Ebeveynlerin birçoğu çocukları yanlarındayken ‘onlara zaten vakit ayırıyoruz’ gibi düşünebilirler. Elbette çocuğunuzun yanınızda bulunması, sürekli yalnız olmasından çok daha iyidir. Günlük hayat içersin de, hepimizin yapması gereken bazı rutinlerimiz vardır. Örneğin işten, eve geldikten sonra, yemek hazırlamak, sofrayı toplamak, belki birazda evi toparladıktan sonra, uzanıp dinlenmek bizim günlük rutinimizin küçük bir parçası olabilir. Fakat kaliteli vakit çocuğunuzla birebir geçirdiğiniz, onu mutlu edecek zaman anlamına gelmektedir. Ailecek oturup televizyon izlemek yerine, hep birlikte oturup film izlemek, daha sonra izlediğiniz film hakkında yorum yapmak, sohbet etmek hem aile içerisinde ki iletişimi kuvvetlendirecek hem de çocuğunuzun yorum yapma yeteneğini de arttırmış olacaktır. Bunun yanında çocuğunuzla oyun oynamak, resim yapmak, kitap okumak, ödevlerinde yardımcı olmak ona değerli olduğunu hissettirecektir. Bazen de birlikte geçirilen etkin vakitler aşırıya kaçabilmekte ve çocuğun kendi kendine oynaması da engellenmektedir. Bu durumda, çocuğunuza ihtiyacından daha fazla ilgi göstermiş olursunuz. Bu aşırı ilgi durumunu çocuğunuz, kendi istekleri için kullanacaktır. Çocuğunuza ayırdığınız her an ona değer verdiğinizi göstermektedir. Bilinçdışına ‘sana değer veriyorum, benim için değerlisin’ mesajını vermiş oluruz. Günümüzde yoğun iş temposundan dolayı, çalışan ebeveynlerin en önemli sorunlarından biri zamanın kısıtlı olmasıdır. Bunun sonucunda ortaya çıkan durum çocuğun, ebeveynlerine karşı gelmeyi öğrenmesi olacaktır. Ebeveynler tarafından gerçekleştirilen aşırı müdahaleler, çocuğun yaş dönemlerinde beklenen özelliklerin gelişimini geciktirecektir. Çocukların kendi başlarına geçirdikleri zaman dilimleri de, gelişimlerine katkı sağlamaktadır. Ancak buradaki en önemli nokta, çocuğunuz ile geçirdiğiniz zamanın ne kadar uzun olduğu değil, ne kadar etkin olduğudur. Burada yapmanız gereken çocuğunuz ile geçirdiğiniz zamanın kalitesini artırmak ve onun ihtiyacı olan ilgiyi karşılamaktır. Yaşam koşullarının zorlaşması ve gelişen teknoloji ile birlikte, bizlerin bireysel meşguliyetleri artmakta ve bize ihtiyacı olan çocuklarımızın duygusal ihtiyaçlarını karşılayamamaktayız. Unutmayalım ki sağlıklı bir nesil için çocuklara ayrılan kaliteli zamanın önemi büyüktür. Çocuğumuza ayırdığımız her an, onun mutlu olmasını sağlayacaktır. Yapılan incelemeler sonucunda anne ve babasından sevgiyi ve güveni alan çocukların hayatta karşılaştıkları problemlerle daha kolay baş edebildikleri, çevresine daha az zarar verici oldukları, arkadaşları ile daha uyumlu oldukları ve hayata karşı daha mutlu bakabildikleri görülmüştür. Etkin vakit geçirilen çocukların, duygusal süreçlerinde, merkezi sinir sisteminin gelişiminde, özgüven gelişiminde ve stresle baş etme durumlarında daha başarılı oldukları görülmüştür. Çocukların kişilik gelişimini etkileyen en önemli duygulardan biri, değerli olma duygusudur. Yapılan araştırmalarda, çocukların gelişimindeki ilk beş yılda ebeveynlerin veya bakım veren kişinin çocukla, birebir vakit geçirmesi çocuğun değerli olma duygusunu arttırmaktadır.
