Blog

  • Travmatik Olaylar Çocukları Nasıl Etkiliyor?

    Travmatik Olaylar Çocukları Nasıl Etkiliyor?

    Günümüzde artan şiddet olaylarına baktığımızda birçok insanın her gün çeşitli travmatik olaya maruz kaldığını söyleyebiliriz. Yaşanan terör olayları, savaş, kazalar gibi birçok etken çocuklarımızın psikolojik olarak etkilenmesine sebep oluyor. Bu tip travmalarda, toplumsal olaylarda yetişkinlerin verdiği tepki çocuklara örnek oluyor! Bu yüzden dikkat…

    Okan Üniversitesi Hastanesi’nden Psikolog Emel Güler, İnsanlarda travma yaratan etkenlerin 3 grupta yer aldığını belirtiyor.

    1. İNSAN ELİYLE İSTEMLİ OLUŞTURULAN TRAVMALAR (İşkence,tecavüz, şiddet, terör)

    2. İNSAN ELİYLE İSTEMSİZ OLUŞTURULAN TRAVMALAR (Araç kazaları, iş kazaları)

    3. DOĞAL AFETLER (Deprem, yangın, sel, kasırga)

    Ancak insan için en acı verici olanın tecavüz, terör, şiddet olayları gibi insan eliyle istemli gerçekleştirilen olayların olduğunu söyleyen Okan Üniversitesi Hastanesi Psikoloğu Emel Güler, “bu travmatik olaylar kendimiz ve çevremizle ilgili dünya algımızı değiştirerek ‘dünyanın güvenli bir yer’ olduğu inancımızı sarsabilir. Ancak olumsuz yaşam olayları her zaman travmatik etki yaratmaz. Travma ‘Bireyin fiziksel bütünlüğünü tehdit eden, dehşete düşüren, çaresiz bırakan, herkes için sıkıntı kaynağı olan, olağan ya da olağandışı yaşantılar olarak tanımlanmaktadır. Travma sonrasında olayı tekrar yaşantılama belirtileri, travmayı hatırlatan uyaranlardan kaçınma ve devamlı bir uyarılmışlık hali olursa Travma Sonrası Stres Bozukluğu olarak değerlendirilmektedir” açıklamasını yaptı.

    Çocuklar Travma Olaylarında Yetişkin Tepkilerini Örnek Alıyor!

    Psikolog Emel Güler’e göre travmatik olaylardan sonra çocuklarda tekrarlayıcı anılar olur. Travmatik anıların canlanması tekrarlayan rüyalarla ya da tekrarlayan oyun temalarıyla görülmektedir. Çocuklar aynı travmatiklaya farklı tepkiler verebilir. Çocuğun gelişim sürecinin hangi aşamasında olduğu, çevresel desteğine, ebeveynlerle kurduğu ilişkiye, psikolojik dayanıklılık düzeyine ve birçok faktöre bağlı olarak değişebilir. Çocuklar travmatik olayla karşı karşıya kaldıklarında bunu nasıl anlamlandıracaklarını bilemezler. Dolayısıyla bağlı oldukları yetişkinlerin olaya verdikleri tepkiyi gözlemleyerek onları model alırlar. Bazen de tam tersi davranışlarda bulunabilirler. Olay öncesinde olduğundan çok farklı tepkiler geliştirebilirler.

    Çocuklar Travmatik Olayın Ardından Hangi Belirtileri Gösterebilir?  

    Öncelikle çocuklar kendisi için travma etkisi yaratacak olay sonrasında uyum problemleri gösterirler. Okulla ilgili sorunlar, uyku ile ilgili sorunlar, dikkat problemleri, aşırı hareketlenme, bedensel yakınmalar, sebepsiz ağlamalar, parmak emme alt ıslatma gibi gerileme davranışları, korku öfke, kaygı ve saldırganlık, irkilme tepkileri görülebilir. Ancak tüm bu belirtilerin travma sonrası stres bozukluğu belirtisi olup olmadığı mutlaka bir uzman tarafından değerlendirilmelidir.

    Çocuklar, Yaşadıkları Travmatik Deneyimi Yetişkinler Gibi Hızla Anlamlandırıp Normal Hayatlarına Geri Dönmekte Zorlanabilir

    Yetişkinler, çocukların kendilerini model aldıklarını unutmamalı ve çocukların yaşadıkları olayı anlamlandırma süreçlerinde aktif rol almalıdırlar diyen Psikolog Emel Güler’ göre temel olarak bu dönemde yetişkinler tarafından yapılması gerekenler şu şekilde belirtilebilir: Çocuklara, yaşanan olayların gerçekleşmesinin mümkün olduğu ve dünyanın her yerinde yaşanabileceğinin açıklanması önemlidir. Çocukların yaşadıkları duruma verdikleri tepkilerin,  normal olduğu aktarılmalı ve onlara birlikte güvenli bir ortamda oldukları söylenmelidir. Mümkün olduğunca hızlı bir şekilde yaşanılan olumsuz olay öncesindeki hayatlarına dönebilmeleri sağlanmalıdır. Bir yakının kaybı söz konusu olduğunda da, çocukların yas sürecini birlikte yaşamasına izin verilmeli ve onlarla duygu paylaşımında bulunmaktan kaçınılmamalıdır. Travmatik olayların ardından, çocukların dinlenilmeye olduğu gibi, duygu ve düşünce ifade edilmesine de ihtiyaçları vardır. Bu ifade genellikle oynadıkları oyun temalarında da gözlemlenebilir. Tekrarlayan oyun temaları aslında çocuğun içsel dünyasının aktarımına destek olur. Dolayısıyla onların yanında olunmalı,  son derece dikkatli ve özenli bir biçimde destek verilmelidir.

  • Sınav kaygısı ile baş etme yolları

    Sınav kaygısı; edinilen bilgilerin sınav sırasında etkili bir biçimde kullanılmasına engel olan ve başarının düşmesine yol açan yoğun kaygı olarak tanımlanır.Sınav ve sınanma herkes için kaygı yaratan durumdur. Belli bir düzeye kadar kaygı yaşanması sanılanın aksine başarıyı olumlu yönde etkiler, kişiyi çalışma yönünde motive eder, dikkat ve konsantrasyon üzerine olumlu etkileri vardır. Ancak kaygı kişinin başarısını olumsuz yönde etkileyecek kadar arttığında bir bozukluk olarak kabul edilir.

    Sınav kaygısının nedenleri

    Sınava çok fazla anlam yüklenmesi kaygıyı arttıran önemli etkenlerdendir. Sınavın bilgi düzeyini değil de kişinin kendisini ve değerini ölçen bir araç olarak algılanması kaygıyı attırmaktadır.

