Blog

  • Akut ve Kronik Ağrı Arasındaki Farklar

    Akut ve Kronik Ağrı Arasındaki Farklar

    • Akut ağrı, vücudun doku hasarından dolayı hemen dikkat gerektiren bir sinyaldir. Tedavi edildiğinde genellikle ağrı gider. Akut ağrı kısa süreli olup süresi üç aydan azdır ve kronik ağrıdan farklıdır.

    • Kronik ağrı, genellikle ilk yaralanma veya hastalanma sonrası uzun süre devam eden ağrılardır. Bu tür ağrılar 3 ila 6 ay sonra bile devam edebilir. Kronik ağrılar insan hayatında çok yönlü problem oluşturur ve etkilenen kişinin yaşam kalitesini ciddi anlamda düşürerek hayatlarının tüm alanlarını etkileyebilir.

    KRONİK AĞRI VE KİŞİNİN YAŞAMINA ETKİSİ

    • Kronik ağrılı bireyler, yaşam tarzlarının bozulmasıyla baş etmede birçok zorluk yaşarlar. Ağrı bireyin uyku düzenini ve kalitesini bozabilir ve gün içinde uykuya bağlı güçsüzlük yaşayabilirler. Aktiviteleri ağrı nedeniyle sınırlı olabilir, ayrıca dinlenmenin ve enerji toplamanın kalitesini de azaltabilir.

    • Acı çekmekten korkmak, acıyı daha da kötüleştirmek veya kendini tekrar yaralamak, kişilerin hareketini daha da engelleyebilir. Bazı kişilerse, kapasitelerinin üzerinde faaliyetlerle devam edebilir. Bu faaliyetler kötüleşen ve daha sık görülen ağrı alevlenmelerine katkıda bulunabilir.

    • Ağrı, bireyin işini ya da çalışma gücünü engelleyebilir ve sonuç olarak da bu kişiler de daha fazla strese neden olabilir. Maddi açıdan olumsuz değişiklikler meydana gelebilir ve bu yaşam tarzı üzerinde olumsuz etkilere yol açabilir. Rol değişikliklerini meydana gelebilir ve bu da ilişkileri değiştirebilir. Cinsel zorluklar ortaya çıkabilir ve eşler arasında gerginliğe ve öfkeye yol açabilir.

    • Bu zorluklarla yüzleşmek durumunda kalan bir kişi, yaşamı üzerindeki kontrolü kaybettiğini hissedebilir. Duygu-durum kontrolünde azalma yaşayabilir ve gelecekle ilgili endişe, kaygı ve çökkünlük hissedebilir.

    • Sıklıkla başkalarının kendi acılarını anlamadıklarını ve acıyı başkalarına ispatlamak zorunda olduklarını düşünürler. Sosyal aktiviteden çekilebilir ve dışlanmış hissetme ruh halinin kötüleşmesine katkıda bulunabilirler. Bu bireylerin aile ve arkadaşları, genellikle kişiye nasıl yardımcı olabilecekleri konusunda karmaşıklık hissederler.

  • Hiperaktivite ve dürtüsellik-1

    Hiperaktivite ve Dürtüsellik Nedir?

    Hiperaktivite ve dürtüsellik çok farklı şekillerde tanımlanabilir ama genel anlamda bakıldığında bir davranış düzenleme ve denetleme sorunudur. Hiperaktivite de çocuğun yaş ve gelişim seviyesinden beklenenden daha hareketli olma hali görülür. Dürtsellikte ise aklına geleni hemen yapma isteklerini erteleyememe (frenleyememe) sorunu mevcuttur.

    Hiperaktivite ne şekilde karşımıza çıkar?

    ‘Yerinde duramama, sürekli koşuşturma (genellikle uygun olmayan ortamlarda), yorulmak bilmeme’

    ‘Motor takılmış gibi olma, kanepe koltuk üzerinde gezme’

    ‘Kıpır kıpır olma, elleri ayaklarının sürekli hareket etmesi’

    ‘Sürekli hareket etme isteği, boş duramama, hemen sıkılma’

    ‘Çok konuşma, aklına geleni söyleme, sürekli soru sorma’

    ‘Oyunu düzenli ve sakin oynamakta güçlük çekme’

    ‘Sessiz, durağan işlerden kaçınma, bu tür faaliyetleri sevmeme’

    ‘Bir görevi bitirmekte güçlük çekme, bir durumdan diğerine geçme’

    Dürtüsellik nasıl görülür?

    ‘Sabırsızlık, durup düşünmeden hareket etme’

    ‘Tepkilerini frenleyememe’

    ‘İstediğini erteleyememe, yaptırmak için tuturma’

    ‘Başkalarının sözünü kesme, araya girme’

    ‘Bildiği sorunun cevabını pat diye verme’

    Yukarıdaki tanımlamalara benzer şekilde birçok ifade hiperaktivite ve dürtüsellik için aileler ve öğretmenler tarafından kullanılabilir. Hiperaktivitenin ve dürtüselliğin (ataklığın) görünümü ve şiddeti kişiden kişiye değişir. Tüm hiperaktif çocuklarda tüm belirtilerin yoğun şekilde görünmesi zorunluluğu yoktur.Semptomların temel özelliği yaşından ve gelişimsel düzeyinden beklenenden daha fazladır. Bir başka ifade ile birkaç yaş küçük bir çocukta olduğu kadar hareketli ve atak olma durumu mevcuttur. Bu davranış düzenlemedeki gecikme durumu sınıf ortamı gibi yaşıtları ile kıyaslamaların çabucak yapıldığı ortamlarda daha belirgin hale gelir.

    Tabi bu belirtilerin çocukların çok sevindikleri ve daha neşeli davrandıkları bayram günleri, doğum günleri gibi kutlama anları ile sınırlı olmamalıdır. Yaşamı etkileyecek düzeyde olması şarttır.

    İlk yaşlarda nasıl görülür?

    Bazı çalışmalarda anne karnında bile belirtilerin mevcut olduğu saptanmıştır. Hiperaktif çocukların anneleri ile geçmişe dönük olarak yapılan çalışmalar da bir kısmının diğer çocuklara kıyasla ‘daha çok tekme atıkları ve kıpır kıpır oldukları’ bildirilmiştir.

    Bu belirtilerin dışında ilk hiperaktivite belirtileri genellikle çocukların ilk yürümeye başlama dönemlerde dikkati çeker. Çoğu aile ‘bu çocuk yürümeden koştu, sürekli bir şeyler yapmak istiyordu, kendini sakınmıyordu, onun peşinden ayrılamıyorduk’ şeklinde bu 1-3 yaş dönemini tanımlarlar. Anneler özellikle bu dönemde çocuklarının davranışlarını yönetmekte zorlanırlar.

    Uyku ve yemek sorunları yaşıtlarından daha sık görülür. Çabuk huzursuzlanan ve zor yatıştırılan bebeklerdir. Uykuya yatmayı sevmezler. Uyduklarında bir şeyler kaçıracakmış gibi hissederler. Uyku daldıklarında ise derin uyuma ve zor uyandırılma eğilimindedirler. Yemeklerde şekerli gıdalar ve abur cubur düşkünlükleri fazla olabilir.

    Aile ilişkilerine nasıl yansır?

    Ev kurallarını sevmezler, cezalara uymak istemezler. Bir yerlere tırmanmaktan, kanepe tepelerinde gezmekten hoşlanırlar. Bir oyunu ya da faaliyeti bitirmeden diğerine geçerler. Uygun olmayan şeyler yutma, sık düşme, ezikler ve kırıklar şeklinde kazalar görülebilir. Oyuncaklarını kırmayı ve içini açmayı severler. Sessiz sakince vakit geçirmekte, oyun oynamakta zorlanırlar.

    ‘Beklemek’ onlar için çok zordur. İstediklerini yaptırmak için tuturma, inatlaşma ve sinirlenme sık görülür.

