Blog

  • Neden Panik Atağım Var ?

    Neden Panik Atağım Var ?

    Panik atak, yaygın görülen bir rahatsızlıktır. Panik atak temelinde, panik atak olan bakıcıyı modelleme ya da öldürülme korkusu barındırır.

    Kişinin ya öldürülme ile ilgili bilinçli ya da bilinçdışı korkuları vardır ya da çocukluğunda panik atak olan kişileri modellemiştir. Birisi seni öldürmeye kalksa ya kaçarsın, ya savaşırsın ya da donup kalırsın. Kaçmak ve savaşmak için de adrenalin hormonu gerekir. Panik atak sırasında da adrenalin hormonu çok fazla salgılanır. Adrenalinin panik atak sırasındaki olayı şudur; kaslar kasılsın, kalp aşırı çarpsın, enerji aşırı derecede artsın. . .

    Kişinin bu enerjiyi boşaltması için harcaması gerekir, mesela adrenalin salgılandığı zaman koşmaya başlansa kişi bunları hissetmez fakat koşmuyorsun. Panik atak geldiği zaman olduğun yerde durduğun için vücudunda enerji patlaması oluyor ve bu da semptomlar yaratıyor; hızlı nefes alma, kandaki kalsiyumun düşmesine bağlı ellerin uyuşması, baş dönmesi, üşüme hissi vb…  Hastalığından kurtulmak istiyorsan düşmanını iyi tanımalısın, o yüzden neden sonuç ilişkisi kurmak ve bedenindeki biyolojik değişimlerin nedenini anlamak önemlidir. . .

    Panik atağını düşünürken kendine iki soru sor; çocukluğumda kimi modelledim, ailede panik atak olan kim vardı? – Onu bul ve ayrış. Örneğin: Çocukken annem de panik ataktı, ben de onu modelledim. Ölüm korkusu anneme ait bir duygu, annem başka biri ben başka biriyim.

    Küçüklüğümde otorite figürü yaptığım kim vardı, kimin beni öldürmesinden korkarım?

    – Onu bul ve yüzleş. Örneğin: Çocukken evde baskın olan babamdı ve çoğu şeye kızardı. Babamdan korkardım. Ama artık babama böyle davranma hakkı veriyorum, kendime de bu durumdan etkilenmeme hakkı veriyorum.

    Temelinde ölüm korkusu olduğu için kişinin ölümünü hayal etmesi yani zihninde imajinasyon yapması duygusunun boşalmasına yardımcı olacaktır. Ölecek olsan nasıl bir ölüm olurdu? Ne hissederdin? Etrafındaki insanlar ne düşünürdü? Bunları düşününce duyguyu bedeninde nerede hissediyorsun?

    Bunların ilaveten kişinin, panik atak yüzünden işlevselliği bozuluyorsa bir uzman ile yüz yüze görüşmesi daha da uygun olacaktır. Bilgilendirici olması ümidi ile…

  • Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu hakkında bilip bilmediklerimiz

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu yaygın bir sorunmudur?

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu sanıldığından daha sık görülen psikiyatrik bozukluktur. Bozukluğun okul çağı çocuklarında %5-6 ya yakın oranında görüldüğü bilinmektedir. 25-30 kişilik bir sınıf düşündüğümüzde en az 1-2 çocuğa Dikkat Eksikliği Hiperaktivite bozukluğu tanısı konulabilmektedir.

    Hiperaktivite olmasa da Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu tanısı konulabilir mi?

    “Hiperaktivite”, aşırı hareketlilik anlamına gelmektedir; fakat özellikle kız çocuklarında hiperaktivite belirtileri olmadan da Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu görülebilmektedir. Bu grupta en belirgin bulgular dikkat sorunları ve hatta az hareketlilik (hipoaktivite) olabilir.

    Dikkat eksikliği (dağınıklığı) nasıl anlaşılır?

    DEHB’li çocuklar sıkıcı buldukları ödev ya da görev gibi faaliyetlere karşı isteksizlik, dikkat verememe, çabuk sıkılma, sık hata yapma ve unutkanlık gibi belirtiler yaşarlar ama zevk aldıkları bilgisayar, televizyon veya oyun gibi faaliyetlerde dikkatleri oldukça iyi olabilir. Daha doğru bir ifade ile çocukların (gençlerin) sevdikleri alanlarda dikkatleri iyi, ödev, görev sorumluluk içeren sevmedikleri alanlarda dikkat becerileri kötüdür. Dikkati yönetme sorunu mevcuttur.

    Başka ne gibi belirtiler olur?

    Hiperaktivite ve dikkat sorunları kadar önemli diğer bir belirti dürtüselliktir. Dürtüsellik kişinin içinden gelen istekleri bastırmaması ve sonucunu düşünmeden hareket edilmesi olarak tanımlanabilir. Sabırsızlık, sırasını beklemede güçlük, yönergeleri takip edememe, araya girme gibi belirtiler bu grupta sayılabilir. Sonuçta kendileri ve çevreleri için zararlı olabilecek davranışlar gösterirler. Halk arasında bu tip davranışlar yanlış bir şekilde üstün zekâlı olma, şımarıklık, terbiyesizlik, tembellik ve huysuzluk gibi nitelendirilebilir.

    Nedenleri nelerdir?

    Ailelerin kafasını kurcalayan sorunlardan en büyüklerinden biri hastalığa kendi davranışlarının neden olup olmadığıdır. Yapılan birçok bilimsel çalışmada Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğunun ev ortamı veya yetiştirme biçiminden değil genetik yatkınlık ve olumsuz çevresel etkenler (özellikle anne karnında iken yaşanan sorunlar) ile ilişkili olduğu saptanmıştır. Bu durum aile tutumlarının önemli olmadığı anlamına da gelmemelidir. Özellikle olumsuz aile tutumları mevcut şikâyetlerin artmasına ya da başka psikiyatrik hastalıkların eklenmesine neden olabilir.

    Tanı için ne yapılmalıdır?