    Sınavda başarısız olunması durumunda oluşacak sonuçlar ve ailelerin vereceği tepkiler konusunda abartılı düşünceler kaygıyı arttırmaktadır. Başarısızlık durumu felaketleştirilmekte hatta dünyanın sonu gibi algılanabilmektedir.

    Çocuğun veya ailenin mükemmeliyetçi beklentisi kaygı düzeyini yükseltir. Yüksek hedefler koymak ve yaptıklarının hatasız olması gerektiğine olan inanç çocuğu zorlayan etkenlerden biridir.

    Sınav konusunda yeterince hazırlıklı olmamak sınav kaygısını arttırır. Kişinin kendisini hazır hissetmediği bir sınavla ilgili kaygı duyma olasılığı daha yüksektir.

    Ailelerin kıyaslama, sürekli eleştirme gibi yanlış tutumları çocuğun kendisini yetersiz ve başarısız görmesine neden olmakta ve kaygısını arttırabilmektedir.

    Sınav kaygısının belirtileri

    Çok çalışılmasına karşın sınavlarda istenen başarı elde edilemez. Sınavlardan önce huzursuzluk, gerginlik, endişe,sıkıntı ve başarısızlık korkusu yaşanır. Ders çalışma sırasında odaklanamama ve dikkat dağınıklığı görülür. Kaygıların yoğunlaştığı dönemlerde mide bulantısı, kalp çarpıntısı, terleme, titreme ve karın ağrısı gibi bedensel yakınmalar görülebilir. Sınav sırasında genellikle bu şikayetler daha yoğun şekilde yaşanır. Başarısızlık korkusu nedeniyle ders çalışma ve sınava girme konusunda isteksizlik ve kaçınma görülebilir.

    Sınav kaygısı ile baş etme yolları

    Sınav kaygısını tetikleyen ve gerçekçi olmayan düşünce ve inançların alternatif ve gerçekçi düşünce ve inançlarla değiştirilmesi amaçlanmalıdır. “Sınavda kesin başarısız olacağım”,”Sınavda başarısız olursam ailem tarafından sevilmem” gibi gerçekçi olmayan düşünceler objektif şekilde değerlendirilip ”Yeterince çalışırsam başarabilirim” , “Başarısız olursam ailem üzülebilir ama beni sevmeye devam edeceklerdir” şeklinde gerçekçi düşüncelerle değiştirilmesi kaygıyı azaltmada etkili olmaktadır.

    Kaygının arttığı zamanlarda derin nefes alıp verme şeklinde nefes egzersizleri yapmak, gevşeme egzersizleri yapmak, dikkati başka yöne odaklama gibi teknikleri kullanmak rahatlama sağlayacaktır.

    Zamanın etkili kullanılması çok önemlidir. Sınav hazırlığına erken başlamak, programlı şekilde çalışmak ve bilgi eksiğini kapatmak gerekir. Kişi kendisini sınava hazır hissettikçe kaygısı azalacaktır.

    Ailelerin çocuklarına yüksek beklentiler yansıtmamaları çok önemlidir. Çocuklarda kaygı yaratacak söylemlerden ve kıyaslamalardan kaçınılmalıdır. Aileler çocuğun sergilediği çabayı ve başarıyı takdir etmeli ve her koşulda çocuklarını sevecekleri ve değer verecekleri mesajını vermelidir.

    Dr. Mehmet Çolak

    Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı

  • Günümüzde Ebeveynlik

    Günümüzde Ebeveynlik

    Günümüz koşullarında ebeveynlik, modern yaşamın getirdiği olanaklar ve çalışma koşullarıyla birlikte  farklı yönlere doğru ilerliyor. Teknolojinin hayatın her alanında var olması, oyun ve oyuncak seçimini de etkiliyor. Duyguların, düşüncelerin paylaşımına imkan sağlayan oyunlar ve oyuncakların yerini tablet ve bilgisayar oyunlarının, elektronik oyuncakların alması giderek artıyor. Geleneksel çocuk oyunlarının yerine ise daha hızlı, sonuca odaklı ve kazanmaya yönelik oyunların tercih edildiği gözlemleniyor… Bir taraftan modern yaşama uyum sağlamak, teknolojiyi takip etmek gerisinde kalmamak, diğer taraftan yalnızlaşmak, sosyal olarak izole olmak, eve kapanıp ilişki ve etkileşimden uzak kalmak …Ancak unutulmaması gereken insanın, ’ biyo psiko sosyal bir varlık’ olduğu gerçeği… Biyolojik olarak sağlıklı olmak en başta gelirken, psikolojik yönümüz; duygularımız, sevinçlerimiz, üzüntülerimiz vb. ruhsal yönümüzü, sosyal yönümüz ise ilişkilerimize ,ailemize, çevremize, ait olma ihtiyacımıza ve bir arada olma isteğimize işaret ediyor. İnsan bu özelliğinden dolayı tüm yönlerden dengeli ve uyumlu olarak gelişmeye ihtiyaç duymaktadır. Nasıl ki, hasta bir çocuk ihmal edilmeden doktora başvurulması gerekli ise; psikolojik ve sosyal gelişimi için de benzer yaklaşıma sahip olunmalı, gerekli ilgi ve imkanlar sağlanmalıdır.  

        Tüm yönüyle dengeli ve uyumlu bir çocuk yetiştirmek için sadece biyolojik ihtiyaçların karşılanması yerine psikolojik ve sosyal yönünün gelişimine yönelik etkileşimler oldukça önem kazanmaktadır. Çocuklar çevrelerinin ürünüdür, bulunduğu kültürden ve ailesinden bağımsız düşünülemez. Psikolojik ve sosyal yönünün gelişimi de ailesine ve çevresine bağlı olarak değişmektedir. Psikolojik ve sosyal yönünün kuvvetlenmesi, çocukla kurulan ilişki ve ilişkinin niteliğine bağlıdır. Birlikte geçirilen zamana yapılan vurgu son dönemde sıkça karşımıza çıkmaktadır. Evet birlikte zaman geçirmek çok önemli, etkili ve gerekli. Peki zamanın süresi mi yoksa niteliği mi önemli ?

        Yapılan bir araştırmaya göre; bir gün içerisinde babanın çocukla elli saniye, annenin ise en fazla beş dakika birebir zaman geçirmekte olduğu görülmüş. Her ne kadar birlikte uzun zaman geçirildiği düşünülse  de etkileşimin olduğu süre, yani dikkatin tamamen çocuğun üzerinde olarak farkındalığın olduğu sürenin düşünülenden çok daha kısa olduğu görülmekte. Bu demek oluyor ki; aynı ortamda bulunuyor olmak aynı ortamı paylaşıyor olmak birlikte vakit geçirildiği anlamına gelmez.

