Blog

  • Histerik Kişilik Bozuklukları 2

    Histerik Kişilik Bozuklukları 2

    Bu hastaların belirtileri düşünceleri ve davranışlarını sanki dışarıdan birin müdahale edilmiş gibi yani iradesinin dışında oluyormuş gibi sunmaktaydı. Konuşmaları güçlü ve dramatik özellikler göstermesiyle beraber büyük abartılı, dramatik jestlerle kullanmaya meyilli kişilerdi. Bilişsel ve davranışçı kuramcılarında Beck, histerinin bilişsel kavramsallaştırmasını ortaya koydu fakat histeriyi Histrionik Kişilik Bozukluğu yerine konversiyon histeri olarak incelemekteydi.

    Histrionik Kişilik Bozukluğu olan bireylerdeki varsayımlarının altında yatan düşüncelerden bir tanesi de “ben yetersizim ve kendi başıma idame ettiremem” düşüncesidir. Farklı kişilik bozukluklarındaki bireyler varsayımlarla başa çıkma yolları benzer olabilir fakat histrionik bireyler hiçbir şeyi şansa bırakmayan daha faydacı bir yaklaşımla yönelmeye yatkındırlar. Kendileriyle ilgilenmeleri noktasında yetersiz hissettiklerinden başkaları için ilgilenmeleri için çeşitli yollar bulmaya ihtiyaç duymaktadırlar. Hayattaki zorlukların karşısındaki yaşam anahtarını diğer insanlara vermekle herkes tarafından sevilmesi gerektiğinin inancını kendisinde barındırmaktadır. Bu durum ise kişiyi çok güçlü bir şekilde reddedilme korkusu oluşturmaktadır. Reddedilmenin mümkün olduğunu düşünmek bile bu yapıdaki kişileri tedit eder çünkü dış dünyanın temellerini sağlıksız olduğu pozisyonunu hatırlatmaktadır. Onlar için reddedilme işareti bile yıkıcı bir iz bırakmaktadır. Yetersiz hissetme duygusuna rağmen onay almak için davranmak onlar için kurtuluş yoludur. Onay alma durumunu şansa bırakmamaktadırlar. Böyle bir durumu canlı tutabilmek içinde cinsel rol kalıplarını kullanarak aşırı bir biçimde doldurup dikkati araştırmak için baskı hissederler. Kadın histrionikler kendi yaşının verdiği olay ve durumlara binayen, yeterli, sistematik düşünce ve plan gerektiren işler yerine fiziksel çekicilikleri için ödüllendirilmiş olduklarını düşünmektedirler. Erkek histrionikler ise, daha erkeksi “maça erkek” diye tabir edilen aşırı erkeksi rol oynamayı öğrenmişler ve erkeklikleri, dayanıklılıkları, güçleri için ödüllendirildiklerini düşünmekteler.

    Bu yapıdaki kişilerin dışarıdan onaylanmayı ortaya çıkarmaları hakkındaki endişeleri gazladır ve dışsal değerlendirmeyi kendi içsel deneyimleri üzerinden yapmayı öğrenmişlerdir. Aslında kendi içsel deneyimleri onlara oldukça farklı bir biçimde kendiliğinden kaçar ve nasıl başa çıkacağını da bilmemektedirler. Histrionik Kişilik Bozukluğunun bilişi genel ve detaydan yoksundur, belirgin başarıya dayanmak yerine kendiliğin izlenimci bir algısına götürür.

    Tedavi

    Bu kişilerin belirli sorun yapıları üzerinden bilişsel ve davranışçı terapi teknikleri kullanılabilir. Hastanın hedeflerine göre çeşitli tedavi teknikleri kullanılmalı, otomatik düşüncelere meydan okumak, düşünceyi test etmek ile alakalı davranışçı ödevler ile deneyler düzenlemek, aktivite takvimi, gevşeme egzersizleri, problem çözme ve girişkenliğine yardımcı egzersizler kişiye yardımcı olmaktadır. Bilişsel terapide ilk öncelik değişime açık olan katman otomatik düşüncelerdir. Kişinin belirli bir durum ile alakalı yaptığı anlık değerlendirilmelerin değişimi daha kolaydır. Otomatik düşünceler kişinin zihninden geçen belirli alanlardaki imgelerden oluştuğu için terapi sürecinde ele alınan sorunun belirli bir örnek bir durum özelinde tanımlanması gerekmektedir. Örnek olarak en son bu sorunu ne zaman yaşadın gibi sorular sorularak hastanın yaşadığı belirtileri tespit edilmesi amaçlanır. Bilişsel terapide ele alınan sorunlar spesifik ve somut olmalıdır. Yaşanan sorunların somut ele alınmasından sonra terapide yapılması gereken diğer önemli girişim ise duygu, düşünce ve durumun tanımlanmasıdır. Otomatik düşüncelerin saptanması ile alakalı hastaya bilgi verilerek hastanın yaşadığı duygular üzerinden de anlatılabilir. Örneğin, bu durumdan dolayı üzüldünüz veya kızdınız gibi. Otomatik düşüncelerin ne olduğunu anlatmanın en güzel yollarından bir tanesi de hastaya seans esnasında otomatik düşüncelerinin ortaya çıkmasına yol açabilecek yani o anda duygularını ifadece edebilecek sorular sormaktır. Otomatik düşünceleri elde etmenin bir başka yolu da doğrudan sorular sormaktır.

