Blog

  • Tik bozuklukları

    Tik bozuklukları


    Tikler bazen aileler tarafından çok önemsenmeye bilir.Fakat tik bozukluklarının çocukların sosyal,psikolojik hatta öğrenme becerilerini bile olumsuz etkileyebileceğini unutmamakta fayda vardır.Tikler motor ve/veya vokal kasların istemsiz,ani,tekrarlayıcı ve ritmik olmayan şekilde kasılmaları sonucunda oluşmaktadır.Tikler genelde 7-12 yaş aralığında görülse de daha erken başlangıçlı yada geç başlangıçlı olan örneklerde mevcuttur.

    TİKLER Motor ve Vokal tikler olarak görülebilir.Motor tikler tek başına,vokal tikler tek başına yada ikisinin bir arada görüldüğü durumlar olarak izlenebilir.

    Motor Tikler: göz kırpma,boyun germe,ağız açma,parmak şıklatma,karnı içine çekme,bacak kol esnetme gibi basitten karmaşığa doğru gitmektedir.

    Vokal tikler: Boğaz temizleme,anlamsız sesler çıkarma,psikojenik öksürük olmayan öksürme,hıçkırma,koprolali tarzında küfür etme olarak yine basitten karmaşığa doğru görülmektedir.

    Basit gelip geçici tikler: Bir veya daha fazla motor veya vokal tiklerin olduğu,en kısa 4 hafta ve en fazla bir yıldan uzun sürmeyen,zaman zaman azalan veya artan tiklerdir.

    Kronik tikler: Bir veya daha fazla motor ve vokal tiklerin olduğu,zaman zaman vokal ve motor tiklerin birlikte görüldüğü bir durumdur.Tikler 1 yıldan daha uzun süre devam etmektedir.Ve tiklerin olmadığı sürenin 3 aydan fazla olmadığı bilinmelidir.

    Tourette Sendromu: Vokal ve motor tiklerin birlikte görüldüğü ve tik çeşitliliğinin fazla olduğu bir kronik bozukluktur.Bu bozuklukta da tikler zaman zaman azalıp artabilirler.

    TİKLERİN NEDENLERİ:

    Basit gelip geçici tiklerde genelde çevresel ve stres faktörleri rol oynamaktadır.Ani korkular,kayıplar,taklit yoluyla öğrenmeler,katı aile tutumları,cezalar gibi nedenler sayılabilir.

    Fakat kronik yani uzun süreli motor tiklerde ve motor ve vokal tiklerin bir arada göründüğü Tourette Sendromunda genetik geçiş,yani ailede tik bozukluğu öyküsü bulunması,beyinde özellikle bazal ganglion bölgesinde bozukluklar olabileceği,beyinde dopamin,seratonin salınımıyla ilgili problemlerden kaynaklanacağı çalışmalar ile gösterilmiştir.

    Tik bozukluklarında aniden başlayan ve herhangi bir neden bulunamayan durumlarda nörolojik değerlendirme,tıbbi değerlendirme uygun olabilir.Aynı zamanda Tik Bozukluklarında Kaygı bozuklukları,Konuşma sorunları,Dikkat Eksikliği Hiperaktivite bozukluğu, Takıntı bozukluğu belirtileri de gözden geçirilmelidir.

    TEDAVİ:

    Tedavide her çocukla ilgili psikiyatrik sorunda olduğu gibi öncelikli olarak aileye durumun bir bozukluk olduğu,çocuğun kontrolünde olmadığı,zaman zaman uyarılarla bir süre konrtol etse de sonrasında bunun daha stres yaratacağı ve tiklerin artacağı belirtilmelidir.Çocuğun belli bir şeye odaklandığında Tv izleme,bilgisayarda oynama vs gibi tiklerin artabileceği de belirtilmelidir.Aileye uyarıcı ve katı tutumların işe yaramayacağı açıklanmalıdır.

    Tedavide ailenin sakin ve destekleyici davranması,çocukla da gevşeme egzersizleri ve davranışı dönüştürme gibi tekniklerle durumu kontrol etme becerileri üzerine çalışmakta fayda vardır.Tik bozuklukları okulda,sosyal yaşamda ve aile içinde sıkıntılara yol açabilir.Ve bu durum çocukta ciddi kaygı,güvensizlik,,duygu durum değişiklikleri yaratabilir.Ve yöntemler ile kontrol mümkün olmuyorsa ilaç tedavisi değerlendirilebilir.

  • Bedenime Neler Oluyor?

    Bedenime Neler Oluyor?

    Bir gece aniden göğsünüzdeki sıkıntının ağırlığı ile uykudan uyanıp nefes alamıyormuş gibi hissettiğiniz ve kalbinizin bütün vücudunuzda atıyormuşçasına sesini ve çarpıntısını duyduğunuz oldu mu?

    Yataktan fırlayıp kalp krizi geçiyorum korkusu ile yakınlarınızı uyandırıp apar topar en yakın sağlık kuruluşunun acil servisinde buldunuz mu kendinizi?

    İlk sarsıntıyı acil serviste sakinleştirici bir iğne ile atlatırken sizinle ilgilenen doktorun “fiziksel hiçbir şeyi yok merak etmeyin eve götürebilirsiniz” dediğini duyduğunuzda buna inanamadığınız ve aslında çok ciddi bir hastalığınız olduğunu ama doktorların bulamadığını düşündüğünüz oldu mu?

    Elbette sonraki günler o gece ne yaşadığınızı anlamaya ve anlamlandırmaya çalışarak tüm poliklinikleri sırayla dolaşıp onlarca tetkik yaptırarak ve her seferinde “bu doktorlar hiçbir şey bilmiyor! O gece ne yaşadığımı ben biliyorum kesin benim ciddi bir hastalığım var ama bulamıyorlar” diyerek geçecektir.

    Artık gidebileceğiniz doktor ve poliklinik kalmadığında size psikiyatriyi öneren kişiye çok öfkeleneceğinizi ve sizi kimsenin anlamadığı düşüncesi ile çaresizce araştırmaya, internetten okumalar yapmaya ve “ya yeniden yaşarsam o gece gibi bir geceyi” korkusu ile uyuyamaya korkar hale geleceğinizi biliyoruz.. Çünkü yaklaşık  8 yıldır aynı süreci dinliyoruz danışanlarımızdan! Size ve en çok da bedeninize ne mi oluyor?

    Bedeniniz konuşuyor ve size bir şeyler söylemeye çalışıyor, dikkatinizi kendinize yöneltmeye çabalıyor …

    O geceden beri aklınız bedeninizde öyle değil mi? En ufak değişiklikleri anında hissetmiyor musunuz?

    Sizi bunaltan ortamlardan yerlerden ve kişilerden uzaklaşmaya başlamadınız mı? Artık daha dikkatli ve seçici değil misiniz? Evden çıkarken sağlık kuruluşlarının veya acil servislerin yerini iyice ezberlemediniz mi? Artık çantanızda su, kolonya, ıslak mendil ve acil durumlarda aranacak kişilerin yazılı olduğu bir kağıt v.s gibi şeyler yok mu?