    Çocukla birlikte olduğumuz süre içerisinde çocuğa vermek istediğimiz mesaj ;

    ‘senin için buradayım’,

    ‘seni dinliyorum’,

    seni anlıyorum’,

    ‘seni önemsiyorum’ olmalı…

    paylaşılan süre kısa olsa bile etkileşimin ve farkındalığın olması çocukla olan birlikteliği anlamlı kılacaktır. Çok pahalı ve kompleks oyuncaklar yerine birlikte zaman geçirmek çocukluk anılarında daha fazla yer alacaktır.

    Mutlu Çocuklar İçin;

    • Çocuğumuzla duygu paylaşımında bulunun, mutluluğunuzu onunla paylaşın

    • Çocuğunuzla konuşurken göz teması kurarak O’nu dinleyin. Dikkatiniz farklı bir yerde olmadan tamamen çocuğun ne söylediğine odaklanın.

    • Çocuğun güçlü yönlerini takdir edin.

    • Yemeğe ailece birlikte oturun.

    • Başkalarının hislerine önem vermeyi öğretin

    • Çocuğun duygularını ifade etmelerine imkan sağlayın

    • Çocuğunuza sevginizi gösterin

    • Başka çocuklarla arkadaşlık kurmalarına olanak sağlayın

    • Ekrana bakma süresini azaltın

  • Sınav kaygısı ve başa çıkma yöntemleri

    Sınav kaygısı; öncesinde öğrenilen bilginin sınav sırasında etkili bir biçimde kullanılmasına engel olan ve başarının düşmesine yol açan yoğun kaygı olarak tanımlanır.Başka bir adıyla performans anksiyetesi olarak bilinen sınav kaygısı okul çağındaki çocuk ve ergenlerde sık görülmektedir.
    Bireyin sınava yüklediği anlamlar, sınavla ilgili zihinde oluşturulan imaj, sınav sonrası duruma ilişkin atıflar ve sınav sonrası elde edilecek kazanımlara verilen önem sınav kaygısı oluşumu üzerinde etkilidir. Bu bağlamda çocuklar sınav öncesinde, sınav esnasında ve hatta sınavdan sonrada yoğun kaygı ve endişe yaşayabilirler.
    Huzursuzluk, endişe, tedirginlik, sıkıntı, başarısızlık korkusu, çalışmaya isteksizlik, mide bulantısı, taşikardi, titreme, ağız kuruluğu, iç sıkıntısı, terleme, uyku düzeninde bozukluklar, karın ağrıları vs. bedensel yakınmalar, dikkat ve konsantrasyonda bozulma, kendine güvende azalma, yetersiz ve değersiz görme sık görülen belirtilerdir. Belirtiler bazen çok hafif olsa da bazı öğrencilerde çok ciddi ve ağır seyredebilir.
    Öğrencinin başarısında belirgin bir düşüş gözlenir. Ders çalışmayı erteleme, sınav ve hazırlığı hakkında konuşmayı reddetme olur. Soru sorulmasından rahatsız olurlar ve bu durumlardan kaçınırlar. Dikkat dağınıklığı, odaklanamama, fiziksel yakınmalarda dikkat çeken bir artış (karın ağrısı, mide bulantısı, terleme, uyku düzensizliği, iştahsızlık ya da tersine aşırı yeme, genel mutsuz bir ruh hali vb.), çok çalışılmasına karşın performans düşüklüğü kaygının varlığını gösterir. Çalıştıkları halde sınavdan düşük puan almaları öğrencilerin özgüvenlerini sarsabilir. Öğrenilenleri aktaramama, okuduğunu anlamama, düşünceleri organize etmede zorluk, dikkatte azalma, sınavın içeriğine değil kendisine odaklanma, zihinsel becerilerde zayıflama , enerji azlığı, fiziksel rahatsızlıklar sınav kaygısının başlıca etkileridir. Sınav kaygısı gerçek dışı beklenti ve yorumlar içerdiğinden yanıltıcıdır. Bu durun öğrencileri farkında olmadan kendi davranışlarını denetleyemez hale getirir.
    Gerçekçi olmayan düşünce biçimlerine sahip olmak kaygını oluşmasında en önemli süreçlerdir. Bunaltıya eğilimli kişilik yapısı (mükemmeliyetçi, rekabetçi) olanlarda daha sık görülür. Sosyal çevrenin beklentileri ve baskısı da önemli bir etkendir.
    “Sınava hazır değilim”, “Bu bilgiler çok gereksiz ve saçma. Nerede ve ne zaman kullanacağım ki?” “Sınavlar niye yapılıyor , ne gerek var?” “Bu bilgiler gelecekte benim işime yaramaz” Sınava hazırlanmak için gerekli zamanım yok ki!”“Bu konuları anlayamıyorum , aptal olmalıyım” “Ben zaten bu konuları anlamıyorum” “Biliyorum, bu sınavda başarılı olamayacağım” “sınav kötü geçecek” “Çok fazla konu var , hangi birine hazırlanayım?” sıklıkla gözlene olumsuz otomatik düşüncelerdir.
    Yapmam gereken nedir?” “Yapabildiğimin en iyisini yapabilirim?” “Olabilecek en kötü şey ne”“Dünyanın sonu değil, telafisi var” Bunda başarısız olmam her zaman olacağım anlamına gelmez” “Yeterli zamanımın olmadığı doğru , ancak olan zamanımı en etkili şekilde nasıl kullanabilirim? “Tüm kaynakları çalışamasam bile , önemli bölümlere öncelik vererek sınava hazırlanabilirim, hiç olmazsa bu bölümlerden puan kazanırım” “Başarırsam hayatımın önemli bir dönüm noktasını aşacağım. Başarısız olmam tembel ve beceriksiz olduğumu göstermez. Daha fazla çalışmam gerektiği anlamına gelir” “zamanı kendi yararıma kullanmak benim elimde” kaygıyla başa çıkmak için geliştirilebilecek alternatif düşüncelerdir. Ayrıca başkalarıyla yarış içinde olmamak ve her kesin farklı yetenek ve kapasiteye sahip olduğunu bilmek hem çocuk hem de yetişkinler için önemlidir.
    Düşünce ve inançları sorgulamak (gerçekçi olmayan düşünme alışkanlıklarını farklı bir gözle yeniden değerlendirmek, nefes alma egzersizleri, gevşeme egzersizleri, kaygıyı bastırmaya değil, onu kabul etmeye ve tanımaya çalışmak, düşünceleri durdurma tekniği, dikkatini başka noktalara odaklama tekniği kullanılabilecek başa çıkma yollarıdır.
    “Hayatta başarılı ve mutlu olabilmek için sınavı kazanmaktan başka yol yoktur, mutlaka kazanmalıyım, kazanmazsam kimsenin yüzüne bakamam, sınav benim kim olduğumu gösterir, yetersizim, hiçbir şey yapamayacağım” değişmesi amaçlanan başlıca inançlardır. Ayrıca daha önceki deneyimlerden yola çıkarak ‘’ Ben hep başarısız oldum bundan sonrada başarısız olacağım’’ tarzında düşüncelerin de değiştirilmesi elzemdir.
    Öncelikli olarak sınava yoğunlaşmayı ve sorulara odaklanmayı sağlayan, düşünceleri organize etmede, dikkati yoğunlaştırmaya yardımcı olan, olumsuz düşünmeyi ve telaşa kapılmayı engelleyen, kontrol duygusunu geliştirerek başarıya yardım eder, gerçek performansı sergilemede önemli rol oynayan bir yaklaşımdır.
    Çalışma alışkanlıklarını ve sınava ilişkin tutumları gözden geçirerek yeni bir zihinsel yapılanma yaratmaya çalışmak gerekir. Zamanı iyi kullanılmalıdır. Beslenme ve uykuya dikkat edilmelidir. Sınava yönelik çalışmaları son güne/geceye bırakmamak önemlidir. Sınav öncesinde yeteri kadar çalışmak ve bunun sınav başarısında önemli belirleyici olduğunu bilmek kritik öneme sahiptir. Buna rağmen doğabilecek kaygı ve endişeyi uygun yöntemlerle azaltılmasını sağlamak gereklidir .
    Olumsuz otomatik düşüncelere karşı alternatif açıklamalar getirme, kontrolün kendisinde olduğunu hatırlatma, yanıtlayabileceği sorulardan başlama, kaygıyı azaltmaya yönelik teknikler kullanma (hızlı gevşeme, dikkat artırma teknikleri, kontrollü nefes alıştırması) sınav esnasında yapılabilecek bazı çalışmalardır.
    Kendini ödüllendirme, keyifle yapılan etkinliklere yönelmek, eksikler üzerine düşünme ve geleceğe yönelik yeni planlar yapma sınav sonrası kaygıyla baş edebilmek için yapılabilecek aktivitelerdir.
    Aile için sınavın ne anlam ifade ettiği, sınava yönelik tutum ve yaklaşımları önemlidir. Sıklıkla aileler kendi kaygılarını çocuklarına yansıtmaktadırlar. Çocuktan yüksek beklentilerinin olması, ayrıntılarla aşırı uğraş sergilemeleri ve sınavı bir araç değil amaç olarak görmeleri oldukça önemlidir. Bazı ebeveynler kendi narsistik düşüncelerini çocukları üzerinden yaşayabilmektedir. ‘’Benim çocuğun en iyi olması gerekiyor’’ tarzındaki düşünceler çocuklarda aşırı kaygıya neden olabilmekte ve ebeveynlerle sağlıklı iletişim kurmayı engellemektedir. Bunun yerine aileler sınırlarının farkında olmalıdırlar. Güven ve sorumluluk vermeli, önemsemeli, olumlu geri bildirimde bulunmalıdır. Sınava ilişkin konuşmalarda özenli davranmalı, gerçekçi olmalı, akranlarıyla karşılaştırmaktan kaçınmalıdır. Duygu ve düşünce paylaşımı, empati önemlidir. Sınavı yüceltmeme, ölüm kalım sorunu yapmama, yüreklendirici ve motive edici tarzda davranma önerilmektedir. Çocuklar koşulsuz sevilmelidir ve bu sevgi çocuğa fark ettirilmelidir. Aile bireyleri uygun rol modeli olmalı, uygun aile ortamı sağlamalı ve uygun problem çözme davranışları geliştirilmelidir.
    Ailenin bakış açısında değişim yaratmak ve beklenti düzeyini gerçekçi sınırlara indirmek temel girişimleri oluşturur.
    Bir ruhsal bozukluk ortaya çıkmışsa (depresyon, anksiyete bozukluğu, uyku bozukluğu vs.), ruhsal belirtilerden dolay işlevselliğinin bozulması, kaygıyla başa çıkmak için uygun olmayan yollar kullanma, davranış bozukluklarının görülmesi psikiyatrik destek gerektiğinin başlıca göstergeleridir. Bunun için aileler sınav kaygısı olan çocuklarını geç olmadan bir uzmana götürmeli ve danışmanlık almalılar.