  • Kanımda trombositler yüksek ama kanamalarım da var. Nedeni ne olabilir?

    Kanımda trombositler yüksek ama kanamalarım da var. Nedeni ne olabilir?

    Soru 1.Eşimde adetler bir süredir çok uzun süreli kanamalara neden oluyor. Bu nedenle araştırmalara başlandı. Sonuçta kanımda trombositler yüksek bulundu. Buna bağlı olabileceği söylendi. Araştırmalar devam ediyor. İnternetten öğrendiğime göre trombositler kanda pıhtılaşmayı sağlayan hücrelermiş. Öyleyse eşimin kanamaları neden artıyor? Sizce eşimdeki problemin nedeni ne olabilir?

    Yanıt 1.Kanda trombasit ya da platelet olarak bilinen hücreler sizin de değindiğiniz gibi kanda pıhtılaşmayı sağlayan hücrelerdir. Örneğin bir yerimiz kesildiğinde ilk müdahaleyi yapan hücreler bunlardır. Bu hücreler bir araya gelerek pıhtılaşmayı başlatırlar. Sonra diğer kan proteinleri devreye girerek pıhtılaşmanın devamını sağlarlar.

    Trombositler çok çeşitli nedenlerle artabilir. İnfeksiyonlarda, romatizmal hastalıklarda, demir eksikliğine bağlı kansızlıkta, kanserlerde hastalığa reaksiyon olarak arttıklarını biliyoruz. Bu hastalıklarda trombosit artışı kalıcı değildir. Altta yatan hastalık tedavi edildiğinde trombositler de normale döner. Trombosit fonksiyonlarında da bir bozukluk yoktur.

    Trombositlerin arttığı bir diğer grup ise kemik iliği hastalıklarıdır. Böyle bir durumdan şüphe duyuluyorsa, yapılması gereken kemik iliği biyopsisi olmalıdır. Buradan alınan hücre örneklerinde genetik testler de yapılır. Böylece hastalığın kemik iliğinden orijin alıp almadığı tespit edilebilir. Kemik iliğinden kaynaklanan trombosit artışı en çok “esansiyel trombositemi” olarak bilinen hastalıkta görülür. Sizin de sözünü ettiğiniz gibi trombositlerin artışına bağlı olarak pıhtılaşmaya eğilim artar. Ancak esansiyel trombositemi hastalığında trombosit sayısının çok arttığı durumlarda paradoksal olarak trombosit fonksiyonları azalabilir, o zaman da kanamalara eğilim artar. Trombosit fonksiyonlarının azaldığı bu durum “sonradan edinilmiş Von Willebrand hastalığı” olarak bilinir.

    Sonuçta eşinizdeki trombosit artışı kemik iliği orjinli bir hastalık olabilir. Kanamalar da bununla ilişkili olarak trombosit fonksiyon bozukluğuna bağlı görünüyor. Trombosit artışının ayırıcı tanısı için kemik iliği biyopsisi ve genetik inceleme yapılması uygun kanısındayım.

  • Narsist Kişilik Bozukluğu Çeşitleri

    Narsist Kişilik Bozukluğu Çeşitleri

    Teşhirci Narsistik Bozukluk:

    Ebeveynin grandiyöz beklenditleri çocuğa projekte edilmiştir. Ebeveynin kendi olamadığı şeyi çocuğu onun yerine olmalıdır. Çocuk bu nedenle sadece beklentileri karşılandığı zaman kendisinin tapıldığını, takdir edildiğini ve sevilmediğini hisseder. Çocuk ebeveyn için harika çocuk, akıllı kızdır (Belirli etiketlerle gelmiş olmalıdır). Bu insanlar gümbür gümbür gelir ve onun olduğu yerde herkes ona bakar. Ben zaten yapıyorum, onaylamak zorundasın onayla ki ben yapayım türünden düşünceleri vardır.

    Gizli Narsistik Bozukluk:

    Çocuğun grandiyözitesi dışa vurumu aşağılanmış veya çocuğun ebeveyni idealize etmesi beklenmiştir. “Harika anne-babayız” şeklinde gibi. Evet diyen, itaat eden bir çocuk pozisyonundadır. Gizli narsistler daha da kırılgan yapıya sahiptirler. Diğerlerinin onayına bağımlıdırlar. Nesneyi idealize eder ve kendi grandiyöz fikierlerini korur ve kendini özel hisseder. Terapide de çok uyumludurlar. Hayır diyemeyenlerinin çoğu gizli narsist olabilmektedirler. Bağımlı kişilik gibi gözükmektedirler. Narsistler kendini onaylamayacak birini bulduklarında hayal kırıklığına uğrarlar. Kendilerini aşırı bir biçimde eleştirirler ve kendilerine karşı acımasızdırlar. Bolca iniş çıkışlar yaşarlar. Kendilerinden memnun olmazlar. “Bunu yapmanın mükemmel ve ideal bir yolu olmalı ve ben yapamıyorum1 diye düşünmektedirler. Onaylanmayı grandiyözden daha çok hak ettiğini düşünür.

