Blog

  • Seçim-lerimiz

    Seçim-lerimiz

    ✔️Seçimlerimiz bizi yansıtır aslında, neden onu değil de bunu dinlediğimiz, neden macera değil de dram sevdiğimiz gibi…. seçimlerimizi oluştururken hayatımızı da oluşturmaya başlarız. Gün gelip çocuğumuz olduğunda onun da seçimlerini yapacağımızı sanırız ?

    ✔️Sanki çocuğumuz bizim uzantımızmış gibi, sanki bizim izimizde gitmesi gerekirmiş gibi düşünürüz ve de yanılırız. Her çocuk çeşitli mizaç özellikleriyle dünyaya gelir bizim de geldiğimiz gibi. Bunun en …iyi örneği aynı anne babadan dünyaya gelen çocukların birbirlerinden çok farklı özelliklerinin olması. Neyse ki öyle, yoksa tek tip olsak hayat çok sıradan olurdu diye düşünüyorum

    ✔️Görünüşlerimizi tektipleştirmeye başladığımız gibi hayatlarımızı çocuk yetiştirmemizi de aynılaştırmaya başladık. Hem piyano hem bale hem yüzme kursuna gitsin matematikten geride kalmasın; sosyal olsun-başarılı olsun-çekingen olmasın ama çok da fırlama olmasın-yaratıcı olsun-kimseye vurmasın ama ezik de olmasın….. Tanıdıktır hepimize bu beklentiler

    ✔️Nasıl ki ütümüzün saçımızı kurutmasını beklemiyorsak, içe dönük mizaçlı çocuğumuzun sınıfın en popüler ön dışadönük çocuk olmasını da beklememeliyiz. Bu şu demek değil tabi ki, bırakalım çekingen kalsın değil ancak çocuğun kişilik özelliklerine saygı duyarak beklentimizi ayarlamamızdan bahsediyorum. Onun varolan özelliklerini hesaba katmaktan bahsediyorum.

    ✔️Saygı demişken; evet çocuklarımıza çok saygılı davrandığımızı düşünmüyorum. Sporla uğraşma derslerinle ilgilen, üniversite sınavına kadar sevgili yok aman ha ‼️yalan söylemeler kandırmacalar derken ergenliği arapsaçına döndürüyoruz. Mesela hangimiz ergenken duygularımıza müdahale edilsin isterdi, kaldı ki müdahale edilebilir bir şey mi?

    ✔️Başkasının tecrubesiyle öğrensek sanırım hatasız bir yaşamımız olurdu. Ancak maalesef kendi tecrube ettiklerimizden yola çıkıyoruz. Bu süreçte kendimizi tanıyoruz ve belki bazen aynı hatayı tekrarlamak pahasına. Kendi hatalarımızın üzerini örtüp, sonra çocuğumuza dönüp ‘o zaman şartlar öyledi sen böyle bir hata yapmayacaksın’ demek kulağa çok gerçekçi gelmiyor haliyle. Çocuğumuzun seçimlerinde de hatalı seçim yapmasına, bu uğurda bazen üzülmesine, sonra hatasından ders almasına-bazen alamamasına müsade etmemiz gerekiyor. Sonuç olarak biz çocuklarımızın sahibi değiliz, ancak iyi birer rehber olabiliriz. Dayatmak yerine fikirlerimizi paylaşabiliriz.

  • Yas Döneminde Neler Yapılmalı?

    Yas Döneminde Neler Yapılmalı?

    Önceki yazılarım arasında yas tutan insana nasıl destek olmak gerektiğinden bahsetmiştim. Danışanlarımda sıkça karşılaştığım yas konusuyla ilgili bir yazı daha yazma ihtiyacı hissettim fakat bu sefer kendinize nasıl destek olabileceğinizden bahsedeceğim.

    Duygularınızı Dışa Vurun

    Öncelikle hep söylediğimiz gibi duyguların dışa vurumu oldukça önemli. Duygularınızı gömmeyin, onları yaşayın, onları dışarı çıkartın. Yani ağlamak istiyorsanız bağırarak saatlerce ağlayabilirsiniz. Size kaybınızı hatırlatan bir eşyaya sarılarak uyumanızda bir sakınca yok. Aynı şarkıyı yüzlerce kez dinlemeniz de oldukça sağlıklı. Sağlıklı olmayan şey ise kaçınmak: Yani acıyı yaşamadan hiçbir şey olmamış gibi davranmak, ağlamak isterken kendinizi tutmak.

    Tabii bunları da kararında yapmak gerekir. Burda önemli nokta hayatınıza mümkün olduğu kadar devam ederken aynı zamanda duygularınızı dışarı çıkarmanız.

