Blog

  • Denetimsiz (Erken Boşalmanın) Tedavisi Mümkün Mü?

    Denetimsiz (Erken Boşalmanın) Tedavisi Mümkün Mü?

    Tekrarlayıcı bir biçimde, penis vajina birlikteliğinden hemen önce ya da hemen sonrasında kişinin boşalma refleksini kontrol edemeyip oluşan boşalmaya denetimsiz boşalma adı verilir.

    Günümüzde erkeklerin hayatlarının bir döneminde ya da sürekli olarak yaşamakta olduğu bir problemdir. Topluma baktığımızda, bu problemin adı erken boşalma olarak adlandırılır bu yanlış bir ifadedir. Bu noktada önemli olan süre değil, boşalma refleksi üzerinde istemli denetimin olmasıdır. Erkek, kısa bir sürede bilinçli şekilde boşalmayı gerçekleştiriyorsa, bu denetimsiz boşalma değildir ama kontrolünü sağlayamayıp, boşalmak istememesine rağmen boşalmayı gerçekleştiriyorsa buna denetimsiz boşalma diyebiliriz.

    Denetimsiz Boşalmanın Başlıca Nedenleri

    Denetimsiz Boşalma, birçok nedene bağlı olarak karşımıza çıkabilir. Bu yüzden herhangi bir psikoterapi desteği almadan önce problemin kaynağının organik(tıbbi) bir nedene bağlı olup olmadığını öğrenmek için öncelikle Üroloğa başvurmak gerekir. Eğer problemin nedeni organik değil, psikolojik kaynaklıysa bu konuda size yardımcı olacak uzman kişi Cinsel Terapisttir.

    En sık görülen nedenler

    1. Mastürbasyon:İlk olarak ergenlik döneminde tecrübe edilir. Mastürbasyon yapan erkek genellikle yakalanma korkusu yaşar, bu yüzden tüm dikkatini dışarıdaki uyaranlara verir. Böylelikle kişi hazza odaklanma konusunda problem yaşarken diğer yandan endişesini yatıştırmakta zorlanır. Bu da denetimsiz boşalmaya zemin oluşturabilecek nedenler arasındadır.

    2. Performans Kaygısı: “Ya partnerimi tatmin edemezsem” bu kaygıyı oldukça sık yaşarlar. Kişi partnerini tatmin etmeye o kadar odaklanmıştır ki, bu tüm cinsel hazzının önüne geçer. Cinsel birleşme sırasında bu kaygıyı sürdüremeyip denetimsiz olarak boşalma yaşarlar.

    3.Kaygı ve gerginlik: Kaslarda gerginlik oluşumu orgazm sürecini arttırır. Eğer kişi gerginse, daha az uyarana ihtiyaç vardır. Bu durum stres olarak karşımıza çıkar. Vajinal girişe odaklanmak yerine, hazza odaklanılırsa erkek enerjisini doğru yere aktarmış olur.

    4. Ödipal Çatışma: Çocukluk döneminde kişi eğer ebeveyni ve cinsel kimliği arasında özdeşim konusunda problem yaşamışsa, suçluluk ve korku duygularına sahiptir. Erkek, partnerini annesinin yerine koyarsa bu durum  cinsel ilişki yaşarken rahatsızlık yaratır. Bu rahatsızlık yaratan durumun hemen bitmesi içinde hızlı bir şekilde boşalır.

    Denetimsiz Boşalmanın Tedavisi Mümkün mü?

    Denetimsiz Boşalmanın nedeni organik(tıbbi) kaynaklı değilse, cinsel terapiye başvurulması gerekir.

    Ülkemizde cinsellik bir tabu olarak görüldüğü için, bu problemi yaşayan kişi ya da çiftler genellikle bu sorunlarıyla ilgili tedaviyi tercih etmeyebiliyorlar. Bu problemin kendiliğinden çözüleceğine dair inançları olabiliyor. Fakat ne zaman bu durum hayatlarını ve romantik ilişkilerini etkilemeye başlarsa o zaman bir problem olduğunu kabul etmeye başlarlar. İlişkisel ya da evlilik problemleriyle ilgili terapiye başlayan kişi ya da çiftlerin probleminin asıl nedeni çoğu zaman cinsellikte yaşanan problemler olarak karşımıza çıkar.