Blog
-

Gebelik ve kansızlık

Gebelikte en sık karşılaşılan hematolojik sorun tıpta anemi dediğimiz kansızlıkıtır. Gebelikte anne kanının plazma adını verdiğimiz sıvı kısmı artar. Bu artış doğaldır (fizyolojik). Bu nedenle gebelerde başka hiç bir neden olmasa bile kan sayımları düşük çıkar. Buna gebeliğin fizyolojik anemisi diyoruz.Yani her gebede normal olarak bir miktar kansızlık olmaktadır.
Gebelerde demir eksiliği
Anne karnındaki bebeğin gelişimi için demir gereklidir ve bebek bunu anneden sağlar. Oysa annenin demir deposu kısıtlıdır. Bir gebe ne kadar dengeli ve demirden zengin beslenirse beslensin gebeliğin gerektirdiği demiri diyetle karşılaması zordur. Bu nedenle tüm gebelere ağzıdan verilen haplarla koruyucu amaçla demir desteği uygulanmaktadır.Gebelerde folik asit eksikliği
Folik asit hayvansal ve bitkisel gıdalarda bulunan bir B vitaminidir. Folik asit eksikliği anemi yapan nedenler arasında yer alır. Gebelikte bebeğin kullanımı ve annenin artan kan yapımı nedeniyle gebe annenin günlük folik asit gereksininimi artar.
Gebede folik asit eksikliği sadece kansızlık nedeni olması yönüyle değil bebeğe de verebileceği bazı zararlar nedeniyle çok önemlidir. Çünkü folik asit eksikliği durumunda fötusta ciddi gelişme bozuklukları, örneğin nöral tüp defektleri görülebilmektedir. Bu nedenle günümüzde tüm gebelere koruyucu amaçlı olarak folik asit verilmektedir.Gebelikte Vitamin B12 eksikliği
Vitamin B12 hayvan kaynaklı bir vitamindir. Gebelerde vitamin B12 eksikliği az görülür. Ancak az gelişmiş ülkelerde gebelerdeki vitamin B12 eksikliğinin sanıldığından fazla olduğunu ileri sürülmektedir.
Vitamin B12 eksikliği anemi yapar. Vitamin B12 eksikliğinde tanı vitaminin serum düzeyini ölçerek konmaktadır.
Gebelerdeki tedavisi gebe olmayanlar gibidir. Gebelikte koruyucu (profilaktik) vitamin B12 verilmesine gerek yoktur, eksiklik tespit edilirse verilir.Gebede Akdeniz anemisi
Akdeniz anemisi genetik olarak geçen ve anemi yapan bir hastalık olup üç farklı tipi vardır.
Talasemi major: Cooley anemisi olarak da bilinir. Hastalığın en ağır formudur. Bu hastalarda başka ciddi sorunlar olduğu için gebe kalmaları seyrek görülür.
Talaseminin intermediate: Orta derece anemi, dalak büyümesi gibi sorunları olan, zaman zaman kan verilmesi gereksinimi duyabilen hastalardır. Bu kişilerin gebeliklerinde anemi derinleşebilir.
Akdeniz anemisi taşıyıcıları(talasemi minör): Taşıyıcılık ülkemizde sık görülür. Bu nedenle hekimler pek çok taşıyıcı gebe ile karşılaşırlar.
Akdeniz anemisi taşıyıcısı olan kişilerin hemen hiç birisinde şikayet yoktur. Hafif anemik olabilirler. Demir eksikliği ile ayırıcı tanıda sorun yaratır.
Gebeliğin seyrinde yan etkisi olmaz. Ancak gebelik sırasında eğer taşıyıcılık saptanmış ve babanın taşıyıcı olup olmadığı bilinmiyorsa bunun hemen araştırılması önemlidir.Talasemi taşıyıcısı olan kadın gebe kalacaksa
Talasemi taşıyıcısı olanlar gebe kalacaklarsa babanın da taşıyıcı olup olmadığı mutlaka incelenmelidir. Baba da taşıyıcı ise sadece taşıyıcı bebek değil hasta bebek doğması olasılığı vardır. Durum anne ve babaya ayrıntılı anlatılmalı ve buna göre karar alınmalıdır. -

Aile ve Çift Danışmalığı
“Aldatma Ve Aldatılma”: Aldatma günümüzde çiftlerin yaşadığı en büyük sorunlardan biridir. Partnerini garanti görme, beklentilerin karşılanmaması, iletişim eksikliği gibi alt dinamikleri olan bu durum müdahale edilmedi takdirde bir kısır döngüye giren ve boşanmaya kadar gidebilen bir durumdur.