    Konuşun ve Yazın

    Sizi dinleyen ve anlayan biriyle bol bol konuşun. Aklınızdan geçenleri, yaşadığınız acıyı konuşarak da dışarı çıkarın. Eğer böyle bir insana ulaşma imkanınız yoksa yazabilirsiniz. Kaybettiğiniz kişiye mektup yazabilirsiniz veya sadece kendi duygularınızı acınızı anlattığınız bir günlük tutabilirsiniz. Kimi danışanlar bu günlüğü sesli tutmayı tercih eder. Telefonunuzun ses kaydı özelliğini kullanarak içinizi dökebilir ve buraya bir günlük gibi kaydedebilirsiniz. Bunları yapmak yas tutan insan için oldukça zor görünür. Yastaki insanlar su bile içmek istemezken ellerine kalem alıp yazı yazmak imkansız gelir, fakat bir kere yapıp ne kadar rahatladıklarını görünce buna devam ederler.

    Yas sürecinde psikiyatrik ilaçlar önerilmez. Kişinin hisleri hakkında bolca konuşması ve acısını yaşaması beklenir. Yasın tek ilacı zamandır. Bu kuralın tek istisnası kendinize zarar verme düşüncenizdir. Eğer kendinize zarar verme veya intihar planınız varsa acil olarak bir ruh sağlığı uzmanına ulaşmanız gerekir.

    Acınız tamamen geçmese de zamanla daha dayanılabilir hale gelecek. Yalnız olmadığınızı hatırlayın.

  • Ben sen o ❌biz siz onlar

    Ben sen o ❌biz siz onlar

    ✔️Çekirdek aile yapısının artmasından mıdır? sokakta oynayamıyor çocuk hep evde kapalı kalıyor zaten çalışıyoruz vakit ayıramıyoruzdan mıdır ? sağlıklı çocuk yetiştirmeliyim telaşından mıdır? nedendir bilmiyorum ama iç içe geçmiş ilişkiler yumağı olduğumuz kesin. Sadece çocuğuyla değil tanımadığı kişiye dönüp ‘canım’ bakar mısın? diyen kişilerle dolu ortalık. ‘Canım’ en masumu, bir de ‘hayatım’, ‘bebeğim’ ler var ki bahsederken bile tüylerim ürperiyor ?

    … ✔️Sınırsız bir toplum olduk, oluyoruz. Doktor-hasta, öğretmen-öğrenci, öğretmen-veli ve daha sayamadığım mesafeye dayalı olması gereken ilişkilerdeki mesafeyi kaldırdık. Çocuğunun öğretmeninden çocuğunun yanında bahsederken, hanım ya da bey diye ismin sonuna iliştirmeyince çocuğun da mesafe algısı bozuluyor. Öğretmenini otorite olarak görmemeye başlıyor. Tabii ki tek neden bu değil fakat bence önemli bir nokta.

    ✔️Aile içi ilişkilerde de kendisine ismiyle hitap edilmesini isteyen anneler babalar teyzeler amcalar olabiliyor. Çocuklar erken yaşlarda sınırlarını bilmez biz farkında olmadan öğretiriz. Hitap şekillerimiz de sınırların önemli bir parçasıdır.

    Anneye ismiyle hitap ettiğinde arkadaşıyla annesi arasındaki farkı farketmesi zorlaşıyor. Anne, hem ismiyle hitap edilince içten içe seviniyor, sevimli buluyor hem de ‘anneyle böyle konuşulur mu’ diye çıkışıveriyor. Sonra yine çocuğun kafası karışıyor.

    ✔️Otorite figürü olmakla despot olmayı karıştırıyoruz belki de. Mesafeyi duygulara koyduğumuzu sanıyoruz.

    Çocuğumuza ‘sevgimizi göstermeyelim mi’ gibi algılıyoruz, oysa ki sınırlarını evde aile içinde öğrenmeyen çocuk aynı sınırsızlıkla öğretmenine ya da herhangi başka bir yetişkine yaklaşınca duvara çarpmış gibi olabiliyor haliyle.

    ✔️Ha bir de ‘kakamızı altımıza yaptık’ ‘babamız biraz sinirli’ gibi konuşma biçimi var ki bu konuyu öyle iki cümleyle geçiştiremeyeceğim zira benim en büyük isyanlarımdan biri kendisi ?