    Fark ettiniz mi? Eskisinden daha fazla ilgileniyorsunuz kendinizle ve neye ihtiyacınız olduğuna dair kendinize dönüp bakıyorsunuz…

    Sonuç olarak bütün bu yeni şeyler sizi tedirgin etse de, kaygılı düşünceler içinde bunalsanız da aslına bakarsanız bedeniniz amacına ulaştı ve dikkatinizi kendinize yöneltti… Daha önce hiç olmadığı kadar…

    Ne yapmalıyız?

    “O gece” den önceye, birkaç hafta, birkaç ay, hatta birkaç yıl önceye gidin. Zamanda bir yolculuk yapın!

    Neler oldu, neler yaşadınız neler biriktirdiniz ki bedeninizde bir taşma var artık? Yaşadıklarımızdan bize kalan ne kadar olumsuz duygu ve düşünce var içimizde biriktirdiğimiz… Hepsi birer çöp hükmünde.

    İfade etmediğimiz, boğazımızda takılıp kalan ve bir yumru gibi nefesimizi tıkayan ne kadar cümle var kimbilir…

    Nasıl olsa anlamayacaklar diyerek kurulmamış yüzlerce binlerce duygu içeren cümle var, şimdi göğsümüzde kocaman bir kaya gibi hissettiğimiz…

    Şimdi ise yaşadığınız şey; biriken duyguların düşüncelerin ve bedenimizde sıkışıp kalan olumsuz enerjinin etkileri..

    Çaresiz ve çözümsüz gibi görünse de ihtiyacınız olan, içinizde bir yerlerde biriken bu çöplerden arınmak ve bedeninizin nefes almaya başlamasını sağlamak..

    EMDR bu sorunlarla çalışan bir psikoterapi yöntemidir ve duyguyu, düşünceyi ve bedeni bir bütün olarak kabul eder ve bedene nefes alacak bir temizlik yapar. Bedeni bir kaynak olarak kabul eder ve içimizdeki iyileşme gücümüzü açığa çıkararak kendimizi iyileştirmeye destek olur.

  • İnternet bağımlılığı nedir, nasıl atlatılır ?

    Ülkemizde yeni yeni fark edilen bu bağımlılık, gelişmiş ülkelerde ciddi bir sorun ve bununla ilgili araştırmalar ve merkezler açılmaya devam etmektedir.

    Sigara, alkol, esrar, kokain gibi madde bağımlılıklarının yanında davranışsal bağımlılık olan patolojik kumar, aşırı alışveriş, seks, aşırı tv izleme gibi bağımlılıklarda söz konusudur. İnternet bağımlılığı da teknolojik gelişimle ortaya çıkan davranışsal bir bağımlılık türüdür. Kişinin patolojik düzeyde internet kullanımı,ve bunu engelleyememesi, engellendiğinde öfke, saldırganlık gelişmesi ve bu durumun kişinin sosyal, akademik, aile yaşantısı gibi bir çok alanı olumsuz etkilemesi olarak tanımlayabiliriz.

    Her bağımlılıkta olduğu gibi İnternet Bağımlılığında psikolojik ve fiziksel süreçleri vardır. Ve genelde kendini ifadede zorlanan, endişeli, eleştiriden çekinen kişilikler gibi bireyler daha yatkın değerlendirilmiştir. Ailenin yasaklayıcı, kısıtlayıcı tutumları çok işe yaramamaktadır.

    Eğer çocuğunuzda böyle bir durum var ise mutlaka psikiyatrik değerlendirme şarttır. Neden olan altta yatan başka bir sebep olup olmadığı araştırılmalıdır. Ev içi değişiklikler, aile tutumları konuşulmalıdır. Ve internet kullanımı için gerekli davranışçı destekler verilmelidir. Bağımlılık kontrol altına alınamıyor ve işlevsellik ciddi bozuk ise ilaç tedavileri bile düşünülmelidir.

  • Blue Whale Yani Mavi Balina

    Blue Whale Yani Mavi Balina

    Son dönemlerde genç ölümlerinin sebeplerinden biri olan bir oyun mavi balina. Nedir bu oyun?

    50 adımdan ve 50 günden oluşan, her bir adımda çeşitli direktifler veren bir oyun olduğu söyleniyor. İçeriği, çoğunlukla şiddet içerikli görevler olup, aşamalı olarak oyun oynayan kişiye hem fiziksel hem psikolojik zarar vererek ilerliyor. Gençlerin, tehdit ve şantaj yolu ile oyunu sürdürmeleri bekleniyor. Görevlerin belli bir saat aralığında gerçekleştirilmesi söyleniyor, bu saatler genellikle gece yarısından sonraki, tenha saatler olarak belirleniyor. Aynı zamanda oyun süresince dış dünya ile iletişiminin kesilmesi isteniyor.

    Oyun kurucusunun 22 yaşında Rus bir genç, Philipp Budeikin tarafından yaklaşık iki sene kadar önce oluşturulduğu biliniyor. Bu oyun link halinde oyun yöneticisi tarafından kişilere gönderiliyor. Link tıklandığı andan itibaren birtakım kişisel, özel bilgilerin oyun yöneticilerine geçtiği söyleniyor. Bu sayede gençlerin güvenlik duyguları sarsılıyor ve ‘kurban’ psikolojisi oluşmaya başlıyor.

    Oyunun ilk aşamalarında, kendi vücuduna ufak zararlar verilmesi söyleniyor, korku filmleri izletiliyor ve bilinçaltı mesajlar verilmeye çalışılarak kişi yalnızlığa itiliyor. Aşamalar ilerledikçe kişide yalnızlık, güvensizlik duyguları artarak ilerliyor. Oyun yöneticisi son aşamada, yaşama süresinin dolduğunu belirterek ölümle sonuçlanan son bir görev veriyor.

    Mavi balina birçok ailenin kafasında soru işareti bırakıp endişelendiren bir oyun. Peki neler yapmalı?

    Bilgisayar oyunlarını, tabletleri vs. ile oyun oynamayı tamamen yasaklayarak önlem almaya çalışmak doğru bir koruma yöntemi değildir.

    Aile içi iletişim en önemli koruyucu etkendir. İletişimin karşılıklı uyum içerisinde olması, bireylerin birbirlerine karşı olan anlayışını, bağlılığını ve güvenliğini sağlıklı kurmalarını sağlar. Bir diğer önemli faktör ise ‘hayır’ demenin insanı rahatlattığı bilincinin çocuklara ve gençlere aşılanmasıdır.

    Bir çocuğun çoğunluğa uymasa bile ailesi tarafından her koşulda kabul göreceği bilincini vermek, çocuğa daima güvenlik duygusu verecektir; ve kendilerinin istemediği şeyleri yapmalarına engel olacaktır.

  • Çocukluklarda yeme sorunları ve bozuklukları

    Çocukluklarda yeme sorunları ve bozuklukları

    Beslenme çocukta anneyi emmekle başlayan bir durumdur. Bu beslenmek dışında anne ile kurulan bağın da göstergesidir.

    Emme döneminde çocukla kurulan sıcak temas ,tensel etkileşim çocuğun beslenmesi ile oluşan fiziksel gelişimi kadar psikolojik gelişimi için de önem taşımaktadır. Annenin bebekten aldığı sinyalleri iyi okuması önemlidir. Beslenme esnasında aceleci olmama, doyduğu halde ısrarcı olmama gibi.