    Cinsel terapi, kişinin cinsellikle ilgili önceden oluşmuş doğru bilinen yanlış düşüncelerin farkındalığının oluşmasına katkıda bulunur. Cinselliğin sadece vajina- penis birlikteliği olmadığını, dokunmanın ve duyguların karşı tarafa aktarılmasının ilişki de önemli bir etmen olduğu anlatılır. Ayrıca, kişinin kendisine ve partnerine uygulayabileceği teknikler ödev verilerek desteklenir.

  • Vitamin d eksikligi tahmin edilenden fazla

    Sonbaharla birlikte gunes isinlarindan faydalanmamiz azaliyor.
    Ulkemiz gunesten zengin olmasina ragmen ne kadar yararlanabiliyoruz acaba ?

    Gunesten gelen morotesi isinlarin B isinlari derimizdeki kolesterolle D vitamini oncul maddesini olusturuyor. Daha sonra bu oncul D vitamini karacigerimize ve yine kan dolasimiyla bobrege giderek esas etkin D vitaminine donusuyor.Iste gunesin sayesinde tabii derimiz gunesle dogrudan temas ederse vucut kendisine gerekli D vitaminini kendisi olusturuyor.Bu mukemmel isleyisin olabilmesi icin bizim omuzlarimiz acik gunes altinda 20-30 dakika yurumemiz gunluk D vitamini ihtiyacimizi karsiliyor.

    Bu bilgiler isiginda D vitamini ne ise yariyor?

    Oncelikle kemik erimesine karsi yetiskinlerimizi koruyor.Ayrica son birkac yildanberi bu vitaminin bizim otoimmun hastalikar’hipertansiyon’ve bazi allerjik hastaliklara karsi koruyucu olduguna dair arastirmalar birbiri ardina siralaniyor.

    Gunesin son gunlerini gunes altinda yuruyerek elbette ki doktorumuzun iznini alarak yuruyelim.

    Yard.Doc.Dr.Gulbuz Sezgin
    Maltepe Tip Fakultesi Ic Hastaliklari ABD

  • Vajinismus

    Vajinismus

    Vajinismus bir hastalık değil, cinsel işlev bozukluğudur. Vajinanın girişindeki kasların istem dışı kasılarak cinsel birleşmenin gerçekleşememesine vajinismus denilir. Tüm vücutta endişe ve korku yaşanır. Kişi bacaklarının açılmasını engelleyecek şekilde sıkıca kapatıp ve partnerini elleriyle itebilir.

    Kişi canının yanmasından korktuğu için, cinsel ilişkinin gerçekleşmesine izin vermeyebilir. Bu durum vajinal bir refleks olduğu kadar, bedensel bir korku ve korunma refleksidir. Bu refleks, penis ya da başka bir cismin yaklaşmasıyla tetiklenebilmektedir. Bazı kadınlar, vajinalarının penisin giremeyeceği kadar dar olduğunu düşünür ya da kızlık zarının kalın olabileceğini bu yüzden cinsel birleşmede sorun yaşayacaklarına karşın endişeleri vardır. Bu düşünceler doğru değildir. Vajina esneyebilen, genişleyebilen bir organdır. Cinselliğin yaşanmaması için fiziksel bir engel yoktur.

    Vajinismus Çeşitleri

    Cinsel olarak deneyimli kadınlarda da deneyimsiz kadınlarda da vajinismus gelişebilir.

    Birincil Vajinismus Nedir?
    Cinsel ilişkinin gerçekleşmemiş olması durumudur. Bu durum cinsel aktivasyon başladığı andan itibaren vardır.

    İkincil Vajinismus Nedir?

    Önceden normal şekilde cinsel ilişki yaşanırken; bir takım durumlar sonrasında cinsel ilişkinin gerçekleşememesidir. Bu yaşanılan durumlar travma (zor doğum, jinekolojik müdahaleler veya taciz) kaynaklı da olabilir.

    Atipik Nedir?