    ✔️Tıpkı eski türk filmlerinde hırsızlık yapanları sempatik gösterdiğimiz gibi, laubaliliği de samimiyet sanmaya başladık. Samimiyet hissettirilen duygudadır, ‘canım’ da ‘hayatım’ da değildir ❌ ? ‼️ ❗️

  • Psikolojik Olarak Güçlü Çocuklar Yetiştirmek İçin 3 Öneri

    Psikolojik Olarak Güçlü Çocuklar Yetiştirmek İçin 3 Öneri

    Çocuğunuzun ödevleri, basketbol maçı, sınav notları gibi günlük hayatın sorunlarına takılıp ebeveynliğe büyük pencereden bakmayı unutabilirsiniz. Bunun sonucu olarak da birçok çocuk sorumluluk sahibi yetişkinler olmaları için gerekli olan ruhsal gücü geliştiremiyorlar. Aşağıda yazan 3 maddeyi uygulayarak çocuğunuzun şu anda olduklarından daha güçlü olmalarına yardımcı olabilirsiniz.

    1- Gerçekçi Düşünmeyi Öğretin

    Çocuğunuzun düşünme şekli onun nasıl hissettiğini ve nasıl davrandığını etkiler. Bu yüzden negatif düşünceleri ile nasıl baş edeceğini ona öğretmek önemlidir. Aynı yetişkinler gibi çocuklar da felaketleştirme, kendinden şüphe etme ve acımasız eleştiri gibi düşüncelerle mücadele eder. Bu düşüncelerini dışa vuran çocuğa karşı bazen ebeveynler ‘endişelenmeyi bırak’ veya ‘herşey yoluna girecek’ gibi cevaplar verebilmektedir. Birçok ebeveyn çocuğuna nasıl sağlıklı bir telkin (self-talk) uygulayabileceğini öğretmemekte. Bu telkin ‘pozitif düşün’ diyip geçmek kadar basit değil, çünkü her şeyin yoluna gireceğine güvenmeyen çocuklar hayatın getireceği zorluklara hazırlıksız yakalanabiliyor.

    Örneğin; ”matematik sınavından asla geçemeyeceğim” diyen bir çocuğa bu düşüncesini kendi kendine ”matematik sınavından alacağım notu daha fazla ders çalışarak ve öğretmenimden yardım isteyerek arttırabilirim” şeklinde yeniden çerçevelemesi öğretilebilir. Daha gerçekçi düşünen çocuklar zorluklar karşısında daha dayanıklı ve daha özgüvenlidir.

    Çocuklarınıza düşünce dedektifliği yaparak bir düşüncesini destekleyen ve desteklemeyen kanıtları incelemeyi öğretebilirsiniz. Size olumsuz bir düşüncesini açıklayan çocuğa ”sana bunun doğru olduğunu düşündürten nedir?” ve ”bunun doğru olmadığının kanıtları neler olabilir?” diye sorabilirsiniz.

    2- Duygularını Yönetmeyi Öğretin

    Amerika’da bir lisede yapılan araştırmaya göre gençlerin %60’ı duygusal olarak hayatın gerçeklerin kendilerini hazır hissetmiyorlar çünkü rahatsızlık veren duygularla mücadele etmek için gereken özelliklere sahip değiller. Ebeveynler tarafından söylenen ”korkma” ”üzülme” gibi cümleler, çocuklara hissettikleri duyguların yanlış olduğunu ya da bu duygularla baş edemeyecekleri düşüncesini aşılıyor.

    Çocuklara duygularını tanımayı ve onları etiketlemeyi öğretin. Bu, o duygularlar baş etme yolunda atılacak ilk adımdır. ”Ben şu an kaygılıyım ve bu kaygı korkutucu şeylerden kaçmama sebep oluyor” diyen bir çocuk korkularıyla yüzleşmekte daha donanımlı olacaktır.

    3- Pozitif Aksiyon Almayı Öğretin

    Bazı ebeveynler, çocukları karşılaştıkları zorluklardan kurtarma konusunda çok hızlı davranıyor ve çocuklara sağlıklı seçimler yapma fırsatını tanımıyorlar.

    Pozitif aksiyon almak; korkularla yüzleşmek, yorgunken sabretmek, popüler olmamasına rağmen değerlerine göre davranmak anlamına geliyor. Duygularına ters bir şekilde davranabilen ve ”rahatsız” olmayı tolere edebilen çocuklar hayata karşı daha mücadeleci bir tavır sergiliyor.

    Çocuklarınıza problem çözme becerilerini öğretin, onlara kendi hayatları ve başkalarının hayatları üzerinde değişiklik yapma gücü olduğunu gösterin, her gün atacakları küçük adımlarla kendilerinin daha iyi bir versiyonuna dönüşebileceklerini öğretin.

  • Sosyal medya ve çocuk

    Sosyal medya ve çocuk

    ✔️Bu konunun iki boyutu var. Birincisi ailelerin çocuklarını sosyal medyada paylaşması, diğeri çocuk ve ergenlerin kendi hesaplarını oluşturup sosyal medyayı kullanması. Peki risk ? Bence her iki boyutunun da riskli yanları var.