    Genelde aile çocuğun memeden kesilme döneminde yaşanan sorunlar ya da sonrasında yemek yemede ki sorunları için başvurmaktadır. Memeden kesme olayında annelerin dikkat etmesi gerek bazı durumlar vardır. Çocuk memeyi bırakmak istemeyebilir. Şöyle ki artık anne sütü yetersiz ve çocuk doymuyorsa, annenin emzirmesine engel bir durum varsa, işe başlaması gerekiyorsa, en önemlisi çocuğun artık memeden kesilme dönemi geldiyse bu konuda annelere iş düşmektedir.

    Anne sütü ile beslenme bazı otörler tarafından 24 ay diye belirtilmektedir. Şartlar uygun ise 12 aydan sonra ek gıdalarla bu devam edebilir. Fakat şartlar uygun değilse memeden kesme söz konusudur.

    Memeden kesmede birden memeyi bıraktırmak çok mümkün olmayabilir. Bu nedenle meme uf oldu gibi söylemler, ya da memeye acı, tadı kötü şeyler sürerek memeden kesmeye çalışmak doğru değildir. Memeden aşamalı olarak kesmek en uygun yoldur. Emme sıklığını ve süresini kısaltarak başlamak uygun olacaktır. Özellikle gece emzirmelerini en son aşamada kesmek , her istediğinde memeyi vermemek, dikkatini dağıtmak, beslenmede babaya da görevler vermek, emme yerini sabitlemek, her yerde her şekilde emzirme eyleminden vazgeçmek uygun yollardır.

    Ek gıdalara geçildikten sonra aile çocuğum yemiyor diye gelebilir. Yeme ile ilgili fizyolojik bir sorun varsa yutma bölgesinde sorunlar, mide bağırsak sorunları bunlar emzirme döneminde ortaya çıkmış durumlardır ve gerekli müdahaleler yapılmalıdır. Böyle bir tıbbi sorun yokken çocuk gıdalara tepki göteriyorsa tutumsal olarak sorunlar olabilir.

    Çocuk beslenmeye tepki gösterebilir. Bu onun bireyselleşme çabası olabilir. Ya da beslenmeyi size bir takım isteklerini yaptırmak için kullanmayı öğrenmiş olabilir.Bu durumları inatlaşma olarak algılayıp direnç göstermek çözüm olmayacaktır.

    Unutmayalım ki gelişim sürecinde çocuklarda bir çok alanda davranış değişiklikleri olabilir. Bazı tatları sevme, bazı tatları sevmeme ayrıntıları oluşabilir. Ve gelişim sürecinde büyüme oranına göre aldıkları gıda miktarlarında artma azalma olabilir.

    Öncelikli olarak çocuğumuzun bireyselleşmesine izin vermeyi kendimize öğretmeliyiz. Yemek yeme ile ilgili net tutumları belirleyip ev içinde var olan tüm büyükler olarak duruma aynı mesafede durmakta fayda vardır.

    DİKKAT EDİLECEK NOKTALAR:

    Yemek saatlerini belirlemek,

    Çocuğun tabağına yiyeceği kadar yemek koymak, hatta kendi alabilecek yaşta ise kendisinin almasına izin vermek,

    Yemek yerken bazı kurallar koymak, masada herkesle oturarak yeme, ağızda lokma varken konuşmama, televizyon açmama gibi. Çünkü elimizde kaşık peşinden koşarak beslemek doğru bir yöntem değildir.

    Ara öğünlerde tıkayıcı iştah kesici abur cuburlardan kaçınmak, özellikle süt vermek doğru bir yöntem değildir,

    Beslenmede örnek teşkil etmek, uygun davranışları görerek öğrenmelerinin daha kolay olduğunu vurgulamak isterim,

    Bunu yersen şunu alırım gibi rüşvet anlaşmalarından uzak durmak,

    Yemek alışverişinde çocuğunuza da söz hakkı verin, nasıl sağlıklı gıda alışverişi yapılır öğretin,

    Yemek hazırlama sürecinde çocuğunuza sorumluluklar vermek sofraya oturmayı keyifli hale getirebilir,

    Çocuğunuz kendi çatal, kaşığını kendisi kullanmalı, dökerekte olsa o bireyselliği desteklemekte olumlu bir tutum olacaktır.

    Bunlara rağmen çocukta yeme sorunu devam ediyor ve fiziksel gelişimini engelleyecek düzeyde sorun oluyorsa, gerekli tıbbi incelemeler yapılabilir. Eğer tıbbi bir sorun yok ise çocuğun yemeğe karşı direnci psikolojik açıdan bir uzman tarafından değerlendirilmelidir.

    En belirgin yeme bozuklukları olan BULİMİA ve ANOREKSİYA NERVOZA genelde 16-20 yaş aralığında ve kız çocuklarında daha sık görülse de bazı yayınlarda daha küçük yaşlarda da tanı konulduğu bilinmelidir. Bu bozuklukların gelişiminde de sosyokültürel, sosyoekonomik durumlar, aile tutumları, genetik yatkınlıklar, altta yatan başka psikiyatrik sebepler rol oynayabilir.

    ANOREKSİYA NERVOZA:

    Kişi ne kadar zayıf olsa da kendini obez hisseder,

    Kilo almaktan çok korkar,

    Gerekli vücut ağırlığını koruyamaz, ağırlık beklenen ağırlıktan %15 eksik düzeydedir,

    Hastanın kilo kaybını açıklayacak herhangi bir malabsorbsiyon, diabet, guatr, ilaç kullanımı, malignite vs yoktur.

    BULİMİA:

    Kişinin bir obezite öyküsü olabilir ve kilo almaktan aşırı bir korku,

    Gün içinde yemek yeme eylemi ile ilgili çok uğraşılar olur,

    Tıkanırcasına yeme,

    Yedikten sonra suçluluk, pişmanlık sonrasında kendini kusturma, laksatif kullanımı gibi durumlar izlenebilir.

    Her iki durumda da tıbbi değerlendirmeler yapılmalıdır. Bu iki yeme bozukluğunda belirtiler zaman zaman iç içe geçebilir.

    Laboratuar sonuçlarında kansızlık, kan hücrelerinde azalma, elektrolit denge bozuklukları gibi sonuçlar görülür.

    YEME BOZUKLUKLARINDA SOMATİK BELİRTİLER:

    Menstrüasyon kesilmesi,

    Cilt altı yağlanmada azalma,

    Metabolizma sorunları, kabızlık, kanama vs,

    El ve ayaklarda solukluk ve soğukluk,

    Cilt renginde değişimler,

    Bulimiklerde kusmaya bağlı yemek borusunda tahrişler, dişlerde bozulmalar gibi belirtiler izlenmektedir.

    Bu yeme bozukluklarında genelde genç kendisi yardım aramaz, çünkü yaptığı şeyin doğru olduğu inancı baskındır. Yeme bozukluğu sinsi başlayabilir ani kilo kaybı, günlük yaşantıda değişim, işlevsellikte bozukluklar ve fiziksel enerjide değişimler olmadığı için ailelerde fark edemeyebilir.

    Yeme bozukluklarında iyi bir tıbbi değerlendirme, yaşamsal durumları öncelikle düzenleme ve aile ergen işbirliğini sağlayarak çeşitli terapi yöntemleri uygulanmaktadır.Gerekli durumlarda ilaç tedavisi de kullanılmaktadır.