    Hiçbir nedene bağlı olmayan durumdur.

    Vajinismusun Nedenleri

    Vajinismus vajina içindeki kasların istem dışı kasılmasına bağlıdır. Bu kaslar kendiliğinden

    kasılmaktadır ve rahatlayıp gevşemek kadının elinde değildir. Peki buna ne yol açar;

    – Abartılmış ilk gece hikayeleri, kızlık zarı ile ilgili çarpıtılmış düşünceler

    – Cinselliğin yasak ve ayıp olduğu çevrede yetişme

    – Bilgi eksikliği

    – Ödipal çatışma

    ÜSTESİNDEN GELEBİLİRSİNİZ

    Vajinismusun günümüzde uygulanan çok çeşitli tedavi yöntemleri vardır ve bunların çoğu olumlu sonuç vermektedir. Burada önemli olan nokta kime hangi tedavi yönteminin iyi geleceğini bulup o yöntemi uygulamaktır. Psikoterapi, etkili bir terapi yöntemidir. Terapi sürecinde ilk olarak ayrıntılı değerlendirme görüşmesi yapılır. Kişinin veya çiftin cinsel bilgi eksikliklerinin giderilmesi hedeflenir. Kişinin veya çiftin arasındaki cinsellik ve cinsellik dışı ilişki ve kişiler arası uyumun sağlanmasına yönelik yaklaşımlar oluşturulur. Terapi seanslarına ek olarak ilerlemek için kişinin kendisine uygulayabileceği ev ödevleri bu alanda uzman kişiler tarafından verilmektedir. Kişinin problemini çözeceğine inancı terapinin başarısında önemli bir etkendir. Vajinismusta ümit sizsiniz..

  • Akdeniz anemisi nedir?

    Soru: Ben 26 yaşında bir kadınım. Senelerden beri kansızlığım vardır. Bunun için çok çeşitli doktorlara gittim. Her seferinde demir noksanlığı olduğunu söyleyerek demir hapları ve demir şurupları verdiler. Sürekli bu ilaçları kullandığım halde kansızlığım bir türlü düzelmedi. Son olarak gittiğim doktor Akdeniz anemisi olabileceğimi söyledi, bir kan testi istedi. Sonucunu bekliyoruz. Akdeniz anemisi nedir, nasıl tedavi edilir?

    Yanıt: Akdeniz anemisi tıp dilinde talasemi olarak bilinen hastalık grubuna verilen isimdir. Akdeniz anemisi denince genellikle anlatılmak istenen talasemi minör olarak da bilinen talasemi taşıyıcılığıdır. Talasemi taşıyıcılığı kendini hafif bir kansızlık ile gösterir. Kalıtsal bir hastalıktır. Yani anne ya da babadan birisi talasemi taşıyıcısıysa çocuğun da taşıyıcı olma olasılığı vardır; ancak normal de olabilir. Hem anne hem de baba talasemi taşıyıcıysa çocuğun ağır talasemili olma olasılığı ortaya çıkar. Bu nedenle evlenmeden önce eş adaylarının kan tetkikleri yapılarak talasemi taşıyıcısı olup olmadıkları araştırılmalıdır.

    Sizin de vurguladığınız gibi talasemi taşıyıcılığı demir eksikliği anemisi ile sıklıkla karışır. Daha doğrusu toplumda demir eksikliği en çok görülen kansızlık olduğu için bu yakınmayla gelen bir hastada en çok demir eksikliği düşünülür. Her ikisinde de kan hücreleri birbirine benzediğinden ileri araştırma yapılmazsa kolaylıkla birbirine karıştırılır. İkisini ayırmak için kemik iliğindeki demir depolarının tespiti gerekir. Bunun için ilik incelemesine gerek yoktur. Kanda ferritin düzeyine bakmak, kemik iliği depolarını anlamak için yeterlidir. Ferritin düzeylerinin azalması demir eksikliğini gösterir. Talaseminin kesin tanısını koymak için hemoglobin elektroferezi denilen kan testi yapılmalıdır. Doktorunuzun istediği test de muhtemelen budur.