    ✔️Ailelerin sosyal medyada çocuklarını paylaşmalarının bir boyutu onaylanmak, takdir edilmek olsa da bence riskli olan tarafı rekabet-haset duyguları ile başa çıkamayıp çocuklarını aracı olarak kullanmaları.

    Bakın ne kadar akıllı bir çocuğum var, bakın bu da aldığı belgeler diye gözümüze sokmaları. Bunu gören diğer ailelerin de kendilerini kaybedip çocuğuna dönüp ‘bak görüyor musun takdir almış yine ya sen?’ diyebilmeleri, çocuklarını kıyaslamaları, zaten rekabete dayalı olan eğitim sisteminde çocuğuna daha da kendilerini yetersiz hissettirmeleri.

    Tabiki çocuğumuzun başarısını, iyi taraflarını paylaşabiliriz ancak sınırsızca deşifre edilmesi bence hem o çocuk için hem de diğer çocuklar için risk teşkil ediyor.

    ✔️Yine ailelerin paylaşımlarının bir boyutu ‘doğal hallerimizi paylaşıyoruz’ savunmasıyla çocuklarının iç çamaşırlı ya da kabaca mahrem hallerini paylaşmaları, özellikle ergenliğe yakın dönemde fiziksel değişimler yaşayan çocuklarının plaj hallerini sınırsızca paylaşmaları hem çocuğun mahremiyet duygusunu zedeliyor hem de sosyal medyada gezinen riskli kişilerin görmesine neden oluyor.

    Çocuğumuz sokakta yürürken eteğini açsa ‘kızım napıyosun’ derken, eteğini açmış bir halinin fotoğrafını paylaşırken imtina etmiyoruz. Çocuğumuzun da kafasını karıştırmış oluyoruz.

    ✔️Sosyal medyada çocuğunu allayıp pullayıp fotografını çekip paylaşan, aslında ‘bakın bu güzellik benim eserim’ diyen anneler grubu var bir de. Çocuğunun her halini videoya çeken anneler. Hani artık konsere gittiğimizde konseri telefonsuz izleyemiyoruz ya, o an konserde olduğumuzu kanıtlıyoruz ya bunun gibi ‘bu çocuk benim’ i kanıtlarcasına çocuğunun büyüdüğünü ekrandan izliyor bazı anneler. Ne yazık ki az değiller, çoklar. Anı biriktirmenin ötesine geçip anı oluşturamıyorlar. Buradan o annelere sesleniyorum;) ‘Şu telefonu kenara bıraksanız, mesela saklambaç oynasanız ve bunu hiçbirimiz bilmesek.

    ✔️Çocuklarımıza gelelim. Artık onlar tablette oyun oynayarak değil youtube kanallarını izleyerek eğleniyorlar. Kendi yaşında bir çocuğun ailesinin çektiği videoları izleyip dönüp size ‘bana da kanal açsana’ diyebiliyorlar.

    Sonra biz ne diyoruz ‘neyimiz eksik biz de sana açalım, aman içinde kalmasın’ diyoruz, yetinmeyip arkadaşlarımıza haber salıyoruz, kanal açtık bi’ takip etseniz de gönlü kırılmasa ? Şu ‘içinde kalmasın’ konusu beni derinden etkiliyor. İçinde kalsın çocuğumuzun, yoksa nasıl hayal kuracak, nasıl motive olacak??

    ✔️Tıpkı onlar da bizim gibi olmaya çalışıyorlar, kendilerini sosyal medyada var etmeye çalışıyorlar. Ancak durum farklılaşıyor, çocuğumuzun profilini gören sapkın kişiler çocuğumuza ulaşabiliyor, çocuğumuzu riske sokabiliyor.

    Peki neden; ilişkilerimizdeki sınırsızlığı da sosyal medyadaki sınırsızlığı da çocuğumuz görüyor, alışıyor, normalize ediyor. Mahremiyet kavramının temelleri çocuklukta atılıyor, o nedenle anne baba olarak bizlerin sorumluluğu çok büyük.

    ❌Unutmayalım mahremiyeti bilmeyen çocuk tacize daha da açık hale gelir ? ‼️

  • Nefes Egzersizi Nasıl Yapılır?

    Nefes Egzersizi Nasıl Yapılır?

