çocuk dikkatleri üzerine toplamayı başarmış olacaktır. Biz biliyoruz ki yemek yemek bir ihtiyaç ve normal bir davranış. Bu güne kadar kimse açlıktan ölmedi bu yüzden de uyarıya gerek yok.  

    6. Çocuğunuza yemek seçeneği sunun örneğin akşam bezelye mi, yoksa fasulyemi istediğini sorun böylece hem yemeği o seçmiş olur, yemeğin sebze olacağını da anlamış olacaktır.

    7. Mönüyü belirleme yetkisi size ait, sırf çocuğunuz sunduğunuz seçenekleri beğenmedi diye mönüyü değiştirmeyin. Ne kadar zor olsa da ileride yaşanacak yemek savaşlarının önüne geçmek için okul öncesi dönemde çocuğumuza sağlıklı yemek alışkanlıklarını kazandırmak çok önemli

  • Ateşli çocuğa yaklaşı

    Hastalık değil bir bulgu olan ateş; santral sinir sistemi tarafından kontrol edilen enfeksiyon veya enfeksiyon dışı nedenlere karşı vücut sıcaklığının anormal yükselmesi olarak tanımlanır. Ateş tanımı çocuğun yaşına, cinsiyetine, ölçüm yapılan yere göre değişir. İmmün sistemin olgunlaşması ve enfeksiyona neden olan mikroorganizmalar yaşa bağlı olarak değişmektedir. Bu nedenle ateşli hastaların değerlendirilmesi yapılırken yaşları; 0-28 gün, 29-90 gün ve 3-36 ay olmak üzere gruplandırılır. Böylelikle ciddi bakteriyel enfeksiyonlar açısından riskler de belirlenmiş olur.

    Vücut Sıcaklığı Ölçümü

    Vücudun öz sıcaklığını en iyi yansıtan ölçüm bölgeleri; rektal, koltuk altı, dil altı ve kulakdır. Bu bölgelerin her birinin kendi normal aralıkları vardır. Vücut öz sıcaklığını en iyi gösteren ölçüm alanı rektal ölçümdür. Ancak özellikle nötropenik hastalar olmak üzere enfeksiyon riski olan çocuklarda kullanılmamalıdır. Dil altı ölçüm; koopere olan hastalarda kullanılabilir ancak öncesinde sıcak veya soğuk gıda alımı ölçümü etkiler. Koltuk altı ölçümünde koltuk altı kuru olmalıdır. Yenidoğan bebeklerde koltuk altı ölçüm önerilir. Kulaktan ölçümde, infrared termometre ile ölçüm yapılır. Dört hafta – 5 yaş arası çocuklarda koltuk altı veya timpanik ölçüm önerilmektedir.

    Ateş Düşürücü Tedavi

    En sıklıkla kullanılan antipiretik ajanlar; asetaminofen ve ibuprofendir. Aspirin, Reye sendromu ile ilişkilendirildiği için önerilmemektedir. Ateşi olan çocuklara rutin olarak antipiretik önerilmez. Antipiretik tedavinin potansiyel faydaları; insensibl sıvı kayıplarını azaltarak dehidratasyon riskini düşürmesi ve çocuğun rahatsızlığını gidermesidir. Potansiyel yan etkileri ise ilaç toksisitesi, altta yatan hastalığın tanınmasında gecikme ve bazı enfeksiyon tiplerinin komplikasyonlarında artıştır.

  • Hamilelik Döneminde Bebeğimizle İletişim Kurmanın Yolları

    Hamilelik Döneminde Bebeğimizle İletişim Kurmanın Yolları

    Çocuklar ile doğru iletişim kurmanın sırlarını aslında çok uzaklarda aramamalıyız. İçimizdeki çocuğun sesini duyabilirsek eğer bize nerede doğru nerede yanlış yaptığımızı söyleyecektir. Tabi bunun dışında mutlaka emin olamadığımız, belki doğru yaptığımızı düşündüğümüz ama sonuçlarını düşünemediğimiz ya da bize geçmişte davranıldığı gibi otomatik davranışlar ya da söylemler geliştirdiğimiz olabiliyor. Belki de bu noktalara değinip ebevenler olarak bizlerin biraz daha farkındalık sağlaması , çocuklarımızla daha yakın ve samimi ilişkiler kurmamızı sağlayacaktır.

