Blog

  • Oyuncaklar ve çocuk gelişimi

    Oyuncaklar ve çocuk gelişimi

    Birçok anne baba çocuklarını yaşama nasıl hazırlayacaklarının kaygısını yaşarlar. Günümüzdeki medya ve teknoloji olanakları bu olayı güçleştirmektedir.Çocuğumu nasıl eğitebilirim?, hangi aktiviteleri ona sunmam gerekiyor?, nasıl oyuncaklar almalıyım? gibi sorularla günlük olarak karşılaşmaktayız. Beynin gelişimini araştıranların dile getirdiği çocukların beyinleri şekillendirilebilir ve her zaman bilgiye açıktır. Eğer küçük yaşta buna yönelik eğitimler verilebilirse ileriki yaşlarda büyük bir hazineye sahip olacaklardır. Araştırmacılara göre insan beyni yeni bilgileri eskileriyle bağlantı kurarak daha kolay öğrenir.Örneğin; çocuklar kaba motor hareketler geliştikten sonra ince motor hareketleri yapabilirler. Bu nedenle önemli olan çocukların yaşlarına göre uğraşlarının ve oyuncaklarının seçilmesidir. Böylece dünyayı daha iyi öğrenirler ve zekaları güçlenir.

    Çocuklar inanılmaz derecede meraklıdırlar. Bu merakları erişkinler tarafından olumlu karşılanırsa ,olumlu duygulara sahip bir çocuk erişkin hayatında da araştırmacı ruha sahip olur. Bu onlarda genetik olarak programlanmıştır. Çocuğun araştırmacı ruhu erişkinler tarafından engellenirse çocuk yaşantıyı sıkıcı, başarısız ve mutsuz olarak algılar.

    Peki çocuklarımız için uygun olan nedir?

    Birçok erişkin çocuğun şu andaki durumunu değil, geleceğini düşünür. Ama önemli olan çocuğun doğasında olan özellikleri ile algılamaktır. Çocukların hepsi birer ufak araştırmacıdır. Anne babalar biraz geri çekilip çocuklarının neler yapabileceklerini zevkle gözlemlemelidirler.

    Oyuncaklar bu araştırmacı miniklere sosyal, ruhsal ve fiziksel gelişimlerinde yardımcı olacak araçlardır. Bu araçların ebeveynler tarafından yaşlarına uygun bir şekilde belirlenmeleri gerekmektedir.

    Çocuğum ne zaman, hangi oyuncağa ihtiyaç duyar?

    6ay-12ay arası

    Dokunma kitapları, toplar, plastik bardaklar, kutular, bezden zarlar, ses çıkaran hayvanlar

    12-18ay

    İlk puzzlelar, ahşap arabalar, resimli kitaplar, toplar

    18-24ay

    Küçük kutular, puzzlelar, ksilofon, kil yuğurma, soyup giydirebileceği bebekler

    2-3 yaş

    Resimli ktaplar, Legolar, kil hamuru, kalın boya kalemleri, çocuk işçi malzemeleri

    3-4yaş

    Boyama kitapları, ilk beraber oyunlar- eşini bul gibi-, oyuncak mutfak, kuklalar,

    Oyuncak alınırken çocuğun yaşına ve becerilerine uygun olanı seçmek gereklidir. Çok fazla oyuncak alınmamalıdır. Çocuk oynamak için en fazla 3 tane alternatife ihtiyaç duyar. Bundan fazlası çocukta isteksizliğe yol açar.

    Oyun ve oyuncak çocukların gelişimine nasıl etki eder?

    1-Güven: Daha ilk aylarında bebek kendisine gülen, onunla oynayan annesine gülümser. Eğer bu dönemde ebevynler bebeklerinin verdikleri sinyallere doğru karşılık verebilirlerse bebekleri ile kendi aralarında ilk güven ortamını sağlamış olurlar. Ben bu dünyada etkili birisiyim duygusu ,ile birlikte özgüvenin ilk tohumları atılmış olur. Raht ve mutlu bir bebek dünyaya açık olur ve bir sonraki yetileri öğrenmeye açık olur.

    2-Heyecan: Çocuklar kendilerini meşgul edecek, ilginç oyunlar isterler. Hayvanat bahçesinde, yüzme havuzunda, veya oyun alanlarında yenilikler keşfederler.Bu onlara aşırı bir heyecan verir. Burada önemli olan isteğin çocuktan gelmesidir. Çocuğa devamlı yeni önerilerde bulunmak doğru değildir. Çünkü çocuk bununla ilgili olaral strese girer ve öğrenme heyecanı kalmaz.

    3-Aktivite: Çocuklar kendi hayatlarına kendileri yön vermek isterler. Önemli olan çocuğa bazı aktivitelere katılma izni vermek, bu konuda desteklemek, ve sorunlarını kendileri çözmelerine yardımcı olmak gereklidir. Yani yağmurda dışarıda oynamak, solucanları gözlemlemek, resim yapmak, veya kumdan kaleler yapmak onların hakkıdır. Aktif çocuklar etkili olduklarını düşünürler ve bu onları güçlü yapar.

    4-Sorumluluk: Oynamak, gülmek, ağlamak, kavga etmek , sorumluluk almak , duygularını göstermek gelişim psikolojisi açısından önemli bir yetidir. Bu nedenle yaşam deneyimleri kitaptan okunan bilgilerden çok daha önemlidir. Duygusal zekası gelişen bireyler düşünmeyi ve duyguları bir araya getirebilirler ve öğrenme hevesi gösterirler.

    Çocuğun tüm oyun dönemlerinde anne ve babası ile huzurlu ve mutlu bir ortamı paylaşması çok önemlidir. Bu arada çocukların alışkanlıklara ihtiyaçları olduğu unutulmamalıdır.Örneğin her gece yatmadan önce kitap okunması gibi.

  • Geçmişimizi Geride Bırakmak

    Geçmişimizi Geride Bırakmak

    Geçmişimizden kurtulmak, bir ölümü, boşanmayı veya bir kaybı ele almak, geçmiş hatalarımızla yüzleşmek ve onlara hoşça kal diyerek hayatımıza devam etmeyi içeriyor.

    Bağımlılık yaratan bir ilişkiyi bitirmek de olsa, bir ölümün arkasından tuttuğumuz yas da, geçmişimizden kurtulmak aslında yapması en zor şeylerden biri olabilir. Örneğin, yaşadığımız bir sorunlu ilişkiyi bitirsek ve kendi iyiliğimiz için o kişiden uzaklaşmış olsak bile, gerçek anlamda “hoşça kal” diyebilme konusunda hala sıkıntılar yaşıyor olabiliriz.

    Geçmişten kurtulmak çok kolay olmasa da, onu geride bırakmanın ve artık ilerlemenin bazı pratik yöntemleri vardır. Yine de, tamamen kurtulma aşamasına girmeden ve geçmişimize hoşça kal demeden önce, hatıralarımız ve anılarımızla yüzleşip onları bir kez daha yaşamamız doğru olacaktır. Eğer bize sıkıntı yaratan şey yaptığımız hatalar ise, mutlaka bu davranışlarımız için sorumluluk almamız gerekecektir.

    İşte geçmişimizi sağlıklı bir şekilde geride bırakmanın 6 adımı:
     

    1. Geçmişe ait düşüncelerimizi ve hatıralarımızı yazalım, anlatalım, çizelim, boyayalım veya herhangi uygun bir şekilde ifade edelim. Geçmişi sağlıklı bir şekilde geride bırakabilmek için mutlaka bu anıların saygıyla uğurlanması gerekir.
    2. Bize acı veren geçmiş deneyimlerimizin bizde yarattığı duyguları ve hisleri olduğu gibi yaşayalım. Bunu yaparken büyük ihtimalle kendimizi rezil bir halde hissedeceğiz ve hatta belki salya sümük ağlayacağız. Ancak fırtına dindiğinde, kendimizi rahat ve huzurlu hissedeceğiz.
    3. Eğer mümkünse, bu tatsız deneyimleri yaşadığımız kişilerle tekrar konuşalım. Geçmişimizden kurtulmak zaten bir nevi geriye dönmektir.
    4. Hissettiklerimizi paylaşalım ve eğer uygunsa içimizde kalanları itiraf edelim. Geçmişten kurtulmanın önemli noktalarından biri, duygularımızı doğru bir şekilde ifade edebilmemizdir. Eğer yaptığımız yanlışları ele alıyorsak ve başkalarına attığımız suçlamalar varsa, gerekli utanç ve suçluluk duygusu ile yüzleşelim ve onlara sahip çıkalım.
    5. Eğer gerekiyorsa, özür dileyelim ve affedilmeyi isteyelim. Geçmişten kurtulmak bir yerde, savunmasız kalmayı becerebilmek anlamına gelir.
    6. Kontrolümüz dışında bir aşırı yemek, aşırı içki veya başka şekillerde kendimize zarar verme eğilimimiz varsa, bu konuda yardım alalım. Geçmişimizden kurtulmak için artık gururumuzu bırakmamız gerekir.

    Boşandığımız bir eşimiz, yaşamını yitiren bir çocuğumuz, aramızın açıldığı bir kardeşimiz, veya uyuttuğumuz bir hayvanımız bile olsa, sevdiklerimizi geçmişte bırakmak kolay değildir. Ancak her ne kadar geçmişimizden kurtulmak bu yüzden yüksek miktarlarda uğraş ve enerji gerektirse de, kararlı olduğumuzda kuvvetimiz ve cesaretimiz devreye girerek bize gerekli desteği sağlayacaktır. Bunu başardığımızda ise, sadece hayatta kalmaya devam etmeyip, aynı zamanda daha erdemli, huzurlu ve kendimizden emin bir yaşam elde etmiş olacağız.

    Geçmişimizden kurtulmak tam olarak nedir?

