Blog

  • Myomlar ve Over Kistleri

    Myomlar ve Over Kistleri

    Myomlar

    Kadınlarda sık gördüğümüz diğer bir hastalık da miyomlardır. Miyomlar değişik büyüklüklerde ve değişik yerlerde karşımıza çıkabilir.Rahimin dış zarında orta katmanında veya iç zarında görülebilir.Büyüklüğüne ve yerleşim yerlerine göre değişik şikayetlere neden olabilir.Düzensiz vajinal kanamalar,kasık-bel ağrısı, adet kanamasının uzun sürmesi bunlardan bazılarıdır.Miyomlar takibe alınır,incelenir ve hastada oluşturduğu şikayetlere göre tedaviler belirlenir. Bazı durumlarda hastanın ameliyat olması en uyun çözüm olur.Genç hastalarda sadece miyomun alınıp rahimin bırakıldığı miyomektomi yapılırken daha yaşlı kişilerde miyom rahim ile birlikte komple alınabilir. Buna da histerektomi denir.

    Ancak çoğu hastada ameliyata gerek kalmadan basit tıbbi tedaviler ile bu sorunun üstesinden gelinebilir.

    Over Kistleri

    Kadınlarda yumurtlamanın başlaması ile birlikte en sık görülen problemlerden birisi de Yumurtalık kistleridir. Bunlar çoğunlukla tesadüfen ultrason esnasında saptanır ancak hastayı endişelendirebilir. Oysa ki bu kistlerin büyük çoğunluğu zararsız olup basit tedaviler ile geriler.Ultrason yapıp bazı tetkikler isteyerek bu kistlerin zararsız olduğunu tespit ettikten sonra hastalarımızın kaygılarını giderip onları tedavi edebiliriz

  • Botoks…

    Yıllardır üzerinde birsürü yazıldı çizildi, botox like dediler better than botox dediler ama olmadı pabucu dama atılamadı, yine 1 numara yine 1 numara, evet mimik kırışıklıklar ve aşırı terleme başta olmak üzere bir sürü estetik değişiklikler için tercihler hala Botoxtan yana…

    Peki nedir bu botox yine kısaca özetlersek,

    Botoks (Botulinum toksini), Clostridium botulinum adlı bakteriden elde edilen bir toksindir. Botoks, sinir uçlarında iletimi sağlayan maddelerin salınımını engelleyip, sinirler ile sinirlerin ulaştığı kaslar arasındaki iletimi durdurarak etkisini gösterir. Sinir iletiminin durması, geçici bir süre için, sinirin ulaştığı kasın işlevlerinin azalmasını ya da tamamen kaybolmasını sağlar. Botoks’un etki mekanizmasından tıpta birçok alanda yararlanılmaktadır.

    Medikal estetik alanında ise genellikle mimik kaslarının hareketleri ile ortaya çıkan yüzdeki çizgilenmeleri azaltmak ve aşırı terleyen bölgelerdeki terlemeyi azaltmak amacı ile kullanılır. Botoks, ter bezlerine uygulandığında ise ter bezleri ile sinir uçları arasındaki iletimi de durdurarak ter bezlerinin çalışmasını azaltır. Vücudun ençok terleyen bölgeleri, avuç içleri ,ayak tabanları ve koltuk altı bölgesidir. Aşırı terleme ve buna bağlı ter kokusu şikayeti olan kişilerin terleyen bölgelerine botoks uygulandığında şikayetlerinde azalma sağlanır. Botoks, Enjeksiyon şeklinde uygulanır . Enjeksiyon anında hafif bir ağrı hissedilebilir. Mimik kaslarının hareketlerinde azalma istendiğinde mimik kaslarının içine, terleme şikayetinin azalması istendiğinde o bölge deri içine enjeksiyon yapılır. Botoks un etkisi enjeksiyonu takiben ilk hafta içinde ortaya çıkar ve etki süresi kırışıklık tedavisinde 3-4 ay, terlemenin tedavisinde ise ortalama 6 -8 ay civarindadır.

  • DOĞAL DOĞUM

    DOĞAL DOĞUM

    Doğal doğumda amaç doğal giden seyri müdahalesiz izlerken hastamıza verilen destek ve motivasyonla zamana takılıp kalmasından kurtarmak, motivasyon ve ağrı hissini azaltacak doğru nefes ve hareketlerle gerekirse masajlarla süreci sağlıklı bir şekilde tamamlamaktır. Tabi ki tıbbi bir gereklilikte müdahale olabileceğini bilgilendirmektir.

    Doğal doğuma öncelikle verilecek ön bilgiler ve tavsiyelerle hastalarımızı beden ve zihin olarak hazırlamak ilk aşamadır. Doğum sırasında yalnız kalmayacağı bilgisi de önemlidir. Motivasyon kaybına asla izin vermeyeceğimizden emin olunmalıdır.Her imkan ve olanak sağlansa da, seyirde tıbbi olarak gereken müdahale şart olduğunda da hekime olan güveni tam olup bunu kabul etmesi konusunda eksiksiz bilgilendirme şarttır.

    Dünya sağlık örgütünün de kabul ettiği Lamaze felsefesinde kurallar şöyledir;

    Doğum kendisi başlamalıdır. Burada tıbbi olarak gebelik doğumu başlatmayı gerektiren bir endikasyön içermiyorsa kendi başlayana kadar beklenilmektedir.
    Doğum boyunca annede hareket özgürlüğü olmalıdır. Yani doğum takibi boyunca istediği gibi hareket etmeli. Yürüyebilir, oturabilir, çömelebilir bu vücudunun nasıl rahat ettiği ile ilgilidir.
    Doğum yapan kadınlara duygusal ve fiziksel olarak destek verilmelidir. Ağrıyla baş edebilmenin yolu yanınızdaki ekibin sizi telkin edip doğumun seyrinin sorunsuz olduğu, güven içinde olduğunuzu hissettirmesidir. Doula adı verilen bu destek kişi çok önemlidir.
    Doğum eylemi boyunca müdahalelerden kaçınmak. Bu müdahaleler neler olabilir :

    • Aç bırakmamak,
    • Sürekli NST dediğimiz monitöre devamlı bağlamamak,
    • Seruma sürekli takılı bırakmamak,
    • Doğumu diğer hızlandıran manipülasyonları yapmamak,
    • Epizyotomi gerekmedikçe açmamak gibi.

    Doğumda doğal ve aktif ıkınma yöntemleri kullanmak. Yani oturma, çömelme, diz dirsek pozisyonlarından hangisini ister nasıl rahat ederse bu arada doğru nefeslerle yardımcı olmaktır.
    Doğumdan sonra anne ve bebek bir arada tutulup emzirme için yeterli zamanı tanımaktır.
    Doğum sonrası ve sezaryen sonrası sorun yoksa TEN TENE TEMAS sağlamak dediğimiz annenin göğsüne çıplak şekilde bebeği verip üzerini bir battaniye ile örtmek emme refleksi, ısı dengesi, duygusal yönden pek çok faydası vardır.

    HYPNOBİRTHİNG dediğimiz, hipnozun doğumda uygulanması ile bilinç altı korkular azaltılmaktadır. Gevşemeyi öğreten ve ağrı hissetmemesini sağlayacak özel tekniklerle nefes egzersizleri ile yardımcı olunmaktadır. Bu yöntemde hasta uyanıktır.

  • Terleme tedavisi

    Koltuk altı el ve ayak terlemesi şikayeti olanlarda, koltuk altı el ve ayaklarda aşırı ıslaklık söz konusudur. Bu bölgelerden akan ve hatta damlayacak şekilde terleme artışı olabilir. Koltukaltı terlemesine deodorantlar ve losyonlar fayda etmez. Uzun süreli aliminyumlu antipersipirantlarda tıkanıklık yapabildiklerinden çok tercih edilmezler. El ve ayaklarda da çok başarılı uygulamalar yoktur, sadece zahmetli olan galvanoterapiden fayda görürler. Sadece koltuk altı terleme şikayeti de olanlarda son zamanlarda radyofrekansla başarılı sonuşlar alınmaktadır.

    Terleme, vücudun ısısını ve tuz oranını ayarlayarak, vücudu dengeleyen bir sistemdir. Ancak koltuk altı terlemelerinde, vücudun dengesi için gerekli olanın çok üstünde terleme artışı söz konusudur. Kıyafetlerde ıslak görünüm ve terlemeye bağlı giysilerin renklerinde bozulma problemi olabilir. Bu tür durumlar kişide sosyal açıdan rahatsızlık yaratır.

    Terleme Nedenleri:

    Koltuk altı terlemesinin nedeni, sempatik sinir sisteminin aşırı uyarılmasıdır. Bu kişinin yapısıyla ilgilidir. Stres ve gerginlik koltukaltı terleme şikayetini çok artırabilir. Şikayet genel olarak ergenlik çağında başlar. Genellikle genetik olan bu problemde mutlaka tiroşd hormonlarına bakılmalıdır.

    Terleme Tedavisi

    Koltuk altı el ve ayak tabanı terlemesine çözüm, terleme kesici alüminyumlu losyonlar, iyontoforez, Botoks ve cerrahi yöntemler olabilir. Günümüzde en çok tercih edilen yöntemler botoks ve cerrahi tedavilerdir.