    İletişimde sadece ne söylediğimiz değil nasıl söylediğimiz de bir o kadar önemlidir. Çocuk ile sağlıklı bir iletişim kurmanın anahtarlarından biri de budur. Onunla kurduğumuz göz teması, dokunsal iletişimimiz, yüzümüzün ifadesi, kullandığımız jest ve mimikler, ses tonumuz, onunla nereden konuştuğumuz veya onunla hangi amaçla konuştuğumuz da çok önemlidir. Nitekim çocuklar bunları hemen fark ederler ve ona göre davranırlar.

    Çocuğumuzla kuracağımız iletişim daha anne karnındayken başlar ve devam eder. Nitekim bu dönemde atılan temellerin ileriki dönemlere de yansıması ve olumlu bir şekilde ilerleyerek gelişmesi ve büyümesini amaçlamaktayız.

    Öncelikle ve öncelikle çocukları koşulsuz olarak sevdiğimizi ve kabul ettiğimizi onlara hissettirmeliyiz. Çocuklar ancak bunu hissettiklerinde bir çiçek gibi büyüyüp gelişebiliyor ve kendi benlikleri ile ilgili olumlu algılar edinebiliyorlar. “Ben bu dünyada iyi ki varım. Ben sevilen ve değer verilen bir canlıyım. Ne olursa olsun beni seven yanımda olan bana rehberlik eden ve onlara güvenebileceğim ebeveynlerim var.” mesajını onlara taşımalıyız. Kendilerini ve hayattı olumlu anlamlandırabilmeleri için bu mesaj çok önemli. Bu mesajı vermeye nasıl ve ne zaman vereceğimizin sorusunun cevabı ise bebeğimizin taa anne karnındaki dönemine dayanıyor. Bebeğimiz daha henüz dünya gözlerini açmadan, minicikken hissetmeli güvenli bir yerde olduğunu ve sevildiğini. Bunu da onunla konuşarak, dokunarak, onunla eğlenceli vakit geçirerek yapabiliriz. Nasıl mı eğlenceli vakit geçireceğiz? Tabi ki bebeğimizin anne karnında iken ve hatta doğduktan bir süre sonraya kadar kendi benlik algısı gelişmemiştir. Kendisini anneden farklı bir canlı olarak algılayamaz. Bu zaman içerisinde oluşacaktır. Bu nedenle kendisini annesinin bir uzluvu ya da bir organı yani ona ait bir şeymiş gibi düşünür. Anne ile bütünleşmiştir. Bu nedenle annenin bu süreç içerisinde yediği, içtiği dışında hissettiği her şeyi de onunla paylaşır. Bu nedenle hamilelik döneminin rahat ve çok fazla strese maruz kalmadan geçirilmesi çok önemlidir. Annenin sağlıksız beslenmesi veya sağlıksız alışkanlıklarının olması nasıl bebeğin fiziksel gelişimini olumsuz etkileyebiliyorsa; aynı şekilde mutsuz olması, yoğun strese maruz bırakılması da bebeğin duygusal gelişimini olumsuz etkileyecektir. Bu önemli noktayı hem annelerin hem babaların ve yakın çevredekilerin unutmaması gerekir.