    Tanı çocuk ve ailesi ile yapılan görüşme sonrasında konulan bir bozukluktur. Tanıya yardımcı testler olmakla birlikte karşın hiçbir test kesin tanı koydurucu değildir. Yapılan görüşme dışında aile ve öğretmenden doldurması istenen formlar tanıya yardımcı olmaktadır.

    Yaşla beraber düzelir mi?

    Çocuk büyüdükçe aşırı hareketlilik ile ilişkili belirtiler azalır ancak dikkat ile ilişkili sorunlar devam etme eğilimindedir. Belirtilerin şiddeti azalabilir ya da kişiler bu yaşadıkları ile baş etmeyi daha iyi öğrenebilirler ama büyük kısmında sorunlar ileri yaşlara taşınmaktadır.

    Tedavi nasıl yapılır?

    Tedavide temelini ilaç tedavileri oluşturmakla birlikte aile, okul ve hekimin iş birliği yapması çok önemlidir. Bazı durumlarda dikkat testlerine başvurulabilir. Anne, babanın ve öğretmenin bilgilendirilmesi çok önemlidir. Birçok aile yeterince hastalık hakkında bilgi sahibi olmamaları ve çevreden duydukları bilimsel olmayan duyumlar nedeni ile tedaviden uzak kalmaktadır.

    İlaçlar bağımlılık yapar mı?

    İlaçlar uzun yıllardır kullanımda olmalarına rağmen bağımlılık yaptıkları ile ilgili bir veri yoktur. Ayrıca uzun dönemde ilaç kulanmış çocukların kullanmamış olanlara göre daha az psikiyatrik sorun yaşadığı ve bağımlılık yapıcı madde kullanımlarının daha az olduğu bildirilmiştir. Bir başka ifade ile tedavi ileride yaşanabilecek bağımlılık riskini azaltmaktadır.

    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Tedavi yapılmaz ise ne olur?

    Hastalığın tedavisiz kalması uzun dönemde aile, arkadaş ilişkileri, okul ve iş yaşamına yönelik sorun yaşama ihtimalini artırır. Ailelerin psikiyatriye karşı ön yargılarından ve korkularından kurtulması, bilimsel bilgi için çabalamaları, kendilerinin ve çocuklarının geleceğini olumsuz etkileyebilecek bu soruna karşı duyarlı olmaları gerekmektedir.

    Saygılarımla

    Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğuna ilişkin diğer yazılara ulaşabilmek için tıklayınız.

    Bu yazının tüm hakları psikiyatricocuk.com’a aittir. “www.psikiyatricocuk.com” biçiminde açık kaynak gösterilmek kaydıyla yayınlanması için tarafımıza başvuru yapılabilir.

    Açık kaynak göstermeden yapılan alıntılar için yasal takip yapılacaktır. ©

  • Ayrılık

    Ayrılık

    Romantik bir ilişkiye başladığınızda, hayatınıza giren kişiyle birlikte hayatınızın öncelikleri yer değiştirmeye başlayacak, alışkanlıklarınız ortak zevkler, beğeniler doğrultusunda yeniden şekillenecektir. İlişkinin ilerlemesiyle birlikte umutlarınız ve hayalleriniz ben olmaktan çıkıp biz olarak yaşanmaya başlayacaktır. Dolayısıyla artık sizin için hayat çift kişiliktir. Peki, ilişkiler çıkmaza girdiğinde yani ayrılık kapıyı çaldığında, neler yaşarız, hangi duygular bizi ele geçirir, nasıl davranırız, bu durumla baş etmek için neler yaparız ya da yapmalıyız?

    Her ne sebeple olursa olsun ayrılık örseleyici, psikolojimizi olumsuz yönde etkileyen travmatik bir durumdur. İster ilişkiyi sonlandıran taraf olun, ister terkedilen taraf olun her şekilde ayrılık sürecini yaşarken belirli psikolojik evrelerden geçeriz. Yapılan araştırmalara göre kadınların ayrılık sürecini erkeklerden daha yoğun ve uzun yaşadığı ifade edilse de bireylerin kişilik özelliklerinin cinsiyet kadar etkili olduğu da göz önünde bulundurmak gerekiyor.

    Öncelikle ayrılık bir kayıp durumu ve yas sürecidir. Birlikte geçirilen zamanın, edinilen alışkanlıkların, kurulan hayallerin kısacası ilişkinin kaybıdır. Diğer taraftan sevdiğiniz kişinin kaybıdır. Ayrılıkla karşı karşıya kaldığımız ilk günlerde şok evresine gireriz. Kısa süreli bir şaşkınlık halidir bu. Durumun gerçekliğini anlamaya çalıştığınız ne yapacağınızı bilemediğiniz bir zaman dilimidir. Hayat durmuş gibidir. Zamanla şok evresi yerini inkâr evresine bırakır. İnkâr, o kişiyi kaybettiğiniz gerçeğini fark ettiğiniz fakat kabullenemediğiniz dönemdir. İnkâr ilk etapta bireyin kaygılarını yenmesi ve umutsuzluğa düşmesini engeller. Dolayısıyla eski sevgiliyle iletişim kurma çabalarına girersiniz. “Diş fırçamı evde unutmuşum almaya geleceğim” ya da “Rüyamda seni gördüm iyi misin?” gibi mesajlar atarak görmek ve konuşmak için bahaneler üretirsiniz. Bir yandan da sosyal medyadan takip halindesinizdir. Koyulan her fotoğrafa ya da yapılan her yoruma umut dolu anlamlar yüklersiniz. Çevrenizdeki kişilerden ilişkinizin devam edeceği konusunda onay almak istersiniz. O kişinin geri döneceği ile ilgili kurgular oluşturur ve beklersiniz. Bu bekleyiş uzadıkça zaman zaman öfke ve kızgınlığı da beraberinde getirir. Pazarlık dönemi başlar ve ayrılığın sebeplerini bulmaya çalışırsınız. Keşkeler denizinde boğulduğunuz anlar çoğalır. “ Keşke daha dikkatli davransaydım.”, “ Keşke daha anlayışlı olsaydım” öyle olsaydı böyle olurdu şeklinde cümleler uzayıp gider ve nihayetinde depresyon dönemine geçilir. Bu dönemde kaybın kabul edildiği ve vedalaşıldığı dönemdir aslında. Ayrılık sürecinin yaşanması gereken en zor dönemi olan depresyon döneminde hayat anlamını sizin için yitirmiştir. Onsuz olamayacağınızı düşünürsünüz. Yaptığınız birçok şeyden keyif alamaz hale gelirsiniz. Mutsuzluğunuz katlanılmaz hal aldığında artık kabullenme aşamasına geçmiş hayatınızın bu sayfasını kapatmaya hazırsınızdır. Gerçeği kabul etmiş ve hayata yeniden yeni anlamlar yüklemek için yola koyulmuşsunuzdur.

