Blog

  • Çocuklarda Oyun – İnternet Bağımlılığı

    Çocuklarda Oyun – İnternet Bağımlılığı

    Çocuklarda Oyun Bağımlılığı ; Çocuğumun elinde sürekli telefon var, sürekli oyun oynuyor, hiç ders çalışmıyor. Bizimle iletişim kurmuyor diyen bir çok aileden biriyseniz dikkat edin Çocuğunuz Oyun -İnternet Bağımlısı olmuş olabilir.

    4-12 yaş arasındaki çocuklar henüz oyun çağındadır ve çocuğun sosyal ve akademik olarak gelişmesini sağlayan araçtır. Çocuk için oyunlarda ödüller vardır ve bu durum çocuğun oyun oynamaktan zevk almasını sağlar. Çocuk, oyun oynarken kendini fiziksel ve zihinsel olarak geliştirebilir ve yaşamda karşılaştığı her şeyi oyun haline getirerek bundan zevk alabilir. Çocuğun oyundaki ödülleri, bir aşamayı geçmek, arkadaşını yenmek ve takdir toplamak gibi örneklendirilebilir.

    Fakat sanal oyunlar çok saldırganlık ve güç temaları yaygın. Ayrıca yapılan araştırmalar şiddet içerikli oyun oynamanın saldırgan davranışlara yol açtığını gösteriyor. Bunun nedenlerinden biri de oyun oynadığı zaman haz ve zevk hormonları belirli periyotlarla sadece oyun oynarken salgılandığı için oynamadığı zamanlarda saldırgan tutumu sürekli artmasına neden oluyor.

    Çocuklarda ve gençlerde oyun oynama süresi sürekli artmakta ve bu durum bütün hayatını etkilemekte daha doğrusu hayatını ele geçirmektedir. Oynamadığı zaman tıpkı depresyondaymış gibi başarısız, mutsuz, kendi yetersiz hissetme, derslerinde başarısız olacak veya hiçbir şeyi umursamaz tavırları olabilmektedir.

    Peki çocuğunuzun internet – oyun bağımlısı olduğunu nasıl anlayacaksınız?

    Oyun bağımlığının başlıca belirtisi oyun davranışının diğer sosyal hayatının önüne geçiyorsa,

    İnternette gezinme veya oyun oynama isteğini yönetememesi ,

    Zamanı kontrol edememesi,

    Oyun bağımlılığı belirli sürelerde strese girmesi, normalden daha agresif davranması, iletişim kurması, oyun oynamadığı zamanlarda mutsuz olmasını gözlemliyorsanız ve bu durum 6 – 12 ay süresini aşmış ise bağımlılık durumu gerçekleşmeye başlamış olabilir.

    İnternet – Oyun bağımlılığından nasıl kurtulunur?

    Çocuğunuzun dikkati aşırı şekilde oyunda /internette olduğu için öncelikle hekim kontrolünde uzaklaşma sağlanmalı.

    Bedensel ve zihinsel rahatlama tekniklerini hayatın içine dahil edilmelidir.

    Ders, okul hayatında hedefleri hatırlatılmalı uzak kalmış olduğu dönem gözden geçirilerek eksikleri giderilmelidir.

    Mutlu edecek yeni aktiviteler edinmelidir ve kazan-kazan mantığından uzaklaştırılmalıdır.

    Zeka ve strateji uygulamaları ile oyundan sonra oluşacak boşluklar giderilmelidir.

    Aile çocuğun duygusal ihtiyaçlarını gözlemlemeli ve anlatıklarını mutlaka dinlemelidir.

    Yalnızlık duygusundan uzaklaştırılarak kendisini çaresiz hissetmemesi sağlanmalıdır.

    Kendine güvenini ve normal hayatta özsaygısını kazanabilmesi için mutlaka geliştirici uygulamalara dahil olmalıdır.

    İhtiyaç durumunda ulaşabileceği doktor, psikolog veya bir koç olmalıdır. Geçmiş ve gelecek arasındaki boşluğu ancak profesyonel destek alarak atlatabilir.

  • Panik bozukluk nedir? Tanısı nasıldır?

    Panik bozuklukta görülen panik ataklar; bazen agorafobi ile birlikte bazen de agorafobisiz meydana gelebilir. Agorafobi bazen panik atak olmaksızın da meydana gelebilir.

    DSM IV Panik atak tanı ölçütü:

    Aşağıdaki semptomlardan dördünün birden başladığı ve 10 dakika içinde en yüksek düzeyine ulaştığı, ayrı bir yoğun korku ya da rahatsızlık duyma olmasıdır ve 13 fizyolojik ya da bilişsel belirtinin 4’ü olmalıdır:

    1.Çarpıntı, kalp atımlarını duyumsama ya da kalp hızında artma olması

    2.Terleme

    3.Titreme ya da sarsılma

    4.Nefes darlığı ya da boğuluyor gibi olma duyumları

    5.Soluğun kesilmesi

    6.Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkıntı hissi

    7.Bulantı ya da karın ağrısı

    8.Baş dönmesi, sersemlik hissi, düşecekmiş ya da bayılacakmış gibi olma

    9.Derealizasyon (gerçekdışılık duyguları) ya da depersonalizasyon (benliğinden ayrılmış olma)

    10.Kontrolünü kaybetme ya da çıldıracağı korkusu

    11.Ölüm korkusu

    12.Paresteziler (uyuşma ya da karıncalanma duyumları)

    13.Üşüme, ürperme ya da ateş basmaları

    Agorafobi: Beklenmedik bir biçimde ortaya çıkabilecek ya da durumsal olarak yatkınlık gösteren bir panik atağın ya da panik benzeri semptomların çıkması durumunda yardım sağlanamayabileceği ya da kaçmanın zor olabileceği ( ya da sıkıntı doğurabileceği) yerlerde ya da durumlarda bulunmaktan anksiyete duyma. Agorafobik korkular arasında özel birtakım belirli durumlar vardır ki bunlar arasında tek başına evin dışında olma, kalabalık bir ortamda bulunma ya da sırada bekleme, köprü üzerinde olma ve otobüs, tren ya da otomobille geziye çıkma sayılabilir.