    Anne karnında olan bebeğimizle güzel ve eğlenceli vakit geçirmek için ise sık sık onunla konuşmalıyız. Bizim sesimizi duymalı ve tanımaya başlamalı. Onunla konuşan sadece biz olmamalıyız tabi ki.. Babalar, anneanne ve babaanneler, dedeler, dayılar, halalar…Çevremizde yakın hissettiğimiz kişilerin de onunla iletişime geçmesine izin vermeliyiz ve sık sık okşayarak onunla dokusal iletişime geçmeye çalışmalı, burada ve yanında olduğumuzu ona hissettirmeliyiz. Bol bol gülmek, sevdiğimiz aktiviteleri yapmak da bizi mutlu edeceği için bebeğimizin de bu mutluluğu paylaşmasını sağlayacaktır. Eğer seviyorsak, komedi filmi izlemek, müzik dinlemek, yüzmek, hamilelerin yapabileceği tarzda yoga çalışmaları, sevdiğimiz insanlarla görüşmek ve sohbet etmek, açık havada yürüyüş yapmak, pikniğe gitmek, güzel ve sevebileceğimiz bir kitabı okumak, dinlenmek onunla daha karnımızdayken güzel zaman geçirmemizi sağlayacaktır. Bunun dışında bedenimizde oluşan değişimleri de olumlu bir şekilde kabullenmemiz, onun gelişimi ve hayatımızda yapacağı değişimleri şimdiden kabulleneceğimizin bir göstergesi olabilir. Nitekim bebeğimiz doğduktan sonra zaten hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Anne-baba olma yolunda ne kadar bilinçli hareket etmeye çalışsak da ya da bu konuyla ilgili ne kadar kitap okuyup ne kadar eğitme gitsek de bazı şeyler eksik kalacaktır ve bebeğimizi elimize aldığımızda bütün bildiklerimizi unutabilir ya da hepsini birbirine karıştırabiliriz. Böyle zamanlarda panik yapmayın, sakin olun. Çünkü bu hepimizin başına geliyor ve bebeğimiz zaten bize yolu göstermek için buradadır. Anne-baba olmayı zaman zaman bize onlar öğreteceklerdir. Çaresiz hissetmektense bu deneyimi doya doya tadını çıkara çıkara yaşayın.

    Bebeğimizle anne karnındayken temelini attığımız doğru iletişim yöntemleri bebeğimiz doğduktan sonra da biraz farklılaşarak devam eder. Bu dönemde bebeğimizle kuracağımız iletişim onun ihtiyaçlarının tatminiyle ilişkilendirilmiştir.

  • Çocuklarda üst solunum yolu enfeksiyonları

    Çocukluk çağında en sık görülen enfeksiyonlar üst solunum yolu enfeksiyonlarıdır. Soğuk algınlığı, viral veya bakteriyel tonsillofarenjit, akut otitis media, akut rinosinüzit ve krup olmak üzere alt başlıklar altında incelenir.

    Soğuk Algınlığı / Nazofarenjit

    Boğaz ağrısı, öksürük, ateş, hapşırık, nasal konjesyon, burun akıntısı ve baş ağrısı ile karekterize kendi kendini sınırlayan bir klinik durumdur. En sık görülen etkenler rinoviruslar, RSV, parainfluenza virus ve coronavirus’ dur. Sıklıkla sonbahar ve kış aylarında görülür. 6 yaşın altındaki çocuklarda yılda 6-8 kez soğuk algınlığı görülebilir ve genellikle semptomların süresi 14 gündür. Daha büyük çocuklarda ise yılda 2-4 atak görülür, semptomların süresi 5-7 gündür.

    Akut Tonsillofarenjit

    Tonsillerin ve farenksin akut enfeksiyonudur. Tonsillofarenjitin en sık etkeni virüslerdir. Patojenlerin sıklığı çocuğun yaşına, mevsimsel özelliklere ve coğrafik alanlara bağlı olarak değişmektedir.
    Üç yaş altındaki çocuklarda sıklıkla viral tonsillofarenjit görülür. Olgularda birkaç gündür devam eden subfebril ateş, burun akıntısı, göz yaşarması gibi bulgular vardır.

    Çocuk ve adolesanlardaki bakteriyel tonsillofarenjitin en önemli etkeni Streptococcus pyogenes (Grup A streptococcus, GAS)’dir. Özellikle kış ve bahar dönemlerinde okul çağı çocuklarında görülür. Ani başlangıçlı boğaz ağrısı, tonsillerde eksudasyon, boyunda ağrılı lenf bezi büyümesi ve ateşle karekterizedir.

    Akut Otitis Media

    Akut otitis media (AOM) çocukluk çağının sık görülen enfeksiyonlarındandır. Bir yaşına kadar olan çocukların %60’ı en az bir, %20’si ise en az üç kez AOM atağı geçirirler. Sıklıkla 6-13 ay arasındaki bebeklerde görülür. AOM ataklarının yaklaşık %50’si geçirilmiş veya halen devam etmekte olan viral üst solunum yolu enfeksiyonu ile birliktedir.

    Klinik bulgular

    Klinik bulgular çocuğun yaşına göre değişir. Küçük çocuklarda huzursuzluk, ateş ve iştahsızlık gibi bulgular görülürken daha büyük yaşlarda kulak ağrısı ve ateş önemli bulgulardandır.