    Farkında olmasak da nefes alıp veririz fakat aldığımız her nefes doğru nefes olmayabilir. Nefes alış verişimiz içinde bulunduğumuz durum, kişiliğimiz, oturma şeklimiz ve sağlık durumumuz gibi birçok faktörden etkilenir. Kaygılandığımızda, korktuğumuzda, öfkelendiğimizde ve sıkıntı yaratan pek çok başka durumda nefesimizi tutmaya meyilliyizdir. Nefesimizi tutmak sıkıntımızı daha da arttırır. Uzun süre boyunca doğru nefes almadığımızda vücudumuza ver organlarımıza yeterli oksijen gitmez, kendimizi yorgun, depresif ve sinirli hissedebiliriz.

    Peki nasıl doğru nefes alırız?

    Sağlıklı nefes diyafram nefesidir. Diyafram, göğüs boşluğunun altında bulunan bir kastır. Ağır, derin ve sessiz olan nefes doğrudur. Kaygılı ve öfkeli insanlara baktığımızda kesik kesik, sesli ve yüzeysel nefes aldıklarını görürüz. Eğer nefes alırken göğsünüz ve omzunuz birlikte hareket ediyorsa doğru nefes almıyorsunuz demektir. 

    Doğru nefes burundan alınmalıdır, çünkü burnumuzu kaplayan yapışkan sıvı ve kıllar soluduğumuz havadaki toz vb maddeleri filtreleyerek akciğere ulaşmasını engeller. Kişide burundan nefes almayı zorlaştıran faktörler (deviasyon, et vb) varsa mutlaka tedavi edilmelidir. 

    Diyafram nefesi nasıl alınır?

    Bir elinizi göğsünüze bir elinizi karnınızın başladığı yere (göğüs kafesinizin alt kısmına) koyun. Eğer göğsünüzde olan eliniz değil, diğer eliniz nefes alış verişinizle inip kalkıyorsa diyafram nefesi alıyorsunuz demektir. Başta zor gelebilir fakat her gün sadece 2 dakika ayırırsanız çok kısa bir sürede diyaframdan nefes alıp vermeye alışacaksınız ve zor anlarınızda imdadına koşacak bir teknik cebinizde olacak.

    Nefes egzersizleri stresi ve olumsuz etkilerini azaltmak için oldukça basit ama çok etkili yöntemlerdir. Diyaframdan alıp vereceğiniz nefeslerle rahatlar ve stresinizi kontrol altına alabilirsiniz. Aşağıda örnek bazı nefes egzersizleri bulacaksınız.

    Öncelikle rahat bir pozisyon alın, gözlerinizi kapatın ve nefesinizi farkedin. Nefesinizi değiştirmeden önce nefesinizin hızına ve derinliğine dikkatinizi yönlendirin. Nefesiniz hızlı mı, yavaş mı, derin mi, sığ mı? Nefesinizin farkında olun.

    1. Sayılan Nefes Egzersizi

    Bu yöntem nefes alışverişinizin süresini düzenler, nefesi veriş sürenizi uzatır. 

    • Nefes alırken dilinizi dişlerinizin arkasındaki çatıya yerleştirin, burnunuzdan nefes alın ve beşten geriye doğru sayın; nefesinizi verirken ise havanın ağzınızdan yavaşça çıkmasına izin vererek 10’A doğru sayın. Bu adımları tekrar edin. Bu egzersiz akciğerlerinizi gerçekten boşaltmanızı ve her nefeste biraz daha rahatlamanızı sağlayacaktır. 

    • Bu nefes egzersizin farklı bir versiyonu “4-7-8” yöntemi olarak bilinir. Nefes alırken 4’e kadar sayın, nefesinizi tutun ve 7’ye kadar sayın, nefesinizi verirken ise 8’e kadar sayın.

    • Kendi hızınızı da bulup bu nefes egzersizleri kendinize uyarlayabilirsiniz. 

    2. Görsel Soluma / Balon

    Rahat bir pozisyon alın, gözlerinizi kapayın, burnunuzdan nefes alıp ağzınızdan verin. 

    Nefes alıp verdikçe karnınızın tıpkı bir balon gibi şiştiğini düşünün. Nefes verişinizde ise balonun içinden havanın yavaşça çıktığını hayal edin. Unutmayın havayı dışarı çıkması için zorlamak zorunda değilsiniz, hava kendi hızına göre dışarı çıkacaktır. Balonun rengini belirleyebilir hatta her nefes alış verişte (eğer sizi rahatlatacaksa) havada süzüldüğünüzü düşünebilirsiniz. Bu egzersiz sığ  nefes yerine diyaframdan nefes alarak stresten uzaklaşmanızı sağlar. Bu egzersiz sığ nefes yerine diyaframdan nefes alarak stresten uzaklaşmanızı sağlar.