    Değersizleştirici Narsistik Bozukluk:

    Hayatı en zor geçinenler bu kişilerdir. Çocuğun idealizayon ve grandiyözite içeren dışa vurumları saldırganlıkla karşılanmıştır. Eleştirilen ve değersizleştirilen bir çocuktur. Hep saldıracak yer aramaktadırlar. İyi olmaya toleransı yoktur. Şiddet doludurlar. Ebeveynler kendi değersizliklerini çocuğa entegre etmiştir. Bu kişiler lider olunca yıkıcı bir güce dönüşmektedirler. Duygulanım düzenlemeleri yoktur. (Negatif, agresif birimde yaşarlar. Sempatik sistemdedirler)

    Narsistik kişilik bozukluğu olan kişilerin ilişkileri de problemlidir. Sömürücü ve manipülatiftir. Çocukluğundan beri başkalarının ihtiyaçlarını öğrenip onlara istediği şeyi geri veren onları sömürmek için kullanmaktadır. Bazı kadınlara yönelik ihtiyaçlarını hemen kavrar ve onları sömürmeye başlar. Bu kişilerle beraber olan kişiler kendimi çöp gibi hissediyorum gibi tabirler kullanmaktadır. Bu kişilerin cinsel hayatları da problemli olmaktadır. Performans kaygısı sürekli yaşamakta ve erken boşalma, geç boşalma veya erekte olamama gibi problemlerle karşı karşıya kalmaktadır. Cinsel ilişkiyi skor kanıtlanabilir bir alan olarak görmektedirler. Cinsellikten hissettikleri fiziksel hazır ve duygusal doyum alamamaktadırlar.

    Özsever kişiliğine sahip bireylerin eyleme vurmaları da mevcuttur. Bunlara örnek verecek olursak kumar bağımlılığı, alkol bağımlılığı, sigara bağımlılığı vs gibi birçok dürtüsel eylemlere vurmaktadırlar.  Derinde acıya hissettiği duyguyu bölmenin diğer bir kısmı olan hazza geçebilmek için eyleme vurmaktadır. Narsisistik kişilik bozukluğu hastaları genelde erkelerde görülmektedir.

    Özsever kişiliğine sahip bireylerde ilerleyen yaşlarda somatizasyon da görülmektedir. Kişi dış görünüşüyle ilgili olduğundan herhangi bir değişiklik kırılma yaşatır. Yaşlanma belirtilerinin olduğu yerde kontrol edemediğini, yaşlanmaya karşı koyamama gibi duyguları beraberinde getirerek kötü hissetmektedir. Özellikle belirli yaşlarda kendisinden daha genç birileriyle olması narsistik kırılmanın verdiği acıyı biraz da olsa hafifletmektedir. Genç kişinin onu beğendiğini ve onunla vakit geçirmekten zevk duyacağını hissetmektedir.

  • Yaz ishalleri -besin zehirlenmeleri

    İshal, dışkılama sayısında artışla beraber dışkının şekilsiz bir hal alması olarak tarif edilir.

    İshalin pek çok sebebi olmakla beraber mikrobik ishaller en önemli grubu oluşturmaktadır ki yaz ishalleri de bu gruba girmektedir.

    Mikrobik ishaller tüm dünya çapında bakıldığında kalp-damar hastalıklarının ardından ikinci ölüm sebebi olup, yılda 2,5 milyon kişinin ölümüne sebep vermektedirler.

    İshal yaratan mikroplar ağız yoluyla üç şekilde edinilir: Gıda – Su – İnsandan insana

    İshaller neden özellikle yaz aylarında artar?

    1.Etken mikroplar sıcaklarda daha hızlı çoğalır.

    2.Besinleri soğuk zincirinde tüketiciye ulaştırmak zorlaşır.

    3.Havuz ve denizlerde kontamine su yutulur.

    4.Sıcaklarda artan su tüketimine paralel olarak mikroplu sular daha fazla tüketilir.

    Nelere dikkat edilmelidir?

    1.Musluk suları ve menşei bilinmeyen sular tüketilmemelidir.

    2.İçerisine buz konulmuş içeceklerin de enfeksiyon kaynağı olabileceği unutulmamalıdır.

    3.Çiğ sebzelerle hazırlanmış salata ve meyvelerin tüketiminde dikkatli olunmalıdır.

    4.Kabuğu soyulabilen gıdalar soyularak, soyulamayanlar ise iyice yıkanarak yenmelidir.

    5.Pastörize edilmemiş süt ve süt ürünleri tüketilmemelidir.

    6.Gıdaların üreticiden tüketiciye gerekli soğuk zincirinde ulaştırıldığından emin olunmalıdır.

    7.Kişisel hijyene dikkat edilmeli ve eller sık sık yıkanmalıdır.

    8.Mide asidinin ağız yoluyla alınan mikroplara karşı çok etkili bir savunma mekanizması olduğu hatırlanmalı ve mide asidi baskılayıcı ilaçlar gereksiz kullanılmamalıdır.

    En önemli belirti dışkılama sayısının artması ve dışkı vasfının değişmesidir. Diğer belirtiler karın ağrısı, karında buruntu hissi, bulantı ve iltahabi durumlarda bunlara ilaveten ateş olarak karşımıza çıkar. Dışkılamadan sonra tam rahatlayamama da diğer bir belirti olabilir.Sıvı kaybına bağlı olarak dil kuruluğu, cildin parlaklığını ve yumuşaklığını kaybetmesi, gözlerin göz çukurunda çökmesi ve şiddetli olgularda kalp ritim bozuklukları, böbrek yetmezliği ve şuur bozuklukları ortaya çıkabilir.

    Nasıl tedavi edilir?