  • Aşk, Seks ve Zeka Üzerine

    Aşk, Seks ve Zeka Üzerine

    Albert Einstain 18 Nisan 1955’te ABD’nin Princeton Hastanesinde öldüğünde, beyni incelenmek üzere çıkartılıp saklandı. Bu büyük adamın beyninin böylesi merak uyandırması bile, hayran olunacak bu dahinin ne denli önemli olduğunu bize anlatır. Araştırma sonucunda farklı bir şeye rastlanmadı maalesef ama onun ömrü boyunca kullandığı sıradışı zekasının gerekçeleri hala merak ediliyor. O yetenekli bir müzisyen, bir filozof ve analitik düşünen bir bilim adamıydı. Hızlı ve verimli çalışabilmek için soyutlanmaya, zihinsel olarak yalıtılmış bir ortamda olmaya özen gösterirdi. İlk aşkını 16’sında yaşamış, evlikler yapmış olsa da genellikle yalnız kalmış biridir. Ona aşık olan kadınların yazdıkları mektuplar incelendiğinde, fevkalede büyük bir aşk gözlemleniyor. Elsa, ona sırılsıklam aşık olan bir kadın ve bazen iki hafta hiç konuşmadan evde kaldığını anlatıyor Einstain’in… Ona evlenme teklif ederken de ‘Birini sevmem gerekiyor, başka türlüsü güç. O kişi sensin’ demiş. Düşününce tamamen bencilce, hayatına dahil etme arzusu gibi görünüyor bu ama Elsa halinden gayet memnun. Ludving van Beethoven, Charles Bukowski, Salvador Dalı, Virginia Woolf, Dante Alıghieri, Pablo Picasso ve Wolfgang Amadeus Mozart gibi dahilerin hayatlarındaki aşkları incelediğinizde de göreceksiniz ki, bu ‘aslında pek yakışıklı / güzel olmayan’ insanlara sırılsıklam aşık sevgilileri ve fırtınalı ilişkileri olmuştur…

    Nedir Elsa’nın hissettiği peki? Onu böylesine baştan çıkartan, büyüleyen neydi? İşte burada, o zamanlar adı kullanılmayan ‘Sapioseksüelite’ gündeme geliyor… İsmi geçen dahilere aşık olan kadınların / adamların ortak özelliği sapioseksüel olmalarıydı. Tabi ki Einstain en uç örneklerden biri ama genel olarak tanımlayacak olursak; zeka ve entelektüel bilgiyi çekici bulan kişilere sapioseksüel diyoruz. Çekiciliğin tanımı, toplumlar, ekonomiler, sosyolojik gelişmeler ekseninde yüzyıllar boyunca sürekli değişim göstermiştir. Örnegin Etiyopya’da yaşayan Karo halkı, vücudunda yara olan kadınları daha seksi buluyor. Onların inancına göre; yara almış kadınlar daha dayanıklı ve çocuklarına daha iyi bakabilir. Vücuttaki yara izleri kadının ne kadar güçlü olduğunu, hastalıklara karşı dirençli olduğunun göstergesi. Bundan yaklaşık iki yüz yıl öncesinde ise anadoluda şişman kadınların daha seksi olduğu, daha çok tercih edildiği, hatta evlenmek için ağırlığınca altın istenildiği bilinmektedir. Peki şimdi ne oluyor? Şimdi en çekici gelen unsur, ne kilo ne boy ne takılar ne de yaralar… 920 ile 1910 yılları arasında Çin’de işe kadınların ayaklarını sıkı sıkı bağlıyorlardı, daha çekici olmalarını sağladığı inancı ile… Şu an en çekici gelen şey; zeka ve entelektüel donanım.

    Tarih boyunca daha çekici olabilmek için kullanılan, boyalar, pudralar, yağlar, losyonlar’a; daha soyut olan zeka kavramı da ekleniyor. Vücutları kaldırtmak, sıkıştırmak, fit hale gelebilmek için saatlerce spor yapmak, popo kaldıran külotlar ve destekleyici sutyenlere kütüphaneler ve engin bilgileri eklemek gerekiyor….

    İnsanlar sevişiyor olmaktan daha fazlasına ihtiyaç duymaktadır günümüzde. Beden, sevişmek ve orgazm olmak için yeterli olmamaya başlamakta… İnsanoğlu daha fazlasına ihtiyaç duymaktadır. Yapılan bir çok bilimsel çalışma da, zeka’nın genetik olduğunu bize göstermektedir ve kişiler daha sağlıklı nesiller yetiştirebilmek için seçecekleri kişilerin zeka seviyesine de dikkat etmektedirler. Kilolu insanların daha doğurgan olduğu, yaralı insanların daha güçlü olduğu inanışları yerini artık bilime bırakmıştır. Ve insanlar, soylarının daha rahat ve konforlu yaşaması için zekanın en önemli faktör olduğu bilgisine sahip. 

    Cinsiyet rolleri açısından erkeklerin de kadınların da zeka hayranlığı emsal sayılmaktadır fakat, süslenmek bakımlı olmanın, sosyokültürel açıdan kadına yakıştırılıyor olması sebebiyle, kadınlarda güzellik en az zeka kadar aranan unsur olmaktadır. Ama kişisel fikrimi soracak olursanız, zeka her iki cins için de öncelikli olmakla birlikte; erkeklerin de en az kadınlar kadar özenli, bakımlı ve şık olmaları gerekmektedir. 

    Konuşamadan, anlaşıldığını hissetmeden sadece bedene duyulan hayranlıkla başlayan ilişkiler; beden tatmin olduğunda sönen bir heyecan olarak kalıyor ve bizim ‘fuckbody’, ‘one night stand’ dediğimiz ilişki biçimleri ortaya çıkıyor. Orgazm, henüz tam olarak anlaşılamamış bir yapıya sahip, cinsellik dediğimiz şey, bedenin sahip olduklarından çok daha fazlası… Bu nedenle her geçen gün zeka ve entelektüel yapı önem kazanmaktadır. Kendini geliştirmeye yönelik motivasyon, araştırma ve merak etme, vücudunuzun ne kadar kaslı olduğundan daha önemli olmaya başlıyor. Ya da surata sürülen boyalardan daha önemli, bir enstürümanı çalabiliyor olmak, kitaplara vakit ayırıyor olmak… 

    Çekicilik anlayışı değişti çünkü kadınlar artık ufak operasyonlarla ve diyetlerle bedenlerini, ciltlerini istedikleri düzeye getirebiliyorlar… Kadınlar arasında ayırıcı olan, onları farklı kılan ise zeka oluyor. Sadece güzellik yetersiz gelmeye başlıyor, çünkü güzel bir burun, dolgun dudaklar, pürüzsüz bir cilt, bir kaç estetik operasyona bakıyor. Okuyan, araştıran, bilen güzel kadınlar günbegün daha çekici hale gelmeye başlıyor. Iris Murdoch’un Ağ kitabında dedigi gibi; Bir kadını vazgeçilmez yapan tek sey zekasıdır.” 

    Kadın ve erkek rollerindeki değişimler, çekicilik konusunda da farklılaşmaya yol açıyor. Hayat standartları açısından, güçlü ve çalışan kadınlar, erkeklerin de hayatlarını kolaylaştırıp yaşam konforunu arttırabiliyor. Bu nedenle, evde oturup, kocasının eve ekmek getirmesini bekleyen kadınlar artık çekici değil! Baba parası ile güzelleşilebilir ama karizmatik bir kadın olmak farklı bir ışıktır. 

