Blog

  • Tümüyle Anne Baba Olabilmek

    Tümüyle Anne Baba Olabilmek

    Biyolojik olarak anne baba olmak kolaydır ama önemli olan ruhsal ve toplumsal anne baba olmaktır.

    Biyolojik olarak anne bana olmak için vücudun belirli bir olgunluğa gelmesi yeterlidir. Ama ruhsal ve toplumsal anne baba olmak için yeterli midir?

    Ruhsal ve toplumsal anne baba olmak demek ebeveynin çocuğunun bu yönde gereksinimlerini karşılaması ve yine ebeveynin bunu yaptığı için mutluluk duyması anlamına gelir. Peki çocuğumuzun ruhsal ve toplumsal olarak yetiştirmek için ne yapmalıyız?

    Öncelikle çocuğun ailesinin çok sağlam temelleri atılmış olup anne , baba , kardeş ..vb rolleri iyi bilmesi ,benimsemesi ve ona uygun davranması çocukta bir ” aile” kavramının oluşmasını sağlar ve böylelikle çocuğun ilk toplumsallaştığı grup olan kendi ailesinde bu adım sağlam atılmış olur. Aileden aldığı bu sağlam adımda ruhsal olarak ; sevgi , saygı,şefkat,güven duygusu , kendini bir birey olarak görmesi ,örnek alınabilecek anne baba örneğinin sunulması,sıcak bir yuva …gibi gereksinimleri vardır. Bunların sağlanması ile çocuk kendine güvenli bir kişilik ve sağlıklı kişilik özellikleri geliştirir.

    Çocuğun toplumsal gereksinimleri arasında sağlıklı bir aile kurumunda yaşamak ,ailenin bir bireyi olduğunu kavramak, toplumun değerlerini tanımak , toplumsallaşmak, diğer insanlarla ve özellikle yaşıtları ile iletişim kurmak,arkadaşları arasında değerli bir üye olmak,diğer insanların arasında belirli bir konumda olmak sayılabilir . Bu özellikleri ayrı ayrı yazmış olsak da bu özelliklerin hepsi tümüyle bir çocuğun ruhsal, bedensel ve toplumsal olarak sağlıklı bir şekilde gelişmesinde rolü vardır.

    Günümüzde anne babaların çocuklarının gelişiminde daha çok çocukların biyolojik gereksinimlerine özen gösterdiğini görüyoruz .Aynı şekilde saydığımız ruhsal ve toplumsl özelliklere de özen gösterilip çocuğun yetişmesinde onları da olmazsa olmaz bir faktör olarak düşündüğünde çocuklar tamamıyla tüm gereksinimleri karşılanmış olarak büyümeye hazır hale gelirler. Anne babalığın çocuk yetiştirmesinde öğrenme ile ilgisi vardır. Her anne baba önce kendi ailesinde anne babalığı öğrenir. Bu öğrenmeler örnek olarak her zaman çok uygun olmayabilir. Sonraki yıllarda çocuğumuzu yetiştirirken bu davranışları düzeltmeye hatta değiştirmeye çalışırız ve çocuklarımıza öyle uygularız. Anne baba öğrenmelerinde toplumsallaşma da bize yol gösterir.

    Topmlumun anne baba beklentilerini öğreniriz ve çevremizdeki anne babaların davranışlarını gözlemleriz. Tüm bunların sonucunda çevremizde anne babalıkla ilgili bir imge oluşur. Toplumumuzda anne babalar iyi anne babalığın çocuğun her istediğine olumlu cevap vermek, yemeyip yedirmek, giymeyip giydirmek,anne babasının kendisi için yapamadıklarını kendi çocukları için yapmak, saçını süpürge etmek olduğunu düşünür. Mesela çocuğun istediği ayakkabıyı almak için bazı zorunlu harcamalardan kısıntıya gidebilir ve hatta borca girebilir. Bunlar daha çok biyolojik ve kısmen de olsa toplumsal anne babalıkla alakalı bir durumdur. Bunları yapan anne babalar diğer çocuklarla kendi çocuğunu kıyaslayıp aşağılayabilir , değersizleştirebilir,duygu ve düşüncelerine değer vermeyebilir, çocuğu için yaptıklarını başına kalkar, güvenmeyebilir,şiddet (sözel, fiziksel,duygusal) uygulayabilir,iyi örnek olmayabilir.

    Günümüzde aileler artık “çocukerkil aile” niteliğine bürünmüştür.Yani artık ailenin merkezi çocuk ve çocuğun istekleridir.Ailenin toplumsal ilişkileri onun derslerine sınavlarına ve hatta çocuğun kaprisine göre ayarlanır.Bazı anne babalar çocuğun istediklerini ne kadar yerine getirirse o kadar iyi anne baba olduklarını sanırlar. Böyle bir ilişki çerçevesinde ve aile ortamında çocuklar nereye koşuyor?Anne-babalar çocukerkil aileye alışmış gibi görünmektedir, fakat bir yandan da bundan pek hoşnut olmadıkları anlaşılmaktadır. Çözüm için anne-babalara, topluma ve toplumun değer yargılarının korunmasına gerek vardır. Unutmayalım ki çocuklarımız bir fırında işleme alınmamış hamur gibidir anne babalar isteseler ondan çok güzel pastalar börekler çörekler çıkartırlar isterseler de hamuru bozarlar, bozulmuş hamur olarak fırında pişmeye hazır hale gelirler.

  • Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunu tanıyor musunuz?

    DİKKAT EKSİKLİĞİ HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞUNU TANIYOR MUSUNUZ?

    Çocuk ve ergenlerde gözlenen aşırı hareketlilik, dikkat sorunları ve istekleri erteleyememe gibi belirtiler “Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu” göstergesi olabilir. “Hareketli çocuk zeki çocuktur ”, “Enerjisi fazla geliyor, bırakın koşsun”, “Büyüyünce düzelir” şeklindeki yanlış inanışlar, biyolojik özellikler taşıyan bu bozukluğun tanınmasını ve bir uzmana danışılmasını geciktirmektedir.

    Genetik geçişi olan bir bozukluk

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) gelişim düzeyine göre aşırı hareketlilik, dikkati sürdürmede ve dürtü denetiminde güçlük ile karakterize olan, erişkinlik çağında da gözlenen nöropsikiyatrik bir bozukluktur. Toplumda görülme oranı %5-7 arasında değişmekte olup, erkeklerde kızlara oranla 3 ila 5 kat daha sık gözlenmektedir. DEHB olan bireylerin kardeşlerinde benzer belirtiler topluma göre 2 ila 3 kat, anne-babalarında ise 2 ila 8 kat daha fazladır. Tek yumurta ikizlerinde her iki çocukta da DEHB görülme oranı %80-90 civarındadır.

    Bu bozukluğun ortaya çıkışında etkili olan nedenler tam olarak bilinmemektedir. Yapılan araştırmalarda DEHB’nin kalıtımsal özellikler, çeşitli çevresel etkenler ile beyindeki yapısal ve işlevsel farklılıklar nedeniyle ortaya çıktığı üzerinde durulmaktadır.

    Belirtileri 3 ayrı başlıkta toplanıyor

    DEHB’de gözlenen belirtiler şu şekilde sıralanabilir:

    a) Aşırı hareketlilik: Çocukta gözlenen hareketlilik yaşıtlarına oranla belirgin olarak daha fazla ise aşırı hareketlilik olarak değerlendirilir.

    1. Çoğu zaman elleri, ayakları kıpır kıpırdır ya da oturduğu yerde kıpırdanıp durur.

    2. Çoğu zaman sınıfta ya da oturması beklenen diğer durumlarda oturduğu yerden kalkar.

    3. Çoğu zaman uygunsuz olan durumlarda koşuşturup durur ya da tırmanır. (Ergenlerde ya da

    erişkinlerde öznel huzursuzluk duyguları ile sınırlı olabilir)

    4. Çoğu zaman, sakin bir biçimde, boş zamanları geçirme etkinliklerine katılma ya da oyun oynama

    zorluğu vardır.

    5. Çoğu zaman hareket halindedir ya da bir motor tarafından sürülüyormuş gibi davranır.

    6. Çoğu zaman çok konuşur.

    b) Dürtüsellik:

    1. Çoğu zaman sorulan soru tamamlanmadan önce cevabını yapıştırır.