    Terlemede Botoks Tedavisi

    Koltuk altı el ve ayak tabanı terleme tedavisinde Botoks yöntemi 2004 yılında FDA tarafından kabul edilmiştir. Koltuk altı Botoks tedavisinde, terleyen bölgeye ortalama 20-30 nokta halinde küçük miktarlarda Botoks verilir. Botoks uygulamasından önce ilaç sulandırılır. Sulandırılan Botoks, ikiye bölünerek her iki koltuk altına uygulanır. El ve ayak tabanı için tedavi biraz ağrılı olacağı için mutlaka lokal anestezik eşliğinde yapılmalıdır.

    15 gün sonra eğer terleme devam ediyorsa nişasta ile iyot testi yapılarak terleyen bölge tespit edilir. Terlemesi devam eden bölgelere, ilaveten Botoks verilebilir. Koltuk altı terlemelerinde Botoks tedavisi çok kısa sürer. Uygulama öncesinde anestezik krem uygulanırsa acı pek hissedilmez. İşlem sonrası beklenen önemli bir yan etki yoktur. Aşırı terleme şikayetinde Botoks etkisi ortalama 6-12 ay arasında değişebilir.

  • AĞRISIZ NORMAL DOĞUM

    AĞRISIZ NORMAL DOĞUM

    Gebelerimize ağrısız normal doğum imkanını ANKARA’da özel hastanelerde çok tecrübeli anestezi uzmanlarımızın da katılımıyla başarılı şekilde gerçekleştirmekteyiz. Doğum öncesi verdiğimiz detaylı bilgilendirmeler ile hastalarımızın epiduralli normal doğum sık tercihleri olmuştur. Ağrı şiddetinin tarifi kişiden kişiye çok değişir. İlk gebeliği olan hastaların etraflarından duydukları ile kaygılarını çok artırır. Elinde epidural gibi ağrısız doğum imkanının olduğunu bilmesi bile normal doğuma hastalarımızın motivasyonunu artırmaktadır.

    Epidural anestezi, aktif doğum eylemi başlayınca yapılan( 3-4 cm açıklık olduğunda) anestezidir. Anestezi uzmanı belden ince bir katater yardımıyla anestezik madde vererek 10 -15 dakika sonrasında ağrıların geçmesini sağlayan bir anestezidir. Hastanın doğum eylemi ilerler, kasılmalar ritmik devam eder, bu kasılmaları kasıklarda bası hissi olarak hissedilir. Hasta yürüyebilir. Ikınma hissi kaybolduğundan endişelenip yaptırmak istemeyen hastalarımıza, bu anestezinin kesinlikle doğuma engel olacak bir anestezi olmadığını anlatıyoruz. Ikınmanızı çok rahatlıkla yapabilirsiniz. Zaten bu sırada size tüm yardımlar için hazır yanınızda olacağız. Bu epidural anestezi şekli epizyotomide rahatlık sağlayıp ağrı hissetmemenizi sağlayacaktır. Epidural anestezi sırasında normal doğum olmazsa sezeryan gerektiği durumda anestezi dozu ayarlanarak epidural anestezi ile sezeryana devam etmekteyiz.

    Epidural anestezi istemeyen hastalarımıza lokal anestezi uygulaması epizyo aşamasında yapılabilmektedir. Birde sistemik etkili dediğimiz ilaçlar ile normal doğumda ağrıyı azaltan kas içine veya damar yolundan yapılan ilaçlarımız var. Bunlar annede tansiyon düşmesi bebektede bazen solunum sıkıntısı yapabilir. Ama gerektiğinde destek aldığımız ilaçlardır.

    Ağrısız doğum deyince aklımız aepidural anestezili doğum gelmeli ve tecrübeli bir ekiple sorunsuz bir sürecin keyfini sürmenin size kalacağını hatırlamalısınız. Epidural anestezi doğum eyleminin uzamasına yol açmaz, aksine rahim ağzı açıklığının hızlanması ve doğum sürecinin kısalmasına bile faydası vardır.Bebeğin çıkımı sırasında ıkınma refleksinizi de azaltmaz. Doğum sürecinde rahatlıkla yürüyebilirsiniz bazen nadiren bacaklarda uyuşukluk gibi bir hisse neden olur.

    Doğumun sizin için ne kadar özel olduğunu takip eden doktorunuzda bilir ve onun için de sizin doğumunuz çok özeldir. Takip olduğunuz doktorunuza güveniniz olması, karşılıklı diyalogunuzun iyi olması sizi rahatlatıp, sürecin sorunsuz geçmesini sağlar.

  • Güneş: ne zaman dost, ne zaman düşman?

    Kışın şu son günlerinde, baharın müjdecisi cemrelerinde düşmesiyle beraber ısınan hava ve kendini gösteren güneşle beraber bazı sorunlar da tekrar baş gösterecek. Hepimiz soğuktan, kapalı havadan, yağıştan sıkıldık, güneşli günlere hasret kaldık…Ama tedbirsiz davranırsak başımıza ne dertler açacağız?

    20. yüzyılın başlarında bronz ten sağlıklı görünümün ve estetiğin simgesi iken 21. yüzyılda neredeyse güneşlenmek ve bronzlaşmak cilt kanseri, erken kırışma,lekelerdeki artma gibi olumsuzluklarla anılmaya başladı.

    ***Güneşlenmek, Bronzlaşmak, Solarium -OUT-

    ***Güneşten korunmak, Güneş koruyucu, Beyaz ten -IN-

    Güneş başlıca D vitamini kaynağı ve insan yaşamında ve sağlığında önemli bir yere sahip. Ancak yeterli D vitamini sentezi için güneş altında çok uzun süre geçirilmesine gerek de yok. Günlük 10-15 dk. Güneş D vitamin sentezi için yeterlidir.Aynı zamanda güneş koruyucu kullanmak D vitamini sentezini olumsuz yönde etkilemez. Uzun süre ve korunmasız bir şekilde güneş altında kalındığında cilt kanserinden güneş yanıklarına, lekelerden erken yaşlanmaya kadar pek çok sorun ortaya çıkar.

    ***Çocuklarımızı UV den koruyalım,

    ***Hayatınız boyunca maruz kaldığınız UV ışınlarının % 80‘ini 18 yaşına kadar alırsınız.

    ***Çocuklarımızı güneşten korumak enaz % 80 deri kanseri riskini azaltır.

    Güneş yanığı ultraviyole ışınlarının(UVA-UVB) yol açtığı sorunların başında gelir. En çok açık tenlileri etkileyen güneş yanığına, çocuklar ve yaşlılar daha duyarlıdır. Kişinin açık renkli bir cilde sahip olması da yanığın şiddetini artırır. Özellikle korunmasız olarak güneş altında uzun süre kalındığı zaman 2-4 saat içinde ciltte kızarıklık, 12-24 saat sonra ise su kabarcıkları gelişir.
    Korunmasız ciltte 15 dakika gibi kısa bir sürede bile güneş yanıkları oluşabilir. Özellikle çocuklarda gelişen güneş yanıklarına karşı son derece dikkatli olunması gereklidir. Çocukluk döneminde geçirilen güneş yanıkları ileriki yaşlarda oluşan cilt kanserinin en önemli nedenini oluşturur. Güneşli bir günün sonunda derisi hafif pembeleşen bir çocukta ertesi gün tam olarak gelişmiş bir yanık görülebilir. Bu nedenle daha fazla hasar oluşmasını önlemek için çocuğun gölgede ya da kapalı bir ortamda kalması sağlanmalı ve güneşe çıkması önlenmelidir. Çocuğa güneşten korunma yöntemleri anlatılmalıdır.

    GÜNEŞ KORUYUCULAR NEYE KARŞI KORUR

    1- Güneş yanığı ve bronzlaşma,

    2- Fotoyaşlanma( kırışıklık ,sarkma), güneş lekeleri,

    3- Solar elastoz ve çocuklardaki nevus gelişimini azaltır,

    4- Dudak uçuğu aktivasyonunu azaltır,

    5- Aktinik keratoz ve epidermoid karsinom oluşumunu azaltır,

    6- Melanom ve diğer deri kanseri olan bazalyomlarda da görülme sıklığını azaltır.

    * Güneşten koruyucu ürün kullanıyor olmak güneş altında daha uzun süre kalınabileceği anlamına gelmez. Çünkü bu ürünler ultraviyole hasarını sadece azaltır, sanılanın aksine hasar riskini yok etmez.
    * Su yüzeyi, kum, kar ve beton güneş ışınlarını yansıttığı için bu alanların yakınında bulunanlar güneşin zararlı etkilerine daha fazla maruz kalır. Dolayısıyla doğrudan güneş altında değil, sadece gölgede bulunulan zamanlarda da güneşten koruyucu ürünler kullanılması büyük önem taşır.
    * Güneş koruyucu ürünlerin UVB ışınlarının yanı sıra UVA’ya karşı da koruyucu özelliği bulunmasına dikkat edilmelidir. Bu nedenle parsol, mexoryl, titanium dioksid ve çinko oksid gibi maddeler içeren güneşten koruyucular tercih edilmelidir. Ayrıca yüzme ve terlemeye yol açacak spor aktiviteleri öncesinde suya dayanıklı bir güneşten koruyucu tercih edilmelidir. Bizim ülkemizde yaşayan insanlar için en az SPF 30 koruma faktörlü bir güneş koruyucu seçilmelidir.