    Panik bozukluğun temel belirtisi panik ataklardır ve diğer anksiyete bozukluklarına göre çocuk ve ergende daha nadir olarak görülür. Aslında panik ataklar öncesinde herhangi bir gerçek tehdit ya da tehlike yoktur. Panik atak sırasındaki bulgular bireylerde kalp krizi geçiriyor olma, bayılabileceği, boğulabileceği, boğazının tıkanabileceği ya da yutkunamayabileceği gibi duygu ve düşünceler oluşturduğundan birey ölüm korkusu, çıldırma ya da kontrolünü kaybetme, delireceği gibi korkular yaşayabilir. Panik ataklar beklenmedik şekilde ani oalrak ortaya çıkar, 10 dakika içinde en üst düzeye ulaşır, daha sonra yavaşça azalarak yok olur. Çocuklar bazen belirtilerini dıştan gelen olaylara bağlayabilirler (arkadaşımla kavga ettiğim için kalbim hızlı çarpıyor gibi). Çocuk ve ergenlerde bilişsel belirtiler daha az olarak bildirilir. En sık kalabalık yerlerden kaçınma davranışları bildirilir (sinema, doğum günü kutlamaları gibi).

    Panik atak özellikle geç ergenlik dönemi ve 30’lu yaşlarda ortaya çıkar. Genel olarak yaygınlığı %1.5-3 arasındadır. Panik bozukluğu olan ergen ve erişkinlerin çocukluk döneminde de çeşitli kaygı bozuklukları yaşaması muhtemeldir (ayrılık kaygısı, sosyal kaygı,…). Panik bozukluk kızlarda erkeklere oranla 2-3 kat daha sık olarak ortaya çıkar.

    Panik bozukluğu olan bireylerin ailelerinde de panik bozukluk daha sık olarak görülmektedir. Panik bozukluğu her ne kadar ani olarak ortaya çıksa da araştırmalar başlangıç öncesinde stresli yaşam olaylarının olduğunu göstermiştir. Aile içi stresler, ana-baba ayrılığı, cinsel istismar gibi travmatik yaşantılar öncesinde daha sıktır.

    Panik bozukluğu olan çocuk ergenlerin %90’ında ayrılma anksiyetesi bozukluğu, sosyal fobi, yaygın anksiyete, depresyon gibi ruhsal bozukluklar birlikte bulunmaktadır.

    Tedaviye iyi yanıt vermekle birlikte nüksler ve kronik seyirler çok sık olarak görülür.

  • Çocuğuma Tuvalet Eğitimi Nasıl Verebilirim?

    Çocuğuma Tuvalet Eğitimi Nasıl Verebilirim?

    Anne babaların en çok merak ettiği ve sorduğu sorulardan birisi de çocuklarına tuvalet eğitimini nasıl verecekleridir. Pek çok anne babanın da bildiği gibi, tuvalet eğitimi çocuk gelişiminin önemli aşamalarından biridir. Tuvalet eğitimi birçok anne baba için oldukça kaygı verici bir süreçtir. Tuvalet eğitimindeki ciddi problemlerin birçoğu çok kaygılı anne ve babalardan kaynaklanmaktadır. Çocuğunuza tuvalet alışkanlığı kazandırırken çocuğun fiziksel ve ruhsal olarak tuvalet eğitimine hazır olmasının yanı sıra çocuğunuza karşı olan tutum ve davranışlarınız tuvalet eğitimini etkilemektedir. İlk olarak çocuğunuzun tuvalet eğitimine hazır olup olmadığını gözlemleyin. Başka annelerden farklı şeyler duymuş olabilirsiniz. Ancak her çocuğun bir diğerinden farklı olduğunu unutmayın. Peki çocuğunuzun tuvalet eğitimine hazır olup olmadığını nasıl anlarsınız?

    • Çocuğun ıslak ya da kuru bezinden rahatsız olması,

    • Gündüzleri en az 2 saat kuru kalması,

    • Kakasını gizlenerek yapması ve yaptıktan sonra haber vermesi,

    • Öğlen uykularından kuru kalkması,

    • Söylediğiniz basit şeyleri anlaması ve uyması,

    • Dil gelişiminin kendisini ifade edebilecek düzeyde olması,

    • Tuvaleti geldiğinde bunu mimikleriyle, duruşuyla, işaretlerle veya sözel olarak ifade etmeye başlamışsa çocuğun yeterli kas kontrolünü kazandığı ve tuvalet eğitimine hazır olduğu düşünülebilir.

    Çocuğunuz bu işaretleri gösteriyorsa tuvalet eğitimine başlayabilirsiniz. Ancak bu süreci nasıl yönettiğiniz oldukça önemlidir. Öncelikle tuvalet alışkanlığını kazandırırken çocuğa tuvaleti gösterip ne işe yaradığını, artık bez kullanmayacağınızı, bu sürecin nasıl olacağını anlatabilirsiniz. Kitaplardan ve oyuncaklardan yararlanmanız oldukça faydalı olacaktır. Tuvalet eğitimi verirken belirli bir düzen izlemek çocuğun bu alışkanlığı kazanmasında faydalı olacaktır. Gündüzleri “tuvalet zamanı geldi bir bakalım” diyerek saat başı tuvalete oturmasını sağlayabilirsiniz. Daha sonra tuvalete çıktığı zamanları not alarak diğer günlerde ona göre tuvalete oturtabilirsiniz. Böylelikle hem kendisi hem de siz farkındalık sağlamış olursunuz. Ancak bu süreçte baskıcı ve zorlayıcı olunmaması gerektiğini unutmamalısınız. Sürekli tuvaletin geldi mi diye soru sormaktan kaçınmalısınız. Çünkü bu çocuğun direnç göstermesine sebep olabilir.