    İshal ve kusma ile kaybedilen sıvı ve kan tuzları (sodyum, potasyum, klorür vb. ) yerine konulmalı ve ishal diyeti uygulanmalıdır. Eğer ishal 24 saatten uzun sürüyorsa, yüksek ateş veya şiddetli sıvı kaybı mevcutsa hastaneye baş vurup tıbbi yardım alınmalıdır.

    İshal diyeti nedir?

    İshali olan kişiler düzelene kadar yağsız ve posasız gıda almalıdır, zira yağlı ve liften zengin gıdalar bağırsakların daha fazla çalışmasına sebep olacaktır. Dolayısıyla salata, sebze, meyve, kuru yemiş, çikolata ve kızartmalar ishal düzelinceye kadar tüketilmemelidir. Yağsız makarna, haşlanmış patates ve patates püresi, pirinç pilavı, haşlanmış yağsız et ve tavuk, yağsız ızgara köfte yenilebilir. İshal ve kusma ile kaybedilen sıvıyı yerine koymak son derece önemlidir. Bu sebepten bol miktarda su ve sıvı gıdalar ( çorba, komposto v.s.) tüketilmelidir.

  • Histerik Kişilik Bozuklukları

    Histerik Kişilik Bozuklukları

    DSM-5 kriterlerine göre histrionik kişilik bozuklukları sınıflandırılması itibariye B grubu kişilik bozuklukları tanı kriterleri arasındadır. Histrionik kişilik bozukluklarını erken erişkinlikte başlayan ve değişik bağlamlarda ortaya çıkan aşırı duygusallık ve ilgi çekme arayışı ile yaygın bazı örüntüleri de mevcuttur. Bu tanı kriterlerinden beş ya da daha fazlası bireylerde var ise hekimler tarafından bu tanı girilmektedir. Peki, bu kriterler şunlardır: ilgi odağı olmadığı zamanlarda rahatsız olma, kişilerarası etkileşimlerinde, cinsel yönden, baştan çıkarıcı uygun olmayan davranışları varsa, birden değişken ve sığ duyguları var ise, ilgi çekmek için dış görünümünü kullanıyorsa, gereğinden çok etkileniyor ve yoksun bir konuşma biçimi varsa, yapmacık davranışlar sergiliyor ve duygularını abartıyorsa, kolay etki altında kalıyorsa, ilişkilerinde daha yakın olunması gerektiğini düşünüyorsa bu tanı aklımıza gelmektedir.

    Bu kişilik bozukluğu yaşayan bireylerde aşırı duygusallık ve ilgi çekme arayışı görülen bir yapı vardır. Fiziksel çekicilikle açık bir biçimde baştan çıkarma ile ilgilidirler ve kendilerini en rahat hissettikleri an ilgi odağı oldukları durumdur. Kişilik bozukluğundaki kişilerin duygusallığı uygun olmayan şekilde mübalağatif, değişikli gösteren ve yüzeyden şeklinde görülür. Genel olarak izlenimci pozisyon biçimiyle canlı ve dramatiktirler. Çabuk heyecanlanan, uyarılmayı isteyen, küçük de olsa uyaran karşısında kolay öfkesini belirten, bağırıp çağıran yani gerçekçi olmayan tepkileriyle hayatını idame ettirmektedir. İlişkileri bozuktur, gergin ve bunları tarif eden kişiler olarak da belirtebiliriz. Bu yapıdaki kişilerin yakın ilişkilerinde fırtınalı ve tatminlik barındırmayan nitelikte olmaya eğilimlidirler. Kişilerarası ilişkilerinde ayrılma anksiyetesine karşı kırılgan bir yapıya sahiptir ki kolaylıkla incinebilir ve ilişkileri sonlandığında ise yoğun bir şekilde üzülerek tedavi arayışına gişrebilir.

    Bu kişilik bozukluğundaki kişilerin intihar ve depresyon meyilli oldukları bulgulanmıştır. Fakat intiharlar olayları hayati önem taşımamış, öfke ve hayal kırıklıkları neticesinde ortaya çıktığı görülmüştür. Popülasyonlar bu kişilik bozukluğunda en sık görülen hastalık listesinde panik bozukluğu olduğunu göstermiştir. Diğer yaygın hastalılar ise, alkol bağımlılığı, konvesiyon bozukluğu ve somatizasyon bozukluğu tanıları da hastanın tedavi arayışına itmiştir.

    Histriyonik kelimesi yakın zamanda ortaya çıkmasına karşın histerik adı ile bilinmekteydi ve bu kelimenin yerine kullanılmaktaydı. Tabi bu histerik kelimesi tarihi uzun zamanı almaktaydı. Histeri kelimesinin yerine histriyonik kelimesinin kullanılmasının sebebi ise kadın hastalıklarını tarif etmekle alakalı kullanılan aşırı stres kaynaklı kontrol kaybına ilişkin olgulara referans olarak gösteriliyordu. Bu konu tartışma sebebi olarak süregelirken feministler tarafından kadın sorunlarını küçümsemek için cinsiyetçi bir etiket olduklarını varsaymışlardır.

    Histeri kavramı, Mısır inancıyla başlayarak rahmin vücudun perdeydey şekilde gezdiği ve durağan olmayan şekilde kalıp histerik belirtiler ürettiğini söyleyerek başlamıştır.