    3. Görsel Soluma / Stresi Serbest Bırak

    Rahat bir pozisyon alın, gözlerinizi kapatın ve diyafram solunumu yapın. Nefes aldıkça stresin kas ve ciğerlerinizden geldiğini düşünün, nefesi verirken de bu stresin vücudunuzdan çıktığını, gözünüzün önünde parçalandığını hayal edin. Tekrar edin.

    4. Derin, Temizleyici Nefes

    Burnunuzdan alabildiğiniz kadar derin bir nefes alın. Daha sonra bu nefesi ciğerlerinizden tamamen boşalana kadar verin, ciğerlerinizin boşaldığına odaklanın. Ciğerlerinizi ne kadar boşaltırsanız yeni soluyacağınız oksijene o kadar yer açılacaktır. Bu nefes alışverişini tekrar edin. Omuz, sırt ve vucudunuzun diğer yerlerini gevşetmeye çalışın.

    5. Alternatif Nostril Solunum:

    Nefes alırken parmağınızla sağ burun deliğinizi kapatın ve sol burun deliğinizden nefes alın. Nefesi verirken, sol burun deliğinizi kapatarak sağ burun deliğinizden nefesi verin. Burun deliklerini değiştirerek bu şekilde egzersizi tekrarlayın. Daha önce yukarıda bahsedildiği gibi 4-7-8 veya 5-8 oranında hızınızı ayarlayabilirsiniz.

  • ‘çocuklar duymasın’ mı?

    ‘çocuklar duymasın’ mı?

    ✔️Dizide var ya hani, anne baba arasında gerginlik olduğunda ( ki dizideki baba modeli son derece dürtüsel-kendini durdurmakta zorlanan bir baba olmasına rağmen) mutfağa gidilir, tartışıp gelinir, sonra çocukların yanına gelince neşeli hallere girilir, çocuğun da sanki dünya yansa umrunda değildir. İşte bu ancak dizilerde, filmlerde olur ☺️Çocuğun umrunda değil midir gerçekte, umrundadır elbette. Bunu hepimiz biliriz ancak bilmezden geliriz.

    ✔️Son dön…emde anne babalar arasında çok yaygın bu tavır. Korumacı bir duyguyla çocuğun sıkıntıyla, sorunla, üzüntüyle karşılaşmasına engel oluyoruz. Göz yaşlarımızı içimize akıtıyoruz özetle. Sonra çocuğumuz da rol yapmaya başladığında panikliyoruz, ‘içine mi atıyor yoksa’ diye! . Biz içimize atınca çocuğumuz da içine atıyor.

    ✔️Çocuklar sorunları nasıl karşılayacağını da anne babalarından öğrenirler. Üzüntü de hayatın parçası olduğuna göre neden üzüntümüzü de çocuklarımızla paylaşmıyoruz? Neden ‘şu an üzgünüm’ demiyoruz? Neden çocuğumuzun rol yaptığımızı anlama ihtimalini aklımıza getirmiyoruz?

    ✔️Lütfen gerçekçi olalım artık ‼️ Şu an üzülüyorum-ağlarsam ancak rahatlayabilirim diyebilelim. Şu an kızgınım diyebilelim. Doktora gideceğimiz zaman ‘bu bir sorun ve bunu çözmek için doktora gidiyoruz’ diyebilelim. Ona iğne yapılacağı zaman acıyacak diyelim.

    Gerçek dışı vaatler vermeyelim. Olmayacak şeyleri olduruyormuş gibi davranmayalım.

    Aile olmanın sürekli neşeli kahkahalar atmaktan ibaret olmadığını, üzüntünün de acının da hayatın parçası olduğunu gösterelim. Ona dürüst olalım ki o da bize güvensin, omzumuzda rahatça ağlayabilsin

    ✔️Sözün özü, ‘ağlamak güzeldir, süzülürken yaşlar gözünden, sakın utanma’ ☺️ ❤️

  • Motivasyonu Arttırmak

    Motivasyonu Arttırmak

    Birçok hayalimiz, yapmak istediğimiz şeyler var. Fakat bunları yapmak için bizi engelleyen bir isteksizlik, başlayamama, erteleme gibi “motivasyon” eksikliğimiz olabiliyor. Peki bunun için ne yapabiliriz?

    – Öncelikle bir hedef belirlemeliyiz. Ama bu hedefi gerçekten sizi siz yaptığı için, ulaşmayı gerçekten sadece kendiniz için istediğiniz bir hedef olmalı. Amacınızı belirlerken; ‘bunu istiyor muyum?’, bunun için ne yapabilirim? gibi birçok ayrıntıyı düşünmelisiniz. Amacınızı belirlerken gerektiği kadar zaman harcamaktan korkmayın. Ne kadar gerekiyorsa o kadar süre ayrıntılı bir şekilde düşünün.