    Çocuğunuzun tuvalet eğitimine hazır olduğunu gözlemleseniz bile tuvalet alışkanlığını bir anda kazanmasını beklememelisiniz. Eğitime başlamadan önce ve eğitimi verirken çocuğu hiçbir zaman korkutmamalı, zorlamamalı ve baskıcı olmamalısınız. Çok baskı ve denetleme çocuğunuzun bu dönemde takılı kalmasına, verme ve bırakmayı zorluk olarak görmesinden dolayı cimriliğe, aşırı mükemmeliyetçiliğe, bağımlı kişiliğe, tatmin olmamaya, aşırı titiz bir kişi olmasına neden olabilir. Çocuğunuzun bir birey olduğunu ilk hissettiği bu dönemde doğru yaklaşım çocuğunuzun kendine güvenen bir birey olmasını sağlayacaktır. Unutmamalısınız ki bu süreçte sabırlı ve kararlı olmalısınız. Sizin çocuğa yaklaşımınız ve tutumunuz gelecekteki karakterinin temellerini oluşturacaktır.

    Bu dönemde sıkıntı yaşadığınız bir durum olursa, ihmal etmeden uzman bir kişiden destek almanız faydalı olacaktır.

  • Travma sonrası stres bozukluğu (tssb)

    Gerçek bir ölüm ya da ölüm tehdidi, ağır bir yaralanma ya da kişinin fizik bütünlüğüne, bir tehdit olayını yaşama ya da başka bir kişinin ölümüne ya da ölüm tehdidi altında kalmasına yaralanmasına ya da fizik bütünlüğüne bir tehdit oluşturan bir olaya tanıklık etme ya da ailesinden birinin ya da bir yakınının beklenmedik ölümü ya da şiddete maruz kalarak öldürülmesi, ağır yaralanması, ölüm ya da yaralanma tehdidi altında kaldığını öğrenmesi gibi kişinin doğrudan yaşadığı aşırı travmatik bir stres kaynağının ardından birtakım özgül semptomların gelişmesidir.

    Kişi söz konusu olaya tepki olarak aşırı korku, çaresizlik ya da dehşete düşme, aşırı bir travmayla karşılaşma sonucu ortaya çıkan özgül semptomlar arasında travmatik olayı sürekli olarak yeniden yaşama, travmaya eşlik etmiş olan uyaranlardan sürekli olarak kaçınma, genel tepki gösterme düzeyinde azalma ve artmış uyarılmışlık semptomlarının sürekli bulunması gibi semptomlar vardır. Tanı semptom görünümü en az 1 aydır bulunuyor olmalıdır.

    Çocukluklarda cinsel yönden travmatik olaylar, gerçek bir şiddete başvurma ve yaralanma ya da şiddete başvurma ve yaralanma tehdidi olmayan gelişimsel olarak uygunsuz cinsel yaşantıları kapsayabilir. Travmatik olay çeşitli yollarla yeniden yaşanabilir. Kişi sıklıkla bu olayı elinde olmadan tekrar tekrar anımsar, olayın yeniden yaşandığı sıkıntı veren rüyalar görür. Nadir bazı durumlarda, kişi bir kaç saniyeden bir kaç saate dek, hatta günlerce sürebilen disosiyatif durumlarda olayın bazı öğeleri yeniden yaşayabilir ve kişi o sırada yine o olayı yaşıyormuş gibi davranabilir. Genellikle flashback’ ler olarak nitelenen bu epizodlarlar, tipik olarak kısadır, ama uzamış stres ve artmış uyarılma ile ilintili olabilir.

    Kişi travmaya eşlik eden uyaranlardan sürekli kaçınır. Kişi sıklıkla travmatik olayla ilgili düşüncelerden, duygulardan, konuşmaktan kaçınmak için özel bir çaba içinde olur. Psişik uyuşma ya da duygusal anestezi, olarak adlandırılan, dış dünyaya tepki verme düzeyinde azalma, genellikle travmatik olaydan hemen sonra başlar. Kişi bir geleceği kalmadığı duygusuna kapılabilir.

    Kişide travma öncesinde bulunmayan sürekli anksiyete ya da artmış uyarılmışlık semptomları gelişir.

    Bu semptomlar arasında;

    Travmatik olayın yeniden yaşandığı yineleyen kabus görmelere bağlı olabilen uykuya dalmakta güçlük,

    Hipervijilans,,

    Aşırı irkilme tepkisi gösterme sayılabilir.

    Bazı kişiler irritabilite ya da öfke patlamaları gösterdiklerini ya da düşüncelerini belirli bir konu üzerinde yoğunlaştırmakta ya da işlerini bitirmekte zorluk çektiklerini bildirirler.

    PTSB’ye yatkınlığı arttıran nedenler:

    1-Genetik yüklülük,

    2-Gelişim sorunlarının varlığı,

    3-Psikolojik olgunluğa kavuşamamış olma,

    4-Kültürel beklentiler,

    5-Mental retardasyon,

    6-Ailede psikotik bozukluk ve kişilik bozukluk varlığı,

    7-Negativistik tutum sergileyen yapıya sahip olma,

    8-Çocukluk döneminde fiziksel ve cinsel istismar öyküsü,

    9-Travmanın niteliği, şiddeti, sürekliliği,

    10-Olaya yüklenen anlamlar,

    11-Olay ardından yaşanan olaylar,…

    TSSB’ UNDA BELİRTİ VE BULGULAR

    1.Travmaya normal tepkiler arasında anksiyete, depresyon ve psikosomatik belirtiler vardır.

    2.Duygusal labilite ve olayların rüyalara konu olması sıktır

    3.Travma konusunu sürekli düşünme ve baskılanması arasında sürekli gelgitler yaşanır.