    Geçmişimizden kurtulmak, onu hiç bir şekilde değiştirme şansımızın olmadığını kabul etmektir. Zamanında elimizden gelenin en iyisini yaptık. Yanlışlarımızla yüzleşirken, hatırlayalım ki o anda elimizden geldiğince iyi niyetli, sevecen ve doğru davranmaya çalıştık. Eğer bir şekilde geçmişe dönebilseydik, inanın o anda yaptığımızdan daha farklı bir şey yapamazdık, çünkü o anki bilinç boyutumuz ancak o şekilde davranmaya müsaitti. Bir kere olan oldu. Artık onu geride bırakma zamanı geldi.

    Geçmişimizden kurtulmak, düşüncelerimizin farkında olmaktır. Kendimizi geçmiş olaylar veya kaybettiğimiz kişilerle ilgili takılmış düşünceler içinde bulduğumuzda, kendimizi fazla hırpalamadan düşüncelerimizi şimdiki ana döndürebiliriz. Bağımlılık yapıcı bir ilişki de olsa, kaybettiğimiz bir evlat da, şimdi bu takıntılarımızdan kurtulma zamanı.

    Geçmişimizden kurtulmak, zamanın doğasına güvenmektir. İyileşeceğiz ve devam edeceğiz. Geçmişi geride bıraktığımızda, yaralarımız zaman içinde kapanacak ve ardından sadece küçük bir iz kalacak.

    Geçmişimizden kurtulmak, yaşamımıza yeni insanlar katmaktır. İlle de yepyeni insanlarla tanışmamız gerekmiyor. İş ortamından bir tanıdığımızla sohbetimizi ilerletebilir, apartmanımızdaki bir komşumuzu kahveye davet edebiliriz. Eğer hatalarımızla yüzleşmemiz hakkında konuşabilirsek, kendi yaşamımızda da bu yüzleşmeyi daha kolay bir hale gelebiliriz.

    Geçmişimizden kurtulmak, daha dengeli paylaşımlarda bulunmaktır. Kendimizi açmak ve bizi üzen, bize acı veren şeyleri anlatmak önemli olduğu kadar, başkalarına da ilgi göstermek ve onların hikayelerini de dinlemek önemlidir. Geçmişi geride bırakmak için bazen kendimizi de geri plana almamız gerekebilir.

    Geçmişimizden kurtulmak, yeni arayışlardır. Yeni kurslara yazılıp bir hobimizi ilerletebilir veya yeni ve keyif verecek uğraşları hayatımıza sokabiliriz.

    Geçmişimizden kurtulmak, zamanımızı gönüllü olarak vermektir.Geçmiş yaşantımıza hoşça kal diyebilmek için etrafımızda yüzlerce ilginç fırsat bizi bekliyor. Gönüllü çalışmanın, sosyal derneklere destekte bulunmanın, yardıma ihtiyacı olan insanlarla ilgilenmenin geçmişi geride bırakmamız konusunda bize çok büyük katkısı olacaktır.

  • Zaman ve zamane çocuklarımız

    Zaman ve zamane çocuklarımız

    Çocukları ve saatleri her zaman kurmamak gerekir.Bazen kendi hallerine bırakmak gerekli diyen şair ve pedagog Jean Paul 200 yıl önce sanki günümüzden haber verir gibiydi.Günümüzdeki çocuklar randevularla ve sorumluluklarla zincirlenmiş şekilde yaşamaktalar.Öğleden sonra okul sonrasında konulan etüt saatleri hafta sonları kurslar hep bir açığı kapatmaya yönelik çocukların zamanlarını büyük ölçüde kapsamakta.Bir çok çocuğun randevu defteri tamamiyle bu tür etkinliklerle doldurulmuş.

    Her çocuk fantezileri için oyun için planlanmamış zamana ihtiyaç duyar.Yıllar önce Down Shifting denilen kendine kendine yavaşlatma tamını Amerikalı araştırmacılar yaşama geçirmişlerdi.Onlara göre bir kişiden devamlı beklentiniz olursa her zamankinden daha az başarıya ulaşır çünkü kendi kaynaklarını ve gücünü ekonomik olarak kullanamaz.Günümüzdeki bilinç tamamen değişmiştir.Burn-out sendromları veya strese bağlı mide ağrıları başarının bir parçası olarak görülmemektedir.Günümüzde başarılı insan kendi güçlerine dikkatli kullanma yetisine sahip kişi olarak tanımlanmaktadır.

    Erişkinler için geçerli olan çocuklar için de geçerlidir.Bir çok çocuğun migren hastası olması veya mide ağrısı çekmesi nedensiz değildir.Bu tür semptomlar vücudun ve ruhun yardım çağrıları olabilir:Daha fazla sakinliğe ihtiyacım var.Biz ebeveynlere düşen görev çocuklarımıza gerekli sakinliği,huzuru ve rahatlamayı sunabilmektir ve bunu başarmak için hayatta gerekli teknikleri onlara öğretmektir.Gerçekçi yapılan bir zaman yönetimi günlük yaşamda rahatlama ve huzur dönemlerini içerir.

    Öncelikler Nerede?

    Yetişkinlerde olduğu gibi çocuklarda da önceliklerin nerede olduğunu bulmak gerekir.Okulun yanı sıra ne önemli? Keman dersi mi ? Ananeyi ziyaret mi? Yoksa futbol mu? Çocuğun yanınıza oturun ve çocuğunuzun zamanını geçirdiği tüm aktiviteleri alt alta yazın daha sonra bunları önemlilik sırasına göre sıralayın.En önemlisi en başa gelir ve önemsizler daha sonra sıralanır.Bu sıralamada sadece sizin değil çocuğunuzun da bakış açısına önem verin.Neyi severek yapar? Ne onun için önemlidir? Bazen fikir ayrılıkları olabilir.

    Yukarda ki listede yer alan aktiviteler çocuğunuzun günlük yaşantısında önemli yer tutar.Bu nedenle bu aktiviteler için bir zaman ayarlamanız gerekmektedir.En sona sıralanan aktiviteler ve dikkat etmek gerekir.Bunlardan hangileri azaltılabilir,hangileri iptal etmemiz gerekli? Cesaretli olun ve listeden gereksiz her şeyi silin.Tabi burada çocuğunuzun yapısı çok önemli kıpır kıpır yerinde duramayan hareketli bir çocuk mu? Dışarıdan uyarımlara fazla ihtiyacı olan bir çocuk mu? Yoksa sakin,içine kapanık bir çocuk mu? Eğer hareketli,meraklı bir çocuk ise daha çok sakin aktivitelere ihtiyacı vardır.Siz çocuğunuzu en iyi tanıyan kişisiniz ve neye ihtiyacı olduğunu,neyin ona zarar verebileceğini bilebilirsiniz.

    Çocuğunuzun randevu defterinde boşluklar keşfedebildiniz mi? Harika! Böylece çocuğunuza çok önemli bir hediye verdiniz:Kendisi için zaman.

    Günlük Yaşantının İdaresi

    Çocuğunuz hayaller dünyasında yaşayan yavaş bir çocuk mu? Bu tür çocuklar anne babalarını çok sinirlendirebilirler çünkü verilen ödevleri hemen başaramazlar.Bir işe başlarlar sonra biraz hayal dünyasına dalarlar ve daha sonra yeniden başka bir şeye başlarlar.Ana okulunda şapkalarını,eldivenlerini,terliklerini kaybederler ve saatlerce onları ararlar.Diğer çocuklar çantaları ellerinde anne babalarını beklerlerken siz o çocukları kıskanırsınız.Kendi çocuğunuz dışarı fırlar ve kaybettiklerini bulmaya çalışır.Ana okulunda dağınık profesör olarak yaşayan çocuğunuz beklide herkesin sevdiği bir bireydir.Belki ana okulunda çok fazla ciddiye alınmayan bu durum okulda sorun haline gelebilir.

    Okul Çocuğu İçin Zaman Yönetimi

    Yukarıda anlatılan tipteki çocuklar zaman kavramı ile gerçekçi bir şekilde başa çıkamazlar.Ev ödevleri saatlerce sürer çünkü arada ya karınları acıkır ya da tuvalete gitmeleri gerekir.Kalemin ucunu açmak gereklidir sonra telefon çalar tabi ki tüm dikkat dağılır.Yazı yazmak yerine lego evleri yapmak veya bir kitabın sayfalarını çevirmek daha ilginçtir.İki saat sonunda ev ödevleri hala bitmemiştir ve çocuk doğal olarak sıkıntıya girer çünkü daha yapması gereken çok fazla ödev vardır.Oyun için gerekli olan boş zaman yan etkinliklerle harcanmıştır.Böyle bir çocuğun ebeveyninin yardımına ihtiyacı vardır.