    2. Çoğu zaman sırasını bekleme güçlüğü vardır.

    3. Çoğu zaman başkalarının sözünü keser ya da yaptıklarının arasına girer.(Örneğin başkalarının konuşmalarına ya da oyunlarına burnunu sokar)

    İstekleri erteleyememe, acelecilik, düşünmeden hareket etme gibi belirtiler dürtüsellik sorunları olduğunu düşündürür.

    c) Dikkat eksikliği:

    1. Çoğu zaman dikkatini ayrıntılara veremez, okul ödevlerinde, işlerinde ya da diğer etkinliklerinde dikkatsizce hatalar yapar.

    2. Çoğu zaman üzerine aldığı görevlerde ya da oynadığı etkinliklerde dikkati dağılır.

    3. Doğrudan kendisine konuşulduğunda çoğu zaman dinlemiyormuş gibi görünür.

    4. Çoğu zaman yönergeleri izlemek ve okul ödevleri, ufak tefek işleri ya da iş yerindeki görevleri tamamlayamaz.

    5. Çoğu zaman üzerine aldığı görevleri ve etkinlikleri düzenlemekte zorluk çeker.

    6. Çoğu zaman sürekli zihinsel çabayı gerektiren görevlerden kaçınır, bunları sevmez ya da bunlarda yer almaya karşı isteksizdir.

    7. Çoğu zaman üzerine aldığı görevleri ya da etkinlikler için gerekli olan şeyleri kaybeder. (Örneğin oyuncaklar, okul ödevleri, kalemler, kitaplar ya da araç- gereçler)

    8. Çoğu zaman dikkati dış uyaranlarla kolaylıkla dağılır.

    9. Günlük etkinliklerde çoğu zaman unutkandır.

    Tanı konmasında ders başarısı ve davranış özellikleri belirleyici oluyor

    DEHB tanısının konabilmesi için belirtilerin gelişim düzeyine göre beklenenden daha şiddetli olması, birden fazla ortamda gözleniyor olması (örneğin hem evde hem de okulda gözleniyor olması), bireyin yaşamını olumsuz yönde etkiliyor olması, işlevsel bozulmaya yol açan belirtilerden bazılarının 7 yaş öncesinde başlamış olması ve en az 6 aydır devam ediyor olması gerekmektedir.

    DEHB tanısı, klinik bir tanı olup tanıyı kesinleştirmek için kullanılan herhangi bir laboratuvar tetkiki ya da özgün bir belirteç bulunmamaktadır. Tanı, psikiyatrik muayenenin yanı sıra aile ile yapılan görüşmeler, çocuk okul çağında ise çocuğun ders başarısı ve davranış özellikleriyle ilgili olarak öğretmeninden alınan bilgiler, değerlendirme ölçekleri ve bir takım nöropsikolojik testlerin sonuçları ışığında konur.

    Okul öncesi dönemde gözlenen DEHB belirtileri farklılık gösteriyor

    DEHB tanısı almış çocukların anneleri sıklıkla çocuğun henüz anne karnındayken hareketli olduğunu belirtmektedirler. Doğum sonrası dönemde ise ilk fark edilen bulgu aşırı hareketlilik olup bu çocuklar anne-babaları tarafından uykuya dalmakta zorlanan, az uyuyup çabuk uyanan, huzursuz, zor sakinleşen ve kucağa alınmaktan hoşlanmayan çocuklar olarak tanımlanırlar.

    Okul öncesi dönemde dikkat eksikliği bulguları ön planda olmayıp, hareketlilik ile birlikte daha çok istekleri erteleyememe, anında yapılmasını isteme, sık oyun değiştirme gibi dürtüsel özellikler gözlenir. Ayrıca başka çocuklara zarar verme, bağırma, oyuncaklarını ellerinden alma gibi saldırgan davranışlar gözlenebilir. Kreşteyken sıra bekleyememesi, kurallara uymada güçlük çekmesi, sık oyun değiştirmesi, arkadaşlarına zarar vermesi gibi nedenlerle yaşıtları tarafından dışlanabilir.

    Okul çağında gözlenen DEHB belirtileri daha belirleyici oluyor

    Okul çağındaki çocukta sınıfta oturamama, dikkatini toplayamama ve etrafla ilgilenme, söz hakkı almadan soruları yanıtlama, arkadaş ilişkilerinde sorunlar yaşama, ödevlerini uzun sürede yapma ve tamamlamakta güçlük çekme, sınavlarda dikkatsizce hatalar yapma, ders araç-gereçlerini eksik getirme ya da kaybetme gibi belirtiler gözlenir.

    Ergenlik döneminde hareketlilik azalıyor

    Ergenlik döneminde gözlenen belirtilere örnek olarak hareketlilikte kısmen azalma, okul başarısında ciddi sorun yaşama, aile, arkadaş ve öğretmenlerle ilişkilerde sorunlar yaşama, benlik saygısında azalma ve depresyon, değişken duygudurum, aniden öfkelenme ya da neşelenme, yasal sorun yaratabilecek tehlikeli ve riskli davranışlar gibi belirtiler verilebilir.

    Erişkinlik döneminde uyum problemleri daha da artıyor

    Erişkinlik döneminde uzun süre gazete, kitap okuyamama, televizyon izleyememe, dikkat dağınıklığı, belli bir işe uzun süre konsantre olamama, unutkanlık, söylenenleri ya da günlük işleri akılda tutamama, işleri bitirme ve düzenlemede yetersizlik, sorun çözme ve zamanı kullanmada güçlük çekme, hedeflerine ulaşamadığını düşünme, sık iş değiştirme, duygulanımda değişkenlik, aniden öfkelenme, sosyal ilişkilerde sorun yaşama, evlilik sorunları, alkol-madde bağımlılığı gibi belirtiler gözlenir.

    Dikkat eksikliği ile birlikte görülen başka hastalıklar var mı?

    DEHB, Karşıt Olma-Karşı Gelme Bozukluğu, Davranım Bozukluğu, Özgül Öğrenme Bozuklukları, Kaygı Bozuklukları, Uyku Bozuklukları, Tik Bozuklukları, Depresyon, Enürezis (idrar kaçırma) ve Enkoprezis (kaka kaçırma) ile birliktelik gösterebilmektedir.

    Tedavide çok yönlü bir yaklaşım sergilenmeli

    DEHB tedavisinde ilaç tedavisinin yanı sıra çeşitli psikososyal girişimleri içeren çok yönlü bir tedavi yaklaşımı gerekmektedir. DEHB’de en etkin yöntem ilaç tedavisidir. Tedavide en etkili ilaçlar uyarıcı ilaçlardır. Bu ilaçlar, beynin davranış ve dikkatin düzenlenmesinde görevli bölgelerinde dopamin, noradrenalin gibi bazı maddelerin salınmasını etkilerler. İlaç tedavisiyle dikkati toplama ve sürdürmede artış ile birlikte okul başarısında artış, dürtü kontrolü, hareketlilikte azalma, davranış sorunlarında ve sosyal sorunlarda azalma, kendine güvende artış sağlanır. Böylece tedavi öncesinde bireyin hayat kalitesini bozan durumlarda belirgin bir iyileşme gözlenir.

    İlaçlar büyüme ve gelişim geriliğine sebep olmaz

    Uyarıcı ilaç tedavisinin başlıca yan etkileri arasında iştahsızlık, baş ağrısı, karın ağrısı, uykusuzluk sayılabilir. İlaç tedavisinin kesilmesini gerektiren durumlar oldukça nadirdir. Yapılan çalışmalarda uyarıcı ilaç tedavisinin büyüme-gelişme geriliğine yol açmadığı belirtilmektedir. Tedaviye başlanmadan önce uzman hekim gerekli gördüğü takdirde bazı tetkikler isteyebilir. İlaç tedavisinin ne kadar süreceği hastanın özellikleriyle yakından ilişkilidir. Kimi hastaların uzun yıllar boyunca tedavi alması gerekebilmektedir.

    Dikkat eksikliği ilaçları bağımlılık yapmaz

    Halk arasında, DEHB’de tedavisinde kullanılan uyarıcı ilaçların bağımlılık yaptığı ile ilgili yanlış inanışlar mevcuttur. Yapılan bazı çalışmalarda tedavinin, DEHB tanısı alan bireylerde normal popülasyona göre daha sık gözlendiği bildirilen alkol-madde bağımlığına karşı koruyucu olabildiği bildirilmekle birlikte bu konu ile ilgili daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulmaktadır.