    Koruyucu güneşe çıkmadan 30 dakika önce sürülmelidir ve her 2 saatte bir mutlaka tekrar edilmelidir. Terleme ya da yüzme sonrasında bu süre dikkate alınmadan koruyucu yenilenmelidir.
    * Öncelikle yeterli bir koruma sağlayabilmesi için güneş koruyucusunun santimetrekare başına 2 mg sürülmesi gerekiyor. Yani yüz, boyun ve tek kol için her bir alana yarım tatlı kaşığı; gövde, ön yüz, arka yüz, tek bacak birer tatlı kaşığı.

    NASIL GÜNEŞLENMELİ?
    Pek çoğumuz özellikle tatilde bronzlaşmak uğruna saatlerce güneş altında kalıyoruz. Bronzlaşma sağlığa değil, ciltte güneş hasarının oluştuğuna işaret eder. Güneşe adım adım çıkılmalıdır. Açık ve buğday tenli kişiler özellikle ilk gün sadece 15 dakika güneşlenmesi, zaman içinde bu sürenin 1.5 saate uzatılması önerilir. Esmer tenlilerin ise güneş altında 15 dakika kalmaları yeterlidir. Güneşin yol açtığı hasarlar en çok açık tenli kişilerde ortaya çıkar. Esmer tenlilerde cilt kanseri gibi hastalıkların gelişme riski, açık ve buğday tenlilere oranla daha azdır. Ancak bu esmer tenlilerin güneşte daha fazla kalabileceği anlamına gelmez.
    Açık tenliler, çocuklar ve yaşlılar özellikle koruma faktörü SPF 30 ve üzeri olan ürünleri kullanmalıdırlar.
    Çoğumuz sadece deniz kıyısı ve havuz kenarında bulunduğumuz zamanlarda ve yaz mevsiminde güneşten korunmamız gerektiğini düşünüz. Dolayısıyla sokağa çıkarken güneş koruyucusundan yararlanmayız. Oysa açık havada bulunduğumuz her an ultraviyole ışınlarına maruz kalırız. Plajlarda şemsiye altında oturmak yeterli korumayı sağlayamaz. Çünkü denizden, kumdan, sudan ya da betondan yansıyan ışınlar gölgede kalındığında da etkili olurlar. Ayrıca bulutlu, serin, rüzgarlı günlerde de ultraviyole ışınları yeryüzüne ulaşarak etkısını gösterir. Dolayısıyla korunma yöntemlerine sadece yaz aylarında ve güneşlenirken değil, her zaman önem vermek gerekir.

    NASIL KORUNMALI?

    *Güneş koruyucu kullanımı diş fırçalama ya da e-mailleri kontrol etme gibi bir alışkanlık haline getirilmelidir.

    *10.00-16.00 saatleri arasında güneşe çıkmamaya ve açık hava aktivitelerini mümkün olduğunca sınırlandırmaya özen gösterin.

    *Gölgeniz sizden uzunsa güvendesiniz demektir.

    *Sadece gölgede durmak UV yi % 50-95 oranında azaltır.

    *Pencere camı 320 nm altındaki ışını absorbe eder yani UVB den korur ama UVA dan koruyamaz.

    *Koruyucu giysi,gözlük ve geniş kenarlı şapka korunmada çok önemli bir unsurdur. Sadece t-shirt SPF 6 kadar koruma yapar.

    *En az SPF 30 koruma faktörlü bir güneş koruyucu tercih edin. Koruyucunuzu her 2 saatte bir yenileyin. Terleme ya da yüzme sonrasında güneşten koruyucunuzu tekrar sürün.

    *Suyun verdiği serinlik hissi sizi aldatmasın. Çünkü güneş ışınları zararlı etkilerini su içinde bile gösterebiliyor. Dolayısıyla korunmasız bir şekilde suda bulunmamaya dikkat edin.

    *Güneşin cilt üzerinde meydana getirdiği zararın % 80 ‘i 18 yaşına kadar geliştiğinden çocuğunuzun cildini korumak için küçük yaşlardan itibaren güneş koruyucu kullanmasına özen gösterin. Nevus sayısını ve melanoma ve non melanoma deri kanseri riskini azaltmış olursunuz.

  • HSG ÇEKİMİ

    HSG ÇEKİMİ

    Histerosalpingografi (HSG) veya Türkçe deyişle rahim filmi jinekolojide rahim içinin ve kanalların yapısal ve işlevsel özelliklerini incelemede kullanılan bir yöntemdir.
    İnfertilite (kısırlık) değerlendirmesinde istenen temel testlerden birisidir. Ayrıca rahim ağzına veya rahme uygulanan bir müdahale sonrasında (kürtaj gibi) adet kanamalarının kesilmesi ya da çok azalması durumunda rahim ağzı kanalındaki muhtemel bir tıkanıklığın veya rahim içerisindeki muhtemel bir yapışıklığın (Asherman sendromu) değerlendirilmesinde, tekrarlayan düşüklerde rahimde doğumsal bir gelişim kusuru bulunup bulunmadığının (aşağıda soldaki resim – bölmeli rahim) belirlenmesinde de yaygın olarak kullanılır.

    Rahim filmi ne zaman çekilir?
    HSG uygulanması öncesinde detaylı bir jinekolojik değerlendirme yapılır. Bu değerlendirmede enfeksiyon (iltihap) bulguları saptanması durumunda ise enfeksiyon tedavi edilene kadar işlem ertelenir. HSG prensip olarak adet kanamasının bitmesini takip eden birkaç gün içerisinde uygulanır. Bunun nedeni bir yandan adet kanamasının rahim içinden tüplere ve buradan da karın boşluğu içine dolmasının yaratacağı sorunlara engel olmak, öte yandan rahim içindeki muhtemel bir gebeliğe zarar vermemektir. Çünkü çok nadiren de olsa gebe kalamama nedeniyle değerlendirilen bir kadında da tesadüfen o ay gebelik var olabilir.

    Rahim filimi nasıl çekilir?
    Rahim filmi bir Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı ve Radyoloji Uzmanı veya Teknisyeni tarafından beraberce uygulanır. Jinekolojik muayene pozisyonundayken rahim ağzını görüntülemek için vajinaya alet yerleştirilir. Daha sonra rahme kanül adı verilen bir diğer alet yerleştirilir. Kanüle tutturulan enjektörden birkaç aşamada basınç uygulanarak kontrast madde (ilaçlı madde) verilir. Bu sıvı röntgen filminde bulunduğu yerlerde ışını geçirmediğinden beyaz bir görünüm kazandırır. Sıvı verilmesi esnasında ya belli aralıklarla röntgen filmleri alınır veya floroskopi adı verilen yöntem kullanılarak ekrandan sıvının geçişi sürekli olarak izlenir ve kaydedilir. Böylelikle rahmin içyapısı, kanalların açık olup olmadığı ve yapıları değerlendirilir. HSG, röntgen ışınları yardımıyla gerçekleştirilen bir teknik olmasına karşın verilen ışın dozu yüksek değildir.

    Rahim filmi çekilmesi ağrılı bir işlem midir?
    Kadınlar arasında genellikle rahim filminin çok ağrılı olduğuna dair yaygın bir kanı vardır. Ancak kibar ve dikkatli bir uygulamayla yapıldığında aslında HSG karında biraz batma ve gerilme hissi yaratan ve dayanılacak kadar az ağrı veren bir işlemdir. Bu nedenle genellikle işlem genel anestezi altında uygulanmaz. Ancak normal jinekolojik muayeneyi bile zor tolere eden, ağrı eşiği düşük ve çok hassas bayanlarda anestezili olarak da çekilebilir. Hastaların çok büyük bir kısmında işlemden 30-60 dakika önce alınacak olan basit bir ağrı kesici işlemin rahat ve sorunsuz geçmesini sağlar. HSG çekilmesi sonrası kendiliğinden oluşan gebeliklerde bir miktar artış gözlenmektedir. Bunun nedeni olarak ise tüplerdeki hafif yapışıklıkların basınçla verilen ilaç nedeni ile açılması şeklinde açıklanmaktadır. Bir de eğer kısırlığa bir sebep olarak mikrobik bir olay varsa verilen ilacın antimikrobial özellikleri de tedavi edici olabilir. Uzun süredir kısırlık problemi çeken bir çiftin HSG çekimi sonrası kendiliğinden gebe kalması bu yüzden şaşırtıcı değildir.

    Rahim filmi çekilmesinin zararlı yan etkileri var mıdır?
    Rahim filmi çekilirken nadiren alerjik reaksiyon gelişebilir. Bu nedenle eski tip ilaçlar yerine alerji yapma potansiyeli son derece düşük olan yeni tür ilaçlar tercih edilmelidir. En sık görülen komplikasyon enfeksiyondur ve her 100 hastadan birinde görülür. Enfeksiyonu önlemek için işlem öncesi ya da sonrası mutlaka antibiyotik kullanımına gerek yoktur. Sadece kalp kapakçık hastalığı olanlarda önlem olarak işlem öncesinde antibiyotik profilaksisi yapılır.