    Hayatınızın en acı günlerini geride bırakırken ayrılık en iyi deneyiminiz olmuş olur. Mevlana’nın da dediği gibi “Ayrılık içinde insanın gözünü açıp kapayıncaya kadar geçen zaman yıl gibi gelir.” Ama geçer. Bir sonraki ay ayrılık süreciyle nasıl baş edilir konulu yazımla sizlerle buluşacağım.

  • Dikkat eksikliği nedenleri

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğunun nedenleri bilmek hem bu sorunu yaşayan bireyleri anlamak hem de dikkat eksikliği tedavisini doğru yönetmek açısından kritiktir.

    Aileler dikkat eksikliğini genellikle bir irade sorunu ya da isteksizlik olarak görürler. Çünkü çocukları istediğinde, eğlenceli faaliyetler olduğunda ya da bol ödül aldığında hiç dikkat sorunu yaşamamaktadır. Dikkatini, enerjisini ve hafızasını bu faaliyetler sırasında çok iyi kullanabilmektedir. Bir başka deyişle oyunlara, televizyona ya da bilgisayara dikkatini hiç olmadığı kadar iyi verebilir. Örneğin bilgisayar oyunlarında çok zor görevleri yerine getirebilir, tüm detayları fark edebilir oyunda çok yüksek puanlara ulaşabilirler.

    Fakat aynı çocuk ödev, görev, sorumluluk ya da tekrarlayan rutin işler söz konusu olduğunda değişir. O çocuk gitmiş başka bir çocuk gelmiş gibidir. Ödeve başlamayı erteler, başladığında çabuk sıkılır, isteksizdir, dikkatsizdir, bahaneler bulur, çabuk unutur. Az önce tüm yeteneklerini kullanan çocuk yeteneklerini ve kapasitesini kullanmakta ciddi güçlük yaşar.

    Tabi bu iki farklı durumunu dışarıdan değerlendiren aileler ‘istese yapar, canı isteyince çok güzel yapıyor, ödevleri sevmiyor ya da inadına yapmıyor gibi’ değerlendirmelerde bulunurlar. Ama yapılan çalışmalar aslında bunun dışarıdan görülenden çokta farklı olduğunu göstermiştir. Çok basitçe anlatmak gerekirse bilimsel çalışmalar aslında dikkat eksikliğinin beynin otomatik olarak işleyen fonksiyonlarının yetersizliğinden kaynaklandığını saptamışlardır. Bu otomatik fonksiyonlar (yönetici fonksiyonlar) bizim kontrolümüz dışında çalışırlar. Bu yönetici fonksiyonlar son derece karmaşık süreçlerdir ve çok az bir kısmı bilincin erişimine açıktır.Bu nedenle yapması gerektiği bilincine sahip olsalar da bununu uygulamaya koyamazlar. Başka bir deyişle dikkat eksikliğinde istememe durumu değil ‘yapamama’ durumu söz konusudur. Dikkat eksikliği olan çocuklar ders çalışması gerektiğini bilir hatta yapacağı konusunda sözler verebilir ama bu sıra ders çalışmaya geldiğinde verimli çalışmakta çok zorlanırlar. Bir uçağın otomatik pilot programının arızalı olmasında benzetebilir. Otomatik pilota aldığında uçak düşüşe geçecektir. Kaptan otomatik pilot olmadan uçağı uçurmak için sürekli emek ve dikkat harcamak zorunda kalacaktır ve çok yorucu olacaktır. Ayrıca bir otomatik program kadar kusursuz bir uçuş olmayacaktır. Otomatik sistemler bize sürekli yaptığımız faaliyeteler sırasında zaman kazandırır, az emek harcamamıza ve yaptığımız işlerde uzmanlaşmamızı sağlarlar. Bu süreç bisikleti ilk öğrenirken yaşadığımız güçlük ve sonrasında yaşadığımız kolaylığa benzetilebilir.

    Dikkat eksikliğine neden olan bu otomatik fonksiyonlar neden iyi çalışmazlar?

    Çalışmalar sonucunda en sık nedenin genetik olduğu gösterilmiştir. Ayrıca daha az olarak gebelik ya da doğum sürecinde yaşanan çeşitli hastalıklarında dikkat eksikliğine neden olabileceği saptanmıştır.

    Dikkat eksikliği oluşmuş kişilerde beyin fonksiyonları yeterince verimli çalışmadığı nasıl saptanmıştır?

    Dikkat eksikliği olan kişilerin beyin fonksiyonları çeşitli görüntüleme teknikleri ile sağlıklı bireylere kıyasla çeşitli beyin bölgelerinin daha az çalıştığı gösterilmiştir. Özellikle beynin ön bölgesinin (frontal bölge) daha az aktif olduğu (verimli çalışmadığı) gösterilmiştir. Bu bölgelerde çeşitli maddelerin (Dopamin ve Noradrenalin gibi) yeterince salınması ve üretilmesinde sorunlar saptanmıştır.
    Aşağıdaki fotoğraf beyin haritalama yöntemleri ile yapılmış bir çalışmadan alınmıştır. Soldaki fotoğrafta normal bir bireyin sağlıklı çalışan beyin bölgeleri yeşil ile, solda ise dikkat eksikliği olan bir beynin yetersiz fonksiyon gösteren kısımları kırmızı ile gösterilmiştir.