    DEHB tedavisinin diğer parçası olan psikososyal girişimler ise bozukluğun doğası ve belirtilerle başa çıkma yöntemleri hakkında aile ve öğretmenlere yönelik bilgilendirme ve eğitimler, ev ve okul ortamında yapılacak çeşitli düzenlemeler, davranış kontrol becerilerinin geliştirilmesine yönelik terapiler ile iletişim becerilerinin artırılmasına yönelik eğitimler gibi yöntemleri kapsamaktadır.

    Sonuç olarak DEHB’de kimi bulgular yaşla birlikte azalma eğilimi gösterse de DEHB tanısı alan çocuğun günlük hayatta yaşadığı gerek akademik, gerek sosyal sorunlar göz önünde bulundurulduğunda bu bozukluğun yönetiminde en doğru yaklaşım ilaç tedavisine ek olarak yukarıda saydığım psikososyal girişimler eşliğinde bir yol izlemek olacaktır.

    Kaynaklar:

    Ercan ES., Aydın C. (2005). Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu: Özellikleri-Tedavisi, Çocuklarda ve Erişkinlerdeki Belirtileri.12. Basım, İstanbul: Gendaş Yayınları.

    Lee, S. S., Humphreys, K. L., Flory, K., Liu, R., & Glass, K. (2011). Prospective association of childhood attention-deficit/hyperactivity disorder (ADHD) and substance use and abuse/dependence: a meta-analytic review. Clinical psychology review, 31(3), 328-341.

    Sürücü Ö. (2003). Anababa-Öğretmen Elkitabı. Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu. İstanbul: Ya-Pa Yayınları.

    Şenol S. (2008). Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu. Çuhadaroğlu F.Ç. (ed) Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Temel Kitabı içinde, (s. 293-311) Ankara: Çocuk ve Gençlik Ruh Sağlığı Derneği.

    ** Bu yazı, İstanbul’da Sağlık dergisinin 2014 yılı 3. sayısında yayınlanmıştır.

  • Sonbahardaki Ruhumuz

    Sonbahardaki Ruhumuz

    Yazın kavurucu sıcağı içimizi ısıtan o güneşi ve o ışığı… Derken bir anda yazı hatırladık bu günlerde… Sıcaklar yerini bulutlu , yağışlı ve soğuk havalara bırakmaya başladı bile. Tabi bu durum kendi dengemizde de bazı değişimlere neden oluyor. Mesela daha bi’ kötü hissediyoruz, daha bi’ enerjimiz düşüyor, daha bi’ kırılıyoruz , daha bi’ alınıyoruz , daha bi’ kızıyoruz ve tabi daha bi’ tepki gösteriyoruz ya da tamamen sessizliğe bürünüp içimize kapanıyoruz.

    Neden mi?

    Cevap basit ; tamamen fizyolojik ve psikolojik değişimler. Güneşin bizi artık eskisi gibi ısıtmaması , mevsimin değişmesiyle birlikte ihtiyacımız olan seratonini ve eksilen enerjimizi yerine koyamama hali aslında… Vücudumuz fizyolojik ve psikolojik değişiklikler gösteriyor değişen mevsimle beraber… Bu değişime hem bedenimizi hem de ruhumuzu hazırlarsak değişikliğe daha kolay ve daha hızlı adapte oluruz. Mesela besinlerimizi seçerken vücudumuzun tam da ihtiyacı olduğu gıdalara yönelik tercihler yapmamız gibi … Ruh-beden dengesinin mevsim geçişlerinde bize hissettirdiği o depresif ruh halini engellemek için ;

    Neler Yapalım?

    -Çikolatanın bitter olanını tüketin! Bitter çikolatada kakao oranı daha fazlayken kendimizi mutlu hissettiğimizde salgılanan seratonin daha fazla alınmış olur böylelikle daha mutlu hissederiz.

    -Karar verirken dikkat edin! Mevsimin hormonlarınızı ve ruh halinizi teslim altına almasına izin vermeyin yoksa sonucu sizi mutlu etmeyebilir.

    -Su için! Su içinde bulunduğumuz acıtasyonu azaltır ve beynimize giden oksijen miktarını arttırdığı için daha sağlıklı ve pozitif düşünmemizi sağlar.

    -Folik asit içeren besinleri yiyin!Folik asit içeren yeşil yapraklı sebzeler tüketmemizin ruh halimizin dengesi için önemli olduğunu unutmayalım.

    -Doğru nefes alıp verin! Bu sayede beynimize giden oksijen miktarı artarve daha sağlıklı düşünmemize zemin hazırlar.

    -Daha eğlenceli filmler izleyin!Kendinizi iyi hissettirdiğini düşündüğünüz filmler izleyin. Bu sizin içinde bulunduğunuz depresif ruh halinizden çıkmanıza yardımcı olur.

     Spor yapın! Spor yaparken salgılanan hormon kendimizi daha iyi ve güçlü hissetmemizi sağlar.

    -Zevk aldığınız aktivitelere zaman ayırın! Zaten rutinde hoşlanmadığımız durumlarla karşı karşıya kalabiliyoruz eğer zevk aldıklarımıza da zaman ayırırsak mutsuz gün daha mutlu hale gelebilir.

    Nezle ve diğer kış hastalıklarından mümkün olduğunca korunmaya çalışın! Hastalıkta oluşan kendimizi bedensel iyi hissetmeme hali ruhumuza da yansır. Bunu önlemek için kendimize dikkat etmemiz gerekir.

    En sevdiğiniz mevsimin sonbahar olması dileğimle…

  • İlköğretime başlayan çocuklarda ruhsal uyum

    Yeni eğitim-öğretim senemiz hepimiz adına hayırlı ve uğurlu olsun.

    Bu dönemde anne ve babaların özellikle dikkat etmesi gereken noktalarla ilgili bazı şeyleri paylaşmak istiyorum.

    -Çocuklarınıza tercihan okulun ilk günü, en fazla ilk iki günü okulda eşlik edin. Sınıf öğretmenine teslim ettikten sonra, eve ne şekilde ve kim tarafından getirileceği konusunda bilgi verip oradan ayrılın. Sizden ayrılmakta sorun yaşıyor, uzun süreli ağlıyor veya okula gitmek istemiyorsa, “ayrılma anksiyetesi bozukluğu” veya “okul fobisi” açısından bir çocuk psikiyatrından profesyonel yardım alın.

    -Okuldan eve gelen çocuğunuzun bir süre dinlenmesini sağladıktan sonra, çantasını açtırarak okulda neler yaptığınızı beraberce gözden geçirin. Çabası için onu yüreklendirin. Ödev yapma disiplini ilk birkaç senede kazandırılır. Bu açıdan ilk senelerde onun ödeve yapmaya başlamasını destekleyin, bu esnada yanında oturun ve yönlendirme yapın.

    -Okul dönemiyle beraber uyku saatlerinin düzene girmesi gerekiyor. Yatış saatini anne ve baba olarak ortak bir kararla netleştirin. Bu konuda kararlı ve tutarlı davranın.

    -Elektronik oyunlar ve bilgisayar kullanımını mutlaka bu yaşlardan itibaren sınırlandırın. Hafta için ödev amaçlı haricindeki tablet kullanımlarına izin vermeyin. Bilgisayar oyunlarını sadece hafta sonları en fazla iki saatle sınırlandırın.

    -Çocuğunuzun arkadaşlarıyla uyumunu takip edin. Bu konuda ısrar eden bir sorun varsa, bir çocuk psikiyatrından profesyonel destek alın.

    -Çocuğunuzun öğrenmesini, dikkatini yoğunlaştırma becerisini takip edin. Akademik açıdan akranlarından geri ise, “öğrenme bozukluğu”, “dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu” açısından bir çocuk psikiyatrından profesyonel destek alın.

    -Halen ısrar eden telaffuz ve/veya konuşma bozuklukları varsa, yine bir çocuk psikiyatrına başvurarak profesyonel yardım alın.