    Çocuğunuzun ev ödevlerini ciddiye alın.Ona önemli bir şey yaptığı ve ona güvendiğiniz hissini verin.Eğer ev ödevlerini sıkıcı,gereksiz etkinlikler olduğu hissini verirsek çocuk nasıl ciddiye alabilir.Kendi işinde önemli olduğunu hisseden kişi ancak güçlerini o iş için kullanır.Çocuklarda durum erişkinlerdekiyle aynıdır.
    Önceden ev ödevleri için hazırlık yapın defterler hazır masada olmalı,kalemlerin uçları açık olmalı ve ödeve başlamadan önce çocuk ne yapması gerektiğini bilmelidir.Ödevini anlamayan bir çocuk devamlı anne veya babasına koşup soru sorar bu da çocuğun ve ailenin hem zamanını hem de gücünü çalar.
    Çocuğunuza dikkatini toplayabilmesi için yardımcı olun.Çocuğun ders çalıştığı çalışma atmosferi az uyaranın olduğu huzurlu bir ortam olmalıdır.Çocuğunuz sabahtan akşama kadar dışarıda bir çok uyaranın etkisi altındadır.Bu yüzden ders çalışırken sakinlik önemli bir dinlendirici unsurdur.Küçük kardeşler ödev zamanlarında abilerin,ablaların odasına giremezler ve diğer kişiler ders çalışan çocukla değil sadece anne ile konuşabilirler.Televizyon kapalı olmalıdır ve telefon görüşmeleri daha ileriki bir zamana aktarılmalıdır.Eğer çocuk dış ilişkilerin ileriki zamana ötelendiğini fark ederse her şeyi kaçırıyorum hissine kapılmazlar.
    İlk zamanlarda gerekirse ödevler bitene kadar çocuğunuzun yanında kalın,sosyal denetim mekanizması bazen harikalar yaratabilir.Sadece odada bulunup örgü örseniz veya bir makale okusanız bile çocuğunuzun dikkatini toplamasına yardımcı olursunuz.Bu arada çocuğun dikkati dağıtma isteklerini kulak asamamanız gerekmektedir.”Anne şimdi televizyonda çok güzel bir film var.” Hiç cevap vermeyin ödevler bittikten sonra televizyon programı tekrar tartışılabilir.Çocuğunuzun belirli bir çalışma disiplinini benimsediğine inandığınız zaman kendinizi bu işlevden ayırabilirsiniz.
    Çocuğunuzu belirli bir düzende olması için destekleyin.Bir çok kullanılmış kağıt,kitaplar,defterler,kalemler ver arasında da ezik bir muz…Hiçbir çocuk düzen hayranı olarak dünyaya gelmez ve çoğu zaman gereklilikler karşısında zorlanır.Akşamları her zaman belirli saatte beraber odasını toplayın çünkü çocuklar alışkanlıklar sayesinde bazı şeyleri öğrenirler.Yarın derste ne lazım,ne evde kalabilir,ne çöpe atılabilir?Ertesi gün hakkında fikir yürüten çocuk gereksiz zaman harcamaz.
    Çocuğunuzun odasında sadeliğe özen gösterin.Kesin dış sınırlar insan kişiliğine yön verir.Eğer çocuğunuz nerede,hangi, oyunu ve hangi kitabı bulacağını bilirse çok fazla aramak zorunda kalmaz.Çocuğunuzla birlikte oyun şeklinde başarı baskısı yapmadan odasını toplayın.Akşamları bebekler yataklarına yataklar arabalar garaja girer ve kitaplar raflara kaldırılır.
    Sabahları belirli alışkanlıklara alışmasını sağlayın.Her gün aynı şekilde okula hazırlanan bir çocuk birkaç zaman sonra önemli rutinleri oluşturur:Uyanmak,banyoya gitmek,kahvaltı etmek sonra okula gitmek.Çocuklar kesin alışkanlılara ihtiyaç duyarlar.

    Çocuklar İçin “Boş Zaman” Ne Demektir?

    En aktif çocuk bile kendisi için boş zamana ihtiyaç duyar.Örneğin;odasında oturup çizgi roman okumak veya bir kitap karıştırmak için veya televizyonda bir çizgi film seyretmek için.Gerçek yaratıcılık devamlı uyarılmakla değil yaşanılanı işlemekle gelişir.Çok ufak bir çocuk bu işlemin nasıl gerçekleştiğini bize çok güzel gösterir bir şey yaşar öğrenir öğrendiğini yapana kadar uygulamaya çalışır.Örneğin;her seferinde ayaklarının üzerinde durmaya çalışır belki on defa yere düşer ama yeniden kalkar çünkü doğa ona yapabilene kadar deneme özelliğini vermiştir.Bu durum büyük çocuklarda neden farklı olsun? Yalnızca yeterli zamanı olan çocuklar yaşamdan aldıkları etkileşimleri benimserler,kesinleştirirler ve bunları öğrenirler.Çocuklar ihtiyaç duydukları yetileri kendileri geliştirirler ve en yoğun kendi ilgilerini çeken olaylarla zamanlarını geçirirler ve öğrenirler.Bunun için tamamen doldurulmuş bir randevu defteri yerine etkili zamana ihtiyaçları vardır.Bu zaman süreci onar dakikalık randevuların arasına sıkıştırılmış bir zaman olmamalıdır.Çocuklarımızın plansız ve kontrolsüz zamanı olan ihtiyaçlarını ciddiye alın.Bu zaman kaybedilmiş bir zaman değiş gerekli boş zamandır.

    “Anne Canım Çok Sıkılıyor”

    Eğer çocuğunuz boş zamanını kendisi geçiremiyorsa? Hep bir plana göre hareket etmeyi ve dışarıdan uyarılmayı bekliyorsa böyle bir durumda anne hemen kalkar bir aktivite önerisinde bulunur,kalemleri,kitapları getirir veya çocuğun arkadaşlarını arar.Böyle bir durumda yaşayan bir çocuk kendi başına kendi zamanını planlamasını nasıl öğrenir?

    Çocukların canı sıkılmalıdır ama her çocuk kendi kendine zaman geçirecek yetidedir. Bu can sıkıntısından yeni fikirler ortaya çıkar ve çocuk zamanı ve mekanı unutabilir.Böyle bir durumda çocuk planlanmamış zamanında huzur ve mutluluk getirebileceğini öğrenebilir.

  • Okul Fobisi

    Okul Fobisi

    Okulların açıldığı şu günlerde okula uyum sürecinde zorlanan çocukların ailelerine öneriler;

    Anne baba ve öğretmen işbirliğiyle ele alınması gereken bu korkuyu yaşayan çocukta, anneden ayrılırken aşırı kaygı, öfke ve stres görülür. Okula gitme söz konusu olduğunda mide bulantısı, baş ağrıları, ateş gibi somatik tepkiler görülebilir. Bu kaygının sebebine bakıldığında ise temelde anneyle kurulan bağın kaygılı yada aşırı kontrollü olduğunu görürüz. Ebeveynlerden ayrı kalma fikri mutsuzluk demektir.

    Peki çocuğumuz okula gitmek istemediğinde ne yapmalıyız? Öncelikle ayrılık gerçekleşmeden önce çocuğa ayrılığı kısa ve net şekilde aktarmak gerekir. Çocuğun duygularını ifade etmesine izin vermeli, cezalandırılmamalı, okula gitmesi gerektiği konusunda aile bireyleri ve öğretmen tarafından net bir tavırla bilgilendirilmelidir. Okula gitme konusunda özendirilmelidir.

    Okul dönüşü evde neler yapacağınızı aktarmak seçenek sunmak faydalı olabilmektedir.

    Okul kapısısın önünde uzun vedalar yerine kısa ve net olan veda ayrılık kaygısını daha aza indirgeyecektir. Anne babalar ağlayan gözlerle bakarken hadi kızım/oğlum gir içeri demesi bir anlam ifade etmeyecektir. Çünkü çocuk annenin gözündeki o yaşı görmüş ve “okula gitmem anemide üzüyor, annemin güvenmediği bir yer burası” şeklinde düşünceler çocuğun kaygısını artıracaktır.

    Her konuda olduğu gibi okul konusunda da tehdit ve rüşvet daha fazla sorun yaratacaktır. Tehdit ve rüşvet uygulamayın “başarılı olursan sana telefon alacağız” bir rüşvet iken “başarısız olursan bir daha sinema yok.” bir tehdittir. Sakin ve kararlı okula gitmesi konusunda istikrarınız göstermeniz yeterlidir.

    Çocuğun sınıfa katılımı aşamalı olarak gerçekleştirilmeli. ( günde 2 saatle başlayıp okulda kaldığı süre ler yavaş yavaş uzatılabilinir) Ancak çocuk mutlaka okula gitmelidir.

    Sevgi somutlaştırılarak anneye ait bir eşya çocuğa emanet edilip, annenin varlığını hissetmesi sağlanılabilir.

    Çocuğun yaşıtlarıyla güzel vakit geçirilmesi sağlanmalı.

    Anne baba çocuğa evde kendi öğrencilik fotoğraflarını göstererek örnek olabilmelidir.

    Çocuğun okula gideceği gün, aile üyeleri sıradan bir günmüş gibi davranmalıdır, özel bir tören haline getirildiği takdirde çocuk bunun anormal bir davranış olduğunu düşünecektir.

    Çocuğun yaş düzeyine göre beraber çanta hazırlamak, alışveriş yapmak, saat kurmak gibi aşamalar üzerinde durmanız sorumluluk bilincini destekleyeceği gibi okula gitme fikrini eğlenceli hale getirebilir.

    Çocuğun yanında öğretmenle ilgili eleştirel konuşmalar yapılmamasına dikkat edilmelidir.

    Evde birlikte zaman geçirin. En az yarım saat çocuk liderliğinde geçirilen iki üç kişilik oyunlar etkinlikler sizinle çocuğunuz arasındaki iletişimi güçlendirecek, gerginliğinizi azaltacaktır.

    Ailenin öğretmenin çabaları sonuçsuz kaldığında ve çocuktaki yakınmalar birkaç haftada fazla sürdüğünde bir uzmandan yardım alınabilinir.

  • Alt ıslatma  (enürezis)

    Alt ıslatma (enürezis)

    Klinik pratikte enürezis (enourin: Yunancada idrar yapmak) olarak da tanımlanan alt ıslatma; çocuğun gündüz ya da gece saatlerinde üzerini ya da yatağını ıslatması olarak tanımlanır. En az üç ay boyunca haftada en az iki defa olması ya da alt ıslatmanın çocukta ve ailede ciddi sıkıntı yaratması tedavi koşulu olarak kabul edilebilir.

    Sadece gece saatlerinde olabilir, hem gece hem gündüz olabilir, sadece gündüz saatlerinde olabilir. Çocuğun tuvalet kontrolünü hiç başaramadığı durumlar primer (birincil) tip olarak kabul edilir. Eğer çocuk altı ay, bir yıl gibi bir süre tuvalet kontrolünü başarmış ve sonradan alt ıslatması başlamışsa sekonder (ikincil) tip olarak kabul edilir.