    Rahim Filmi çekimi sonrasında;
    Lekelenme tarzında ya da az miktarda vajinal kanama olabilir. Eğer kanama fazlaysa ya da birkaç günden uzun sürerse mutlaka doktorunuzu aramanız gerekir. Ayrıca hafif ya da orta şiddette bel ve kasık ağrısı da çekim sonrasında olabilir. Ağrı artar ise veya ateş ortaya çıkar ise bu da erken bir enfeksiyonun belirtisi olabilir yine mutlaka doktorunuzu arayın. İşlem sırasında rahim ağzı az miktarda da olsa zorlandığından HSG sonrası 48 saat süre ile banyo yapmak, cinsel ilişkide bulunmak ve vajinal tampon kullanmak sakıncalıdır, bunlardan kaçınmalısınız.

    Rahim filminde tüplerden birisi ya da ikisi kapalı çıkarsa ne olacak?
    Öncelikle şunu bilmek gerekir ki HSG oldukça faydalı ve temel bir tetkik olmasına rağmen her zaman tam olarak gerçeği yansıtmayabilir. Yani tüplerin rahim filminde kapalı olarak görülmeleri her zaman gerçekten de kapalı oldukları anlamına gelmez. Ağrı eşiği düşük bazı bayanların işlem anında duydukları rahatsızlık ve ağrı nedeniyle ve verilen ilaca bir reaksiyon olarak bazen kanallarda spazm olması ilacın tüplerden geçmemesine ve hatalı olarak tüplerin birinin veya ikisinin birden kapalı olarak yorumlanmasına neden olabilir. Ancak tecrübeli bir Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı rahim filmi değerlendirirken spazm nedeniyle tüplerden ilacın geçmemesini gerçekten tıkalı olan bir rahim filminden çoğunlukla ayırabilir. Bu nedenle rahim filminden önce mutlaka bir antispazmodik adı verilen kas gevşetici ilacın yapılmasını önermekteyiz. Bazen filmde kapalı olarak değerlendirilen tüplerin Laparoskopi esnasında açık olduğu da görülebilir. Dolayısıyla eğer tüplerin kapalı olduğu düşünülüp tüp bebek kararı verilecekse öncesinde Laparoskopi işlemi yapmak daha mantıklı olabilir. Çünkü Laparoskopik değerlendirmede tüplerin aslında açık oldukları da ortaya çıkabilir ve aşılama yönteminden çiftin fayda göreceği anlaşılabilir. Ayrıca Laparoskopi anında tüplerdeki sorun daha net olarak ortaya konup anında tedavisi de yapılabilir ve gerekli müdahaleyle kanalların açılması da sağlanabilir. Elbette bu her olguda geçerli olmayabilir ve Laparoskopi sonrasında çiftin ancak tüp bebek tedavisinden fayda göreceği de ortaya çıkabilir.

  • Ergenlik döneminin kabusu: akne

    Akne, sivilce ergenlik deyince aklımıza hemen ilk gelen sorunlarımızın başında yer alır. Sosyal bir sorun yarattığı içinde gençler arasında o dönemim kabusu haline gelebilir…

    Sivilce (Akne)nedir, neden olur?

    Akne (sivilce) yüz, boyun, göğüs, sırt , omuz ve üst kollarda görülen, yağ kanallarını tutan bir hastalıktır. En sık ergenlik çağında görülmekle birlikte 20 li yaşlarda ve hatta 40 lı yaşlara kadar devam edebilir . Aknenin en önemli sebebi hormonlardır, ergenlik dönemi ile başlayan hormonal faaliyetler özellikle erkeklik hormonları aşırın yağ üretimi ve yağ bezleri içinde epitel hücrelerinin dökülmesinde artışla aknelere sebep olurlar. Bunun yanısıra kişinin genetik özellikleri de çok önemlidir.

    Aknenin oluşum sebepleri nelerdir?

    Normal olarak ergenlik dönemine girildiğinde oluşan akneler sıradan sayılır, değişen hormonal durum etkisinde kalan yağ bezlerinin meydana getirdiği oluşumlardır, ancak herhangi bir sebep yokken birdenbire adetlerin düzensizleşmesi, kilo alımı, hormonal ilaçların (gebelik önleyici vb) kullanımı gibi durumlarda başlayan akneler hormonal sebepleri akla getirmelidir. Bu durumlarda yapılacak tedavinin başarısı tetkiklerle ortaya konacak sorunun tedavisiyle doğru orantılıdır.

    Aknenin en önemli oluşum sebebi hormonlardır. Hormonal bozukluklar da dahil olmak üzere, hormon ilaçları almak, kortizon içeren ilaçlar kullanmak akneye sebebiyet verirler. Tabiki kişinin genetik özellikleri ve yatkınlıkları mesela cildinin yağlı olması, ailede akne öyküsü bulunması gibi durumlarda da yoğun sivilce problemleri yaşanabilmektedir. Akne yağ bezlerinde artan yağ üretimi, yağbezini döşeyen epitelin aşırı dökülmesi ile yağ bezi yolunun tıkanması ve burada bulunan Propionabakterlerin çoğalmasıyla oluşan iltihabi bir hastalıktır. Ayrıca aşırı tüketilen çukulata, tatlı, çerez ve yağlı yiyeceklerde akne oluşumunu artırabilirler.

    Komedon (Siyah nokta) nedir?

    Halk arasında Siyah nokta diye bilinen Komedon, gözeneklerin yağ ile tıkanması ile oluşan havadaki oksijenle okside olarak siyah renge dönen yağ birikintileridir. Bunlar yağ bezlerinin hormonlarla aşırı faaliyeti dolayısıyla genişleyen gözeneklerde meydana gelir. Özellikle yüzde burun üstünde yanaklarda, alında, bazen de sırt ve göğüste yoğunlaşırlar.

    Yüzümüzde en çok yağ bezi içeren alan burun üstüdür, özellikle burada sık olmasının sebebi budur. Siyah nokta temizliğinde cilt temizliğine önem vermek, mutlaka yağ dengesini düzelten aşırı yağlanmayı önleyen cilt temizleyicileri ile birlikte gözenek küçültücü tonikler kullanmak esastır. Ayrıca haftada veya 10 günde bir banyodan sonra veya su buharına tutarak yumuşayan noktaları elleri iyice temizledikten sonra iki el işaret parmakları vasıtasıyla hafifçe bastırarak çıkarmaktır. Tabi bu işlemleri yaparken evde bulunabilecek kolonya veya tentürdiyot benzeri antiseptiklerle de ellediğimiz yerleri silmekte yararlı olacaktır.

    Kadınlarda hormonal olarak hareketlilik erkeklere nazaran daha fazladır, özelikle adet dönemlerinde hormonal değişikliklere bağlı akne oluşumu çok sık görülür. Ayrıca kadınların yüz için çok fazla uygunsuz krem (yağlı) kullanmaları ve makyaj yapmaları da akne olarak karşımıza çıkmaktadır. Pudra ve fondöten gözenekleri tıkayarak siyah noktalı aknelere sebep olabilmektedir.

    Sivilce bakımı nasıl olmalıdır?

    Evde uygulanacak en önemli yöntem ciltteki yağlanmayı azaltan ve cildi kurutmayan bir temizleyici ile cildi temizlemek ve nemlendirmektir. Ayrıca cildi nemlendiren arındıran maskeler kullanabiliriz. Cildi aşırı yağlı olan vede siyah noktası çok olan kişilerin yağlanmayı azaltacak antibiyotikli ve/veya kükürtlü sabunlarla cildini her akşam temizlemesi önerilebilir. Ayrıca diyet konusunda da tedbir almamız gerekli.Özellikle çukulata, kabuklu çerezler, mısır cipsi,patates cipsi gibi yağlı yiyecekler, fast food beslenme tarzı, ketch-up, mayonez, yağlı yiyecekler kızartmalar yenilmemelidir.

    Sivilce tedavisi nasıl yapılmalıdır?

    Basit ergenlik sivilcesi tarzında şikayetler için lokal olarak kullanılan antibiyotikli kremler ve losyonlar etkilidir. Ayrıca bu durumda bazen antibiyotikler de kullanılabilir. Aknenin değerlendirmesini mutlaka bir dermatoloğa yaptırmalı ve ona göre yol izlenmelidir. Modern akne tedavilerinde kimyasal peeling ve profesyonel cilt bakımları, LED tedavileri, lazer tedavileri yapılabilir. Ayrıca ileri dönem aknelerde özellikle kistik ve siyah noktası çok olan tiplerde A vitamini asitleri de kullanılmaktadır. Hap şeklinde kullanılan bu ilaçlarla ortalama 4-6 ay aralığında çok yüz güldürücü sonuçlar elde edilebilmektedir. Tabi bu tür tedaviler mutlaka tahlil yapılarak doktor kontrolünde gerçekleştirilmelidir. Böyle durumlar kendi kendimize karar verebileceğimiz bir durum olmadığından tüm ilaçlardan uzak durmalı, bu konuda mutlaka uzman doktor desteği almalıyız.

    Sivilceye evde ne yapabiliriz?

