Blog

  • Çocuklarda Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu

    Çocuklarda Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu’nun (DEHB) temel özelliği, kalıcı ve sürekli olan dikkat süresinin kısalığı, engellemeye yönelik denetim eksikliği nedeniyle davranışlarda ya da bilişte ortaya çıkan ataklık ve huzursuzluktur.

    Bunun sonucu olarak çocukta gelişimsel olarak aşağıdaki 3 temel sorun ortaya çıkmaktadır:

    1. Kısa dikkat süresi

    2. Yetersiz dürtü kontrolü

    3. Aşırı hareketlilik

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu aşırı hareketlilik, dikkat sorunları ve istekleri erteleyememe belirtileriyle ortaya çıkan bir psikolojik bozukluktur. Bir çocukta Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu var denilebilmesi için akranlarıyla kıyaslama doğrudur. Eğer akranlarıyla karşılaştırıldığında hareketlilik ve dikkat dağınıklığı çok fazlaysa, oyun oynamasına ve akranlarıyla sağlıklı ilişkiler kurmasına engel oluyorsa Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu’ndan söz edilebilir.

    Aileler yardım için gerekli yerlere baş vurduğunda Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olan ve özellikle aşırı hareketlilik belirtileri ön planda olan çocuklarını “düz duvara tırmanır”, “onu bir yerde zapt etmek imkansız”, “”ele avuca sığmaz”, “beş dakikadan fazla yerinde oturmaz”, “oyun oynarken daldan dala konar” gibi sözlerle anlatırlar.

    Belirtileri:

    -Aşırı Hareketlilik ve Dürtüsellik Belirtileri:

    1. Çoğu zaman elleri, ayakları kıpır kıpırdır ya da oturduğu yerde kıpırdanıp durur.

    2. Çoğu zaman oturması beklenen durumlarda oturduğu yerden kalkar.

    3. Çoğu zaman uygunsuz olan durumlarda koşuşturup durur ya da tırmanır.

    4. Çoğu zaman sakin bir biçimde,boş zamanları geçirme etkinliklerine katılma ya da oyun oynama zorluğu vardır.

    5. Çoğu zaman hareket halindedir ya da motor tarafından sürülüyormuş gibi davranı.

    6. Çoğu zaman çok konuşur.

    7. Çoğu zaman sorulan soruların soru tamamlanmadan önce cevabını yapıştırır.

    8. Çoğu zaman sırasını beklememe güçlüğü vardır.

    9. Çoğu zaman başkalarının sözünü keser ya da yaptıklarının arasına girer.

    10. Aşırı hareketlilik veya kıvranma

    11. Yerinde oturmada güçlük

    12. Dikkatin kolay dağılması

    13. Sıklıkla bir şeyler kaybetme

    14. Kuralları takip etmede güçlük

    15. Sessizce oynamada güçlük

    16. Oyunlarda sırasını beklemekte güçlük

    17. Bir aktiviteden diğer aktiviteye kayma

    18. Sıklıkla tehlikeli aktivitelerle uğraşma

                 Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olan bazı çocukların annelerine,çocuğunda belirtilerin ne zaman  başladığı sorulduğunda alınan cevap çok ilginçtir. Anneler daha hamileyken diğer çocuklarından daha hareketli olduğunu hissettiklerine belirtmektedirler. Çoğu anne-baba ise çocuklarının farklı olduğunu bebeklik döneminde ve erken çocuklukta algılarlar. Emekleme döneminde bile bu çocukların bir taraftan diğer tarafa ,bir oyuncaktan diğerine atladıkları ve kucağa alınmaktan,kucağa alınsa bile kucağında olduğu kişinin durmasından hoşlanmadıkları gözlenmektedir.

    Sıklık:

                 Kızlarda ve erkeklerde görülme sıklığı farklılık gösterir. Erkeklerin kızlardan 4-8 kat daha yüksek oranda Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olma olasılığı bulunmaktadır. Ayrıca erkeklerde aşırı hareketlilik, yıkıcı davranışlarda bulunma, dürtüsellik (istekleri erteleyememe) belirtileri gösteren tip fazlayken,kızlarda daha çok dikkatsizlik belirtileri gösteren tipin fazla olduğu bilinmektedir.

                 Tüm toplumlarda ortalama %3-5 sıklıkta görülmektedir. Yani ortalama olarak her 30-50 çocuktan birinin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olduğu düşünülmektedir.

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu’nun Nedenleri:

    .       Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu’nun oluşumundan tek bir etkenin sorumlu olmadığı, biyolojik, yapısal ve çevresel bir çok etkenin bir araya gelmesiyle oluştuğu görülmektedir.

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu’na Eşlik Eden Sorunlar:

                 Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olan çocukların büyük bir bölümü bu bozukluğun belirtilerinin yanı sıra diğer birçok alanda sorunlar yaşamaktadırlar. Bunlar arasında en  “Öğrenme Bozuklukları” gibi okul başarısını düşüren etkenler “Karşıt Olma Karşı Gelme Bozukluğu” gibi çocuğun topluma uyumunu zorlaştıran ve “Depresyon ve Kaygı Bozuklukları” gibi önemli psikolojik sorunlarla karşılaşılmaktadır.

    D.E.H.B. OLAN ÇOCUKLARIN AİLELERİNE ÖNERİLER

        Çocuğunuzu olduğu gibi kabul edin; anne-baba olarak birbirinizi suçlamayın. Ayrıca çocuğunuzu, aileye verilmiş bir ceza olarak görüp onu da suçlamayın.

        Tanının, çocuk psikiyatristi tarafından konulması ve tedaviye başlanması gerektiğini unutmayın.

        Bu çocukların tedavilerinin uzun bir zaman dilimini kapsayacağını bilin.

        Uygulanacaksa ilaç tedavisinin ne kadar devam edeceği çocuk psikiyatristi tarafından belirlenir. Doktorun önerilerini uygulamak önemlidir. Çocukta tedavi sürecinde hiçbir değişiklik yoksa, doktoruna bu durumu mutlaka bildirin.

        Doktor +Aile +Öğretmen işbirliği ile sorunun üstesinden gelinebileceğini unutmayın.

        Çocuğunuzu, başka çocuklarla kıyaslamayın. Bu,olumsuz davranışı düzeltmeyeceği gibi ona olan sevginiz konusunda şüphe yaratacaktır.

        Bu çocuklar ilgi duydukları konuya yoğunlaşmakta güçlük çekmezler. Bu nedenle evde yapacağınız çalışmaları oyun haline getirin.   Örneğin; Labirent, bulmaca, çizgi çalışmaları yaptırın. Belirli resimleri, şekilleri makasla kesip çıkarmasını, sonra başka yere yapıştırmasını sağlayın. Aynı resimleri eşlemesini öğretin. Delikli boncukları ya da düdük makarna vb. ipe dizmesini sağlayın. Hamur ya da çamur ile çalıştırın; avuç içinde yuvarlak yapmasını, daha sonra kendi dilediği şekilleri yapmasını sağlayın. Boyanmış olan örneklere baktırarak benzerlerini boyattırın. Lego ve Puzzle türü oyuncaklarla oynamasını sağlayın. Yarım vidalanmış vidayı sıktırmak, çekiçle çivi çaktırmak gibi çalışmalar yatırın.