    Primer tipte idrar kesesi (mesane) kontrolü hiçbir zaman kazanılmaz, bütün olguların yüzde seksenini oluşturur, genellikle geceleri yaşanır, çoklukla da genetik, biyolojik ve gelişimsel nedenlere bağlanır.
    Sekonder tipte mesane kontrolü kazanılır ancak sonradan kaybedilir, bütün olguların yüzde yirmisini oluşturur, genellikle organik ve psikolojik nedenlere bağlanır.

    Erkek çocuklarda kız çocuklardan iki kat daha fazla görülür. Beş yaşındaki çocukların beşte birinde, altı yaşındakilerin sekizde birinde, yedi yaşındakilerin onda birinde, on yaşındakilerin de yirmide birinde görülür.

    NEDENLERİ

    Alt ıslatmanın nedenleri çeşitlidir

    – Genetik yatkınlık: Çocuğun birinci dereceden akrabalarının da çocukluğunda alt ıslatma (enürezis) öyküsü sıktır. Yapılan bazı araştırmalarda 12, 13 ve 22. kromozomlarda anormallikler saptanmıştır. Kesin genetik odak bulunmamışa da, enürezisli çocukların kabaca yüzde sekseninde aile öyküsü saptanır. Anne ve babadan bir tanesinde varsa çocuk için olasılık yüzde eli, ikisinde de varsa yüzde yetmiştir.

    – Uyku ile ilgisi araştırılmıştır. Alt ıslatma en sık uykunun ilk üçte birlik diliminde ve derin uyku evresinde ortaya çıkar. Alt ıslatması olan çocukların uykudan uyanmalarının daha zor olduğunu, mesane dolgunluğunu hissetmediklerini ileri süren araştırma sonuçları ortaya konulmuştur. Adenoid hipertrofisi (geniz eti şişkinliği) uyku apnesine ve idrar kaçırmaya neden olabilir.

    – İdrar yolları ve kesesi (mesane) yapısında anatomik ve fizyolojik problemler araştırılmış ve bu çocuklarda fonksiyonel mesane kapasitesinin (boşalma anındaki hacim) düştüğü, ayrıca mesanede detrusor kasının fonksiyonunda tutarsızlıklar olabildiği gösterilmiştir.

    – Bazı durumlarda antidiüretik hormonun günlük salınım sürecinde anormallikler, idrar sodyum ve potasyum atılımında gün içi anormallikler, endojen arjinin vazopressin üretimi olabileceği öne sürülmüştür.

    – Psikiyatrik etkenlerin rolü sekonder tip enüreziste daha fazladır ama primer tipte de çok görülür. Sosyoekonomik düzeyi düşük toplumlarda ve kalabalık ailelerde, travma geçmişi olan çocuklarda enürezis sıklığı daha fazladır. Enürezis; çocuklarda görülebilecek depresyon, sosyal fobi, obsesif kompülsif bozukluk gibi birçok psikiyatrik hastalığın belirtilerinden bir tanesi olabilir. Tuvalet eğitiminin yetersiz olması, disiplinsizlik vb davranış problemleri de enürezis sıklığını arttırabilir.

    – Diabetes mellitus ve insipidus, orak hücreli anemi, epilepsi, alkol, kahve, kola, aşırı soğuk hava, aşırı sıvı alımı, idrar yolunun bakteriyel ve mantar enfeksiyonları (sekonder tipin yüzde otuz nedeni), böbrek yetmezliği, nörojenik mesane, myelomeningosel, spinal kord tümörleri de enürezis nedenleri arasında sayılabilir.

    TANI KOYMA

    Öncelikle ayrıntılı bir anamnez (hasta öyküsü) alınır. Enürezisin primer veya sekonder tip mi olduğu, sıklığı ve yoğunluğu, kuru kalma periyodu, alınan sıvı miktarı, işeme pratikleri ve şekli, ayrıca beslenme rejimi, idrarda acıma, yanma, koku, sık idrara çıkma vb yakınmalar, başka davranış problemleri eşlik edip etmediği, genel ruhsal durumu, fizyolojik bir hastalığı olup olmadığı ve uygulanan tedaviler, çocuğun tuvalet eğitimi, ailenin probleme yaklaşımı öğrenilir.

    Enürezisli çocukların fizik muayeneleri genellikle normaldir. Ancak kuşkulu durumlarda karın, kasık bölgesinin, genital organların ayrıntılı muayenesi ve nörolojik muayene yapılmalıdır.

    Daha ileri incelemeler gerektiğinde bazı laboratuar taramaları yapılabilir. İdrar analizi, idrar kültürü, fonksiyonel mesane kapasitesi ölçümü, gaytada parazit incelemesi, lumbosakral grafi, ürodinamik değerlendirme, ultrasonografi, voiding sistoüretrogram, intravenöz pyelogram vb birçok inceleme yönteminden yararlanılabilir.

    AYIRICI TANI

    Enürezis genellikle monosemptomatiktir, yani tek başına görülür. Ama enürezise neden olabilecek bütün hastalıklar akla gelmeli ve gereken tanı araçlarına başvurulmalıdır.

    Enürezis nedeni olabilecek fizyolojik hastalıklar ekarte edildikten sonra psikiyatrik açından da ayrıntılı değerlendirilmelidir.

    Enürezis; çocuğun özgüveninin yıkan, gün boyu huzursuz eden, kaygı uyandıran bir durumdur. Seyrek olarak da çocuğun farkındalığı zayıf olur, çok umurunda olmaz. Enürezis genellikle tek başına görülür ancak depresyon, obsesif kompülsif bozukluk, zeka geriliği, sosyal fobi, selektif mutizm, özgül fobi (yalnız yatamama, kapalı alan korkusu vs) gibi birçok durumda da hastalığa eşlik eden belirtilerden birisi olarak görünebilir.

    TEDAVİ

    Enürezisin nedeni diabet, böbrek hastalığı vb fizyolojik hastalıklardan kaynaklanıyor ise, o hastalığa uygun tedavi ilgili branş hekimlerince yapılır.

    Psikiyatri kliniklerinde enürezis tedavisi çok yönlüdür.

    Öncelikli tedavi yaklaşımı davranışçı terapi teknikleri ile çocuğun ve ebeveynin motivasyonu ile tedavi işbirliğini arttırmaktır. Anne babalara; rencide etmeden, kararlı ve tutarlı bir yaklaşımla çocuğu kuru kalmaya özendirmeleri öğretilir. Çocuğun günlük su alımı, tuvalet eğitimi düzenlenir. Sıvı alımının kısıtlanmasının mutlak yararı gösterilmemiştir ancak günlük sıvı ihtiyacının büyük kısmı gündüz saatlerine aktarılarak gece işemeleri azaltılabilir. Islatma saatinden kısa bir süre önce tuvalete kaldırılarak, çocuğun kuru kalkması, kuru kalktığı günlerin ödüllendirilmesiyle de alt ıslatmadan kalktığı günlerin arttırılması sağlanabilir.

    Enürezis tedavisinde kullanılan çeşitli ilaçlar vardır ve yararlılığı çok yüksektir. En sık kullanılan imipramin adlı ilacın etki mekanizması bilinmez, sodyum ve potasyum atılımını azaltarak idrar çıkışını ve ozmolal klirensi azalttığına inanılır ve etkinliği yüksektir. Sık kullanılan diğer bir ilaç desmopressin olarak bilinir, gece idrar miktarını azaltır. Daha az sıklıkta olmak üzere prostoglandin sentez inhibitörleri, mesterolone, antikolinerjik kalsiyum antagonisti, karbamazepin, oksibutirin hidroklorid gibi ilaçlar da sınırlı yararları ile kullanılmıştır.

    Çocuğun; idrar kesesini (mesanesini) daha iyi kontrol etmesini öğretmek amacıyla çeşitli egzersizler önerilmektedir. Gündüz saatlerinde idrar yapmanın olabildiğince geciktirilmesi, idrar yapılırken mesanenin birkaç defada boşaltılması gibi davranışlar öğretilir.

    Çocuk altını ıslattığında alarma vererek uyandıran alarm cihazları, yararlılığı yüksek olmasına rağmen çok yaygınlaşmayan tedavilerden bir tanesidir.

    Hipnoz, akupunktur gibi bazı tedaviler de sınırlı yararlanılma kullanılagelmiştir.

    Uzm Dr Ahmet Çevikaslan

    Çocuk Ve Ergen Psikiyatr

  • Otizm

    Otizm

    Otizmin görülme sıklığı günümüzde çok büyük bir hızla artıyor. 1985 yılında her 2500 çocuktan birine konan otizm tanısı, 2001 yılında 250, 2013 yılında ise 88 çocuğa konurken günümüzde her 68 çocuktan biri otizmli olarak dünyaya geliyor. Otizmin erkek çocuklarında görülme riski ise kızlardan 4 kat daha fazla. Ülkemizde ise her 150 çocuktan biri otizm belirtileri göstermektedir. Otizmin nedeninin halen ne olduğu bilinmemekle beraber yıllarca genetik faktörler üzerine durulmuştur. Buna karşın çevresel faktörler ve günümüzün kara kutuları (tv bilgisayar ı pad telefon) tetikleyiciler arasında gösterilmektedir. Çevresel faktörlerin etkisi üzerinde yapılan bir araştırmaya göre 1988 yılında Edelson ve Cantor 56 çocuğu incelemişler ve 56sında da ağır metal yükü saptamışlardır. Araştırıcıların sonuçlarına göre 56 çocuğun 55’inde karaciğer detoksifikasyon sisteminin iyi çalışmadığı, 53’ünde de bir ya da daha fazla ağır metal dışı toksik kimyasal madde (ağır metal dışında) yükü olduğu tespit edilmiş. Bu toksinlerin başlıcaları böcek ilaçları, tarım ilaçları, dezenfektan gazlar, antibiyotikler, deodorantlar ve çok sayıda aromatik ve alifatik solventlerdir. Otizmin tetikleyicilerinden biri de teknoloji öğeleridir. Televizyon, özellikle 0-3 yaş arasında çocuklara izlettirilmemesi önerilen bir unsurdur. Ancak; koşturmacanın yoğun olduğu ve strese hapsolmuş ebeveynler  çocuklarını susturabilmek ve sakinleştirmek için gün içerisinde 2 saat ve daha fazla televizyon karşısına oturtmakta veya bakımverenle çocuk tüm günlerini televizyon izleyerek geçirmektedirler. Televizyondaki renkli uyaranlara çocuklar bebeklik döneminden itibaren maruz kaldıklarında ekrandaki aksiyona odaklanıyorlar ve beyinleri normalden çok daha fazla yoruluyor. Bu durumda çocuklarda bebeklik döneminde sosyal uyaran eksikliğinden dolayı zayıf göz kontağı, dikkat dağınıklığı ve sosyal ilişkilerde yetersizlik gibi otizminde belirtileri olan faktörler kendini göstermektedir. Peki nedir bu otizm belirtileri?