    Aknelere evde yapabileceğimiz yöntemlerin başında temizlik gelir. Buhar banyoları yapabiliriz. Sonrasında siyah nokta bakımı yapabiliriz. Ürün kullanacaksak mutlaka bir uzmana danışmalıyız. Cilt temizliğinde günde bir defa kükürtlü ve antibakteriyel sabunlar, 7-10 günde bir buhar banyosu ile siyah nokta temizliği, makyaj yapıyorsak mutlaka makyaj temizleyici ile makyajı iyice çıkartmak ve sonrasında uygun nemlendiriciler kullanmak gereklidir. Aknede yazın mevsime göre birçok kişide azalma görülür bunda stres faktörünün ortadan kalkması UV ışınının artması ve denizden faydalanma en çok etkileyen unsurlardır. Yazın akneli ciltlerin izler açısından güneşten korunmaya ihtiyaçları vardır. Yağlı ciltler losyon tarzında su bazlı güneşten koruyucular kullanmalı, özellikle fondöten, pudra ve makyajdan uzak durmalılardır. Kış aylarında ise genelde aknenin artışı ile birlikte daha yoğun tedavi gerekebilir. Yinede soğuk ve rüzgar etkisini ortadan kaldırabilecek hafif su bazlı nemlendiricilerle cildi desteklemek uygundur. Özellikle yağlı kremler her zaman gözenekleri tıkadıklarından ve cildin nefes almasını önlediklerinden yağlı ciltlerde yağlı krem kullanmamaya dikat etmeliyiz. Sivilce konusunda en büyük hata aynanın karşısına geçip olmuş olmamış her tür sivilceyi ve komedonu sıkıştırmaya kalkmaktır. Sadece buhardan sonra veya banyodan sonra yumuşamış ciltte çok nazik hareketlerle sarı uç vermiş ve dışarı uzamış siyah noktalara müdahale etmeli, diğerlerini sıkıştırmaktan kaçınmalıyız. Aksi taktirde iltihabı etrafa yaymak, sivilceyi artırmak, akne izleri ve lekeler kaçınılmaz son olarak karşımıza çıkarlar. Akneli ve yağlı ciltler genellikle yüzlerini saklamak ve daha iyi görünmek için makyaj yaparlar, bu konuda gözenekleri tıkamayan sıvı kapatıcılar ve su bazlı makyaj malzemelerine ağırlık vermeli, yağlı ürünlerden kaçınmalı ve hafif makyaj yapılmalıdır. Pudralar bu konuda daha çok tercih edilebilirler.

  • RAHİM AĞZI KANSERİ AŞISI

    RAHİM AĞZI KANSERİ AŞISI

    Rahim ağzı (serviks) kanseri rahim gövdesinin vajen ile birleşen kısmında oluşan jinekolojik kanserdir.

    Rahim ağzı kanseri, kadınlarda en sık görülen ikinci kanser türüdür. Özellikle gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerde daha sık görülür. Rahim ağzı kanserine % 98 oranında HPV (İnsan

    Papilloma Virüsü) neden olmaktadır.

    Kimler rahim ağzı kanseri için risk altındadır?

    Sosyoekonomik düzeyi düşük olan kadınlar, erken evlenenler , erken cinsel hayata girenler, sigara kullanan ve çok doğum yapan kadınlar, sık eş değişimi, HPV virüsü ile enfekte olan kadınlar risk altındadır.

    Rahim ağzı kanserinden aşı ile korunmak mümkün..

    Rahim ağzı kanseri için HPV aşısı ergenlikten itibaren genç kız ve kadınlara yapıldığında koruyuculuk oranı çok yüksektir.
    Kliniğimizde erkek ve bayanlar için aşı uygulaması yapılmaktadır.

  • Deri yaşlanması ve tedavide (anti-aging) kullanılan cerrahi dışı yöntemler

    Ortalama yaşam süresi eski Roma’da 22 yıl, 1980’lerde 76 yıl iken günümüzde 85 yıla çıkmıştır. Uzayan bu yaşam süresi bireylerin toplumda verimli olarak geçirdiği zamanı artırmaktadır.

    Deri yaşlanması nedir? Yaşlanmada etkili olan faktörler nelerdir?

    Yaşlanma, genler yani ırsi özellikler, çevre ve yaşam biçimleri ile her insanda farklı gelişen bir süreçtir. Derimiz de tüm organlar gibi yaşlanır. Tek fark herkesin bu süreci görmesidir. Deri vücudumuzun en büyük organı ve dışa açılan penceresi, aynı zamanda beden sağlığımızın en büyük göstergesidir.

    Deri yaşlanması ile cildin hücre sayısı, hacim ve fonksiyonlarının azalır. , Bu durum herkeste farklı hızda ortaya çıkar. Deri yaşlanması karmaşık, geri dönüşü olmayan biyolojik ve kimyasal bir durumdur. Birçok faktör rol oynar.. Deri yaşlanması ikiye ayrılabilir. Bir tanesi zamana bağımlı olarak artan iç yaşlanma diğeri de dış etkenlere bağlı yaşlanma (fotoyaşlanma) dır. Bu süreçle hücre yenilenmesi, koruyucu fonksiyonları, yağ üretimi, d-vitamini üretimi, saç ve tırnak büyümesi yavaşlar. Yaşlanmanın en erken belirtileri deride kendini gösterir ve yaş öngörmede ilk başvurduğumuz gözlem yeridir.

    Kronolojik yani iç yaşlanmada deri incelir, esneklik azalır, ince kırışıklıklar oluşur ve ifade derinleşir. Bu tür deri yaşlanması tüm yaşlanmanın %20’sini oluşturur ve kaçınılmazdır.

    Dış etkenlere bağlı yani fotoyaşlanma ise deri yaşlanmasının %80’ini oluşturur. Bu tür yaşlanmayı önleme ve değiştirme şansı vardır. Çevresel faktörlerin en önemlisi güneştir. Güneşe maruziyetin %50-75’i hayatın ilk 20 yılında serbest radikal adı verilen maddelerin oluşumuyla ortaya çıkar.

    Cilt yaşlanmasını önleyici ya düzeltici cerrahi dışı yaklaşımlarda kullanılan yöntemler nelerdir?

    Kremler
    Botox
    Dolgu maddeleri
    Kimyasal peeling (cilt soyulması)
    Lazer uygulamaları

    Kremler:

    Güneş, deride renk değişiklikleri, kalınlaşma ve incelmeler, pürüzler, damar genişlemeleri, sarkma ve kabalaşma, kırışıklıklar ve deri kanseri oluşumuna neden olur.

    Östrojen derinin gençliğinin korunmasında anahtar rol oynar. Östrojenin azalmasıyla deri incelir, esnekliği azalır, sarkma ve kırışıklıklar artar. Tüm bu değişiklikler deride kollajen denen protein yapıda bir maddenin azalmasına bağlıdır. Derideki en belirgin kayıp menopozun ilk 2 yılında ortaya çıkar ve menopozun beşinci yılında kollajenin %30’unun azalmasıyla devam eder. Güneş, sigara, stres, uyku düzeni bozukluğu, alkol kullanımı, yetersiz beslenme, kilo değişiklikleri, yerçekimi, mimikler kalıtımla birlikte deri yaşlanmasını etkileyen en önemli faktörlerdir. Bu durumda güneşten korunma deri yaşlanmasının önlenmesinde en önemli ve en ucuz “anti-aging” yöntemidir.

    Güneş Koruyucuların çeşitleri ve etkileri nedir?
    Güneşin deri üzerindeki olumsuz etkileri güneşe maruz kalma süresi ile cilt rengi ve tipine bağlıdır.

    Güneş koruyucular “kimyasal filtreler” ve “fiziksel örtücüler” olmak üzere iki tiptir. Fiziksel örtücüler cilt üzerine uygulandığında genellikle görülür bir tabaka oluştururlar. Bunlar güneş ışınlarını yansıtarak etki gösterirler. Bebeklerde ve erişkinlerde yüz bölgesinin korunması için uygundurlar. Kimyasal filtreler ise güneş ışınlarını absorbe ederek (emerek) alta ulaşmasını engellerler. Bu tür koruyucular vücut cildinin korunması için uygundurlar. Koruyucuların üzerinde SPF (Sun Protecting Factor) veya GKF (Güneşten Korunma Faktörü) olarak belirtilen sayılar güneşte kalma süresini ne kadar artırdığını belirtir.

    SPF 15 güneşten %92, SPF 30 %94, SPF 50 %97 korur. Yani güneşten korunmak için çok yüksek korunma faktörleri gerekmemektedir. Ancak bu koruma için kremlerin uygun koşullarda kullanılması gerekmektedir.

    Bu kremler veya losyonlar güneşe çıkmadan en az 20 dakika önce sürülmeli ve yeterli miktarda kullanılmalıdır. Gerçek anlamda etkili olmaları için 2 mg/cm2 uygulanmalı (tüm vücut için 30 ml), 2 saat arayla tekrarlanmalıdır.

    Antioksidan nedir? Deri yaşlanması tedavisindeki önemi nedir?

    Antioksidanlar vücuda zararlı olan serbest radikallerin zararlı etkilerini yok eden maddelerdir. Serbest radikaller, vücudumuzda normal yaşamsal faaliyetlerinin devamını sağlayan biyolojik olaylar esnasında, ya da sigara, hava kirliliği ve güneş gibi çevresel faktörlerin etkisiyle oluşan ve vücut hücrelerine zarar veren maddelerin genel adıdır. Hücrelerin yapısını bozar birçok vücut sistemi üzerinde ve bu arada cilt yapısı üzerinde olumsuz etki yaparlar. Antioksidanlar serbest radikallerin zararlı etkilerini yok ederler. Vücut tarafından üretilebilir ya da dışarıdan alınabilirler. Yaş ilerledikçe antioksidan üretimi azalır ve vücudun serbest radikalleri yok etme yeteneği de etkilenir.