    Koca parasına ihtiyaç duymadan, zeka, özgüven, beceri, entellektüel yapı ve özel bir hava gerektirir karizmatik kadın olmak. 

    Karizmatik kadının, farklı bir ışığı ve duruşu vardır hayata karşı; ne iste(me)digini bilir. Kariyeri için güzel adımlar atmış, bedenine özen gösteren, zeka ve entelektüel yapısına yatırım yapan, bilgili ve eğlenebilen kadındır o. Karizmatik kadınların ego’dan sıyrılmış harikulade bir özgüvenleri vardır. Zekaları ile kendi eksenlerinde oluşturduğu bir etkileme çemberi vardır bu kadınların; konuşmaları, bakışları, elleri bilekleri, hatta gülümsemeleri bile saatlerce onunla olma isteği uyandırabilir. 

    Ve bu kadınların yanlarındaki adamlar, kadınlarıyla her zaman grur duyarlar, onlara gün geçtikçe artan hayranlık beşlerler. Evet bazı erkekler, güçsüz kadınları seçer ama zaten böyle adamların zeki ve karizmatik kadınların yanında işi yok. 

    Bu kadınlar neyi istemediklerini bilir ve asla özgüvensiz bir adamla olamazlar. Sahip oldukları ışığı ve havayı arttıracak, çoğaltacak adamları seçerler… 

    Erkek egemen bir kültür yapısına sahip olduğumuzu da göz onunda bulundurarark söyleyebilirim ki; zeki kadınların işi biraz zor. Ama uyum becerisi, zekanın en özel göstergesidir; o kadınlar ki erkeklerini ellerinde tutabilecek kadar bırakıp, yeniden yanlarına çekebilecek kadar profesyoneldir… 

    Konuşamadığınız, hayatı paylaşamadığınız birisiyle sevişmek çok yavan kalacaktır. İlişki kalitesini; tatmin edilmiş bir cinsel hayat, keyifle paylaşılan bir sosyal hayat ve karşılık bulan duygusal ifadeler belirler.

  • Obsesif kompulsif bozukluk (takıntı hastalığı) hakkında

    Obsesif kompulsif bozukluk (takıntı hastalığı) hakkında

    Çocuklara yakıştıramadığımız bir hastalık grubu da psikiyatrik hastalıklardır. Oysa günümüzde çocukların da psikiyatrik sorunlarının olduğu ve tedavilere ihtiyaçlarının olduğu gittikçe artan Çocuk Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları alanında uzman ihtiyacının artışıyla da değerlendirilebilir.

    Düzenli, kontrolcü,her şeyi sırasıyla yapan, kesin kuralları olan, yaşından daha olgun gibi davranan çocuklar aileler için mutluluk verici olabilir. Çocuklukta bazı törensel alışkanlıklar vardı, yatma saatinde hazırlık, okul saatinde hazırlık,ders çalışmaya hazırlık, yemek için hazırlık vs gibi. Bunlar belli bir ölçüye kadar normal olan durumlar olarak kabul edilebilir. Fakat bu rutinlerde aksamalar, düzeninde değişiklikler olduğunda gerginlik, kaygı, huzursuzluk, hırçınlık gibi şeyler yaşıyorsa çocuk, bu dikkate alınmalıdır.

    Bir çoğumuzun günlük rutinleri yani sıralı yaptıkları eylemleri vardır. (evden çıkmadan kapı,ocak kontrolü, kapıyı kilitlemede kontroller, çantanın içini birkaç kez kontrol etme vs gibi). Bu normal, işlevselliği yani hayatın akışını bozmayan bir durumdur. Ne zaman ki bu rutinler zorunlu aynı sırayla yapılmaya başlar ve olmadığında yoğun endişe, kötü bir şey olacağı düşüncesi, gidilecek yere geç kalma, kontrollerde artmalar yaşanırsa artık takıntılı davranış olduğu düşünülebilir.

    Akla gelen, akıldan uzaklaştırmak mümkün olmayan olumsuz düşünceler veya düşlemlere obsessif yani takıntılı düşünce denir (anne babaya kötü bir şey olacak, annem beni okulda unutacak, ben kötü bir çocuğum vs gibi).

    Bu düşüncelerden kurtulmak için yapılan tekrarlayıcı takıntılı davranışlara da kompülsyon yani takıntılı davranış denir. (sık el yıkama, aynı soruyu defalarca sorma, belli bir yere sayarak dokunma, sık sık kontrol vs gibi). Bunlar Tik ya da Tekrarlayıcı Davranış değildir. Yapılmadığında kişide endişe, korku, sıkıntı yaratan davranışlardır.

    ”9 yaşında erkek çocuk, 5 aylık kız kardeşini sürekli rüyasında yatağından düşmüş görüyor. Bunun için de uyanıp kardeşini sürekli kontrol ediyor. Zamanla okuldayken bile kardeşine bir şey olacak kaygısıyla evi aratıyor ya da annesinin kardeşiyle okula gelmesini istiyor” İşte bu durum çocuğun günlük yaşamını artık olumsuz etkilemeye başlamıştır. Uyku, beslenme, okul devamı, ders çalışma, arkadaşlarıyla vakit geçirme gibi işlevsellikleri belirgin bozulmuştur.

    ”7 yaşında kız çocuğu, boğazına sürekli bir şeylerin takılacağı ve nefes alamayacağı kaygısıyla annesine yutamazsam ölmem değil mi gibi sık sık onaylatıcı sorular sormakta.Bu durum onaylandığı halde su bile içerken boğulacağım korkusuyla, yemek içmek gibi eylemlerde bozulmalar ve nefes almakta zorlanmalar yaşamaktadır.”Bu durum aile içi ve okulda belirgin sıkıntılar ve hatta çocuğun tüm yaşam alanını olumsuz etkilemektedir.

    Bunun gibi birçok takıntılı düşünce ve davranış örneği verilebilir. Bu durumda iyi bir hastalık öyküsü,aile öyküsü, duruma karşı aile tutumları değerlendirmesi yapmak önemlidir. Çünkü OKB uzun soluklu ve özellikle çocuklarda sinsi başlangıçlı bir bozukluktur. Takıntılı, kontrolcü, kaygılı aile tutumları tetikleyici olabilmektedir. Bunun yanında eşlik eden Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu,Tik Bozuklukları,Davranış Bozuklukları gibi başka psikiyatrik sorunlar olabileceği de akılda bulundurulmalıdır.

    OKB tedavisi yetişkinlerde olduğu gibi değerlendirilip tedavi edilmektedir. Erken başlangıçlı takıntılı durumlar tedavi edilmediği takdirde yetişkinlik döneminde belirgin sorunlara yol açabilmektedir.Öncelikle hastalık hakkında çocuğa va aileye bilgi verilmesi, tedavinin uzun soluklu olacağı, zaman zaman belirtilerde alevlenmeler olabileceği, aile tutumlarının önemi anlatılmalıdır. İlaç tedavisi ve davranışçı terapi yöntemleriyle tedavinin ayrıntıları konuşulmalıdır.

    Çözüm işbirliğine dayanmaktadır. Hekim, çocuk,aile ve yakın çevre bireylerinin işbirliği yapmasının önemi mutlaka konuşulmalıdır.

  • Stres Nedir?

    Stres Nedir?