“Evlilik Öncesi Danışmanlığı” “İnsan bir kere evleniyor” tarzında temennilerimizin olduğu evlilik müessesesi çoğu insanın hayatında önemli bire yere sahiptir. Peki bu kadar önemli bir kararı verirken nelere dikkat ediyoruz? Kriterlerimiz nelerdir?
“TÜİK verilerine göre 2016 yılında 594.493 çift evlenirken aynı sene 126.164 çift de boşanmıştır. Bu boşanmaların %35,5’i, 1 ile 5 yıl arasındaki evliliklerde gerçekleşmiştir. Boşanmaların evliliklerin ilk yıllarında daha yoğun yaşanmasının en önemli sebeplerinden birisi “beklentilerdir”. Her çiftin birbirinden beklentileri vardır. Ama birisini değiştirmek üzerine başlanılmış bir evlilik uzun vadede iki taraf için de yıpratıcı bir hal almaktadır. Birini değiştirmek zor hatta bazı kişilerde imkânsız bir durumdur.
Kadınlarla/erkeklerle ilişkisi sınırlı, yalnızlığı seven birini düşünelim. Bu kişiyle “beni aldatmaz” diye evlenebilirsiniz. Eğer ilişkiden beklentiniz bu ise muhtemelen karşısındaki kişi bu beklentinizi karşılayacaktır. Ama “benimle ilgilensin, çok sevsin ve bu sevgisini de her daim göstersin” diye bir beklentiniz varsa da burada biraz sorun yaşayabilirsiniz.
Özetlemek gerekirse “Evlilik Öncesi Danışmanlık” bir ilişkiden ve partnerinizden beklentinizi daha net biçimde ortaya koymanıza yardımcı olmak için ihtiyaç dahilinde başvuracağınız bir yöntemdir.
“Mutsuz Evlilik” Çoğumuz düzenli bir hayat, sağlıklı çocuklar ve huzur dolu bir yaşamın beklentisi içindeyizdir. Ama bazen işler bu sırayla gitmez. Böyle durumlarda işler tatsızlaşmaya başlar. Tahammülsüzlük, gerginlik, öfke nöbetleri ve gelinen son durum mutsuz evliliklerdir. Evlilik bir amaç olmaktan daha çok, mutluluğa giden yolda bir araç olmalıdır. Mutlu bir evlilikte bireylerin ruhsal sağlığını açısından önemli bir yere sahiptir.
-
Demir eksikliği ve kansızlık
Demir eksikliği tüm dünyada kansızlığın (anemi) bir numaralı nedenidir. Kadınlarda sık görülür ve önemli bir sağlık sorunudur.
DEMİR EKSİKLİĞİ NEDEN OLUŞUR?
Diyetle alımın yetersiz olabilir. Demir esas olarak hayvansal gıdalarda, özellikle kırmızı ette bulunur. Ekonomik yetersizlikler, zayıflama amacıyla yapılan diyetler, bilinçsiz beslenme, iş yaşamının zorlukları nedeniyle düzensiz gıda alımı gibi nedenlerle yetersiz demir alıyor olabilirsiniz. Vejeteryanlarda da zaman içinde demir eksikliği gelişir.
Emilim bozukluğu: Ameliyatla midesi, oniki parmak bağırsağı veya ince bağırsağı çıkarılmış kişiler ve Çölyak hastalığı olanlarda demir emilimi bozulur.
Gereksinim artması. Kadın hastalarda fazla sayıda doğum demir eksikliği anemisinin sık nedenlerindendir. Her gebelik yaklaşık 500-1.000 mg demir kaybı yaratır. Büyüme dönemindeki gençlerde de ihtiyaç arttığı için demir eksikliği gelişebilir.
Kan kayıpları. Kadınlarda önemlidir. Bir kadının normal adet kanamalarıyla her ay yaklaşık 20 mg demir kaybedilir. Aşırı kanaması olan kadınlarda demir eksikliği sık görülür. Uterus myomları önemli kan kayıplarına neden olabilir.
Mide bağırsak sistemi (Gastrointestinal kanal) kan kaybında önemlidir. Bunlar arasında şu örnekleri verebiliriz: yemek borusu varisleri, mide fıtığı, reflü özofajitleri, peptik ülser, gastrit, kronik aspirin kullanımı, mide polipleri ve kanserleri, kolon kanserleri, ülseratif kolit, kalın bağırsak polipleri, divertiküller, hemorroidler.