    Serbest radikaller derinin yaşlanmasında önemli rol oynarken antioksidanlar serbest radikallerin saldırısını önlerler.

    Cilt üzerinde etkili antioksidanları şöyle sıralayabiliriz:

    Retinoidler: A-vitamini türevleridir. Deri yüzeyini düzeltir, ince kırışıklıkları açar, kahverengi lekeleri açar ve cildi dolgunlaştırır. Etkili olabilmeleri için en az 10-15 ay kullanılmalıdırlar. Hem iç hem de dış faktörlere bağlı deri yaşlanmasında etkilidir.
    E-vitamini (alfa tokoferol)’nin etkisi tartışmalıdır.
    C-vitamini kollajen hasarını onarır ve cildin rengini açar.
    Alfa lipoik asit ve koenzim Q10’in etkileri ispatlanmamıştır.
    Yeşil çay büyüme faktörleri içerir ve hücre yenilenmesini artırır.
    Gingkobiloba, ginseng, aloevera, deniz yosunu, üzüm çekirdeği, buğday proteini, soya proteini, çinko ve selenyumun deri yaşlanması üzerine ispatlanmış olumlu etkileri bulunmamaktadır.

    Botox Nedir?

    Botox Clostridium botulinum isimli bakterinin salgıladığı bir toksin yani bir çeşit zehirdir. Botulinum toxin-A (BTX-A) ilk kez 1928’de Herman Sommer tarafından ayrıştırılmıştır. 1944’de Dr. Edward Schantz ve arkadaşları tarafından saflaştırma çalışmalarına başlanmış, 1946’da kristal formu elde edilmiştir.

    1949’da Dr. Vermon Brook tarafından toksinin hareketle ilgili sinir uçlarını bloke ettiğinin keşfedilmesi tıpta kullanımının temelini oluşturur.

    İlk kez 1978’de şaşılık tedavisinde kullanılmaya başlanan BTX-A’nın kırışıklıklarda kullanımı tesadüfen keşfedilmiştir. 1987’de oftalmolog (göz doktoru) Jean Carruthers tedavi uyguladığı hastasında kaş çatma çizgilerinin düzeldiğini gözlemlemiş ve bu gözlemini dermatolog olan eşi Alastair Carruthers ile paylaşmıştır.

    1990 yılından beri BTX-A, şaşılık, kekemelik, migren, yutma güçlükleri gibi kasların gevşeyememesine bağlı yaklaşık 200 hastalığın tedavisi yanında kas kasılmasıyla olan kırışıklıkların ve aşırı terlemenin tedavisinde de başarıyla kullanılmaktadır.

    Kırışıklıkların giderilmesinde Botox’un rolü nedir?
    Günümüzde giderek artan yaşam beklentisi ve uzayan yaşam süresi bireylerin toplumda verimli olarak geçirdiği süreyi artırmaktadır. Profesyonel ve sosyal yaşantıdaki aktif geçen sürenin uzaması insanların daha zinde, sağlıklı ve genç görünmek ve hissetmek istekleri üzerinde etkili olmaktadır. Bu beklenti, yazılı ve görsel medyanın etkisi ile ciddi olarak artış göstermektedir.

    Doğumla birlikte başlayan yaşlanma ve yıpranma sürecini en çok yansıtan bölge ise yüzümüzdür. Yüz bölgesi gençleştirme işlemlerinin odağını oluşturur. Yüz gençleştirme amacıyla tanımlanan ameliyatlar giderek artan sayıda uygulama bulmakla birlikte iyileşme süreci gerektirmeleri, geride bıraktıkları izler ve taşıdıkları istenmeyen riskler nedeniyle çekinilen girişimlerdir.

    Bu nedenle gerek yüz gençleştirme gerekse yüze ait özelliklerin değiştirilmesi amacıyla uygulanan basit girişimlerin popülaritesi hızla artmaktadır. İlk kullanılmaya başlandığı yıllardan bu yana tüm dünyada en fazla uygulanan yöntem BTX-A enjeksiyonlarıdır.

    Kemik, kas, yağ ve deri dokusunda meydana gelen değişiklikler yaşlanma süreci olarak karşımıza çıkmakta ve bulgu olarak da kırışıklıklar meydana getirmektedir. Yüzde meydana gelen kırışıklıklar ikiye ayrılır: Dinamik ve Statik Kırışıklıklar.

    Dinamik Kırışıklıklar: Bu tip kırışıklıklar yüzdeki mimik kaslarının kasılması sonucu ortaya çıkarlar ve 20’li yaşlardan itibaren giderek artış gösterirler. Bunların oluşumu kişinin mimik yapma özelliklerine bağlı olarak artış gösterir ve zaman içinde yarattıkları kalıcı değişiklikler ile statik kırışıklıklara döner.

    Dinamik kırışıklıkların en belirgin olanları alındaki yatay çizgiler, kaş arasındaki çatma çizgileri ve göz kenarlarında oluşan kaz ayaklarıdır.

    Dinamik kırışıklıklardan kas aktivitesi sorumlu olduğu için BTX gibi kas hareketlerini değiştiren veya durduran yöntemler bu tip kırışıklıkların tedavisinde başarılıdır.

    Statik Kırışıklıklar: Bunlar yüz istirahat halinde iken de görülen kırışıklıklardır. Yerleşim yerine göre mimikler ile daha da belirgin hale gelebilirler. Ağız çevresindeki gülme çizgileri ve alt göz kapağındaki gözyaşı oluğu olarak bilinen kırışıklıklar statik kırışıklıkların başında gelir. Statik kırışıklıkların düzeltilmesinde BTX tek başına yeterli olmaz. Yumuşak doku dolguları veya cerrahi yöntemler tercih edilir.

    Botox etkisini nasıl gösterir ve ne kadar sürer?

    Botox sinir uçlarından bir maddenin salınımını durdurarak o sinirin etkilediği kasın hareketini durdurur. Bu etki uygulamadan 2 gün sonra yavaş yavaş başlar, 2. haftada tam gelişir ve 3 ay devam eder. 3. aydan sonra salınımı durdurulan madde yeniden salınmaya başlar ve 6. ayda tamamen başa döner.

    Toplam uygulama sayısı arttıkça klinik etki süresi uzar. Göz çevresindeki etki genellikle diğer bölgelere göre daha kısadır.

    BTX enjeksiyonuna ilk başlandığında ardarda 3 ayda bir 3 kez uygulama yapıldıktan sonra, genellikle daha sonra 6 ayda bir uygulama ile istenen kozmetik etki devam ettirilebilmektedir.

    Botoxu kimler uygulamalıdır?

    Uygun enjeksiyon tekniği ve başarı, uygulama bölgelerindeki kas yapılarının anatomik pozisyonlarının ve özelliklerinin iyi bilinmesine bağlıdır. Uygulama bölgesi anatomisi mutlaka uygulayıcı hekim tarafından detaylı olarak bilinmelidir, aksi takdirde arzu edilmeyen komplikasyonlar ile karşılaşılabilir.

    Enjeksiyon noktalarının belirlenmesinde ana hatlar belirli olmakla birlikte bireysel değişiklikler her hastanın detaylı olarak analiz edilecek kişisel kas miktarı, aktivitesi ve pozisyonuna göre karar verilmesini gerektirir. Uygulayan kişinin bu konudaki deneyim süresi de becerisini artıracaktır.

    Enjeksiyon öncesinde uygulanacak alanın temizlenmesi, soğuk uygulanması enfeksiyon, morarma ve ağrı gibi yan etkilerin azalmasını sağlar.

    Botox kimlere uygulanmaz?

    Botox preparatının herhangi bir bileşenine allerjisi olanlar
    Kas hastalığı olanlar
    Gebelik ve emzirme döneminde
    Kanama bozuklukları olanlar
    Enjeksiyon yerinde enfeksiyon-iltihabi durum bulunanlar
    Bazı ilaçları kullananlarda: Aminoglikozid, siklosporin, D-penisilamin, kas gevşetici, kinin ve kalsiyum kanal blokerleri, magnezyum sülfat ve linkosamid kullananlarda kesinlikle kullanılmamalıdır.
    Ayrıca iş yaşamında yüz mimikleri kullanmaya ihtiyacı olanlar (örn. aktör ve aktrisler, politikacılar) botox uygulamalarından kaçınmalıdırlar.

    Botox uygulamasından sonra nelere dikkat edilmelidir?

    Uygulamayı takiben 2 saat boyunca bölgeye su, makyaj, krem uygulanmamalıdır. Uygulamayı takiben 4 saat süre ile yatay pozisyon, 24 saat içinde uçak yolculuğu önerilmemektedir.

    Uygulamadan sonra, uygulanan kasların 2 saat süre ile çalıştırılması etkinin erken başlamasını sağlamaktadır.

    Botox uygulamasına bağlı gelişebilecek istenmeyen etkiler nelerdir?

    Botox uygulaması işini bilen uzman bir hekim tarafından yapıldığında oldukça güvenli bir profil sergilemektedir.