    Var oluşun tehdit edildiğinin algılanmasına verilen bedensel, zihinsel, davranışsal tepkilerimizdir (Bedeni ve zihni harekete geçiren enerji). Stres, çok duyduğumuz, herkesin hayatı boyunca karşılaştığı bir durumdur.

    Strese verilen anlık tepkilerimiz nelerdir?

    Bireylerin strese karşı ürettikleri tepkiler çok çeşitlidir. Bunun nedeni ise, bireylerin farklı yaşamlarının, farklı deneyimlerinin olması ve düşüncelerinin tepki verme şekillerinin farklı oluşundan kaynaklanmaktadır. Yani bir durum bizim için stresli de olabilir, stresli olmayabilir de; verdiğimiz tepkiler olayı nasıl algıladığımıza bağlıdır.

    Farkında olduğumuz tepkiler

    • Kalp atışlarının hızlanması

    • Ellerin ve ayakların soğuması

    • Kesik ve hızlı soluklar

    • Ellerin titremesi

    • İskelet kaslarının kasılması

    • Tüylerin diken diken olması

    • Tuvalete gitme ihtiyacı

    Farkında olmadığımız tepkiler

    • Beden kimyasının değişmesi/hızlanması

    • Göz bebeğinin genişlemesi

    • Kortizol, kortizon, tiroid artışı

    • Cinsel hormonlarında azalma

    • Sindirim sisteminin yavaşlaması

    • İnsülin azalması, kan şekerinde artış

    • Oksijen tüketiminde artış

    • Kanın kalınlaşması

    • Beyin kimyasının değişmesi/hızlanması

    Stres hastalıklara neden olur mu?

    Stres bizim pek çok hastalığa olan bağışıklığımızı zayıflatır. Bu nedenle aslında fiziksel hastalıkların neredeyse tümü psikosomatiktir; zihnin bedeni etkilemesidir (Fiziksel hastalıklar duygusal strese bağlı olarak bağışıklık sisteminin zayıflaması ve hastalık yapıcı etmenlerden etkilenmeye açık hale gelmesi nedeniyle ortaya çıkar). Zihinsel durumlar başlatıcı ya da ara değişken olabilir. Zihin bedeni zayıflatır, patojenler bedeni daha kolay ele geçirir; zihin bedeni daha da zayıflatır, hastalık hızlanır (Psikojenik hastalıklar).

    Hayatımızı ve yaşadığımız stresi yönetebilir miyiz? Bunun için neler yapılabilir?

    Stres yönetiminde hedef; tüm stresi ortadan kaldırmak değil, onu en üst düzeyde performans oluşturmak için bir motivasyon aracı olarak kullanmak. Stres yararlı olduğu sürece istenilir. Buna değindikten sonra; evet, stresimizi yönetebiliriz. Bunun için;

    • Öfke, üzüntü, korku duygularımıza “kulak vermek”,

    • “İhtiyacımız”ı karşılamak üzere harekete geçmek,

    • Öfke, üzüntü, korku sonucunda kanın içine yollanan kortizol, kortizon, tiroid ve benzeri hormonlarımızın birikmemesine çalışmak,

    • Sempatik (gaz) / parasempatik (fren) sistemlerimizin işleyişini dengelemek,   

    • Spor aracılığıyla fren sistemimizi kısa sürede devreye sokmak,   

    • Doğru nefes/meditasyon aracılığıyla fren sistemimizi daha sık çalıştırmak,   

    • Doğru beslenmek,   

    • İyi uyumak.

  • Çocuk ergen ruh sağlığı hastalıkları

    Çocuk ergen ruh sağlığı hastalıkları

    Çocuk Psikiyatrisi dünyada 1930’larda ve ülkemizde 1955’lerde adından söz ettirmeye başlamıştır. Ülkemizde Prof.Dr.İhsan Şükrü AKSEL’in girişimiyle ”Çocuk Psikiyatrisi Enstitüsü” kurulmuştur. 1990 yılında ayrı bir uzmanlık dalı olarak kabul edilmiştir. 1997 yılında ”Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı” adı altında anabilim dalı statüsü kazanmıştır.

    Çocuk Psikiyatrisi, tıp fakültesi mezunu ve sonrasında 5 yıl uzmanlık eğitimi ile tamamlanan bir tıp doktorluğu branşıdır. ” Çocukluk çağı bilişsel ve duygusal bozuklukların tanı ve tedavisi ve önlenmesinde uzmanlaşmış doktor” olarak tanımlanmaktadır.

    Ruh sağlığı çevresinde psikiyatrist ve psikolog ayrımı ve işlevleri konusunda çeşitli tartışmalar yaşanmakla birlikte günümüzde mesleki sınırlar daha netleşmiş durumdadır.Fakat halen halk arasında psikiyatrist ve psikolog ayrımı ve yaptığı iş konusunda ciddi karmaşalar mevcuttur.

    ” İlaç yazan doktor psikiyatrsit,konuşan doktor psikolog” gibi genel bir kanı vardır.

    Çocuk Ruh Sağlığı va Hastalıkları uzmanları çocukta gelişim süreçleri, bu süreçlerde ortaya çıkan çevresel, fizyolojik,tutumsal sorunları belirleme ve gerekli destekleri verme yetisine sahip kişilerdir.

    Çocukta bilişsel ve duygusal gelişimin normal ilerlemesi için aile destekleri, çevresel ve sosyal düzenlemeler için aile görüşmeleri ve çocuk ve ergenle görüşmeleri ve uygun olan psikoterapi tekniklerini kullanmaktadır. Bunun yanında gerekli tanılarda çocuğun yaşına uygun ilaç tedavisi uygulamaları da kullanılmaktadır.

    Psikiyatrik ilaçlar hakkındaki toplumsal olarak bazı yanlış inanışlar çocuklarda ilaç tedavisi başlanmasında sorunlar oluşturabilir. Fakat Çocuk Psikşiyatri Uzmanları olarak ailelerin bu konudaki olumsuz düşüncelerinin nedeni konuşulup ve tedavinin gerekliliği, etki ve yan etki durumları açık ve net olarak anlatılmalıdır. Çocukta tespit edilen bilişsel, duygusal gelişimsel sorunlarda durumun fizyolojik olduğu durumları belirleme ve gerekli uzmanlık alanına yönlendirme gibi çok önemli bir durum söz konusudur.

    Ülkemizde Çocuk Psikiyatrisine talep her geçen gün artmaktadır. Bu durum diğer branş hekimlerinin, ailelerin,öğretmenlerin ve hatta çocuk veya gencin kendisinin farkındalılığının arttığının bir göstergesi olarak değerlendirilebilir. Bu uzmanlık alanında uzmanlık veren tıp fakültelerinin sayısı artmış olsa da halen ülkemizde nüfusa yeterli olacak Çocuk Psikiyatri Uzmanı maalesef yoktur.

    Çocuk Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları uzmanları:

    1- FİZYOLOJİK OLMAYAN DİL VE KONUŞMA BOZUKLUKLARI: Yani konuşma organlarının anatomik bozukluğu, işitme sorunu, epilepsi, hidrosefali gibi durumlardan kaynaklanmayan bir dil ve konuşma sorunu ise psikiyatrik değerlendirme, aile öyküsü ve psikometrik değerlendirmeler ile tanı ve tedavi süreci belirlenir.