    -Bu yaşlarda takıntılar, anlamsızca sergilenen bazı takıntılı davranışlar veya tikler ortaya çıkabilir. Bunlar, çocuğunuzun hayat kalitesini ve işlevselliğini engelleyecek boyutta ise, “obsesif kompulsif bozukluk”, “tik bozukluğu” açısından psikiyatrik destek alınması çok önemlidir.

    -İlk öğretim çağı, çocuğunuzun yeteneklerini ve ilgi alanlarını keşfetme yaşıdır. Sportif faaliyetler ve enstrüman kullanımını test etme dönemi olan bu süreci en iyi şekilde değerlendirin.

    Beş ilâ dokuz yaş arası dönemin pek çok becerinin kazanılması, zekanın gelişmesi açısından çok önemli olduğu, aksaklıkların varlığı durumunda bunlara bir an evvel müdahale edilmesi gerektiği akıldan çıkartılmamalıdır.

    Yrd. Doç. Dr. Neslim G. Doksat

    Çocuk ve Ergen Psikiyatrı

  • Kadına Şiddet

    Kadına Şiddet

    1.)Erkek kadına şiddet uygular!!!

    Çünkü diğer konularda ondan üstün olmadığını o an için kabul eder yetersizlik yaşar ve bu yetersizliği de kabul edemediği için her türlü fiziksel şiddete başvurur!

    2.)Ne olursa olsun şiddetin insan hayatında yeri olmaz!!!

    Olamaz olmamalı bunu normal gibi karşılamak normalleştirmek bir toplumsal soruna yol açar dikkat etmemiz lazım. Toplumda caydırıcı cezalar verilmediği takdirde bu tür olayları maalesef ki daha göreceğiz…

    3.)Erkek kendi egemenliğini göstermek için şiddete başvurur!!!

    Erkek kendi doğası gereği kadından güçlü olduğunu zanneder (aslında kadınların acıya daha dayanıklı olduğu yapılan araştırmalarla bilinmektedir.) ve bu nedenle bilişsel, fiziksel, sosyal, toplumsal, cinsel vb daha birçok alanda kendinin üstün olduğunu zanneder ve böylelikle kendini üstün görmediği tarafları çeşitli şiddet türleriyle tatmin eder ve kendi egemenliğine ulaşır.

    4.)Şiddet Öğrenilen bir eylemdir!!!

    Şiddet ailede sosyal çevrede hatta medyada bile öğrenilen bir davanış şeklidir böylelikle sürü psikolojisi ile toplumsal şiddet olayları sürer gider.Bunu önlemek için her türlü şiddete karşı durmamız normal karşılamamız ve de nasıl ki öğrenilen bi şey olduğu gibi unutulan bi şey de olduğunu bilmemiz gerekiyor.

    5.)hakimiyet kuramayanlar şiddete başvurur!!!

    Kadına sosyal anlamda hakimiyet kuramadığını düşündüğünde tek yol olan fiziksel gücü kullanarak şiddete başvurur. Çünkü ancak bu alanda üstündür kendince…

    6.)Mutsuz erkekler şiddet gösterir!!!

     İçindeki kin nefret ve mutsuzluğunu şiddet göstererek kusar.İnsani olmayan bu eylem insanlık dışı gösterilen bir davranış hatta kabul edilmeyen acı bir süreçtir.

    7.)şiddet anlık gelişir dikkat edin!!!

    Şiddeti anlık öfke patlaması yaşadığımız andan sonra gösteririz ve de sonrasında pişman olacağımız hatta bazen geri dönüşü olmayacak şekilde zarar verici olabiliriz.

    8.)Şiddetle çözüm üretmeye çalışmayın!!!

    Beyinlerinin alt seviye çözüm merkezleri çalışır. Düşünmek konuşmak anlatmak gibi insani özellikleri barındırmadıkları için direkt en kolay hiç bir şekilde düşünmeden sadece saldırganlığın vermiş olduğu bir dışavurumla kendini gösterir.

    9.)Şiddet davranışını yok edin!!!

    Çok yönlü sürekli ve sürdürülebilir olunca normal davranışlarınız yerine anormal davranışlar sergilersiniz ve hayatınız normal olmayan süreçler üstünden mutsuz bir şekilde devam eder.

    10.)Şiddet çözüm değildir!!!

    Çözümden çok daha karıştırıcı daha yara verici bedensel ve ruhsal anlamda daha zarar verici hale gelebilir dikkat etmemiz lazım çözüme giden yolu bulmamız için…

    İşte böyle etrafınızda şiddet gösteren insanlık dışı davranan! İnsanlar varsa eğer onları fiziksel eforun çok harcandığı sporlara yönlendirebilirsiniz. Hatta bu eylemi normalleştiren bir insansa eğer onu psikolojik destek alması konusunda ikna etmemiz gerekir.

    Kadınlarımıza şiddet gösterenlerin ne insani boyutta ne dinde ne de başka hiç bir alanda hoş karşılanmadığını biliyoruz. Şiddeti normalleştirmeyelim normalleştirenlere karşı duralım ve artık kadına yönelik bu şiddete bir son verelim ey İNSAN!!!

  • Takıntılar- obsesif kompulsif bozukluk

    Obsesyon nedir?(saplantılar-takıntılar)

    Kendi isteği kontrolu dışında aklına gelen, şahsı tedirgin eden, sıkıntı ve stres oluşturan, irade ve bilinçle uzaklaştırılamayan, kovulmayan yineleyici düşüncelerdir.

    Kompulsiyon nedir? (zorlantılar)

    Çoğunlukla obsesif düşünceleri kovmak veya bu düşüncelerin oluşturduğu sıkıntıları azaltmak için yapılan ve istenmeden yinelenen hareketlerdir. Kompulsiyonlar amaçladıkları şeyle aralarında mantıksal bağlantıları yoktur, abartılıdırlar.

    Bir yere dokundum mikrop bulaşır mı? Ocağı kapıyı açık unutmuş olabilir miyim? Terlikler, eşyalarım simetrik olmazsa işlerim kötü gider mi? Bu hareketi 3 kere yapmazsam işlerim ters gider mi’ gibi Ya sevdiklerimin başına bir şey gelirse? Bu ve benzeri düşünceler;

    İstemeden aklınıza geliyorsa,

    Yaşamınızda belli bir sıkıntıya neden oluyorsa,

    Saçma olduklarını düşündüğünüz halde kafanızdan atamıyorsanız

    Bu düşünceleri baskılamak veya etkisiz hale getirmek için;

    Katı biçimde uyulması gereken

    Yapmaktan kendinizi alıkoyamadığınız

    Sürekli tekrarlanan davranışlarınız oluyorsa, Ve

    Bu düşünceler ya da davranışlar nedeniyle hayatımızın alt üst olduğunu, çekilmez hale geldiğini düşünüyorsanız obsesif-kompulsif bozukluğunuz (takıntı hastalığı) var demektir Örnek olarak bir kişinin ellerinin temiz olduğu bilmesine rağmen pis olduğunu düşünmesi ‘obsesyon’, bu düşünceden kurtulmak için gereksiz yere sürekli ellerini yıkaması ise ‘kompulsiyon’ dur.

    Zihnimizin bize oynadığı bir oyun olan takıntılar, zamanla tüm yaşamımızı etkilemeye başlar. Bu da hem bizim hem de çevremizin hayatını alt üst eder. Çocuklara ilişkin takıntılar, yani bilimsel adı ile obsesif kompulsif bozukluk (OKB) sıklıkla gözden kaçabiliyor. Çocuklarında bu tür bir rahatsızlık olmayacağını düşünen aileler, takıntıları çocukların ‘tutturmaları’ olarak nitelendiriyorlar. Oysa OKB önemli ve tedavi edilmesi gereken bir sorundur. Çocukluk döneminde genellikle sinsi başlayan bir durum olması, çocukların olayı çok iyi tanımlayamaması ve belirtilerin çocukluk dönemi özellikleriyle karışabilir olması tanıyı zorlaştırır. Başlangıç sinsi ve uzun süreli olmasına karşın, bazen önemli bir olay tetikleyici olduğundan sanki aniden başlamış gibi algılanabilir. Tedavi olmadığı takdirde erişkin dönemde bulguları artar, hayatın tamamını etkileyen bir rahatsızlığa dönüşebilir.