    Özellikle kardeş ilişkilerinde sık soruna neden olur. Bazı zamanlar kardeşleri ile iyi vakit geçirseler bile sıkça kıskançlık davranışında bulunurlar. Kardeşini rahatsız etme, eşyalarını alma, zarar verme, sık kavga etme, çabuk sinirlenme, oyun bozma gibi yakınmalar sıktır. Hep kendi istediği olsun isterler, ortak eşyaları (televizyon, bilgisayar) kullanmakta sorun çıkarırlar. Kendi hakkına razı olmazlar ve diğerlerinin hakkına karışırlar.

    Anne ve babanın kurallar konusunda işbirliği uygulaması ve kararlı olması çok önemlidir. Küçüktür yapsın diye sınır koyulmayan davranışlar artma eğilimindedir.

    Okul öncesi dönemlerinde neler olur?

    Arkadaşları ile çabuk sosyalleşen ama çabuk küsen çocuklar olurlar (paylaşmayı sevmezler). Kreşe verildiklerinde kreş kurallarına uymakta, bir etkinliği sürdürmekte sorun yaşayabilirler. Ortak oyunları çabuk bozmaya yatkındırlar. Hep kendi istediğinin olmasını isterler. Oyunu kazanmak konusunda çok ısrarcıdırlar. Kazanamadıklarında çabuk sinirlenirler. Arkadaşlarının elinden oyuncaklarını alma davranışları görülebilir. Kreş döneminde kaza riskleri de artmıştır. Küçük yaralanmalardan büyük kazalara kadar birçok durumla karşılaşılabilir. Öğretmen onunla baş etmekte zorlanabilir. Aileler kreşi bırakmak yada değiştirmek zorunda kalabilirler.

    Devamı için tıklayınız.

  • Psikoz

    Psikoz

    Psikoz gerçeklik algısıyla ilgili bir rahasızlık türüdür. Gerçek olmayan inanışlar, olmayan şeyleri görme ve duyma, gerçek olanla olmayanı ayırt edememe bunlara örnek verilebilir. Bu tarz düşünce bozuklukları olduğunda, kişiler onlara çok sıkı bir şekilde bağlanırlar ve düşünce bozukluklarının aksi kanıtlanırsa bile inanmazlar, fikirlerini değiştirmezler. Bu tarz düşüncelere sanrı denir. Bu sanrılar genelikle aynı kültürdeki insanlarla kıyaslanır. Bu çok önemlidir çünkü bir kültüre göre alışılmadık olan bir şey diğer kültere fazlasıyla normal gelebilir. Bunları ayırt edebilmek için birkaç referans türü vardır

    İlk tür “referans(alınma) sanrısıdır”. Bu sanrı belirtileri kişinin gerçekleşen her olayın bir sebebi olduğuna inanması ve kendisiyle bağdaştırması denebilir. Örneğin kişide, insanların onun hakkında konuştuğu, sürekli dedikodusunu yaptığı, gazete haberlerinin kendisinden söz ettiği şeklinde inançlar gelişebilir. Çevresinde gördüğü her olayı bir ipucu, kendisiyle ya da üzerine takıldığı konuyla ilişkili bir gizli mesaj olarak değerlendirir, gizli anlamlar arar.

    İkinci sanrı türü ise “grandiyoz sanrı” türüdür.Büyüklük hezeyanı olarak da bilinir. Kişinin; kendisinin çok güçlü, çok bilgili, yetenekli olduğuna inanma hezeyanı. İki çeşidi vardır.

    Grandiyöz yetenek hezeyanı: özel bir takım güçleri ya da yeteneklerinin olduğuna inanma.

    Grandiyoz kimlik hezeyanı ise kendini çok ünlü ve tanınan biri olduğuna inanmadır.

    Üçüncü çeşit ise paranoya sanrı türüdür. Bu sanrı türüne sahip insanlar sürekli paranoylar şüphelerle ilgilidir. Hastalar bir takım insan tarafından zarar gördüklerine veya izlendiklerine inanırlar. Örneğin evin önündeki bir arabanın kendisini takip ettiğini ve tehlikede olduğunu düşünürler.

    Diğer bir sanrı türü kontrol sanrısıdır. Kişi, başka bir kişi veya canlının insanların duygu ve düşüncelerini kontrol ettiğine inanır. Örneğin uzaylıların dünyayı kontrol ettiğini düşünürler.

    Son olarak erotomonik sanrılar: kişi başkalarının ona aşık olduğunu düşünür. Bu kişiler genelde üst seviye zengin ya da ünlü insanlardır.

    Psikoz teşhisi konmuş insanlar halüsinasyonlar da görebilir. Bunlar sadece görsel değil işitsel de olabilir. En fazla karşılaşılan tür ise işitsel halüsinasyonlardır. Görsel halüsinasyonlarda ani ışık çakması veya olmayan insanları görme gibi olabilir.

    Psikoz hastalarında bir diğer belirti türü ise davranış ve düşünme bozukluklarıdır. Bunlar kolay bir biçimde gözlemlenebilir. Düşünme bozukluklarını gözlemlemek, davranış bozukluklarına göre biraz daha zordur. Belirtileri ise; kişi konuşurken çok bilgi vermez, konuşurken devamlılığı olmaz veya çok fazla konuşur. Cevap verirken konudan çok sapar, sorulan soruya cevap veremeyebilir. Aniden susma gibi belirtileri de vardır. Bazı durumlarda sözcükler anlam aramaksızın bir araya getirilir. Örneğin, “eşşek adam”, “hızlı ev” gibi cümleler söyleyebilirler. Bu tür hastaların, ilk yanıta takılma gibi takıntıları vardır .

    Psikozun Epidemiyolojisi

    Psikozun görülme sıklığı tüm dünyada aynı sayılır, kültüre ya da topluma göre değişim göstermez. İnsidansı 0.35’tir. Yaşam boyu hastalanma riski %0.40-2.70 arasında değişmektedir. Genelde ergenlik döneminin bitişinde ya da yetişlinlik döneminin başlangıcında başlar. Erkeklerde kadınlardan daha erken yaşlarda görülmektedir.

    Psikozun Etiyolojisi

    Kişide psikozu tetikleyen, altta yatan sebeplerde olabilir. Bunlar şizofreni benzeri gibi psikiyatrik durumlar veya tıbbı durumlar olabilir. Alkol kullanımı ve (LSD) içeren maddeler, bazı ilaçlarda psikotik belirtilere yol açabilir. Bunlar levodopa veya virüs önleyici ilaçlar da olabilir.
    Psikoz tedavi edilmezse kişide agresyon, gerginlik ve endişe gibi duygular gösterebilir. Psikoz belirtileri gösteren kişiler en kısa zamanda psikolojik tedavi almalıdırlar.Almadıkları takdirde kendileri veya çevrelerindeki insanlar için ciddi tehlike olabilecek konuma bile gelebilirler.

  • Hiperaktivite ve dürtüsellik-2

    Okulda ne gibi sorunlara neden olur?

    İlkokul dönemi en sık başvuruların yapıldığı dönemdir. Çocuğun uyması gereken kural sayısı, beklenen görevler miktarı artmıştır. Hiperaktif bir çocuk bu görevleri bitirmekte ve kurallara uymakta çok daha fazla zorlanır. Kendini frenleyemez. Çok konuşmaları, diğer arkadaşları konuşurken araya girmeleri, sınıfta gezinmeleri, arkadaşlarının dikkatini dağıtmaları sık bildirilir. Genellikle notlarını düzenli tutamazlar, yazıları bozuktur. Resim yaparken düzgün boyamakta zorlanırlar. Öğretmenleri genel olarak onları ‘zeki ama yaramaz’ şeklinde nitelerler. Sınıfın yaramaz çocuğu olarak görüldüklerinde sorumlusu olmadıkları olumsuz davranışlar nedeniyle bile suçlanabilirler.

    Ödevlerini eve gelince yapmakta zorlanırlar. Anne ve babanın zorlaması ile derse oturulur. Dersleri beraber yaparken sıkılmalar, bahaneler (zil çaldı, başım ağrıdı, elim yoruldu) sıktır. Kendi başına ders yaparlarsa üstün körü yapma eğilimindedirler. Ders notlarını, yazılıları, sorumlulukları çabuk unuturlar.