    Akut Rinosinüzit

    Akut sinüzit; bir veya daha fazla sayıdaki paranasal sinüslerin inflamasyonu olarak tanımlanır. Paranasal sinüs mukozası nasal mukosa ile birliktelik gösterdiği için sıklıkla akut rinosinüzit olarak adlandırılır.

    Klinik bulgular

    Viral rinosinüzitteki klinik bulgular viral üst solunum yolu enfeksiyonuna benzer bulgulardır. Sıklıkla öksürük, nasal semptomlar, ateş, baş ağrısı, yüzde ağrı, ağız kokusu ve boğaz ağrısı vardır. Bu bulgular genellikle 10 gün içinde düzelir. Eğer ki bu bulgular 10 günden daha uzun sürerse akut bakteriyel rinosinüzit düşünülür. Ateş genellikle yoktur veya düşük düzeydedir.

    Tanı

    Komplike olmayan akut bakteriyel rinosinüzitte tanı klinik bulgular ile konur. Sinüs grafisine gerek yoktur. Çünkü radyolojik olarak görülen mukozal kalınlaşma, hava-sıvı seviyesi ve opaklaşma viral üst solunum yolu enfeksiyonları sırasında da görülür. Bu görüntüler ile viral ve bakteriyel ayrımı yapılamaz. Bilgisayarlı tomografi veya manyetik rezonans rutin olarak önerilmez, ancak orbital ve/veya kranial komplikasyonların varlığında, tedaviye yanıt alınamadığında veya cerrahi düşünülen olgularda önerilir.

    Krup Sendromları

    Çocukluk çağında yaygın olarak görülen krup sendromları; akut larinjit, akut laringotrakeit, akut laringotrakeobronşit ve akut laringotrakeobronkopnömoni olmak üzere alt başlıklar altında incelenir. Sıklıkla larenjit ve laringotrakeit görülür. İnspiratuar stridor, ses kısıklığı ve havlar tarzında öksürük ile karekterizedir.

    Akut laringotrakeit

    Larinks ve trakeanın inflamasyonudur. Alt hava yollarına ait bulgu yoktur. Havlar tazında öksürük tipik bulgusudur.

    Akut laringotrakeobronşit

    İnflamasyonun alt hava yollarına ilerlemesi ile ortaya çıkar. Hastalarda hışıltı, ral, takipne vardır.

  • Okula Başlama Sürecinde Çocuklara Nasıl Yaklaşmalıyız?

    Okula Başlama Sürecinde Çocuklara Nasıl Yaklaşmalıyız?

    Okula başlama süreci kreş, anaokulu ve ilkokul dönemindeki çocuklarımız için oldukça önemli bir süreçtir ve daha fazla desteğe ihtiyaç duyarlar. Bu nedenle okula başlamadan önce kısa bir oryantasyon dönemi geçirmeleri bahsettiğim dönemdeki çocuklar için oldukça faydalı olan ve ihmal edilmemesi gereken bir süreçtir. Bu dönem 1-2 hafta sürebilir. Çocuğumuzun gideceği kreşe, anaokuluna ya da ilkokula karar verdikten sonra mümkünse onu da okula götürmeli ve gezdirmeliyiz. Hatta daha öncesinde okula ait çekebileceğimiz fotoğraflar varsa ya da broşür bunları yanımızda götürüp, gösterip onun ilgisini çekip merak uyandırabiliriz. “ Aaa bak bu okulda böyle bir bahçe varmış. Çocuklar orada çok eğlenceli oyunlar oynuyormuş. Hadi gel seninle oraya gidip bakalım gezelim. Ne dersin ? “ gibi heyecan ve merak uyandıran ifadeler çocuğumuzun ilgisini çekip isteklilik sağlayabilir. Uygun bir zaman diliminde de belirlediğimiz okul mümkünse anne-baba ile birlikte gidilip gezilirse, bahçesinde veya içeride birlikte oyun oynanırsa okulun güvenli ve eğlenceli bir yer olduğu imajı desteklenecektir. Kreş ve anaokulları için okul başlamadan önceki oryantasyon sürecinin bir bölümünde sık sık ve kısa aralıklarla okulda kalmak, mesela sadece oyun saatine katılmak gibi faydalı olacaktır. Oryantasyon dönemindeki okulda kalma süresi de aşamalı olarak arttırılmalıdır ve ne kadar süre okulda kalacağı, anne-babanın onu ne zaman almaya geleceği konusunda çocuğumuzu bilgilendirmek çocuk açısından rahatlatıcı olacaktır. Bu süreç içerisinde küçük yaş gruplarında ağlama, okula gitmek istememe, yemeği reddetme, altını ıslatma gibi problemlerle karşılaşabilirsiniz. Bu tarz durumlarda çocuğumuzla onun kaygılı olduğu durumu paylaşıp sabırlı davranarak desteklememiz çok önemlidir. Onun kaygılı bu durumuna biz de daha kaygılı yaklaşırsak, onun kaygısını arttırmış oluruz. Onun bu kaygısını anlamalı ve baş edebilmesini sağlayacak şekilde desteklemeliyiz. Kendi yaşadığımız deneyimleri de onun anlayabileceği şekilde onunla paylaşmamız rahatlatıcı olacaktır. Mesela . “Ben de ilk okula başlarken çok heyecanlanmıştım. Birkaç gün alışamadım ama daha sonra okulun eğlenceli bir yer olduğu keşfettim.”  gibi kendi deneyimlerimizi içeren ve olumlayan cümlelerimiz , onunla kendi duygularımızı paylaşmamız onu cesaretlendirebilir . Eğer yine de bunlarla baş etmekte zorlanıyorsak uzman desteği almak faydalı olacaktır. Çünkü unutmamalıyız ki anne-baba olarak bizler çocuğumuzun her şeyi olamayız.