    Talasemi taşıyıcılığında depo demiri azalmadığı için tedavide demir verilmez. Hatta demir eksikliği düşünülerek sürekli demir verilmesi, demir yüklenmesine yol açarak hastaya zarar bile verebilir. Talasemi taşıyıcılığında kansızlık doğuştan beri olduğu için genellikle vücut bu duruma adapte olmuştur. Kansızlığın nedeni alyuvarların erken yıkılması olduğundan bu durumu kompanse etmek için kemik iliği daha çok çalışmak zorundadır. Bu da bir B vitamini olan folik asite gereksinimi artırır. Dolayısıyla talasemi taşıyıcılarına demir değil, folik asit desteği yapılmalıdır.

    Prof. Dr. Coşkun Tecimer

  • Aile İçi İletişimin Önemi

    Aile İçi İletişimin Önemi

    Aile içi iletişim, çocukların anne-babalarıyla, birbirleriyle, eşlerin birbirleriyle ya da çocuklarıyla, duygu ve düşüncelerinin birbirine karşı aktarımında önemli bir yere sahiptir. İletişim karşıdaki kişiyi tanımakta, ortak anlayış oluşmasına izin verir. Mutlu ailelerde samimiyet hep birlikte olmaktan oluşan yakınlık çoğu zaman konuşma ihtiyacını unutturabilir, aynı zamanda konuşmaların sürekli kavgaya döndüğü ailelerde ise çatışmalardan kaçmak için aile içi konuşmadan uzak durulabilir. Fakat mutluluğun sürekliliği ve sorunların çözülebilmesi için karşılıklı konuşmadan daha etkili bir yol yoktur. Ailedeki iletişimin çocuk için önemi büyüktür. Ebeveyn ve çocuk ilişkisinde, sağlıklı bir diyalog içerisinde olabilmek ve problemlerin çözümü sadece duygu ve fikirlerin birbirlerine aktarılmasıyla mümkün olabilir. Böyle bir iletişimin sağlanamadığı, sorunların ertelendiği, duygu ve düşüncelerin bastırıldığı aile ortamı sağlıklı değildir. Aile içinde çocuklar ile sağlıklı iletişim kurabilmek, onların kişilik gelişiminde katkı sağlamak için dört iletişim kaynağının önemi büyüktür. Bunlar; göz ile iletişim: çocuğun gözlerinin içine doğrudan bakarak, çocuğun duygusal doyuma erişmesini sağlamak, bedensel iletişim: anne-babanın çocuklara el veya vücut ile temasıdır. Bu temas yalnızca ihtiyaç anında yardımda bulunmak anlamında değil duygusal bakımdan seni destekliyorum, aferin gibi ifadeleri de içeren dokunmadır, odaklaştırılmış ilgi: bu kaynak da çocuğa bütün dikkatinizi vererek, önemsendiğini ve sevildiğini hissettirecek şekilde onunla ilgilenmenizdir.Çocuğun olumlu bir benlik geliştirmesinde aile bireyleriyle olan iletişimi yadsınamaz bir gerçektir. Çocuğun kendi benliği hakkındaki yorumlarını daha olumlu şekilde geliştirmesini sağlamak amacında olan ebeveynlerin kendi iletişim biçimlerini değerlendirmeleri gerekir.

  • Lökosit sayısı yükselmesi ne anlama gelir?

    Soru: Babamda aşırı terleme vardı. Kan tetkikinde lökosit sayısının 100000 olduğu tespit edildi. Şimdi ileri tetkikler yapılıyor. Babamda ne tür bir hastalık olabilir? Bu hastalık nasıl tedavi edilmelidir? Bu durumdan tamamen kurtulmak mümkün müdür?

    Yanıt:. Akyuvarlar olarak da bilinen lökositler kendi içinde alt gruplara ayrılır. Bunlar içinde iki önemli hücre grubundan söz etmekte yarar var: Birincisi lenfositler, diğeri de granülositlerdir. Bu hücreler infeksiyonlar, romatizmal hastalıklar gibi iyi huylu durumlarda artış gösterebilir. Ancak 100000 gibi bir sayı daha çok lösemi olarak da isimlendirilen kan kanserlerinde görülür. Lösemiler ani başlangıçlı olabileceği gibi sinsi seyir de gösterebilir. Burada hangi hücre tipinin arttığını söylemediğiniz için kesin yorum yapmak zor. Ani başlangıçlı akut lösemilerde kemoterapi ve gereken durumlarda kemik iliği nakli yapılır. Tedavi ile sağlığına kavuşan insanlar azımsanmayacak kadar çoktur.