    – Birçok hayalimiz var, bunları gerçekleştirmek istiyoruz ve bunun içinse aynı anda birçok şeyi
    yapmaya çalışıyoruz. Fakat aynı anda birçok şeyi birlikte yapmaya çalışmanız erken tükenmenize sebep olabilir. Önce sakinleşin. Sadece tek bir işe odaklanın. Hedefe adım adım ilerleyin.

    – Ulaşmak istediğiniz hedef için temponuzu yavaş yavaş artırın. Bütün enerjinizi başta harcarsanız
    sona gelmeden tükenir ve başarısızlık hissi yaşarsınız. Acele etmeyin. Temponuzu yavaş yavaş
    artırarak ilerlemeniz daha emin adımlarla hedefinize ulaşmanıza yardım edecektir.

    -Mükemmeliyetçi olmayın! Hata yapmaktan korkmayın! Bir bebeği düşünğn. Yürümeyi düşe kalka öğreniyor ve pes etmeyip amacına ulaşıyor. Siz de hedefinize ulaşırken hatalar yapabilirsiniz. Hatalarınızın sizi engellemediğini, aslında sizi geliştirdiğini ve deneyim kazandırdığını anlamaya çalışın.

    -Sınırlarınızı koruyun! Çalışmanız gerekiyorsa çalışın, dinlenmeniz gerekiyorsa dinlenin. İkisini birbirinden ayırın. Eğer dinleme zamanında işi, iş zamanında dikkatinizi dağıtacak başka şeyleri araya sokarsanız ne gerektiği çalışabilir ne gerektiği gibi dinlenebilirsiniz.

    -Kendinizi ödüllendirin! Yeterince çalıştıysanız kendinizi ödüllendirmelisiniz. Bu davranış motivasyonunuzu artıracak ve sonraki adımları teşvik edecektir.

  • Puzzle sorunsalı !!

    Puzzle sorunsalı !!

    Toplum olarak çocuk yetiştirmede olmazsa olmazlarımızdan oldu puzzle. Puzzle ile çocuğumuzu daha zeki hale getirdiğimizi düşünüyoruz. Hatta kaç parçalı puzzle yapabildiğini çok önemsemekle kalmıyoruz, parça sayısını arttırmışsak çocuğumuzun zekasının da katlanarak geliştiğini düşünüyoruz. Ya da çocuğumuz puzzle dan hoşlanmıyorsa zorluyoruz.

    Kreşler puzzle günü yapıyorlar sağolsunlar yapmasalar çocuklarımızın zekası ne olurdu bilemiyorum artıkJ Tabii ki puzzle zararlı, gereksiz ya da puzzle dan uzak tutun değil demek istediğim ancak ben bu konudaki vurguyla ilgileniyorum.

    Puzzle ilk aklıma gelen şey aslında bu konuyla ilgili. Tabii ki bize yetmedi, ülkemizin medar-ı iftiharı Acun Ilıcalı’nın öne çıkardığı ‘mental aritmetik’ e sardık bir dönem. Mantar gibi çoğaldı bu kurslar, çocuğumuz garip el hareketleriyle hesap makinesinin yapabildiği bir şeyi kafadan yapınca gözlerimiz yaşardı. Sonra zeka geliştiren kurslar açılmaya başladı.

    Kıt kanaat geçinen aileler bile zorlanarak göndermeye başladı bu kurslara.

    Oysaki hesap makinesinin yapamadığı ama çocuğumuzun yapabileceği mesela ‘problem çözme’ becerisine odaklanmamız gerektiğini düşünemedik, saçmalamaya başladık.

    Neden ‘zeka’ kavramına odaklandık?

    Tabii ki çocuklarımızın geleceğinden endişe duymamızdan, üniversiteli işsizler ordusunun bizi korkutmasından ya da rekabetçi sistemde anne baba olarak rekabete dahil olmamızdan kaynaklı. Bu çabaların aile tarafı tabii ki iyi niyetli, ancak karşı tarafın her zaman iyi niyetli olmadığını ve ailelerin bu tuzağa düştüğünü düşünüyorum.

    Zeka çok boyutlu ve gelişen bir kavram. Az önce bahsettiğim gibi tek boyutuna odaklandığımızda, zekanın sözel beceri, problem çözme becerisi, neden sonuç ilişkisi kurma-pratik çözümler bulma gibi boyutlarını atlamış oluyoruz.

    Problem çözme demişken artık çocuklarımızın ebeveynler olarak problemlerini biz çözdüğümüz için çocuğumuzu bu alanda erken dönemlerden itibaren geride bırakmış oluyoruz. Sorunla karşılaştırmıyoruz, sıkılmasına müsaade etmiyoruz.