    Yrd.Doç.Dr.Ceyhun Caferov

  • Doya Doya Tatil

    Doya Doya Tatil

    Milyonlarca öğrencinin heyecanla beklediği karne günü geliyor…Uzun ve

    zorlu bir eğitim öğretim döneminin ardından çocuklar karneleriyle birlikte yaz tatiline

    girecek. Çocukların karne notuna ve başarılarına gösterdikleri tepkiler çocuktan

    çocuğa farklılaşıyor. Kimi çocuk neşeli, mutlu, heyecanlı, coşkulu, sevinçli

    karşılarken karnesini kimi çocuk ise üzgün, hayal kırıklığına uğramış, korkulu,

    kaygılı, öfkeli, çaresiz hissedebiliyor. Bu farklılaşmaya neden olan etkenler başarılı

    ya da başarısız olma durumu olduğu gibi karne notunun çocuğun beklentisine uygun

    olması ya da olmaması olabilir. Ancak en önemlisi karnenin taşıdığı anlam, yani

    karnenin çocuk için ne ifade ettiğidir.

    Karne ne ifade ediyor?

    Karne; okul yönetimince öğrencilere dönem sonlarında verilen ve öğrencinin

    her dersten aldığı notlarla okula devam durumunu vb. gösteren belgedir. Aslında

    karne nelere daha iyi çalışmak gerektiğini çocuğa, ailesine ve öğretmene hatırlatır.

    Asıl işlevinin dışında karneye yüklenen anlam;

    çalışkan olduğunu gösteren belge,

    zeki olduğunu kanıtlayan belge,

    yetenekli olduğunu gösteren belge,

    hayat başarısını belirleyen belge,

    yeterli olduğunu gösteren belge,

    Örnek çocuk olduğunu gösteren belge,

    Uslu çocuk olduğunu gösteren belge,

    Geleceği belirleyen belge…..vs,

    gibi anlamlar içeriyorsa bu durum çocuk için sorun olabilmektedir. Beklentiler yada

    yüklenen anlam karşılanmadığında hayal kırıklıkları, üzüntü, kaygı, öfke, özgüven

    düşüklüğü, içe kapanma vb. Olumsuz duyguların yaşandığı görülmektedir.

    Olumsuz duygu ve düşüncelerin gelişiminde ebeveyn tutumu, ailelerin,

    çocuğun notlarına ve performansına gösterdikleri tepkiler önemlidir. Beklenmeyen

    karne notları karşısında gösterilen aşırı tepkiler, çocuklar için kaygı, endişe, korku ve

    suçluluğa sebep olabilir. Çocuğun karne notu üzerinden değerlendirilmesi kendilik

    algısı üzerinde olumsuz etkiler yaratarak özgüvenini zedeleyebilir. Karneden beklenti

    ne kadar yüksekse, karneye yüklenen anlam ne derece büyükse karşılanmadığı

    durumlardaki hayalkırıklığı da o derece büyüktür.