    Kreş ve anaokulu dönemine yeni başlayan çocuklarımız için evde kendisiyle oynayabileceğimiz kısa sürekli bir okul oyunu da alışma süreci içerisinde fayda sağlayabilir. Evde bir masa, sandalye ve oyuncakları kullanarak oluşturabileceğimiz bu oyun okulda neler yapıldığı ile  alıştırma yapmak ve okul kurallarını benimsemesi açısından faydalı olabilir. Ancak küçük yaş gruplarının kurallı oyunlardan daha çok yönlendirilmemiş oyunlar kurmaya ve kendi duygularını ifade edebilmeye ihtiyaçları olduğu unutulmamalı ve aşırı, gereksiz kurallardan kaçınılarak, kurallı oyun süresi daha kısa tutulmalıdır. Daha çok kendisini ifade edebilmesi desteklenmelidir.

    İlkokul başlayan çocuklarımız için de gideceği okulun önceden gezilmesi ve bahçesinde oyun oynanması faydalı olacaktır. Okulda neler yapacağı ile ilgili bilgi vermek ve kendi okul deneyimlerimizi zaman zaman paylaşmak yararlı olabilir. Yine okulun ilk günü onu bahçede bekleyeceğimizi ama bunun sadece bu günlük olduğunu söyleyebiliriz.

    Çocuklarımızı okuldan aldıktan sonra mutlaka okulda neler olduğunu merak ettiğimizi belirtmeli ve onun okulda neler yaptığını, neler yaşadığını ve neler hissettiğini anlatmasına teşvik edici yaratıcı sorular sorabilmeliyiz. “ Bugün okul nasıl geçti?” sorusunun cevabı sadece iyi veya kötü olabileceği gibi daha fazla konuşmaya olanak sağlamayabilir. Bu nedenle daha yaratıcı sorularla ilgi ve alakamızı belli etmeliyiz. Bunun yanı sıra soru sormaya onun duygularından başlamak aslında en çok onun duygularını önemsediğimiz mesajını verebilir. Muhakkak okulda ne gibi aktiviteler yaptığını merak ediyoruz ama asıl olarak onun mutlu olduğu, kızdığı, üzüldüğü şeyleri ifade etmesine olanak sağlamak onun bizimle paylaşımlarını da arttıracaktır. Mesela bugün okulda seni en mutlu eden şey ne oldu? Ya da bu gün seni kızdıran bir olay oldu mu? Gibi öncelikle onun duyguları ifade etmesine teşvik eden daha sonra neler yaşadığı ve yaptıklarını anlatabileceği konuşmayı devam ettiren sorular daha faydalı olacaktır. Tabi bunun yanı sıra çocuğu okuldan alıralmaz soru bombardımanına tutmak da rahatsız edici olabilir ve çocuğun üff yeter demesine neden olabilir. Bu konuşmanın soru cevap şeklinde geçmesindense muhabbete dönüşmesi daha eğlenceli olacaktır. Bunun için biz de ona günümüzün nasıl geçirdiğini anlatmalı ve onun da bizi soru sormasına izin vermeliyiz. “Ben de bugün kendimi çok mutlu hissettim. “ Şöyle bir şey yaşadım gibi ya da yaşadığımız komik ya da yorucu anlardan örnekler de verebiliriz. Stresli bir durumla nasıl baş ettiğimizi ifade ederek ona model olabiliriz. Tabi bu stresli durumlarla baş etme şeklimize zaman zaman çocukların bizzat şahit olabildiğini de unutmayarak. Çünkü biz ne söylersek söyleyelim onun kendi gözlemlerinin apayrı bir değeri ve önemi vardır.