    Yanımızda tablet taşıyoruz mesela. Düğmesini biz ilikliyoruz, fermuarını biz çekiyoruz, çantasını biz taşıyoruz, acıkmasın diye önlemler alıyoruz. Çocuğumuzun hiçbir şeyi eksik kalmasın derken önemli bir şeyleri eksiltiyoruz. Sorun çözme becerisini, yaratıcılığını, kendisini koruyabilmeyi gibi…

    Sonuç olarak ebeveynler olarak çocuğumuz kafasını tabletten telefondan kaldırmayan, odasını toplamayan, sorumluluk almayan, yokluk günlerimizde halden anlamayan, sınır tanımayan bir çocuk olduğunda şaşırıyoruz. Şaşırmayalım. Toplum olarak çocuk yetiştirirken çocuğumuzun da büyüdüğünde sosyal bir varlık olacağını ve sorun çözerek ayakta kalabileceğini unutmayalım.

  • Duygusal Yeme Nedir?

    Duygusal Yeme Nedir?

    Dünya Sağlık Örgütü’ne göre sağlık; insanın hasta olmayışı değil fiziksel, ruhsal ve sosyal yönden tam bir iyilik halinde olması olarak tanımlanmıştır. Sağlıklı olmanın en temel kuralı ise dengeli ve yeterli beslenmek. Beslenme, sağlığın korunup geliştirilmesi için bilinçli olarak yapılması gereken bir davranıştır. Bu kontrolu kaybettiğimizde beslenme sorunları yaşamamız muhtemeldir. Bu sorunlar arasında en sık karşılaştığımız sorunlardan biri’duygusal yeme’dir.

    Duygusal yeme, negatif duygulara karşılık gelişen bir yeme bozukluğudur. Bu davranışlarda en sık görülen durum normalden daha fazla yemek ya da besin çeşitlerini farklı seçmek; daha tatlı, daha tuzlu veya daha yağlı yiyecekleri tercih etmek gibi.

    Yapılan araştırmalara göre duygusal yeme özellikle yoğunkaygı, stres, depresyon, öfke gibi duyguların yoğun olarak yaşandığı dönemlerde görüldüğü, yalnızken gerçekleştiği öne sürülmüştür. Ayrıca bu durum yetersizlik hissiyle ve benlik saygısının düşük olmasıyla ilişkilendirilmiştir. Yani bu durumda yemek yemek bir amaç olmaktan çıkıp bir araç haline dönüşüyor. Hayatta yaşanan olumsuzluklar yeme alışkanlıklarını büyük ölçüde etkiliyor. Olumsuz duyguların kişide yarattığı boşluk hissi yalnızlıkla baş etmeyi güçleştiriyor. Kişi bu boşluğu bir şeyler yiyerek doldurmaya çalışıyor. Bu konuda bilmemiz gereken en önemli şey duygusal açlığı yiyeceklerle dolduramayacağımız. Yediğimiz anda kendimizi iyi hissedebiliriz fakat yemek bittiğinde olumsuz duygularımız yok olmaz. Kötü duygulara ek olarak fazladan pek çok kalori almış oluruz. Duygularla baş etmenin sağlıklı yollarını bulmalı ve bilinçli yemeyi öğrenmeliyiz.

    Duygusal ve Fiziksel Açlık Arasındaki Farklar Nelerdir?

    -Duygusal açlıkta mide kazınırken fiziksel açlık daha yavaş ortaya çıkar.

    -Duygusal açlıkta abur cubur yemek isterken fiziksel açlıkta sebze gibi sağlıklı besinlerle doyabiliriz.

    -Duygusal açlıkta bilinçsiz yeme isteği varken fiziksel açlıkta yediklerimizin bilincinde oluruz.

    -Duygusal açlıkta sürekli yeme ihtiyacı hissedilirken fiziksel ihtiyaçta doyma hissi vardır.

    -Duygusal açlıkta açlıktan dolayı yemek yediğinizi bildiğinizden sonrasında suçluluk hissi vardır. Fiziksel açlıkta ise vücudun ihtiyacı kadar yenildiğinden dolayı suçluluk duyulmaz.

    Duygusal Açlıkla Baş Edebilmek İçin Yapabilecekleriniz

    Depresif ve yalnızken: Sevdiğiniz birini arayıp konuşmak size iyi gelecektir.

    Endişeliyken: Şarkı dinleyebilir, egzersiz yapabilirsiniz.

    Yorgunsanız: Ilık bir duş sonrası bitki çayı içebilirsiniz.

    Sıkılıyorsanız: Kitap okuyabilir, film izleyebilirsiniz. Yeni hobiler edinebilirsiniz.