    Sinsi seyirli kronik lösemiler esas olarak iki ana grupta incelenir: Birincisi lenfositlerin arttığı kronik lenfositik lösemi, diğeri granülositlerin arttığı kronik miyeloid lösemidir. Bu iki hastalık her ne kadar aynı isimle, lösemi olarak isimlendirilse de hastalığın gidişi ve tedavisi yönünden birbirinden tamamen farklı seyir gösterir. Kronik lenfositik lösemiler genellikle yaşlıların hastalığıdır. Lenf bezlerinde büyüme vardır. Lenfosit yüksekliği tedavi için tek başına yeterli bir gerekçe değildir. Bunun yanısıra kansızlık ve trombosit düşüklüğü gibi ek bulgulara gerek vardır. Kronik lenfositik lösemili hastalar uzun yıllar ilaçsız izlenebilir. Gereken durumlarda ağızdan ya da damardan kemoterapi verilir. Tedavide kemoterapiyle birlikte “rituksimab” etken maddeli hedefe yönelik antikorlar da kullanılmaktadır. Nispeten genç olan az sayıda hastada kemik iliği nakli de yapılabilmektedir. Oysa ki kronik miyeloid lösemi daha çok orta yaştaki insanlarda görülen bir lösemi türüdür. Dalak büyümesi en önemli fizik bulgulardan biridir. Kemik iliği nakli, son yıllara kadar hastalığın kesin tedavisinde tek yöntem iken onkolojideki gelişmeler bu hastalığı, hedefe yönelik tedavilerin odağına koymuştur. Tıpta devrim niteliğindeki keşifler ile tedavide büyük başarılar elde edilmiştir. Nitekim ağızdan hap olarak alınan “imatinib” ve benzeri antikorlar ile hastalığın tedavisi mümkün olabilmektedir.

    Prof. Dr. Coşkun Tecimer

  • TÜKENMİŞLİK NEDİR?

    TÜKENMİŞLİK NEDİR?

    TÜKENMİŞLİK NEDİR?

    Tüketmişlik, yorgunluk ve ilgi azalması görüldüğü uzun döneme yayılan psikolojik bir kavramdır.

    Tüketmişlik sendromu fiziksel duygusal zihinsel belirtiler. Davranışlar sırasında ve motivasyonda yaşanıyor.

    Duysgual olarak süregelen endişe, karamsarlık, duygularda ani iniş çıkışlar, sıkılma, isteksizlik, çaresiz hissetme, doyum hissetme, hayattan zevk alamama, çabuk sinirlenme, umutsuzluk, huzursuzluk, desteksiz ve duyarlılık hissedebilir.

    Zihinsel alanda ise, duygulardaki olumsuz yönlerde öncelikli olarak bir işteyken ilgini başka şeylere yönelmekte, işle ilgili düşüncelere saplanmaya, işini, kariyerini, çalıştığı yeri sorgulamaya neden olur.

    Kilo yönetimi, iştah değişimleri, uyku güvenliği, kaslarda gerginlik, enerji durumu, halsizlik, yorgunluk, baş boyun ve sırt ağrıları, mide problemleri bedensel olarak sorunun sorunlardandır.

    TÜKENMİŞLİKLE NASIL BAŞEDİLİR?

    Eyleme geçip değişimini sağlamak için sizi bu noktaya getirme süreci analiz etmelisiniz. Yaşantınıza dışarıdan bi gözle bakıp resmin bütünü görmeye çalışabilirsiniz.

    İşinizde yaptığınız tüm etkinlikleri inceleyin. Yapmaktan keyif aldığınız ve boyutunuz kolay gelenleri, sizi zorlayanları ve olumsuz duygulara itenleri belirleyerek hangilerinden vazgeçebiliceğinizi ve nasıl sonuçları olabileceğini düşünün.