    Aile Yaklaşımı Nasıl Olmalıdır?

    Ailelerin çocuktan beklentileri, çocuğun yaşına, gelişim düzeyine, ilgi ve

    yeteneklerine, sorumluluklarına ve olanaklarına uygun olmalıdır. Çocuğu suçlamak,

    eleştirmek, kıyaslamak kendisini daha da kötü hissetmesine sebep olacağı için

    öncelikle çocuğun olumlu yönleri ön plana çıkarılmalıdır.

    – Aileler karne ve karne notuyla ilgili duygu ve düşüncelerini çocuklarıyla

    paylaşmalı ve çocuğun da duygu ve düşüncelerini ifade etmesi için onu

    desteklemeli

    – Düşük notlar hakkında karşılıklı konuşularak nedeni tespit edilmeye

    çalışılmalı, amaç çocukta farkındalık yaratmaya çalışmak olmalı.

    – Olumlu yönleri mutlaka övülmeli ve desteklenmelidir.

    – İşbirliği içerisinde düşük notların nasıl telafi edileceği konuşulmalı, etkili

    çözüm yöntemleri gözden geçirilmeli

    – Çocuklar kendilerini güvende hissedecekleri sınırlara ihtiyaç duyarlar.

    Ebeveynlerin aşırı müdahale etmeden, sınırlar çerçevesinde çalışma planı

    oluşturmaları çocuğun kendi sorumluluklarını almalarına yardımcı olur.

    – Çocuğun aldığı not üzerinden değerlendirme yapmak yerine dönem boyunca

    gösterdiği çabası vurgulanmalıdır.

    – Dışarıdan sürekli müdahale etmek yerine, çocuğun zorlandığı alanlarda içsel

    motivasyonunu harekete geçirmesine yönelik yaklaşımlarda bulunmak

    önemlidir.

    – Çocuk başka çocuklarla kıyaslanmamalıdır. Her çocuk biriciktir.

    - Çocukla ilişki sadece okul, ders ve karne başarısı üzerinden olmamalı, her

    koşulda sevildiğini çocuğa hissettirmek özgüven gelişimi açısından oldukça

    önemlidir.

    Unutulmamalıdır ki, alınan karne tüm akademik hayatı belirleyen tek gösterge

    değildir. Eğitim ve öğretim bir süreçtir ve bu süreçte zaman zaman dalgalanmalar da

    olabilir. Alınan karne çocukların hayatları boyunca alacakları ne ilk ne de son karne

    olacaktır. Bu nedenle çocuğun karnedeki notlarına değil, dönem boyunca gösterdiği

    performansına itibar edilmelidir.

  • Çocuklarda bilgisayar ve internet bağımlılığı

    Bilgisayar ve internet hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline geldi. Bilgisayarlar, tabletler ve akıllı telefonlar ile her an her yerde internete ulaşmak mümkün. İnternet bilgiye ulaşımı ve iletişimi çok daha kolay hale getirdi. Alışverişten eğlenceye bir çok amaçla kullanılabiliyor. Sosyalleşmek için kullanılan en önemli araçlardan biri haline geldi.

    Bilgisayar ve internet kullanımı, getirdiği kolaylıklar ve sunduğu olanaklar ile birlikte uygun kullanılmadığında sorunlar yaratabilmektedir. İnternetin aşırı ve kontrolsüz kullanımı çocuk ve gençlerin okul başarışını, arkadaş ve aile ilişkilerini olumsuz şekilde etkileyebilmekte ve bir bağımlılığa dönüşebilmektedir.

    Uzun süre ekran karşısında zaman geçirmek çocuklarda dikkat ve konsantrasyon güçlüklerini arttırabilmektedir. Okulda ve ders çalışırken sürekli takip ettikleri oyun veya siteleri düşünmeye başlamakta ve ders başarıları düşmektedir.

    Edindikleri sanal arkadaşlar, gerçek arkadaşlıklar kurma ihtiyaçlarını azaltmakta ve sosyalleşmeleri olumsuz etkilenmektedir.

    Çocuk ve gençlerin özdenetimleri henüz gelişme döneminde olduğundan bilgisayar kullanımı konusunda kendilerine sınır koymakta zorlanır ve bilgisayarda çok fazla zaman geçirebilirler. Bu durumda çocuğun yaşına uygun şekilde süre sınırlaması getirmek anne babalara düşer.

    Eğer çocuğunuz interneti aşırı ve uzun süre kullanıyor ve kullanma isteğinin önüne geçemiyorsa, internette olmadığı zamanlarda kendisini boşlukta hissediyor ve internetten ayrı kaldığı zamanlarda sinirlilik ve saldırganlık oluyorsa, internet kullanımından dolayı okul yaşantısı, ders başarısı ve arkadaş ilişkileri bozulduysa internet bağımlılığından söz edilebilir.

    Çocuğunuzun aşırı şekilde internet kullandığını yada internet bağımlılığı olabileceğini düşünüyorsanız neler yapabilirsiniz?

    Çocuğunuzla ilişkinizi geliştirin ve onunla daha fazla zaman geçirin. Sağlıklı bir ilişki kurmak ve kaliteli zaman geçirmek alabileceğiniz en iyi önlemlerden birisidir.

    Çocuğunuza örnek olun. Ekran karşısında çok zaman geçiriyorsanız, verdiğiniz nasihatler etkili olmayabilir.

    İlgi duyabileceği sosyal ve sportif etkinliklere yönlendirin. Bu şekilde boş zamanlarını daha sağlıklı şekilde değerlendirmesini sağlamış olursunuz.

    Çocuğunuzun bilgisayarda geçirdiği süreyi izlemeniz önemlidir. Bilgisayarın çocuğun odasında değil oturma odası gibi evin ortak kullanım alanında olması bunu daha kolay yapabilmenizi sağlayacaktır.

    Bilgisayar kullanımına mutlaka sınırlama getirin, süreleri belirlerken çocuk ve gençlerin görüşüne başvurmak ve kararları birlikte almak çocuğunuzun uyumunu arttıracaktır.

    Belirlediğiniz sürelere uyum konusunda sorunlar yaşıyorsanız, süre veya içerik kısıtlama ile ilgili programlardan faydalanabilirsiniz.

  • Oyun Terapisi

    Oyun Terapisi

    Çocuklar duygu ve düşüncelerini ifade etmekte yetişkinler kadar iyi değildir. Çoğu zaman duygu ve düşüncelerinin farkında olmayabilirler, anlamlandıramayabilirler, bu nedenle ifade etmeleri de güçtür. Yetişkinler için konuşma ne ise, çocuklar için de oyun aynı şeydir. Oyun çocuk için, duyguları ifade etme ve keşfetme, ilişkileri keşfetme, yaşantılarını aktarma, isteklerini ifade etme ve kendilerini tatmin (doyum) etme yeridir. Oyuncaklar çocukların kelimeleri, oyunu ise ne anlatmak istediğidir. Aynı zamanda çocuklar, oyun sayesinde kendileri için daha az riskli ortamlarda öğrenme olanağı bulurlar.