    Ortaokul ve lise yıllarında hareketlilik genellikle daha azalmıştır ama ders dinlememe, dersi kaynatma, izinsiz söz alma, çok konuşma, diğer arkadaşlarını rahatsız etme, bazen disipline gidecek davranışlar görülebilir. Sorumluluktan kaçmayı severler. Kuralları sevmeyen arkadaşlara yakın olma eğilimindedirler. Aile ile çatışmalar, sinirlilik sık görülür. Riskli davranışları daha sıktır.Beklenilen altında başarı elde ettikleri, daha az tatmin duygusu yaşadıkları, çevre ve aile tarafından sık eleştirildikleri için depresyon ve kaygı bozukları geliştirme riskleri fazladır.

    İleri yaşlar için başka riskler var mıdır?

    Yapılan çalışmalarda dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunun sigara, alkol ve madde bağımlılığı riskini artırdığı gösterilmiştir. Beklenen düzeyde iyi eğitim ve iş olanaklarına sahip olmadıkları, daha sık trafik kazası yaşadıkları, sık iş değiştirdikleri, daha sık suça karıştıştıkları bildirilmiştir.

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğunda Hiperaktivite belirtileri olması şart mıdır?

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu şeklinde isimlendirilmesine rağmen tanı için hiperaktivite bozukluğunun olma zorunluluğu yoktur. Bu bozukluğun ilk tanımlandığı dönemden kalan bir yanlış isimlendirme söz konusudur. Günümüzde DEHB temelde beynin davranış, dikkat, hafıza, duygu gibi temel işlevlerini yönetme sorunu olarak düşünülmektedir. Artık bu hastalık çocukların ve yetişkinlerin yönetimsel becerilerindeki bir nörogelişimsel hastalık olarak tanımlanmaktadır.

    Hiperaktivite kalıcımıdır?

    Yapılan çalışmalarda hiperaktivite belirtilerinin sıklıkla yaşla birlikte azaldığı gösterilmiştir. Ergenlik dönemine kadar azalan hiperaktivite belirtileri yerini ‘içsel bir huzursuzluk hali, boşta vakit geçirememe, sıra bekleyememe, sabırsızlık’ belirtilerine bırakır.

    Hiperaktivitenin Nedeni nedir?

    Uygun olan zamanda durmayı, kendini frenlemeyi ve çevre koşullarını izleyerek doğru zaman geldiğinde harekete geçmeyi sağlayan ‘yönetici beyin fonksiyonları’ etkilenmiştir. Bu fonksiyonların çoğundan sorumlu olan beynin ön bölgesi (frontal bölge) etkilenmiştir.

    Hiperaktif bireylerin beyinlerinin sürekli çalıştığı ve bu nedenle çok hareketli oldukları düşünülebilir fakat yapılan çalışmalarda bu durumun tam tersi olduğu gösterilmiştir. Aslında sorun davranış düzenlemesi yapması gereken sistemlerin üst merkezlerin inhinisyonunda sorun mevcuttur.

    Ayrıca ödül sistemleri doğru çalışmaması nedeni ile uzun vadede sonuç alacağı ödev, görev gibi sorumluluklar yerine hemen keyif ve haz veren eğlenceli aktivitelere (oyun, televizyon yada bilgisayar) yöneldikleri düşünülmektedir. Uzun vadeli büyük ödüllere kavuşmak yerine, hemen alacağı küçük ödülleri (hazlara) seçme eğilimindedirler.

    Saygılarımla

    Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğuna ilişkin diğer yazılara ulaşabilmek için tıklayınız.

    Bu yazının tüm hakları psikiyatricocuk.com’a aittir. “www.psikiyatricocuk.com” biçiminde açık kaynak gösterilmek kaydıyla yayınlanması için tarafımıza başvuru yapılabilir.

    Açık kaynak göstermeden yapılan alıntılar için yasal takip yapılacaktır. ©

  • Çocuklarda Bağlanma

    Çocuklarda Bağlanma

    İnsanlar kendileri için önemli olan kişiler ile duygusal bağlar kurma eğilimindedir. Bu gereklilik doğum anından itibaren bebeklerde rahatlıkla gözlemlenebilir bir bebeğin annesinin sesini duyunca ağlamayı kesmesi bağlanmaya verilebilecek en güzel örnektir. Bağlanma kuramı gelişim psikolojisinde önemli bir yer tutar. Bebek doğduğu andan itibaren kendi ihtiyaçlarını karşılayamaz ve bir bakıcıya ihtiyaç duyar, bu kişi genelde çocuğun annesidir. Bebek bu kişi ile duygusal ve olumlu bir bağ kurmak ister bu zihinsel çalışan modele bağlanma denir. Bebek bu kişi ile yakın kalarak hayatta kalma şansını da arttırır. Ek olarak bebek bu kişiyi bir güvenlik üssü olarak kullanarak çevreyi yavaş yavaş keşfetmeye başlar. Bağlanma kuramı, anne ve bebek arasında doğumdan itibaren oluşan sosyal ve duygusal bağlardır (Bowlby, 1980,1982; Ainsworth, 1989). Bu bağlar özellikle çocuğun ileriki hayatında sosyal ve duygusal yönden çok önemli bir yer tutar. Annenin davranışına göre bebeğin zihninde belirli davranış paternleri oluşur ve bu paternler ile bebek kendi ve başkaları hakkında benlik modelleri üretir. (Baker, 2003; Bretherton, 1990; Vaughn, 2006;). Bu yüzden annenin bebek ile ilişkisi çok önemlidir bebeğe zamanında yanıt vermeli, ona sıcaklık sağlamalı, düzenli beslemeli ve ona bir güvenlik üstü oluşturmalıdır.

    Bağlanma davranışını gösteren belirli davranışlar vardır bunlardan bir tanesi bebeğin bağlandığı kişi ile ilişki de olmaya çalışması, onu sürekli araması, kokusunu hissedince veya sesini duyunca rahatlamasıdır. Eğer bağlandığı kişi bebeğin yakınında yoksa da bunu hissetmesi ve ağlamak gibi tepkiler göstermesi. Bir diğer davranış ise bebek bağlandığı kişi ile daha sıcak ve güvende hissederken başka kişiler ile huzursuz hissedebilmesi bağlanmanın varlığına delil olan en temel davranışlardır.

    Bağlanma genelde dört farklı gruba ayrılır bunlar:

    1. Güvenli bağlanmış bebekler: Bu bebekler çevreyi keşfetmek için anneyi güvenlik üssü olarak kullanırlar. Çevreyi incelemeye, çevredeki oyuncaklarla oynamaya bayılırlar. Yabancı birisini gördüklerinde bakım veren kişiye yönelirler. Bakım veren kişi ile yeniden bir araya geldiklerinde kolayca sakinleşirler. Onunla pozitif bir iletişim içerisindedirler, ona güler ve kucağına tırmanırlar. Bakım veren kişi ile yeniden bir araya geldiklerinde çevreyi keşfetmeye devam ederler.
    2. Güvensiz kaçınan bebekler: Genelde bakım veren kişiye karşı ilgisiz gibi görünürler. Bakım verenden kaçınırlar ve onunla çok az ilişkiye geçerler. Yabancılara ve bakım veren kişiye de benzer tepkiler verirler. Dikkatlerini daha çok oyuncaklara vermeye çalışırlar. Bakım veren kişi ile yeniden bir araya geldiklerinde tepki göstermezler.
    3. Güvensiz dirençli bebekler: Bu bebekler sıklıkla anneye yapışırlar, ayrılma anında direnç gösterirler, birleşme anında ise bakım verene kızarlar, ağlarlar ve tepki göstermeye devam ederler.
    4. Güvensiz dağınık bebekler: Çok güvensiz, dağınık ve şaşkındırlar. Ayrılma esnasında davranışlarında çelişkiler gözlemlenir. Anneden ayrıldıkları anda sersemlemiş ve şaşkın gözükebilirler. Anne kucağına aldığı anda ise uzaklara bakar ve tepkisiz davranırlar.
  • Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunu fark etmek zor mudur?

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Tanısı Zor mudur?