    Freudyen kuram, hastalığın kökünde histeri belirtilerini açıklasa da konversif histeri üzerine daha yoğunlaşmıştır. Psikodinamik formulasyonlar, çözümlenmemiş ödipal evredeki çatışmaların bozukluk için en belirleyici özellik olduğunu ve savunma mekanizması olarak “bastırma” mekanizmasını gördüğünü ifade etmişlerdir. Bastırılmış cinsel duyguların gün yüzüne çıkarılması, histerinin erken analitik tedavisinde duygusal boşalmayı kolaykaştıran hipnoz ve telkinlerde çözüleceği görüşünü yansıtıyordu. Tabi histeriyle alakalı bir çok çalışmalar da yapılmaktaydı.

  • metabolik sendrom x ( insülin direnci sendromu )

    Metabolik sendrom X kalp hastalığı için bir grup risk faktörünün bir araya gelmesidir. Tip 2 diyabet hastası olan kişilerin çoğunda metabolik sendrom X de mevcuttur.

    Tanımı:

    1) İnsülin direnci / Bozulmuş glukoz toleransı / Tip2 diyabet

    2) Hipertansiyon

    3) Lipid profili bozukluğu ( düşük HDL , yüksek trigliserid seviyeleri )

    4) Karın bölgesinde yağlanma ( santral obezite). Erkekler için bel çevresi 100cm’i, kadınlar için 90 cm’i geçiyorsa risk grubudur.

    5) Kardiovasküler hastalıklara yatkınlık

    Sizde yukarıdaki metabolik bozukluklardan en az üçü varsa metabolik sendrom X hastasısınız demektir. Sayı arttıkça kalp-damar hastalıkları riskiniz artar. Kolesterolünüz normal bile olsa kalp krizi veya inme geçirebilirsiniz.

    Metabolik sendrom X çok sık görülmektedir. CDC ( Center for Disease Control) ABD’de erişkinlerin %20’sinde bu tablonun olduğunu tahmin etmektedir.

    Metabolik sendrom X’in en önemli faktörlerinden biri olan insulin direnci acanthosis nigricans denilen ciltte kalınlaşma ve siyahlaşma, tüylenme, akne ve adet düzeni bozukluklarına sebep verebilmektedir.

    Polikistik over sendromu ( PCOS ) tanısı konulan kadınların büyük bir kısmında insülin direnci mevcuttur. Metformin tedavisi standart hale gelmiş olup, hem insülin direncini, hem de adet düzeni bozukluğu ve tüylenmeyi tedavi etmektedir.

    Diyabet / insülin direnci + obezite + hipertansiyon + kan yağları bozukluğu ( dislipdemi ) kardiovasküler hastalıklardaki mortaliteye katkıları yüzünden “ ölümcül dörtlü” olarak adlandırılır. Ölümcül dörtlü kardiovasküler ölüm riskini erkeklerde 2,5 kat, kadınlarda ise 13,4 kat arttırmıştır.

    Metabolik sendromun en büyük sebebi fazla kilolardır. Bu da yüksek kalorili ve doymuş yağlardan zengin bir diyet ve fiziki aktivite eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Kalp hastalığı ve diyabet riskinizi yeme alışkanlıklarınızı değiştirerek, fiziki aktivite seviyenizi arttırarak, kilo vererek ve sigara kullanmayı bırakarak ciddi ölçüde düşürmeniz mümkündür.

  • Narsist Kişilik Bozukluğu

    Narsist Kişilik Bozukluğu

    Narsistik kişilik bozukluğu DSM -5 tanı kriterleri kitabına göre belirti kümelerinden beş tanesi ve daha fazlası olması durumda konulan tanıda erişkin kişinin büyüklenici özeklikler varsa sınırsız başarı, , zeka, güç, güzellik ya da büyüklemeci bir sevgi düşlemleriyle uğraşır durur, “özel” ve eşi benzeri bulunmaz biri olduğuna ve ancak hususi ya da üstün diğer kişilerce (ya da kurumlarca) anlaşılabileceğine ve ancak onlarla ilişki kurması gerektiğine inanmaktadır, çok beğenilmek ister, hak ettiği duygusu içindedir, kendi çıkarı için başkalarını kullanır (kendi amaçlarına ulaşmak için başkalarını kullanır),karşısındakini kendisinin yerine koyamaz, başkalarının duygularını ve gereksinimlerini anlamak istemez. Sık olmakla beraber başkalarını kıskanır ya da başkalarının kendisini kıskandığına inanır, başkalarına karşı saygısız davranır, kendini beğenmiş̧ davranışlar ya da tutumlar sergilemektedir.

    Bazı anneler hissi olarak soğuk davranmakta ve sömürücüdürler. Çocukları, kendi mükemmeliyetçi ve duygusal gereksinimlerini doyum sağlayacak nesneler biçimine sokmak için onların ayrılma bireyleşme ihtiyaçlarını göz ardı etmektedirler. Çocuğun gerçek anlamda bireyleşmesi, annenin idealleştirilmiş̧ yansıtmalarıyla yankılandıkça sancılı bir sürece girer. Annenin idealleştirmesiyle özdeşlesen çocuk, anne tarafından başarısız olduğu algılanmasına ve bununla beraber ortaya çıkacak depresyona karşıt müdafaa yapmak amacıyla “büyüklenmeci kendiliğini” korur.