    Keyfinizi yerine getiricek işte yapabiliceğinizde düşünün. Onları, yeni bir eğitim bu döngüden çıkmanız yardım eder mi? Ne istediğinize karar verin.

    Tükenmişliğinizin kaynağını bulun ve harekete geçin. Bilgisayarda stres düzeyinizdeki fazlaysa sizi dinlendirici şeyler ediyor. İşle ilgili sıkıntılarınızı kıracak yeniliklerimizi. Zihninizin dolu olması gerektiğini hissediyorsanız zihinsel işlemlerinizi gerektirmeyen aktivitelere yönelebilirsiniz.

    Çalıştığında ortamı, içeride rahat edebileceğini ayarla.

    Rutini aralar molalar ve tatillerle kıtasında.

    İşinizle ilgili yeni bakış açıları, yeni bilgiler, yeni hedefler geliştirin.

    İşinizi anlamı buldukça işinizle ilgili sahiplenicek ve doyumunuz artıcaktır.İşinize anlam yüklemenize yardım edecek bir öğeye odaklanabilirsiniz.

    İşe kendinizden birşeyler katmanın yollarını açtı.

    Beslenmenize, fiziksel sağlığınıza, uykunuza dikkat edin.

    Kendinize “kaliteli zaman” ayırın. Yalnız beden sahibi olan ve bedeniniz iyi gelecek şeyleri yapacakınız bir zaman. Kahve içmek, kitap okumak, uzun bir banyo yapmak, bir arkadaşla sohbet etmek gibi. Bu zamanı birbirinden ayırarak zorlanıyorsanız bazen onlardan böyle bir mola bile iyi gelecektir.

    Tek başına bu süreç yönetemediğinizi hissedeceksiniz profesyonel yardım almaktan çekinmeyin. Bu hizmet, kariyer danışmanları ve psikolojik destek hizmeti veren uzmanlar size yol gösterici olabilir.

  • Yaşlı insanlara kemoterapi verilmeli mi?

    Yaşlı insanlara kemoterapi verilmeli mi?

    YAŞLI İNSANLARA KEMOTERAPİ VERMELİ Mİ?

    Soru 1. Babam 85 yaşında. Karaciğerde iki kitle bulundu. Doktorlar biyopsi yapılmasını öneriyorlar. Bu yaştaki bir insana bunu yapmak doğru mu? Bu durumdaki bir hasta kemoterapiyi kaldırabilir mi?

    Yanıt 1. Kitlelerin tabiatı hakkında ayrıntılı bilgi vermemişsiniz. Vücudun başka yerinde kitle olup olmadığı belli değil. Oysa ki karaciğerdeki kitlelerin birçok nedeni olabilir. Bunların her zaman kanser olması da gerekmez. Bazen iyi huylu hastalıklar da kendisini kitlelerle gösterebilir. Bunlar içinde hemanjiyom denilen damarsal yapılar, tübeküloz, sarkoidoz gibi iyi huylu, iltihapla seyreden hastalıklar sayılabilir. Kaldı ki tanı kanser olsa bile hepsinde aynı tedavi uygulanmamaktadır. Bazen cerrahi yeterli olabilir. Kemoterapi de tek tip olmayıp kanserler arasında farklılıklar gösterir. Yan etkisi fazla olan kemoterapilerin yanısıra daha kolay tolere edilen tedaviler de vardır.
    Bu nedenle ben biyopsi yapılmasını öneririm. Biyopsi, ultrasonografi altında lokal anestezi vererek iğne ile dokuyu çekerek yapılır. Sonuç kanser çıkarsa vücut taramalarının yapılması gerekir. Bunun için PET-BT kullanılabilir.
    Tümör karaciğer orijinli ise, yani primer karaciğer kanseri ise ve başka yerde metastaz yoksa cerrahi de dahil olmak üzere tümöre yönelik lokal tedaviler uygulanabilir. Bu durumda kemoterapiye gerek yoktur. Lokal tedaviden başka ağızdan alınan ve kanserin büyümesini yavaşlatan haplar da kullanılabilir.
    Karaciğere metastaz yapan tümörler en çok, kalın barsak, mide, akciğer ve pankreastan kaynaklanır. Orijinal tümörün yeri PET-BT ile saptanamamışsa kalın barsak ve mide kanserlerini araştırmak için kolonoskopi ve gastroskopi yapılmalıdır. Kanda bakılan tümör belirteçleri de orijini saptamada katkı sağlayabilir.
    Tanı kalın barsak kanseri gelirse hem orijinal tümöre, hem de metastazlara cerrahi yapılabilir. Antikor ve hatta hastanızın durumuna göre hafif kemoterapiler uygulanabilir. Bu tedavilerle hastalıktan tamamen kurtulma olasılığı göz ardı edilmemelidir.
    Bir hastaya kemoterapi uygulama kararında yaştan çok hastanın genel durumu önem taşır. Öyle kişiler vardır ki 85 yaşında olduğu halde 70 yaşındaki bir insanın performansına sahip olabilir. Bazen de tersi olur. 70 yaşında olduğu halde kalp, böbrek ve karaciğer gibi yaşamsal organların işlevi beklenenin altındadır.
    Lenfoma gibi kemoterapiyle tamamen düzelen hastalıkları atlamamak için de biyopsi yapılarak kesin tanı konulmasında yarar vardır.