    Oyun terapisi; çocuklarda görülen ruhsal problemlerin, davranış sorunlarının bu alanda eğitim alan uzman kişi tarafından oyun ve oyuncaklar aracılığıyla tedavi edilmesi, iyileştirilmesidir. Oyun terapisi çocukların duygularını ve yaşadıkları sorunları dışavurmalarına, çocuğun kendisini etkileyen durumlarla ilgili farkındalığının artmasına yardımcı olur.

    Oyun terapisinde çocuğun içsel dünyasında yaşadığı (korku, öfke, kıskançlık, hayal kırıklığı vs.) yoğun duyguların, çatışmaların oyuncaklara ve oyuna aktarımı gerçekleşir. Çocuğun iç dünyasını rahatlıkla açabilmesi için kendisi için güvenli bir yerde olduğuna inanması gerekir. Burada oyun terapistinin en önemli işlevi; çocuğun koşulsuz, olduğu gibi kabul edilerek, büyümesi ve gelişmesi için gerekli ortamı sağlamaktır. Oyun terapisinde çocukla kurulan terapötik ilişkinin niteliği, iyileşmeyi sağlamada önemli bir etkendir.

    Oyun terapisi çocukla terapist arasında kurulan aynı zamanda çocuğun oynayarak kendi iç dünyasını keşfettiği, bir ilişki süreci olarak yorumlanabilir. Bu süreç aynı zamanda terapiste çocuğun iç dünyasını, yaşantılarını ve duygularını anlama fırsatı vermektedir.

    Terapist, çocuğun kendi sürecini tamamlaması için büyümesine ve gelişmesine olanak sağlamalıdır. Kullanılan oyun terapisi teknikleriyle bu süreç çocuğa yansıtılır ve duygu ve düşüncelerinin farkındalığı sağlanır. Oyun terapisinin yapıldığı ortamda güven sağlamak için; tutarlı olmak, gerekli durumlarda sınır koymak ve seçenek sunmak gerekmektedir. Sınır ve seçenek sayesinde öz farkındalık ve öz kontrol gelişir ve bu da oyun terapisinin çocuk üzerinde yarattığı en önemli kazanımdır.

    Oyun Terapisine Ne Zaman Başvurulur?

    2-12 yaş arasındaki çocuklarda görülen pek çok farklı psikolojik sorunda ‘Oyun Terapisi’ uygulanmaktadır. Çocuklarda, depresyon, yas, anne baba kaybı, takıntılar, kaygı bozuklukları, travma, istismar ve taciz, boşanma, alt ıslatma, kaka kaçırma, kardeş kıskançlığı, duygusal problemler, uyum problemleri, okul problemleri, davranış problemleri, uyku, yeme problemleri, özgüven sorunları, sosyal beceri sorunları ve kronik hastalığı olan çocuklarda hastalığa uyum

    aşamasında oyun terapisinin etkili ve iyileştirici sonuçlarının olduğu yapılan araştırmalarla ortaya konulmuştur.

    Oyun Terapisi Günlük Oyundan Farklı Mıdır?

    Oyunun ortaya çıkışı, belki de insanlık tarihi ile başlarken, oyunun terapi olarak kullanılması 1900’lü yıllardan itibaren başlamıştır. Çocuklar için oyun otomatik, eğlenceli, dış ödüllere bağlı olmayan gönüllülük esasına dayanan bir eylemdir. Oyun terapisi; oyun terapisti, oyun terapi odası ve oyun terapisine özgü oyuncaklar ile sağlanır. Çocuğun oyunu, her zaman aynıdır ancak oyun terapisinde, uzman terapistçe anlamlandırılır, iyileştirici özelliği vurgulanır ve ortaya çıkarılır. Çocuğun oyunda oluşturduğu sembolik anlatımlar oyun terapisti tarafından anlaşılır. Oyun terapisti, çocuğun kurduğu oyundan yola çıkarak çocuğun iç dünyasını ifade etmesine olanak sağlar. Çocukların günlük oynadıkları oyunlar, oyun terapi seansında oynadıkları oyundan içerik olarak farklı olmasalar bile işlevsel olarak farklıdır. Dolayısıyla oyun terapisi, günlük oynanan oyundan farklıdır.

    Oyun Terapisinde Farklı Yaklaşımlar Var mı?

    Evet, şimdiye kadar kullanılmış ve halen kullanılmakta olan pek çok farklı oyun terapisi yaklaşımı mevcut. Temel olarak yönlendirilmiş ve yönlendirilmemiş oyun terapi yöntemleri olarak ikiye ayrılabilir. Yönlendirilmiş oyun terapisinde çocuğa direktif verilerek oyun oynaması sağlanır. Yönlendirilmemiş oyun terapisinde ise, oyun çocuğun kontrolündedir. Terapist çocuğu olduğu gibi kabul eder. Çocuğu kontrol etmek ya da değiştirmek için çaba göstermez ve çocuğun davranışlarının, kendini keşfetme dürtüsünün tamamlanmasına yönelik bir adım olduğu teorisine dayanır.

    Okan Üniversitesi Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikolojisi bölümünde de uygulanmakta olan Çocuk Merkezli Oyun Terapisi, yönlendirilmemiş oyun terapileri arasında yer alır. Bu yaklaşımda, çocuk için veya çocuğa birşey yapılmasından ziyade çocukla birlikte olma tutumu vardır. Çocuk merkezli oyun terapisinde, çocuğun kendine olan inancını ve kendi içindeki duygusal gelişimini kolaylaştıran bir ilişki kurulur. Terapinin amacı, çocuğun kendisinin farkında olmasını ve kendisini yönetmesini sağlamaktır. Aile ile işbirliği içerisinde, çocuğa sınırlarının olduğu öğretilir. Aynı zamanda, bu süreç, seçim yapma özgürlüğü ve bu seçimlerden sorumlu olma kapasitesini geliştirir. Böylece çocuk, davranışlarının sorumluluğunu alma ile ilgili farkındalık kazanır.

    Neden Oyun Terapisi?