    Çok ufak çocuklarda kendilik saygısı, yaşam boyunca önemli diğer kişilerce derinden ve koşullu olmayan bir şekilde sevildiği, kabul gördüğü, önemsendiği, fiziksel ve duygusal olarak beslenmeyi hak eden bir varlık olduğu inancına bağlıdır. Annenin sağlıklı olması bebeğin kendi iç dünyasında da pozitif özellikler barındırmaktadır. Kendisinin önemli, değerli, sevilmeyi ve bakılmayı hak eden bir varlık olduğu duygu ve inancı gelişir. İlkel narsisizmden daha olgun düzeyde yer alan öz değerlilik duygusu ve kendilik saygısı yönünde bir gelişme olur. Savsaklama, reddedilme sonucu çocuğun bu gereksinimleri karşılanmazsa kendini değersiz bir varlık hisseder. Bebek kendi bedeninden sonra keşfettiği ikincil nesnesi olan annesinin tutarsız, değişebilir, reddedici, duygusal olarak terk eden tutumu nedeniyle düş̧ kırıklığı ve dış̧ dünyaya karşıt bir güvensizlik geliştirmektedirler.

    Sevgi yatırımı için seçtiği ikincil nesne olan annesinin hatalı bir yatırım alanı olduğunu hissetmektedir. Ardından bu sevgi yatırımını geri çekip, birincil nesne olarak keşfettiği ve güvendiği kendiliğine oluşturmaktadır. Tutarlı dengeli ve öngörülebilir alan kendi iç dünyasıdır.

    Bu tür bir anne bebek ilişkisi çocukta dışarının tehlikeli, değişken ve öngörülemez bir dünya olduğu inancı ve temel güvenli olmayan duygusu geliştirir. Toplum çocuğun iç dünyasına, ebeveynin açtığı kapıdan girmeye çalışacakken, kapının dışında bırakılır. Tek yolun annesine sımsıkı sarılarak sadık kalmasıyla olacaktır Ayrıca annenin bu olumsuz davranışı, özseverin üstbenliğine katılan ve ona negatif sözler söyleyen, değersizleştiren bir duyum haline gelir.

    Özsever kişilerin geçmişinde çok sık rastlanan bir hususiyet, üstü örtülü ancak şiddetli mübadatı olan süregelen soğuk ebeveyn figürleridir. Aile modellerine bakıldığımız zaman, yüzeysel olarak iyi örgüt edilmiş̧ bir evde yüzeyde iyi fonksiyon gören ama bir ölçüde hissiz, ilgili olmayan ve sözel olmayan, “kindar” saldırganlığı olan bir ebeveyn temsillenmektedir. Çocukta böyle bir manzarada şiddetli oral engellenme, gücenme ve saldırganlık geliştiğinde, aşırı düşmanlık ve nefrete karşı savunma ihtiyacı doğmaktadır.

  • Tiroid bezi nerede bulunur ve görevleri nelerdir?

    Tiroid bezi nerede bulunur ve görevleri nelerdir?

    Tiroid bezi nerede bulunur ve görevleri nelerdir?

    Tiroid bezi boynun ön kısmında yer alıp erişkinlerde ağırlığı 15 ila 25 gr. arasında değişen ve her biri 3cm uzunluğa ulaşabilen iki lob ile bu lobları bağlayan isthmus denen köprüden oluşan kelebek şeklinde bir organdır. Tiroid bezi T3 ve T4 hormonlarını salgılayarak bazal metabolik hızla birlikte çeşitli kardiyak ve nörolojik fonksiyonları kontrol eder.

    Guatr nedir?

    Normalin ortalama iki katı büyümüş, yanı ağırlığı 40 gr. civarına ulaşmış bir tiroid bezine tıp dilinde guatr denir. Birçok guatrda bir veya birden fazla nodül bulunabilir. Guatrın en sık rastlanan sebebi diyetimizdeki iyot eksikliğidir, fakat gelişmiş ülkelerde sofra tuzuna iyot katılması guatrın tıbbi bir problem olmasına son vermiştir.

    Tiroid bezi hastalıklarını sınıflandırır mısınız?

    Tiroid bezi hastalıklarını basit olarak tiroid bezinin az çalışması, tiroid bezinin fazla çalışması, tiroid bezinin iltihaplanması ve tiroid nodülleri ile tiroid kanserleri olarak sınıflandırabiliriz.

    Tiroid bezinin az çalışmasının belirtileri nelerdir?

    Tiroid bezinin gerekenden az hormon salgılaması, yani tıp dilinde hipotiroidi tabir edilen durum hastalarda birçok şikayete sebep verir. Bunların en önemlileri kolay kilo almak veya diyete rağmen kilo verememek, cildin kuru, kırışık ve özellikle gözler çevresinde şiş olması, saç dökülmesi, enerjisizlik ve unutkanlık, bağırsakların tembelleşmesi, soğuğa dayanıksızlık ve el/ayak üşümesi, kas ağrıları ve güçsüzlük, cinsel istekte azalma, regl döneminde düzensizlik ve sık sık infeksiyon geçirmektir. Kişide bu belirtilerin birkaç tanesi birden mevcutsa tiroid fonksiyonu mutlaka kontrol edilmelidir.

    Tiroid bezinin çok çalışmasının belirtileri nelerdir?