    Aile ve öğretmenlerin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu belirtilerini fark etmesi bazen çok zor, bazen ise çok kolaydır. Hiperaktivitenin, öfke veya davranış sorunlarının yoğun olduğu durumlarda aile ve çevre sorunlar için genellikle çabuk başvurur fakat belirtilerinin bu kadar yoğun şiddette olmadığı ya da yalnızca dikkat sorunları mevcut olmadığı durumlarda sorunu fark etmek zor olabilir.

    Sadece belirtilerin şiddeti midir tanıyı zorlaştıran?

    Belirti şiddetinin yanı sıra diğer zorluk DEHB belirtilerinin özelliğidir. Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu’nun belirtilerinin ana özelliği çocuğun gelişimsel düzeyinden ve yaşından beklenen düzeyinden daha yoğun olmasıdır. Diğer bir ifade ile birkaç yaş daha önce görülmesi normal olan bir takım özelliklerin (hareketlilik, dikkat süresi gibi) görünmesi şeklindedir. Örneğin depresif bir çocukta normalde beklenmeyecek kadar mutsuzluk yada içe kapanıklık gibi belirtiler görülür. Bu tip normalde beklenmeyen belirtileri fark etmek ve tedavi başvurusu yapmak daha kolaydır. Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu ise yaşına göre biraz hareketli, dikkati yaşına göre kısa diye düşünülerek kolaylıkla atlanılabilir.

    Belirtiler çocuğun içinde bulunduğu koşullara göre değişebilir mi?

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olan bir çocuk ya da genç keyifli çok keyif aldığı bir işi yaparken (Tv izlerken, bilgisayarda oyun oynarken) dikkat sorunları genellikle gözlenmez. Bir oyun ya da sevdiği bir faaliyet ile ilgili tüm detayları hatırlayabilir fakat aynı çocuk ders ya da görev başında iken çabuk sıkılabilir, hatırlamakta güçlükler yaşayabilir. Bu durum ailelerin ve öğretmenlerin çok kafasını karıştırır. Çevredekiler ‘bilerek yapıyor, istediğinde çok güzel yapıyor’ şeklinde düşünebilirler. Ya da tek başına iken çokta hareketli olmayan bir çocuk, bir misafirliğe gittiğinde değişebilir.

    Sorunu fark etmekte en önemli adım hangisidir?

    Dikkat sorunları, hareketlilik ya da dürtüselliğe ait belirtilerin çocuğun ya da gencin yaşamı üzerine etkilerini fark etmek en önemli adımdır. Belirtiler aile, arkadaş ya da okul hayatını olumsuz etkilemeye başlamış ise başvuru için gecikilmemelidir.

    Aileler sorunu fark ettiklerinde ne yapmalılar?

    İlk adım ön yargıları bir tarafa bırakmak olmalıdır. ‘Benim çocuğum deli değil, kesin biz çok abartıyoruz, yaşla birlikte düzelir, iyi eğitim verilse düzelecektir’ gibi birçok kalıplaşmış düşünceyi yıkmak gerekir. Bazen aileler ve öğretmenler iyimser düşünmek isterler. ‘Zeki çocuk böyle olur, her şeyi biliyor’ nesi var diye düşünürler. Bu rakibi küçümsemektir. Bu şekilde tanı ve tedavi gecikir. Süreç geciktikçe de hastalığın okul, aile ve arkadaş ilişkileri üzerine olan olumsuz etkisi giderek artar. Her hastalıkta olduğu gibi DEHB’de erken tanı ve tedavi çok şeyi değiştirir.

    Erken tedavi olmadığında ne gibi riskler söz konusudur?

    Yapılan çalışmalarda tedavi edilmeyen çocukların en fazla % 10-20’lik bir bölümü erişkinlik dönemine bozukluktan önemli bir zarar görmeden geçebildikleri gösterilmiştir.

    En önemli riskler söyle sıralanabilir..

    Güven sorunları

    Ek psikiyatrik hastalıkların eklenmesi (Anksiyete bzk, Depresyon, Karşıt Olma vs.)

    Okulda beklenenin altında başarı gösterme.

    Disiplin ve kural sorunları.

    Alkol, sigara yada madde kullanımı.

    Daha fazla kaza geçirme.

    Aile, arkadaş ve ilişkilerinde sorunlar.

    Daha sık yasal sorunlar yaşama.

    Bu nedenle Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğunu ciddiye almak gerekir!!

    Saygılarımla

    Bu yazının tüm hakları psikiyatricocuk.com’a aittir. “www.psikiyatricocuk.com” biçiminde açık kaynak gösterilmek kaydıyla yayınlanması için tarafımıza başvuru yapılabilir.

    Açık kaynak göstermeden yapılan alıntılar için yasal takip yapılacaktır. ©

  • Kaygı (Anksiyete) Bozuklukları

    Kaygı (Anksiyete) Bozuklukları

    İnsanlar yaşamları içinde bazı olaylarla karşılaşır ve bu olaylar karşısında panik, endişe, korku yaşarlar. Olayın bitmesiyle bu duygular da biter. Bu geçici duygular anksiyete olarak nitelendirilmez, vücudun hayatta kalma faaliyetidir. Fakat bazı insanlarda bu duygular içsel nedenlerden dolayı ya da dışsal tehlikelere karşı uzun süreli olarak yaşanır, buna anksiyete ya da kaygı bozukluğu denir. Yaşanan bu duygu durumu kişinin işlevselliğini azaltır. Kaygı bozukuğuna herhangi bir ilaç neden olmaz veya tıbbi bir durumdan kaynaklanmaz.

    DSM-5 Kaygı Bozukluğu Tanıları

    • Özgül Fobi
    • Sosyal Kaygı Bozukluğu
    • Panik Bozukluk
    • Agorafobi
    • Yaygın Kaygı Bozukluğu
    • Özgül Fobi

    Kişinin belirli bir nesne ya da duruma karşı gösterdiği aşırı korkudur. Kişi korkusunun fazla olduğunu bildiği halde korku nesnesine ya da durumuna karşı kaçınmacı davranışlar sergiler. Kişiye özgül fobi tanısı konulabilmesi için DSM-5 tarafından belirlenen kriterleri en az 6 ay sergilemesi gerekir.

    Belirtiler:

    • Bir nesne ya da duruma karşı aşırı korku
    • Nesne ya da durumdan kaçmak veya yoğun kaygı yaşayanarak kaygının git gide artması

    Sosyal Kaygı Bozukluğu

    Kişinin sosyal ortamlarda ya da sadece tanımadığı kişiler yanındayken seyredilme, eleştirilme ya da yargılanma korkusudur. Bu korkular mantıksız ve süreklidir. Kişi topluluk önüne çıkmaktan, topluluk önünde konuşma yapmaktan, yeni insanlarla tanışmaktan, dikkat odağı olmaktan, başkalarının karşısında yemek yemekten, otorite figürüne sahip bir insanla iletişimden korkar ve utanır. Tüm bunlar kişinin sosyal hayatını oldukça olumsuz etkiler. Tanı konulabilmesi için DSM-5’te belirlenen kriterlerin en az 6 ay mevcut olması gerekir.

    Kriterler:

    • Sosyal değerlendirilme ihtimalinde sürekli ve aşırı korku ve/veya kaygı.
    • Kişide, değerlendirileceği yönünde bir uyarana maruz kalarak, korku veya kaygı oluşması.
    • Bu uyarandan kaçınılması ya da uyarana katlanılarak aşırı kaygı oluşması.

    Panik Bozukluk

    Panik bozukluk belirli bir durum ya da olaya bağlı olmaksızın, tekrarlayan panik atakların eşlik ettiği ve aniden ortaya çıkan bir anksiyete türüdür. Panik atak geçiren kişiler yoğun ve şiddetli kaygı ve korku hissi duyar. Panik atak geçiren kişilerde depersonalizayson, derealizasyon, kontolü kaybetme, çıldırma, ölüm korkusu gibi belirtilerle birlikte; nefes alamama, kalp çarpıntısı, boğulma hissi, aşırı terleme, titreme, üşüme, ürperme, sıcaklanma, uyuşma, karıncalanma gibi fiziksel belirtiler de görülür. Bu belirtilerin en az 4’ü hastada görülür ve 10 dakika içinde en yüksek seviyeye ulaşır. Fakat bu belirtiler belirli bir uyarana karşı oluşuyorsa, panik atak olarak değil fobi olarak değerlendirilir.