Özellikle erişkin erkekte demir eksikliği saptandığında kan kaybı kaynağı olarak öncelikle mide bağırsak sistemi incelenmelidir.DEMİR EKSİKLİĞİNDE BELİRTİ ve BULGULAR
Bu hastalarda halsizlik, çabuk yorulma, eforla gelen nefes darlığı, çarpıntı, solukluk ve isteksizlik gibi şikayetler ortaya çıkar.
Dilin üzerindeki papilla denilen ufak pürtükler düzleşir veya silinir. Bazen dilde yanma duyusu olabilir. Ağız kenarında çatlaklar oluşur. Tırnaklar kolay kırılır hale gelir. İleri vakalarda yemek borusunda, yutma güçlüğü yaratabilen bir zar oluşabilir. Demir eksikliği anemilerinde gastrit sıktır.
Anormal şeylerin yenilmesine PİKA denir. Bu hastalar sıklıkla kil, buz ve benzeri şeyleri yerler. Demir eksikliğinde PİKA sıktır.DEMİR EKSİKLİĞİNDE TEDAVİ
Ağızdan alınacak haplarla yapılır. İlacın tercihan aç karna alınması, daha iyi emileceği için önerilir. Ancak, aç karna alınan demir preparatları sıklıkla gastrointestinal sistem yakınmalarına yol açar. Bu durumda dozlar yemeklerle birlikte alınabilir. Demir tedavisi en az 6 ay sürdürülür.DEMİR TEDAVİSİNİN YAN ETKİLERİ
Demir ilaçları sıklıkla midede yan etkisi yapar. Ağrı, yanma, bulantı gibi sorunlar görülebilir. Kabızlık, bazı hastalarda da tam tersine dışkıda yumuşama hatta ishal görülebilir. Demir kullanırken dışkı rengi koyulaşabilir.İĞNE İLE DEMİR TEDAVİSİ
İğne ile yapılan demir tedavisinin ağızdan hapla yapılana göre daha etkili olduğu doğru değildir. Malesef bu yanlış düşünce bazı hekimlerimizin uygulamasına da yansımaktadır.
İğne ile demir tedavisinin ciddi yan etkileri olabilir. Bu nedenle sadece özel durumlarda ve hekim gözetiminde uygulanmalıdır. -

Kaygı Bozuklukları
Kaygı, her an kötü bir şey olabileceğine dair düşüncelerle aniden ortaya çıkan ve genelde kişilerde sıkıntıya neden olan bir durumdur. Anksiyete bozukluğu diye de adlandırılan bu rahatsızlıkta birey “Bu durum tehdit içeriyor mu?” ve “Yapabileceğim bir şey var mı?” sorularına cevap aramaktadır. İlk değerlendirmede tehdit olasılığı abartılır ya da olduğundan fazla algılanmaktadır.
İkinci değerlendirmede ise var olan başa çıkma kaynakları azımsanır ya da farkına varılmaz. Yani ilk değerlendirmede çarpıtılmış bir algıyla düşünen kişi her zaman olumsuz ve tehdit içeren unsurlara yönelmektedir. İkinci değerlendirmede ise bakış açılarını o kadar daraltırlar ki “öğrenilmiş çaresizlik” dediğimiz kabullenilmişlikle zaten yapacakları pek de bir şey olmadıklarını düşünürler.
Kaygı bozukluklarında kişilerin zihinlerinde yarattığı senaryolar vardır. Bu senaryolara inanmışlık dereceleri, dışarıdan bir hiçbir etkiye ihtiyaç duymaksızın uyaranlar karşısında çarpıtılmış yorumlarda bulunmalarına neden olmaktadır. Bu yüzden mutsuzluk ve çaresizlik gibi olumsuz duygularının sebebi, dışarıda olan olaylar değil, bireyin bunları nasıl algıladığıdır. Kaygı tetiklendiğinde de savaş/kaç tepkisi ortaya çıkmaktadır.