  • Vitaminler ve eser elementle

    Vitaminler, vücutta metabolik olayların normal bir şekilde meydana gelmesi ve sağlıklı durumun sürdürülmesi için gerekli olan, D vitamini haricinde vücutta sentez edilemeyen veya yetersiz sentezlenen, gıdalarla veya güneşle dışardan alınması gereken maddelerdir.

    Vitamin Eksikliği

    Vitaminlerin keşfinden itibaren vitamin eksikliği bildirilmektedir. Ciddi eksiklik durumlarında bir takım klinik sendromlar tanımlanmıştır ve bunlar genellikle kötü diyetle ilişkilendirilmiştir. Özellikle batı tarzı beslenme, yaşlılık, alkol tüketimi, malabsorbsiyon, güneşe az çıkma, gastrik operasyonlar veya metabolik hastalıklarda vitamin eksiklikleri daha sık görülmektedir.

    Vitamin A

    Total vitamin A, retinol ve Beta karotenlerden oluşur. Retinol sadece hayvansal ürünlerde bulunurken karotenoidler sebze ve meyvelerde bulunur.
    Vitamin A, özellikle göz sağlığı için çok önemlidir. Görme ile ilgili diğer önemi gözün selüler diferansiasyonudur. Konjonktiva ve retina hücreleri için retinoik asit çok önemlidir. Antioksidan özellikleri nedeni ile kanser riskini azaltıcı özellikleri de bulunmaktadır.

    Eksikliği

    Gelişmiş ülkelerde vitamin A eksikliği çok nadirdir. Ancak halen daha tüm dünyada 3. en sık görülen nutrisyonel eksikliktir. Her yıl yaklaşık 500.000 okul öncesi çocuk kör olmakta ve çoğu ölmekte. Eksikliğin endemik olduğu bölgelerde rutin A vitamini verilmesi ile çocukluk çağı mortalitesinde %5-15 oranında azalmaya neden olacağı tahmin edilmektedir.
    Vitamin A eksikliği aynı zamanda malabsorsiyon, kistik fibrozis, çölyak hastalığı, kolestatik karaciğer hastalığı, Crohn hastalığı ve pankreatik yetmezliği olan hastalarda daha sık görülmektedir.
    Vitamin A eksikliği tanısı klinik bulgulara göre konur ancak laboratuar ile de desteklenebilir. Serum retinol seviyesi 20 microgram/dl altında ise eksikliği gösterir.

    Vitamin D

    Yağda eriyen vitaminlerden olan D vitamininde asıl kaynak dermal sentezdir. Diyetle alınan ve deriden sentezlenen D vitamini biyolojik olarak inaktiftir ve karaciğerde enzimatik reaksiyon ile 25 OH vit D’ ye dönüşür ve bu form sirkülasyondaki D vitaminin majör formudur.

    Vitamin D’ nin temel fonksiyonu kalsiyum ve fosfor metabolizmasını sağlamak ve kemik sağlığını idame ettirmektir.

    Profilaksi – Koruyucu

    Amerikan Pediatri Akademisi yalnızca anne sütü ile beslenen tüm bebeklere 400 IU/gün D vitamini önermektedir. RDA’ya göre 1-18 yaş arası tüm bireylere 600 IU/gün D vitamini profilaksisi önermektedir. Bu doz ile çocuk riketsten korunur, ve 25 (OH)D düzeyi > 20 ng/ml olması sağlanır.