    Peki bu bilgiler bize neleri gösterir?

    1. Dikkat Eksikliği beynin sinir hücrelerinin yeterince çalışmaması sonucu oluşan bir nörokimyasal (beyin kimyasına ilişkin) bir bozukluktur.

    2. Dikkat eksikliğinin nedenleri biyololojik olduğundan ve çoğunlukla otomatik süreçleri ilgilendirdiğinden ana tedavi bu otomatik süreçlerin düzenleyecek olan ilaçtır. Diğer dikkat eksikliği tedavileri bu ana temel üzerine inşa edilmelidir.

    3. Dikkat eksikliği olan bir bireyle yapılacak etkili bir konuşma süreci kalıcı olarak düzeltmez, sadece kısa süreli toparlanmalara neden olabilir, terapi süreci kişinin sorunu çözmesine yetmez.

    Saygılarımla

    Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğuna ilişkin diğer yazılara ulaşabilmek için tıklayınız.

    Bu yazının tüm hakları psikiyatricocuk.com’a aittir. “www.psikiyatricocuk.com” biçiminde açık kaynak gösterilmek kaydıyla yayınlanması için tarafımıza başvuru yapılabilir.

    Açık kaynak göstermeden yapılan alıntılar için yasal takip yapılacaktır. ©

  • Kıskanç Mısınız?

    Kıskanç Mısınız?

    Kıskançlık duygusu sizin hayatınızın neresinde duruyor? Ne kadar kıskançsınız? Kıskançlıkla baş edebiliyor musunuz? Eğer sizde partnerinizi devamlı kontrol etmek istiyorsanız, devamlı nerde ve kiminle olduğunu düşünüyorsanız bu soruları kendinize yöneltmenizde fayda var.

    Kıskançlık sonucu oluşan yıkıcı olaylar gazetelerin 3. sayfalarında ve sosyal medyada oldukça sık rastladığımız haberlerdir. Peki, kıskançlık nedir? Niye kıskanç olunur? Kıskançlık sevginin gösterilme biçimi midir? Freud, normal kıskançlığın bile mantık dışı bir olay sayılması gerektiğini, böyle bir duygunun bilinç denetimi altında olmadığını ifade etmiştir. Diğer taraftan kıskançlık, yitirilmek istenmeyen bir kişinin ya da bir ilişkinin yitirileceği ya da tehdit altında olduğu sanısıyla yaşanan karmaşık bir ruhsal yaşantıdır. Olumsuz olarak nitelendirebileceğimiz bir duygu durum halidir. Genellikle kendisini yetersiz ve değersiz gören, değerlilik duygusu dış etkenlerden etkilenen, özgüveni düşük bireylerde, patolojik olarak gözlenen bir davranış şeklidir.

    Yaşantımız içinde kıskançlığın farklı formlarıyla karşı karşıya kalırız. Çocukluk dönemlerimizde kardeşimizi ya da ebeveynlerimizi, ergenlik dönemimizde arkadaşlarımızı, yetişkinlik döneminde ise sahip olamadığımız yaşantılara ve eşlere karşı bu duyguyu yaşamamız muhtemeldir. Önemli olan bu duygu ile baş edebilme halimizdir.

                  “Seven insan kıskanır” sözü günlük hayatımızın içinde ne kadar dilimize pelesenk olsa da dozunda olmayan kıskançlık ilişkilerimizin yıpranmasına ve yıkıcı hale gelmesine sebebiyet verecektir. Kıskançlık, evlilikle ilgili problemlerin ve boşanmaların en büyük sebeplerinden biridir. Shakespeare’in sevilen karakterlerinden biri olan Othello ile karısı Desdemona’nın hikayesi kıskançlık duygusunun sonuçlarını gözler önüne sermektedir. Othello ve Desdemona büyük bir aşk yaşamaktadır. Ancak Othello’nun büyük aşkına ilk hediyesi olan mendili karısı Desdemona kaybeder. Othello karısının mendili kaybettiğinden şüphelenir. Iago bunun üzerine komplo hazırlar. Karısının Cassio ile aşk yaşadığına Othello’yu inandırır. Othello kıskançlığından karısını ve Cassio’yu öldürür. Shakespeare’in anlattığı gibi kıskançlık ölümle son bulmuştur. Bu hikâye tıpta “Othello Sendromu”(patolojik kıskançlık) olarak tanımlanır.

          Sağlıklı kıskançlık ise ilişkinin tuzu biberi diyebileceğimiz bir durumdur.  Duygusal partnerler birbirlerine güvenmek, birbirlerine bağlılıklarından emin olmak isterler. Bu güvence ve sevgiyi sağladıklarına emin olduklarında günlük hayatın rutin etkinliklerine kendilerini kaptırırlar ve sevgiyi takdir etmemeye başlarlar. Bu yüzden romantik kıskançlıklar kişilerde yarattığı duygusal kaygıdan dolayı bireylerin ilişkilerini gözden geçirmesini sağlar. Eşlerin birbirlerine değerlerini hatırlatır. O yüzdendir ki zaman zaman yaşanan dozunda kıskançlıklar ilişkiye olumlu etki edecek ilişkinin canlı kalmasını sağlayacaktır.

    Kişilerin kıskançlık ve kıskançlıkla baş etme yöntemleri farklıdır. Kadınlar genellikle duygusal olarak değerlendirir ve pasif tepkiler gösterirler. Daha yapıcı bir tavır göstermekle birlikte kendi isteklerinden vazgeçen ve alttan alan bir yaklaşım sergilerler. Erkekler ise fiziksel olarak değerlendirirler ve daha saldırgan tepkiler verirler. Genellikle tehdit ederek ya da şiddet uygulayarak sonuç elde etmeye çalışırlar. Sizin için de kıskançlık ilişkilerinizi ve psikolojik sağlığınızı etkileyen bir sorunsa, bu duyguların ortaya çıkmasının altındaki etkenleri ve tetikleyicileri tespit etmek ve hangi ihtiyacınız karşılanmadığında bu duyguları hissettiğinizi fark etmek bu duygularla başa çıkabilmeniz için oldukça önemlidir. Bu sorun bireysel olarak ya da çift olarak üstesinden gelemediğiniz bir konu halini aldıysa, psikolojik destek almak yaşadığınız sorunla başa çıkabilmeniz için size yardımcı olacaktır.