Kaygı Bozukluğu olan kişilerin düşüncelerinin içeriği özel alanlarına dair tehditlerle doludur. Kişi başta kendisi olmak üzere, ailesi, sosyal statüsü vb. sahip olduğu şeylere zarar geleceğini düşünür. Kaygı Bozukluğu yaşayan kimseler; insanların onu eleştireceğini, kendisiyle dalga geçeceğini, dışlayacağını düşünebilmektedir.
Kaygı bozukluğunun tedavisinde düşünceler üzerine çalışma yapılmaktadır. Çünkü, kaygı bozukluğunda bilgi işleme neredeyse bütünüyle negatif uyaranları tanımaya yöneliktir. Dikkat kaynaklarının negatife yönelmesi de tehditle ilgili diğer mekanizmaların uyarılmasına neden olur ve bu bir kısır döngü şeklinde devam eder. Kişinin bu kaygısı, uyaranla ilgili eksik bilgilerine dayandığı için de bir psikoeğitim ve daha geniş bir bakış açısı kazandırmak terapide çok önemli bir yere sahiptir.
-

Akdeniz anemisi nedir

Tıbbi adı talasemidir. Alyuvarlarda globin zincirinin yapımındaki kusur nedeniyle oluşur. Beta zincirinin yapımı yetersiz ise beta talasemi, alfa zincirinin yapımı yetersiz ise alfa talasemi olarak adlandırılır. Beta talasemiler Akdeniz bölgesinde sık görülür. Bu nedenle Akdeniz anemisi olarak da bilinir. Kalıtımla geçen bir hastalıktır.
AKDENİZ ANEMİSİNİN KAÇ TÜRÜ VAR?
Akdeniz anemisini hastalığın taşıyıcıları ve hasta olanlar şeklinde ikiye ayırabiliriz.
Talasemi taşıyıcıları (talasemi minor): Bu kişilerde hastalık belirtisi yoktur. Hafif kansız olabilirler. Kişi genellikle taşıyıcı olduğunu bilmez. Başka amaçla yapılan kan sayımlarında tesadüfen ortaya çıkar. Kan incelemelerinde alyuvarlarının normalden küçük olduğu anlaşılır. Bu durum demir eksikliği anemisine çok benzediği için ayırıcı tanıda karışıklık yaratabilir. Bu nedenle talasemi taşıyıcılarına bazen gereksiz yere demir tedavisi verildiği olur.
Talasemi taşıyıcılarına herhangi bir tedavi gerekli değildir.Talasemi hastaları
Bunlar anne ve babası taşıyıcı olanlarda ortaya çıkar. Talasemi major ve talasemi intermediata olmak üzere iki türü vardır. Talasemi major (Cooley anemisi) hastalığın en ağır tipidir. Doğuştan itibaren ağır anemisi olan ve tıbbi gözetimde olması gereken hastalardır.TANISI ZOR MU?
Talasemi hastalığının veya taşıyıcıların tanısı zor değildir. Ancak özellikle taşıyıcılar sıklıkla gözden kaçmaktadır. İlk yapılacak iş tam kan sayımı denilen incelemedir. Ucuzdur ve her yerde yapılabilir. Kan sayımında alyuvarlar normalden küçük ise demir eksikliğinden ayırmak için demir metabolizmasına yönelik bazı kan tetkikleri yapılır. Bunların ardından Hemoglobin elektroforezi ile kesin tanı konur.TALASEMİ TAŞIYICILARI NELERE DİKKAT ETMELİ?
Talasemi genlerle kuşaklar arasında taşınan bir hastalıktır. Evlilik öncesi anne ve babanın taşıyıcı olup olmadığını bilmek çok önemlidir. Eğer ebeveynlerden birisi taşıyıcı ise her gebelikte bebeğin de taşıyıcı olma olasılığı %50'dir. Eğer anne ve babanın her ikisi de taşıyıcı ise %25 olasılıkla hasta bebek doğacaktır.
İki taşıyıcı evlenmiş ve bebek sahibi olmak istiyorlarsa doğum öncesi tanı yöntemleriyle bebeğin hasta olup olmadığı incelenmelidir.TALASEMİ TÜRKİYE İÇİN SORUN MUDUR?Talasemi ülkemizde sık görülmektedir. Sağlık Bakanlığı verilerine göre özellikle Çukurova, Akdeniz kıyı şeridi, Ege ve Marmara bölgelerinde talasemi taşıyıcılığı çok sıktır. Yine Sağlık bakanlığı verilerine göre Türkiye’de beta-talasemi taşıyıcı sıklığı %2,1 olup, yaklaşık 1.300.000 taşıyıcı ve 4000 civarında hasta vardır.
