Blog

  • Öfke Kontrolü

    Öfke Kontrolü

    Öfke, insanların çatışmaları fark edip çözmelerine yardımcı olur ve görmezlikten gelinen farklılıkların kendini hissettirmesini sağlar. Öfkeli olmak ve bunu zaman zaman göstermek anormal değildir. Fakat, çok sık öfkelenen bir çocuğunuz varsa, 6 yaşından büyük olduğu halde düzenli olarak sinir krizleri geçiriyorsa ya da öfkesi fazlasıyla yoğun ve saldırgansa bu bölümü okuyun.
    Bebekler öfkelerini, ağlayarak, kollarını sallayarak, bacaklarıyla tekme atarak dile getirirler. 18 ay civarında çoğu çocuk öfkelenince sinir nöbetleri geçirir. Bu nöbetler ikinci yılın sonunda doruğa ulaşır, üçüncü yıldan sonra azalır. Bunun nedeni üç yaş civarında çocukların isteklerini elde etmede dilin daha etkili bir araç olduğunu fark etmeleridir.
    Okulda öfke, akademik güçlüklere yönelik bir tepki olabilir. Bazı çocukların toplumsal rollerini tanımlamak için kullandığı bir saldırganlık çeşidinin işareti de olabilir. Öfkeli tehdit ve meydan okumalar kimin daha çetin olduğunu belirlemeye yardım eder.
    Aynen yetişkinler gibi, kimi çocuklar da diğerlerinden daha kolay öfkelenirler. Yüksek düzeydeki buhar basıncını içinde taşıyan bir düdüklü tencere gibi olan bu çocukların patlaması için çok az bir provokasyon ya da zorlanma yetecektir. Kimi çocuklar ise henüz öfkelerini yönlendirmek için gerekli becerileri edinememiş olabilirler. Bazı çocukların öfkesi de yaşamlarındaki ciddi olaylara tepki olabilir.
    Her üç durumda da çocuğun, çocuğun niye öfkeli olduğunu bilmesinin yanı sıra, öfkesini uygun şekillerde nasıl yönlendireceğini de bilmesi gerekir. Bu yeteneğe sahip olmayan ya da öğrenmeyen çocuklar arkadaş edinmede güçlük çekebilir ve öbür çocukların kolayca kızdırıp ağlattığı hedefler haline gelebilir.
    Ne Zaman İlgilenilmeli?
    Eğer çocuk öfkesini başkalarına yönelik fiziksel saldırılara dönüşürse bunun üzerinde durulmalıdır. Ayrıca aşağıda sıralananlar çocuğa uyuyorsa dikkatli olunmalıdır.
    * Sık sık öfkeleniyor, her gün sınıf arkadaşlarıyla tartışıyorsa
    *Aynı yaştaki diğer çocuklara göre daha yoğun olarak öfkeleniyorsa, sık sık
    ağlayıp başkalarına vuruyorsa, yanlış yaptığında ya da zorlandığında kağıdı
    buruşturup atıyorsa.
    *Öğretmenin sakinleştirici çabalarına yanıt vermiyor veya bağırarak onu itiyorsa.
    *Yaşamın her alanında öfkelenecek bir şey buluyor ve belli bir kişi ya da olay
    nedeniyle değil, genel olarak kendini öfkeli hissediyorsa.

    *Olaylarla baş etme yöntemlerinde önemli değişiklikler görüyorsanız, örneğin daha önce hiç sıkılmadığı şeylere öfkelenmeye başlamışsa.
    Nasıl Yardım Edilebilir?
    Öfkesiyle baş edemeyen bir çocuğa yardım ederken ilk göreviniz, niye öfkeli olduğunu anlamak ve (bunun farkında değilse) onun da anlamasını sağlamaktır. Bu da dinlemeyi bilmek demektir. Öfkeli çocuklar açık, sakin, anlayışlı ve kendini anlayacak yetişkinlere ihtiyaç duyarlar. Onu öfkelendiği için azarlamanız veya kendinize kızmanız, öfkesini nasıl ifade edeceği ve nasıl sakin olacağı konusunda ona fikir vermez.
    Çocuğun sakin olduğu bir anda , onu neyin bu kadar öfkelendirdiğini sorarak, iç dünyasında hissettiği bir duygu veya kendisine söylenen bir şey ise (alay edilme gibi) bunu farketmesini sağlayarak öfkesinin kaynağına inebilirsiniz. Bazı çocuklar, özellikle ergenlik öfkeleri hakkında konuşmak istemeyebilirler. Bu durumda ne yapmaya çalıştığınızı açıklamak yerine uzman yardımı isteyiniz.
    Öfkeli bir çocukla çalışmanın asıl hedefi; kendi kırgınlık duygularına yada başkalarının sataşmalarına vereceği tepkilerde her zaman seçim şansının olduğunu ona göstermektir.Bağırmayı, vurmayı, öfke nöbetleri geçirmeyi seçebilir yada öğretmenine ve arkadaşına neler hissettiğini söylemeyi tercih edebilir. Bu konuda onu hangi eylemin iyi sonuç doğuracağını düşünmeye teşvik edin.
    Ayrıca, aşağıdaki davranışlarla öfkesini kontrol etme konusunda ona yardımcı olabilirsiniz;
    *Öfkeli olmadığı anlarda yada az da olsa sakin kalarak zor bir durumla başa çıktığında onu takdir edin.
    *Belli bir süre için öfkesini dışa vurmayacağı ya da anlaştığınız şekillerde dışa vuracağı konusunda anlaşma yapın.
    *Duygularını anlattığı bir günlük tutmasını önerin. Yazı yazmak zor geliyorsa resim de yapabilir. Kendisini öfkelendiren problemi, nasıl tepkide bulunduğunu, bu tepkinin ne gibi sonuçlar doğurduğunu ve problemi halletmek için iyi bir yol olup olmadığını, neyin daha iyi olabileceğini anlatmasını isteyin.
    *Siz de ondan beklediğiniz gibi davranın. Örneğin yaşadığınız bir çatışmayı çözmek için öfkenizi kelimelere dökebilir ve ona asıl sorunun öfke olmadığını, ifade edilme biçimi olduğunu gösterebilirsiniz.

  • Çocuklarda obsesif kompulsif bozukluk (okb)

    OKB, bireyin sosyal, mesleki işlevselliği ve toplumsal etkinlikleri üzerinde önemli ölçüde bozulmaya neden olan, obsesyon (saplantı) ve kompulsiyonlarla (zorlantı) karakterize, süregen bir hastalıktır. Obsesyonlar, kişinin iradesi dışında oluşan, bastırılamayan iç sıkıntısına yol açan, yineleyici bir biçimde kendini gösteren düşünceler, dürtüler ya da düşlemler olarak tanımlanır.