        Ufak öbekler halinde dökülen mercimek ya da pirinç tanelerini toplamasını isteyin. Eldiven giydirip çıkartma, fermuar açtırıp-kapatma, sıkı kavanoz kapağı açtırıp-kapattırma uygulamaları yaptırın.

        “Çok dikkatsizsin “, “Sana kırk kere söyledim, hala dikkat etmiyorsun”, “Önüne bak” gibi cümleler çocukta yetersizlik ve becerisizlik duygularını pekiştirir.

        Göz teması kurarak konuşun.

        Ayrıntılı ve uzun açıklamalı konuşmalardan kaçının; açık ve kısa yönergeler verin.

        İşin ya da konunun tamamını öğretmek yerine basamak basamak öğretmeye çalışın.

        Okul ödevlerini, öğretmenden hergün gidip bizzat alın.

        Okul ödevlerinde; çalışma sürelerini kısaltın ve sık ara verin. Araların kısa olmasına (örneğin;10 dk. kadar ) dikkat edin.

        Öğrettiğiniz herşeyi çok sık tekrarlayın ve alışkanlık haline gelmesini sağlayın.

        Yanlış yaptığında ;azarlamayın, aşırı tepki göstermeyin. “Hayır, yanlış davranış!” komutunu verin.

        Kurallar koyun ve kuralların uygulanmasında tavizkar olmayın.(Yapılmasını istediğiniz ve istemediğiniz davranışları açık olarak çocuğa bildirin. Okuma-yazma biliyorsa bunları tek tek yazarak odasının belli yerlerine asın.)

        Olumlu yönlerinin görülmesine, sevilmeye ve diğer çocuklardan daha fazla ödüllendirilmeye ihtiyaçları vardır. Olumlu davranışlarını fark edin ve ödüllendirin. D.E.H.B.li çocuklar sabırsız olduklarından işi yaptıktan hemen sonra onay beklerler. Örneğin; çocuğunuz başka şeylerle ilgilenmeden 10 dk. boyunca ödeviyle ilgilendiyse, ödüllendirmek için akşam yemeğini beklemeyin.          

        Ders çalışma ortamında uyarıcıların olmamasına, aydınlatma ve ısı düzeninin iyi ayarlanmış olmasına, dikkat edin. Çalışma masasının sadece çalışma için kullanılmasına; yemek yeme, oyun oynama vb. etkinliklerde kullanılmamasına dikkat edin.

        Kullandıkları araçları gereçleri kötü kullandıkları ve sık kaybettikleri zaman, yenisini almak yerine, kendi harçlığından para biriktirerek yenisine kavuşmasını sağlayın.

        Sportif yada sosyal faaliyetlere yönlendirin.

        Çocuğunuzu arkadaş edinebileceği yerlere götürün, arkadaşlık kurup oynamasına yardımcı olun.

        Çarşı-pazar gibi toplu yerlere götürün, dış çevre ile iletişimini geliştirmesini sağlayın.

        Ev dışı ortamlarda çevre ile ilgili bilgiler verin.(Trafik işaretleri, binalar, mağazalar vb.)”Gördün mü ,bak! “ diye sorun.

        TV.,bilgisayar ve video oyunları sınırlanmalıdır. İlköğretim çağındaki çocukların en çok  bir buçuk saat vakit geçirmeleri yeterlidir.

        Çalışmalarınızda sabırlı, anlayışlı, sevecen, kararlı ve tutarlı bir tavır sergileyin.

        Çocuğunuza güven verip, bazı etkinlikleri başarabileceğine inanmasını sağlayın.

        Ailenin tüm bireylerinin bu sürece katılması, aşırı disiplin ve aşırı hoşgörüden uzak, çocuğun gereksinimlerine duyarlı ve tutarlı olması çok önemlidir.

        Öğretmen seçiminde; tercih erkek öğretmenden yana kullanılırsa, daha başarılı sonuçlar alınmaktadır. Bunun nedenin erkek öğretmenin, otoriteyi temsil etme özelliğinin daha belirgin olmasından kaynaklandığı düşünülebilir.

    D.E.H.B.OLAN ÇOCUKLARIN ÖĞRETMENLERİNE ÖNERİLER

    Hiperaktivite teşhisi tıbbi bir teşhistir ve yalnızca alanlarında uzmanlaşmış çocuk psikiyatristleri tarafından konur. Hiperaktivite genellikle başa çıkılabilen bir durumdur. Tedavi aile ve öğretmenin katılımı ve profesyonel kişilerin ( çocuk psikiyatristi, psikolog, psikolojik danışman vb.) koordinasyonu ile gerçekleşir. Tedavi için altın dönem okul öncesi ve okul çağının ilk yıllarıdır. Tedavi çocuğun öğrenme uyumunu zorlaştıran yapısal ve çevresel etkenlerin ortadan kaldırılması ya da etkisizleştirilmesinden ibarettir. Doktor tarafından çocuğa verilen ilacın hayatı kolaylaştırmak ve sorunlu dönemlerini hızla aşmak için bir araç olduğu ve geçici süre ile sınırlı olduğu düşünülmelidir.(Ağrı kesici,ateş düşürücü ilaçların kullanım amacı gibi)İlacın etkisi ilk 30 dk.sonrasında kendini göstermeye başlar, genellikle 3.saatin sonuna doğru hafifler ve 4.,5.saatlerde sıfırlanır. İlaç, ders başarısını tek başına artıran bir unsur değildir. Ama önemli bir yardımcı olarak düşünülebilir. Öğretmen; hiperaktif çocuğun davranışlarındaki değişiklikler ile ilgili aile ve doktoruna geri bildirimlerde bulunmalıdır.

        Her çocuğun ihtiyaçları farklı olacaktır. Bu farklılık gözetilerek ihtiyaçların karşılanması gerekir. Yani sınıftaki bütün çocuklara eşit davranmak demek, hepsine aynı davranışı göstermek değildir. Sınıftaki, her çocuğun bireysel ihtiyaçlarını gözeterek davranın.

        Adı çıkan çocuklar, imajlarını bir türlü değiştiremedikleri için sınıfta hedef tahtası olma tehlikesi ile karşı karşıyadır. Bu duruma meydan vermeyin.

        Diğer çocukların belli etmeden yaptıklarını; apaçık yaptıklarından çabalarına kimseyi inandıramazlar. Farkında olmadan bu tuzağa düşmeyin, aynı davranışı gösteren başka çocuklara daha hoşgörülü yaklaşmayın.