Talaseminin önlenebilmesinde en önemli adım evlenecek çiftlerin taşıyıcılık taramasından geçirilmeleri, eğer taşıyıcı iseler genetik danışmanlık almalarıdır.
Sağlık Bakanlığı Hastalığın görülme sıklığı göz önüne alınarak riskli 33 ilde (Konya, Karaman, Burdur, Isparta, İzmir, Denizli, Manisa, İstanbul, Bursa, Çanakkale, Kütahya, Gaziantep, Kahramanmaraş, Antalya, İçel, Hatay, Ankara, Tekirdağ, Edirne, Diyarbakır, Bilecik, Kırklareli, Kayseri, Sakarya, Kocaeli, Şanlıurfa, Eskişehir, Batman, Düzce, Adana, Aydın, Muğla, Düzce) HemoglobinopatiKontrol Programı yürütmektedir. -

Depresyon Tedavileri
Depresyonu, derin bir üzüntüyle birlikte bozulan düşüncelerin, duygu ve davranışlarda bozulmaya yol açması diye tanımlayabiliriz. Bozulma her ne kadar düşünce yapısında olsa da kişi sadece duygu durumunun farkındadır. Yani kişinin anladığı, duygu durumunda olan iniş/çıkışlardır ve genel olarak depresyonda da çökkün bir ruh hali hakimdir. Bu duygu durum, sağlıklı bir insanın çok sevdiği bir yakınını kaybettiğinde hissettiği duyguyla birbirine çok benzerdir.
Depresyondaki kişilerde genellikle yüz çizgileri belirginleşmiş, omuzlar düşük ve bitkin bir görüntü mevcuttur. Bireyde öncelikle düşünce ve konuşma hızında sonra da motor hareketlerde yavaşlama görülebilmektedir. Halsizlik bu hastalığın tipik belirtilerindendir. Hafif ve orta derecedeki depresyonda kişilerle iletişim kurulabilirken, daha ağır derecedekilerde konuşmama durumu ortaya çıkabilmektedir. Majör depresyon diye de nitelendirilen ağır derecedeki depresyon hastalarında düşük ses tonuyla konuşma ve sosyal ilişkilerde zayıflama görülmektedir.
Bu tür vakalarda genel olarak isteksizlik, yaptıkları hiçbir şeyden zevk alamama, enerji kaybı, değersizlik, uyku ve iştah sorunları, dikkat dağınıklığı vb. belirtiler görülebilmektedir. Bir kişiye depresyon tanısı koymamız için bu belirtilerden en az ikisinin 2 hafta boyunca görülmesi gerekmektedir.
Depresyon tedavisinde kullanılan birçok yöntem vardır. Bunlardan en etkililerinden biri Bilişsel ve Davranışçı Terapi yaklaşımıdır. Bu yaklaşıma göre öncelikle kişiyle empati kurulması gerekmektedir. Yani hastanın olayları nasıl yapılandırdığını ve onlara nasıl tepkiler verdiğini anlamaktır. Eğer aynı bakış açısını yakalayabilirseniz süreç çok daha hızlı ilerlemektedir.
Bundan sonraki süreçte de stresle nasıl baş ettiğini, edemediği durumlarda nasıl yaklaşımlar sergilemesi gerektiğini hastaya anlatmak ve savunma mekanizmalarını güçlendirmek şeklinde ilerlemektedir.
-
İmmün hemolitik anemide tedavi nasıl olmalıdır?
Soru: Babamda kansızlık var. Araştırmalar sonucunda bunun vücudun yaptığı antikorlara bağlı olduğu anlaşıldı. Bu hastalık tedavi edilebilir mi? Babam için ileride risk oluşturur mu?
Yanıt: Babanızda tanımladığınız kansızlık, tıpta ‘otoimmün hemolitik anemi’ olarak bilinen sorundur. Bu durumda vücutta oluşan antikorlar –ki bunlar protein yapısındadır- alyuvarlarla birleşerek bunların yıkılmasına neden olur. Hastada herhangi bir kanama olmadığı, demir ve vitamin eksikliği bulunmadığı halde kansızlık ortaya çıkar.