    Çocuklarda en çok görülen obsesyonlar

    Kirlilik, hastalık bulaşacağı düşüncesi, kötü bir şey olacak düşüncesi, birinin öleceği veya hastalanacağı korkusu, simetri, cinsel içerikli düşünceler, yasak veya şiddet içeren düşünceler, anlatma sorma onaylatma ihtiyacı’ olduğu göze çarpmaktadır.

    Sık rastlanılan kompulsiyonlar ise; Yıkama, kontrol etme, düzenleme, sıralama, sayma, dokunma, tekrarlama, biriktirme, tekrar tekrar düşünme olarak sıralanmaktadır.

    Temizlik Takıntısı: en sık mikrop ve pislik bulaşma takıntısı görülür. Bu tip bir takıntısı olan kişi her hangi bir şeye dokunmaktan kaçınır. Temiz olduğundan emin olmak onun için en önemli şeydir. Obsesyonların en sık görülen türlerinden biridir ve ‘Temizlik Hastalığı’ olarak da bilinir. Bu nedenle sürekli el yıkamak, yıkanmak, kıyafet değiştirmek veya temizlik yapmak zorunda kalırlar. Tuvalette veya banyoda temizlenmediği düşüncesi ile saatlerce kalabilir.

    Sayma Takıntısı: Bazı şeyleri belli sayıda yapmazsa veya saymazsa kötü bir şey olacağını, kendisinin veya ailesinin başına kötü bir şey geleceğini, işlerinin ters gideceğini düşünür ve sıkıntı yaşar. Bu takıntı türünde yaşadığı sıkıntıyı gidermek için kişi gördüğü ya da düşündüğü her şeyi saymaya çalışır. Araç plakalarını, bina numaralarını, yerdeki parkeleri, kişileri vb Bu işlem sırasında da ciddi olarak yorulur. Bazı sayılar uğurluyken bazı sayılar uğursuzdur. Uğursuz sayıları aklından uzaklaştırmaya çalışırken uğurlu sayıları düşünmeye veya yaptığı hareketleri bu sayıda tekrar etmeye çalışır. Örneğin uğurlu sayısı 2 ise kapıya iki kez dokunur, pek çok hareketi iki kez yapar..

    Kontrol etme, kuşku takıntısı: Bu obsesyon türünde kişi yaptıkları işten emin olamazlar ve yapıp yapmadıklarını defalarca kontrol etme ihtiyacı duyarlar. Işığı söndürmüş olmasına rağmen tekrar tekrar kontrol etmek zorunda kalır, kapıyı kapatmasına rağmen tekrar tekrar kontrol eder.

    Simetri, Düzen Takıntısı: olayların ya da nesnelerin tam istedikleri düzende, mükemmel yada kesin bir simetri olmaları gerektiği obsesyonuna sahiptir. Ayrıntılarla aşırı ilgilenmeleri obsesyonel yavaşlığa ve işlerinin çok uzun sürede bitmesine sebep olur. Kişi her şeyi çok dikkatli düzenler ve kurduğu düzenin bozulmaması için inanılmaz çaba harcar. Eşyalarının karıştırılmasına hatta dokunulmasına karşı şiddetli tepki verebilir. Simetri ya da “tam ayarında olma” takıntısı nedeniyle işlerini bitirmekte zorluk yaşarlar ve sıklıkla geç kalabilirler. Bu hastaların bir yemek yemeleri, okula gitmeden önce hazırlanmaları saatler alabilir. Örn. Evdeki terliklerin, masasının üstünün, eşyaların simetrik durması için çok çaba harcayabilir, ancak diğer şeylerde de çok dağınık düzensiz olabilir.

    Zarar verme ya da saldırganlık takıntısı: Kendi çocuğuna, arkadaşına, annesine ya da yakınlarına zarar verme düşüncesidir. Aslında başkasına zarar vermeyeceklerini bilmelerine karşın çocuklarına ya da sevdiklerine zarar verme düşüncelerini, buna bağlı olarak da korkularını yenemezler. Endişelendikleri şeyi gerçekten yapmak istemez, bunu isteyebilecekleri düşüncesinden rahatsız olurlar. Bu korkuyla mücadele etmek için başka takıntılar geliştirirler; endişe ettikleri şeyi gerçekten yapmayacakları konusunda güvence almak için anlatma veya sorma gereksinimi duyarlar. herhangi bir şeyi belli sayıda yapmak gibi. Örneğin pencereyi üç kez açmak, kapıyı iki kez kapamak gibi.

    Dini Takıntılar: Hiç istemediği halde Allah’a ya da dini değerlere küfür etme, hakaret etme düşünceleridir. Bu duygu durumundan kurtulmaya çalışan kişi okuduğu duayı defalarca tekrarlamak zorunda kalır. Özellikle ergenlik çağında bu düşünceler ile kendini suçlu günahkar hisseder, böyle şeyler düşündüğü için kötü bir çocuk olduğunu, başına kötü şeyler geleceğini düşünür yoğun sıkıntı yaşar. Sıkıntısını hafifletmek ve dikkatini başka yere çekmek amacıyla belli bir düzende sayıları ileriye ya da geriye doğru saymaya çalışır. Aileden birisine genellikle de anneye ‘böyle düşündüm bir şey olmaz değil mi?’ diye sorma ve onaylatma ihtiyacı hisseder. Bir şey olmaz diye onaylatmadan rahat edemez.

    Cinsel içerikli takıntılar: Tekrarlayan cinsel imgeler ya da duygular kişiyi rahatsız eder. Kendilerine ters gelen cinsel ve saldırgan eylemlere gireceklerinden korkarlar. Özellikle ergenlik çağındaki çocuklarda sık görülür. Bunları düşündüğü için kendini suçlu hisseder, yoğun sıkıntı yaratır. Sıkıntı hissini gidermek için belli hareketleri yapmak, ‘bunu düşündüm bir şey olmaz değil mi? ‘ Diye onaylatmak sormak ihtiyacı hissederler.

    Ne Zaman Başlıyor?

    Obsesif-Kompulsif Bozukluğun (OKB) çocuk ve ergenlerde sıklığı %0.3 –0.9 olarak bildirilmekle birlikte daha sık olabileceği düşünülmektedir. En sık ortaya çıktığı yaş 7, ortalama başlangıç yaşı 10’dur. Ancak klinik pratikte çok daha küçük yaşlarda başlayan (2 yaşa kadar) olgulara rastlanmaktadır. OKB’nin biyolojik temelleri olan nöropsikiyatrik bir hastalık olduğu kabul edilmektedir. Hastaların birinci derece yakınlarında % 35 oranında benzer bir rahatsızlığa rastlanabiliyor. Tedavi edilmediğinde başka bir hastalığa dönüşmüyor ama kişinin tüm hayatını etkiliyor; kişinin arkadaş, iş, aile ilişkileri zarar görüyor.

    Takıntılar neden ve nasıl ortaya çıkar?

    Takıntıların sebepleri arasında biyolojik, psikolojik, çevresel faktörler, yakın aile bireylerinde obsesyon olması ve yatkın kişilik özellikleri gibi etkenler olduğu varsayılır ancak kesin nedeni henüz saptanamamıştır.

    Takıntıların başlıca nedeni kalıtsal etmenlerdir. Tek yumurta ikizlerinde takıntı bozukluğunun birlikte görülme oranı %85’tir. Aile de takıntı rahatsızlığının olması riski normal popülasyona göre 5-10 kat artırır.

    Psikolojik; okul başarısızlığı, sınav kaygısı, arkadaş ilişkilerinde sorunlar, cinsel kimliği kabul ile ilgili sorunlar, ergenlik dönemi sorunları, boşanma vb yaşam olayı sorunları

    Çevresel faktörler; ailede takıntıların olması hem biyolojik hem de model olma açısından çevresel bir faktördür. Çocuklar anne babalarını taklit ederek de semptomları öğrenmiş olabilir. Bununla birlikte, hastaların semptomları ile ailedeki diğer bireylerin semptomları genellikle birbirinden farklıdır. Örn: kontrol etme takıntısı olan bir annenin çocuğunda el yıkama takıntısı gelişebilir.

    Kimlerde daha çok görülür?

    “Sorumluluk duygusu yüksek olan, genellikle başarılı, hırslı, çabuk endişeye kapılan, gergin, kaygılı, mükemmeliyetçi, ayrıntıcı kişilik yapısına sahip insanlar hastalığa daha yatkındır. Çocuklarını çok sık eleştiren, suçlayan, onlardan kusursuz olmalarını isteyen ya da ayıp ve günah gibi kavramları abartılı biçimde aşılayan ailelerde takıntı hastalığına sık rastlanıyor.