    DSM-5 kriterlerine göre tanı için hastada tekrarlayan panik ataklar olmalı ve en az 1 aydır başka atağa karşı endişe duyulması ya da geçirilen ataklar nedeniyle işlevsel bozulmalar.

    Agorafobi

    Kişilerin kalabalık alanlardan korkmasıdır. Agorafobisi olan kişiler kalabalık alanlara girdiklerinde başına bir tehlike geldiklerinde kaçamayacaklarını düşünürler ve yoğun bir endişe yaşarlar. Bu endişe o kadar kuvvetlidir ki birçoğu evden çıkamaz. Tanı konulması için DSM-5’te belirtilen kriterlerin en az 6 ay sürmesi gerekir.

    Belirtiler:

    • Tek başına ve kaçmanın ya da yardım almanın mümkün olmadığı yerlerden, en az ikisinden korkma, endişe duyma veya panikleme.
    • Bu durumların sürekli korkuya ya da endişeye yol açması.
    • Bu durumlarda yanında birine gereksinim duyma, durumdan kaçma veya kaçamadığında yoğun korku, kaygı duyma.

    Yaygın Kaygı Bozukluğu

    Yaygın kaygı bozukluğu, kişinin günlük şeylerle ilgili sürekli ve orantısız endişe duymasıdır. Kaygı her insanın hayatının bir parçasıdır fakat yaygın kaygı bozukluğu olan kişiler, bir konu hakkında diğer insanlara oranla aşırı kaygılanırlar ve kaygıları süreklidir. Bu da kişinin günlük yaşamını oldukça zor hale getirir. Kişi kolay sinirlenir, kolay yorulur, huzursuz olur. Tanı konulabilmesi için DSM-5’e göre belirtilerin en az 6 ay yaşanması gerekir.

    Belirtiler:

    • Günlük konularla ilgili günün en az yarısında kaygı duyma.
    • Kaygıyı kontrol etmede zorlanma.
    • Kaygıyla birlikte aşağıdakilerden en az üçünün yaşanması
      • Huzursuzluk veya gerginlik
      • Kolay yorulma
      • Kolay sinirlenme
      • Kas gerginliği
      • Uyku bozukluğu

    Epidemiyoloji

    Anksiyete bozukluklarının prevalansı %17,7’dir. Sosyoekonomik düzey anksiyete bozukluklarının yaşanma oranını etkiler. Özgül fobi kadınlarda en sık görülen psikiyatrik bozukluktur. Prevalansı %5-10 arasındadır. Erkeklere oranla kadınlarda 2 kat daha fazla görülür. Çevre tipi fobiler 5-9 yaşlarında, durumsal fobiler ise 20 yaş civarında başlar.

    Sosyal kaygı bozukluğunun prevalansı %3-13 arasındadır. Yaygınlıkta cinsiyete göre farklılık yoktur. Ergenlik döneminde ortaya çıkar.

    Panik bozukluğun prevalansı %1.5-5, panik atağın prevelansı ise %3-5.6’dır. Boşanma durumu panik bozukluk oluşmasında etkilidir. Başlangıç yaşı 25 civarındadır.

    Agorafobinın prevalansı %0.6-6 arasındadır. Spesifik bir başlama yaşı yoktur, yaşanılan olaylar agorafobi oluşumunu etkiler.

    Yaygın kaygı bozukluğunun prevalansı %3-8 arasındadır. Erkeklere oranla kadınlarda 2 kat daha fazla görülür. 20’li yaşlarda görülmeye başlanır.

    Etiyoloji

    Kişide kaygı bozukluğunun oluşmasını soya çekim gibi genetik faktörler, tıbbi faktörler ve psikolojik faktörler etkiler. Kaygı bozukluklarının etiyolojisinin, her bir bozukluk için ayrı incelenmesi daha doğrudur.

    Özgül fobi, fobilerin koşullanmasıyla oluşabilir. Sosyal kaygı bozukluğu; davranışsal faktörlerle ve olumsuz öz değerlendirmelere aşırı odaklanmayla oluşabilir. Panik bozukluk nörotransmitterlerin farklı şekilde çalışmasıyla, klasik koşullanmayla, bilişsel faktörlerin etkisiyle tetiklenebilir veya oluşabilir. Agorafobiyi, bir bilişsel faktör olan “korkudan kaçınma” hipotezi etkileyebilir. Yaygın kaygı bozukluğunda GABA ve serotonin sistemlerinin performansı önemlidir.

    Tedavi

    Kaygıyı azaltmada psikolojik veya tıbbi tedaviler uygulanır. Psikolojik tedavilerin, tüm kaygı bozuklukları için odak noktası “maruz bırakma”dır. Bunun dışında kas gevşetme yöntemleri ya da meditasyon uygulanabilir.

  • Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu tanısı kim tarafından konulmalıdır?

    DEHB tıbbi bir bozukluktur. Tıbbi bir tanı olduğundan dolayı tanısı bir DOKTOR (Çocuk ve Ergen Psikiyatristi) tarafından konulmalıdır. Gereğinde beraberinde çalıştığı psikolog ve gelişim uzmanlarının değerlendirmeleri ve yardımları istenebilir.

    Çocuk ve Ergen Psikiyatristi dışında kişilerin tanı koymasının ne gibi sakıncaları olabilir?

    Tıp eğitimi almamış, çocuğu ya da genci bir bütün olarak değerlendirme becerisine ve eğitimine sahip olmayan birisinin tanı ya da tedavi sürecini üstlenmesi çok ciddi riskleri beraberinde getirir. Nörolojik, hormonal veya immünolojik bir tablo çok rahatlıkla psikiyatrik durumlarla karıştırılabilir. Bu nedenle DEHB ya da herhangi bir psikiyatrik hastalık tanı ve tedavi süreci mutlaka bir doktor tarafından yönetilmelidir.

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu’nu tanısını koymada kullanılan yardımcı bir tanı testi var mıdır?

    DEHB tanısında son dönemde Amerikan gıda ve ilaç dairesi (FDA) Neurofeedback’ın tanıda yadımcı bir inceleme olduğunu duyurmuştur (DEHB tedavisinde kullanımı değil). Bu yöntem dışında EEG, beyin MR, Beyin Tomografisi, SPECT vs gibi beyin yapısını inceleyen yöntemler tanı koydurucu değildir. Bu yöntemler daha çok DEHB’nin anlaşılmasına yönelik araştırmalarda kullanılır.

    Çeşitli dikkat alt tiplerinin değerlendirmelerinde kullanılan psikometrik testler bize ek bilgiler sağlayabilir fakat Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğuna yalnızca test ile karar verilemez. Yani okullarda ya da çeşitli merkezlerde yapılan dikkat testleri ile DEHB vardır yada yoktur denmesi doğru değildir. Aileleri yanlış sonuçlara götürebilir. Bir zeka değelendirmesi gerektiğinde yada öğrenme güçlüğü araştırıldığında psikometrik testler istenebilir ama DEHB için tanı koydurucu değildir.

    Dikkat Eksikliğinin tanısında temel yöntem nedir?

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğunun tanısında temek yöntem klinik görüşmedir. Bu görüşmede mümkün olduğunda çok kaynaktan bilgi alınmaya çalışılır. Bu bilgiler ışığında DEHB ile karışabilecek ek hastalıklar ayırt edilmeye çalışılır. Ayrıca bu görüşmelerde Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu’na sık eşlik eden hastalıkların (Tik bzk, Kaygı bzk, davranım bzk, Depresyon) olup olmadığı da değerlendirilmelidir. Bu değerlendirmeyi yapacak olan hekimin eğitimi, yeteneği ve en önemlisi bu alandaki tecrübesi kritiktir.

    Kimlerden bilgi almak gerekir?