Bir kişide alyuvarların vücutta yıkıldığının en önemli belirtisi alyuvar içindeki maddelerin dışarı çıkması yani bilirubin düzeylerinin artmasıdır. Yıkımı telafi etmek için de kemik iliği hızla çalışmaya başlar ve kana genç hücreler verilir. Bu klinik tablonun olduğu durumlarda hemolitik anemiden şüphelenilmelidir. Alyuvar yıkımı çeşitli kan hastalıklarında görülür. Bunların bir kısmı kalıtsaldır. Alyuvar yıkımının antikorlara bağlı olup olmadığı ‘Coombs’ testi dediğimiz bir yöntemle saptanabilir. Bu test pozitif ise yıkım immümolojik nedenlerle yani antikorlara bağlı olarak oluşuyor demektir. Babanızdaki durum da buna uymaktadır.
Antikorlar çok çeşitli nedenlerle ortaya çıkabilmektedirler. Sistemik lupus gibi bağ dokusu hastalıkları, enfeksiyonlar, lenfoma, kronik lenfositik lösemi gibi lenf dokusundan kaynaklanan hastalıklar, yumurtalık kistleri, bazı kanserler ve ilaçlar vücutta antikor oluşumuna neden olarak kansızlığa yol açabilirler. Tüm araştırmalara rağmen hiçbir etkenin bulunamadığı durumlar da oldukça sık olarak görülmektedir.
Bu hastalığın tekrarlayıp tekrarlamayacağı, ne tür bir seyir izleyeceği altta yatan nedenlere bağlıdır. Hastalığın etkeni olarak ilaçtan şüpheleniliyorsa ilaç mutlaka kesilmelidir. Enfeksiyon varsa bu tedavi edilmelidir. Lenfoma, lösemi ya da kansere bağlı yıkım varsa bu hastalıklarla mücadele edilmelidir. Bu arada yıkımı kısa sürede durdurmak için kortizon türü ilaçlar kullanılır. Bu ilaç antikorların ortadan kaldırılmasını sağlar. Bununla başarılı sonuçlar alınmaktadır. Kanın çok hızlı düştüğü durumlarda acil olarak kan transfüzyonu yapılması gerekebilir. Burada şöyle bir ikilem vardır: Verdiğiniz alyuvarlar da antikorlar tarafından yıkılabilir ve istenmeyen sonuçlara yol açabilir. Bu nedenle karşılıklı etkileşimi önlemek için alyuvarlar kullanılmadan önce kan bankasında yıkanmalı ve kontrollü olarak verilmelidir.Prof. Dr. Coşkun Tecimer
-

ÇOCUKLARDA ÖFKE PROBLEMİ
ÇOCUKLARDA ÖFKE PROBLEMİ
Çocuklarda öfke gündelik hayat akışındaki bazı olaylar nedeniyle son derece normal ve sağlıklı olabilir. Öfke kontrolden çıktığında ve başkalarına duygusal ya da fiziksel zarar verdiği zaman çocuklar için bir problemdir.
Çocukların kendilerini yanlış anlaşılmış, haksızlığa uğramış, yok yere suçlanmış ya da güvensiz hissettiği durumlarla öfke bağlantılıdır.
Çocukların öfke problemi yaşamalarının sebepleri nelerdir?
Sevilen bir kişinin kaybı, kardeş doğumu, anne- baba boşanması gibi yaşanan hayat olayları.
Çocuğun çok baskıcı ya da serbest ebeveyn tutumları ile yetiştirilmesi çocuklardabrlitli bir zaman ardından öfke patlamalarına neden olur.
Çocuklar küçük yaştan itibaren ailelerini gözlemler ve onları model alırlar. Ebeveynlerinin öfkelendiklerinde sergiledikleri davranışları öğrenebilirler.
Çocukların istediklerinin yapılmaması karşısında bazı çocuklara göre bunu tolere etmelerinin zayıf olması.
Çocuğu öfke problemi yaşayan ebeveynler için öneriler:
- Çocuğunuza bu problemi çözerken bir ekip gibi hareket edin. Yaşı küçük olan çocuklarda öfkeye bir isim verin ve çocuktan bu öfkeyi resmetmesini isteyin.
- Çocuğunuzun, çevresindekilerin öfkeyi yaşayabildiğini ama bunu sağlıklı ve uygun bir yolla ifade edilebildiğini görmesi iyi bir modelleme olacaktır.