    Araştırmalarda hastalığın aniden başladığını gösteriyor. % 50-70 hastada yakınmalar gebelik, ev değiştirme, cinsel sorun, yakın bir akrabanın kaybı gibi stresli olaylar sonrasında başlıyor. Zaman zaman artıp, azalmalar seklinde dalgalanmalar da gösteriyor. Alevlenmelerde stresin de etkisi var. Obsesyonlar ve kompulsiyonlar az oranda herkeste görülebilir, ancak bunlar kişinin yaşam kalitesini ve işlevselliğini bozuyor ve ciddi zaman kayıplarına neden oluyorsa hastalık kabul edilir ve tedavisi gerekir. Takıntıların hastalık sınıfına girmesi için takıntılara günde en az 1 saat ayrılması gerekiyor.

    OKB’nin çocuklarda sanılandan çok daha fazla görüldüğü, ancak çocukların sıklıkla ayıplanacakları ve yanlış anlaşılacakları gibi düşünceler nedeniyle sıkıntılarının gizleme eğiliminde oldukları bilinmektedir. Anne-baba veya öğretmenler çocuklara yaklaşımlarında güven verici davranır, çocukların yanlarında rahat ve açık davranmalarını sağlayabilirlerse, çocuklar da sıkıntılarını söyleme konusunda rahat davranacaklardır.

    Çocuklar takıntılarını nasıl dile getirirler? Sıklıkla konudan bahsederken sıkıntılı oldukları göze çarpar. Kendileri aslında bu şekilde düşünmek veya davranmak istemedikleri halde içlerinden bir sesin (bazen kendi düşüncesi olduğunu söylerler, bazılarıysa başka birisinin sesi olarak tanımlayabilir) belli davranış ve düşüncelere yol açtığını dile getirirler. Örn:içinden herhangi bir şeye küfür etmek gelmesi, rahatsız edici cinsel içerikli görüntülerin göz önüne gelmesi, bir şeyi iki kez yapmazsa kötü bir şey olacağı veya kapıyı kilitlemiş olmasına rağmen sanki kilitlemediğini düşünmesi ve tekrar tekrar kontrol etmek zorunda kalması, ellerinin kirli olduğunu, mikrop kapacağını düşünüp sürekli elini yıkaması gibi. Bazen düşünceler eşlik etmeden sadece tekrar eden davranışlar (kompulsiyonlar) ortaya çıkabilir ve bunlar dışardan rahatlıkla gözlemlenebilir.

    Çocukluk çağındaki törensel davranışlar nelerdir?

    Çocukluk dönemindeki bazı özellikler, hastalık belirtileriyle benzerlikler gösterir. Özellikle küçük çocukların gelişimi sırasında bazı şeyler törenseldir. Örneğin yatmadan önce yapılan birtakım davranışlar küçük yaşlarda normalken, ilerleyen yaşlarda obsesyon ve kompulsiyonlara dönüşebilir. Küçük çocuklar yatağa girmeden belli sıra izleyen bazı kurallara uyarlar. Giyinme, masal anlatımı, belli bir yerde yatma gibi. Bunlar olmayınca huysuzlaşabilirler. Ama sekiz-dokuz yaşından sonra bu düzen değişir. Ancak bu durum, hastalık belirtisi olduğunda devam eder ve herhangi biri olmadığında aşırı kaygı, olayı baştan yapma gibi belirtiler ortaya çıkar. Benzer şekilde küçük çocuklarda çizgilere basmadan yürüme bir oyundur. Erişkin dönemde ise bu bir kompulsiyon olabilir. Bu çocukluk ritüellerini kompulsiyonlardan ayıran en büyük özellik, ritüeller bir çeşit sosyalleşmeyi artırıcı, kaygıyı azaltıcı rol oynarken, kompulsiyonların kısıtlayıcı ve sıkıntı verici olmasıdır. Eğer ritüeller sıkıcı, kaygı verici ve yaşamı etkileyen hale geldiyse hastalık boyutuna ulaşmış demektir. Tanı konulurken dikkat edilmesi gereken şeylerden biri ailenin verdiği öykü ve tanımlamalardır. Aileler genellikle kompulsiyonları ‘tik’ olarak tarif eder. Özellikle de bir yere dokunma ya da belli hareketi tekrarlama olduğunda bu anlatım gözlenir. Oysa tik kasların istemsiz kasılmasıdır ve birbirlerinden farklı hastalıklardır. Çocukların bazı şeyleri aktarımındaki güçlükler nedeniyle de tanı için başka hastalıkların değerlendirilmesi gerekir.

    Tedavi: OKB’de en başarılı tedavi ilaç + davranışçı kognitif terapidir. Genellikle tedaviye iyi yanıt veren bir hastalıktır. Tedavisiz kalan olgularda depresyon sıklıkla tabloya eklenebilir. Çocuğun işlevselliğini giderek daha fazla bozar, okul ve ev hayatını çekilmez hale getirebilir. Çevresi için de ciddi zorluklar yaratmaya başlar. Bazen çocukluk çağı psikozları OKB şeklinde başlayabilir. Bu nedenle çocuğun bir hekim tarafından tedavi edilmesi büyük önem taşır.

    Dr Deniz Tirit Karaca

    Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi

  • Karar Vermeden Önce Dikkat Edin

    Karar Vermeden Önce Dikkat Edin

    Çünkü hayatımıza yön verirken aldığımız kararlar hayatımızı etkiler.

    Gergin anınızda karar vermeyin!

    Gerginken aldığınız kararlar o ana odaklanır ve o anı rahatlatmak için bulunan çözümler olduğu için ve alındığından genel hayatımızın gidişatına yönelik olmaz ve de mutsuzluk yaratır.

         Ruh ve Benden sağlığınız yerindeyse karar verin!

    Ruh ve beden sağlığımızın iyi olmaması durumunda verdiğimiz kararlar çok sağlıklı olamayacağı için sağlıklı sonuçlar da doğurmayacaktır.

    Kararın geçmiş ve geleceğinizi etkileyeceğini unutmayın!

    Karar verme geçmiş bir davranış ve gelecekle ilgili sonuçları yansıtır. Karar verme, farklı aşamalardan oluşan akla , düşünce sistemine uygun ve bilinçli bir seçim yapma sürecidir. Bu yüzden aynı durumda herkesin karar verme yetisi ve düşünce sistemi farklı olacağından vereceği karar da farklı olacaktır.

    Karar bir yönelimdir!

    Kararınıza sonuna kadar sadık değilseniz o sizde çatışma yaratacak ve mutsuz anlar yaşamanıza sebep olacak o kararın sonuçlarını yaşadığınız sürece…

     Karar vermek tercih etmek istediğiniz hayattır!

    Karar verirken kendi tercih etmek istediğiniz hayatı seçersiniz aslında ve böylelikle tercihe doğru giden yolda yürürsünüz…

    Karar verirken hem duygusal hem mantıksal düşünün!

    Tek duygusal düşünürseniz mantıksal yönden bakmamış olursunuz ve gerçeği göremezsiniz ancak sadece mantıksal düşünürseniz de duygularınıza hitap etmeyecek ve de yine mutsuz olacaksınız. Bu yüzden karar vermede iki yönlü de bakmanız sizin mutluluğunuz için önemli bir durum olacaktır

    Kararı tek boyutlu olarak görmeyin!

     Çünkü karar verirken geçmiş yaşantınız , çevreniz , düşünce biçiminiz , seçmek istediğiniz hayat…vb gibi faktörlerin hepsi etkili olur.

    Karar vermek bazı şeylerden vazgeçiş , bazı şeyleri seçiş… Kararınız her ne olursa olsun pişmanlığınız olmasın çünkü en büyük pişmanlık kendi verdiğimiz kararlar doğrultusunda yaşadığımız mutsuz bir hayattır…

  • Özel öğrenme güçlüğü (disleksi)

    Kişinin zekasının normal ya da normalin üstünde olmasına rağmen, yaşı, zekası ve verilen eğitim düzeyine göre beklenen düzeyde öğrenememesi Disleksi (özel öğrenme güçlüğü) olarak tanımlanır.

    Öğrenme sorunu olan bir çocuğa Özel Öğrenme Güçlüğü tanısı konabilmesinin ilk şartı, çocuğun zekasının normal ya da normalin üstünde olmasıdır. Zeka geriliği olan çocukların yaşadığı öğrenme sorunları Özel Öğrenme Güçlüğü değildir.

    Özel Öğrenme Güçlüğü doğumdan itibaren var olan, zihnin gelişimiyle ilgili bir sorundur. Az okumayla ya da matematiği sevmemekle oluşmaz. Aksine okumada güçlük yaşadığı için kişi okumaktan kaçınır.

    ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜNÜN ÇEŞİTLERİ

    · 1-DİSLEKSİ (okuma güçlüğü): Okurken atlama, anlamı bozma, harf – ses uyumu bozukluğu, hızlı okuyamama, harflerin ya da hecelerin yerini değiştirme, heceleme ya da anlamama gibi bir takım bozukluklar görülür.

    · 2-DİSGRAFİ(yazma güçlüğü): ): Yazım hataları, okunaksız ve düzensiz el yazısı, bazı harf, rakam ve sözcükleri ters yazma, b-d, m-n, ı-i, d-t, g-ğ, g-y gibi harfleri karıştırma, sözcükler arasında boşluk bırakmadan ya da sözcüğü birkaç parçaya bölerek yazma gibi bozuklulara rastlanır.

    · 3-DİSKALKULİ(aritmetik bozukluk): Matematik terimlerini, kavramları anlayamama, sayı ve sembolleri tanıyamama, gerekli sembolleri kullanma, eldeli sayıları toplamayı unutma, çarpım tablosunu öğrenmede sınıf arkadaşlarına göre çok geri kalma, problem çözümünde izlenecek adımlara karar verememe biçiminde kendisini gösteren bozukluklarla karşılaşılır

    ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜNÜN BELİRTİLERİ.

    Belirtilerin tümü görülmeyebilir, ancak dislektiklerin zekalarının altında akedemik performans göstermeleri ortak özellikleridir.

    Okul Öncesi Dönemde Disleksi

    Bebekliklerinde emeklemekte zorluk çektiği, çapraz kol ve bacak hareketini uygulayamadığı için çoğunlukla karnının üzerinde sürünür gibi bir görüntü sergilediği, el ve ayak dominansının gelişmediği veya geç geliştiği de gözlemlenebilir.

    Konuşmada gecikme, kelimeleri yanlış söyleme, bildiği halde nesne ve kişilerin adlarını hatırlayamama, kelimeleri bulmakta güçlük ( örneğin; tencere demek istediğinde “yemek pişirilen şey” diyebilir), Sözcüklerin harflerini değiştirmek ( kocaman-cokaman, köpek-pökek), Sözcük hazinesi çok yavaş artar, sıklıkla doğru kelimeyi bulmakta zorlanır. Olayları sırasıyla anlatamama, devrik cümle kurma görülebilir

    Yön problemi vardır. Sağını ve solunu karıştırır. (Ayakkabısın ters giyme gibi)

    Çoğu özellikler erken çocuklukta her iki elini de kullanır, baskın el yoktur, kendi başına çatal, makas kullanma, bağcık bağlamada, topu tutma, topa vurma, bisiklete binmede güçlük yaşayabilir. Yavaş ve hantal davranışlar sakarlık, sık düşme gözlenebilir. Ritmik hareket etmede güçlük yaşayabilir

    Sıraya koyma güçlüğü, sayıları sırasıyla saymayı öğreneme zorluk, renkleri öğrenememe, karıştırma, alfabeyi, rakamları, haftanın günlerini, ayları sırasıyla öğrenmekte güçlük yaşar. Zıt kavramları öğrenememe

    Düz çizgi çizememe, daire, kare gibi şekilleri kopyalayamama, şekilleri tersten çizme, Taşırmadan boyama yapamama, Boyamaları hep karalama şeklinde yapma,

    Acelecidir ve dikkati kolaylıkla dağılır. Sözel yönergelere dikkat edememe, benzer sesleri karıştırır. (f, v, b, m gibi)

    İLKOKUL DÖNEMİNDEKİ BELİRTİLERİ

    Zekanın normal ya da daha üstü olması, okul başarısının zekasına ve yaşına göre beklenenden düşük olması

    Sözlü sınavlarda daha başarılı, yazılı sınavlarda beklenenden başarısız olması, bazı konularda başarılı iken bazı konularda başarısız olması (örneğin; matematik dersi iyiyken geometriden çok başarısız olması)

    Okumayı zor öğrenme, yavaş okuma, bazı harfleri yazarken veya okurken karıştırma (p-b, b-d, k-t, y-h, 6-9,52-25,) bazı heceleri ters okuma (ve-ev, çok-koç), bazı harfleri yazarken karıştırma( d/ b/ d z/ s u/n ) , (bilek-dilek çaba-baca) okurken ve ya yazarken harf, hece atlama, kelimenin sonlarını uydurarak okuma, okumaya karşı isteksizlik, başkası okuyunca daha iyi anlama, okuduğu öykünün anlamını çıkarmada (özet yapma) zorlanma, fakat öykünün içinden sorular sorulursa onları cevaplayabilme

    Yazma ödevlerinden kaçınma, yazarken noktalama işaretlerini yazmama, yavaş yazma, okunaksız ve çirkin yazma. Geç ve yavaş yazar. Not tutma becerisi zayıftır. Kalem tutması bozuktur(avuçlayarak ya da dik tutma), kalemi tutarken çabuk yorulur. Bir satırı takip edemez, satır başına geçerken zorlanır. Kelimeler çok yer kaplayacak şekilde aralıklı ve ya birbirine çok bitişik yazar.

    Eksik cümleler kurarlar, karışık verilmiş kelimelerden düzgün ve anlamlı cümleler oluşturmazlar

    Tahtadan ödevini geçirmekte zorlanma, ödevini eksik alma, ödev yapmak istememe, ödev yaparken sık yardım isteme

    Sık dört işlem hatası yapma ,’’+,x ‘’işaretlerini karıştırıp toplama yerine çarpma yapma, sayıları tersten okuma (12-21, 52-25), çarpım tablosunu öğrenememe, bölme işlemine sağdan başlama, eldeleri unutma, ileri sınıflarda bile parmak hesabı yapma

    Sağını solunu karıştırma, beden eğitiminde başarısız olma (koşma, top tutma), Uzaklık ve derinlik algılamasında sorunları vardır. Bundan dolayı bazı sakarlıklar oluşabilir.

    Alfabeyi, sayıları ve haftanın günleri-aylar gibi sıralı listeleri, saati öğrenmede güçlük çeker.

    Zamanı karıştırırlar ( Önce sonra, dün bugün, şimdi sonra ), Yön bulmada zorlanırlar

    Dikkat ve bellek sorunları nedeniyle verimli çalışamama, zamanı planlayamama.

    özel öğrenme bozukluğu gösteren çocukların %25’si dikkat eksikliği ve dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu da göstermektedirler.)

    İşitsel ayrımlaştırmada güçlük çekerler ( Bazı harfleri karıştırırlar b m f v y r d gibi benzer sesleri ayıramazlar ). İşitsel kavrama yetersizdir ( Yönergeleri unutur, dinlemiyor gözükür ),İşitsel hafızaları zayıftır ( Ona söyleneni çabuk unutur )

    Dokunarak ayrımlaştırmada güçlük çeker. (Gözü kapalıyken avucuna yazılan sayıyı ayırt etmede, gözü kapalıyken konulan nesneyi tanımada güçlük )

    Disleksi tanısı nasıl konulur?

    Çocuk psikiyatristi tarafından aileden okuldan alınan bilgiler, çocuğun değerlendirilmesi, gelişim dikkat ve zeka testlerinin değerlendirilmesi sonrası tanı konulur.