    Hipertiroidi, yani tiroid bezinin gerekenden fazla tiroid hormonu salgılaması genel olarak metabolizmayı hızlandırır ve buna bağlı şikayetlere sebep verir. Bunların başında iştahın açık olmasına rağmen kilo kaybı, istirahat halinde nabzın dakikada seksenin üzerinde olması, çarpıntı şikayetleri, tansiyon yükselmesi, sıcağa dayanıksızlık ve gece terlemeleri, uykusuzluk, asabiyet, cildin devamlı nemli/terli olması, kas ağrıları ve adet düzensizlikleri sayılabilir.

    Tiroid nodülleri ve kanserleri hakkında kısaca bilgi verir misiniz?

    Tiroid nodülleri tiroid bezinin elle muayenesinde sıkça rastlanan bir bulgudur. Tek veya birçok nodül mevcut olabilir. Nodüller risk faktörlerine ve klinik tabloya göre ultrason, ince iğne aspirasyon biyopsisi ve sintigrafiyle değerlendirilip gerekli tedavi uygulanır.

    Tiroid kanserleri tüm kanserlerin yüzde birini oluşturur. Kadınlarda erkeklere oranla üç kat daha fazla görülür. Başlıca risk faktörleri arasında baş ve boyun bölgesine uygulanmış ışın tedavisi, radyasyona maruz kalmış olmak ve tiroid sintigrafisinde tespit edilen “soğuk nodül” yer alır. Tiroid kanserlerinin tedavisi cerrahi olup, ameliyat sonrası kanserin türüne göre radyoaktif iyot tedavisi uygulanır ve ömür boyu takibi gerekmektedir.

    Tiroid ve hamilelik ile ilgili şu bilgileri ekleyebiliriz:

    — Tiroid bezinin az çalışması da, çok çalışması da hamile kalmayı etkileyebilir. Fakat çok daha sık rastlanan durum tiroidin az çalışmasıdır.

    — Özellikle tiroid bezi az çalıştığında ( = hipotiroidi ) regl düzensizlikleri, yumurtlamanın ( ovülasyon ) olmaması ve luteal faz tabir edilen rahmin döllenmiş yumurtanın yerleşmesi için gelişip hazırlandığı dönemin kısalması gibi problemler ortaya çıkar ve bunun sonucunda doğurganlık azalır.

    — Hamilelik öncesi tiroid hormonu seviyeleri ve tiroid antikorları ( anti-TPO ) mutlaka kontrol edilmelidir. Özellikle hamilelik öncesi anti-TPO seviyeleri yüksek bulunan bayanlarda hamilelik sırasında hipotiroidi ( tiroid yetmezliği ) ve düşük riskinin çok daha yüksek olduğu saptanmıştır.

    — Hamilelik sırasında fark edilmeyen veya doğru tedavi edilmeyen tiroid yetmezliği bebeğin hem fiziki gelişimini ,hem de zeka gelişimini ( düşük IQ ! ) olumsuz yönde etkiler.

    — Hamilelik sırasında hem vücudun tiroid hormonu ihtiyacı arttığından, hem de normal laboratuar değerleri hamileler için daima geçerli olmadığından sonuçların bir uzman tarafından değerlendirilmesi çok önemlidir.

  • Borderline Kişilik Bozukluğu

    Borderline Kişilik Bozukluğu

    Sınırda kişilik bozukluğu DSM -5 tanı kriterleri kitabına göre belirti kümelerinden beş tanesi ve daha fazlası olması durumda konulan tanıda erişkin kişinin terk edilmekten derin korkma ve çaba sarf etme, bir insanı gözünde aşırı büyütme( göklere çıkartma ) veya yerin dibine sokma gibi uç duyguları barındıran ve bu duygular etrafında gidip gelen tutarlı olmayan ve belirsiz ilişkileri olan, tutarlı olmayan benlik algısı ya da kendiliğiyle alakalı problemler, dürtüsellik( bu para olabilir, cinsellik olabilir, maddeyi kötüye kullanma vs gibi), intihar düşünceleri veya intihara defalarca kalkışma isteği, gözünü korkutma davranışları, duygudurumundaki tepkiselliğin olmasına bağlı olarak duygulanımındaki tutarlı olmayan hissiyatı, içinde devam eden tarifi zor boşluk duygusu, öfke denetimi noktasında problemler yaşaması, geçici kuşkulu düşünceler gibi kriterler mevcuttur.

    Sınır kişilik bozukluğunun tanı kriterleri psikiyatrik muayeneden sonra belirli bir çerçeveye oturtulmaktadır. Kişiye farmakolojik tedavi ve psikoterapi önerilebilir. Tedavilere geçmeden önce sınır kişilik bozukluğunun nesne ilişkilerinden bahsetmek yerinde olacaktır. Bu bireyler kendisi için önemli olan “birincil kişilerin” verdiği ilgi ve hizmet verilmeksizin işlevsel olamayacaklarını ve hayata karşı tutunamayacaklarını hissetmektedirler. Burada onlar için önemli olan ana varlığına cevap veren başkalarının mevcudiyetine bağlı kalınarak yaşanması gereken bir düşüncedir. Aksaklık olan konu başkalarına karşı aşırı derecede bağımlı olmak ve hayatın karşısında etkili, uyum içerisinde olan ve sağlıklı bir şekilde idame etme kabiliyetini olmadığına dair algısıdır. Buna ek olarak bu kişilerde, olgun ayrılma, özerklik kapasitesi ve bireyselleşme mevcut olmamaktadır.