    ESER ELEMENTLER

    Eser elementler vücut ağırlığının 0.01’nden daha azını oluşturmasına rağmen sağlıklı büyüme ve gelişme için gereklidirler. Eksikliği en sık görülen eser elementler demir, çinko ve iyottur.

    Çinko

    Çinko esansiyel bir eser elementtir. Çinko alımı genellikle protein alımı ile koreledir. Tüm dünyada nutrisyonel eksikliğe bağlı ölümün önemli bileşenlerindendir.
    İçlerinde karbonik anhidraz, alkalen fosfataz ve karboksipeptidaz bulunan 70’den fazla enzim sisteminde kofaktör rol oynayan esansiyel bir eser elementtir. Bu enzimlerin aktivasyonu ile nükleoprotein regülasyonu, doku onarımı, yara iyileşmesi, karbonhidrat toleransı, büyüme ve testiküler hormon sentezi gerçekleşir. Aynı zamanda bağışıklık sistemi için de çok önemlidir.

    Eksikliği

    Çinko eksikliği özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki çocuk ve adolesanlarda önemli bir sorundur. Çinko eksikliği, ilk kez Mısır ve İran’da tanımlanmış. Etkilenmiş bireylerde büyüme geriliği, hipogonadizm, apati ve letarji bildirilmiştir. Anne sütü alan bebeklerde annede çinko eksikliği olmadığı taktirde eksiklik görülmez.

    Hafif eksiklik durumunda; bağışıklık sisteminde baskılanma, tat ve koku alımında azalma, gece körlüğü görülür. Ciddi eksiklikte; bağışıklık sisteminde ciddi baskılanma, sık enfeksiyon, egzema, ishal ve saç dökülmesi görülür.

  • Ebeveynlik Stilleri

    Ebeveynlik Stilleri

    Bir çocuk için annesi ve babası dünyayı temsil eder. Çocuk, annesi ve babası nasıl davranıyorsa, dünyadaki herkesin de aynı şekilde davranacağını düşünür. Kendi dünyasındaki kendisinin de. Yani; çocuğun dünyaya ve kendisine ilişkin algısı, anne-babasının ona olan davranışlarına göre şekillenir. Anne-babanın çocuğa olan davranışlarıyla çocuğun benlik algısının ve benlik saygısı oluşmaya başlıyor. Çocuk “ben değerliyim” ya da “ben değersizimi” hissederek bu algıyı oluşturabiliyor. Ya da “ben çok değersizim” veya “ben o kadar değerliyim ki başka hiçbir şey ya da hiç kimse bundan daha değerli olamaz” gibi algılar…Tabi bunların dışında başka algılamalar da geliştirebiliyor. Ben değerliyim çünkü annem-babam bana değerimi ………..şekilde anlatır. Çocuğun algısında işte bu nokta noktalar çok önemlidir. Bu noktalar onun kendisini değerli olduğunu nasıl hissettiğine ve ona değer veren insanları nasıl algıladığına ilişkin bilgiler verir bize. Ebeveynler çocuklarına verdikleri değerleri nasıl ifade ederler? Maddi ya da manevi değerin karşılığı nedir? Çocuklarımıza değer verdiğimizi onlara hediyeler alıp, onları gezdirerek veya her istediklerini yaparak mı ifade ederiz? Yoksa onlara dokunarak, öperek koklayarak mı? Ya da onunla zaman geçirerek mi? Veya onun ihtiyaçlarını karşılamak mı bizim için önemlidir? Ona verdiğimiz değeri sözcüklerimizle mi yoksa davranışlarımızla mı gösteririz. Ona verdiğimiz değeri vücut dilimizle nasıl ifade ederiz? Ona verdiğimiz değerin karşılığı ödül ve cezalar mıdır yoksa? Peki o bizim ona verdiğimiz değeri nasıl anlar ve yorumlar. Biz gerçekte vermek istediğimiz mesajı ona doğru iletebilir miyiz? Bu soruların her biri ayrı ayrı o kadar önemli ki…Bütün bunlar ve çocuğumuzla bu şekilde kurduğumuz ilişkiler aslında bizim ebeveyn olma stilimizi yansıtıyor.