        Öğrencilere uymaları gerekli kurallar ve kendilerinden beklenen davranışları açık olarak anlatın, sınıfta yapılabilecek ve yapılamayacak hareketlerin neler olduğunu öğretin. Sınıf tamamen sessizleşmeden yönerge vermeyin. Talimat verirken;

        -Canlı, açık bir dil kullanın, kısa konuşun.

        -Her seferinde tek talimat verin.

        -Konuşurken, göz teması kurun.

        Mümkünse, yapılmasını istediğiniz davranışı gösterin. Zaman zaman çocuğun talimatı anlayıp anlamadığını denetleyin ve gerekiyorsa talimatı tekrarlayın.

        Kurallara uymanın ve uymamanın sonuçları ile istenilen biçimde davranmanın ve davranmamanın doğuracağı sonuçların neler olacağını belirleyip, öğrencilere anlatıp, sıkça tekrarlayın.

        Sınıf kurallarının daha iyi benimsenmesi için, kuralların öğrenciler tarafından tartışılmasına, karara bağlanmasına ve yazılmasına fırsat verin. Örneğin;

        -Sınıfa çalışmak için gelin.

        -Ellerinizle, ayaklarınızla ve eşyalarınızla, başkasını rahatsız etmeyin.

        -Sınıf arkadaşlarınıza karşı nazik olun.

        -Kurallara uyun.

        -Dikkatinizi toplayın.

        -Çalışırken sessiz olun vb. talimatlar sınıfın belirgin bir yerine yazılabilir.

        Konulan kuralların gerekçelerini örneklerle açıklayıp, sınıfta tartışın.

        Çalışmalarınızda, anlayışlı, sabırlı, esnek, sevecen ve tutarlı olmaya çalışın.

        Sorunları yaşamadan önce önlemeye çalışın.

        Tutarlı ve önceden hazırlanmış bir programa göre davranın.

        Öğrenciye önceden tahmin edebileceği biçimde davranın.

        Öğrencinize tek başına tamamlayabileceği kadar iş verin.

        Öğrencinin dikkatli ve iyi odaklanabilen, öğrencilerin arasına oturmasını sağlayın.

        Sınıf içinde öğretmenle sürekli temas kurabileceği ve dikkatini dağıtmayı engelleyecek bir yerde yani en ön ve pencereden uzak bir sırada oturmasını sağlayın.

        Gerektiğinde fiziksel temas yoluna başvurun. Örneğin; omzuna ya da sırtına dokunun.

        Her öğrenciye eşit söz vermeyi sağlamak için; öğrencinin isminin üstüne yazılı olduğu bir deste kart kullanın, kartlardan rastgele bir isim çekin ve kartı tekrar desteğe katın.

        Ödevlerini küçük parçalara ayırarak basamaklar halinde ve neden-sonuç ilişkisi ile verin.

        Ders anlatırken olabildiğince görsel, işitsel ve hareketli araçlar kullanın. Mümkünse bu araçların kurulması ve kullanılmasında ondan yardım alın.

        Çocuk derste olmadığı bir zaman, diğer öğrencilere, D.E.H.B. olan öğrenci ile ilgili olarak; zaman zaman dikkatini toplamakta güçlük çektiğini ancak yardımsever ve iyi niyetli olduğunu kendilerin de onu aralarına alarak yardım etmeleri gerektiğini vurgulayın.

        Sınav değerlendirmesi yaparken dikkatinin dağınıklığını göz önünde bulundurun sözlü sınavlarda daha başarılı olduğu gerçeğini göz önüne alın. Yazılı sınavları ise çoktan seçmeli olarak yapın.

        Bu çocuk için önlem alınırken diğer çocukların dikkatini çekecek aşırılıklardan kaçının.

        Çocuğun olumsuz tepki göstermesine neden olacağı için, sıklıkla sınıf değişikliği yapılmasını önleyin.

        Sık sık tahtaya kaldırıp, silmeniz gereken yazıları sildirin, sınıfta dağıtılması gereken materyalleri ona dağıttırın.

        Yüzme, basketbol, futbol, folklör gibi yoğun hareket getiren sosyal, sportif ya da kültürel etkinliklere katılımını sağlayın.

        Acele ve özensiz yaptığı işleri tekrar kontrol etmesini isteyin, verilen görevler arasında kısa molalar verin.

        Grup içi çalışmalarda yer aldıkları sürece, kendilerini güdülenmiş hissedecekleri için grup çalışmalarına önem verin.     

        Konusu verilmiş ya da serbest konulu resim çalışmaları, parmak boyası yaptırın, müzik çalışmalarında şarkı söyletin.

        Ders konularını işlerken uygun konularla ilgili gazete ya da mecmualardan, resim ya da yazıları keserek getirmelerini isteyin.  

        Çocuğun sevilme, beğenilme, övgü gibi gereksinimleri olduğunu unutmayın, olumlu davranışlarını fark edin ve ödüllendirin. Örneğin; “Ali sessizce sıraya girmen ne güzel, aferin sana! Hepiniz böyle yerlerinize yerleşip dinlenmeye hazır olduğunuzda, çok mutlu oluyorum. Ayşe’nin söz istemek için elini kaldırmasını ve kendisine söz verilmesini sessizce beklemesini beğeniyorum. Teşekkür ederim Ayşe.”vb. gibi.

        Öğrencilerin somut dokunabilir ödül almak çok hoşuna gidecektir. Örneğin; Öğretmenle birlikte yenecek bir yemek kazanmak, bir oyunu yönetmek ya da oyundaki takımlardan birinin kaptanı olmak, düşük not aldığı bir testin geçersiz sayılacağını bilmesi, fazladan boş zaman kazanmak, öğrencinin seçtiği bir şeyi sınıfa getirerek arkadaşlarına göstermesine izin vermek. (Bir oyuncak, beslediği kuş vb.)

        Bu çocukları cezalandırmak için dersten çıkartmayın, çünkü derste sıkıldıklarından bu ceza ödül gibi olacaktır.

        Dikkat eksikliği ya da hiperaktif öğrenci için ara verme ve gruptan uzaklaştırma yöntemi uygulayın. Örneğin; “Can, ellerini ve ayaklarını daima kendine saklamalısın. Eğer bunu başaramayacaksan o zaman lütfen, masana git!(Ya da ayrılan sandalyene otur!) ve başkalarını rahatsız etmeden durabileceğine inandığın zaman aramıza katıl” denebilir. Ya da sırasında çevresine rahatsızlık vermeden oturamayan öğrenciden belli bir süre ayakta durması istenebilir.

  • Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu ve yönetici işlevler

    Bir senfoninin icrası gibidir yönetici işlevler… Birinci kemanlar… İkinci kemanlar… Çellolar… Vurgulu çalgılar… Trombonlar… Tubalar…kontrbaslar… viyolalar ve daha bir çok enstrümanın ahengidir iyi bir senfoni. Müthiş bir eserin icrası için sırasıyla ve tam zamanında bazı enstrümanlar başlamalı… bazıları susmalı… Bazıları yeniden başlamalıdır… İyi bir orkestra şefi bütün bu enstrümanları takip edebilmeli, yerine göre sürdürebilmeli ve yeniden başlatabilmelidir. Üstelik salondan gelen ilgisiz sesleri de bastırabilmelidir…Yönetici işlevler beynimizin orkestra şefidir. Bazı işlevleri başlatır; bazılarını durdurur. Bazılarının sesini arttırır. bazılarının sesini azaltır. Tüm bunların tam olarak olması gereken zamanda yapar…

    Yönetici işlevlerin en önemli işlevlerinden birisi durdurmadır (inhibisyondur). Aslında beyin büyük ölçüde inhibisyon becerisiyle işlev görür.. Birim zamanda en hafif haliyle binlerce uyarı alan beyin hücreleri bu uyaran kalabalığının yanıtlarını bastıramamış olsaydı tam bir kaos yaşanırdı benimizde… İste dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda bu inhibisyon işlevleri belli alanlarda belli oranlarda bozulmuştur…

    Eğer motor (hareketle ilgili) alanları durduramazsanız sürekli hareket halinde olursunuz. Eğer konuşma ile ilgili alanları durduramazsanız fazla konuşursunuz… Duygularınızla ilgili alanları durduramazsanız ani yoğun ve ayarsız duygusal tepkiler verirsiniz.. Bilişsel alandaki alanları durduramazsanız hiç düşünmeden davranırsınız veya soruyu tam okumadan yanıtı yapıştırırsınız. Kendinizi durduramazsanız geleceği hiç düşünmeden şimdide yaşarsınız… Dışarıdan gelen ilgisiz uyaranları bastıramazsanız dikkatinizi sürdüremezsiniz… Tüm bunları yapamazsanız kendinizi düzenleyemezsiniz.

    “İlim ilim bilmektir…

    İlim kendin bilmektir

    Sen kendin bilmezsen

    Ya nice okumaktır”

    Yunus Emre

    Kendini düzenlemenin ilk adımıdır kendini izleme… Kendini izlemeyenin kendisiyle ilgili farkındalığı olmaz. İnsan düşüncelerini duygularını ve davranışlarını hatta dış görünümünü izlemelidir. Kendisiyle ilgili farkındalığı olan kişi bir süre sonra gelecekteki amaçları için, düşüncelerini, davranışlarını hatta duygularını manipüle etmeyi öğrenir. Kendini düzenleme becerisi dediğimiz bu durum sosyal ilişkilerde, iş yaşantısında, hatta sevgili ilişkisinde, kısaca hayatın kendisinde başarının anahtarıdır.

    Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunun diğer bir boyutu dikkati sürdürmekte olan güçlüktür. Özellikle monoton ve zihinsel performans gerektiren ödevlerde bu kişiler dış veya iç uyaranlarla kolayca dağılırlar. Aslında bu durum yüksek algı düzeyinden kaynaklanmamaktadır. Sadece ilgisiz uyaranları bastırmadaki güçlüklerinden kaynaklanmaktadır. İşin kötüsü bir kez dağıldıklarında tekrar organize olup işlerinin başına dönmeleri uzun zaman alır; yani oyalanırlar. Bu durum daha çok “ne yaptığını veya yapacağını” unutmalarından kaynaklanır. Bu ise bize yine yönetici işlevlerin önemli bir parçasını oluşturan diğer bir enstrümanın iyi çalışmadığını gösterir: işleyen bellek becerileri.

    İşleyen belleğin özelliği, bir çok bilgiyi gündemde tutup zamanı geldiğinde bunları işleme sokmasıdır. Başka bir deyişle ne yaptığımıza kılavuzluk eden bellek işlevidir. Bilgisayarın RAM belleğine benzer birazda. Eğer bu bellek iyi çalışmazsa bu kişi bir matematik sorusunun içinde kaybolabilir. Toplama yaparken işlem çıkarma olarak devam edebilir. Sevgiliyle buluşmaya giderken, durum arkadaşlarla bir şeyler içmeye dönüşebilir.

    Tüm bunlar, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğuna basit bir dikkatsizlik gibi bakmak bu kişilerin yaşadığı tüm sorunları görmezden gelmek demektir. Üstelik bu kişiler, kendilerini durdurma güçlükleri, kendilerini düzenleyememeleri ve ne yapacaklarını unutmaları nedeniyle çoğu kez eleştiri alırlar. Bu durum tembellikle, iyi terbiye edilmemeyle, inatçılıkla veya başkaldırıyla karıştırılır. Oysa dağınıklık organize olamama, oyalanma veya diğer belirtiler bir seçim değildir. Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, genetik ve nörokimyasal temelleri olan bir bozukluktur. Bu kişilere sürekli kızılması aslında “niye kahverengi gözlüsün yeşil gözlü değilsin” tarzında bir kızmaya benzer. Birisine kahverengi gözlü olduğu için kızamazsınız. Diğer taraftan kendini düzenleme becerilerinin kazanılması dahil yukarıdaki becerilerinin hepsinin elde edilmesi annelik babalık becerilerinin yetersizliğinden veya beceriksizliğinden kaynaklanmamaktadır. Yani dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu bir terbiye sorunu değildir.

    Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğuna sadece bir dikkat dağınıklığı olarak bakmak onu küçümsemek olur. Aslında bu durum tüm yaşantının etkilenmesi demektir. Çünkü bu kişiler kendilerini ve yaşantılarını düzenleyemezler.