    . ERKEN ÇOCUKLUK DÖNEMINDE OTIZM BELIRTILERI

    *Çocuğunuz ya da öğrencinizle iletişim kurmak istediğinizde sizinle göz kontağı kuruyor mu?

    Otizmli bir çocuğun göz kontağı yoktur ya da sınırlıdır.

    *Çocuğun dikkatini kendinize çekin, ardından odanın diğer köşesindeki ilginç bir nesneyi gösterin ve “Aaa bak bir ….. (oyuncağın adı) var ”dediğinizde oyuncağın olduğu yöne bakıyor mu? (çocuğun elinize değil işaret ettiğiniz nesneye baktığından emin olun)

    Otizmli bir çocuk ismi ile seslenildiğinde duymuyormuş ya da umursamıyormuş gibi davranır.( aile ya da öğretmen işitme de sıkıntı yaşıyor olabileceğini bile düşünür) ilgi alanı kısıtlıdır. Sese karşı aşırı ve ya çok az tepki verir.

    *Çocuğun dikkatini kendinize çekin ve ona bir oyuncak araba ya da bebek vererek “arabayı sürer misin/bebeği uyutur musun? deyin. Sembolik davranışlarda bulunuyor mu? (başka bir oyunla da sembolik davranış gözleyebilirsiniz. Burada önemli olan sembolik davranışla tekrarlayıcı davranışı ayırt etmektir. Arabaları- hayvanları  yan yana dizmek yineleyici davranıştır, sembolik değildir ve bir amacı yoktur.

    Otizmli bir çocuk oyuncakları ile amacına uygun oynayamaz.Yaşıtları ile iletişim kurmakta yetersizdir. Serbest zamanda arkadaşları birbirleri ile iletişim halinde iken o gruptan ayrı tekrarlayıcı davranışlarını yapıyor olarak gözlenir.

    *Çocuğa ışık nerede bana ışığı gösterir misin diye sorduğunuzda işaret parmağı ile ışığı gösteriyor mu? Işık sözcüğü yerine başka bir nesne söylenebilir ancak çocuğun nesneye işaret ettiği anda yüzünüze bakmış olması gerekmektedir.

    Otizmli bir çocuk konuşmada yetersizdir. Kelimeler sayılıdır. Yönerge almakta zorlanır.

    Özet otizmin belirtileri üç alanda gözlenir.

    1)sosyal ilişkilerde güçlük; göz kontağından kaçınma, karşısındakinin mimiklerine ve ihtiyaçlarına kayıtsızlık, duygusal ilişkide eksiklik

    2)iletişimde zorluk;konuşma da gecikme, sözel ve ya sözel olmayan iletişimde zorluk, soyut kavramlarda güçlük, tehlikeyi anlayamama

    3)sınırlı ilgi yineleyici ve rutin davranışlar;bir alana aşırı ilgi diğer alanlarda ise kayıtsızlık. Ellerini çırpma, sallanma, ses çıkarma. Aynı kıyafeti giymek aynı yoldan gelmek gibi yeniliğe karşı tepkililerdir.

  • Asparger bozukluğu / sendromu

    Tanım, Sıklık

    Anglo-Sakson ekolüne göre Yaygın Gelişimsel Bozukluklar başlığı altında, Avrupa ekolüne göre de Otistik Bozukluklar Spektrumu başlığı altında incelenen Asperger Bozukluğu ya da Asperger Sendromu; otistik özelliklerin nispeten geri planda ya da hafif olduğu, en temel problemin sosyal iletişimde beceriksizlik olduğu, normal ya da normalin üzeri zekası olan çocuklarda gözlenen nöropsikiyatrik bir problemdir.

    Sıklığı tam olarak bilinmemektedir ancak İsveç’te 1993 tarihinde yapılan bir araştırma çocuklar için binde 3.6 gibi bir oran belirlemiştir. Kuşkulu olgularla bu oranın yüzde 7.1’e çıkabileceği de ileri sürülmüştür. Erkek çocuklarda, kız çocuklardan dört kat daha fazla olduğu düşünülmektedir. Alan araştırması yapan kimi uzmanlarca on binde iki gibi tahmini bir oran da ileri sürülmüştür.

    1944 yılında Avusturyalı çocuk doktoru Hans Asperger tarafından; normal zekada ancak sözel olmayan iletişimi zayıf, em pati yoksunu, sabit ilgi alanlarına odaklı, koordinasyon sorunları olan, konuşma şekli tuhaf ve sosyal izolasyonla tipik dört çocuk “otistik nöropati” terimi ile tanımlanmıştır. .

    1981 yılında Lorna Wing adlı bir İngiliz doktorun; “empati yoksunu, motor koordinasyon problemleri, iletişim sorunları olan” belirli bir çocuk grubunun varlığını ortaya koyması ile aynı klinik tablo uzun yıllar sonra yeniden gündeme gelmiş ve keşfeden hekime atfen Asperger Sendromu olarak adlandırılmış, sırasıyla da 1992 ve 1994 yıllarında ICD-10 ve DSM-4 içindeki yerini almıştır.

    Nedenleri

    Yapılan araştırmalar Asperger Sendromu’nun tam nedenlerini ortaya koyamamıştır ancak yapılan genetik ve beyin görüntüleme çalışmaları; doğumla başlayan, genlerle gelen ve çevresel etkenlerle de pekişen bir nöropsikiyatrik bozulma olduğunu düşündürmektedir. Fetus gelişimi sürecinde embriyon hücrelerinin migrasyonunda (taşınmasında) ortaya çıkan anormalliklerin beyin gelişiminde aksamalara neden olabileceği düşünülmüştür.

    Klinik Özellikler

    Asperger Sendromu genellikle toplumsal ilişkilerdeki davranış bozuklukları ile kendisini gösterir.

    Bu çocuklardaki en önemli sorun sosyal iletişim becerilerindeki yetersizlikleridir. İkili ilişkilerdeki ve grup ortamındaki karmaşık kuralları anlamakta ve takip etmekte zorluk yaşarlar. “Akıl körlüğü” olarak da tariflenir kimi kaynaklarca. Fazla benmerkezci oldukları için grup ortamında bile genellikle kendileri ile meşguldürler, grupta merkezi konumda değil, periferde yer alırlar, yani takipçidirler. İkili ilişkiler de sosyal ve duygusal karşılıklılıklarının zayıf olması sağlıklı iletişime girmelerini güçleştirir. Ortak konudan sapabilirler. Sözel olmayan iletişimde sorunlar yaşarlar. Beden dilini anlamazlar, bakışlardaki ve tavırlardaki ipuçlarını, jestleri ve mimikleri anlamazlar ve kendileri de bu yetileri verimli kullanamazlar. İlişkilerinde sınır sorunları vardır. Grup içinde bir konu başlatmakta, sürdürmekte, karşılıklı tartışmakta beceriksizlikleri olabilir. Grup içi aktivitelerdeki saplantı derecesinde aşırı kuralcılığı, detaycılığı, kontrol duygusu, telaşı, performans kaygısı, tekrarcılığı sorun çıkarır. İnsani ilişkilerde esnek olamamaları nedeniyle çatışmalar, ruhsal gerginlikler yaşayabilirler.

    Dilin motor gelişimi iyidir, zamanında konuşurlar ancak pragmatik beceriler dediğimiz, amaca yönelik pratik kullanımda sorunlar vardır. Belirli konular üzerinde; yorumlar ve duygular yerine entellektüel bilgilerden söz etmek daha kolay gelir. Dilin semantik, yani anlamına yönelik kullanımında da sorunlar olabilir. Kelimeleri soyut anlamları ile değil de düz, yalın anlamları ile kavrarlar. Mecaz, metafor, özdeyiş vb ifadeleri net kavrama sorunları vardır. Konuşmada vurgu, tonlama, ritm vs zayıftır, kulağa tekdüze gelebilir. Dili işlemede, yani dille gelen enformasyonu analiz edip işlemekte sorunları vardır, kelimelerin arkasındaki soyut anlamları kavrayamazlar, yani “alt metinleri” okuyamazlar. Bütün bu gerekçelerle Asperger’li çocukların belirli konular üzerine karşılıklı diyalogda zorlukları olur.

    Bu çocuklarda; hep aynı şekilde yaptıkları törensel davranışlar, katı prensipler veya değişmez takıntılar gözlenebilir. Bunun da nedeni “aynılıkta ısrarcılık” diyebileceğimiz durumdur. Değişimler, sürprizler rahatsız edebilir, huzursuzluk yaratabilir. Gündelik rutinlere ve törensel davranışlara katılık derecesinde sadıktır, mükemmeliyetçilik derecesinde kuralcı, ısrarcı ve ayrıntıcıdır.
    Asperger Bozukluğu olan çocukların aynılıkta ısrarcılığı, onları belli aktiviteler ya da ilgi alanlarına uzmanlık derecesinde yoğunlaşmaya yönlendirir, belli aralarla da, örneğin yıldan yıla değişebilir bu ilgi alanları.