    Prof. Dr. Coşkun Tecimer

  • Öfke Kontrol Bozukluğu

    Öfke Kontrol Bozukluğu

    Öfke kontrolü bozukluğu agresivite (sinirlilik) ile birlikte ortaya çıkan ve daha çok kızgınlık anında nerede duracağını bilemeyen,olağan üstü tepkiler veren insanların yaşadığı bir sorundur.mental gelişimin yetersizliği,duyguların çabuk öne çıkması bu sorunun kolay tetiklenmesinde öne çıkman etmenlerdir.

    Öfke kontrolü aslında bir soğukkanlılık gerektirir.Bunun için de aklın öne çıktığı ve duyguların da akıl tarafından yönetildiği bir mental gelişime ihtiyaç vardır.Biz “duygular öne çıkarsa akıl irtifa kaybeder” deriz.Çünkü Türk toplumunda yaygın olarak insanlarda duygular çabuk öne çıkmakta ve süreç yönetimini zorlaştırmaktadır.Doğru olan aslında sorunlara nedensel yani neden-sonuç bağıntısıyla yaklaşabilmektir.Çünkü bu bakış sürece aklın da sokulması anlamına gelmektedir.

    Öfke kontrol bozukluğu çoğunlukla duygusal bir patlama olarak ortaya çıkar.Unutmayalım ki öfke de bir duygu çeşididir ve tüm insanlarda bulunur.Genelde düşünülmemiş ve refleksiv olarak ortaya çıkan yoğun öfke patlamaları olarak yaşanmaktadır.Öfke kontrol bozukluğunda düşünülmüş ve seçilmiş bir tepki yansıtması olmadığı için çoğunlukla bir olaya gerektirdiği gibi ve gerektiği dozda değil de daha aşırıya kaçan bir tepki verilmesi söz konusudur.

    Bu sorun ilişkilerde olumsuz sonuçlar doğuran,ileitşim başarısını düşüren ve çatışma yaratan bir potansiyele sahiptir.Bu nedenle insan yaşamında tahrip edici sonuçlar doğurur.Hem yarattığı asabiyet nedeniyle insanı sinirsel olarak yorar hem de seçilmiş tepki verilemediği için ilişkilerde sorun yaratır.Öfke öğrenilmiş bir duygusal tepkidir ve çok ve sık kullanıldıkça gelişerek önce öfkelilik sonra da öfke kontrol bozukluğu yaratır.Unutmayalım ki insan koşullanan bir varlıktır.Çok insan koşullanmaları olarak ortaya çıkmış karakterini yaratılışsal bir karakter ve değişmez zanneder.Oysa tekrara yoğunluğu düşürülerek,sönmeye terk etme vyönetemiyle çok alışkanlıklar,koşullanmalar değiştirilebilir ve yerine yenisi oturtulabilir.