    Kozmetik uygulamalarda medikal yani tıbbi tedavi uygulamalarına göre çok daha düşük dozlar kullanıldığı için yan etkiler de daha azdır: Baş ağrısı, grip benzeri bulgular, alerjik reaksiyon, kaş asimetrisi, çift görme, göz kapağında düşme, asimetrik gülüş, kuru göz, ağrı, morarma oldukça seyrek görülen ve uygulama hatalarına bağlı komplikasyonlardır.

    Dolgu Maddeleri nedir? Uygulamaları nasıl yapılır?

    Dolgu maddeleri deri altında yaşlanma veya hastalıklarla ortaya çıkan hacim kayıpları, derin ve yüzeyel kırışıklıkların tedavisi için kullanılan ve deri altına enjekte edilerek kaybolan hacmin yeniden kazanılmasını sağlayan maddelerdir.

    Uzun yıllardan beri araştırmacılar ve klinisyenler ideal yumuşak doku dolgu maddesini geliştirmek için çalışmalar yapmaktadır. İlk dolgu maddesi uygulaması 100 yıldan daha eskilere dayanmaktadır. İlk kez dolgu maddesi olarak parafin enjeksiyonları yapılmış ancak oluşan istenmeyen yan etkiler yani komplikasyonlar nedeniyle sonuç başarısız olmuştur. 1893 yılında ilk kez kişinin kendisinden alınan yağ dolgu amacıyla (otolog yağ transferi) kullanılmıştır. İlerleyen yıllarda sıvı silikon gibi sentetik dolgu maddeleri denenmiş ancak yine oluşan istenmeyen yan etkiler nedeniyle terk edilmiştir.

    1970’lerin başında enjektabl kollajen ile ilgili ilk çalışmalar başlamış, 1984’te kollajen bir dolgu maddesi olarak onay almıştır.

    Uzun yıllardan beri geliştirilmiş olan özellikle kalıcı dolgu maddelerinde görülen doku reaksiyonları ve yan etkiler nedeniyle bu maddelerin uygulanması hemen hemen tamamıyla terk edilmiştir.

    Dolgu maddelerine artan büyük ilgi ve teknolojideki gelişmelere paralel olarak daha uzun kalıcılığı olan daha az reaksiyon oluşturan ve daha fazla hacim oluşturan dolgu maddelerinin geliştirilmesinde son yıllarda büyük ilerlemeler kaydedilmiştir.

    Dolgu maddeleri kaç tiptedir?

    Naturel dolgu maddeleri (kollajen ve hyaluronik asit)
    Otolog yağ
    Sıvı dolgu maddeleri (akrilamidler ve sıvı silikon)
    Abzorbe olmayan mikrosferler (polimetilmetakrilat)
    Partiküllü materyaller (kalsiyum hidroksilapatit)
    Kalıcı implantlar (politetrafloroetilen)
    Dolgu maddeleri içerisinde en yaygın olarak kullanılan ve en az komplikasyonu olanlardan birisi “Hyaluronik Asit” tir.

    Hyaluronik Asit (HA)

    Ülkemiz pazarında değişik isimlerle bulunan ve en yaygın olarak uygulanan dolgu maddesidir. Hyaluronik asit genç ve elastik cilt altı matriksin (dokusunun) normal yapısında bulunan bir maddedir. Vücutta ortalama 200 mg/kg oranında bulunur. 70 kg’lık bir yetişkinin vücudunda ortalama 14 g HA bulunur. Vücutta bağ dokusu ve deride bulunur. Su tutma kapasitesi yüksek bir maddedir ve hacim oluşturma, nemlendirme ve hücre çoğalması gibi önemli etkileri vardır. Yaşlanma ile deri ve eklemlerde HA kaybı olmaktadır. Uzun yıllardır eklem içi enjeksiyonlarla eklem hastalıklarında kullanılmaktadır.

    HA ilk olarak 1989 yılında hayvansal kaynaklı olarak üretilmiştir ancak yarılanma ömrünün 24 saatten az olduğu görülmüştür. Daha sonra bakteriyel kaynaklı üretimi yapılan HA’in çapraz bağlanma ile stabilize edilmesigerekmiştir. HA’in dolgu maddesi olarak değişik molekül büyüklüğünde preparatları üretilmiştir. Küçük molekül ağırlıklı preparatlar, ince kırışıklıkların düzeltilmesi amacıyla yüzeyel olarak uygulanırken, orta ve büyük molekül ağırlıklı olanlar daha derinlere uygulanarak derin kırışıklıkların doldurulmasında kullanılırlar.

    Rekombinant DNA teknolojisiyle ( yani özel genetik yöntemler kullanılarak) üretilen HA içeren dolgular yumuşak dokuların her yüzeyine uygulanabilirler. İstenmeyen yan etki oranı çok düşüktür ve hiçbir toksik yani zararlı etkisi yoktur. Burun ve yanak kenarında oluşan oluklarda, ağız kenarı çöküntülerinde, kaş arası kırışıklıklarda, dudakların dolgunlaştırılmasında, akne skarları ve kesi izlerinin düzeltilmesinde başarıyla kullanılmaktadırlar. HA enjeksiyonları 6-9 ay süre ile kalıcılığını devam ettirmektedir.

    HA uygulaması öncesi kremler ile anestezi kolaylıkla sağlanabilmektedir. Son yıllarda HA preparatlarının içerisine lokal anestezik eklenmesiyle enjeksiyon sırasındaki ağrı önlenebilmektedir.

    Kimyasal Soyma (peeling) İşlemi nedir?

    Genler çevre koşulları ve yaşam biçimlerinin kesişmesiyle deride ortaya çıkan leke ve ince çizgileri yok etmek ve daha genç göstermek için yapılan deriyi soyma işlemi (peeling)’nin geçmişi eski Mısırda Kleopatra’ya kadar uzanmaktadır. Günümüzde ise kimyasal yöntemlerle istenilen derinliğe kadar inilebilmektedir. Peelingler evde hastanın kendi kendine uygulayabileceği basit tiplerden ciddi bir operasyon titizliğinde yapılan derin peelinglere kadar geniş bir yelpaze içinde yer almaktadırlar.

    Peeling yaptırmadan önce bu konudaki temel kavramlar, peeling tipleri ve seçimi, olmasını hiç arzu etmediğimiz yan etkilerinin çok iyi bilinmesi gerekmektedir.

    Kimyasal soyma işlemi (peeling) deri üzerine bir ya da birden çok kimyasal (asidik ve bazik) ajanın uygulanması sonucu derinin bir kısmı üzerinde kontrollü bir hasar oluşturularak cildin daha genç ve daha sağlıklı bir görünüm kazanması sağlanır. Amaç, deri katmanlarında istenilen derinliğe kadar hasar oluşturmak ve onarım sırasında yara iyileşmesinin avantajlarından yararlanılarak deri üzerindeki istenmeyen lekeler, oluşumlar ve ince kırışıklıkların tedavisini sağlamaktır. Yara iyileşirken epidermal onarım ve yeni dermal bağ dokusunun oluşması ile deride daha genç bir görünüm oluşmaktadır.

    Kimyasal peeling, peeling çözeltisinin hasar derinliğine göre; çok yüzeysel, yüzeysel, orta ve derin olarak sınıflandırılır.

    İşlemin sonucu; farklı çözeltilerde farklı olmak üzere, kullanılan çözeltinin derişimine yani konsantrasyonuna, asitlik değerine, ciltte kalma süresine, uygulama tekniğine, uygulanan bölgeye, kullanılan asidin uygulanan kat sayısına, cildin önceden hazırlanmasına, cilt tipi gibi bazı faktörlere göre değişir.

    Bir kimyasal çözelti, aynı konsantrasyonda farklı kişilerde, farklı şartlarda farklı derinliklerde peelinge neden olabilir. İşlem sırasında ve sonrasında hastanın uyumu, iyileşme süreci, komplikasyon gelişme oranı ve sonuçları kimyasal peelingin derinliğine göre değişir.

    Başarılı bir kimyasal peeling işleminde; uygun hasta seçimi, peeling çözeltisinin özellikleri, uygulama tekniği, uygulayan hekimin deneyimi gibi pek çok faktörün etkisi vardır.

    İdeal sonuçlar için uygun hasta seçimi önemlidir. İşlemin öncesi, hastaların genel sağlık durumu, kullandığı ilaçlar, sigara kullanımı, geçirilmiş kozmetik işlemler, herpes denen virüs infeksiyonları, keloid yani aşırı kalınlaşmış yara izi oluşumu sorgulanmalıdır. Deri tipi (kronolojik (zamana bağlı) ve fotoyaşlanma açısından) değerlendirilmeli ve derecelendirilmelidir. Hastanın yaşam tarzı ve beklentileri iyi değerlendirilmeli; uygulanacak işlem, uygulama sırasında oluşabilecek tüm olasılıklar, işlem sonrasında uyması gerekenler konusunda ayrıntılı olarak bilgilendirilmelidir.

    Dermatolojide Lazer ve Işık Sistemleri

    “Laser” kelimesi Light Amplification by the Stimulated Emission of Radiation (uyarılmış radyasyon yoğunlaşması ile güçlendirilmiş ışık) ifadesinin baş harflerinden oluşmaktadır. Uyarılmış ışığın emilimi teorisini ilk kez 1917 yılında Albert Einstein kuantum teorisinin bir parçası olarak ortaya koymuştur. Bu teoriden yaklaşık 40 yıl sonra bilim adamları bu görüş doğrultusunda lazeri geliştirmişlerdir.