    Kompulsiyonlar ise, rahatsız edici düşüncelerin oluşturduğu kaygıyı azaltmak ya da korkulan sonuçlardan korunmak veya kaçınmak için yapılan tekrarlayıcı davranışlar veya zihinsel eylemlerdir. Kişi bu düşünceleri, dürtüleri ve eylemleri normal yaşantısıyla örtüştürmez, mantığına, inançlarına, ahlak anlayışına ters bir durum olarak algılar.

    OKB’nin yaygınlığı çocuk ve ergenlerde %0.2-4 arasında değişmektedir. OKB’nin başlangıç yaşı, en sık 7, ortalama 10’dur. Ancak yaşamın ilk yıllarında dahi klinik olarak tedavi gerektirebilen OKB olguları bulunmaktadır. OKB ne kadar erken yaşta başlarsa gidişatı o kadar kötü olmaktadır. Bilimsel araştırmalar OKB olan erişkinlerin %80’inin belirtilerinin 18 yaşından önce başladığını göstermiştir.

    OKB’nin başlangıcı genellikle çocukluk ya da ergenlik çağında ve sinsi olmaktadır. Erkek çocuklarda OKB daha ağır seyretmekte, kızlara göre birlikte ek ruhsal bozukluk daha sık bulunmaktadır.

    OKB’nin genellikle başlaması ile tanı konulması arasında geçen süre 2-3 yıl olmaktadır. Hastalığın bu kadar geç tanı almasının sebepleri arasında, çocukların kaygısının, tekrar tekrar sormalarının azalacağı düşüncesiyle ailelerin de obsesyon ve kompulsiyonlara eşlik etmesi, ailelerin ve çocukların belirtileri gizlemeleri, subklinik obsesyon ve kompulsiyonları olan ebeveynlerin çocuklarının semptomlarını fark etmemeleri, çocukların kendi obsesyonlarını ve kompulsiyonlarını iç görülerinin zayıf olması nedeniyle normal algılamaları, özellikle ergenlerin düşünce ve davranışlarındaki anormallikleri başkalarının öğrenmesi sonucunda damgalanacaklarını düşünmeleri, OKB’nin çocuk ve ergen sağlığı ile ilgilenen tıbbi personel ve doktorlarca iyi bilinmemesi, sayılabilir.

    OKB olan çocuklarda zeka düzeyi normal toplum normlarındadır.

    Tüm yaş gruplarında en sık görülen obsesyon bulaşma ile ilgili yineleyen düşüncelerdir. Kompulsiyonlar yineleyici davranışlar (ör.el yıkama, sıraya koyma, kontrol etme) ya da zihinsel eylemlerdir (dua etme, sayma, sözcükleri sessiz bir biçimde yineleme). Kompulsiyonların amacı anksiyeteden korunmak ya da bunları azaltmaktır. En sık görülen kompulsiyonlar yıkanma ve temizlenmedir.

    Olguların %95’inde obsesyonlar ve kompulsiyonlar bir aradadır.

    NORMAL ÇOCUKLARDA GÖRÜLEBİLEN RİTÜELLER

    Ritüel

    Yaş

    Yatma ve yeme ritüelleri

    Küçük çocuklarda (6 yaşına dek sürebilir)

    Günlük eylemlerde değişime direnç

    Küçük çocuklarda (2-4 yaş)

    Çizgilere basmama

    Küçük çocuklarda

    Kontrol etme/denetleme

    Küçük ve büyük çocuklarda

    Sayma ve şans numaraları

    Büyük çocuklarda

    Dokunma

    Büyük çocuklarda (oyun oynarken)

    Yıkanma

    Okul öncesi çocuklarda (hafif şekilde), bazen ergenlerde

    Kirlenme/mikrop kapma korkusu

    Küçük ve büyük çocuklarda (hafif şekilde)

    ÇOCUKLARDA OKB’YE EŞLİK EDEN RUHSAL BOZUKLUKLAR

    OKB’de eştanı yaygınlığı %40-50’dir. Majör depresif bozukluğun OKB’si olan çocuk ve ergenlerde yaşam boyu görülme oranı %65-80 gibi oldukça yüksek oranlarda bildirilmektedir. Anksiyete bozukluklarının (yaygın anksiyete bozukluğu, panik bozukluk, …) biri ya da birkaçının OKB ile birlikte görülme oranı da %50’lerdedir. Bunun yanı sıra tik bozuklukları, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, davranım bozukluğu gibi diğer ruhsal bozukluklar da sıklıkla çocuk ve ergendeki OKB’ye eşlik edebilir.

  • Vajinismus

    Vajinismus

    Cinsel işlev bozukluğu mu? Yok canım bizde olmaz öyle şey. Erkek adamız nihayetinde. Hem zaten ortada bir sorun varsa o da hanımın yüzündendir. Bizde sıkıntı olmaz. Al ablacım sen bu hanımı tedavi edip yollayıver bana da işimize bakalım. Cinsel işlev bozukluğu yaşayan bireyler tedavi için geldiğinde eğer sorun vajinismus ise çoğu erkeğin tavrı, inanışı, beklentisi ne yazık ki bu şekilde oluyor. Bu tavrı kimisi açıkça sözel bir şekilde ifade ederken kimisinin terapi sürecindeki pasif direnişi ya da iş birliğine yanaşmaması bu baskıyı partnerine hissettiriyor. Neticede bilgi eksikliği, yanlış yaklaşım, gerçek üstü beklentiler bu süreci yönetme ve sorunla baş etme konusunda önümüzde kocaman bir engel oluyor.

    Peki neymiş bu vajinismus? Vajinismus kadındaki korku, kaygı ve endişe haliyle cinsel birleşme sırasında perineal kasların istemsiz bir şekilde kasılması ve penis vajina birlikteliğine izin vermemesidir. Bu kasılmalar kadının isteği dışında gerçekleşen refleksif hareketlerdir. Bu sorunu yaşayan çiftlerin zihninde oluşan yanlış düşüncelerden en önemlisi vajinismusun kadının tek başına aşması gereken, onu ilgilendiren bir problem olduğu inanışıdır. Oysa ki çiftlerden herhangi biri cinsel işlev bozukluğu yaşıyorsa bu kişinin değil, çiftin ortak problemidir! Cehalet, abartılmış ilk gece hikayeleri, kızlık zarı ile ilgili abartılmış ve yanlış inanışlar, kişinin yetiştiği ailenin yanlış tutum ve öğretileri, ödipal çatışma vajinismusun başlıca sebeplerindendir. İnsan yeterli bilgi sahibi olmadığı bir şeye maruz kaldığında bu duruma karşı kendi içinde bir korku ve kaygı geliştirir. Onu gerçek bilgiye yönlendirip aklındaki varsayımları açıklığa kavuşturduğumuzda kaygıyı ve korku engelini de ortadan kaldırmış oluruz. Yeniden bilişsel bir yapılanma oluşturarak sorunun çözümüne dair ilk büyük adımı da atmış oluruz.