    SEVGİ teleskoptan bakar, KISKANÇLIK ise mikroskoptan. (Josh BİLLİNGS )

  • Dikkat eksikliğinin 6 yönü (1) odaklanma-dikkat

    Dikkat Eksikliği Sendromunun 6 yönü:(Odaklanma-dikkat):

    Dikkat Eksikliği şeklinde isimlendirilmiş olmasına karşın bu tanımlama biraz kafa karıştırıcıdır. Dikkat eksikliği olan bireylerde ana sorunun sadece dikkat alanında olmadığı dikkati de yöneten karmaşık beyin fonksiyonlarında (yönetici işlevler) sorunlar olduğu gösterilmiştir. Bu yönetici beyin fonksiyonları günlük hayatta birçok işlevden sorumludur. Beynimizin patron bölgesi gibi düşünülebilir ve birçok süreci yönetir. Dikkat eksikliği olan bireylerin bu yönetici işlevlerden 6’sında sıklıkla sorun yaşadığı gösterilmiştir.
    1.Odaklanma (dikkat),
    2.Plan yapma,
    3.İstek (motivasyon),
    4.Öfke kontrolü,
    5. Hafıza
    6. Organizasyon
    Bu sorun alanları her bireyde faklı şiddette görülebilir.

    1. Odaklanma sorunları (dikkat eksikliği):

    ‘Dikkat’ farklı beyin bölgeleri tarafından son derece karmaşık sinir ağları ile yönetilen bir fonksiyondur. Bu nedenle birçok şekilde insanlar dikkat sorunları yaşarlar fakat Dikkat Eksikliği tanısı koyabilmek için bu sorunun sık yaşanması, uzun süredir olması ve yaşam kalitesine etki edecek boyutta görülmesi gerekir.
    DEHB’li çocuklar özellikle kendi istedikleri değil de onlara verilmiş görevleri yerine getirirken yoğun dikkat sorunları yaşarlar. Örneğin dikkat eksikliği olan bir öğrenci ödev yapması istendiğinde okuduğuna kendini veremez. Çoğunlukla okuduğu kelimeleri seslendirebilir fakat cümlenin ya da paragrafın ne anlama geldiği çözmekte zorlanır.

    Okuduğuna kelime kodlarını çözecek kadar zihin odaklanmıştır fakat bu kelimeleri bir eski okudukları ile ilişkilendirmek, cümlenin ya da paragrafın ne anlama geldiğini çözmeye yetecek kadar dikkati (enerjiyi) tahsis etmemiştir. Aslında bunu yapabilecek yeteneği vardır. Eğer okuduğu yada yaptığı iş ilgisini çeken bir konu üzerine olursa dikkati fazlası ile verir ve okuduğunun tamamını hatta ince detaylarını bile çözebilirler. Bazen dikkat eksikliği olmayan bireylerde ‘dalgın okuyabilirler’ birkaç satır sonra okuduklarından bir şey anlamadıklarını fark edip geri dönerler. Bu durum yoğun ve sık yaşanması durumda dikkat eksikliği bir bozukluk olarak değerlendirilebilir.

    Dikkatin çabuk dağılması:

    Bu çocuklarda görülen diğer sorun ise dikkatin çabuk dağılabilmesidir. Özellikle isteksizce yaptığı bir faaliyet sırasında kafalarından geçen bir başka düşünce, çevreden gelen ses herhangi bir uyaranla dikkatleri çabucak kayar. Derste öğretmenini dinlemeye çabalıyorken arkadaşının kalemini düşürmesi, dışarıda gördüğü bir nesne ya da akşam izlediği filmle ilgili düşünceleri araya girebilir. Bu şekilde sık sık kopmalar ve geri gelmeler yaşanır.

    Basit bir örnekle anlatılmak gerekirse dikkat bir tiyatro sahnesini aydınlatan ‘spot ışığına’ benzetilebilir. Dikkat eksikliği olmayan kişilerde kişi spot ışığı(dikkat) iyi çalışır. Bir noktaya odaklandıklarında çevreden gelen uyaranlar baskılanır (ışık odaklandığı yerde yoğundur ve çevre karanlıktır). Dikkat eksikliği olan bireylerde bu spot ışığı görevler sırasında az yoğun, sık yer değiştiren (seyirciler arasında bir ses geldiğinde sahneden seyircilere gider) şekilde fonksiyon görür.

    Sabit odak (dikkatin yer değiştirememesi):

    Bazen Dikkat eksikliği olan bireyler dikkat dağınıklığından değil çok aşırı odaklandıklarını, dikkatini başka şeylere vermek isteyip veremediklerinden şikâyet ederler. Özelliklede sevdikleri TV ya da bilgisayar gibi işlerin başında kalkamazlar, sürenin nasıl geçtiğinin farkına varmazlar. Bilgisayar başından kalkıp dikkatlerini bir türlü yapmaları gereken işlere veremezler.


    Özetle DİKKAT EKSİKLİĞİ yoğun ve kronik şekilde ‘dikkatin kötü yönetilmesi’ olarak tanımlanabilir. Yeterince derin odaklanamama, dikkatin çabuk dağılması ve bazen tersi şekilde aşırı odaklanma sorunu yaşarlar.
    Saygılarımla

    Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğuna ilişkin diğer yazılara ulaşabilmek için tıklayınız.

    Bu yazının tüm hakları psikiyatricocuk.com’a aittir. “www.psikiyatricocuk.com” biçiminde açık kaynak gösterilmek kaydıyla yayınlanması için tarafımıza başvuru yapılabilir.