    4.Travmanın ağırlığına göre başa çıkma süresi 2 yıla dek uzayabilir

    Bir travmanın ardından yaşanan süreçler:

    1-Ağıt dönemi:

    Olaya bağlı olarak değişik derecelerde bir yas dönemi yaşanır.

    2-Yadsıma dönemi:

    ilk şokun ardından haftalar, aylar arasında değişen bir süre olay yadsınır. Bu dönemde amneziler, uyku bozuklukları, somatik belirtiler, aşırı hareketlilik, geri çekilme gibi belirtiler vardır.

    3-Dalıcı(intrusive dönem):

    Bu dönemde kişilerde irkilme yanıtının artması, dalıcı düşünceler kurma, değişken duygulanım, süregen aşırı uyanıklık, uyku rüya bozuklukları ortaya çıkar. Yoğun anksiyete ve delirme korkusu olabilir. Olgulara bu durumun geçici olduğu anlatılmalıdır.

    4-işleme fazı:

    Bu dönemde kişi travmanın anlamını, bununla ilgili anılarını düşünür, kaybının yasını tutar, gelecekle ilgili plan yapar.

    5-Tamamlama fazı:

    Tamamlama fazına gelecekle ilgili olumlu planlar yapılması ve eski etkinlikler dönülmesi ile ulaşılmış olur.

    TSSB’UNDA GİDİŞ

    Semptomlar genellikle travmadan sonraki ilk 3 ayda başlarsa da semptomlar başlamadan önce aylar, hatta yıllar geçtiğinde olabilir. Söz konusu bozukluğun semptomları ve yeniden yaşama, kaçınma ve aşırı uyarılmışlık semptomlarındaki baskınlık zamanla değişebilir. Semptomların süresi de değişir, olguların yaklaşık yarısında 3 ay içinde tam düzelme olur, birçoğunda semptomlar travmadan sonra 12 aydan daha uzun sürer. Travmatik olayın şiddeti, süresi ve kişinin olaya yakınlığı böyle bir bozukluk geliştirmeyi belirleyen en önemli etmendir. Postravmatik stres bozukluğunun aktarılmasında kalıtsal bir bileşke olduğuna ilişkin kanıtlar bulunmaktadır. Bunun yanında, 1.derece akrabalarında depresyon öyküsü olması, PTSB geliştirmeye karşı artmış bir duyarlılık ile ilişkilidir.

  • Kendini Tanımak

    Kendini Tanımak

    Çoğu anne babalar çocuklarını sahip oldukları beceri ve yeteneklerle onların en yüksek potansiyele ulaşmalarını isterler. Çocuklarımızın her yönden gelişimleri,ilgi ve yeteneklerinin farkında olan bireyler olmaları onların kendilerine olan güvenleri üzerinde de son derece etkilidir. Bu anlamda çocukların doğuştan sahip oldukları potansiyelleri zorlayarak kendilerini geliştirmeleri onların kendini tanıma becerisine sahip olmaları ile gerçekleşir.

    Kendini tanıma, kişinin kendisi hakkında bazı bilgilerin farkında olması demektir. Bu beceri,kişilik gelişiminde bireyin doğru ‘ben’i  bulması anlamında en önemli etkenlerden biridir. Kendini tanıma becerisinden yoksun bireyler başkalarının onlar için hazırladıkları dünyayı yaşayarak kendisi olma şanslarını kaybederler. İlgi ve yetenek alanlarımızın farkında olmak bizlere doğru kararlar almada en büyük yardımcıdır.

    Çocuklarda kendini tanıma becerisinin gelişiminde anne babaların ve eğitimcilerin ‘bilinçli çabalarının’ rolü büyüktür. Anne babalar, hem çocuklarına sevgilerini gösterme hem de onlara yeni beceriler kazandırma şansına sahip olurlar. Çocuklar kendilerini tam olarak tanıyamazlarsa, sırf büyüklerini memnun etmek amacı ile ‘yalancı’ bir ben geliştirip,kendini keşfetme ilgisini kaybedebilirler ve kendilerini rahat hissetmezler. Bu ‘yalancı benlik’ bireylerde rahatlayamamaya bağlı olarak hırçınlık,öfke,davranış problemleri,madde kötüye kullanımı vs. gibi pek çok psikolojik kökenli soruna yol açabilir. En önemlisi de, kendine güven için hayati önem taşıyan kendisi olma becerisini kaybedebilirler.

    ÇOCUKLARIN KENDİNİ TANIMA BECERİSİ GELİŞTİRMEYE YARDIMCI OLMADA ANNE BABALARA ÖNERİLER:

    • Çocuğunuzla birlikte geçireceğiniz özel zamanlar düzenleyin. Bu özel zamanlar, aile olabileceği gibi bazen de anne-çocuk,baba-çocuk gibi farklı şekillerde de olabilir. Geçireceğiniz özel zamanlar sizin anne baba olarak çocuğunuzu tanımanıza yardımcı olurken,aranızdaki bağında güçlenmesini sağlayacaktır.

    • Çocuğunuzu farklı sosyal aktivitelere katılması için destekleyin (müzk,tiyatro,spor.. ).

    • Çocuklarınız kendileri hakkında konuşurken,onları etkili bir şekilde,gözlerine bakarak,dinlediğinizi gösteren ifadeler kullanarak (seni anlıyorum,……. düşünüyorsun) dinleyin.

    • Farklı konularla ilgili çocuklarınızın görüşlerini alın.

    Örneğin: ‘Bu konuda sen ne düşünüyorsun?’ ‘Senin bu konuda ki görüşün benim için önemli.’

    • Çocuklarınızla ilgili gözlemlerinizi onlarla paylaşın.

    Örneğin:’Elektrikli araçları tamir etmekten sanırım zevk alıyorsun.’ ‘Arkadaşını incitmemek için ne kadar çaba harcadığını görmek beni mutlu ediyor.’