    Çoğumuzun çocukluğunda ya da ergenlik dönemlerinde komşu kızlarının ya da kuzenlerinin ilk gece hikayelerine kulak misafiri olmuşluğu vardır. Ya da arkadaş ortamımızda gerçekliği muamma öyküler dinlemişizdir. Bu hikayeler hep acı verici, trajik, hatta sonu acillerde biten travmatik olaylar olarak hatırımızda kalmıştır. Malesef ki bu hikayeleri dinlerken kişilerin bilgi düzeyini, kültürel yapısını, karakteristik özelliklerini bir filtreden geçirmeyip onların bu trajik deneyimini tüm cinsel yaşamlara mal etmekteyiz. Bu inanış ve varsayımlarla sağlıklı bir cinsel yaşamın önüne kocaman bir bariyer koyduğumuzu çok geç fark ederiz.

    Toplumumuzda kadının yeri ve değerini belirleme konusunda çok katı bir yer edinmiş, ancak kadın bedeninde akıllardaki gibi çok da sert, aşılmaz bir doku olmayan kızlık zarı ile ilgili yanlış imajinasyonları düzeltmek, buradaki bilgi yetersizliğini gidermek ve bu dokunun yapısını anlatmak erkeği de kadını da bir bilinmezlikten kurtaracak ve tedavi sürecine engel olmasının önü kesilecektir.

    Eğer baskıcı bir ailede yetiştiyseniz, kadın erkek ilişkileri konusunda belli tabularla büyütüldüyseniz, anneniz ve babanızın el ele tutuştuğuna ya da birbirlerini sarılıp öptüklerine pek sahit olmadıysanız, öpüşme sahnelerinde hemen kanalı zaplayan bir tavırla karşılaştıysanız, eşine her an cinsel mutluluk yaşatma mecburiyeti olan bir cinsmişsiniz anlayışı kafanıza kazınmışsa vajinismus olma ihtimaliniz yüksektir.

    Çocuğun cinsel kimliğinin farklılığını fark ettiği 3-6 yaşları arasındaki ödipal dönemde yaşadığı çatışmalar, çocuğun cinsel kimliğinin oluşmasında olumsuz etkiler yaratırken, yetişkinliğinde sağlıklı bir cinsel deneyim yaşamasını da zorlaştırır. Bu süreci sağlıklı atlatabilmek için anne ve babalar çocuklarıyla iletişim kurarken net ve onların anlayacağı uslupta konuşmaya özen göstermelilerdir. Çocuklar bu dönemde karşı cinsteki ebeveyni en kolay ulaşılabilir partner olarak görüp hemcinsleri olan ebeveyni saf dışı bırakma eğilimindedirler. Bu yüzden çocuk anne-baba arasındaki ilişkiyi reddetmeye yönelik davransa da bu sınırlar ona net bir şekilde ifade edilmelidir. Anne-babanın çocuğu dudağından öpmesi, onunla çıplak şekilde banyoya girmesi, ona hitap ederken ‘aşkım’sevgilim’ gibi ifadelerin kullanılması ödipal çatışmayı arttıracağı için uzmanlar tarafından uygun bulunmamaktadır. Ailedeki anne-baba-çocuk kavramları ve bunların sınırları çocuğa net ifade edilmelidir. Çocukla geçirilen kaliteli zaman, anne-babanın birbiriyle ilişkisi çocuğun bu kavramları zihninde ait oldukları yerlere oturtmasına yardımcı olacaktır. Bu kavramları zihninde oturtmakta zorlanan, yanlış kodlamalar yapan çocukların yetişkinlik dönemlerinde cinsel işlev bozukluğu yaşaması muhtemeldir.

    Evlilik sürecine kadar geçen flört döneminde partnerinizi iyi tanımak adına onunla çok yönlü paylaşımlar yapmak, isteklerinizi, sınırlarınızı konuşmak, partnerinizle ilgili sorun olabileceğini düşündüğünüz şeylere olarak toleransınızı gözden geçirmek sağlıklı bir aile hayatına adım atmanızda size yardımcı olacaktır. Partnerinizle iletişiminizdeki beceriniz ve uyumunuz muhtemel bir cinsel işlev bozukluğu yaşanması durumunda buna çözüm aramanız ve süreci yönetme şeklinizde belirleyici olacaktır. İlişkisi sağlam temellere kurulmayan çiftler, olası bir problemle karşılaştığında birbirini suçlamayı tercih edecek ve bu yaklaşım onları çözümden uzaklaştıracak ve neticede kopma noktasına getirecektir.

    Geçmiş yaşantılar, travmalar, tacizler de bu cinsel işlev bozukluğunun yaşanmasına sebep olabilir ancak burda tedavi önceliği vajinismus olmaz. Kişinin travmasına yönelik bir tedavi sürecine girilir sonrasında vajinismusa yönelik çalışma yapılır.

    Tedavi süreçlerini uzatan önemli noktalardan biri de sorunu yok saymaktır. Danışanların çoğunun yakın çevresine dahi bu konuda yalan söylediği hatta gerçek üstü hikayeler anlattığı görülmektedir. Yalana başvurduktan sonra da yardım çağrısında bulunmakta zorlanırlar. Burada insanların birbirinin özel hayatıyla gereğinden fazla alakadar olması, onları baskı altına alması ve sorular sorması da ayrı bir tartışma konusu olabilir… Bu sorular ve partnerin yanlış tutumu çoğu zaman kadına kendini yetersiz, eksik, beceriksiz hissettirir. Kendini eksik hisseden kadın bu psikolojiyle yaşadığı deneyimlerin her birinde kendine olan güvenini biraz daha yitirir. Çevresine söylediği yalanlara kendini kaptırmaya başlayıp, yardımı reddetme noktasına gelebilir. Bu reddedişe partner kendince sebepler bulur ilişki bir çıkmaza doğru yol alır. Partner agresifleşir, kafasında kurgulamalar başlar ve bu psikolojiyle eşine suçlayıcı ve aşağılayıcı tavırlar sergileyebilir.

    Vajinismus, tedavisi mümkün, hatta cinsel işlev bozuklukları arasında tedaviye en kısa sürede ve kalıcı çözüm bulunan rahatsızlıktır. Eğer son 6 ay içerisinde bir jinekolojik muayeneden geçtiyseniz ve sorununuzun temelinde organik bir sebep yatmıyorsa Cinsel Terapi seanslarıyla bu sorununuza çözüm bulabilirsiniz. Cinsel İşlev Bozukluklarının temelinde yatan çocukluk ve ergenlik döneminin olumsuz etkilerini en aza indirmek, ailenin çocuğa cinsel eğitim vermesi, cinsellikle ilgili doğru tavır sergilemesi, cocuğun cinsel kimlik gelişimindeki ve ergenlik dönemindeki dürtülerine ve bunu doyurma eğilimine karşı doğru yaklaşımda bulunması ve sınırlarına saygı duyması önemlidir. Bu dürtüleri, yetişkinliğe geçmeden önceki hormonel ve fiziksel değişimlerin doğasını bilmeyen bir ebeveyn çocuğunun cinsel kimlik oluşumu ve ergenlik sürecini sağlıklı atlatması konusunda yardımcı olamayacaktır. Bu süreci sağlıklı atlatamayan ergenler, yetişkinlik dönemlerine geçtiklerinde okumaktan büyük acı duyduğumuz o haberlere sebebiyet verecekler ya da ebedi sessizlikle aramızdan ayrılacaklardır.