    Motor koordinasyonda beceriksizlikler sorun yaratabilir. Kaba motor becerilerdeki sorunlara bağlı olarak denge problemleri, sakarlıklar, beden dili gerektiren çocuk oyunlarında yetersizlikler, ayakkabı bağlama, bisiklet sürme gibi kas koordinasyonu gerektiren eylemlerde problemler gözlenebilir. İnce motor beceri sorunları nedeniyle elle yazma, boyama, kesme gibi, kapak açma evb ylemlerde sorunlar gözlenebilir.

    Asperger Bozukluğu olan çocuklarda dikkat, konsantrasyon sorunları sıktır. Zihinleri kolay dağılabilir, sezgisel yönlerinin güçlü olması nedeniyle grup içinde bile dalgınlaşıp kendi karmaşık düşünce örüntülerine dönebilirler.

    Bütün bu özellikler yanında Asperger Bozukluğu olan çocuk ve ergenler; yüksek zeka düzeyleri, özel yetenekleri, konuşkanlıkları ve genç görünümleri ile de dikkat çekerler.

    Tanı Süreci

    Asperger Sendromu, tanısı zor konulan bir hastalıktır. En temel özellikler ileri yaşlarda görüldüğü için sıklıkla okul çağlarında daha iyi tanınırlar ancak küçük yaşlardaki bazı problemler de tanıya işaret edebilir.

    Öncelikle çocuk psikiyatri uzmanları tarafından değerlendirilir, kapsamlı bir öykü alma ve gelişim değerlendirmesi süreci ile tanı konulmaya çalışılır. Tanıyı destekleyici veya eşlik eden başka tanıları ayırt edici nöropsikolojik değerlendirmeler de yapılabilir.

    Çocuğun zeka düzeyi, psikomotor işlevselliği, sözel ve sözel olmayan iletişim becerileri, öğrenme stilleri, bağımsız yaşam ve sosyal iletişim becerileri, dil yeteneği, motor koordinasyonu ve grup içi etkileşimi araştırılmalı, kapsamlı bir genetik ve nörolojik değerlendirme ile tanı güçlendirilmelidir.

    Günümüzde en geçerli sistem olan psikiyatrik tanı sistemi DSM-4’e göre Asperger Bozukluğu’nun tanı kriterleri aşağıdaki gibidir:

    A. Aşağıdakilerden en az ikisinin varlığı ile kendini gösteren toplumsal etkileşimde nitel bozulma:

    1. Toplumsal etkileşim sağlamak için yapılan el kol hareketleri, alınan vücut konumu, takınılan yüz ifadesi, göz göze gelme gibi birçok sözel olmayan davranışta belirgin bir bozulmanın olması.
    2. Yaşıtlarıyla gelişimsel düzeyine uygun ilişkiler geliştirememe.
    3. Diğer insanlarla eğlenme, ilgilerini ya da başarılarını kendiliğinden paylaşma arayışı içinde olmama (örn. ilgilendiği nesneleri göstermeme, getirmeme ya da belirtmeme)
    4. Toplumsal ya da duygusal karşılıklar vermeme

    B. Aşağıdakilerden en az birinin varlığı ile kendini gösteren davranış, ilgi ve etkinliklerde sınırlı, basmakalıp ve yineleyici davranış örüntülerin olması:

    1. İlgilenme düzeyi yada üzerinde odaklanma açısından olağandışı, bir ya da birden fazla basmakalıp ve sınırlı ilgi örüntüsü çerçevesinde kapanıp kalma
    2. Özgül, işlevsel olmayan, alışageldiği üzere yapılan gündelik işlere ya da törensel davranış biçimlerine hiç esneklik göstermeksizin sıkı sıkıya uyma
    3. Basmakalıp ve yineleyici motor mannerizmler (örn. parmak şıklatma, el çırpma ya da burma ya da karmaşık tüm vücut hareketleri)
    4. Eşyaların parçalarıyla sürekli uğraşıp durma

    C. Bu bozukluk, toplumsal, mesleki alanlarda ya da önemli diğer işlevsellik alanlarında klinik olarak belirgin bir sıkıntıya neden olur.

    D. Dil gelişiminde klinik açıdan önemli genel bir gecikme yoktur (örn. 2 yaşına gelindiğinde tek tek sözcükler, 3 yaşına gelindiğinde iletişim kurmaya yönelik cümleler kullanılmaktadır).

    E. Bilişsel gelişmede ya da yaşına uygun kendi kendine yetme becerilerinin gelişiminde, uyumsal davranışta (toplumsal etkileşim dışında) ve çocuklukta çevreyle ilgilenme konusunda klinik açıdan belirgin bir gecikme yoktur.

    F. Başka özgül bir Yaygın Gelişimsel Bozukluk ya da Şizofreni için Tanı Ölçütleri karşılanmamaktadır.

    Ayırıcı Tanı

    Asperger bozukluğu; klinik özellikleri itibarı ile birçok psikiyatrik hastalıkla karışabilir ve ayırıcı tanıda mutlaka düşünülmelidir.
    Bunlar arasında Otistik Bozukluk, Tepkisel Bağlanma Bozukluğu, Bazı Kişilik Bozuklukları (şizoidal veya şizotipal, narsistik, obsesif kompülsif, kaçıngan), Sosyal Fobi, Uyum Bozukluğu, Sınır Zeka, Gelişimsel Koordinasyon Bozukluğu, Travma Sonrası Stres Bozukluğu, Özel Öğrenme Güçlüğü, Aşırı Özgüven Eksikliği vb durumlar sayılabilir.

    Otistik bozukluk; asperger ile aynı grupta değerlendirilen ve ortak noktaları da çok olan bir gelişim bozukluğudur. Özellikle “yüksek işlevli otistikler” denilen bir grup vardır ki bunların zeka düzeyleri başka otistiklere göre normal ya da yüksektir. Yüksek işlevli otistiklerde de yaşıtları ile uyumsuzluk, dilin pragmatik kullanımında ve motor gelişimde beceriksizlikler gözlenir. Yüksek işlevli otistikler; asperger’liler gibi yaşıtları ile aynı ortamda yaşayabilirler. Bu konuda sağlıklı gelişen çocuklarla karşılaştırma yapılırken söylenen şudur: Otistikler bizim dünyamızda değil, kendi dünyalarında yaşarlar, halbuki asperger’liler bizim dünyamızda, kendi bildikleri gibi ancak uyum sağlamaya da çalışarak yaşarlar (Van Krevelen, 1991)

    Çocuklarda; Tepkisel Bağlanma Bozukluğu dediğimiz, otizme çok benzeyen bir tablo vardır ki asperger bozuluğu ile de çok karışabilir. İstenmeyen gebelikler sonucu doğan, aile ortamında veya bebeklikte belirgin ruhsal travmalar yaşayan, kimsesiz ve kurum bakımı altında olan, kötü bakılan, doğum sonrası depresyon yaşayan annelerden doğan ve çevreyle sevgi ilişkisini engelleyebilecek fiziksel hastalığı olan çocuklarda anne ile çocuk arasında bağlanma ilişkisi sağlıklı gelişmez. Böyle çocuklarda; göz kontağı kurmama, gelişme geriliği, sosyal ortamda huzursuzluk, dokunma vb sevgi yaklaşımlarından rahatsızlık gösterebilirler. Büyüdüklerinde ise aşırı kontrolcü, soğuk, az konuşan, birebir ilişkilerde zorlanan ve kaçınan çocuklar olarak görünebilirler. Bütün bu özellikler asperger’li çocuklarda da görülür. Ancak; Tepkisel Bağlanma Bozukluğu olan çocukların dil gelişimi (geç konuşmamışlarsa) normaldir, sosyal ilişkilerde daha beceriklidirler, tedaviye daha iyi yanıt verirler.

    Kişilik bozukluğu tanımı çocuklar için pek kullanılmaz ancak çocuklar, bazı kişilik bozukluklarına özgü davranış sorunları sergileyebilirler ve bu durum da ergenlikteki sorunlarını arttırabilir.
    Örneğin; Şizotipal kişilik bozukluğu adayı çocuklar yabancıların yanında aşırı rahatsızlık yaşayabilirler ve birebir ilişkiden kaçınabilirler, yaşıtlarına göre daha ileri ve garip derecelerde fantastik tavırları, kuşkuculuğu ve alınganlığı olabilir, sözel olmayan iletişim becerileri, yani jest, mimik, beden dili kullanma çok zayıftır, stres altında kaygı, telaş artar, konuşma içeriğinde tuhaflıklar olabilir. Şizotipal özellik gösteren çocuklar dış dünyanın farkındadırlar ama kendi yetersizlikleri konusunda iç görüleri zayıftır ve iletişimden kaçınırlar.

    Narsistik Kişilik Bozukluğu adayı ergenlerin de asperger ile karışan yönleri olabilir. Narsistik bireyler de çok fazla benmerkezcidirler veya kendileri ile meşguldürler, bu durum sosyal ve mesleki ilişkilerinin çok sınırlı ve tutarsız olması sonucunu doğurabilir. Narsistik bireyler de aşırı otokontrol nedeniyle beden dillerini fazla kullanmayabilirler, sözel iletişimleri dahi sınırlı olabilir. Narsistik bireyler ilişkilerinde aşırı seçici oldukları ve daha aşağı gördükleri bireylerle ilgilenmedikleri için soğuk görünebilirler ve uyumsuz olabilirler, oysa asperger’li çocuklarda herkese karşı genel bir sosyal yetersizlik söz konusudur. Narsistik birey kendisini iyi hissettiği ya da benlik saygısının yükseldiği durumlarda aşırı sosyal görünecektir, halbuki böyle durumlarda asperger’li çocukların daha fazla kaygı yaşama olasılıkları vardır. Narsistik çocuk; benlik saygısını korumak için başkalarını değersizleştirir, yok sayar, halbuki asperger’li çocuk kendisini geri çeker ve çevresini sınırlar. Narsistik bireyin dil yeteneği genellikle iyi gelişmiştir, üstünlük silahı bile olabilir, oysa asperger’li çocuğun sözel iletişimi güçsüzdür.