    • Çocuklarınıza seçim yapma hakkı tanıyın. Kendilerini rahatlıkla ortaya koyabilmeleri için,onlara açık uçlu sorular sorun. Örneğin: ‘ En çok hangisini beğendin.’ ‘ Bu filmde en çok ne hoşuna gitti.’

    • Aile içinde karşılıklı saygının hakim olduğu aile akşam toplantıları düzenleyin. Ailenizle ilgili alınacak her karar aile toplantısına konu olabilir. Yapacağınız akşam toplantıları aranızdaki bağı kuvvetlendirir.

    • Çocuklarınızın yaptıkları işler hakkında olumlu tepkiler vererek onların kendilerini daha iyi tanımalarına ve güçlü oldukları anları fark etmelerine yardımcı olun.  

    Örneğin: ‘Yaptığın resmi çok beğendim,renk seçimin çok güzel.’

    • Sadece kuru bir aferin yerine güzel olanı ve başarılan şeyi ifade edin.

    KENDİNİ TANIMA BECERİSİNİN GELİŞİMİNDE EĞİTİMCİLERE ÖNERİLER:

    • Öğrencilerinizin her birine özel zaman ayırın.

    • Öğrencilerinizle birlikte olduğunuz her an onları dikkatle gözlemleyin.

    • Öğrencinize dair gözlemleri onlarla paylaşın.

    • Okul ile ilgili etkinliklerde öğrencilerinizin hangi alanlarda daha güçlü,hangi alanlarda daha gelişime ihtiyaçları olduğunu tespit edin.

    • Her öğrenci için ayrı ayrı gelişim dosyaları hazırlayın.

    • Öğrencilerinizin kendileri hakkında konuşmalarına fırsat verin.

    • Öğrencilerin ders dışı sosyal etkinliklerden hangilerini daha çok tercih ettiklerini takip edin.

    • Yetenekli olduğuna inandığınız öğrencileri yetenekleri doğrultusunda kendilerini geliştirebilecekleri alanlara yönlendirin.

    • Kendi gelişim süreciniz hakkında,anılarınızı,deneyimlerinizi öğrencilerinizle paylaşın. Kendinizi zayıf hissettiğiniz alanlarla ilgili sonradan kişisel çabalarınızla nasıl geliştiğinizi öğrencilerinize anlatın.

  • Çocuk ve ergende şizofreni

    Şizofreni terimi ilk defa Eugen Bleuler (1911) tarafından kullanılmıştır. Şizofreni sosyal ve akademik hayatta ciddi sorunlara yol açtığı için erken tedavi ve destek verilmesi oldukça önemlidir.

    Çocuk ve ergenlik döneminde şizofreni genellikle sinsi (%80-85) başlar. Bozukluk öncesi genellikle tuhaf, eksantrik, çekingen, kaygılı, yalnız çocuklar olarak tanımlanırlar.

    Şizofreni yaygınlığı genel olarak %0.6-1’dir. En sık 20-30 yaşları (20-21 yaşlarında peak yapar) arasında başlangıç gösterir. Şizofreni 18 yaşından önce başlarsa erken başlangıçlı, 13 yaşından önce başlarsa çok erken başlangıçlı olarak adlandırılır. Ancak 13 yaşından önce çıkması çok nadirdir, tüm şizofreni hastalarının %10-15’inin başlangıcı 15 yaşın altındadır.

    Çocuğun yaşı ne kadar büyük ise şizofrenideki bulgular erişkine o kadar çok benzer. Genellikle 6 yaşından önce pozitif psikotik belirtilerin görülmediği kabul edilir. Sanrılar genellikle 6 yaşından sonra, varsanılar ise genellikle 9 yaşından sonra ortaya çıkar. Çocuklardaki psikotik belirtiler genellikle benliğe yabancı değildir. Çocuklar duygularının tümünü kolayca ifade edemedikleri için çocuklardaki sanrılar erişkinlere göre daha basittir. Çocukların yaklaşık olarak %50’sinde sanrı olur ve perseküsyon, somatik uğraşlar, referans fikirler, grandiosite ya da dinsel nitelik taşır. Çocuklardaki varsanıların çoğu (yaklaşık olarak %80’i) işitseldir. Genellikle suçlayıcı ya da emir verici, karşılıklı konuşma, çocukla ilgili yorum içeren seslerdir.

    Erkeklerde kızlara göre 1.5-2 kat daha sık görülür.

    Şizofreninin 5 tipi vardır:

    1.Paranoid tip

    2.Dezorganize tip

    3.Katatonik tip

    4.Rezidüel tip

    5.Farkılaşmamış tip

    Çocuklarda genellikle paranoid ve ayrışmamış (farklılaşmamış) tip görülür.

    Şizofreni için belirlenen farklı tanı ölçütleri vardır.

    DSM-IV-TR tanı ölçütlerine göre şizofreni:

    A-Karakteristik Semptomlar: Bir aylık bir süre boyunca 5 tanı ölçütünden en az 2 tane veya daha fazlasının devam etmesi (Bizar sanrı var ise 1 semptom yeterli; varsanılar kişinin düşünce ve davranışları üzerine konuşan sesler var ise 1 semptom yeterli )

    1- Sanrı,

    2- Varsanı,

    3- Dezorganize ya da enkoheran konuşma,

    4- Dezorganize ya da katatonik davranış,

    5- Negatif semptomlar (afekt sığlığı, konuşma fakirliği, apati),

    B- Toplumsal/Mesleki işlev bozukluğu olmalı

    C- Belirtiler en az 6 ay sürmeli (6 ayın en az 1 ayı A tanı ölçütlerini kapsamalı)

    Schneider şizofreni tanı ölçütleri

    1.İşitsel varsanılar (kendi düşüncelerinin işitilebilmesi, tartışan ve kendisi hakkında yorum yapan sesler)

    2.Bedensel edilgenlik (bedeninin dış güçler tarafından etkilenmesi)

    3.Düşünce bozuklukları (düşünce çalınması, sokulması, okunması, yayınlanması)

    4.Sanrısal algılama (sanrılara bağlı algı bozuklukları)

    5.Davranışlarının başkalarının etkisi altında olduğu duygusu.