    Çocuk, aile ve okuldan alınacak bilgiler, gerektiğinde istenecek testler ile tanıya ulaşılmaya çalışılır.

    Çocuk ile yapılacak olan görüşmede okulda ya da evde mevcut olan belirtiler gözlenmeyebilir. Evde çok hareketli bir çocuk muayene ortamında farklı davranabilir. DEHB tanısı koymak için muayene ortamında tüm belirtilerin gözlenmesi şart değildir. Önemli olan günlük yaşamı sırasında okul, arkadaş ve aile ortamında belirtilerin ne kadarının gözlendiğidir. Bazen yaş nedeni ile çocuk sorunları anlatmakta güçlük çekebilir. Çocukla görüşmede çocuğun duygudurumu, okul ve arkadaş ilişkileri, aile içindeki yaşantısı hakkında bilgiler alınmaya çalışılır.

    Aile görüşmesi tanı açısından en önemli görüşmedir. Eğer mümkünse anne ve babadan birlikte görüşmede olması farklı açılardan bilgi alınması adına önemlidir. Sorunların başlangıcı, hangi dönemlerde artıp azaldığı anlaşılmaya çalışılır. Geçmiş hastalık öyküsü, çocuğun gelişim hikâyesi alınmaya çalışılır. Menenjit, epilepsi, kafa travması, dil ve motor alana yönelik gelişimsel sorunların varlığı önemlidir.

    Gereğinde birebir yapılan bir görüşme ile öğretmenden bilgi alınması önemlidir. Dikkatin yoğun kullanılmasının gerektiği, evden çok daha fazla kuralın bulunduğu okul ortamında çocuğun davranışlarının öğrenilmesi tanı açısından önemlidir. Akademik durum, arkadaş ilişkilerine yönelik bilgiler bu görüşmede mutlaka öğrenilmelidir.

    Öğretmen, Aile ve Çocuk formları rutinde Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu ve eşlik eden hastalıkları saptamakta son derece pratik ve önemli bilgilere ulaşılmasını sağlar. Hastalığın belirtilerinin varlığı ve şiddeti hakkında bilgilere formlardan ulaşılmaya çalışılır.

    Psikometrik testler ile (dikkat eksikliği testleri, zeka testleri vs) öğrenme güçlüğü ya da zeka seviyesinin saptanması gereken durumlarda kullanılabilir. Hiçbir psikometrik test tek başına tanı koydurucu değildir.

    Saygılarımla

    Bu yazının tüm hakları psikiyatricocuk.com’a aittir. “www.psikiyatricocuk.com” biçiminde açık kaynak gösterilmek kaydıyla yayınlanması için tarafımıza başvuru yapılabilir.

    Açık kaynak göstermeden yapılan alıntılar için yasal takip yapılacaktır. ©

  • Boşanma ve Çocuk

    Boşanma ve Çocuk

    “ İki ayrı insan” tarafından oluşturulan aile, bunun doğal sonucu olarak, çatışma ve uyumsuzluk potansiyelini de taşır. Bazen aile sorunları çözme mekanizması olarak çalışırken, bazen sorun üreten bir mekanizma haline gelebilir. Bunun sonucunda aile boşanma kararı alarak evlilik birliğini sonlandırmaktadır.

    • Geçimsizlik
    • Alkol- Uyuşturucu- Kumar bağımlılığı
    • Aldatılma
    • Aile dışı kişiler ile olan sorunlar

    Günümüzde her 5 çiftin 1 tanesi boşanmaktadır. Boşanma oranı %20. Çocukların iyiliği için bir arada kalmak çok nadir işe yaramaktadır. Bazen bir arada kalmak çocuklara anlaşamayan eşlerin birlikteliğinden daha fazla zarar vermektedir. Özellikle

    • Kasıtsız sessiz kalmalar
    • Sürekli bağırış çağırış
    • Fiziksel şiddet
    • Psikolojik şiddet
    • Cinsel şiddet gibi travmatik olaylara maruz kalmış çocuklar, boşanmış ailelerin çocuklarından daha uyumsuz ve sağlıksız tepkiler ortaya koyabilir.

    Bu nedenle ………… tek yolu evliliği sona erdirmektir. Bu karar alındıktan sonra da anne-babaya düşen çocuğun uyumunu kolaylaştıracak uygulamalarda bulunmaktır.

    Boşanmanın çocuk üzerinde yaratacağı etki çocuğun yaşına, boşanmadan önceki ve boşanmadan sonraki şartlara ve çocuğun kimde kaldığına bağlıdır. Yaşa göre etkilenme ve bu etkilenmenin yaratacağı sorunlar ve bu sorunların ileriki yaşama etkileri farklılık gösterir.

    Örneğin 0-6 aylık bir dönemde boşanma gerçekleşirse çocuğun etkilenmesi anneyle kalıp kalmadığına göre farklılık gösterir. Çocuğun 6 aylıktan sonra anneden ayrılması çok ciddi ve etkileri ömür boyu sürecek sorunlara neden olur.

    3-6 yaşta aynı şekilde çocuğun anne/babasından ayrılması çok ciddi ruhsal duygusal ve sosyal sorunlara yol açar.

    Boşanma sürecinde çocuğun ruhsal dünyası

    1-3 yaşındaki çocukta; anne babadan birinin evden ayrıldığını anlar ancak sebebini kavrayamaz

    • Eskisine göre daha sık ve çok ağlama
    • yapışma/ ayrışamama
    • uyku sorunları
    • altına kaçırma, parmak emme
    • Ebeveynden ayrıldığında endişe ve kaygı
    • öfke patlamaları
    • ısırma
    • rahatsız edici davranma
    • boşanma öncesi dönemdeki gibi, günlük yaşam rutinini bozmadan olduğu gibi korumak
    • endişeli görünmekten kaçınmak
    • güvenli bir ortam yaratmak
    • çocukla birebir zaman geçirmek

    3-6 yaş arası; boşanmanın anlamını tam olarak anlayamaz ama anne/ babasının hayatında eskisi gibi yer olmadığını fark eder.

    • yaşananlardan dolayı kendini suçlama
    • yoğun öfke duygusu
    • birlikte yaşadığı ebeveynine karşı hırçın, öfkeli ve huysuz
    • uyku sorunları
    • korkulu rüyalar
    • ayrı kaldığı ebeveynini istediği zaman ziyaret edebileceğine dair güven hissi vermek ve bunu düzenli olarak gerçekleştirmek.
    • ayrı kaldığı ebeveyni ile telefonda görüştürmek
    • çocukla anne baba olarak farklı zamanlarda farklı etkinliklerde bulunmak
    • birlikte geçirilen zamanları fırsata çevirip => çocuğu konuşmaya ve iletişim kurmaya cesaretlendirmek
    • duygularını ifade edebileceği faaliyetler yapmak
    • boşanmadan onun sorumlu olmadığını; bakımının sürekli ve düzenli olarak yerine getirileceğini; onu hiçbir zaman yalnız bırakmayacağını anlatmak

    6-11 yaş (okul dönemi); boşanma olgusunun ne olduğunu anlamaya başlar. Anne babasının artık birlikte yaşamayacağını ve birbirlerini eskisi gibi sevmeyeceklerini anlar.

    • kendisini aldatılmış hisseder
    • evden gidenin geri döneceğini ümit eder
    • evden gidenin artık kendisini istemeyeceğini düşünür
    • arkadaşlarını görmezden gelebilir
    • kimsenin onu okuldan almaya gelmeyeceğini düşünerek kaygılanır
    • uyku düzeni bozulur
    • uyuma güçlüğü çeker
    • öfke patlamaları görülebilir. Hırçınlaşabilir
    • birlikte özel zaman planlamak
    • ev dışında anne babayla ayrı ayrı programlar gerçekleştirmek
    • çocukla yüz yüze iletişim için fırsatlar yaratmak
    • ev dışında aktif olabileceği olanaklar sağlamak
    • olan bitenle ilgili tüm sorularını cevaplandırmak, iletişim kanallarını açık tutmak
    • depresyon ve korku tepkilerine duyarlı olup, bunlar görüldüğünde hemen ve uzun süreli yardım almak
    • günlük yaşam alışkanlıklarını aynen devam ettirmek
    • duygusal boşalımı için cesaretlendirmek

    Boşanmayı takiben kısa vadede çocukta ne gibi etkiler görülür?