    Bu aksaklıklar karşısında eşlik eden ve kişiye acı veren ve yoğun terke edilme depresyonu ile başa çıkmak için sahte ve savunmacı bir şekilde farklı bir kendilik yapısına göre hareket etmektedir. Bu kişilerin ilkel ve çoğunlukla bu gerçekler yerini tutan fantezileri ve çarpıttığı olaylara karşı sahte ve savunmacı halleri bir arada var olan ve aktive ettiği gerçeklikten uzak iki kendilik imgesiyle hayat yaşamaktadır.

    Terapisi nasıl olmaktadır? Sınırdurum kişilik bozukluklarında yüzleştirme metodunda ortaya çıkan sahte, savunmacı kendiliğine ket vuran bir yapıdan vazgeçmesi ve hastanın terk depresyonunun varlığını, gerçek kendiliğindeki aksaklıkların farkına varması amaçlanmaktadır. Daha sonra hastaya daha uyum içerisinde olan ve sağlıklı savunmalar geliştirmesini sağlayacak yönlerini öğreterek bu sorunlarla nasıl başa çıkmasına teşvik edilmektedir. Elbetteki sınır kişilik bozukluklarının çeşitli psikoterapileri mevcuttur.  Bunlara örnek olarak şema terapisi, bilişsel psikoterapi gibi örnekler de verilebilir. Burada önemli olan terapistin çeşitli metotlarla hastaları tedavi etmektir.

  • Diyabet  ( şeker hastalığı )

    Diyabet ( şeker hastalığı )

    1)TANIM VE SINIFLANDIRMA:

    Diyabet, insülinin yokluğu, az salgılanması veya hedef hücrelerin insüline karşı direncine bağlı olarak kan şekeri konsantrasyonunun kronik olarak yüksek seyrettiği bir hastalıktır.

    Dünya Sağlık Örgütü (WHO)'nün kriterlerine göre venöz kanda açlık kan şekeri 140 mg/dl'yi geçerse veya 75gr'lık şeker yüklemesinden 2 saat sonra 200 mg/dl ve üzerinde bulunursa diyabet teşhisi konulur.1997 yılında Amerikan Diyabet Birliği (ADA) bu kriterleri revize etmiş ve açlık kan şekeri sınırının 126 mg/dl'ye çekilmesini tavsiye etmiştir.

    Diyabetin iki ana şekli Tip1 veya insüline bağımlı diyabet ( IDDM) ve Tip2 veya insüline bağımlı olmayan diyabettir ( NIDDM). Tip1 diyabet genelde çocukluk ve ergenlik çağında görülüp tüm diyabet vakalarının yüzde 20'sini oluştururken, Tip 2 diyabet orta ve ileri yaşta ortaya çıkıp Avrupa ve Kuzey Amerika'daki diyabet vakalarının yüzde 80'ini oluşturmaktadır.

    2)BELİRTİLER:

    Diyabetin teşhisi sırasında en sık rastlanan klinik bulgulardan bazıları aşağıdadır:

    • Sık idrara çıkma ve ağız kuruluğu ( Tip1 diyabette daha sık)
    • Güçsüzlük veya yorgunluk ( Tip1 diyabette daha sık )
    • Çok yemeye rağmen kilo kaybı ( Genellikle tip1 diyabette )
    • Bulanık görme ( Tip2 diyabette daha sık )
    • Periferik nöropati ( Tip2 diyabette daha sık )
    • Yaygın kaşıntı veya mantar hastalıkları ( Tip2 diyabette daha sık )

    3)TEDAVİ:

    Diyabet tanısı konulan hastaya ilk olarak ideal kilosuna göre kalori içeren, yeterli protein bulunduran ( % 10 – 20 ) ve enerjinin % 40 ila 60'ının karbonhidratlardan sağlandığı bir diyet verilmelidir. Kepek, yulaf, bakliyat, elma gibi gıdalardan yararlanılarak günlük diyetin lif oranı artırılmalıdır. Ayrıca egzersiz ve sigarayı bırakmak gibi hayat tarzı değişiklikleri de diyabetin tedavisinde önemli rol oynar.

    Hiperglisemi diyet ve egzersizle kontrol edilemiyorsa Tip2 diyabetiklerde oral hipoglisemik ilaçlara başvurulur.Tip1 ( IDDM) hastaların tümünde ve Tip2 (NIDDM) diyabetiklerin bir kısmında insülin kullanılır.

    Kan şekeri kontrolünde hedef glikolize hemoglobin ( HgA1c) seviyesini normal aralıkta tutmaktır.

    Diyabet ve kalp krizi riski:

    Kalp-damar hastalıkları riski Tip1 diyabette de, Tip2 diyabette de artmıştır. Diyabet hastalığı kişinin yaşam beklentisi genelde % 25 azaltırken, Tip 1 diyabette kalp damar hastalıkları tüm ölümlerin %15'ini teşkil eder; bu oran Tip2 diyabette % 58'e kadar yükselir! Amerikan Kalp Vakfı diyabet hastalığını sigara kullanımı, yüksek tansiyon veya kolesterol yüksekliği kadar tehlikeli bir risk faktörü olarak sınıflandırmıştır. Büyük epidemiyolojik çalışmalarda şeker hastası olan kişilerde kalp-damar hastalığı, enfarktüs ve ani ölüm riskinin normal kişilerinkinden 2 ila 5 kat daha fazla olduğu tespit edilmiştir..