    2- OTİSTİK SPEKTRUM BOZUKLUKLARI (OTİM VE DİĞERLERİ): Çocukta gelişim düzeyine uygun sosyal etkileşim kısıtlı, göz kontağı yetersiz, sözel iletişimde gerilik, ilgisizlik, duygusal sinyalleri almada sorunlar, tekrarlayıcı davranışlar, yaşıt ilişkilerinde sınırlılık vs gibi belirtiler var ise psikiyatrik değerlendirme yapılmalıdır. Tedavinin düzenlenmesi ve tedavi takibi konuşulmalıdır.

    3-DİKKAT EKSİKLİĞİ HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU: Dikkatsizlik, hareketlilik, dürtüsellik ana belirtileriyle aile, okul ve sosyal yaşamda olumsuz etkiler yaratan bu bozuklukta tanı ve tedavi düzenlemesi çocuk psikiyatristi tarafından yapılmalıdır.

    4-ÖZGÜL ÖĞRENME BOZUKLUĞU: Çocukta yaş ve gelişim düzeyine uygun kavramları öğrenme, harfleri ve rakamları öğrenmede sorunlar, yön, zaman gelişiminde problemler var ise psikiyatrik değerlendirme, psikometrik değerlendirme ile tanı konulur ve tedavi düzenlenir ve takibe alınır.

    5-DEPRESYON: Çocukta 1 aydan fazla süreyle mutsuzluk, üzgün yüz ifadesi, öfke, davranış değişiklikleri, gerginlik, isteksizlik, yorgunluk gibi belirtiler var ise değerlendirmeler, görüşmeler yapılır. Mutlaka fizyolojik nedenler ekarte edilir. Tanılama ve tedavi takibi yapılır.

    6-KAYGI BOZUKLUKLARI: Ayrılık kaygısı, yaygın kaygı bozukluğu, panik bozukluk gibi farklı belirtiler ile karşımıza çıkan bu durumlar çocuklarda da görülmektedir. Ani duygu değişimleri, endişeli hal, korkular, uyku değişiklikleri, okula gitmek istememe, yalnız kalmaktan korkma gibi belirtiler izlenebilir. Mutlaka psikiyatrik değerlendirme yapılmalıdır ve uygun tedavi seçenekleri konuşulmalıdır.

    7-TİK BOZUKLULARI: Çocuklarda ani,tekrarlayıcı,ritmik olmayan motor ve/veya vokal kasların istem dışı kasılmasıdır. Bu tip durumlarda tiklerin gelip geçicimi yoksa kronik mi olduğu psikiyatrik değerlendirme ve takiplerle belirlenmektedir. Tedavi seçenekleri aile ve çocukla gözden geçirilebilir. Tedavi edilmediği takdirde sosyal, akademik alanlarda ve kişinin kendilik algısında sorunlara neden olabilir.

    8-YEME SORUNLARI: Küçük çocuklarda annelerin özellikle temel sorunlarından biridir. Doğru beslenme alışkanlığı ve bu konuda anne tutumları hakkında psikiyatrik değerlendirmeden sonra destekler verilmektedir.

    Beslenme ile ilgili sorun başka fizyolojik bir sorun kaynaklı ise gerekli uzmanlara yönlendirmeler yapılmaktadır. Daha ileriki yaşlarda beden algısıyla ilgili kaygıların, aile ve akran çatışmaları vs gibi nedenlerle genelde 16-20 yaş aralığında ve çoğunlukla kızlarda BULİ MİA ve ANOREKSİYA NERVOZA gibi yeme bozuklukları da görülebilir. Kapsamlı tıbbi bir değerlendirme yapıldıktan sonra uygun tedavi ile takibe alınmalıdır.

    9-YIKICI DAVRANIŞ BOZUKLUKLARI: Yetişkinlerle tartışma, öfkeli olma, arkadaş ilişkilerinde sorunlar, toplum kurallarına uymada sıkıntılar,bilerek insan veya hayvanlara zarar vermek,hırsızlık,yalan söylemek gibi bir çok belirtisi bulunan davranım sorunları doğru tanı ve tedavi desteği almadığında aile,sosyal ve akademik ortamda belirgin problemler yaşanacaktır.

    10-UYKU BOZUKLUKLARI: Özellikle gelişimsel gerilik sorunu olan çocuklarda uykuya dalma ve sürdürme,uyku süresinin yetersiz olması konusunda tedaviler düzenlenir. Normal uyku ritim bozuklukları, kabus bozukluğu, gece terörü, diş gıcırdatma ve uykuda gezme gibi durumlarda psikiyatrik ve gerekirse fizyolojik olarak değerlendirilip uygun tedavi belirlenir.

    11-ZEKA GERİLİKLERİ: Zeka geriliklerinin bir çok nedeni vardır. Zeka gerilikleri, öğrenme, duygulanım, davranışları organize etme, dikkat gibi alanlarda sorunlar yaşanmasına neden olur. Zeka geriliğini tedavi etmiyoruz. Bu sorun nedeniyle oluşan problemler için gerekli tedavileri uyguluyoruz.

    12-OBSESİF KOMPULSİF BOZUKLUK: Çocukta normal düzenlilik, kontroller, sıralı yapılan eylemler olabilir. Bunlar günlük yaşam akışını olumsuz etkilemez. Ne zaman ki bu rutinler zorunlu yapılmaya ve yapılmadığında endişe, korku, heyecan gibi duygulanımlar yaratır ve bunlardan kurtulmak için tekrarlayıcı takıntılı davranışları daha sık yapma ihtiyacı doğarsa bu durum bir TAKINTI BOZUKLUĞU olarak değerlendirilebilir.

    Bu durumda Çocuk Psikiyatrisinden destek almak tanı ve tedavi için önemlidir. Özellikle erken başlayan bu tip durumlar erken tanı konulup tedavi edilmez ise yetişkinlik döneminde daha belirgin sorunlara yol açacaktır.

    13-ERGENLİK DÖNEMİ SORUNLARI: Ergenlik gelişim sürecinde normal bir dönemdir.Fakat bazen bu dönemde yaşanan yoğun kaygı,yaşam şartlarının getirdiği gelecek kaygıları,arkadaş çevresiyle ilgili sorunlar,aile ile iletişimde sorunlar,madde kullanım problemleri gibi ailenin ve ergenin baş etmekte zorlandığı durumlarda destekleyici tedaviler faydalı olmaktadır.

    14:SINAV KAYGISI: Aslında kaygı bozukluklarında bu konuda belirtilmektedir fakat yine değişen eğitim ve sınav sistemi çocuklarda ve ailelerde ciddi sorunlar oluşturabilmektedir. Bu konuda da destekleyici ve kaygı ile baş etme ve gerekirse ilaç tedavileri uygulanmaktadır.

    Daha bir çok psikiyatrik durum değerlendirmesi yapılmakla birlikte ana, daha belirgin olanları yukarda belirtmek istedim. Aynı zamanda normal gelişim sürecinde çocukların tuvalet alışkanlığı, uyku alışkanlığı, yeme alışkanlığı, anne baba boşanma durumları, kardeş olması ve kardeş kıskançlığı gibi bir çok durumda psikiyatrik bozukluk düzeyinde belirtiler ile bir bozukluk olmasa da sadece baş etme de sorun yaşayan aileler ve çocuklar için görüşmeler ve bunlara yönelik danışmanlıklar verilmektedir.

  • Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu

    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu

    DEHB bozukluğu çocukluk döneminde yaygın olarak görülebilen bir sorundur. Tüm okul çağındaki çocuklarda görülebilen bir bozukluk olduğundan, bu çocuklar; orta ya da üst seviyede bir zekaya sahip olsalar dahi, eğitimlerine yeteri kadar odaklanamadıkları için, akademik hayatlarında başarısızlık yaşamaktadırlar. Bunun yanı sıra, Dikkat eksikliği olan bir çocuk aynı zamanda üstün yetenekli ise, bu çocuğa DEHB tanısı koyabilmek oldukça güçtür.

    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) Belirtileri Nelerdir?

    Aşağıdaki 14 davranıştan en az 8 inin aynı yaş dönemindekilerden daha fazla görülmesi beklenir:

    • Ellerini ve ayaklarını sürekli kıpırdatmak ve olduğu yerde kıpırdanmak,

    • Yapması gereken görevi oturarak yapmada zorluk yaşamak,

    • Dış uyaranlardan kolayca dikkatinin dağılması,

    • Grup ya da oyun görevlerinde sırasını beklemede zorluk,

    • Sorular daha bitmeden pat diye cevaplarını söylemek,

    • Başka şeylerle uğraşmak, verilen talimatı yerine getirmede zorluk (karşıt gelme olmaksızın) yaşamak,

    • Oyun veya verilen görevlerde sürekli dikkatte zorluk,

    • Çoğunlukla bir etkinlik bitmeden diğerine geçme,

    • Sessiz oyun oynayamama,

    • Çoğunlukla aşırı konuşma,

    • Çoğunlukla diğerlerinin sözünü kesme ya da aralarına girme,

    • Çoğunlukla ona söyleneni dinliyor gibi görünmemek,

    • Okul veya evdeki gerekli eşyalarını sürekli kaybetmek,

    • Olası sonuçlarını düşünmeden tehlikeli aktivitelerde bulunmak.

    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) İçin Ebeveynler Neler Yapabilir?

    1. Çocuğunuza destek olun: Durumu kabul edin ve diğer ebeveynlere kıyasla bazı zorluklar yaşayacağınızı bilin. Unutmayın; sorunu bilip kabul etmek sorunu çözmenin temel basamağıdır.

    2. Açık olun: Ondan ne beklediğinize açıklık getirin.

    3. Çocuğa ona nasıl yardımcı olabileceğinizi sorun: Bir çocuğun en iyi ve en kolay nasıl öğrenebileceği konusundaki uzman yine kendisidir. Bu yüzden onun fikrini alın.

    4. Alarm kurun: Alarmı olan saatler, çocuğun kendini zamanlaması için yardımcıdır. Zamanın nereye gittiğini görmesi ona planlama konusunda yardımcı olacaktır.

    5. Kuralları yazın: Kuralları yazın ve her zaman görebileceği bir yere asın. Çocukların kendinden ne beklendiğini bilmesi yarar sağlayacaktır ve bu sayede çevresindeki kişilere güven duyacaklardır.

    6. İşlerin nasıl yapılması gerektiğini tekrarlayın: Kendi başına iç dünyasını düzenleyemediği için dış dünyasının bir başkası tarafından düzenlenmiş olması faydalı olacaktır. Ne yapacağını unutan ve bilmeyen bir çocuk için liste faydalı olacaktır. Çocuğa bir şeylerin hatırlatılmasında, tekrar yapılmasında; çocuğu yönlendirmede, sınırlar konulmasında fayda vardır. Yazın, söyleyin, tekrar tekrarlayın. Çocuklar bazen direktiflerin tekrarlanmasına ihtiyaç duyabilirler.

    7. Sık sık kontrol edin: Çocuğun neler öğrendiğini sık sık kontrol edin. Bu kontroller çocuk için yararlı olacaktır.

    8. Övün: Sırt sıvazlayın, onaylayın, cesaret verin, umutlandırın.

    9. Küçük notlar hazırlatın: Daha sonra hatırlamak için küçük notlar hazırlamalarını sağlayın. Notlara kendi düşüncelerini de eklemelerini söyleyin. Bu söylenenleri daha dikkatli dinlemelerini sağlayacaktır.

    10. Evde yüksek sesle kitap okutun: Bu onun tek bir konu üzerine odaklanmasını sağlar.

    11. Sürekliliği olan bir çalışma düzeni yaratın: Baharla birlikte dikkati toplama zorlaşacağından, ders çalışma ve ödev yapma aksamaya başlayabilir. Bu dönemde, çocuğun her zamanki çalışma temposu kısmen hafifletilebilir. Unutmayın ki, motivasyonun ve dikkatin zayıflaması da biyolojik ve hormonal değişimlerle ilişkilidir. Bu aşamada önemli olan; düzenin korunmasıdır. Büyük aksaklıklara yol açmadan yapılacak hafifletmeler, ödev yapma sürekliliğini koruyacak, bu da hem dikkati geliştirecek hem de öğrenilmesi gereken konuların kaçırılmamasını sağlayacaktır.

    12. Hareketli faaliyetleri önemseyin: Bir çocuğun günde yaklaşık 6-7 saat harekete ihtiyacı vardır. Çocukların hareket etmesi dikkatlerinin dağılmasını değil, toplanmasını kolaylaştırır. Bu aşamada çocuğunuzun ilgi ve yönelimlerine uygun olan sanat ve spor aktivitelerinden bir ya da bir kaçını seçerek gitmesini sağlayın. Böylece, hem hareket ihtiyacı giderilmiş, hem yeni arkadaşlıklar kurması sağlanmış olur.

    13. Denge oyunları oynamasını sağlayın: Çocuklarla yapılacak, denge ve koordinasyon çalışmaları, dikkat geliştirmek için en ideal uygulamalardan biridir.

    14. Nefes ve gevşeme egzersizleri öğretin: Bu egzersizler, dikkat geliştirmede son derece önemlidir; bedensel ve ruhsal enerjiyi dinginleştirerek dikkatin kısa sürede toplanmasını ve devamlılığını sağlayacaktır. Bu egzersizlerle ilgili bir uzmandan destek almak yararlı olabilir.

    15. Erteleme pratikleri yapın: Çocuklar isteklerini erteleyemeyebilirler. Bu noktada, çocuklara erteleme egzersizleri yaptırılarak dikkati sürdürme becerisi geliştirilebilir. Çocuk bir şey istediğinde, o isteği daha sonraki bir zaman diliminde yapmak ve çocuğun bu süreyi beklemesini sağlamak zaman içinde sabır duygusunu geliştirecektir. Bu aşamada unutulmamalıdır ki; kimi zaman istediklerini kısa sürede karşılamak da gerekir.

    16. Söylediklerinizi tekrarlatın: Çocuğa çeşitli yönergeler vererek, aynı yönergeleri tekrarlamasını istemek de işitsel dikkat açısından etkili bir uygulamadır.

    17. Gözlerini kapatarak gördüklerini anlattırın: Çocuğa bir kitaptaki resimleri gösterin ve bir süre bakmasını isteyin. Süre tamamlandıktan sonra gözlerini kapatarak resimde gördüklerini anlatmasını isteyin. Bu uygulama da görsel dikkat açısından çok etkilidir.