    Obsesif kompülsif kişilik bozukluğu olanların belirli kişilik özellikleri ile asperger’li çocukların bazı kişilik özellikleri örtüşebilir. Ayrıntıcı ve kuralcı olmaları, esnek olamamaları, nispeten kontrollü ve soğuk görünümleri, kararsızlıkları, törensel takıntıları ortak noktalarıdır.

    Kaçıngan Kişilik Bozukluğu; genellikle erişkinlerde konulan bir tanıdır. Bu tür özellikleri erken yaşta gösteren çocuklar da yakın ilişkiler kuramazlar, hatta kaçınırlar. Eleştiriye, küçük düşürülmeye karşı aşırı hassastırlar. Asperger’li çocuklar sosyal ilişkiden kaçmazlar, yetersizdirler ya da örselenmemek için uzak dururlar.

    Sosyal Fobi ile Asperger Bozukluğu arasında benzerlikler çok fazladır. Sosyal fobi adayı çocuklar çok erken yaşlardan itibaren utangaç, ikili ilişkilerden kaçan, aşırı kontrollü ve soğuk, sosyal ortamda silik bir görünüm sergileyebilirler. Ancak Asperger’li çocuklarda görülebilecek motor koordinasyon sorunları sosyal fobide olmaz, ayrıca dil gelişimi de normaldir. Sosyal fobisi olan çocuk “nasıl yapılacağını” bilir ancak hata yapma korkusu nedeniyle sosyal ilişkide beceriksizdir, oysa Asperger’li çocuk nasıl yapılacağını pek bilemez.

    Bunlar dışında; bazı özellikleri asperger bozukluğu ile benzeşen ve tanı sürecinde klinisyeni yanıltabilecek durumlar da vardır. Örneğin; anksiyete ağırlıklı uyum bozukluğu yaşayan, sınır zeka özellikleri taşıyan, gelişimsel koordinasyon sorunu yaşayan, travma öyküsü olan, özel öğrenme güçlüğü olan, aşırı güvensiz olan çocukların belli başlı özellikleri Asperger’li çocuklarla karışabilir ve ayırıcı tanıda göz ardı edilmemelidir.

    Komorbidite (Birlikte Görülebilecek Hastalıklar)

    Asperger bozukluğu olan çocuklarda kaygı bozukluğu, depresyon, obsesif kompülsif bozukluk, dikkat eksikliği ve hiperaktivite Bozukluğu, iki uçlu mizaç bozukluğu, uyum bozukluğu, sosyal fobi genel ortalamadan daha fazla görülür.

    Tedavi

    Asperger Bozukluğu’nun tedavisi denildiğinde; çocuğun yaşam kalitesinin arttırılması ve eşlik edebilecek ruhsal problemlerin tedavisi anlaşılmalıdır.

    Tedaviye ne kadar erken yaşta başlanırsa başarı şansı da o kadar yüksektir. Tedavide temel zorluklar hedeflenir, yani sosyal iletişim becerilerini, dilin pragmatik kullanımını, motor beceriksizlikleri, katı törensel davranışları merkeze koyan destekleyici ve yeniden yapılandırıcı psikoterapi en önemli tedavi yaklaşımıdır.

    Tedavi yapılandırmasının içeriğini başlıklar halinde özetleyecek olur isek:

    -Grup içinde sosyal beceri eğitimi ile akran uyumu çalışılır.

    -Bilişsel davranışçı terapi teknikleri ile uygun davranış modelleri öğretilir.

    -Ruhsal durumu gerektirdiğinde ilaç tedavileri verilebilir.

    -Uğraş terapisi ile çocuğun öznel ilgi alanları daha rafine verimli hale getirilir.

    -Motor beceriksizliklere karşı aralıklı fizyoterapi de uygulanabilir.

    -Konuşma ve iletişim terapisi tedavinin en önemli parçasıdır.

    -Aile danışmanlığı ile çocuğun güncel zorlukları ve gelecekteki seyri konusunda anne baba bilgilendirmelidir.

    -Çocuğun sosyal uyumunu destekleyici okul ve sınıf içi yardımcı düzenlemeler yapılmalıdır.

    -Akran destek sisteminden yararlanılmalı; çocuğun günah keçisi ya da maskot rolü oynaması önlenmeli, akran istismarından korunmalıdır.

    -Olumlu özellikleri öne çıkarmalıdır; güçlü belleğinden, konuşkan olmasından, özel yeteneklerinden yararlanılmalıdır.

    -Sosyal davranış repertuarı olumlu noktalarda desteklenmeli ve zenginleştirilmeli, çift yönlü iletişim teknikleri öğretilmelidir.

    -Öğrenmede duyguları ya da sezgileri yerine entellektüel özelliklerinden, zekaların dan daha çok yararlanılmalıdır.

    -Yakın bir arkadaşının ya da arkadaş grubunun rehberliğinden yararlanmak düşünülebilir.

    -Zaman zaman izole kalma ihtiyaçlarına da-abartılı olmamak koşulu ile, saygı gösterilmeli ancak çoklukla grup aktivitelerine katılmaya özendirilmeldir.

    -Tahmin edilebilir, rutin ve güvenilir bir çevre sağlanmalıdır.

    -Yaşamsal değişimlere önceden hazırlanmalı, beklenmedik sürprizlere karşı desteklenmelidir.

    -Özel ilgi alanları ve yeteneklerinden; çevresini sıkmayacak ve hatta onu sosyal ortamlara katacak şekilde yararlanılmalıdır ancak bütün yaşam alanını kapsamamalıdır.

    -Esnek olamamaları göz önünde tutularak; yarı yapılandırılmış bir yaşam stili oluşturulmalıdır.

    -Verilecek sorumluluklarda; motor koordinasyon sorunları ve konsantrasyon sorunları olabileceği hesaba katılmalıdır.

    -Akademik program; kişiselleştirilmiş ve yalın olmalıdır.

    -Ergenlik döneminde çocuğun farkındalığı artacağı ve kendi zayıflıklarından daha çok yakınacağı için olası ruhsal problemlere karşı daha dikkatli olunmalıdır.

    Prognoz (Uzun Süreli Seyir)

    Asperger Bozukluğu olan çocukların erişkinliği de zor olabilir. Çünkü; yukarda sayılan problemler ileri yaşlarda da sürecek, üstelik yaşı büyüdükçe farkındalığı artan ergen ya da erişkinin ikincil ruhsal problemleri de eklenecektir tabloya. Ancak çocukluk çağında başlayacak ve erişkinlikte de devam ettirilecek olan destekleyici ve yeniden yapılandırıcı psikoterapi uygulaması bütün Asperger’li çocukların yaşam kalitesini arttıracak, yaşıtları gibi normal bir yaşam sürdürmesini sağlayacaktır.

    Uzm. Dr Ahmet ÇEVİKASLAN

    Çocuk Ve Ergen Psikiyatr

  • Erken Çocukluk Döneminde Özgül Öğrenme Güçlüğü Belirtileri

    Erken Çocukluk Döneminde Özgül Öğrenme Güçlüğü Belirtileri

    *Çocuğunuz ya da öğrencinizle iletişim kurmaya çalıştığınızda nasıl iletişim kuruyor?

    Özgül öğrenme güçlüğü olan bir çocuğun kelime dağarcığı kısıtlıdır. Dil gelişiminde gecikme ile birlikte seslerin yerlerini değiştirme ya da unutma dikkat çekicidir. Sohbet başlatma ve devam ettirme de zorluklar görülür. Genelde ağlayarak isteklerini ifade ediyordur. Bazı yönergeleri anlamıyor ya da farklı anlıyordur.

    *Özgül öğrenme güçlüğü olan çocuğunuzun öğrenmesi nasıldır?

    Bu çocuklar genelde “zeki ama bazen söylediğimiz basit şeyleri anlamıyor” diye tanımlanırlar. Sıra takibi gerektiren bilgileri öğrenmede güçlükler(sayılar haftanın günleri vs), yönelim becerilerinin gelişiminde zorluk(sağ sol ayrımı ayakkabılarını ters giyme), kavram gelişiminde sınırlılık(renkleri şekilleri öğrenememe), rutinleri takip edememe, motor becerilerde gecikme(düğme ilikleyememe, ayakkabı giyememe, çizgi çalışmalarında gecikme), eylemleri karıştırma(inmek yerine çıkmak) görülebilir.

    *özgül öğrenme güçlüğü olan bir çocuk oyununda ne vardır?

    Bu çocuklar oyun sırasında gerekli beceriye sahip olmakta ancak kendini ifade etmekte ve doğru iletişim kanallarını kullanamadıkları için gruptan dışlanırlar. Yaşıtları genelde “bizi anlamıyor” diye tanımlar yapar. Genelde okul içerisinde pasif kalmayı seçerler. Ev ortamında ise karşı gelme agresif davranışlar sergileyebilirler.

    Özgül öğrenme güçlüğü olan bir çocuk başladığı işten çabuk sıkılıp işi yarım bırakmayı tercih edebilir. El tercihi belirgin olmayabilir. “Bu fotoğraf makinesini alıp hadi bir fotoğraf çekelim” dediğinizde bazılarında her iki elin kullanımı, bazılarında ise sıklıkla sağ eliyle ya da sol eliyle alıp ters yöndeki gözüne ya da iki gözünün arasına götürdüğü olabilmektedir. Gözlerini kapayıp elinin içine çizdiğiniz bir şekli hissetmekte zorlanabilen çocuklardır.  