  • Çocuk ve ergenlerde özgül fobi

    Özgül fobi, açıkça görülen nesne ve durumlardan belirgin, sürekli ve anlamsız korku duyma halidir. Özgül fobiler on yıllar boyunca sürebilir ve belirtiler aile hayatını, sosyal ilişkileri, okuldaki ya da meslekteki başarıyı etkileyebilir. Bozukluğun işlevselliğe olumsuz etkisi belirtilerin şiddetiyle doğru orantılıdır, belirti şiddeti ise uzun dönemde sıklıkla sabit kalır. Ergen ve erişkinler bu korkunun aşırı olduğunun farkındadır; oysa, çocuklarda bu içgörü bulunmayabilir. Bu nedenle çocuklarda özgül fobi tanısı koymak için korkunun anlamsız olduğunun farkında olma şartı aranmamalıdır. Fobik uyaranla karşılaşmaktan kaçınma ve kaçınmanın mümkün olmadığı durumlarda ise fobik uyarana ancak aşırı sıkıntı duyularak katlanabilme hastalığın tipik özelliklerindendir.

    Fobinin görülme sıklığı ve içeriği kültürel farklılık gösterebilmekle birlikte özgül fobinin yaşam boyu yaygınlığının yaklaşık olarak %9-12 olduğunu söylemek mümkündür ve kızlarda yaklaşık 3 kat daha sık görülür.

    DSM-IV-TR tanı ölçütlerine göre; özgül fobi tanımı, fobik semptomların en az 6 aydır sürüyor ve günlük aktivitelerini belirgin ölçüde kısıtlamış olması gerekmektedir.

    DSM-IV tanı kriterlerine göre özgül fobi 5 alt tipten oluşmaktadır:

    1.Durumsal Tip:
    Korkuyu toplu taşıma araçlarında bulunma, tüneller, köprüler, asansörler, uçak yolculuğu, araba kullanma gibi durumlar başlatmaktadır. En sık çocuklukta ve yirmili yaşların ortalarında görülür.

    2.Doğal Çevre Tipi:
    Korkuyu fırtına, yüksek yerler, su gibi doğal koşullar başlatmaktadır. Genellikle çocuklukta başlar.

    3.Kan-enjeksiyon-yara tipi:
    Korkuyu kan, yara, enjeksiyon ya da invaziv tıbbi girişimler başlatır. Genellikle ailevidir ve çoğu zaman güçlü bir vazovagal tepki ile belirgindir. Hastaların % 75’i bu durumlarda karşılaştıklarında bayılırlar.

    4.Hayvan Tipi:
    Korkunun nedeni hayvan ya da böceklerdir. Genellikle çocuklukta başlar.

    5.Diğer Tip:
    Tıkanıp boğulmaktan, soluğun kesilmesine, kusmaya ya da hastalığa yakalanmaya yol açabilecek durumlardan, yüksek ses ya da masal kahramanlarından korkma ile belirli özgül fobi alt tipidir.

    ÖZGÜL FOBİNİN GİDİŞİ

    Özgül fobiler genellikle çocuklukta başlamasına karşın (ort.baş.yaşı: 7-8) erken erişkinlik ya da erişkinlik döneminde de başlayabilir. Erken başlayan fobilerin çoğu tedavi görmeksizin kısa sürede geçer. Çocuklar fobileriyle baş edebilse bile, bu durum sonraki dönemlerde başka anksiyete bozuklukları geliştirmeyecekleri anlamına gelmez. Erişkin dönemdeki özgül fobilerin yaklaşık %50’si çocukluk çağı başlangıçlıdır. Ancak erişkin dönemde başlayan fobiler daha dirençlidir.

    Özgül fobilere özellikle sosyal fobi olmak üzere, diğer anksiyete bozuklukları (posttravmatik stres bozukluğu, obsesif-kompulsik bozukluk,…) ve depresyon sıklıkla eşlik etmektedir.

    KORKUSU OLAN ÇOCUĞA NASIL YAKLAŞMALI?

    Korku çocukların büyütülmesinde hiçbir zaman disiplin aracı olarak kullanılmamalıdır.

    Anne-babalar, öğretmenler ve diğer aile bireyleri tarafından çocukların korkuları yok sayılmamalı, korkular küçümsenmemeli ve alay konusu olmamalıdır (ör. Korkacak ne var? erkek adam hiç korkar mı?, sen artık abi/abla oldun,…)

    Çocuktaki korkunun nedenleri araştırılmalı, çocuğu anlamaya çalışılmalı ve çözümü mümkün bir neden var ise ortadan kaldırılmaya çalışılmalıdır.

    Korkuları olan çocuğa sabırlı davranılmalı, korkularını yenmesi için zaman tanınma ve korkuyu yenmek için gösterdiği çaba dikkate alınmalıdır. Eğer yeterli zaman tanınmaz ve korkuyu yenmek için gösterdiği mücadele önemsenmez ise bir süre sonra çocuk mücadele etmekten vazgeçebilir.

    Çocuğa karşı küçüklüğünden itibaren aşırı koruyucu/kollayıcı tutum gösterilmemelidir (ör. aman düşersin!, tek başına yapamazsın).

    Çocuğu korumaya çalışırken, söz ve davranışlarımızla çevrenin tehlikelerle dolu bir yer olduğu duygusu fazla yansıtılmamalıdır.

    Çocuğun arkadaş grubuna girmesine ve öz güven duygusunu geliştiilrmesine yardımcı olunmalıdır.

    Çocuk korkuları konusunda konuşmaya hazır olduğu zaman, empatik bir tutumla onu dinleyip, anlamaya çalışılmalıdır. Çünkü çocuklar bazen kendilerine inanılmayacağını ve/veya alay edileceğini gibi olumsuz düşüncelere kapılarak korkularını paylaşmak istemezler.

    Çocuklara (özellikle 8-9 yaşından küçük çocuklara) korku dolu masallar anlatılmamalı, korku içerikli filmler izletilmemelidir.