    Boşanma çocukta bir dağılmayı, sosyal değişimi, düzenin alt üst olmasını temsil eder. Dolayısıyla ruhsal ve sosyal çeşitli sorunlar ortaya çıkabilir. Özellikle ilk iki yıl kritik bir dönemdir. Bu kritik dönemde ilk 6-12 ay da çocuklarda sorunsuz bir süreç yaşanır, ikinci 12-24 ay da bu olumsuz etkiler azdır ve çocuk boşanmaya uyum sağlayabilir. Olumsuzluklar: depresif duygulanım ve içe kapanma. Uyum geliştiremeyen çocuklarda ise 2 yılı takiben en çok sinirlilik, sorunlarla başa çıkamama ve dürtüsellik görülebilir.

    Uzun süreli etkiler

    • yetişkin olduklarında daha çok sorun yaşayabilirler
    • kendi evliliklerinde boşanma daha yüksek görülür
    • bağlanma sorunları görülebilir
    • yaşam kalitesinde bozulma
    • ebeveyn- çocuk ilişkilerinde bozulma
    • duygusal desteğin yetersizliği

    Boşanma sürecinde çocukta

    1. suçluluk duyguları; boşanmadan kendisini sorumlu tutma. Bunda çocuğa ebeveynin yeterince açıklama yapmamış olması etkendir. Anne- baba çocukla ilgili kavgalar etmesi, çocuğun kimde kalacağı anlaşmazlık konusu ise, yaşının küçük olması, düşünce biçiminin somut olması ile kendini suçlayabilir. Bu durum çocukta ciddi uyumsuzluklar görülebilir.
    2. Korku
    3. Üzüntü
    4. Gerileme
    5. Okul başarısında düşme
    6. Ebeveyni barıştırma arzusu
    7. Yalnızlık
    8. Reddetme- reddedilme duygusu
    9. Uyku sorunları görülebilir
    10. Somut düşüncede oldukları için şöyle düşünebilirler. Ayrıldığı ebeveyni ziyarete gelmesi gereken günde gelmemişse başka işleri olabileceğini düşünmek yerine; artık sevilmediğini, bu nedenle anne/babasının gelmediğini düşünebilir.
    11. Bağımlı ve yakın oldukları kişileri örnek aldıkları için onların hissettikleri veya düşündüklerini kendi hisleri ve kendi düşünceleri gibi anlatırlar. Bir ebeveyn diğeri hakkında söylediklerini kendi düşüncesi gibi söyleyebilir. Bir ebeveynin diğerine olan duyguları, kızgınlık öfke gibi kendisinin hissi gibi gösterebilir.
    12. çiftlerin birbirlerine olan olumsuz duyguları kızgınlık, kırgınlık, kin, öfke gibi çocuğa aktarıldığında çocuğun kafasında karışık duyguların doğmasına, davranış sorunlarının gelişmesine, kalıcı bağlılıklar geliştirmesine neden olur.
    13. Anne- baba arasındaki çatışmalar: Özellikle boşanma kararı almadan önce artan çatışmalar sıktır. Gerek bu çatışmalardan gerekse çocukların velayeti, ziyaret günleri, ebeveyn sorumlulukları, yeni düzenin oluşturulması, maddi meseleler vs. gibi çatışmalar boşanmanın çocuk üzerindeki en trajik kanıtıdır. Çocukta sosyal uyum sorunlarının ve güvensiz hissetmesinin temellerini oluşturur.

    Boşanma sürecinde çocuk hangi aşamalardan geçer?

    Şok ve Kaos: Çocuk bir anda hiç ummadığı bir haberle karşılaşır. Birçok yoğun duyguyu iç içe yaşar ve kafasını karışır. “Eyvah, annemle babam boşanıyor !”, “Şimdi ne olacak ?”

    İsyan ve Sorgulama: Çocuk, üzüntü ve kızgınlığı bir arada hisseder. “Neden benim başıma böyle bir şey geliyor” diye düşünür.

    Kaygı ve Korku: Belirsizlik çocuğun kafasında birçok soru işareti yaratır; “Ben ne olacağım ?” , “Okulum değişecek mi?”, “Arkadaşlarımı görebilecek miyim?”, Buna paralel olarak da çocuğun kaybetme ve ayrılık korkuları tetiklenir; “Annem evden ayrılıyormuş, ya onu bir daha göremezsem?”, “Babam evden gidecekmiş, ya bir gün annem de giderse?”, “Ya yalnız kalırsam?”…

    Baş etme ve Uyum: Belirsizlikler ortadan kalktıkça, düzenli ve rutin bir yapı oluştukça çocuğun kaygı ve korkuları dinmeye başlar. Sorularını cevaplamak, ihtiyacı olan duygusal ve sosyal desteği sağlamak uyumunu kolaylaştırır. Ve bir süre sonra çocuk durumu anlamlandırır ve kabullenir; yeni koşullara uyum sağlar. Tabii ki bu uyum ebeveynlerin çabasını gerektirir.

    Boşanma kararını çocuklara kim açıklamalıdır?

    Eğer mümkünse ebeveynler birlikte açıklamalıdır. Bu şekilde çocuk durumu daha rahat kabullenecektir ve çocuğun iki ebeveynden de farklı hikayeler duyma olasılığı azalacaktır. Birden fazla çocuk varsa, tüm çocuklara aynı anda açıklama yapılmalıdır. Kardeşlerin varlığı şoku ve üzüntüyü hafifletebilir, güven, destek ve ailenin devamlılığı hissini verir.

    Boşanma kararı ne zaman söylenmeli?

    Boşanma kararı kesinleştiği anda söylenmeli, henüz karar alınmadan boşanmayla ilgili tehditler, ültimatomlar sürekli çocuğa aktarılmamalı ve kafa karışıklığı yaratılmamalıdır. Çocuğun uyum sağlamasına vakit vermek için çok da geç olmadan bu açıklama yapılmalıdır. Açıklamanın ardından çocuğun ağlamasına, üzülmesine, sorular sorup rahatlamasına izin verilmelidir.

    Boşanma kararı aktarılırken içerik ve üslup nasıl olmalıdır?

    Kısa ve öz, samimi ve dürüst, çocuğun yaşına uygun, örnek, benzetme veya resimlerden yararlanılabilir… Konuşma sırasında yakınlık ve temas da önemlidir. Bu kararın ortaklaşa verildiği vurgulanmalı ve bu karara varmadan önce de alternatif tüm yolların denendiği çocuğun anlayacağı dilde ifade edilmelidir…

    Ebeveynlik rolleri ev eş rollerinin birbirinden bağımsız olduğu belirtilmeli; boşanma kararının hayata geçirilmesi ile birlikte eşlerin birbiriyle ilişkilerinin sonlanacağı ancak ebeveyn olarak daima çocukların yanında olacakları tekrar tekrar vurgulanmalıdır…

    Boşanma ile birlikte, çocukların hayatında nelerin değişeceği nelerin aynı kalacağı açıklanmalı; çocuğun kiminle kalacağı, diğer ebeveynle ne zaman, ne sıklıkla ve hangi koşullarda görüşeceği net bir biçimde açıklanmalı; belirsizlikler olabildiğince azaltılarak netlik sağlanmaya çalışılmalıdır…

    Çocuğun boşanmaya uyum sağlaması sürecinde ebeveynlerin neler yapması gerekir?

    Çocukların boşanmaya uyum sağlamasında en önemli etmenlerden birisi, ebeveynlerin boşanma stresiyle başa çıkabilmesi ve çocuğunun bakımını aksatmamasıdır. Ancak, boşanma sonrasında çocuğun bakımı için eski eşinden çok az destek alabilen ya da hiç destek alamayan ebeveynlerin (genellikle anneler) hayatlarını dengede tutmakta zorlandığı ve bu nedenle çocukların uyum problemleri yaşayabildiği görülmektedir
    Çocukların boşanma süreci hakkında açıklamalara ve desteğe çok fazla ihtiyaçları vardır. Boşanma öncesinde ve sonrasında çocuğun soruları asla yanıtsız bırakılmamalıdır ve dürüst bir şekilde cevaplandırılmalıdır.