    Theodore Maiman, 1959 yılında ilk kırmızı renkli lazer olan ruby lazeri geliştirmiştir. Daha sonra 1961’de Johnson tarafından Nedymium : Yytrium-Aluminum-Garnet (Nd-YAG) lazer, 1962’de Bennet tarafından Argon lazer ve 1964’te Patel tarafından CO2 lazer geliştirilmiştir.

    Lazer sisteminde ışık kaynağından çıkan ışın belli bir kavitede-oyukta biriktirilip güçlendirilerek belli bir noktaya yönlendirilir. Lazer ışığı tek yönlü tek fazlı, tek renkli dağılmaksızın birbirine paralel yol alan bir ışıktır.

    Lazer ışığı dokuda seçici olarak emildiğinde ışının enerjisi ısıya dönüşür ve etki sağlar.

    Lazerin Dermatolojide Kullanım Alanları nelerdir?

    Vasküler (damar kaynaklı) yapıların tedavisinde lazer: Bu tip lazerlerde hedef doku damar duvarıdır. Damar genişlemesi ve çoğalması sonucu ortaya çıkan, bazen doğumsal olan pembe-kırmızı-mor renkli lekelerin tedavisinde kullanılır. Argon lazer, argon kaynaklı ayarlanabilir lazer, bakır buharlı / bromid lazer, Nd:YAG lazer, KTP lazer, kripton lazer ve pulsed dye lazerler bu tür yapıların tedavisinde etkilidir.

    Pigmente (koyu kahve renkli) lekelerin tedavisinde lazer: Bu tip lazerlerde hedef doku deriye renk veren melanin maddesidir. KTP lazer, Q-anahtarlı alexandrite ve diod lazerler bu tür yapıların tedavisinde etkilidir.

    Dövme tedavisinde lazer: Mavi ve siyah renkli dövmelerde Q-anahtarlı ruby ve Q-anahtarlı Nd-YAG lazer; yeşil renkli dövmelerde Q-anahtarlı ruby ve Q-anahtarlı alexandrite lazer, kırmızı renkli dövmelerde KTP, pulsed dye lazer ve Nd:YAG lazer kullanılmaktadır.

    Epilasyonda lazer: Bu işlemde hedef kıla renk veren melanin maddesidir. Kıl büyüme döngüsünün bir fazında çevreye göre daha fazla melanin içerir. Bu dönemde uygulanan lazer kılın yanmasını sağlar. Alexandrite, diod ve Nd:YAG lazerler ve IPL bu amaçla kullanılan başlıca lazerlerdir. Deri rengi, tipi ve kıl yapısına göre lazer seçilmelidir. Her birinin etkili olduğu kıl tipi farklıdır.

    Deri yenilemede lazer: Yaşlı cildin tedavisi temel olarak cildin dış 200 mm’lik kısmının tedavisini içerir. Bu amaçla cildi soymak için ablatif CO2 ve Er:YAG lazerler kullanılır. Cildin üst tabakaları uzaklaştırılarak derinin yeniden oluşmasını sağlamak yoluyla etkilidirler. Cilt soyulmadan kollajenaz ve fibroplazinin uyarıldığı uygulamalarda Mid-IR Nd:YAG lazer, Mir-IR diod lazer, Er:Glass lazer, Q-anahtarlı Nd:YAG lazer, IPL ve radyo-frekans kullanılır. Bunlar bazı enzimleri uyararak cildi canlandırır.

    Lazere kim karar verir ve kim uygulamalıdır?

    Lazerler kullanımı uzmanlık gerektiren cihazlardır. Dermatoloji ve Plastik Cerrahi uzmanları bu yapıları en iyi tanıyan uzmanlardır. Uygun lazeri seçmek ve uygulamak basit bir işlem değildir. Uygulamanın doktor dışında bir kişi tarafından yapılması ise kabul edilemez.

    Lazerlerin yanlış seçimi ve kullanımıyla tedavisi mümkün olmayan yan etkiler (yanıklar, izler ve lekeler) gelişebilmektedir.

    KAYNAKLAR

    İlter N, Adışen E. Kimyasal Peelingde Hasta Seçimi ve Bilgilendirme. Türkiye Klinikleri J Cosm Dermatol – Special Topics 2009; 2(3): 5-11.

    Eken A. Kimyasal peeling için temel kavramlar ve yasal durumlar. Türkiye Klinikleri J Cosm Dermatol – Special Topics 2009; 2(3): 1-4.

    Çerkeş N. Dolgu Maddeleri ve Uygulamaları. Türkiye Klinikleri J Cosm Dermatol – Special Topics 2008; 1(4): 29-35.

    Yavuzer R.Yüz şekillendirilmesinde botulinum toksin A’nın rolü.Türkiye Klinikleri J İnt Med Sci 2007,3(39) :7-18.

    Scott A,Rosenbaum A,Collins C.Pharmacologic weakening of extraocular muscles.Invest Ophtalmol 1973,12:924-7.

    Klein AW.Complications with the use of botulinum toxin.Dermatol Clin 2004;22:197-205.

    Huang W, Foster JA,Rogachefsky AS.Phamacology of botulinum toxin.J Am Acad Dermatol 2000;43:249-59.

    Matarasso SL, Carruthers JD, Jewell ML. Consensus recommendations for soft-tissue augmentation with nonanimal stabilized hyaluronic acid (Restylane). Supplement to Plast Reconstr Surg 2006;117:3.

    Rohrich RJ, Rios JL, Fagien S. Role of new fillers in facial rejuvenation: a cautious outlook. Plast Reconstr Surg 2003;112(7):1899-902.

    Rohrich RJ. Introduction to the Restylane Consensus Statement. Plast Reconstr Surg 2006;117:1.

    Biesman B. Soft Tissue Augmentation Using Restylane. Facial Plast Surg 2004; 20: 171.

    Sclafani AP. Soft Tissue Fillers for Management of the Aging Perioral Complex. Facial Plast Surg 2005; 21: 74.

    Born T. Hyaluronic Acids. Clin Plast Surg 2006; 33: 525.

    Jacovella PF. Calcium Hydroxylapatite Facial Filler (Radiesse): Indications, Technique, and Results. Clin Plast Surg 2006; 33: 511.

    Sherman RN. Sculptra: The New Three Dimentional Filler. Clin Plast Surg 2006; 33: 539.

    Lemperle G, Romano JJ, Busso M.Soft Tissue Augmentation with Artecoll: 10 year history, indications, techniques, and complications. Dermatolog Surg 2003; 29(6): 573-587.

    Lemperle G, De Fazio S, Nicolau P. ArteFill: A Third-Generation Permanent Dermal Filler and Tissue Stimulator. Clin Plast Surg 2006; 33(4): 551-565.

    Baumann L. Collagen-containing fillers: alone and in combination. Clin Plast Surg 2006; 33(4): 587-596.

    Jansen DA, Gravier MH. Soft Tissue Substitutes in Perioral Augmentation. Semin Plast Surg 2003; 17: 181.

    Okano Y, Abe Y, Masaki H, et al. Biological effects of glycolic acid on dermal matrix metabolism by dermal fibroblasts and epidermal keratinocytes. Exp Dermatol 2003; 12(Suppl 2): 57-63.

    Glogau RM. Chemical peeling and aging skin. J Geriatr Dermatol 1991; 2: 30-35.

    Briden ME. Alpha-hydroxyacid chemical peeling agents: case studies and rationale for safe and effective use. Cutis 2004; 73 (2 Suppl): 18-24.

    Khunger N, Sarkar R, Jain RK. Tretinoin peels versus glycolic acid peels in the treatment of Melasma in dark-skinned patients. Dermatol Surg 2004; 30(5): 756-760.

    Sharquie KE, Al-Tikreety MM, Al-Mashhadani SA. Lactic acid as a new therapeutic peeling agent in melasma. Dermatol Surg 2005; 31(2): 149-154.

    Ditre CM. Glycolic acid peels. Dermatol Therapy 2000; 13: 165-172.

    Hevia O, Nemeth AJ, Taylor RJ. Tretinoin accelerates healing after trichloroacetic acid peel. Arch Dermatol 1991; 127(5): 678-682.

    Oram Y. Dermatoloji’de Cerrahi. Tüzün Y, Gürer MA, Serdaroğlu S, Oğuz O, Aksungur V, editörler. Dermatoloji, Cilt 2, İstanbul: Nobel Tıp Kitabevleri; 2008, p.2259-2322.

    Öztürk S. Laser Treatments in Plastic Surgery. Türkiye Klinikleri J Cosm Dermatol-Special Topics 2008; 1: 15-24.

    Maiman T. Stimulated optical radiation in ruby. Nature 1960; 187: 493-494.

    Johnson LF. Optical laser characteristics of rare-earth ions in crystals. J Appl Physiol 1961; 34: 897-909.

    Ergenekon G, Aybey B. Son gelişmeler ışığı altında dermatolojide lazer. Türkderm 2001; 35: 152-164.

    Rossi A, Jurassich S, Bozzi M, Villano PA, Vozza A. Argon laser in dermatology: indications suggested by a 4-year experience. G Ital Dermatol Venereol 1990; 125: 439-443.

    Özcanlı Ç, Başak PY. Laser and use in dermatology. Türkiye Klinikleri J Med Sci 2002; 22: 620-629.