    ŞİZOFRENİ BOZUKLUĞUNDA İYİ/KÖTÜ GİDİŞİ GÖSTEREN KRİTERLER:

    1.Geç başlangıç iyi gidişi gösterir. Özellikle 12 yaş altındaki başlangıçlarda gidişat daha kötü ve kronik seyreder.

    2.Akut ve ani başlangıç gizli ve yavaş başlangıca göre daha iyi gidişatı gösterir.

    3.Başlangıçta belirgin bir stres faktörü var ise iyi gidişatı gösterir.

    4.Bozukluk öncesi sosyal, toplumsal, akademik uyum ne kadar iyi ise gidişat da o kadar iyi olur.

    5.Birlikte depresyon, OKB gibi ek bir ruhsal bozukluğun olması kötü gidişatı gösterir.

    6.İyi bir çevre, aile, eğitim desteğinin olması iyi gidişatı gösterir.

    7.Hastada pozitif semptomların olması (sanrı, varsanı, …) iyi gidişatı gösterir.

    8. Erken tanı konulma ve erken tedavi yaklaşımı iyi gidişatı gösterir.

    9.Ailede şizofreni, duygudurum bozuklukları gibi ruhsal bozukluk öyküsünün olması kötü gidişatı gösterir.

    10. Hastalığın başlangıcından sonraki 3 yıl içinde iyileşmenin olmaması ve klinik bulgularda alevlenmelerin olması kötü gidişi gösterir.

    AYIRICI TANI

    1.Yaygın gelişimsel bozukluklar (otizm, asperger sendromu,…)

    2.Kişilik bozuklukları (şizotipal, borderline, şizoid, paranoid)

    3.Şizofreniform bozukluk

    4.Kısa psikotik bozukluk

    5.Duygudurum bozuklukları

    6.Organik sendromlar,…

  • Neden Evlenince Eşim Değişti?

    Neden Evlenince Eşim Değişti?

    İnsan yaşamındaki ilk doğum anne rahminden çıkmak ise ikinci doğumumuz da tıpkı ilk doğum gibi yeni bir yaşama merhaba dediğimiz “Evlilik ” yaşantısıdır. 
    Eşinizle uzun bir flört döneminden sonra evlenmiş olsanız bile aynı çatının altında yaşamaya başladıktan sonra her iki tarafın da birbirini şaşırtan tutum ve davranışları ortaya çıkar. Bu süreç genelde ” evlendiğim insan çok değişti ” ya da “sen artik benim tanıdığım kişi değilsin ” ya da ” sen farklı biri oldun..” vb  benzer cümlelerle tanımlanır. 
    Evlilik sizi iki kişi olmaktan çıkartır, ailelerin, akrabaların da dahil olduğu sosyal bir bütünün parçası konumuna  sokar ve bir sistemin içine alır. Yani evlilik sistemik bir olgudur. Her iki tarafın da birbirini etkilediği bir döngü gibidir. 
    Yaşamımızdaki yakın ilişkiyi deneyimlediğimiz ilk ilişki örüntüleri anne, baba ve kardeşlerimizle kurduğumuz ilişkilerdir. Erişkinlik dönemine geldiğimizde, çocuklukta kurduğumuz ilk ilişkilere benzeyen tek yakin ilişki ise “Evlilik ilişkisidir”.  Evlilik bağının kurulmasının ardından bireyler orjinal ailelerindeki ebeveyn ve kardeş ilişkilerinin benzerlerini evlendiği kişiyle kurmaya çalışır. Çünkü beynimiz alışkanlıklarına bağlıdır ve yaşadıkları arasında  benzerlikler kurmayı sever. Evlenen kişiler orjinal ailelerindeki ilişkilerinde yaşadığı, ancak bilinç dışına atip unuttuğu ve  evleninceye  kadar farkında olmadığı  ilişki problemlerini kendi evlilik ilişkisinde yeniden canlandırır. Aslında bilinç dışının yaklaşımı olan bu tutumun amacı kendimizi bir diğer ilişki içinde iyileştirmek ve yaralarımızı onarmaktir. Ne var ki.. sonuç ciddi evlilik problemlerine dönüşür.. 
    Özellikle de bebek sahibi olmak, maddi sıkıntılar, iş kaybı, ailelerden yeterince destek görememek, aileler arasi çatışmalar ya da aile büyüklerinden birinin vefatı gibi yaşamı etkileyen önemli olaylar sonrasında evlilikteki ilişki sorunları daha fazla tetiklenir. 
    Böyle durumlarda çiftlerin hem kendilerini hem eşlerini ve aralarındaki ilişkiyi anlayabilmeleri giderek güçleşir.. Her evliliğin böyle zor dönemlerden geçmesi neredeyse kaçınılmazdır. Böyle dönemlerde çiftlerin ilişkilerine dair kaygıları giderek artar ve önlerindeki seçenekleri göremez hale gelirler. Çoğu zaman boşanmanın tek seçim yolu olduğu düşünülür. Oysa çözüm için başka seçenekler de vardır. Zorlu dönemlerde geçerken çiftlerin, farklı  seçenekleri de görebilmeleri, içinde bulundukları durumu ve birbirlerini anlayabilmeleri  için profesyonel bir evlilik terapisi almaları en akilci seçenektir.

  • Çocuklarda tik bozuklukları

    Tikler ani, tekrarlayıcı, ritmik olmayan, basmakalıp hareket, mimik ya da ses çıkarma davranışlarıdır. Tikler çocukluk çağının en sık görülen hareket bozukluğudur. Okul çağı çocuklarında motor ve/veya vokal tik görülme oranı %5-20 arasında değişmektedir. Motor tikler genellikle 3-8 yaşlarında (2-18 yaş) göz kırpmalar ya da diğer yüz tikleri şeklinde ortaya çıkar. Motor tikler genellikle yüz, baş ve boyun bölgesinde yerleşmiştir. Vokal tikler genellikle motor tiklerden birkaç yıl sonra (ortalama 9-10 yaşlarında) burun çekme ya da boğaz temizleme atakları şeklinde ortaya çıkarlar. Tiklerin tanım olarak 18 yaşından önce başlamış olması kabul edilmektedir.