    Tüm bunlar korkunun başlamasından önce veya başladıktan sonra dikkat edilmesi gereken tutumlardan örneklerdir. Ancak korku başladığında tedavi aşamasında neler yapılmalıdır;

    Fobilerde en sık kullanılan terapi türü bilişsel davranışçı terapidir. Bilişsel davranışçı terapide en sık kullanılan teknik yüzleştirme (exposure) tedavisidir. Bu yöntemde kişinin korku yaratan durum veya nesnenin üzerine giderek, ortaya çıkan kaygı ile başa çıkması öğretilir. Yüzleştirme tedavisi motivasyonu yeterli olan, depresif belirtilerin bulunmayan, fobik uyaranın açıkça belli olduğu olgularda uygulanabilir. Korku oluşturan nesne ve durumların gerçekte hiç bir tehlike oluşturmayacağı ve fobik uyaranla ilgili olası yanlış bilgiler konusunda yeteri kadar çalıştıktan sonra (bilişsel tedavi), hastalar fobik uyaranla hafiften şiddetliye doğru kademeli olarak yüzleştirilir. Amaç hastaları desensitize etmektir.

    Ancak burada dikkat edilmesi gereken şey; bazı korkular yaşlara özgüdür. Bunda olumlu tutumlar ve iyi model olmak yeterli olabilir. Çocuk eğer korkunun üzerine gidebilme konusunda iyi bir işbirliği yapabilirse, yavaş yavaş korktuğu şeye alışması sağlanabilir. Ancak çocuktaki korkuda, çocuk herhangi bir şekilde işbirliği yapamayacak durumda ise (yaş, korkunun şiddetli olması, aile desteğinin yeterli olmaması, depresyon gibi ek ruhsal bozuklukların bulunması gibi) öncelikle uzmanlardan yardım alınmalı, gerekir ise psikofarmakolojik destek verilmeli, çocuğun ek ruhsal bozukluk tedavisi ve şiddetli korkusunun azalması sağlanmalı ve ondan sonra korkunun üzerine gidilmesi çalışmalarına başlanmalıdır.

    Yıllar içindeki deneyimlerimden söyleyebilirim ki olumlu tutumlar, olumlu ebeveyn-çocuk, olumlu öğretmen-çocuk, olumlu çocuk-hekim işbirliği sonucunda tedavi süresi hastalığın şiddeti, yaygınlığı ve kişinin özelliklerine göre değişmekle birlikte yenilemeyecek korku yok denecek kadar az.

  • Çocuklukta Beynin Duygusal Gelişimi

    Çocuklukta Beynin Duygusal Gelişimi

    ‘Çocuğum 10 yaşında. Galiba biz geç kaldık çünkü çocuk gelişimini 0-6 yaşta tamamlarmış. Bu doğru mu?’

    Gelişim konusunda istekli ve bilinçlenmeye hazır her insan için asla geç değildir. Fakat bilinçlenme dediğimiz şey ne kadar erken yaşlarda olursa, yaşamı o kadar etkisi altına alabilir. Gelişim ve bilinçlenme yaşamın her anında bizimle ve bizim bunu fark edişimiz ne zaman başlarsa,daha sonraki anlar için yeni fırsatlar doğmuş olur. Asıl konu olan nörolojik olarak büyüme ve gelişme çocukluk döneminde yoğun olarak gerçekleşse de, beyin yaşam boyu bizi biçimlendirmeye devam eder. Beynin sinir hücrelerinde ki çoğalmalar, yani yeni bağların oluşması çocuklukta yaşanan tecrübeler doğrultusunda gerçekleşir ve 0-10 yaş arası dönem beynin en yoğun çalıştığı dönemdir. Çocukluk döneminde beynin farklı alanları gelişse de ergenlik döneminde bu gelişim hızlanabilir.

    Duygusal gelişim gelişim öz bilinç derslerinin en anlamlı ve en değerli olanları anne baba tarafından çocuğa verilenlerdir. Çocuklar doğduğu andan itibaren yaşamın farklı alanlarında farklı becerileri kazanma konusunda eğilim gösterirler. Örneğin; 5-6 yaşlarında bir çocuğa merhamet duygusunun öğretilmesi gerekirken,9 yaşında bir çocuğa zaman yönetiminin öğretilmesi gerekir.

    Goleman, duygusal zeka gelişimde aile ortamının önemini şu şekilde vurgulamıştır; ‘Duygusal zeka gelişimi açısından çocuğun yetiştiği aile ortamı da çok önemlidir. Aile yaşamı, duygusal derslerin verildiği ilk okuldur. Bu duygusal dersler sadece anne-babanın çocuklarına doğrudan söyledikleri ve yaptıkları ile değil, kendi hislerini ifade edişleriyle ve aralarındaki etkileşim modeliyle de verilir.’

    Eğer anne babanın hedefi sağlıklı çocuklar yetiştirmek ise duygusal zeka gelişimi küçük yaşlardan desteklenmelidir. Çocuklarımıza yaşamlarının sonraki yılları için gerekli olabilecek değerli becerileri bilinçli olarak öğretmek, onların gelecekleri adına yapabileceğimiz en büyük adımdır.

    DUYGUSAL OLARAK SAĞLIKLI ÇOCUKLAR;

    • Daha iyi öğrenirler.

    • Daha az davranış problemleri vardır.

    • Kendileri hakkında daha iyi hissederler.

    • Baskıya karşı koymada daha iyidirler.

    • Daha çok empatik,daha az şiddete meyillidirler.

    • Uyum problmeleri ile baş edebileme de daha iyidirler.

    • Kendilerine zarar veren şeylere karşı daha bilinçli hareket ederler.

    • Akran ilişkileri kuvvetlidir.

    • Ani hareketleri kontrol etmede iyidirler.

  • Çocuklarımız ve korkuları

    Korku; insanı tehlikelere karşı koruyan, insanın yapısında bulunan temel duygulardan biridir ve fizyolojik olarak her yaşta ortaya çıkar. Ancak bazen ortaya çıkan korku, beklenenden daha şiddetlidir ve olası kaçma/kaçınma davranışı normal ölçüleri çok aşar.

    Yaşanan tüm korku çeşitleri üç boyutta değişikliğe yol açar:

    1.Yaşantı boyutu: Endişeler, kısıtlanma yaşantısı, korku uyandıran durumlardan nasıl kaçınabileceği ile ilgili düşünceleri içerir.

    2.Davranış boyutu: Kaçma, kaçınma, koşarak uzaklaşma, ilgili durumlardan uzak kalma gibi kaçınma stratejilerini ve çok şiddetli bir korkunun ortaya çıkışını engellemeye yönelik davranışlar olan belirli bir kişinin varlığını sağlama, cepte ilaç taşıma gibi güvenlik önlemlerini içerir.

    3.Fizyolojik boyut: Korkunun terleme, taşikardi, taşipne gibi bilinen semptomlarını içerir.

    Korkular, gelişimin bir parçasıdır. Bu nedenle çocuk ve ergenlerde daha sık görülmeleri doğaldır. Fizyolojik korkuların çoğu, belirli gelişim dönemlerinde geçici olarak ön plana çıkar.