    Kendisini düzenleyemeyen bir çocuk dağınıktır, oyalanır, dalgınlık tarzında unutkanlıkları olur. Bu durumda evde anneden babadan daha fazla olumsuz uyarı alır. Sokakta sırasını bekleyemez, dikkat gerektiren oyunlarda iyi değildir, ani duygusal tepkileri vardır. Arkadaşları tarafından dışlanır. Okulda ödevini unutur, derste başka şeyler düşünür, dikkatsizce hatalar yapar; öğretmenleri uyarır. Sonuçta iyi bir çocuk, akıllı bir çocuk, evde, sokakta, okulda sürekli olumsuz uyarı alır. Olumsuz uyarılara ilk tepkilerden birisi karşı gelmedir. Yapısal olarak inhibisyon sorunlarıyla birlikte, bu kadar olumsuz uyarı çocukta karşı olma karşı gelemeye neden olur. Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunda karşı olma karşı gelme yaklaşık yüzde 60-70 oranında gözlenir. Rakam hiçte az değildir. Karşı gelmeler, zaman içinde davranış sorunlarına dönüşebilir. Kavgacılık, kurallara uymama, okuldan kaçma… Okuldan kaçarsa sokağın risklerine maruz kalır: kazalara maruz kalma, madde kullanma, çeteleşme… Bilimsel araştırmalar tüm bunların dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan çocuk ve ergenlerde daha fazla olduğuna işaret ediyor. Diğer taraftan dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan bir grup çocukta, bu olumsuz uyarılar ve ani duygusal tepkiler ile kendisiyle veya yaşamla ilgili olumsuz düşünce şemaları gelişmeye başlar: “Hiç bir şeyde başarılı olamıyorum. Başarılı olamayacağım. Kimse beni sevmiyor. Yaşamak çok kötü” gibi… Bu düşünce yapısı, kaygı ve depresyona zemin hazırlayan bir düşünce yapısıdır. Ergenlik döneminde dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan kişilerde daha yüksek oranda kaygı ve depresyon görülür. Dikkatsizlik, motivasyonsuzluk ve psikiyatrik eş bozukluklar nedeniyle bu kişilerin okuyarak meslek edinme şansları daha azdır. Genellikle dürtüsellikleri nedeniyle ilk cinsel deneyimlerini daha erken yaşarlar. Daha erken evlenip çocuk sahibi olurlar. Sorunlar erişkin döneminde de devam eder. Örneğin dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan erişkinlerde, daha fazla aile içi çatışma, dürtüsel bir şekilde çocuğunu cezalandırma, boşanma, kaza yapma ve kazaya maruz kalma, ehliyetin ceza sonucu alınması, park cezaları, hız sınırı aşımı cezaları, otoriteyle çatıma, kaygı, depresyon, madde kullanımı, iş değiştirme, işten atılma ve parasal sorunlar gözlenir. Özellikle “zamanla sınırlı” olan görevlerin son tarihini kaçırmaları daha olasıdır.

    Bu kadar risk söz konusu olduğundan bu durum mutlaka tedavi edilmelidir. Çocuk ve ergenlerde, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunun tanısını bir çocuk ergen psikiyatrisi koymalıdır. Çünkü dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu tıbbi bir bozukluktur ve diğer tıbbi durumlardan ve psikiyatrik bozukluklardan ayırt edilmelidir. Çocuk ergen psikiyatrisinde dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunun başarılı bir tedavisi vardır. Tedavinin en önemli kısmını ilaç tedavisi oluşturur. Tedavide başarısında, hekim, çocuk, aile ve öğretmen iş birliği oldukça önemlidir.

  • Korku Kontrol Edici, Sevgi Yapıcıdır

    Korku Kontrol Edici, Sevgi Yapıcıdır

    Eskişehir’de kitabevinde bulduğum bir kitaptan alıntıdır başlık. Üzerinde biraz daha düşününce aslına hayatımızın birçok alanında geçerli bir söz gibi. Özellikle çalışma hayatımda ailelerle yaptığım görüşmelerde yardımcı olmuştur.

    Çünkü toplum olarak korkuyu fazlaca kullanıyoruz anne-babamızı, elimizi, çocuklarımızı, sevgilimiz ya da bazen arkadaşlarımızı bile korkutarak etkilemeye çalışmışızdır. Ya da karşı taraftan aynı şeyleri görmüş olabiliriz. Bu durumu farketmeden yaşıyoruz çünkü korku kültürümüzde bebeklik döneminden başlayarak işleniyor. “Yemek yemezsen polis gelir götürür”, şunu yapmazsan seni bırakır giderim” ve daha birçoklarını mutlaka duymuşuzdur. Büyüyünce de işler değişmez meslek seçerken bile gelecekte aç kalırsın iş bulamazsın diyerek korkutarak ebeveynler gençleri kendi istedikleri mesleklere yönlendirirler.

    Tabiki böyle büyüyen çocuklar da ebeveyn olduklarında aynısını çocuklarına yapma eğiliminde oluyorlar. İşte bu zinciri bir noktada kırıp çocuklarımızın davranışlarını kolay, geçinci ve işlevsel olmayan korku yerine sevgi ile yönlendirmeye çalışmak daha doğru olacaktır. Korku çocuklarını karar verme kapasitesini, özgüvenini ve size olan saygısını zedeler. Sevgi ise tam tersi bir bilinç yapısı oluşturur. Ne istediğini bilen, yaptığı seçimlerin sonuçlarını tahmin edip sorumluluk alabilen, dolayısıyla hayatta daha başarılı ve mutluolmayı bilen çocuklar yetişmesini sağlayacaktır.

    Peki bunu nasıl sağlayabiliriz? Öncelikle dinlemeyiöğrenmelisiniz. Karşıdakinin isteklerini ya da ihtiyaçlarını anlamanız için dinlemeyi öğrenmelisiniz. Yargılamadanöğütvermedenküçük görmeden ve empati kurarak dinlemelisiniz. Yemek istemiyorsa sağlığı çerçevesinde saygı duyun küçük oyunlarla biraz daha yedirebilirsiniz ama kimseyle ya da hiçbirşeyle korkutmayın ama yememeyi seçiyorsa sonuçlarına katlanarak zamansız yemek yemesine izin vermeyeceğinizi bilmeli ve buna uymalısınız ne olursa olsun. Sınırlarınız olsun çok nadir bu sınırları esnetin ama kaldırmayın. Davranışının sonucunu açıklayın yapabileceği seçimleri ona bırakın seçmeyi ve sorumluluk almayı öğrensin. Korkutursanız korku faktörü ortadan kalktığında aynı davranışa devam eder.

    Şuna emin olun ki çocuğunuz sizden ne gördüyse onu yapacaktır. Küçük olmalarına rağmen birçok şeyin farkındadırlar. Rol taklidinde de ustadırlar çünkü öğrenmek için buna ihtiyaçları vardır. 

          Bu yüzden çocuklarımıza sorunlarını korkutarak, eleştirerek, alay ederek çözen değil sevgi ve empati ile çözen insanlar olarak yetiştirmeliyiz. 

  • Sosyal fobi nedir? (sosyal anksiyete bozukluğu)

    Sosyal fobisi olan çocuk ve ergenler; tanımadık insanlarla karşılaştığı ya da başkalarının gözünün üzerinde olabileceği, bir ya da birden fazla toplumsal ya da bir eylemi gerçekleştirdiği durumdan belirgin ve sürekli korku duyarlar. Çocuk/ergen, küçük duruma düşeceği ya da utanç duyacağı bir biçimde davranacağından korkar (ya da anksiyete belirtileri gösterir). Sosyal fobi tanısı koyabilmek için çocuklarda bu kaygı yaşıtlarıyla karşılaştıkları ortamlarda da görülmelidir. Çocuklardaki sosyal fobi; anksiyete, ağlama, huysuzluk gösterme, donakalma ya da tanıdık olmayan insanların olduğu toplumsal durumlardan uzak durma olarak dışavurulabilir. Çocuk ve ergenler küçük yaşta çok görülmemekle birlikte genellikle korkularının aşırı ve anlamsız olduğunu bilirler. Sosyal fobisi olan çocuk ve ergenler korkulan toplumsal ya da bir eylemin gerçekleştirildiği durumlardan kaçınırlar ya da yoğun anksiyete ya da sıkıntıyla buna katlanırlar. Sosyal fobi tanısını koyabilmek için bulguların en az 6 aydır devam ediyor olması gerekir. Bireydeki kaçınma, anksiyöz beklenti ya da korkulan toplumsal ya da bir eylemin gerçekleştirildiği durumlarda sıkıntı duyma, kişinin olağan günlük işlerini, mesleki ve/veya eğitim işlevselliğini, toplumsal etkinliklerini ya da ilişkilerini bozar ya da fobi olacağına ilişkin belirgin sıkıntıya yol açar.

    Sosyal fobisi olan çocukların yakın akrabalarında da sosyal fobi görülme sıklığı 3 kat daha fazladır. Kronik aile içi çatışmalar, ayrılıklar, kayıplar, öğrenme ve okul başarısındaki güçlükler, çocuklara karşı aşırı koruyucu tutum, devamlı olarak uyumlu davranılması konusunda çocuğa uyarıda bulunma, çocuğun her davranışının onanması (eleştirel yönlendirme ile karşılaşmama), sosyal ortamlarla başa çıkmanın öğretilememesi de sosyal fobi için önemli risk oluşturmaktadır.

    Sosyal fobi yaygınlığı çocuklarda %1, ergenlerde 5-10’dur. Kızlarda erkeklerden 2 kat daha sık görülür. Ortaya çıkma dönemi genelde ilk-orta ergenliktir .

    Sosyal ortamlarda; kızarma, ürperme, kalp çarpıntısı, ellerde titreme, terleme, baş ağrısı, baş dönmesi, nefes darlığı, karın ağrısı, bulantı ve miksiyon ihtiyacı gibi vejetatif semptomlar görülebilir. Kaçınma ve kaçma ihtiyacı kişiyi etkisine alır. Yeterli göz kontağı kuramazlar ya da kurmaktan çekinirler. Sosyal ortamlarda konuşamaz, ketlenirler. Sosyal fobi, çocuklarda erişkinlerde faklı olarak öfke nöbeti şeklinde de ortaya çıkabilir.

    Sosyal fobinin %45’inde kronik gidiş görülür. Erişkin sosyal fobisi olanların çocukluğunu değerlendirildiğinde yaklaşık %50’sinde sosyal fobi öyküsü olduğu saptanmıştır. Tedavi olmaz ise okul başarısında düşüş, okul fobisi, yaşa özgü sosyal aktivitelerden kaçınma, sosyal ortamlarda kendini yetersiz hissetme, özgüven eksikliği, somatoform bozukluk semptomları, depresyon ve intihar girişimleri görülebilir. Sosyal fobinin erken başlaması, birlikte depresyon gibi diğer duygudurum bozuklukları, anksiyete bozuklukları ve alkol/madde bağımlılığının olması gidiş için olumsuz faktörlerdendir.

    Sosyal fobinin tedavisinde;

    1. Psikofarmakolojik destek

    2. Çocuğa sosyal becerilerin kazandırılması

    3. Çocuk ve ergende bilişsel yeniden yapılanmanın sağlanması

    4. Anksiyete ile başa çıkabilme becerilerinin kazandırılması

    5. Aile içinde anksiyete arttırıcı tutumların ele alınması

    6.Çocuk ve ergenin büyütülmesinde çok koruyucu tutum uygulanmaması

    7.Anksiyete bozukluğu olan ebeveynlerin de destek alması sağlanması.,,, önemlidir.

  • Çocuklara Neden Model Olmalıyız?

    Çocuklara Neden Model Olmalıyız?

    Model olma, öğrenme yollarından biridir. Çocuk, sadece model alma yoluyla ya da model aldığı kişinin hem söylemlerine hem de davranışlarına bakarak öğrenebilir. Davranış ve söylemlerin tutarlı olması çocuğun doğru davranışı içselleştirmesi açısından önemlidir. Aslında yetişkinler için de aynı durum geçerlidir. Eşiniz ya da arkadaşlarınız söylemlerinden farklı davransa bir çelişki hissetmez misiniz? Davranış ya da söylemden birine inanmak durumundasınız. Çocukta da aynı durum geçerlidir. Hatta daha kritiktir çünkü çocuk davranışları kopyalamada ustadır siz farketmezsiniz bile.
     

    Baba çocuğa ödevlerin ya da ders çalışmanın önemi hakkında öğütlerini verir. Sonra kendi işinde yapması gereken ama kendince gereksiz olan işlerden sızlanırsa çocuk ödev yapmanın sızlanılabilecek bir  etkinlik olduğunu öğrenebilir. Ya da bir anne çocuğuna akşam kitap okumasını gerektiğini söylemiştir ama kendisi takip ettiği diziyi kaçırmamak için televizyonun karşısına geçer. Her iki durumda da anne ve babanın söylem ve davranışları farklı çocuk, genelde davranışlara bakarak aslında istenmeyen ama yapılması kolay olan davranışı örnek alır. Çünkü anne ve baba çocuğa model olmuştur. Çocuğunuza bir davranış kazandırmak istiyorsanız veya çocuğunuzdaki bir davranışı değiştirmek istiyorsanız o davranışı önce siz yapmalı, doğru model olmalısınız.

        Çocuklar şu anda bilgiye daha çabuk ulaşıyorlar. Çevrelerindeki uyaran sayısı çok fazla, bu yüzden çocukların yanında söylediklerimizde ve yaptıklarımızda daha dikkatli olmalıyız. Özellikle 2-7 yaş arası işlem öncesi dönemde çocuk davranışın soyut boyutlarını bizim gibi düşünemeyeceğinden davranışı direk kopyalama eğilimindedirler.

                    Çocuk yapması gereken davranışı önce sizden görmek ister. Soyut düşünemediği için bütün davranışları somut olarak açıklayamazsınız. Peki siz yapmasanız da çocuğunuza istediğiniz davranışı yaptırabilir misiniz? Bu elbette mümkün ama bu şekilde çocuk davranışı içselleştirmeyecek sizden ya da ortamdaki otorite figüründen çekindiği için veya suçlu hissetmemek için yapacaktır. Otorite figürü ortamdaysa davranışı gerçekleştirir ortamda yoksa davranış gerçekleşmez. Davranış içselleştirilirse siz olsanız da olmasanız da davranışın yapılması gerekiyorsa yapar. Aslında ailelerin de istediği bu “ben evde yokken ya da başında değilken de yapması gereken şeyleri yapmalı”. 

                        Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz. Siz ne yaparsanız çocuğunuz onu yapar. Siz yaptığınız işi nasıl yapıyorsanız o da öyle yapar. Siz sorunlarınızı nasıl çözüyorsanız o da öyle çözer.  Bu yüzden çocuğunuzda davranış veya değer oluşturmak istiyorsanız önce kendiniz bunları yapıp çocuğunuza örnek olmak durumundasınız. 

  • Yaygın anksiyete bozukluğu (yab)

    DSM IV Tanı ölçütleri:

    1. En az 6 ay süre ile hergün ortaya çıkan, birçok olay ya da etkinlik hakkında (iş ya da okulda başarı gibi) aşırı anksiyete ve üzüntü (endişeli beklentiler) duyma.

    2. Kişi, üzüntüsünü kontrol etmeyi zor bulur.

    3. Anksiyete ve üzüntü, aşağıdaki 6 semptomdan üçüne (ya da fazlasına) eşlik eder (son 6 ay boyunca hemen her zaman en azından bazı semptomlar bulunur). Not: Çocuklarda sadece bir maddenin bulunması yeterlidir.

    a) Huzursuzluk, aşırı heyecan duyma ya da endişe

    b) Kolay yorulma

    c) Düşüncelerini yoğunlaştırmada zorluk çekme ya da zihnin durmuş olması

    d) İrritabilite

    e) Kas gerginliği

    f) Uyku bozukluğu (uykuya dalma ya da sürdürmede güçlük çekme ya da huzursuz ve dindirilemeyen uyku)

    YAB olan çocuklar ve ergenler; gelecekleri, sağlıkları, güvenlikleri, performansları ile ilişkili devamlı, kalıcı ve baş edebilmesi güç kaygı yaşarlar. Bu gruptaki çocuk ve ergenlerin yapısında genellikle mükemmelliyetçilik vardır. Kendi davranışlarında mükemmeli yapamadıklarını düşündüklerinde kaygıları tetiklenmektedir. Dışarıdan sürekli yaptıklarına karşı onay ve beğenilme bekler, eleştirilmeye dayanamazlar. Genellikle toplum kurallarına uyar, kural dışı davranışlardan son derece rahatsız olurlar. YAB olan bireylerde bağımlı kişilik özellikleri de sık bulunur. Bireyler genellikle huzursuz ve tedirgindirler.

    Bu çocuk ve ergenlerde kaygı durumlarına somatik yakınmalar da eklenebilir.

    YAB hemen her yaş grubunda yaygın olarak görülebilen (%3-8) bir ruhsal bozukluktur. Başlangıç genellikle 20 yaşından öncedir. Çocuk ve ergenlerdeki YAB’a diğer kaygı bozuklukları, alkol ve madde kötüye kullanımı, depresyon sıklıkla eşlik edebilir. YAB, kızlarda erkeklerden daha sık olarak görülür. Bireyler genellikle çok tedirgin görünürler. Sorulan sorular sırasında dahi yanlış söyleme kaygısı, ses tonlarında tedirginlik olabilir ve huzursuz oldukları hissedilebilir. Olayların sonucundaki olumsuzluklara daha çok odaklanırlar. Konuya konsantre olmakta zorluk yaşayabilirler, birlikte uyku düzensizlikleri görülebilir.

    Çocuk ve ergenlerdeki yaygın anksiyete bozukluğu; genellikle kronik giden, sürecinde artış ve azalmaların olabildiği, tedavi desteği olmadan düzelmenin genellikle görülemediği bir kaygı bozukluğudur. Stresle karşılaştıkça alevlenmeler sıklaşır.

    YAB’de görülen fizyolojik bulgular (çarpıntı, terleme gibi) nedeni ile kalp hastalıkları, troid hastalıkları gibi diğer bedensel hastalıkların ayırımı yapılmalıdır.

  • Çocuklarda “Korku”

    Çocuklarda “Korku”

    Korku gerçek bir tehlikede ya da tehlike olasılığında ortaya çıkan kaygı duygusudur. Kaygı ise kötü bir sonuç doğacağına dair duyulan üzüntüdür. Çoğu zaman kaygı ve korku birbirine bağlıdır. Bir durum için kaygılanmak korku duygusunu uyandırabilir.

    Bu durum yetişkinler ve çocuklar için benzerdir. Peki çocuklar ve yetişkinler aynı şeylerden mi korkarlar? Çocukların korkuları genelde ailesi ve çevresi ile ilgili olabilir. Kendine bakım verenlerin kendisini bırakıp gideceğinden korkabilir, karanlıktan korkabilir veya cezalandırılmaktan korkabilir. Korkularını yetişkinler gibi dile getiremeyebilirler çünkü dil gelişimleri henüz o seviyede değildir veya aile duygularını dile getirmesi ile ilgili çocuğu cesaretlendirmemiştir. Zaman zaman ailenin ilgisizliği çocuğuyla yeterince vakit geçirmemek bile çocukta korku gelişmesine sebep olabilir. Bu korkular bazen ilgi çekmek için bile gelişebilir.

    Çocuğumun korktuğunu fark edersem ne yapmalıyım? Korku farkedilir farkedilmez çocukla iletişime geçilmeli bazen sadece iletişim kurmak bile durumlara anlam vererek korkularının farkına varmasını sağlayabilir. Korkusunu açık şekilde dile getiriyorsa ve korkusu hayatını çok etkilemiyorsa çocuğu rahatlatacak yollar bularak korkusunu yenmesini sağlayabilirsiniz. Durum ciddiyse yani sizin tarafınızdan yapılanlarla azalmıyorsa ya da günlük yaşantısını ciddi şekilde etkiliyorsa vakit kaybetmeden bir uzmana başvurmanızda fayda var.

    Çocuğun dili oyun olduğundan oyun terapisi çocuğun korkularını yenmesi kolaylaştırılabilir. Oyun terapisi çocuklar için geliştirilmiş birkaç terapi yönteminden birisidir. Oyun terapisinde çocuğun ihtiyacı olan güven ortamı sağlanarak korkularını yansıtması, terapistin kabul edici yaklaşımıyla korkularını anlamlandırması ve kendi kendine korkularıyla yüzleşmesi ve onları  yenmesi amaçlanmaktadır.

    Çocuklukta gelişen korkuları önemsemeyip durumun büyümesini istemeyiz. Korkuları çocuklarda derin yaralar açabilir. Hatta başka problemlerin ortaya çıkmasına sebep olabilir. Bu yüzden bu konuda çok daha hassas davranmalıyız.

  • Çocuk ve ergenlerde sosyal fobi

    Tanımadık insanlarla karşılaştığı ya da başkalarının gözünün önünde olabileceği toplumsal durumlarda bir eylemi gerçekleştirirken belirgin ve sürekli korku duymadır. Korkulan sosyal duruma maruz kalma anksiyete meydana getirir, utanma korkusu vardır ve sıklıkla panik atak görülebilir. Toplum önünde konuşma, sosyal toplantılara katılma, toplum içinde gösteri yapma, yabancılarla konuşma ve otorite figürüyle karşılaşma en sık görülen sosyal korkulardır. Çocuk ve ergenlerde anksiyete oluşturan durumlardan kaçınma görülebilir ve bu durum süregen bir sıkıntıya yol açabilir. Ayrıca çocuk ve ergenler korkularının mantıksız ya da yoğun olduğunun farkına varmayabilirler.

    Sosyal fobi yaklaşık çocuk ve ergenlerde %1 görülür. Yaşça büyük olan kesimde daha sıktır ve erişkinlerde en sık rastlanan anksieyete bozukluklarından birisidir. Çocuk ve ergenlerde sosyal fobinin tanınmadığı ve az tanın konulduğu, daha çok bu çocukların “utangaç” olarak geçiştirildiği bildirilmektedir. Klinik örneklemde %14.9 gözlenir. Sosyal fobisi olan çocuk ve ergenler, başkalarının kendilerini aptal, garip, itici bulacağından ya da utanılacak aptalca bir şey yapacaklarından ya da söyleyeceklerinden korkarlar. Somatik belirtiler sıktır; kalp hızında artma, terleme, kızarma, titreme, mide bağırsak sistemi rahatsızlıkları ve davranışlar üzerinde kontrolün azalması görülebilir. Sosyal fobisi olanlarda olumsuz biliş daha çok utanma, olumsuz değerlendirilme ve reddedilmeye yönelik yoğun kaygılara odaklanmıştır.

    TEDAVİ

    Bilişsel davranışçı yöntemler sosyal fobide başarı ile uygulanabilmektedir. Sosyal beceri geliştirme ve anksiyete azaltıcı tekniklerin, bilişsel davranışçı yöntemler ile kombine edilmesi önemlidir. Sosyal fobinin ilaç ile başarılı bir tedavisi vardır.

  • Okula Başlayan Çocuk

    Okula Başlayan Çocuk

    Okul, altı senelik rahatlık, bağımlılık ve serbestlik döneminin sonu demek. Okul, anne babadan ayrı geçen uzun zamanlar ve tek başına sosyal çevreyle ve otoriteye uğraşmak demek.

    Her sorunda yetişecek ebeveyn yok artık Gıcık arkadaşı ile sorunlarını çözmeye çalışırken anne-babanın varlığının güveni kalmamıştır. Yani yavaş yavaş kendi başının çaresine bakmayı öğrenir.

    Ağlayan, uyum sorunları yaşayan ya da bu sorunlarla baş etmede sorunlar yaşayan çocuklar gördüğümde empati yapmaya çalışıyorum ve yukarıdaki sonuçları çıkarıyorum. Mesleğim gereği karşılaştığım Ve gözlemlediğim kadarıyla çocuklar okula başladığında sadece bu sorunlarla karşı karşıya kalmıyorlar. Bazı ailelerin bu sorunları yaşayan çocuklarına yaklaşımı durumu daha da dayanılmaz hale getiriyor. Peki çocuk okula başlarken nasıl davranmalıyız?

    Okula Başlayan çocuk yeni yeni sorumluluk almaya başlar. Bu yüzden okula uyumu kolaylaştırmak için zaman tanımalısınız. Bu noktada çocuğunuzu iyi tanıyor olmalısınız. Yeni durumlara alışması ne kadar zaman alacak? “ya da “Uyumu kolaylaştırıcı neler yapabilirsiniz?” bu soruları cevaplayabiliyorsanız işiniz daha kolay.

    Süreçte daha yumuşak ve izin verici olabilirsiniz. Sabah kalkışları bir yetişkin gibi olmayabilir. Bu uzun da sürebilir. Böyle zamanlarda sorun aslında genelde sabah zor kalkma sorunu değil akşam yatış saatleridir. Ya da ödevlerini hatırlarken veya yaparken yetişkin performansı beklemek yanlış olacaktır. Özellikle ödev konusu ebeveyn ve çocuk ilişkilerini yıpratan bir konudur. Esnek ama sınırları olan alanlardan biridir ödev ödevin nasıl yaptırıldığı önemlidir. Ödev her şeye rağmen yaptırılmamalıdır. Ödev çocuğun sorumluluğundadır. Ebeveynler ödev kendilerine verilmiş gibi davranıyorlar. Tabi ödevlerin de bitmesi gerekiyor. Yatmaya yakın gerilen sinirler ilişkileri bozabilir. Çocuğa ödevden soğutacak yaptırmak derse olan algısını da olumsuzlaştırabilir.

    Çocuk yapması gerekenlerden önce isteklerini yaparsa yapması gerekenler aksayabilir. Çocuğa bu düzeni küçük yaşta öğretmek daha kolay ve kalıcı olur. Ödev bittikten sonra ne isterse yapabilir. Ya da oda toplandıktan sonra dışarı çıkabilir tabiki. Veya okuma yapacaksa sonrasında telefon isteyebilir gibi.
    Sabır göstermek, empati yapmak ve akılcı düşünmek çocuğunuzla aranızdaki ilişkiyi güçlendirir ve İletişiminiz gelişir.

    Çocukların her zaman haz aldıkları eylemleri yapmak isteyeceklerini ve bunun çok doğal olduğunu unutmayın. Bu yüzden yetişkin sabrını veya sorumluluk anlayışını beklemeyin.

         Son olarak çocuğu derslerinde başarılı ve çok iyi notlar alan biri olarak yetiştirebilirsiniz. Ama bu durumda koşulsuz sevgi, öz güven veya olumlu dünya algısı gibi önemli şeylerden ödün vermelisiniz. Bu yüzden sadece akademik alanda başarılı değil hayatın her alanında başarılı çocuklar yetiştirmeliyiz.   

  • Seçici konuşmazlık

    Çocuğun konuşuyor olmasına karşın, konuşması beklenen belli sosyal durumlarda konuşmamasıdır. Bunun sosyal fobinin bir varyantı olduğu düşünülmektedir. Seçici konuşmazlığı olan çocuklarda utangaçlık, utanma korkusu ve sosyal çekilme sıklıkla görülür. Bu çocukların hemen hepsi sosyal fobi ya da çekingen bozukluk tanısını almaktadır. Daha önceki bildirimlerin tersine, bu çocukların çoğunda erken dönemde travma ya da inatlaşma görülmemiştir. Çocuklarda ve ergenlerde görünüm farklı olabilir. Küçük çocuklarda sıklıkla öfke nöbetleri ya da anne babaya “yapışma” gözlenebilir. Okuldaki aktivitelere katılmayı reddedebilirler. Büyük çocuklar aile ya da sosyal toplantılarına katılmaktan uzak kalabilirler arkadaş ilişkilerine giremezler.

    TEDAVİ

    Bilişsel davranışçı yöntemler sosyal fobide başarı ile uygulanabilmektedir. Sosyal beceri geliştirme ve anksiyete azaltıcı tekniklerin, bilişsel davranışçı yöntemler ile kombine edilmesi önemlidir. Seçici konuşmazlığın tedavisinde ilaçlar da kullanılmaktadır.