    Motor ve vokal tikler genellikle kaygı, gerginlik, heyecan, stres, bazı ilaçların kullanımı, enfeksiyonlar, sıcak hava ve yorgunluk… ile artarken, uyku sırasında, sevilen bir işe yoğunlaşıldığında ya da kişinin kendini rahatlamış hissettiği durumlarda… azalır ve/veya kaybolurlar. Yoğun emosyonel uyarılmalar ve heyecan yaratan olaylar, okulun başlaması, doğum günleri, yaklaşan tatiller gibi durumlarda da tiklerin yoğunluğu ve şiddeti artabilir. Tiklerin dalgalı seyri genellikle 10-12 yaşlarında en hızlı düzeydedir. Bu düzey ergenlik dönemi sonrasında 20’li yaşlarla birlikte azalma gösterir. Gidişi kötüleştiren etkenler arasında birlikte görülen gelişimsel ve ruhsal bozukluklar, zayıf aile desteği, kokain gibi madde kullanımı, kronik hastalıklar,… sayılabilir.

    Gelip geçici tik bozukluğu

    Tekil ya da çoğul motor ve/veya vokal tikler en az dört hafta süreyle hemen hergün günde birçok kez ortaya çıkar ve bu tikler bir yıldan daha uzun süre devam etmez.

    Kronik vokal ya da motor tik bozukluğu

    Tekil ya da çoğul motor ve/veya vokal tikler bir yıldan uzun süredir devam etmekte, ardışık 3 aydan daha uzun süre tiklerin olmadığı dönem bulunmamaktadır.

    Tourette Sendromu (TS)

    Bir yıldan daha uzun bir dönem boyunca çoğul motor ve bir ya da birden fazla vokal tikin bulunması, ardışık 3 aydan daha uzun süre tiklerin olmadığı dönemin bulunmaması olarak tanımlanmaktadır. Erkeklerde kızlardan daha sık (3-4/1) görülmektedir. Başlangıç yaşı ortalama 6-7’dir.

    Başlangıçta hastaların yaklaşık olarak %80’inde motor tik, %20’sinde vokal tik vardır. En sık görülen başlangıç tikleri göz ve diğer baş ve boyun motor tikleridir. Vokal tikler, genellikle motor tiklerden bir-iki yıl sonra ortaya çıkar. TS’de vokal tik olarak görülebilen koprolali (küfürlü konuşma) ortama 13-14 yaşlarında başlar. TS’de ekolali (duyulan ses ve sözcüklerin taklidi), ekopraksi (başkalarının hareketlerinin taklit edilmesi), kopropraksi (istem dışı, açık saçık hareket ve işaretler yapma), palilali (kendisinin söylediği son hece veya kelimenin taklidi) de nadiren karmaşık vokal tikler olarak görülebilmektedir.

    TS ile birlikte %50-90 sıklığında karşıt olma karşı gelme bozukluğu, davranım bozukluğu, obsesif kompulsif bozukluk ve/veya dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu görülür. Özel öğrenme güçlüğü de TS olgularının %15-25’inde birlikte görülebilir.

  • Farklılıklarımızı Kabullenmek

    Farklılıklarımızı Kabullenmek

    Artık yağmurda ıslanmayacaksınız; çünkü her biriniz diğeriniz için sığınak olacaksınız.

    Artık hiç üşümeyeceksiniz; çünkü her biriniz diğeriniz için sıcaklık olacaksınız.

    Artık hiç yalnızlık çekmeyeceksiniz; çünkü her biriniz diğerine yoldaş olacaksınız.

    Artık bir bedensiniz; çünkü önünüzde tek hayat var.

    Şimdi yuvanıza gidin, birlikteliğinize şahit olacak günlere başlayın.

                 Yukarıda ki bu küçük metin Kızılderili bir kabilenin evlilik yeminidir.

    Evlilikler bu güzel niyetlerle, umutlarla ve güvenle kurulur.

    Günümüzde evlilik ya da evlenmek, gözümüzde büyüyen, masraflı, sorumlulukları ağır, bağlayıcı, kısıtlayıcı bir kurum gibi görünmeye başladı.

    Bu, belki gevşeyen sosyal ilişkilerimizle ilgili olarak evliliğe fazlaca anlam yüklemekten ya da eşlerle ilgili beklentilerimizin yükselmesinden dolayıdır. Belki de aile içi iletişim becerilerimizde bir zayıflama ve buna bağlı ortaya çıkan stres faktörleriyle başa çıkmakta zorlanmamızla ilgilidir.

    Her birimizin çocukluktan beri getirdiğimiz iletişim tarzımız vardır. Sözel ve sözel olmayan iletişim biçimlerimiz birazda bizi biz yapan ögelerdir. Evlilik esnasında bu ögelerde bol miktarda farlılıklar oluğu anlaşılır

    İşte bu noktada bu farlılıkları ortadan kaldırma çabası , ilk günden itibaren görev olarak algılanır. Yanlış tam da buradadır. Biz eşimizle böyle özelliklere sahip olduğu için evlenmişken, şimdi neden onu değiştirme çabasına gireriz? Bu farklar ilişkiyi renkli ve dinamik tutarken neden onları silmeye yok etmeye çalışırız? Farlarımızı kabul etmek yenilmek değildir. Farklarımızı kabul etmek, birbirimize inanmak, güvenmek ve birlikte yürümek için el ele vermek, renkli ve yeniliklerle dolu bir dünya oluşturmaktır.