    Küçük çocuklar, genellikle çevrelerindeki anlık olaylardan korkarlar, yaşları büyüdükçe ve bilişsel yetileri geliştikçe, korkuların içeriği giderek hayali nesnelerden gerçek nesnelere ve geleceğe yönelik olaylara doğru değişir. Küçük çocuklar büyük çocuklara oranla daha sık korkar, ancak, yaş büyüdükçe korku nesnelerinin sayısı artar.

    YAŞ

    KORKU İÇERİĞİ

    0-6 AY

    Yüksek sesler, ani pozisyon değişikliği,…

    6-9 AY

    Yabancılar, ayrılık

    9-12 AY

    Ayrılık, yaralanma

    2. YAŞ

    Hayali figürler, ölüm, hırsızlar, karanlık, yabancılar

    3. YAŞ

    Hayvanlar (köpek), yalnızlık, tuvalet eğitimi ile ilgili durumlar, yabancılar, ayrılık

    4-6 YAŞ

    Karanlık, hayaletler, fırtına, gök gürültüsü, ebeveynlerin ayrılma ihtimali, hayvanlar, bedensel yaralanma

    6-12 YAŞ

    Okul, yaralanma, hastalık, sosyal çevre tarafından red edilme, gök gürültüsü, doğaüstü varlıklar, bedensel yaralanma, terk edilme, kaza, ölüm

    13-18 YAŞ

    Yaralanma, hastalık, sosyal ortamlarda başarısızlık, cinsellik, bedensel yetersizlik, okulda ceza gerektiren durumlar

    Çocuk ve ergen yaş grubunda en sık görülen psikiyatrik bozukluklardan sayılabilecek olan fobik bozuklukları fizyolojik korkuları ayırmada, belirtilerin ortaya çıkma yaşı, şiddeti ve özellikle sağlıklı gelişimi engelleyecek düzeydeki işlevsellik kaybı yardımcı olur. Çok sık görülmeleri ve sağlıklı gelişimi engellemeleri nedeniyle, bu bozuklukların erken tanısı ve uygun şekilde tedavisi önem kazanır.

    Çocuk ve ergenlerde görülen fobik bozuklukların şiddetiyle ilgili bir sınıflamaya gidilmemiştir. Bozukluğun şiddeti, belirtilerin yoğunluğu ve süresiyle kaçınma davranışının aile, yaşıt ilişkileri, okul ve boş zaman aktivitelerine olan etkileriyle değerlendirilir.

    KORKUNUN NEDENLERİ

    1. Psikodinamik görüş:

    Freud’a göre fobiler bilinç dışı çatışmalarla ilgilidir ve ödipal kompleks ile ilişkisi vardır. Bastırılmış, bilinç dışına itilmiş bazı korkular yer değiştirerek normalde kaygı yaratmayacak bir nesne veya duruma yöneltilir ve bu şekilde fobiler gelişir.

    2.Ailesel nedenler:

    Güvensiz anne-baba-çocuk ilişkisi

    Aile bireylerinin korkularını çocuğun örnek alması.

    Korkunun disiplin aracı olarak kullanılması.

    Çocuğun aşırı koruyucu/kollayıcı yetiştirilmesi

    Çocuğun geçirmiş olduğu trafik kazası, deprem, sel, ölüm, cinsel/fiziksel/duygusal istismar gibi travmatik yaşam olayları.

    Çocuğa karşı endişe uyandıran eğitsel faktörler.

    3.Çocuğa ait nedenler:

    Bilişsel yapılanmadaki olumsuzluklar (karşılaşılan durumlar hakkında olumsuz düşünme ve tehlikeli olduklarını algılanma) nedeniyle çocuğun korkuya eğilimli olması.

    4.Genetik nedenler:

    Özellikle dopaminerjik ve serotonerjik sistem üzerinde durulmaktadır. Fobik hastaların 1. derece akrabalarında %31 oranında özgül fobi saptanmıştır. Özgül fobisi olan kişilerin çocuklarında aynı bozukluk %15 oranında saptanmıştır. Yaralanma ve kan-enjeksiyon korkusunda ailesel ilişki daha güçlüdür.

  • Sınav Kaygısı

    Sınav Kaygısı

    Sınav kaygısı farklı gelişim dönemlerinde ortaya çıkabilir. İlkokul çocuklarında, üniversiteye hazırlanan gençlerde, zorunlu eğitim hayatını tamamlamış ancak kendi kişisel gelişimini devam ettirmek için sınavlara başvuran yetişkinlerde de sınav kaygısı görülebilmektedir.

    Kaygı herkeste var olan bir duygudur ve bazen harekete geçmek, motive olabilmek için gereklidir. Kaygı, sınav sonucunu ya da sürecini olumsuz etkilediğinde, kişinin öğrendiği bilgiyi etkili kullanmasına engel olduğunda sınav kaygısından bahsedilebilir. Sınav kaygısı yaşayan kişide terleme, nefes almada zorluk, kalp çarpıntısı, mide bulantısı, titreme gibi fiziksel belirtiler görülmektedir. Yoğun endişe, mutsuzluk, iç sıkıntısı, korku gibi duygularla mücadele ederler. “Başarısız olacağım”, “Sınavda elimden bir şey gelmez” negatif düşünceleri mevcuttur.

    Bu evrede kişinin hissettiklerini önemsememek, geçici bir durum gibi davranmak anlamamak kişide var olan kaygı durumunun artmasına, depresyon, uyku bozukluğu gibi ruhsal bozuklukların ortaya çıkmasına neden olabilir.

    Çocuklarda ve Gençlerde Sınav Kaygısı Durumunda Aileler Neler yapmalı?

    Aileler hangi durumlarda çocuklarına müdahale edip hangi durumda müdahale etmeyeceklerini bilmeleri gerekmektedir. Sürekli sınava ilişkin sorular sormaktan kaçınmalıdırlar. Çocuklarına güvendiklerini belirtmeli, hangi sonuç gelirse gelsin desteklerinin devam edeceğini ve çocuğu diğer akranları ile karşılaştırmaktan kaçınmalıdırlar. Başkaları ile kıyaslanan çocuk daha verimli ders çalışmaz ya da onu örnek almaz aksine kendini yetersiz hissetmesine ve diğer çocuklardan daha değersiz olduğu düşüncelerine kapılır. Duygu ve düşünce paylaşımı, empati önemlidir. Sınavı yüceltmeme, ölüm kalım sorunu yapmama, yüreklendirici davranma önerilmektedir. Çocuklar koşulsuz sevilmelidir. Aile bireyleri uygun rol modeli olmalı, uygun aile ortamı sağlamalı ve uygun problem çözme davranışları geliştirilmelidir.

    Çocukta ruhsal bozukluklar ortaya çıktığında(depresyon, uyku bozuklukları vb.), kaygı ile baş edemez hale geldiğinde, ruhsal sorunlardan dolayı işlevselliği bozulduğunda, fiziksel belirtiler sergilediğinde psikiyatrik ve psikolojik destek alması önerilmektedir.