    Açık kaynak göstermeden yapılan alıntılar için yasal takip yapılacaktır. ©

  • Aşkın Kimyası ve Psikolojisi

    Aşkın Kimyası ve Psikolojisi

    AŞK nedir? Aşk psikiyatrik bir rahatsızlık mı? Aşkın kimyası nedir? Herkes aşkı aynı mı yaşar? Aşkın bir ömrü var mı? Bu sorular yüzyıllar boyu merak edilen, birçok esere konu olmuş ama hala cevabı aranan sorulardır. Bir şaire göre özlemdir, varoluştur, biz olmaktır. Bir ressama göre mavidir aşk. Bir filozofa göre “Aşk diye bir şey var mıdır?” sorusunun cevabıdır. Bir psikoloğa göre aşk, hem normal hem de nörotik olmaktır. Cevabını bulamadığımız ama içine birçok anlamı yüklediğimiz kelimedir AŞK.

    Aşk psikiyatrik bir rahatsızlık mı? Beyin ve Sinir Cerrahi uzmanı Prof. Dr. Kemal Yücesoy, aşkı geçici bir delilik hali ve akıl tutulması olarak tanımlar. Kişinin saniyenin beşte biri kadar sürede görsel beğenisinin oluştuğunu, görsel algıyla birlikte kalp çarpıntısının başladığını ve sürecin 1,5 saniye sürdüğünü, aşk başlayınca beyinde hummalı bir çalışmanın gerçekleştiğini aynı anda 12 merkezin aktive olduğunu ve bu durumun aşk denilen geçici delilik halini ortaya çıkardığını ifade etmiştir.

    Aşkın kimyası nedir? Feniletilamini, aşkın molekülü olarak tanımlayabiliriz. İlk görüşte bize aşk dedirttiren kimyasaldır. Özellikleri bize uygun bir kişiyle karşılaştığımızda uyarılan beyin feniletilamin, dopamin ve norepinefrin salgılamaya başlar ve görsel uyaranlar bu salınımı artırır. Feniletilamin, karında kelebekler uçuyor diye nitelendirdiğimiz karında kan çekilmesine bağlı krampların, gözbebeklerinizin büyümesinin, uçuyormuş gibi hissetmenizin ve sebepsiz gülücüklerinizin sahibidir. Dopamin ise beynin “ödül kimyasalı” olarak da bilinir. Gözümüzün aşık olduğumuz kişiden başkasını görmemesi bu kimyasalın hediyesidir. Aşkın başlangıcında yaşadığınız uykusuzluk, iştahsızlık, konuşkan ve çoşkulu hallerimiz dopaminin etkisidir. Aşık olduğunuz kişiyi düşünmeniz bile dopamin seviyenizi artırır. Norepinefrin ise; engel olamadığınız kalp atışlarınızın sorumlusudur. Endorfinler ise ilişkinin devamında bağlılık, güven, içtenlik duygularının sebebidir.

    Herkes aşkı aynı mı yaşar? Psikolojik olarak aşkı ifade etme şeklimiz içinde yaşadığımız toplumun öğretileridir. İnsanlar, ebeveynlerinden arkadaşlarından ve kendi yaşantıları sonucu, kimin çekici olduğunu, aşkın nasıl bir duygu olduğunu, aşık olan kişinin nasıl davranacağını öğrenirler. Yani aşk olarak ifade ettikleri duyguları nasıl algılayıp yorumlayacaklarını öğretiler sonucu bilirler. O yüzdendir ki; aşkı herkes farklı yaşar. Bazı âşıklar aşkı coşkulu, neşeli ve hayatın vazgeçilmez bir rengi olarak yaşarken, bazı aşıkların ise aşkı yaşama şekli tedavi gerektirecek kadar yoğun ve takıntılıdır.

    Peki, aşkın bir ömrü var mı? Âşık olmamızla başlayan beyin aktivitesi zamanla azalır. Prof. Dr. Kemal Yücesoy, “aşkın ömrünün hem hormon ölçümleriyle hem beyin görüntülemeleriyle 2,5 yıl olarak belirlendiğini “ifade etmiştir. 2,5 yıl içinde hormonların yavaş yavaş azaldığını belirtmiştir. Diğer taraftan dünyada çeşitli ülkelerde yapılan araştırmalarda bu süre sonunda boşanmaların arttığı bulunmuştur. Özdemir Asaf’ın da dediği gibi “ Benimle ömür geçer mi ki dedim. Senle geçirmeye ömür yeter mi? dedi. İşte bu bana bir ömür yetti.” Aşkın ömrü hissettiğimiz kadardır.

    Aşkla yaşanacak bir ömür diliyorum. Sevgililer gününüz kutlu olsun.

  • Dikkat eksikliğinin 6 yönü- (2) planlama

    Dikkat eksikliği görülen çocuklar ve yetişkinler üzerine yapılan çalışmalarda sorunun sadece dikkat alanında bulunmadığı, sıklıkla sorunların 6 grupta görüldüğünden bir önceki yazımızda bahsetmiştik. Bu yazımızda dikkat eksikliğinin 2. sorun alanı olan planlama becerilerine değinilecektir.

    1.Odaklanma (dikkat),

    2.Planlama,

    3.İstek (motivasyon),

    4.Öfke kontrolü,

    5. Hafıza

    6. Organizasyon becerileri.

    Dikkat Eksikliği Sendromunda Planlama Becerileri:

    Yapacağımız görevleri öncelik sırasına koymak, yeterince zaman ayırmak, gerekli sürede görevi yetiştirmek gelişmiş planlama becerilerine bağlıdır. Günlük yaşamınızda 2 sınırlılığımız olan zamanı ve parayı bu becerilerimizle yönetmek zorundayız.

    Dikkat eksikliği sendromunda planlama becerilerinde sorunlar sıkça çocuklar ve yetişkinler tarafından bildirilir. Ödevlerini veya işlerini zamanında bitirememe, bir yerlere zamanında yetişmeme ya da paralarını verimli kullanamama sorunlarını sıklıkla yaşarlar. Bazen ise gerçekçi planlar yapmazlar. Bir günde yapabileceklerinden çok daha fazlasını uygulamaya çalışırlar ama oluşturdukları planların çok az kısmını gerçekleştirirler.