    Tedavi:
    Bu bozukluk çoğunlukla dikkat eksikliği, hareketlilik, depresyon, kaygı bozuklukları veya diğer psikiyatrik bozukluklarla birlikte seyredebilir. Bu durumda diğer psikiyatrik bozukluklara yönelik ilaç tedavileri uygulanmalıdır. Özel öğrenme güçlüğü olan çocuklarda sorun olan alanlara yönelik birebir özel eğitim alması gereklidir. Eğer dikkat eksikliği varsa ilaç tedavisi yapılan özel eğitimden daha iyi yararlanmasını sağlayacaktır. Bu çocuklar zeki olmalarına rağmen düşük akademik becerileri olması nedeniyle sıklıkla depresyon, kaygı bozukluğu yaşadıkları için mutlaka bir çocuk psikiyatristi tarafından izlenmeli, aile ve okul bilgilendirilmeli, eğitsel desteği sağlanmalıdır.

    Dr Deniz Tirit Karaca

    Çocuk ve Ergen Psikiyatristi – Psikoterapist

  • Evlenirken Dikkat Etmemiz Gerekenler

    Evlenirken Dikkat Etmemiz Gerekenler

    İki kişinin ev arkadaşlığının ötesinde birşeydir evlilik…Hani derler ya iyi günde kötü günde her zaman yanında olacağına ettiğin yemindir evlilik..Sadece bedensel değil ruhsal da sevebilmektir evlilik…Aldatılmayan insanlar topluluğudur evlilik…Sevmek,sevilmek en önemlisi saygı duymak ve duyulmaktır evlilik…Karşılıklı tahammül etmektir evlilik…Toplumun kutsal kurulu düzenidir evlilik…Seçmek istediğin hayattır evlilik…Hayatını paylaşmak insanla geçirdiğin ömürdür evlilik…

    Evlilik…

    Kimine göre evlilik mutluluk kaynağı olabilirken kimine göre evlilik içinden çıkılamayan bir kabustur.Evliliği mutlu gidenler herkese tavsiye ederken evliliği evliliği mutsuz gidenler hiç kimseye tavsiye etmezeler hatta bekarlık sultanlıktır derler.

    PEKİ NELERE DİKKAT EDELİM?

    • ’’Balık baştan kokar’’  

    İfadesi tamda evlilik için söylenmiştir.Aslında baştan tüm olmsuzluklarını ve hatalarını ve hatta bize uygun olmadığını bile düşündüğümüz halde belki düzelir umuduyla belki de aşık olduğumuz için gerçekleri görmemize rağmen bize olumsuz gelen durumları hiç önemsemeyiz sadece olumlu özelliklerini görür, evlilik yaparız ve tabi sonrasında aşk bittiğinde deriz ki biz ne yapmışız? Çok değişti .. ya da evlilik aşkı bitirdi ! Gibi söylemlerde bulunuruz ama aslında o hep öyleydi ve biz görmek istediğimizi gördüğümüz için durum böyle olur.

    • ’’Gerçek olanı görün’’

    Gerçek olanı görmezsek eğer sadece hayali bir kahramanla evlenmiş oluruz ve hayallerimizdeki beklentiye gireriz ama aslında gerçeğe dönmemiz ve olanı görmemiz gerekmektedir,aksi halde hayal kırıklığına uğrarız.

    • ‘’Bir Kaç Yıl Sonrasını Düşünün’’

    Bir kaç yıl sonra da şimdi istediğimiz hayat arkadaşımız olacak olan insanı isteyecek miyiz?Mesela 5-10 yıl sonra da maddi manevi hayat standartlarımız değişince aynı hazzı alacak mıyız? Diye durup bir düşünmek lazım sonrası için pişmanlık yaşamamak için…

    • ‘’Net olun’’

    Kafanızda hala soru işaretleri varsa hala çözemediyseniz ve düzelir dediğiniz durumlar varsa emin olun onlar evlendiktan sonra daha da sarpa saracak ve içinden çıkılamayan sorunlar zincirini oluşturacaktır.Sorularınızın cevabını bulmadan bu yola girmeyin.

    • ’Uyum ve Etkileşimi Arttırın’’

    Eşler arasındaki ilişinin evlilik doyumu üzerinde önemli olduğunu unutmamak ve ancak kaliteli etkileşim ve uyumla mutlu bir evliliğin kaçınılmaz olduğunuz söylemek yerinde olacaktır.

    • ‘’Ailenizin Önerilerine Kulak Verin’’

    Bazen aileniz sizin içinde bulunduğunuz duygusal durum itibarı ile gerçeği görür ve size hayat boyu devam edecek bir hatadan kurtarabilir dikkate edin.Bu ve buna benzer nedenlerle aile anne baba ağabey ve kız kardeşler hatta yakın çeverenizin önerilerine kulak verin yoksa evlendikten sonra artık herşey çok geç olabilir.

    ‘’13.12.2015 tarihinde evlenen ablama ve enişteme bu temennilerle mutluluklar diliyorum.’’Herkesin mutlu,umutlu,sağlıklı ve güzel evlilikler geçirmesi dileklerimle…

  • Çocuğumuzda dil gelişiminde sorundan şüpheleniyorsak ne yapmalıyız?

    Çocuğunuz iletişim kurmaktan kaçınıyorsa,

    İsmine dönüp bakmıyorsa,

    İşine geleni anlıyor işine geleni anlamıyor gibi bir izlenim veriyorsa

    Basit komutlara uymuyor/ uymak istemiyorsa

    18 aylık olmasına rağmen anlaşılır sözcük yoksa, 2yaş yaklaşık 50 kelime kazanılmamışsa

    4 yaşında konuşmaların %70 i yabancılar tarafından anlaşılmıyorsa,

    Dil gelişimi sosyal iletişiminde bir sorun olup olmadığı çocuk ve ergen psikiyatristince değerlendirilip olası nedenler arasında ayırıcı tanı yapıldıktan sonra uygun eğitim ve terapiye başlanabilir. Erken müdahale çok önemlidir.

    Dil gelişimi için aileler neler yapabilir?

    Her yaptığınız aktivite ile ilgili konuşun. ‘‘selin yemeğini yiyor, şimdi kaşıkla çorbasını içiyor’’

    Geçmiş veya gelecekle ilgili konuşun. ’’selin bugün banyo yaptı’’

    Konuşurken yüzünüze ve ağzınıza baktığından emin olun. Özellikle yeni sözcük söylerken sizi izlemesini sağlayın.

    Konuşması için fırsat yaratın.

    Özellikle o anda ilgilenmediği bir şeyi söyletmeye çalışmayın. Bu ne? Diye sormaktan vazgeçin. Farklı sorular ile söyletmeye çalışın. Örneğin köpeği göstererek ‘’Aaa ben bu hayvanın adını biliyorum. Hmm…. Kedi miydi? Yok bu kedi değildi….’’ Deyip bekleyin. Kendisi söylerse ödüllendirin, söylemezse ‘’köpekti değil mi? Köpek!’’ diyerek tekrarlayın.

    Yaşına uygun hikaye kitapları ve oyuncaklar alın küçük çocuklar için bol resimli, kalın, kolay yırtılmayan kitaplar alınabilir. Kitaptaki resimler gösterilerek basit kelimelerle, çoşkulu bir şekilde anlatılabilir. Çocuğunuzun kitaplara ilgisiz olduğunu düşünüyorsanız çocuk psikiyatristinden ne tür kitaplar alınabileceği yardım alınabilir.

    İşaretle diliyle anlattığı şeyi anlayıp hiçbir şey söylemeden hemen yapmayın, hiçbir iletişim kurmadan ihtiyacını anlar yaparsınız konuşma ihtiyacı olmaz. Ancak anlamamazlıktan gelip söylemesi için israr etmekte çocuğun hırçınlaşmasına sebep olur. Bunun yerine söylemek istediği şeyi sözelleştirerek model olun. ‘’ su mu istiyorsun? Anne su ver. Su istediğimizde ne diyeceğiz anne su ver.’’ Diye tekrarlayın ve bunu her defasında yapın, sonra suyu verin.

    Her şey hakkında da konuşun( mutfak eşyaları, banyo eşyaları) . Böylece sözcük dağarcığı gelişir.

    Birlikte şarkı söyleyin, parmak oyunları oynayın (buraya bir kuş konmuş……..gibi)

    Taklit becerilerini geliştirin. ’hadi benim gibi yap diyerek taklit etmesini isteyin. Ses taklitleri (möö-havhav-düüt-düt,)yaptırın

    3 yaşından büyük çocuklarda olay anlatan resimli kitaplardaki hikayeyi anlatın ve onun size anlatmasını isteyin. Dr Deniz Tirit Karaca
    Çocuk ve Ergen Psikiyatristi