  • Çocuk ve ergenlerde bipolar bozukluk

    Bipolar Bozukluklar I ve II olarak 2 alt gruba ayrılır.

    BİPOLAR I BOZUKLUK

    Bipolar I Bozukluk temel özelliği klinik bir yolla bir veya daha fazla Manik Epizodlar veya Karma Epizodlar ile karakterize edilir.

    Çoğu kez bireyler bir veya daha fazla Majör Depresif Epizod da yaşarlar.

    BİPOLAR II BOZUKLUK

    Bipolar II Bozukluğun temel özelliği bir veya daha fazla Majör Depresif Epizodlar ve beraberinde en az bir Hipomanik Epizod tarafından karakterize edilen klinik bir durumdur.

    YAYGINLIK

    BPB çocuk ve ergenlerde nadir görülür. Belirtilerin ortaya çıkışı sıklıkla 15-19 yaşlarında olmaktadır. 14-18 yaş aralığında yaygınlığı %1’dir. Majör depresif bozukluk geçiren ergenlerin %20-40’ında atağı izleyen 5 yıl içinde sadece manik ya da manik-depresif karma epizod görülür.

    ÇOCUK VE ERGENLERDE BPB İÇİN RİSK FAKTÖRLERİ

    1. Ailede BPB öyküsünün olması (anne/babada BPB var ise çocukta risk 3 kat artar),

    2. Yıkıcı davranım bozuklukları öyküsü (davranım bozukluğu, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu,…) var ise risk 2 kat artar,

    3. Bebeklikte yeme ve uyku problemleri,

    4. Bebeklikte sık ağlama,

    5. Bebek ve çocuklukta uyum zorluğu yaşama,

    6. Abartılı gülme, kendini denetleme güçlüğü öyküsü,

    7. Erken yaşta başlanan alkol ve/veya madde kullanımının,

    8. Öfkeli ve huzursuz bebek ya da çocuk olma,

    9. Çocuklukta görülen distimi….

    Depresyonu olan çocukta;

    -BPB aile öyküsü,

    -Psikomotor yavaşlama,

    -Mizaç dalgalanmaları,

    -Psikotik özellikler var ise manik atak için risk daha yüksektir.

    GİDİŞ

    Erken başlangıçlı BPB kronik gidişlidir. Hızlı döngülü, ciddi huzursuzluk ve agresif mizaç patlamaları görülebilir. Ergenlik öncesinde genellikle kısa hipomani atakları, davranım ve dürtü sorunları ile giden atipik tablo görülebilir. Erişkin döneme göre ergenlikte başlayanlarda karma ve psikotik ataklar daha sıktır.

    BPB olan çocuk ve ergenlerde; okul başarısızlıkları, sosyal ilişki bozukluğu, yasal sorunlar, madde kötüye kullanımı, kilo artımıyla ilgili problemler, intihar girişim riski daha fazladır. Çocuk ve ergenlikte başlayan BPB genellikle;

    -Ataklar daha sıktır.

    -Hızlı döngülü süreç daha yaygındır.

    -Eşlik eden bozukluklar daha fazladır.

    -İleriye dönük depresyon ve mani atakları daha ciddi görülür.

    -İyilik dönemleri seyrektir.

    EŞTANI

    Çocukluk ve ergenlik dönemi BPB en sık DEHB, davranım bozukluğu, karşıt olma-karşıt gelme bozukluğu ile birlikte görülmektedir.

    MANİK EPİZOD için TEMEL TANI ÖLÇÜTLERİ

    A. Ayrık bir anormal ve kuvvetle yükselen, sınırlanmamış veya irritabl duygudurumu, en az 1 hafta sürer.

    B. Duygudurum rahatsızlığı süresince, aşağıdaki semptomların üç (veya daha fazlası) devam eder (duygudurumu irratabl ise sadece 4’ ü) ve önemli bir derecede mevcuttur:

    1.Kendini sevme veya büyük-görmenin kabarması.

    2.Uyku ihtiyacının azalması.

    3.Normalden daha konuşkan veya konuşmaya devam etmede baskı.

    4.Fikirlerin uçuşması veya düşüncelerin artması yarışmasına dair subjektif deneyim.

    5.Dikkat dağınıklığı olması.

    6.Hedefe yönelik aktivitelerde artış (sosyal olarak, işyerinde, okulda veya cinsel olarak) veya psikomotor ajitasyon.
    7.Acı sonuçları olma potansiyeli yüksek zevk veren aktivitelere aşırı katılma,..

    DEPRESİF EPİZOD için TEMEL TANI ÖLÇÜTLERİ

    A. En az 2 hafta süreyle aşağıdaki ölçütlerden 5 ya da daha fazlasının bulunması (1. ya da 2. Tanı ölçütü kesinlikle bulunmalıdır)

    1. Hemen her gün, gün boyu süren depresif duygu durumu (çocuklarda ve ergenlerde irritabl duygu durumu bulunabilir).

    2. Hemen her gün boyu süren, tüm etkinliklere karşı ya da bu etkinliklerin çoğuna karşı ilgide belirgin azalma ya da artık bunlardan eskisi gibi zevk alamıyor olma.

    3.Diyette değilken belirgin kilo kaybı ya da kilo alımı (bazen çocuklarda beklenen kilo alımının olmaması şeklinde görülebilir).

    4.Hemen her gün, uykusuzluk ya da aşırı uyku.

    5.Hemen her gün, psikomotor ajitasyon ya da retardasyonun olması.

    6.Hemen her gün, yorgunluk-bitkinlik ya da enerji kaybının olması.

    7.Hemen her gün, değersizlik, aşırı ya da uygun olmayan suçluluk duygularının olması.

    8.Hemen her gün, düşünme ya da düşüncelerini belirli bir konu üzerinde yoğunlaştırma yetisinde azalma ya da kararsızlık.

    9.Yineleyen ölüm düşünceleri, intihar girişimi ya da intihar etmek üzere özgül bir tasarının olması.

  • Çocuklarda Hırçınlık

    Çocuklarda Hırçınlık

    Ailelerin zorlandıkları konulardan biri çocuklarının hırçın davranışlar sergilemesidir. Çoğunlukla 2-3 yaş civarında başlayan hırçın davranışlar önlemler alınmadığı takdirde uzun yaşlara kadar sergilenmektedir. Hırçınlık; öfke, ısrar etme, inat, tutturma, saldırgan davranışlar, zarar verme, ağlama nöbetleri, karşı gelme, uzlaşmama gibi davranışlarla kendini göstermektedir. Bu tür davranışlar söz konusu olduğunda anne ve baba ortaklaşa hareket etmeli ve çocukta yanlış olduğunu düşündükleri davranışları pekiştirici durumlardan ve söylemlerden kaçınmalıdırlar. Örneğin; küçük yaşta kaba şekilde konuşan çocuğa gülünmemeli ya da “O küçüktür ne anlar bırakalım istediğini yapsın” gibi davranışı destekleyici cümlelerden uzak durmalıdırlar. Çocuğun doğru davranmadığı her davranış, neden doğru olmadığı ile ilgi açıklanmalı ve bu davranış devam ettiği takdirde hangi sonuçlarla karşılaşacağı çocuğa aktarılmalıdır.