    Eğlenceli keyif veren faaliyetlere (Oyun, Tv ya da bilgisayar gibi) gereğinden fazla zaman ayırırken, görevleri hep en sona ertelerler. Ödevlerin yapılması gerektiğini bilirler ama durum aciliyet kazanıncaya kadar harekete geçmezler. Bu durum özellikle sevmediği işlerde daha sık gözlenir. Doğru planlama yapmadığını sınavlardan düşük aldığını dönemlerde yeni planlar yaparlar. Bu planları uygulayacakları konusunda sözler verirler ama yapamazlar (yapmazlar değil). Okula, dershaneye ya da servise sık sık geç kalmaktan yakınırlar.

    Genç bir hastam ödevlerini planlayamamasının sonuçlarını şu şekilde paylaştı;

    ‘Geçen sene içerisinde sınavlarım için yaptığım ders çalışma planlarının çoğunu eğlenceli şeylere ayırdığım vakitler nedeni ile uygulayamadım. Çoğu zaman arkadaşlarımın eğlenceli önerilerine uyup çalışamadan sınavlara girdim. Arkadaşlarımın neredeyse tamamı sınıfı geçerken ben Eylül ayı bütünlemelerine kaldım. Sınıfta kalmaktan çok korktum. Bütün bir yılın konularını çalışmak zorunda kaldığımdan oldukça zorlandım. Aynı derslere zamanında çalışsa idim nerdeyse 10’da 1’i gayretle sınavlarımı geçebilirdim. Çok pişmanım.’

    Zaman planlaması konusundaki sorunlara benzer sorunlar para kullanımı konusunda da yaşanır. Dikkat eksikliği olan bireyler elindeki paraları sevdikleri şeylere hızlıca harcama eğilimindedirler. Yetişkin dikkat eksikliği olan bireyler ise kredi kartı harcamalarını abartılı yaptıklarından sık sık borç ve faiz sorunu yaşarlar.

    Peki planlama becerilerindeki sorunun kaynağı nedir?

    Bu konuda yapılan çalışmalar planlamanın beynin yönetici işlevlerinden biri olduğunu göstermiştir. Bu fonksiyonlar beynin ön bölgesi (frontal) tarafından yönetilirler. Kabaca bu bölgenin verimli fonksiyon göstermemesinin sorunun kaynağı olduğu düşünülmektedir.

    Saygılarımla

    Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğuna ilişkin diğer yazılara ulaşabilmek için tıklayınız.

    Bu yazının tüm hakları psikiyatricocuk.com’a aittir. “www.psikiyatricocuk.com” biçiminde açık kaynak gösterilmek kaydıyla yayınlanması için tarafımıza başvuru yapılabilir.

    Açık kaynak göstermeden yapılan alıntılar için yasal takip yapılacaktır. ©

  • Okula Uyum

    Okula Uyum

    Okulların açılmasıyla birlikte ailelerde ve çocuklarda yeni ortama uyum sağlamanın davranışsal değişikliklerini gözlemliyoruz. Bu süreçte aileler birçok kaygı yaşamaktadır. Bazen aileler çocuklarından ayrıldıkları için suçluluk duyar. Bu durum çocukların okul korkusunu arttırır. Çocuğun ayrılırken duygusal olarak annenin üzgün olması kreş ve anaokuluna yeni başlayan çocukta belirsizlik ve terk edilme kaygısı yaşanır. Çoğunlukla aşırı koruyucu ve hoşgörülü ortamda yetişmiş çocuklarda bu kaygı durumu daha yoğun yaşanır. Okula uyumun kolay ve sorunsuz bir şekilde gerçekleşmesi çocuk için oldukça önemlidir. Okula uyumda çocukların zorlanmasının birden fazla nedeni olabilir;

    Ayrılık kaygısı

    Belirsizlik ve bilinmezlik

    Anneye aşırı düşkün olmak

    Performans kaygısı

    Yeni kardeşin doğumu veya annenin hamile olması

    Anne ve babanın hasta olması

    Çocuğun yeni ortamlara alışmakta zorlanması

    Çocuğun mizaç özellikleri

    Evde kuralların olmaması

    Okula uyum sürecinde aileler için bazı öneriler;

    Okula başlamadan önce yaşanılacak süreç ile ilgili çocuğa ayrıntılı bilgi verilmelidir. Sadece oyun ortamı değil okul kavramı anlatılmalıdır.

    Okul seçiminde mutlaka çocukta bulunmalıdır,

    Okulun olumlu yanlarından bahsederek teşvik edilmeli,

    Sorumluluk bilinci kazandırılmalıdır,

    Aile sabırlı olmalıdır,

    Aile çocukla okula geliş gidiş saatleri ile ilgili konuşmalı, sadece belli bir zaman dilimi içinde kreş/anaokulunda kalacağı söylenmelidir,

    Özellikle ilk günlerde çocuk kapıdan teslim edilip kapıdan teslim alınmalı, vedalaşma mümkün olduğunca kısa tutulmalı,

    İlk günlerde fazla soru sormak, ne yediği ile ilgilenmek çocuğun uyumunu bozabilir. Sadece ”Günün nasıl geçti?” diyerek kendisinin anlatması beklenilmelidir,

    Yeni uyum sürecinde çocuğun düzenli yaptıklarına müdahale edilmemelidir,

    Çocuğun evden stressiz ayrılmasına özen gösterilmelidir,

    Okul alışverişinde mutlaka çocukta dahil edilmelidir,

    Anne- babanın kaygılarından çocuğa bahsedilmemelidir,

    Kötü olduğunda seni alırım demekten kaçınılmalıdır,

    Uyum sorunları hafta başından hafta sonuna doğru azalacaktır. Aileler sabırlı ve sakin olmalıdır.