    • Onları boşanmanın sorumluları olmadıklarına ikna edin.
    • Onları sevdiğinizi ve onlarla her zaman ilgileneceğinizi söyleyin.
    • Diğer ebeveyni okul ve diğer aktivitelere dahil edin.
    • Onların diğer ebeveynleriyle sevgi dolu ve tatminkar bir ilişki içinde olmalarına izin verin.
    • Onların ebeveynler arasında taraf tutmak zorunda kalacakları durumlar yaratmayın.
    • Diğer ebeveyn hakkında bilgi almak için onları sıkıştırmayın.
    • Çocuk yetiştirme masrafları konusundaki tartışmalarınızı onların önünde yapmayın.
    • Diğer ebeveyn hakkında kötü konuşmaktan ve onu diğer ebeveyni incitmek için piyon olarak kullanmaktan kaçının.
    • Tekrar evlenme ya da ilişki kurma sürecinde çocukla iletişim nasıl olmalıdır?
    • İlişkiniz uzunca ve düzenli olana dek yeni partnerinizi çocuğunuzla tanıştırmayın. Sık sık partner değişimine şahit olması çocuğun güvenini sarsabilir, ayrılma ve terk edilme korkularını tetikleyebilir. İlişkiniz sağlamlaşıp çocuğunuzla tanıştırmaya hazır hissettiğiniz zaman, bu konuda çocuğunuzla konuşun ve onu bu tanışmaya hazırlayın.
    • Evlenme kararını açıklarken çocuğa karşı dürüst, açık ve net olun, yaşını gözeterek açıklamalar yapın ancak evlenmek için izin istemeyin.
    • Evlilik hazırlıklarınıza çocukları da dahil edin ve mutlaka evlilik töreninizde bulunmalarını sağlayın.

    Ne zaman yardım almalısınız?

    • Kronolojik yaşından daha küçük gibi davrandığında
    • Uyumsuz ve huysuz olduğunda
    • Üzüntü ve depresyon yaşadığında
    • Suçluluk duyduğunda
    • Uyku ve yeme sorunları olduğunda
    • Kişilik değişimi yaşadığında
    • Okulla ve arkadaşlarıyla problemleri olduğunda
    • Mantık dışı korkular ve dürtüsel davranışlar gösterdiğinde yardım alınmalıdır. Bunun dışında daha farklı sorunlar da karşımıza çıkabilir. Bu gibi durumlarda çocuğun ruhsal sıkıntılarını geleceğe de aktarmaması ve bütünlüğünün korunması açısından uzmanlardan destek almanız önem taşımaktadır.
  • Öğretmenler dikkat eksikliği hiperkaktivite bozukluğu olan öğrencilerine nasıl yardım edebilirler?

    Dikkat eksikliği olan çocuklar sınıfta neler yaşarlar?

    Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) en çok okul yaşamını olumsuz etkiler. Okul yaşamında çocuk ya da genç birçok sorumluluk ve görev yerine getirmek zorundadır. Bu görevleri yerine getirmek DEHB li birey için diğerlerine kıyasla daha zordur. Kendinizi sınıfta yeni bir derse başlarken düşünün. Ders başladıktan birkaç dakika sonra öğretmeninizin kitabınızı açın diye uyarması ile kendinize geldiniz. Dersin başlamasından kısa bir süre sonra evde yaptığınız eğlenceli şeyleri düşünmeye başlamışsınız. Neyse hemen arkadaşınıza dönüp kaçıncı sayfayı açacağınızı sordunuz. Kitabı okumaya çalışırken birden dışarıdan bir ses geldi. Ona bakmaya başladınız. Okuduklarınıza odaklanmaya çalışırken bir arkadaşınız ön tarafta çantasını karıştırmasını izlemeye koyuldunuz ve okuduğunuz yine bölündü. Öğretmen son 1 dakika diye seslendiğinizde okumanız gereken yerin yarısında bile değilsiniz. Süre bitti ve siz okumayı bitiremediniz. Öğretmen soru sordu ama tam okuyamadığınızdan arkadaşınızdan yardım istediniz. Sizin sorularınızdan yorulan arkadaşınız size dönüp yeter artık dedi. Buna benzer dikkat sorunları DEHB li bir çocuğun sınıf yaşamında sıkça yaşanır. Ona sınıf ortamında gerekli desteği sağlayabilmek yaşadığı zorlukları azaltacaktır.

    Peki sınıf ortamında öğretmenler Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olan bir çocuk için neler yapabilirler?

    1. İlk olarak öğretmen masasına yakın bir yerde, sınıfa ve dikkatini dağıtabilecek uyaranlar arkasında kalacak şekilde oturabilir. Mümkünse kapı, pencere, havalandırma ve ısıtıcıdan uzak durulmalıdır. Küçük ama onun dikkatini bozabilecek her türlü faktör sorun yaratabilir.

    2. Her hangi bir aktivite değişikliğinden önce net bir mesaj verilebilir. Artık kitaplarınızı kaldırın, teneffüse hazır olun ya da sınav süresinin bitimine 10 dakika gibi. Bu küçük hatırlatmalar görev geçişlerini yönetmekte zorlanan çocuk için net mesajlar içerir ve işini kolaylaştırır.

    3. Sınıf kurallarının yazılı olduğu bir tablo yapması gerekenleri daha sık hatırlayacaktır.

    4. Sınıf içerisinde tahta silme, kâğıtları dağıtmak, bazı evrakları taşımak, tahtaya bir takım yazıları aktarmak gibi küçük görevler hem enerjisini atmasına hem de odaklanması için kısa aralar vermesini sağlayacaktır.

    5. Dikkatinin dağıldığı hissedildiğinde tekrar onun toparlanmasını sağlayacak küçük sinyaller kullanılmalıdır. Ona hafifçe dokunmak, adını konuşma arasında geçirmek, göz teması kurmak gibi işaretler kullanılabilir.

    6. Ödevler kısa ve net olarak anlatılmalıdır. Uzun şekilde anlatılan ödevler için ana görevi karıştırabilir ya da unutabilirler.

    7. Evde yapılacak ödevleri hem sözlü hem de yazılı olarak verilmelidir. Bu şekilde anne ve baba ödevlerin ne olduğunu öğrenmiş olur ve çocuk ödevini daha rahat hatırlar.

    8. Ödevlerin fazlalığından korkup yapmak konusunda isteksiz davranabilirler. Bu nedenle ödevleri parçalara bölmek ve adım adım ilerlemek işe yarayabilir.

    9. Sınıf içerisindeki yazılı ödevler ve sınavlarda ek süre verilebilir.

    10. Ödevlerini yazmakta zorlanan çocuklar için bilgisayar, sözlü anlatım gibi farklı yöntemler kullanılabilir.
    Sınıf içerisinde davranış sorunları var ise mutlaka kararlı hafif yaptırımlara ihtiyaç vardır. Mutlaka ev ortamına benzer şekilde okul ortamında da sakinleşmesini sağlayacak bir alan bulunmalıdır. Kural dışı davranış sergilendiğinde diğer arkadaşları gibi oturup hatasını düşünmesini saplayacak bir yer (köşe, kapının yanı) ayarlanmalı (Olumsuz davranışları sonrasında hızlı ve kararlı şekilde tekrarlandığında mola yöntemi çok başarılı bir yöntemdir).

    Saygılarımla

    Uzm. Dr. Ahmet ŞENSES

    Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğuna ilişkin diğer yazılara ulaşabilmek için tıklayınız.

    Bu yazının tüm hakları psikiyatricocuk.com’a aittir. “www.psikiyatricocuk.com” biçiminde açık kaynak gösterilmek kaydıyla yayınlanması için tarafımıza başvuru yapılabilir.

    Açık kaynak göstermeden yapılan alıntılar için yasal takip yapılacaktır. ©