- Çocuğunuz öfkesini uygun yollarla ifade ettiğinde onu takdir edin.
- Çocuğunuz istediği bir şeyin olması veya satın alınması için öfke nöbeti geçirdiğinde istediğini yapmak bu davranışı tekrarlamasına neden olur
- Kolay öfekelenen çocukların enerjilerini boşaltmaları için spor gibi fiziksel etkinliklere yönlendirilmesi yapılmalı.
- Çocuğunuz çok öfkelendiğinde dokunma, elini kavrama gibi fiziksel temasta bulunulması öfkenin şiddetinin azalmasına yol açmaktadır.
- Çocuğunuza bazı durumlar karşısında öfke yaşamasının doğal olduğunu , öfkesini sağlıklı ifade etmesi için alternatif yöntemleri birlikte bulabiliceğinizi gösterin.
- Çocuğunuzun öfkelendiğinde bağırmak, bir şeylere zarar vermek yerine “Ben şu anda… hissediyorum” gibi cümlelerle öfkesini dile getirmesini sağlayın.
- Çocuğunuz saldırgan bir davranış sergilediğinde o anda ona kızıp bir ceza vermek yerine, daha öncesinde bu tür bir davranışın sonucunun neler olabileceğini konuşun.
-

Kanserden korunabiliriz

Kanser tek bir hastalık değildir, hastalıklar grubudur. Sinsi seyredebilir. Bu nedenle kanseri önlemek ve erken yakalamak için periyodik kontrollerin düzenli yapılması gerekir. Bunun yanında alacağımız bazı önlemler ile de kanserden büyük ölçüde korunabiliriz. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, bu önlemlerin kendimizi kısıtlanmış hissetmeden bir ömür boyu uygulanmasıdır. Tüm kanserleri göz önüne aldığımızda uyulması gereken belli başlı kuralları şu şekilde özetleyebiliriz:
- Sigara içmeyiniz. Tütün ürünleri kullanmayınız.
- Hayvansal yağ ve proteinleri azaltınız.
- Kilo almayınız.
- Haftanın en az üç günü 30-60 dakika yürüyüş gibi egzersizler yapınız.
- Sebze ve meyvayı günde ortalama beş porsiyon olarak tüketiniz. (Örneğin bir orta boy elma bir porsiyon kabul edilir.)
- Değişik sebze ve meyvaları tüketiniz. Aynı gıdalara takılıp kalmayınız.
- Alkol içmiyorsanız içmemeye devam ediniz, içiyorsanız azaltınız.
- Yanık ve islenmiş yiyeceklerden kaçınınız. İçecekleri aşırı sıcak olarak tüketmeyiniz.
- Kabuğu soyulabilen meyvaları iyice yıkadıktan sonra kabuklu tüketiniz.
- Sıvı yağları kızartmalarda tekrar tekrar kullanmayınız.
- Karaciğer kanserinden korunmak için Hepatit B aşısı olunuz.
- Rahim ağzı kanserinden korunmak için kızların HPV aşısı olması uygundur.
- Midede Helikobakter mikrobu varsa antibiyotiklerle bunu tedavi ettiriniz.
- Güneş ışınlarına karşı koruyucu kremler kullanınız. Uzun süre direkt güneş ışınlarına maruz kalmayınız.
- Solaryum da cilt kanseri riskini artırır. Solaryum yaptırmayınız.
- Anilin boyaları mesane kanseri, asbest akciğer zarı kanseri, benzen kan kanserine neden olur. Bunlardan uzak durunuz.
- Tükettiğiniz yiyeceklerdeki katkı maddelerine bakınız. İçinde ne olduğunu bilmediğiniz yapay katkılı yiyeceklerden mümkün olduğunca uzak durumuz. Kanserojen katkı maddesi içeren ürünleri tüketmeyiniz.
- Düşük radyasyon yayan cep telefonu kullanınız. Cep telefonlarını mümkün olduğunca kısa süreli ve kulağınızı değiştirerek kullanınız. Kulaklık tercih ediniz.
- Doktorunuz önermedikçe ve eksikliği yoksa dışarıdan yapay vitamin desteği almayınız. Bunların kanserden koruyucu etkisi gösterilememiştir.
Prof. Dr. Coşkun Tecimer