    Çocuklar kendini güvenli hissettikleri ev ortamından yabancı bir ortam olan okula gitmede zorlanması normaldir. Bu süreci hem aile için hem de çocuk için iyi yönetmek gerekir. Okula başlama doğal bir süreç olup, okula başlamadan hemen önce değil çocuğun bütün gelişim dönemlerinde çocuğa sorumluluk bilincinin anlatılması fayda sağlayacaktır.

  • Dikkat eksikliğinin 6 yönü- (3) motivasyon (isteğin, gayretin sürdürülmesi)

    Motivasyon (İsteğin, gayretin sürdürülmesi)

    Dikkat eksikliği görülen çocuklar ve yetişkinler üzerine yapılan çalışmalarda sorunun sadece dikkat alanında bulunmadığı, sıklıkla sorunların 6 grupta görüldüğünden bahsetmiştik. Bu yazımızda dikkat eksikliğinin 3. sorun alanı olarak gruplanan motivasyon sorunlarından bahsetmeye çalışacağız.

    1.Odaklanma (dikkat),

    2.Planlama,

    3.İstek (motivasyon),

    4.Öfke kontrolü,

    5. Hafıza

    6. Organizasyon becerileri.

    Dikkat Eksikliği Sendromunda Motivasyon sorunları:

    Uyuya Kalma sorunları!!

    Dikkat eksikliği olan pek çok kişi ilgilerini çekmeyen konuları dinlemekte zorlandıklarını, sessiz ve uyaran olmayan şekilde rutin işleri sürdürürken sıklıkla dalıp gittiklerinden şikayet ederler. İlgilerini çekmeyen bir konuda konuşulduğunda, bir dersi ya da toplantıyı dinlemek zorunda olduklarında, ilgisini çekmeyen bir kitaba başladığında çok çabuk yorgun hissetmeye ve uyuklamaya başlarlar.

    Konu ilgilerini çekiyorsa, aktif durumda ise (konuşuyor yada etkinliğe katılıyor) uyuya kalma sorunu ortaya çıkmaz. Tam tersi çok konuşan ve katılımcı bir tavır sergileyebilirler. Diğer bir ifade ile beyne fazla uyaran gönderildiği durumda aktif, istekli ve canlı bir tavır gösterebilirler.

    Bazen ise canlılıklarını sürdürebilmek için sesli okudukları, okurken çeşitli aktiviteler yaparak aktif olmaya çalıştıkları görülebilir. Kendi kendilerine ve motivasyonlarını korumaya çabalarlar.

    Motivasyonun korunması:

    Dikkat eksikliği olan bireyler uzun sürede sonuç verecek işlerde çok zorlandıklarını tarifler. Bu durum çocuklarda da sıklıkla görülür. Eğer ödüle hemen ulaşacaksa, yapacağı faaliyet kısa sürecekse bu durumda istekli ve motive şekilde çalışabilir ama ödüle uzun vadede ulaşacaksa çok çabuk isteğini kaybeder.

    Örneğin, Tv izlemek gibi hemen ödüllendirecek bir eğlenceli bir seçenek yerine ders çalışmak gibi uzun sürede yarar sağlayacak bir işi seçmezler. Uzun süreli zihinsel çaba gerektiren işlerden kaçınırlar. Çok istekli başlasalar bile bu gayretlerini uzun süreli çalışmalarda kaybederler. Çok iyi ve yetenekli olabildikleri halde sürekli ve stabil bir çizgi izleyemediklerinden sonuçta sabırlı ve çalışkanlar tarafından geçilebilirler.

    Uykuya Dalma ve Uykudan Uyanma sorunları.

    Dikkat eksiliği olan bireyler uygunsuz durumlarda uyuya kalmaktan şikâyet etmelerinin tam tersine bazen ise uykuları gelip yatağa gittiklerinde uyuyamazlar. Uyuduklarında sanki bir şeyleri kaçıracakmış gibi hissettiklerinden bahsederler. Uyumak için müzik dinlemeyi tercih edebilirler. Bu çocukluğun erken dönemlerinde bile görülebilir. Aileler çocuklarının geç yattıklarından, uykuya dalmakta çok zorlandıklarından ve dalma sırasında çok huysuzlaştıklarından şikâyet ederler. (Dikkati yoğunlaştırma esnasında aktif olması gereken sistem, dikkatin tam tersi uyuma sırasında ise geri çekilmesi gerekir. Bu ortak sorun hem dikkat hemde uykuya dalma sorunları şeklinde karşımıza gelir)

    Uykuya geçitken sonra ise çok derin uyurlar. Ölü gibi uyuduklarını tanımlarlar. Genç bir öğrencinin yaşadığı uyku sorunu ile ilgili bir örnek:

    ‘Geceleri gece kuşuna dönüşüyorum, sabah okula erken gitmem gerektiğini bildiğimden olabildiğinde yatağıma erken gitmeye çalışıyorum. Uykuya dalamayınca kalkıp ya televizyonu açıyorum yada bilgisayar başında gereksiz yere saatler geçiriyorum. Sabah erken kalmak için telefonlarımı ve saatleri kuruyorum ama nafile.Hatırlamadığım şekilde gidip telefonu kapatıyorum. Ailem beni uyandırmaya çalışmaktan bıktı onlarla sabahları sürekli kavga ediyoruz. Bazen annemin beni uyandırmak için komşulardan yardım istediği bile oluyor.’

    Özetle Dikkat eksikliği sendromun da gerekli ritm, enerji, motivasyon ve uyku düzenlemede sorunların sık görüldüğünü bir tablodur.

    Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğuna ilişkin diğer yazılara ulaşabilmek için tıklayınız.

    Bu yazının tüm hakları psikiyatricocuk.com’a aittir. “www.psikiyatricocuk.com” biçiminde açık kaynak gösterilmek kaydıyla yayınlanması için tarafımıza başvuru yapılabilir.

    Açık kaynak göstermeden yapılan alıntılar için yasal takip yapılacaktır. ©

    Uzm. Dr. Ahmet ŞENSES

    Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi