Blog

  • Effect of oros methylphenidate on encopresis in children with attention-deficit/hyperactivity disorder.

    OBJECTIVES:

    Although encopresis shows a high rate of comorbidity in patients with attention-deficit/hyperactivity disorder (ADHD), the etiologic origin of this relationship and the effect of ADHD drugs on encopresis are unclear. In this chart review, we explored the effect of OROS long-acting methylphenidate (MPH) treatment on encopresis in children with ADHD. We also evaluated the relationship between the clinical variables of ADHD and encopresis.

    METHODS:

    The sample consisted of 21 children and adolescents (20 boys and 1 girl) with encopresis and coexisting ADHD 7-15 years of age. Their clinical characteristics and baseline (visit 1) and end of the second months’ (visit 2) Conners’ Parent Rating Scale (CPRS) subscores were recorded. Retrospective clinician determinations were made using the Clinical Global Impressions-Severity subscale (CGI-S) for encopresis severity and the Clinical Global Impressions-Improvement subscale (CGI-I) for encopresis response.

    RESULTS:

    According to the CGI-I, 14 subjects (71.4 %) showed much or very much improvement in their encopresis at the second visit. All of the CPRS scores showed a significant reduction during the second visit. No association was found between the CGI-I score and the changes in any of the CPRS scores. Baseline oppositional defiant disorder (ODD) and conduct disorder (CD) scores were correlated with the CGI-S score; however, no association was found between core ADHD symptom severity and the CGI-S score. With regard to the encopresis outcome, the baseline CD score was negatively correlated with the CGI-I score, and the baseline ODD score was prone to show a negative correlation with the CGI-I score.

    CONCLUSIONS:

    These results suggest that coexisting behavioral problems may be a vulnerability factor based on the severity of encopresis, and that MPH treatment may have a positive effect on encopresis in children and adolescents with ADHD.

  • Günümüz Hayatı ve Bireysel Ruh Sağlığını Korumak

    Günümüz Hayatı ve Bireysel Ruh Sağlığını Korumak

    Herkese merhaba,

    Günümüz hayatı dediğimde aklınıza şu an tanıklık ettiğiniz, deneyimlediğiniz ve akışında yer aldığınız yaşamı getirebilirsiniz. Bu şekilde yakın zamanda olan bitenleri kendi zaman kavramınız için yoğurmak ve yorumlamak daha kolay olacak.

    Bireyin psikolojik yakınma ve şikâyetlerini odağına alan klinik psikoloji bilimi, müdahalelerini 2 ana alanda ilerletmek üstüne kuruluydu. Bunlar, koruyucu-önleyici müdahale ve psikoterapötik müdahale olarak adlandırılmaktaydı.

    Koruyucu önleyici faaliyetlerin odağında mevcut ruh sağlığındaki sorunlar ile ilgili değil, olası sorunların oluşmasına ortam hazırlayan etmenlere yönelik bilgilendirme, bu etmenleri ortadan kaldırma veya yeniden şekillendirme yer almaktadır. Psikoterapötik müdahale ise daha çok bir psikolojik rahatsızlık veya sorun ortaya çıktıktan sonra şikayet edilen belirtiler doğrultusunda yapılan müdahaleye yönelik bir adımdır.

    İnsanlık yakın tarihinde dünya savaşlarından sonra bu iki yöntemden neredeyse sadece psikoterapötik müdahale gündemdeydi. Çünkü savaşlardan birincil olarak etkilenen kişiler yani askerler ve onların aileleri, olan bitene tanıklık edenler, duyum alanlar çeşitli psikolojik şikâyetler ile klinik hizmet veren sağlık birimlerine başvuruyordu ve bu şekilde yoğun bir başvuruyu karşılama noktasında psikoterapötik müdahale haricinde bir seçenek işlevsiz kalmış durumdaydı. Bu duruma bağlı olarak yapılan maddi manevi bütün yatırımlar o süreçten günümüze psikoterapötik müdahaleler üzerine yoğunlaşmıştır. Bundan dolayı koruyucu önleyici müdahale gittikçe odaktan uzaklaşmıştır ve bu alanla ilgili çalışmalar azalmıştır.

    Bugün geldiğimiz noktada güncel psikoloji bilimi insanı biyo-psiko-sosyal bir varlık olarak tanımlamakta. Yani biyolojik, psikolojik ve sosyal ihtiyaçları olan insanın, bu ihtiyaçları nitelikli bir şekilde giderildiğinde bütüncül ruh sağlığından söz edebileceğimize değinmektedir.  Bu durum aslında dünya savaşı kadar uluslararası büyük durumlar olmadığı sürece yeniden koruyucu önleyici faaliyetlerin yolunu dünyada ve ülkemizde yeniden ve yavaş yavaş açmış durumda. Alanında uzman kişilerin ileriye dönük araştırma ve deneyimlerinden yola çıkılarak birçok konuda (psikolojik travma, çocuk&ergen ruh sağlığı, çocuk hakları, insan hakları, kendi kendine yardım, yardım edene yardım gibi) bütüncül konularda önleyici ve koruyucu faaliyetler yeniden literatürde ve raflarda yerlerini almış durumda. Bu noktada bu hizmetlerden faydalanırken hizmeti sunan kişilerin konu ile ilgili bilgi birikimi ve akademik seviyesi büyük bir önem arz etmektedir. Çünkü işinin ehli olmayan kişiler tarafından bu konuda zarar verici noktalara varacak genellemeler yapılabiliyor. Bu hizmetleri alan kişilerin buna dikkat etmesinde büyük yarar var.

    Şu an günümüzdeki ruh sağlığı verilerine bir ışık olmasını kestirmek güç olmakla birlikte, son dönemlerde yapılan araştırmalar uzun soluklu ve kararlı bir ilerleme ile biyo-psiko-sosyal ihtiyaçlarımızı gidererek renkli ve doyumlu bir yaşam deneyimlemenin hayli mümkün olduğunu gösteriyor.

    Biyolojik sağlığınız kadar, psikolojik ve sosyal sağlığınıza da önem verdiğiniz, gönlünüzce bir hayat yaşamanız dileğiyle…

  • Relationship between extremity fractures and attention-deficit/hyperactivity disorder symptomatology in adults.

    OBJECTIVE:

    Recent studies showed that attention deficit hyperactivity disorder (ADHD) is a lifelong disorder which may be seen in adults as well as children. However, information about the relationship between ADHD and general medical conditions in adulthood is limited. This case-control study aims to determine whether ADHD symptoms are associated with extremity fractures and their clinical characteristics.

    METHODS:

    Forty patients (25 male and 15 female; aged 18-50 years) who were seen due to extremity fractures and 40 control subjects were enrolled. Childhood and present ADHD symptoms of the participants were assessed using Wender Utah Rating Scale (WURS) and Adult ADHD Self-Report Scale (ASRS), respectively. Trauma type, reason of the trauma, fracture localization, hospitalization requirement, treatment type, and history of previous fracture(s) of the patients were recorded.

    RESULTS:

    Total score and all subscale scores of WURS were higher in the fracture groups compared with controls. Patients also had higher ASRS total score and ASRS hyperactivity-impulsivity subscore than the controls did. WURS irritability, inattentiveness, and behavioral problems/impulsiveness subscore and total score were positively correlated with the history of previous fracture. The patients in whom the reason for the fracture was fighting were also showed higher WURS irritability subscore.

    CONCLUSIONS:

    Our results suggest that extremity fractures are associated with ADHD symptoms in adults. These findings may provide an insight into better understanding the lifelong negative impact of ADHD on the physical health of its sufferer.

  • Aşkın Tarifi

    Aşkın Tarifi

    Antoine Bret: “Aşkın ilk soluğu mantığın son soluğudur.”

    Hiç bir şey eskisi gibi değildir artık. Varlığınızın merkezi bir anda değişmiştir. Öncelikleriniz; aileniz, işiniz, ya da okulunuz artık belki de önceki gibi ilk sırada değildir. Bitmek bilmeyen işiniz için hayıflanmak yerine, dilinizde sevdiğiniz melodileri mırıldanırken buluverirsiniz kendinizi. Her zaman yürüdüğünüz o kasvetli yol artık daha bir güzeldir. Güneş daha bir ısıtır içinizi. Yıldızlar daha bir parlaktır ama yalnız sizin için. Bir anda dünyanın en cesaretli insanı olabilecek kadar güçlü, bazen de minik bir kız çocuğu gibi ürkek, kırılgansınızdır. Toz pembedir dünyanız.

    Bu toz pembe harika halin adi aslında sevilme ihtiyacımızdır. Aşkta aranan yalnızca sevgi ve mutluluk değildir. Aynı zamanda manevi doyum ve bütünlük durumunu özleyişimizdir. Çünkü aşk, bize tamamlanmışlık duygusunu yaşatır ve eksik olan parçamızın artık bizimle beraber olduğunu düşünmemizi sağlar. Aşk, bu anlamda tıpkı bir puzzle gibidir. Parçalar önce, onunla yerine oturur sonra ise, onunla tamamlanır.

    Kişi bu sevilme ihtiyacını karşıladığı zaman o güne kadar aldığı yaraların ,sarıldığına, güvensizlik duygusunun güvene dönüştüğüne, belki de ruh eşine kavuştuğuna inanır. Geçmişten getirdiği yaralarını başka bir insanın varlığıyla gidermeye çalışıyordur. Aslında “Ben Seni Seviyorum” demek “senin beni sevmeni istiyorum” demektir. Çünkü birinin bizi sevdiği düşüncesi, eksik olan yanlarımızı bize unutturur. Bizi tam ve bütün hissettirir.

    Bazı insanlar için, geçmişteki aşkın açtığı yaraların kabuk tutmasını sağlamak zordur. Geçmişin izlerini taşıdığından yeni bir ilişkide mutlu olabilmesi zorlaşır. Tartışmalarda kişi hep başa dönerek ve eskiyle kıyaslama yaparak çıkılmaz girdaplarda bulur kendisini. Bu durum onun mutsuzluğunu ve hayal kırıklığını her geçen gün biraz daha arttırır. Ne kendisi mutludur ne de büyük umutlarla başladığı yeni ilişkisindeki üçüncü insan…

    Bir diğer grup ise, bir türlü uzlaşma sağlayamadıkları, sorunlar yaşadıkları anne ve babalarına benzer eşler seçerler kendilerine. Amaçları geçmişteki kötü giden o ilişkiyi yeni ama onlara benzer biriyle telafi etme, düzeltme çabasıdır. Bu çözüm yolu, belki de çekilen acıların, sıkıntıların yeniden yaşanmaması için atılan adımlardır. Yapılanlar bir nevi kendimizi garantiye almaya çalışmalarıdır.

    Sonuç olarak aşk, eksik olan diğer yanımızı bulma çabasından ibarettir. Kötü giden eksik yönler, yeni biriyle telafi edilmek istenir hep. Geçmişi değiştirip bugünden zevk alabilme düşüncesi bu dertten muzdarip tüm insanlara hoş gelir. Bu yüzden kendisini tamamlayabilecek, yeniden mutlu hissedebilecek yollar arar. Ne yazık ki aşık olan kişi, gösterdiği mutlu olma çabasıyla sınanan ve ayrılıkla sınava tabi tutulan bir varlıktır.

    Bailey: “Aşk dünyanın en tatlı mutluluğu ile en derin acısından yaratılmıştır.”

  • Internet addiction is related to attention deficit but not hyperactivity in a sample of high school students.

    OBJECTIVE:

    To assess the effects of attention-deficit/hyperactivity disorder (ADHD) symptom dimensions on Internet addiction (IA) after controlling for Internet usage features among high school students.

    METHODS:

    This study consisted of 640 students (331 females and 309 males) ranging from 14 to 19 years of age. The Internet Addiction Scale, the Conners-Wells’ Adolescent Self-Report Scale-Short Form, and a personal information form were completed by the participants. Statistical analyses were conducted for both sexes and the total sample.

    RESULTS:

    According to the logistic regression analysis, attention deficit and playing online games were significant predictors of IA in both sexes. Other predictors of IA included behavioral problems for females, total weekly Internet usage time, and lifelong total Internet use for males. Hyperactivity and other Internet usage features did not predict IA.

    CONCLUSION:

    These results suggest that attention deficit and playing online games are important determinants of IA in this age group.

  • Beni Bırakma Anne

    Beni Bırakma Anne

    Selçuk altı yaşındayken Yıldız isminde bir kardeşi dünyaya gelir. Annesi Öznur hanım hemşire, babası Nevzat Bey ise ögretmendir. Yıldız’ın doğumu ailedeki birçok şeyi değiştirmiştir. Öznur hanım işiyle evi arasında adeta mekik dokur olmuştur, kızının ihtiyaçlarını eksiksiz yerine getirebilmek için elinden gelen herşeyi yapar. O minicik bebeğin dış dünyayla tek bağlantısı annesidir. Aglamasının nedenini bir çırpıda çözer acıktığı için ağlıyorsa karnını doyurur ,uykusuzluktan ağlıyorsa uyutur onu memnun etmek için ugraşır dururdu.

    Aradan yıllar geçti. Yıldız artık dört yaşına gelmişti. Sevimliliği herşeyi elde edebilmesi için yeterliydi. Annesi işteyken halasında kalıyordu. Anne ve babasının işten dönüşü onun için bayram gibiydi. Annesine aşırı bağımlı bir çocuktu. Annesiyle vakit geçirmek en büyük mutluluğuydu.

    Yine böyle bir günde Öznur hanım canı sıkkın bir şekilde eve dönmüş ve eşine olayı anlatmaya başlamıştı. O hizmet içi eğitim dolayısıyla altı ay şehir dışında olmak zorundaydı. Gitmemesi durumunda işten çıkarılma olasılığı yüksekti. Annesinin gitmesi Selçuğun hayatında çok da birşey değiştirmeyecekti. Ne de olsa o babasının çalıştığı okulda ilkokul dördüncü sınıfa devam eden kocaman bir delikanlıydı artık. Oysa Yıldız sadece dört yaşındaydı ve abisine oranla annesine daha büyük bir ihtiyaç duyuyordu. Annelerinin yokluğunda çocuklar nerede kalacaktı? Günlerce üzerinde düşünülen bu durum sonunda bir karara bağlandı. Selçuk babasıyla birlikte evde kalacak; Yıldız, Edirne’deki annneannesinin yanına götürülecekti.

    O haftasonu Yıldız anneannesine bırakıldı. Anne ve babası zaman zaman kızlarını görmeye gidecek ama sürekli yanında olamayacaklardı. Yemekler yenildi, sohbetler edildi. Artık gitme vakti gelmişti. Anneannesi, küçük kızı komşuya götürdü. Annesi, babası ve abisi de evlerine döndü.Yıldız eve döndüğünde ev bomboştu, sadece birşeyi merak ediyor ve çığlık çığlığa ağlıyordu. Tek bilmek istediği annesinin nerede olduğuydu. Her yere baktı ama kimseleri bulamadı. Onu bıkakıp gitmiş olamazlardı. Ağlarsa onu mutlaka almaya gelirlerdi. Tüm beklentileri anneyi geri almaya yönelikti. Anneanne çaresiz kalmıştı ne yaptıysa torununu susturamamış tüm girişimleri olumsuz sonuç vermişti. Gittikçe daha yüksek sesle ağlıyor, kendini yerden yere atıyordu. Bu bir hafta boyunca böyle devam etti. Yıldız neredeyse aralıksız ağlıyor, yalnızca uyurken susuyordu.

    Küçük kız, zaman geçtikçe daha da umutsuzlaşıyordu. Annesini bir daha hiç göremeyeceğini düşünüyordu. Çaresizdi, gülmüyor, oyun oynamıyor sadece anneannesinin zoruyla yemek yiyordu. Anne ve babasının fotograflarını gördüğünde anne deyip boynunu büküyordu. Uykuları düzensizdi. Aşırı salgırgandı. Kimsenin onunla ilgilenmesini istemiyor, ailesi tarafından reddedildiğine inanıyordu.

    Yaklaşık bir ay sonra anneanne Yıldız’ın kulağının arkasında büyük bir şişlik olduğunu fark etti, kızını telaşlandırmamak adına da durumu onlara aktarmadan Yıldız’ı bir doktora götürdü. Ancak verilen ilaçlar işe yaramadı, aksine şişlik gittikçe büyüyordu. Anneanne çaresiz bir şekilde kızını arayıp durumu haber vermek zorunda kaldı. Öznur hanım, gözyaşları içinde kızının yanına koştu. Tüm suç onundu. İş için bile olsa kızımdan ayrı kalmamalıydım diye düşündü. Yıldız annesine o kadar kızgındı ki yüzüne hiç bakmıyor, o yokmuş gibi davranıyordu. Annesi sarılmak istediğinde ağlıyor ve buna asla izin vermiyordu.

    Endişelenen aile, Yıldız’ı bir araştırma hastanesine götürdü. Burada biyopsi yapıldı. Yapılan değerlendirmeler sonucunda bu şişlik; anneden ayrı kalmanın vermiş olduğu üzüntünün dışa vurumu olarak açıklandı ve aileye kızlarının depresyonda olduğu söylendi. Öznur hanım çok pişmandı, ne pahasına olursa olsun bir daha kızından hiç ayrılmayacaktı. 

    Nasıl Olurdu Da Dört Yaşındaki Bir Çocuk Depresyona Girebilirdi?

    Oysa ki, ağırlıklı olarak yetişkin rahatsızlığı olarak bilinen depresyon 4 – 11 yaşlarındaki çocuklarda ve hatta bebeklerde bile görülebilir.Oyun oynamada isteksizlik, uyku ve yemek problemleri, umutsuzluk, olağan aktivitelere ilginin azalması, enerji eksikliği, sosyal soyutlanma, iletişim eksikliği, öz saygı eksikliği çocukluk depresyonunun tipik belirtilerindendir.

    Tıpkı Yıldız’ın tedavisinde olduğu gibi ilaç tedavisi ve psikoterapi ya da her iki tedavi şekli bir arada çocukluk depresyonunun tedavisinde etkili olmaktadır.

  • Adhd symptoms, breast-feeding and obesity in children and adolescents.

    BACKGROUND:

    Attention-deficit-hyperactivity disorder (ADHD) has been found to be related to overweight/obesity in children and adolescents, but it is a heterogeneous disorder, and the relationships between the dimensions of ADHD and overweight/obesity are not clear. The aim of this study was to explore which dimensions of the disorder are specifically associated with overweight/obesity.

    METHODS:

    The study sample consisted of 300 treatment-naive children with ADHD and 75 healthy controls aged 7-17 years. The ADHD module of the Kiddie Schedule for Affective Disorders and Schizophrenia-Present and Lifetime Version was used to diagnose ADHD. The severity of ADHD symptoms was assessed via Conners’ Parent Rating Scale (CPRS). The weight, height, and breast-feeding duration of the study samples and controls were recorded. Body mass index (BMI) was categorized according to the national age/sex-specific reference values.

    RESULTS:

    The rate of overweight/obese children was higher in the ADHD group. The association between ADHD symptoms and BMI percentile scores was evaluated using structural equation modeling. In that model, it was observed that the Cognitive Problems/Inattentive and Oppositional subscores of the CPRS had a positive predictive effect on the BMI percentile scores, but breast-feeding duration had a negative predictive effect on the BMI percentile scores.

    CONCLUSION:

    Inattention, oppositionality and breast-feeding duration were associated with overweight/obesity in children and adolescents with ADHD. Longitudinal studies are needed to more fully understand this relationship and the mechanisms underlying the association between ADHD and overweight/obesity.

  • En Güzel Hediyem

    En Güzel Hediyem

    Boşanma.… Hastalık …. Ölüm….. Maddi imkansızlıklar… yada bunun gibi birçok neden.

    Ve yetiştirme yurdu…

    İçeri girdiğimde birçok çocuk koşarak geldi yanıma. Kimi sarılıyor, kimi neden orada olduğumu öğrenmek istiyordu. Bir proje kapsamında belirli bir süre onlarla beraber vakit geçireceğimi söyledim. Keyiflerine diyecek yoktu. Önce öğretmenleriyle görüştüm. Kendini işine adamış insanlar vardı karşımda. Güler yüzlü ve sevecendiler. Çocuklarla teker teker tanıştım. 7 veya 8 yaşında 15 çocuk kolayca adapte olmuştu bu yeni duruma. Biri dışında.

    Kuruma ilk gittiğim gün sadece adını söyleyip odasına gitti Umut. Beni her gördüğünde gözlerini kaçırıyordu. Bu esrarengiz küçük adamın da anlatacakları olmalıydı. Okulunu, arkadaşlarını, pokemon u anlatabilirdi diğerleri gibi ama hiç konuşmayı başaramadık. Konuşmaktan kaçıyordu. Oyunlara katılmak yerine camdan bizi izlemeyi tercih ediyordu. Öğretmenlerinden aldığım bilgiler şaşırtmamıştı beni. Sınıfının en başarılı öğrencisiydi ve ilgilendiği spor dalında dereceleri vardı. Annesini bir kaza sonucu kaybetmiş. Babasını da hiç görmemişti. O küçücük bedenine o kadar büyük acılar sığdırmış ama pes etmemişti. “Başarılı ve ileriye dönük hedefleri var” dedi öğretmeni.Bunlar üzerine konuşursak belki ilgisini çeker diye düşündüm ama nafile.

    Her hafta pazartesi küçük harçlıklar dağıtıyordu kurum. Harçlıklarını aldıkları gün bayramdı onlar için. Bazıları bakkala koşuyor tüm parasını harcıyor kimisi aldıklarını yiyecekleri arkadaşlarıyla paylaşıyordu. Tüm hafta o harçlıkla neler alacaklarını düşürlerdi.

    O günlerden birinde üç çocuk koşarak yanıma geldi.

    – Sen söylesene…
    – Yok sen söyle
    – ?
    – Abla umut yanına gelecek ama utanıyor…
    – Utanmasın gelsin tabi dedim.

    Umut utana sıkıla belirdi yanımda. Yüzüme bakamıyordu. Arkasına gizlediği bir şey vardı. Baktım. Tüm harçlığıyla kırmızı bir gül almıştı bana. Hayatımda aldığım güzel hediyeydi o ama tüm harçlığını o güle harcamıştı. almak istediği bir şey için bir hafta beklemesi gerekecekti. 

    – Olsun biz her hafta harçlık alıyoruz. Bu senin dedi.

    Bu güne kadar aldığım en anlamlı şeydi o gül. Dile getiremediği bir çok şeyi sessizce ifade etti. Tüm arkadaşları gibi…

    Birbirleriyle benzer geçmişi paylaşan yaşları, sevinçleri, hüzünleri bir ama kendi içlerinde yalnız. Çocuk ama çocukluktan uzak birer birey onlar. 

    Her şeyden şikayet etmek yerine küçücük bir şeyden mutlu olmayı bilen küçücük ama kocaman yürekleri var. Yanlış olduğunu bildikleri şeyi yapmıyorlar. İnadına yapmak diye bir şey yok onlarda. 

    O kadar çocuk var ki annesi onu öptüğünde yanaklarını silen, bu ilgiden rahatsız olan. Annesine nefretle bakan. Oysa bu çocuklar sevgiden değil sevgisizlikten şikayet ediyor. Her gördükleri kadına “anne” her gördükleri adama “baba” demek için can atıyor. Sevgiye, şevkate duydukları ihtiyaç yaşıtlarından fazla olduğundan değil. Yeterince doyurulmadığından. Hiçbirinin kendi seçimi değildi dünyaya gelmek. Küçük görünüp büyük insan gibi davranmak zorunda bırakılmalarına rağmen…

    Çoğunuz için küçük bir ayrıntı belki burada yazılanlar sevgi dediğimiz ne ki diye düşünenlerinizde olabilir. Sizin için değersiz ama onlar için hayati değer taşıyor elle tutulup gözle görülmeyen bu kavram. Eğer giderseniz ziyaret edilmekten mutluluk duyan birçok çocukla karşılaşacaksınız öptünüz diye yanaklarını silmeyecek hiçbiri bir diğer yanağını uzatacaklar.

  • The relationship between parental affective temperament traits and disruptive behavior disorders symptoms in children with adhd.

    OBJECTIVE:

    This study investigated the relationship between parental affective temperaments and the oppositional defiant disorder (ODD) and conduct disorder (CD) symptoms of children with ADHD.

    METHOD:

    The sample consisted of 542 treatment-naive children with ADHD and their biological parents. Children were assessed via both parent- and teacher-rated behavioral disorder scales. Parental affective temperament and ADHD symptoms were measured by self-report inventories. The relationships between psychiatric variables were evaluated using structural equation modeling.

    RESULTS:

    According to parent-rated behavioral disorder scales, paternal cyclothymic and maternal irritable temperaments were associated with ODD scores, and maternal depressive temperament was associated with CD scores. In terms of teacher-rated behavioral disorder scales, maternal anxious temperament was associated with ODD scores, and paternal cyclothymic and maternal depressive temperaments were associated with CD scores.

    CONCLUSION:

    These results suggest that certain parental affective temperaments are related to an increase in symptoms of disruptive behavioral disorders in children with ADHD.

  • Evimizin Küçük Misafiri

    Evimizin Küçük Misafiri

    Kıskançlık, doğal içgüdüsel bir duygudur. Kardeş kıskançlığı; üzüntü, küçük düşme korkusu ve öfke düşüncelerinin yanı sıra sevgi, onu koruma ve yakınlık hissetme gibi birbirine ters düşen duyguların bir birleşiminden oluşmaktadır.Çocuğun anne babasını yeni biriyle paylaşmak zorunda olduğunu kabullenebilmesindeki zorluktan kaynaklanır. Onun üzerinde olan tüm ilgi ve dikkat artık kardeşinin üzerindedir. Çocuk bu dönemde kendini güvensiz ve desteksiz hisseder. Artık sevilmediğini düşünür, eskisi gibi cıvıl cıvıl bir çocuk değildir. Yemek yemez, kendine ve eşyalara karşı saldırgan davranışları vardır. Anne ve babasına sürekli onu sevip sevmediklerini sorar. Artık onu eskisi kadar sevmediklerini düşünür. Korktuğunu, tuvaletinin geldiğini bahane ederek ilgiyi üstüne çekmeye çalışır. Altını ıslatma, parmak emme gibi davranışlarla bir önceki gelişim evresine gerileyebilir ya da annesinin ondan tamamen uzaklaşmasını sağlamamak adına kardeşini sever gibi görünür. Abartılı sevgi gösterilerinde bulunabilir. Bu durum alttaki duygularını ele veren davranışlarla birlikte ortaya çıkar. Yanağını okşarken biraz fazla sıkar. Kardeşinin canını yakacak kadar onu kucaklar. Yanlışlıkla yere düşürür.

    Ne Yapılması Gerekiyor?

    Tedirginliğinizi Atın: Yapmanız gereken ilk şey, rahatlamanız. Çocuklar etrafındaki yetişkinlerin davranışlarından etkilendiklerinden kardeşine nasıl davranacağı konusundaki endişeleriniz onu daha gergin hale getirecektir.

    Onunla Konuşun: Kardeşi doğmadan önce aileye yeni birinin geleceğini, evinizin bu yüzden zaman zaman daha kalabalık ve her zamankinden daha heyecanlı olabileceğini, küçük ve yardıma muhtaç olduğundan onunla daha çok vakit geçirmek zorunda kalabileceğinizi, ona anlatmalısınız. Kardeşinin doğmasıyla ona olan sevginizin azalmadığını sadece sözcüklerle değil, davranışlarınızla da desteklemeniz gerekmektedir.

    Eskiden Yapmaktan Zevk Aldığı Şeyleri Kardeşi Doğduktan Sonra da Gerçekleştirin: Örneğin; kardeşi doğmadan önce kitap okuyorsanız bunu doğumdan sonra birden bire kesmeyin. Böylece çocuk statü kaybına uğramadığını fark ederek özgüvenini yitirmeyecektir.

    Onu Kardeşinden Uzaklaştırmaya Çalışmayın: Aşırı kaygılı davranarak çocuğu bebekten uzaklaştırmaya çalışmak yapılabilecek en büyük hatalardan biridir. Kıskanmamasını sağlamak için aşırı hoşgörülü davranmakta durumu kötüleştirecektir. Bebeğe zarar vermesine izin verilmediği kesin bir dille anlatılmalıdır.

    Ondan Yardım ve Bazen de İzin İsteyin: Kardeşinin küçük gereksinimlerine yardım etmesini sağlamak hoşuna gidecek ve işe yaradığını ve önemsendiğini düşünmesini sağlayacaktır. Küçülmüş giysilerini, ya da oyuncaklarını kardeşine verirken iznini isteyin. Kendine ait bir eşyasının izinsiz kardeşine verilmesi çocuğu üzebileceği gibi kıskançlığını da körükleyebilir.