    Ebeveynlik becerilerinin bir kısmı genetik olmakla birlikte bir kısmı da toplumsal değerler, ihtiyaçlar ve ebeveynlerin kişilik özellikleri ile şekillenir. Ebeveynlerin inanç sistemi de ebeveynlik davranışlarını şekillendirerek çocuğun davranışsal ve duygusal gelişimini etkilemekte, bunun yanı sıra çocuğun inanç sistemini de oluşturmaktadır.  Gelişim psikolojisinde ebeveynlik tarzları genel olarak 4 başlık altında toplanır:

    1) Otoriter  Ebeveynlik Stili: Bu tür ebeveynlik stilinde çocuğun katı kuralları takip etmesi ve uyması beklenir. Kurallara uygum göstermeme durumunda sonuç cezadır. Ebeveyn kuralların konulma sebeplerini çocuğuna aktarmada güçlük yaşayabilir. Genellikle “Ben öyle istediğim için, Annen /Baban olduğum için “ türü kısıtlı açıklamada bulunur. Çocuğun, ebeveynin taleplerini sorgulamadan uygulamasını ister. Tehditkardır. Çocuk kendisinden uyulması istenen kurallara uyar ancak bunu cezadan veya başına gelebilecek olumsuz durumlardan kaçınmak için korkuyla ve kaygıyla yapar. Cezala fiziksel veya duygusal türden olabilir. İstismar boyutuna da ulaşabilir. Bu tür çocukların özgüvenin düşük olduğu, daha bağımlı ve benlik saygısının daha düşük olduğu görülebilir.

    2) Demokratik Ebeveynlik Stili: Demokratik ebeveynde çocuğunun uyması gereken kuralları belirler. Ancak otoriter ebeveynden farklı olarak  çocuğuna kuralların ne işe yaradığını anlatır, gerektiğinde çocuğu ile ortak bir anlaşma yaparak bu kuralları oluşturur ve gereksiz, mantıksız kurallar koymaz. Çocuğunun ihtiyaçlarına yönelik hassas ve duyarlıdır. Çocuğundan beklentileri, çocuğun gelişimine ve yapısına daha uygundur. Çocuğun beklentileri karşılayamadığı durumlarda cezalandırıcı tutum yerine daha çok anlamaya çalışır ve çözüm arayışındadır. Çocuklarının hayatına müdahale etmekten çok, çocuklarını yönlendirmeyi tercih eder, destekleyici davranır. Demokratik ebeveyn tarzı ile yetişen çocukların, sorumluluk sahibi, duygularını yönetebilen, daha sabırlı ve anlayışlı, öz güvenli ve benlik saygılarının yüksek olduğu görülebilir.

    3)İhmalkar Ebeveynlik Stili: İhmalkar ebeveynler çocuklarının ihtiyaçlarını göz ardı eder. Fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarını fark etmez ve ihmal ederler.  Bu ebeveynlik stilindeki ebeveynler, çocuklarından beklentileri düşük ve çocukları ile iletişimleri zayıftır. Bu tür ebeveyne sahip çocukların öz kontrolleri düşük olan, düşük öz güvene sahip olduğu görülebilir.

    4)İzin Verici Ebeveynlik Stili: İzin verici ebeveynlik stilindeki ebeveynlerin çocuklarından sorumluluk beklentileri çok düşüktür aynı zamanda kendilerini de bir ebeveyn olarak yeterli görmeyebilirler. Bu nedenle çocuklarına kural koymamayı tercih ederler. Çocuklarına yönelik duyarlıdır ancak iletişimleri ve ilişkileri bir ebeveynden çok arkadaş gibidir. Sınır koymakta zorlanan bu tarz ebeveynlik stilinde çocuklar belirli sınırları olmadığı için kendilerini güvende hissetmezler. Aynı zamanda kuralların olduğu ve otoritenin bulunduğu ortamlarda da güçlük çekebilmektedirler. Bu nedenle sıklıkla okul uyum sorunları yaşamaktadırlar.

    Çocuk dönemindeki ebeveynlerimizin sahip olduğu ebeveynlik stili ile bize olan davranışlarının şu anki kişiliğimize oldukça önemli etkileri vardır. Ebeveynlik stilimiz dışında çocuğumuzla kurduğumuz ilişkinin işlevsel ve duygusal bir ilişki olması da çok önem taşır.