    Kocaman-cokoman / Masa- kasa / Köpek-pökek gibi ses değişiklikleri olabilirken

    1 rakamının ucunu ters yönde yapma 6 nın göbeğini ters yöne çizme b ile d yi karıştırma gibi rakam ya da sayıları tersten yazmalar sık görülür.

    Ayrıca bu çocuklar bir olayı oluş sırasında göre aktarmakta (organize olmakta) zorlanabileceği gibi konudan konuya atladığı ve ifade edeceği şeyden uzaklaştığı sıkça gözlemlenir.

  • Çocuklar ve tikler

    Çocuklar ve tikler

    Tikler; ani, istemsiz, tekrarlayıcı hareket, ifade veya jestlerdir. Dört grupta tanımlanabilirler:

    –Basit motor tikler (göz kırpma, yüz buruşturma, boyun çevirme, ağız germe vs),

    –Basit vokal tikler (boğaz temizleme, burun çekme, hırıltı sesi vs)

    –Karmaşık motor tikler (dokunma, koklama, üzerine çeki düzen verme vs)

    –Karmaşık vokal tikler (belirli ifadeleri/kelimeleri sık yineleme, işitilen en son sesleri/ifadeleri tekrarlama vs)

    Sıklığı ve şiddeti aynı kişide dahi farklı bir seyir gösterebilir. Aynı tikin sıklığı ve şiddeti zaman içinde azalabilir veya artabilir, birinin yerini bazen bir başkası alabilir ve önce göz kırpma, sonra burun çekme ve boyun çevirme gibi birden fazlası peş peşe görülebilir.

    Klinik pratikte farklı görünümlerde karşımıza çıkar. Geçici Tik Bozukluğu bir veya daha fazla basit motor ve/veya motor tikten oluşur, sıklığı ve şiddeti ne olursa olsun bir aydan fazla ve bir yıldan daha az sürer. Kronik Motor Veya Vokal Tik Bozukluğu bir veya birden fazla motor ve/veya vokal tikin bir yıldan fazla görülmesidir ancak motor ve vokal tikler aynı anda bulunmaz ve tik görülmeyen üç aylık bir dönem yoktur. Tourette Bozukluğu olarak adlandırılan türünde ise bir veya birden fazla motor ve vokal tik aynı anda ve bir yıldan fazla süre görülür ve yine tiksiz geçen üç aylık bir dönem yoktur.

    Nedeni tam olarak ortaya konamamıştır ancak birçok teori ileri sürülmektedir. Akrabalarında tik öyküsü olanlarda daha sık görülmesi beklenebilir, otozomal dominan geçişli genetik yatkınlık, hastalığın görülme sıklığını arttıran bir etkendir. Bazı beyin görüntüleme çalışmalarında bu hastaların hastalık ve iyileşme dönemleri arasında bazal ganglion vb beyin bölgelerinde yapısal farklılıklar görülmesi, ilgili bölgelerdeki anatomik değişimlerle tikler arasında ilişki kurulmasına yol açmıştır. Bu bulgular yanında, tedavide bazı ilaçlara olumlu yanıt alınması; beyin-davranış ilişkisinde rolü olan dopamin, serotonin vb nörotransmitterlerin biyokimyasındaki değişimlerin tik gelişimindeki rollerini desteklemektedir. Yaşla ortaya çıkan hormonal değişimler, perinatal (doğuma yakın) problemler, psikolojik (stres kaynağı) etkenler de ileri sürülen başka teorilerdir.

    Erkeklerde 1.5-3 kat daha sıktır. Çocuklarla yapılan bazı araştırmalar erkek çocukların % 1-13’ünde, kız çocukların % 11’inde tik veya tik benzeri davranışların yaşamlarının bir döneminde görüldüğünü göstermiştir. Başlangıç yaşı en sık 7-11 yaşlar arasıdır.

    Kısa sürelidir, nadiren bir saniyeyi geçer. İstemsiz yapılır ancak kısa süreli de olsa baskılanabilir veya ertelenebilir. En sık yüz boyun bölgesinden başlar ve en fazla görüleni göz kırpma şeklindedir. Genellikle normal davranışı andırır görünümdedir ancak bazen tuhaf veya çirkin görünümde olabilir, çocuğun kendisine veya çevreye zarar verici bir görünüme bürünebilir. Stres altında sıklaşabilir. Kimi durumlarda başka aktivitelerin dahi önüne geçerek yaşam kalitesini bozabilir. Çocuğun özgüvenini azaltır, aile içinde ve sosyal ortamlardaki girişkenliğini bozar. Tiklere eşlik eden kaygılı durum ve klinik tablo sonucu görülen depresyon hali de önemli yaşamsal güçlükler olarak karşımıza çıkar . Başka davranış sorunları ile birlikteliği de sıktır. Dikkat Eksikliği Ve Hiperaktivite Bozukluğu ve Obsesif Kompülsif Bozukluk’ta tikler sık görülür. Tiklerle başvuran bir hastada detaylı bir nörolojik muayene de yapılmalıdır; çünkü tiklerin ve tik benzeri davranışların görülebileceği nörolojik hastalıklar olduğu gibi, tik ile karışabilen koreiform ve atetoid hareketler, myoklonus, hemiballismus gibi hareket bozuklukları da önemli nörolojik hastalıklara işaret edebilir.

    Tiklerin tedavisine başlamadan önce detaylı bir öykü alınarak tam bir tanı konur, tiklerin sıklığı ve şiddeti değerlendirilir, eşlik eden diğer psikiyatrik sorunlar ayırt edilir. Tiklerin stres dönemlerinde arttığı bilindiği için, tedavide ilk yapılması gereken, bu stres etkenlerinin neler olduğunun ortaya konması, ortadan kaldırılmaya çalışılması veya çocuğun kaygı ile başa çıkma becerisinin arttırılmasıdır (stres yönetimi). Basit tiklerin tedavisinde bazen bu kadarı bile yeterli olabilir. Karmaşık tiklerin varlığında ve çocuğun yaşam kalitesinin bozulduğu noktada ilaç tedavileri, davranışçı tedaviler, ailenin çocuğa olumlu tutumlar sergilemesini hedefleyen aile eğitimi de diğer yaygın tedavi yöntemleridir. Ayrıca bazı beyin bölgelerine odaklı cerrahi operasyonlar da son yıllarda üzerinde durulan alternatif tedavi yöntemleri olarak önem kazanmaktadır.

  • Erken Çocukluk Döneminde Asperger Sendromu

    Erken Çocukluk Döneminde Asperger Sendromu

    *Çocuğunuz ya da öğrencinizle iletişim kurmak istediğinizde sizinle göz kontağı kuruyor mu?

    Otizmli bir çocuğun göz kontağı yoktur ya da sınırlıdır, asperger sendromu olan bir çocuk ise bir otizmli çocuğa göre çevresiyle daha ilgili ancak göz kontağında genellikle yetersiz kalabilir.

    *Çocukla iletişime geçtiğinizde kendini nasıl ifade eder?

    Asperger sendromu yaşayan bir çocuk jest ve mimikleri okumakta ve duygularını ifade etmekte güçlük çeker. Dilin içeriğini anlamakta güçlük çeker ve kendini anlatırken düz bir anlatım seçer. Ses ve vurgular monotondur. Genelde grup içinde tek başınadır.

    *Çocuğun dikkatini çeken bir konu olduğunda nasıl davranıyor?

    Asperger sendromu olan bir çocuk yoğun ve takıntılı bir şekilde birkaç alana ilgi duyar. Hava durumu- haritalar-sayılar vs. Kendi ilgi alanıyla ilgili konuşmalara katılır, bu konularla ilgili derin bir bilgisi vardır ve dikkatini bu ilgi alanına rahatlıkla verir ancak ilgi alanı olmadığı taktirde iletişime geçmek için çaba göstermezler. Resim kağıdına sürekli rakamları sıralayan, hamur verildiğinde rakamları sıralamaktan bıkmayan bir çocuk yada size gelip tüm ayrıntısıyla dünyadaki doğal afetleri anlatan ve her defasında aynı şeyle meşgul olan bir çocuk sınıf içinde dikkat çekmelidir.

    *Çocuğun motor becerileri nasıldır?

    Asperger sendromu olan bir çocuğun beden hareketleri hantaldır. Bazen öğretmene yürümesi, merdiven inip çıkması garip gelir. Öğretmen bazen aheste aheste yürüdüğünü hatta koşmayı bilmediğini ifade edebilir. Parmak uçlarında salınma görülebilir.

    Asperger sendromu olan çocukların bazı tekrarlayıcı davranışları ya da ritüelleri olabilmektedir. Belli sırada giyinmek gibi.

    Özet; asperger sendromu olan çocukların spora yatkın olmadığı daha çok hantal sakar ve beceriksiz olarak nitelendirildikleri olmakta, yürüyüşlerinde bir gariplik olduğu dile getirilmektedir. Sosyal iletişimde sorun yaşadıkları, iletişimi başlatıp devam ettirmekte başarısız olabildikleri gözlenirken özel ilgi alanları olduğu ve iletişim bu özel ilgi alanı üzerindense iletişime geçebildikleri, sürekli dikkatlerini bu ilgi alnında tutmak istedikleri belirtilir. Karşıdakinin beklentileri anlayamayabilirler. Konuşmalarında genellikle artikülasyon sorunlarına, monoton ve düz şekilde ifadelere rastlanır. Bir sınıf ortamında otizme göre fark edilmesi daha güçtür çünkü bu çocuklar daha çok içe kapanık, kendi halinde olan çocuklardır ve başarılı oldukları alanı göstermek için bir çabaya girmezler.  Erken teşhis iyi bir gözlemden geçer güzel hayatlara dokunabilmek dileği ile…

    Ps: yukarıdaki belirtiler her çocukta aynı şekilde yaşanmayacağı gibi bir tanesinin öğrencimizde olması tek başına bir anlam ifade etmez. Önemli olan bilinçlenmek, iyi bir gözlem yapabilmek ve doğru yönlendirmedir