  • Zeka geriliği (mental retardasyon) (mr)

    Zeka geriliği; güncel kullanımlarda; zihinsel gelişme geriliği, zeka yetersizliği, zeka özrü, normal altı zeka, oligofreni, gelişimsel engellilik, gelişimsel gecikme olarak da adlandırılır.

    Zeka geriliği, klinik muayene bulgularına göre ya da yapılan IQ (zeka testi) testine göre zeka düzeyinin 70 ya da altında olması olarak tanımlanabilir. Zeka geriliği sıklığı, çeşitli toplumlarda %2-3 olarak verilmektedir. Erkeklerde daha sıktır. Zeka geriliği olan çocuklar genellikle konuşmada gecikme yakınması ile getirilirler. MR olan bireylerin %10’unda ciddi düzeyde ek psikiyatrik bozukluk bulunur. Zeka düzeyi düştükçe birlikte bulunan organik bozukluk ve epilepsi riski artmaktadır.

    Zeka düzeyleri

    Hafif düzeyde MR

    IQ düzeyi 50-55 ile yaklaşık 70 arası.

    Orta derecede MR

    IQ düzeyi 35-40 ile 50-55 arası

    Ağır derecede MR

    IQ düzeyi 20-25 ile 35-40 arası

    İleri derecede ağır MR

    IQ düzeyi 20-25’in altında

    MR, şiddeti belirlenmemiş

    IQ testleri ile düzey ölçülemez, ancak MR olduğuna dair güçlü kanıt var

    Nedenler

    MR’un pek çok nedeni bulunmaktadır. Doğum öncesi döneme ait (prenatal nedenler) %50-55’ini, Perinatal nedenler (doğum sürecine bağlı) %10-15’ini, Postnatal nedenler (doğum sonrası nedenler) %8-10’unu oluşturur.

    Prenatal Nedenler

    Genetik bozukluklar: Down sendromu, tuberoskleroz, frajil X sendromu, fenilketonüri, prader willi sendromu, Angelman sendromu, amimoasit metabozlizma bozuklukları,…-Annenin geçirdiği enfeksiyonlar: CMV, HIV, toksoplazma, HSV…
    -Toksinler: Sigara, alkol, bağımlılık yapıcı diğer maddelerin kullanımı,…
    -Plasental yetmezlik, gebelik toksemisi, annedeki metabolik bozukluklar (hipotroidi, şeker hastalığı…),…

    Perinatal nedenler:

    -Enfeksiyonlar (ensefalit, menenjit,…)
    -Doğum sürecine bağlı asfiksi
    -Hiperbilirubinemi
    -Havaleler…

    Postnatal nedenler:

    -Enfeksiyonlar (ensefalit, menenjit)
    -Toksinler (kurşun, civa,…)
    -Psikososyal yoksunluk
    -Sinir sistemi travmaları
    -Sinir sistemi tümörleri
    -Metabolik hastalıklar,…

    IQ değeri 50-70 aralığında olanlar ‘eğitilebilir’, 50’nin altında olanlar ‘öğretilebilir’ kabul edilmektedir.

    Eğitilebilir terimi, çocukların okuma, yazma, matematik gibi temel akademik becerileri öğrenebileceklerini açıklamaktadır. Zeka geriliklerinin %85’i bu gruptadır (hafif düzeyde MR). Genellikle okula başlamadan önce zihinsel yetersizlikleri anne-baba veya çevre tarafından fark edilmez. Genellikle motor gelişimleri normaldir, bir miktar konuşma gecikmesi görülebilir. Günlük hayattaki çoğu gereksinimlerini kendileri karşılarlar. Büyük kısmı ilköğretimi destekle tamamlar. Çoğunlukla erişkin hayatlarında kendi başlarına yaşayabilirler. Hafif düzeydeki MR olan olgular ilköğretim 6. sınıf düzeyinde akademik başarı elde edebilirler.

    Öğretilebilir terimi, temel akademik becerilerde eğitilemezler ancak günlük yaşamın gerektirdiği sosyal uyum, pratik iletişim ve özbakım becerileri öğretilebilir. Zeka geriliklerinin %10’u orta düzeyde zeka geriliğidir. Anlama ve dil yetisi, kendine bakma işlevleri ve motor becerilerde gerilikler vardır. Orta düzeyde MR olan olguların bazıları ilkokul 1. sınıf düzeyine ulaşabilir, ancak eğitimleri genellikle günlük yaşam becerileri ve özbakımın sağlanması ile sınırlıdır.

    Ağır, ileri derecede ağır ve zeka düzeyi belirlenemeyen olguların sürekli gözetim altında tutulmaları gerekir ve her türlü bakımları diğer kişiler tarafından saptanmalıdır. Bu gruptaki çocuklara çok erken yaşlarda tanı konulur, belirgin motor gerilikleri vardır ve konuşma yetilerini ya geç ya da çok az kazanırlar ya da kazanamazlar.

    Mental retardasyonu olan çocukların eğitim ve öğretiminde birlikte bulunan sebepler de önemli yer almaktadır. Bazı bozukluklar kronik ve progresif (gittikçe kötüleşebilen) gidiş gösterir. Bu durumlarda da çocukların kazanabileceği becerilerde sınırlılıklar ortaya çıkar.

    Gidiş
    Mental retardasyon terimi damgalayıcı olsa da her zaman yaşam boyu sürmeyebilir. Çocuklardaki MR’nin şiddeti, birlikte başka bir organik bozukluğun olup olmaması, zamanında ve uygun özel/genel eğitimlerin sağlanabilmesi, ek psikiyatrik bozuklukların (otizm gibi) bulunup bulunmaması gibi faktörler gidişatta belirleyici olabilir. Özellikle okul öncesi dönemde başlanan ve zihinsel yeteneklerin çeşitli alanlarını içeren eğitim, sorunları çözebilme, soyut düşünebilme, akademik olarak ilerleme sağlamada etkin olabilir.