    Öfke kontrol bozukluğunda da birçok psikolojik sorun gibi önce o sorunu yaşayan insanın böyle bir sorunu olduğunu kabul etmesi gerekir.Zira bu tür sorunlar yaşayan tarafından kabul edilmezse ömür boyu sebepler bahane edilerek savunulacak ve düzelmeyecektir.Sonra sorunu yaşayanın bu sorunun kendine neler kaybettirdiği ve nelere mal olduğuyla yüzleşmesi gerekir.Bu yüzleşmeden sonra da çözüm için bir karar alması ve harekete geçmesi gerekir.Bu sorunda doğru çözüm kaynağı psikolojik destektir.Zamanında,kararlı ve devamlılığı olan bir psikolojik destekle bu sorun pekala çözülebilmektedir.

  • Meme ve yumurtalık kanserleri

    MEME VE YUMURTALIK KANSERLERİ GENETİK GEÇİŞLİ OLABİLİR Mİ?

    Soru 1. Altı yıl önce annemin sağ memesinde kanser tespit edildi. Tedavi oldu. İki yıl önce diğer memesinde kanser ortaya çıktı. Bu da tam tedavi edilmişken bu sefer sol yumurtalığında kanser görüldü. Ameliyat edildi. Kemoterapi aldı. Doktorlar annemde şu anda tüm kanserlerin temizlenmiş olduğunu söylüyorlar. Ancak biz tedirginiz. Bundan sonra ne yapmalıyız? Annemde ve kızları olarak bizlerde kanser riski nedir?
    Yanıt 1. Meme kanseri özellikle genç yaşlarda ortaya çıkmışsa, her iki memede görülüyorsa ve yumurtalık kanseriyle birlikte ise bu kanserlerin genetik değişikliklere bağlı olma olasılığı yüksektir. Annenizin yaşını bilmiyoruz, ancak birbiriyle ilintili organlarda kanser görülmesi bunların genetik kökenli olabileceğini akla getiriyor. Ailevi kanserlerin yarısından brca-1 ve brca-2 dediğimiz genetik mutasyonlar sorumludur.

    Annenizdeki kanserlerin tedavisinin yapıldığını belirtiyorsunuz. Ancak özellikle ikinci meme kanserinin üzerinden henüz iki yıl geçmiş. Bu memedeki kanserde hormon reseptörleri pozitif ise, yani östrojen hormonuna duyarlı ise tamoksifen ya da aromataz inhibitörü ilaçların beş yıl süreyle kullanımına devam etmek gerekir. Üç ayda bir kontroller sürdürülmeli, memelerin tamamı alınmamışsa yılda bir kez mamografi yapılmalıdır. Yumurtalık kanseri için de belli aralarla kanda tümör belirtecine bakılmalıdır. Yumurtalık kanserinde yükselme eğilimi gösteren belirteç, CA-125 denilen proteindir. Bunun yükseldiği durumlarda ya da herhangi bir kuşkuda karın ultrasonografisi, tomografisi ya da MR'ı çekilebilir.

    Annenizdeki meme ve yumurtalık kanserlerinin genetik yönü olabileceğinden sizlerin de yaş durumuna göre mamografi, meme ve yumurtalık muayenesi yaptırmanızda yarar vardır. Normal kadınlara göre sizde riskin arttığını söyleyebiliriz. Mamografilere başlama yaşı normal kadınlar için 40'dır. Ancak brca-1 ve brca-2 mutasyonları var ise mamografilere daha önce başlanabilir. Hatta MR ve mamografi 6 ayda bir dönüşümlü olarak uygulanabilir.

    Kızları olarak risk açısından kendinizi streste hissediyorsanız brca-1 ve brca-2 mutasyonlarına baktırabilirsiniz. Böylelikle daha sağlıklı bir risk değerlendirmesi yapılabilir. Brca mutasyonu olan kadınlarda meme kanseri gelişme riski % 45-85, yumurtalık kanseri gelişme riski % 15-30'dur.

    Prof. Dr. Coşkun Tecimer