    Çocuklarda hırçın davranışların devam etmesinin ya da ortaya çıkmasının en önemli sebeplerinden biri anne ve babanın cevaplarının birbiri ile tutarsız olmasıdır. Ebeveynlerden biri  “hayır” diğeri “evet” dediğinde çocuk sağlıklı bir davranış biçimi geliştiremez, yaptığı hatalı davranışlarda aileden birinin onun destekçisi olacağına inanır ve davranışı devam ettirir. Bu nedenle anne ve baba önce çocuğa karşı olan tutumlarını gözden geçirmeli ve problemli tutumları değiştirmelidir. Bu süreçte aile bireylerinin birbirlerini suçlamaması, yapıcı bir şekilde problemi ele alması önerilmektedir.

    Çocuklarda davranış probleminin pekişmesine, devam etmesine sebep olan faktörlerden biri de aile büyükleridir(anneanne, babaanne, dede vb). Önlenemeyen davranış problemleri ile mücadele edildiği durumlarda aile büyüklerinin dikkat etmesi gereken husus, anne ve babanın sınırları dışına çıkan davranışlarda bulunmamaları gerektiğidir. Örneğin; anne ve baba çocuğa arkadaşlarına zarar vermenin yanlış olduğunu öğretirken, büyükbaba vurmayı destekleyici konuşmamalıdır. Aksi durumda çocuk ebeveynlerini dinlemez, onların kurallarını yok sayar. Doğru bir davranışta bulunmadığında onu destekleyecek kişiler olduğuna güvenir ve hatalı davranışları sergilemeye devam eder. Bu döngüyü kırmak zor olur. Anne ve baba sınırları iyi belirlemeli, ona göre davranmalı, aile büyükleri de ebeveynlerin koyduğu kuralların dışına çıkmamalıdır. Burada çocuğa koyulan kurallar da önem arz etmektedir. Sadece anne ve babanın duygularının ön planda tutulduğu, otoriter bir yapının mevcut olduğu, çocuğun duygularının önemsenmediği kurallar çocuğun isyan etmesine ve hırçın davranışlar sergilemesine sebep olmaktadır.

    Çocuklar hırçın davrandığında bazen aileler durumu kontrol edemez hale gelir ve çocuğa öfkelenme, suçlama, bağırma davranışları ortaya çıkar. Çocuğa öfkelenmek ya da suçlamak çocuğa durumu daha iyi kavratmaz aksine davranışın pekişmesine sebep olur. Böyle bir durum ile karşılaştığınız da sakin kalmalı, çocukla inatlaşmamalısınız. Uygun olmayan davranışa ilişkin açıklama yapabilirsiniz ancak bu açıklama çocuğun kafasını karıştıracak ya da konudan uzaklaşacak kadar uzun olmamalıdır. Net ve anlaşılır ifadeler kullanılmalıdır.

    Ailesi ve çevresi tarafından hırçın olarak nitelenen çocuğun kendine olan güveni kırılır, kendini suçlar ve diğer çocuklara göre kendini yetersiz olarak görür. Bu nedenle çocuğunuzun hırçın davranışlar sergilediğini fark ettiğinizde çocuk ruh sağlığı uzmanlarından destek alarak süreci atlatmasına yardımcı olmanız, çocuğunuzda var olan bu problemin sağlıklı bir biçimde çözümüne fayda sağlayacaktır.

  • Çocuk ve ergende konversiyon bozukluğu

    Organik nedenlerle açıklanamayan, psikososyal ya da duygusal nedenlere bağlı olduğu düşünülen, bedensel yakınmalarla seyreden ruhsal hastalıklara somatoform hastalıklar denir. Konversiyon bozukluğu; somatoform bozukluklarından birisidir. Konversiyonun kelime anlamı ‘döndürme’ dir.

    Konversiyon Bozukluğu;

    Motor

    Duyusal

    Epileptik olmayan nöbetler

    Karma tip

    Olarak 4 alttipe ayrılır. Motor bulgular arasında parelizi, parezi, pleji, nörolojik bulgular arasında anestezi, parestezi, körlük, epileptik olmayan nöbetler arasında da bayılmayı örnek verilebilir.

    Konversiyon bozukluğunda; bir ya da birden fazla bedensel belirti ve belirtilerin ortaya çıkışı ile zamansal ilişki bulunan aile içi çatışmalar, kayıp ya da travma gibi psikolojik stresörlerin varlığı önemli bileşenlerdir. Belirtiler genellikle ruhsal stresör etkeninden hemen sonra ya da saatler, günler, haftalar sonra ortaya çıkabilir.

    Konversiyon bozukluğu nedenleri neler olabilir?

    Yapılan araştırmalarda genetik geçiş ile ilgili veriler sınırlıdır.

    Ailesel faktörler üzerinde daha çok durulmaktadır. Bu bozukluğu olan çocuk ve ergenlerde genellikle ailesel işlevler zayıftır.

    3 tür aile yapısı daha çok dikkati çekmektedir:

    1.Kaygılı aileler: Hastalıkla aşırı uğraş halinde olan ailelerdir.

    2.Kaotik aileler: Bu tür ailelerde genellikle ilgi çekmenin yolu bedensel yakınmalardır.

    3.Dengeleyen aileler: Ailede hasta çocuk, aile sorunlarının dile getirilmesinde, yansıtılmasında yer almaktadır, yani çocuk aile içinde bir sorun olduğu sinyalini konversif semptomlarla vermektedir.

    Çocuk ve ergende konversiyon bozukluğunun psikojenik etkisi nedir?

    1.Çocuk ve/veya ergen bilinçaltı çatışmadan kurtulur.

    2.Üzerindeki sorumluluk ve beklenti kalkar yani ikincil kazanç sağlamış olur.

    Yaygınlık

    Konversiyon bozukluğu doğu kültüründe daha çoktur. Genel olarak çocuk ve ergenlerdeki yaygınlığı %2-3.’dür. Bu konversiyonların %10-15’i yani en yaygın olanı epileptik olmayan yalancı bayılma nöbetleridir.

    Konversiyon bozukluğunda bilinmesi gereken en önemli şey; bulguların bilinçli ve planlı yapılmadığıdır. Ancak bulgular sonundaki ikincil kazançlar ve/veya ailenin yanlış tutumları sürekliliğini veya şiddetini arttırabilir.

    Çocuk ve ergenlerdeki konversiyon bozukluğunun gidişi genellikle iyidir. Yapılan çalışmalarda %80-85’inin 4 yıl sonra düzeldiğini göstermektedir.