    Yetişkinler nasıl psikoterapi sürecinde duygu ve düşüncelerini ifade edebilme imkanı buluyorsa, çocuklar için de duygu ve ihtiyaçların ifade edilmesi oyun aracılığıyla olmaktadır. Oyun terapisi, çocukların bazı duygu ve deneyimleri yaşamasına fırsat sağlar. Bu süreçte terapist çocuğun iç dünyasını, yaşantılarını ve duygularını anlama imkanı bulur. Örneğin çocuk terapiste karşı saldırgan davranışlar sergileyebilir, bir silahla onu öldürmek isteyebilir, oyun terapisi süreci çocuğa öncelikle birinci elden bu saldırgan duygularını yaşama ve boşalma şansı verir. Çocuk için bu duyguların kontrolünü sağlama, aynı zamanda uygun terapötik sınırların konmasıyla, kendini kontrol etme becerisi de geliştirmektedir.

    Terapist, çocuğun en iyi şekilde büyümesi ve gelişmesi için gerekli oyun materyallerini kullanır. Oyun boyunca kendisini tümüyle ifade edip, kişiliğini (duygu, düşünce, davranış, deneyim) keşfedebileceği güvenli bir ilişki ortamının ve çocuğun doğal iletişim çevresinin kurulmasını sağlar.

    -Özellikle küçük çocuklarda gelişimsel olarak sözcük dağarcığı yeterli değildir.

    -Doğaları gereği çocuklar hareketlidir. Bu nedenle 45 dakikalık bir seans süresi boyunca hareketsiz kalmakta zorlanırlar. Oyun terapi yaklaşımları çocukların hareket etme özgürlüklerini kısıtlamaz

    -Çocuklar, onlar için eğlenceli olmayan etkinliklerden kolayca sıkılabilirler, eğlendikleri etkinlikleri ise sürdürmek isterler. Oyun terapisi çocukların eğlendiği etkinlikleri barındırır. Terapinin devamlılığı açısından da oyun terapisi çocuklar için uygundur.

    Oyun Terapisi Çocuğa Neler Kazandırır?

    Oyun terapisi çocukların;

    Duygularını daha iyi tanımalarını ve anlamalarını,

    İhtiyaçlarının karşılanması için, duygularını uygun yollarla ifade edebilmeyi,

    Problem çözme becerilerinin gelişmesini,

    Problemli davranışlarının azalmasını,

    İçsel çatışmalarını çözmeleri,

    Kendilerini ifade etmelerini ve seslerini duyurmaları,

    Özgüvenlerinin artması,

    Öz kontrollerinin gelişmesini,

    Davranışlarının sorumluluğunu almalarını

    sağlar…

    Oyun Terapisi İçin Gerekenler Nelerdir?

    Oyun terapisi için içerisinde oyun terapisine özgü oyuncakların ve malzemelerin bulunduğu, çocuğun kendisini huzurlu ve güvende hissedeceği, ferah ve kullanışlı oyun odası olmalıdır. Oyun terapisinde kullanılan oyuncaklar çocuğun ilgisini çekmeli ve gerçekliğe izin vermelidir. Oyun terapisinde kullanılan oyuncaklar gerçek yaşamı yansıtan oyuncaklardan oluşmaktadır.

    Oyuncak Kategorileri 1) Gerçek hayattan oyuncaklar: Bebekler, kuklalar, hayvanlar, taşıtlar gibi gerçek hayatta olan

    herşey olabilir. 2) Agresyonu çıkarmaya yardımcı olan oyuncaklar: Askerler, tabanca, dart oyunu, bobo, kelepçe

    vb 3) Yaratıcı ve duygusal salınım için gerekli oyuncaklar: Su, kum, plastik bloklar, oyun hamuru,

    boyalar, kağıt, el kuklaları vb.

  • Konuşma gecikmesi ve otizm

    Konuşma gecikmesi çocukların yaşından beklenen sözel ifade becerisini gösterememesi olarak tanımlanabilir. Hiç konuşamama, yaşından beklenenden az sayıda kelime kullanma veya cümle kuramama şeklinde görülebilir. Konuşma gecikmesini fark edebilmek için çocuklardaki konuşma gelişim basamaklarını bilmek gereklidir.

    Normal konuşma gelişimi çocuklar arasında farklılıklar gösterse de belli bir sırayı izler. Bebeklerde 2. aydan sonra başlayan agulama, 4-6. aylar arası “ba”ba” gibi hecelerden oluşan babıldama ile devam eder. Anlamlı olarak söylenen ilk kelimler genellikle 1. yaşta başlar ve 18 aya kadar kelime sayısı giderek artış gösterir. Çocuklar 2 yaşında basit iki kelimelik cümleler kurmaya başlar ve 50 kelime kullanabilir. 2-2,5 yaşları arasında iki üç kelimelik cümleler kurabilir. 3 yaşına geldiğinde üç beş kelimelik cümleler kurabilir ve konuşması büyük oranda başkaları tarafından anlaşılır.

    Konuşma gecikmesi ile ilgili “4 yaşa kadar beklenmesi gerektiği”, “erkek çocuklarında normal olduğu” gibi yanlış inanışlar söz konusudur. Bu inanışlar nedeniyle uzmanlara başvuru yapılmamakta ve önemli bazı bozuklukların anlaşılması gecikebilmektedir. Bilinenlerin aksine konuşma gecikmesi mutlaka uzman tarafından değerlendirilmesi gereken önemli bir durumdur.

    Konuşma gecikmesinin çok farklı nedenleri olabilir. En sık görülen neden gelişimsel konuşma gecikmesidir. Ancak konuşma gecikmesi olan çocuklarda dikkat edilmesi gereken durumlardan biri “Otizm” belirtilerinin olup olmadığıdır. Otizm konuşma gecikmesinin önemli nedenlerinden biridir.

    Otizm sosyal etkileşimde kısıtlılık, iletişim becerilerinde yetersizlik ve tekrarlayıcı hareketlerle kendisini gösteren bir bozukluktur. Konuşma gecikmesi olan çocuklarda aşağıda sıralanan belirtiler varsa otizmden şüphelenmeli ve hemen bir çocuk psikiyatrisi uzmanına başvurmalısınız;

    Göz teması yoksa veya kısıtlıysa

    Çocuğunuz gülümsemeye yanıt vermiyorsa

    Onunla konuştuğunuzda yüzünüze bakmıyorsa veya bunu nadiren yapıyorsa

    Adını çağırdığınızda adına bakmıyorsa

    Çocuğunuz işaret ettiğiniz yere bakmıyorsa

    İlgilendiği şeyi işaret ederek veya size göstererek paylaşmıyorsa

    Sizinle veya diğer çocuklarla oynamak yerine kendi başına zaman geçirmeyi tercih ediyorsa

    Sizin davranışlarınızı taklit etmiyorsa

    İşaret ettiğiniz nesnelere bakmıyorsa

    Sallanma, kendi etrafında dönme şeklinde hareketleri varsa

    Otizmin erken fark edilmesi ve tedaviye erken başlanması tedavi şansını arttırmaktadır. Konuşma gecikmesi olan çocuklar için “Büyüyünce konuşur” dememeli ve mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır.

    Dr.Mehmet Çolak

    Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı

    Eskişehir

  • Okula Yeni Başlayacak Öğrenciler İçin Öneriler!

    Okula Yeni Başlayacak Öğrenciler İçin Öneriler!

    Okula yeni başlayacak çocuklar için öncelikli hedef akademik başarıdan çok çocuğun okula uyumu olmalıdır! Okul başlangıcı çocuğun hayatında önemli bir adım olduğu için okula olumlu bir başlangıç yapmak okul hakkındaki olumlu düşüncelerin gelişimine katkı sağlar.

    Çocuklar alışkın olmadıkları ortamlara girmekte, tanımadıkları kişilerle ilişki kurmakta çekimser kalabilirler, tanıdık yüz ve alıştıkları ortamda ise güvende hissederler. Bu nedenle özellikle anaokulu ve ilkokula yeni başlayacak öğrenciler için uyum süreci daha da hassas olabilir. Önceden okul hakkında konuşmak, çocuğun okulla ilgili duygu ve düşüncelerini paylaşmalarına olanak sağlamak, okulla ilgili bilgi aktarımı, gerekirse gideceği okulun önceden birlikte görülmesi çocuğun kaygısının azalmasına yardımcı olur.

    Aile içinde okul hakkındaki konuşmalar ve aile bireylerinin okul deneyimleri çocuğun zihninde okulun nasıl bir yer olduğuna dair fikir oluşturur. Okul korkulacak bir yer mi?, yoksa sevilebilir mi?, öğretmenler kızar mı?, yalnız kalır mıyım?, ihtiyacım olduğunda yardım alabilir miyim? gibi sorular ve belirsizlikler vardır. Bu nedenle aileler okul hakkında konuşurken çocuğun kaygı, korku ve endişelenmesine sebep olacak konuşmalardan kaçınmalıdır. Okul hakkındaki gerçekçi bilgiler paylaşılmalı, çok olumsuz deneyimler yeni başlayacak çocukların yanında paylaşılmamalıdır.

    Okula yeni başlayacak çocuklar için okul hazırlığı önemsenmeli ve hazırlık için özel vakit ayırılmalıdır. Çocuğun sürece dahil edilmesi, çocuğun okula gitme motivasyonunu artıracağı için hazırlık yapılırken çocuğun tercihleri öncelikli olmalıdır. Defter, kalem, renkli boyalar gibi araçlar ve kırtasiye ürünleri çocuğun zevkine göre seçilmelidir. Hazırlık aşaması, olumlu duyguların eşlik ettiği ve eğlenceli bir etkinlik olduğunda çocuğun okulu benimsemesi ve okulla ilgili kaygılarının azalmasına da katkı sağlanmış olur.

    Anneden ayrılma sorunları, okula yeni başlayan çocuklarda sıklıkla görülen kaygı göstergeleridir. Öncesinde kreş yuva gibi okul öncesi eğitim kurumuna gitmeyen çocuklarda anneden ayrılmak daha da zor olabilir. Çocuğun anneden ilk ayrı kalma deneyimi okul başlangıcı olacaksa okula uyum süreci sıkıntılı ve uzun sürebilir. Bu nedenle, okula başlamadan önce küçük çocukların anneden kısa süreli ayrılıklar yaşamasına fırsat verilmesi okula alışma sürecine katkı sağlayacaktır.

    Okula başlamadan önce çocuğun hayatını etkileyen, önemli yaşam olayları (taşınma, anne babanın vefatı, hastalık, anne baba ayrılığı, kayıplar vb.) veya duygusal sorunlar olmuşsa, bunlarla ilgili gerekli destek ve yardım çocuğa sağlanmış olmalıdır. Okul başlangıcında çocuğun içinde bulunduğu duygusal ve diğer problemlerin varlığı okula uyumu ve süreci olumsuz etkiler.

  • Çocuklarında dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (dehb) olan anne babalara öneriler

    DEHB dikkatsizlik, aşırı hareketlilik ve dürtüsellik(düşünmeden,ani hareket etme) alanlarında belirtilerle kendisini gösterir. Çocukların ders başarısını, okula uyumunu, sosyal yaşantısını, arkadaş ilişkilerini ve aile ilişkilerini önemli ölçüde etkileyebilmektedir. Çocuğunuzda DEHB bozukluğu olması yaşından beklenenden daha fazla zorluklar yaşamanız anlamına gelebilir. Peki bunun için neler yapabilirsiniz;

    Öncelikle çocuğun DEHB olduğunu kabul etmek ve bunun ne anlama geldiğini bilmek çok önemlidir. DEHB olan çocuklar, bazen dikkatlerini toplayabilseler de bunu her zaman ve gerektiği kadar yapamazlar. Davranışlarını ve dürtülerini kontrol etmekte zorlanırlar. Aşırı hareket edebilir, sizi dinlemekte zorlanabilir, planlama ve organizasyon ile ilgili sorunlar yaşabilirler.

    Bilinmesi gereken yaşanan sorunların çoğunun çocuk tarafından bilerek ve isteyerek yapılmadığıdır. Çocuğun bu davranışları bilerek sergilediğini düşünmek ailede öfkeye yol açabilir ve çocuğa olumsuz şekilde yansıyabilir. Yaşanan bu zorlukların çocuğun elinde olmadığını unutmayın.

    DEHB olan çocuklar sürekli olumsuz geribildirimle karşılaşmaktadır. ”Dur”,”Otur”, “Yapma” “Olmadı”, “Ödevini yapmadın” gibi söylemleri defalarca duymaktadırlar. Bu olumsuz söylemler zamanla çocukların özgüvenini azaltmakta ve motivasyonlarını olumsuz yönde etkilemektedir.

    Bu nedenle olumsuz geribildirimlerden ve eleştirmekten kaçınmak çok önemlidir. Çocuğun sadece yapamadıklarını değil yapabildiklerini de görmek, çabasını takdir etmek, olumlu davranışlarını pekiştirmek özgüvenini ve motivasyonunu arttıracaktır.

    Planlama konusunda yaşadığı zorlukları azaltmak ve bu beceriyi kazanmasını sağlayabilmek için, gününü, haftasını birlikte planlayın ve mümkün olduğunca aktivitelerle doldurun.

    Kurallara uyumunu arttırabilmek için, aşırı kural koymaktan kaçının, kurallarınız kesin ve anlaşılır olsun. Çocuğunuzla konuşurken dinlediğinden emin olun, göz teması kurun, dolaylı ve mecazi anlatımlardan kaçının. Sakin ve kararlı bir tutum sergileyin. Bu şekilde sağlıklı ve iyi bir iletişim kurabilirsiniz.

    Bu sorunların kısa sürede düzelmeyebileceğinin farkında olarak sabırla ve karalılıkla bu tutumlarınızı sürdürün.

    Dr Mehmet Çolak

    Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı