Blog

  • Hiperürisemi ve gut hastalığı

    Gut Hastalığı

    Hiperürisemi nedir?

    Hiperürisemi,serum ürik asit düzeyinin erkeklerde 7 kadınlarda 6 mg/dl nin üzerinde olmasıdır.

    Hiperürisemi ,ürik asitin vücutta yapımının artması ya da böbrekten atılımının azalması sonucu oluşur.

    Alkol,et ve sakatat tüketimi,obezite,kanserler,hemolitik anemi,genetik enzim bozuklukları ürik asit yapmını arttırır.

    Böbrek hastalıkları,hipotiroidi,hiperparatiroidi,idrar söktürücü ilaçlar,aspirin ürik asit atılımını azaltır.

    Belirtileri nedir?

    Serum ürik asit düzeyinin artması asemptomatikdir.Yani belirti vermez.Ancak ürik asitdokularda depolanmaya başlayınca belirtiler oluşur.

    Hiperürisemi hangi hastalıklara yol açar?

    Hiperürisemi Gut hastalığı(artrit,böbrek yetmezliği) ve böbrek taşlarına yol açar

    Hiperürisemiden korunmak için nasıl beslenmeli?

    Hiperürisemi saptanan ya da gut hastası olan kişilerde et balık tavuk alkol tüketimi kısıtlanmalı,bol sıvı tüketimi sağlanmalıdır.

    Gut hastalığının belirtileri nelerdir?

    Gut hastalığının klinik evreleri:

    Asemptomatik hiperürisemi (belirtisiz dönem)

    Akut gut artriti:İlk atak genellikler ayak baş parmağı ekleminin tutulması ile olur.Çoğu kez gece şiddetli ve ani olarak başlar.Eklem şişer kızarır son derece ağrılıdır.Ataklar genellikle birkaç gün içinde yatışır.Bazen haftalarca sürebilir.Ataklar arası eklem normale döner.Hasta nöbetler arası tamamen sağlıklıdır.Önceleri ataklar arası aylar yıllar geçer.Zamanla atak sıklığı süresi,şiddeti ve tutulan eklem sayısı artar.

    İnterkritik gut:İlk atak sonrası belirtisiz dönemdir.Ancak eklem sıvısında ürik asit kristalleri birikmeye başlar.

    Kronik tofüslü gut:Tedavi edilmeyen hastalarda gelişen gutun son evresidir.Ürik asit kristallerinin kitlesel olarak birikmesi tofüsleri oluşturur.Tofüs birikimleri en sık sık tutulan eklemlerde,önkol,diz altı,aşil tendonunda görülür.Tofus oluşum hızı hiperüriseminin şiddeti ve süresiyle doğrudan ilişkilidir.Belirtisiz hiperürisemili hastalarda oluşmazlar.

    Kristal depolanması ve kronik inflamatuar reaksiyon nedeniyle tutulan eklemde kıkırdak ve kıkırdak altı kemik dokuda erozyon oluşur.Kronik gut artriti romatoid artrit ile karışabilir.

    Böbrek komplikasyonları: Gutun herhangi bir evresinde görülebilir.En sık görülen ürik asit taşlarıdır.Böbrek dokusunda ürik asit depolanması buna bağlı idrarla protein atılımında artış ve hipertansiyon saptanabilir.

    Gut hastalığının tedavi yöntemleri nelerdir?

    Gut hastalığında tedavinin amacı:

    -Akut atağı sonlandırmak

    -Atakları önlemek

    -Kristal birikimlerine bağlı komplikasyonları önlemek ya da düzeltmek

    -Böbrek taşlarının oluşumunu ve tekrarını önlemektir.

    Belirtisiz hiperürisemi döneminde altta yatan nedenin düzeltimesi ve ürik asit düzeyinin düşürülmesi yeterlidir.

    Akut atak tedavisinde inflamasyonu düzeltmek için kolşisin kullanılır.Son yıllarda steroid olmayan antiinflamatuar ilaçlar da yaygın olarak kullanılmaktadır.

    Serum ürik asit düzeyini değiştiren ilaçlar ve aspirin akut ataklarda kullanılmamalıdır.

    Diğer ilaçların kullanılamadığı durumlarda eklem içi steroid ilaç enjeksiyonu yapılabilir.

    Kolşisin ve steroid olmayan antiinflamatuar ilaçların küçük dozları atakları önlemek amacıyla verilebilir.

    Kronik gut tedavisinde önemli olan nokta hiperüriseminin kontrolüdür.Serum ürik asit düzeyinin 6mg/dl altında tutulması amaçtır.Tofüslerin kaybolması için 5mg/dl altına inmelidir.

    Bunun için ürik asit yapımını azaltan ve atılımını arttıran ilaçlar kullanılır

    Gut tedavi edilmezse nelere sebep olur?

    Tedavi edilmeyen gut hastalarında tekrarlayan ataklarda tutulan eklem sayısı ve atakların şiddeti artar.Tutulan eklemlerde erozyon ve deformite gelişir.Yine tedavi edilmeyen hastalarda yıllar içinde tofüs adı verilen ürik asit kristallerinin oluşturduğu kitlelerin çeşitli dokularda toplanması fonksiyonel bozukluklara anatomik deformitelere neden olabilir.

    Böbrek dokusunda ürik asit kristallarinin birikimi ile böbrek fonksiyonlarında azalma (gut nefropatisi),ürik asit kristallari ile böbrek kanallarının tıkanması sonucu akut böbrek yetmezliği (ürik asit nefropatisi) gelişebilir.

    Gut hastalarının %20sinde böbrekte ürik asit taşları oluşabilir.

    Gut hastalarının diyetlerinde dikkat etmeleri gerekenler nelerdir?

    Gut hastalarının atakları ve komplikasyonları önlemek amacıyla ürik asit düzeyini arttırmayacak şekilde beslenmeleri önemlidir.Bunun için et balık tavuk sakatat balık yumurtası et suyu vealkol tüketiminde kısıtlama yapılmalıdır.Sıvı alımı arttırılmalı,obez hastalarda kalori kısıtlaması uygulanmalı,kullanılan idrar sökücü ilaçlar mümkünse kesilmelidir.

    Kadınlarda ya da erkeklerde daha sık görülür diyebilir miyiz?

    Gut hastalığı erkeklerde daha sık görülür.Hastaların %80-90’ı 40 yaş üzeri erkeklerdir.Kadınlarda menopoz öncesi görülmez.

    İlerleyen yaşlarda ve şişmanlarda daha sık mı görülür?

    Gut hastalığı için risk faktörleri: erkek olmak,40 yaş üzeri olmak,şişmanlık,aşırı alkol tüketimi ve aşırı protein tüketimidir.

    Son dönemlerde hastalığın seyri ve görülme sıklığı ile ilgili bir farklılık gözleniyor mu?

    Gut hastalığı gelişmiş toplumlarda,refah ve sosyokültürel durumu yüksek olankesimde daha sık görülür. Obezitenin artması,alkol tüketiminde artış özellikle ürik asit düzeylerinin yüksek seyretmesinde etkilidir.Ancak tek başına ürik asit yüksekliği gut tanısı için yeterli değildir.Gut hastalığı tanısı koymak için mutlaka artrit atağı olmalıdır.

    Çocuklarda görülebilir mi?

    Çocuklarda ,10lu 20li yaşlarda akut gut artritinin başlaması olağan değildir.

    Birlikte seyrettiği hastalıklar var mıdır? Bazı hastalıkların varlığı hastalığın seyrini değiştirebiliyor mu?

    Diabetes mellitus,hipertrigliseridemi,obezite,kalp ve beyinde ateroskleroz ,iskemik kalp hastalığı gut hastalığına eşlik edebilir.Obezitede serum ürik asit düzeyi vücut ağırlığı ile artar.

    Gut hastalarında hipertansiyon,böbrek fonksiyon bozukluğu daha sıktır.Femur başında aseptik nekroz sık gelişir.

    Tedavide tam kür sağlanabiliyor mu?

    Tedavide ana amaç akut atağın tedavisidir.Ancak ataklar tekrar edebilir.Bu nedenle akut artrit tedavisinden sonraki hedef atakları ve olası komplikasyonları önlemektir.

  • Motivasyon

    Motivasyon

    İsimlerini bildiğimiz, sıfırdan yükselmiş veya çevremizde başarı öykülerini gururla anlatan insanların yüksek hedelere nasıl ulaşabildiklerini hiç düşündünüz mü? Yoksa onlara bakıp, helal olsun diyerek, nasıl başardıkları konusunda yaşadıkları zorlukları hiç merak etmeden geçiştirdiniz mi? Mutlaka bir çoğunuzun etrafında, hiç dershaneye gitmeden, iyi bir üniversite kazanmış bir kaç örnek vardır. En kötü ihtimalle çocuklarımıza örnek gösterdiğimiz, zor şartlar yaşıyor olmasına rağmen başarılı olmuş bir çocuk… Herkesin bileceğini düşündüğüm Bill Gates, McDonald’s gibi, sıfırdan şirket yaratmış isimlerden bahsetmiyorum bile… Çok ilginç öyküleri ve bu yerlere gelene kadar nasıl çok zor şartları aştığını daha ayrıntılı bilmek isterseniz, bir göz atın derim… Düşünmenizi istediğim, nasıl oluyor tüm bunlar? İnsan olarak ne kadar farklıyız birbirimizden ki, birileri başarılı işler gerçekleştirirken, biz yanlızca hayat telaşesi içinde kavruluyoruz? Belki de hala gerçek motivasyon ve hedeflerimizi bilemiyor, bilemediğimizi gerçekleştiremiyoruz.. Peki, nedir bu motivasyon? Motivasyon öyle bir algıdır ki, insanda hedefe giderken, çok önemli bir şeyi gerçekleştirir. HAREKETE GEÇMEK.. Gördüğüm danışanlar, konuştuğum arkadaşlarım veya bir ortamdaki gözlemime dayanarak söyleyebilirim ki, harekete geçmek çoğumuzun temel sorunu.. Bazen benim de.. Genellikle insanlar sorunlarının neden kaynaklandığını, ne yaptıkları zaman neyin düzeleceğini, hangi davranışın iyi geleceğini biliyor, evet bu konuda belki de fikir sahibi, ancak bunları uygulamakta, yani harekete geçmekte sorun yaşıyorlar.. Bir amaca ulaşmaya ne kadar arzumuz, bir hedefe gitmeye ne kadar motivasyonumuz varsa, işte o kadar başarılı oluyoruz aslında. Harekete geçip, bir iş sırasında yaşadığımız sorunlarla başa çıkabilir ve tüm sorunlara rağmen, devamlılık sağlayıp güçlü durabilirsek; başarıya giden yolumuzu, çizmiş sayılıyoruz…Yani, adımlar doğru ilerliyor demektir 🙂 Gelin kısaca motivasyonumuzu arttıracak yollara bir göz atalım ;

    Gerçekçi, sizi mutlu edeceğine inandığınız hedefler belirleyin..Gerçekçi diyorum, çünkü hedeflerinizi sizinle ortak bir paydası olmayan, “bu insanı mutlu ediyordur” gibi kalıp düşüncelerle belirlenmiş hedeflerin, motivasyona pek etkisi olmayabilir.. Tabii ki hayal kurun, isteyin ve elde edin ancak, gerçekten yüreğinizde, ne istediğinize bir bakın öncelikle… Çünkü, bu hedefe ulaşmak için bir zaman ve çaba sarf edeceksiniz. Harcadığınız zaman ve çabaya değer bir hedef olup olmadığının analizini, iyi yapmanız gerekir..

    Belirlediğiniz hedefleri netleştirin.Ne istiyorsunuz, ne bekliyorsunuz, bu hedef sizin için ne ifade ediyor, içinizdeki mutluluk hormonunu ne kadar tetikliyor.. Tüm bunları nacizane tavsiyem, bir kağıda yazın ve netleştirin…

    Olumsuz düşüncelere kulaklarınızı kapatın..Hatta mümkünse size yapamayacağını, başaramayacağını kaygılayan, beyninizi de kapatabilirsiniz 🙂 Başarıya ulaşmış insanlar hakkında bir şeyler okumak, belki olumsuz düşüncelerle savaşmanız için, size yardımcı olabilir.. İnsanların başardığını görmek de, iyi bir motivasyon tetikleyicisi olabilir.. Sizde, kendi hedeflerinizin sonucunda neler kazanabileceğiniz,, neler hissedebileceğinizi, kendinize sürekli hatırlatın.. Dilerseniz ayna egzersizi yapabilirsiniz. Sabahları ve akşamları yüzünüzü yıkarken, belki ellerinizi yıkar, dişlerinizi fırçalarken, başınızı bir kaldırın.. Aynadaki yüzünüze bakın ve kendinize, başaracağınıza olan inancınıza bir gülümseyin.. Aynadaki sizsiniz, belkide bir kaç gün, bir kaç ay , birkaç yıl sonra, hedeflerine ulaşmanın gururu ile bakacaksınız yeniden kendinize.. Bu yüzden, en büyük motivasyonu kendiniz, kendinize verebilirsiniz…

    Hedeflerinizin adımlarını belirleyin.Eğer kendinize direk, en yüksekteki hedefi belirlerseniz, bu hedefe giderken muhtemelen çabuk tükenir ve vazgeçersiniz. Evet, temel bir hedefiniz olsun ancak o temel hedefe giderken alt dallarını belirlemek önemlidir. Yani, önce ulaşabileceğiniz, küçük hedefleri gerçekleştirir ve bu hedefleri temel hedefinizle bağdaştırabilirseniz daha doyurucu ve sizi yormayan bir şekilde ilerlemiş olursunuz. Bu şekilde asıl hedefinize doğru adım adım ilerlemek tabirini kullanabilirim..

    Kendinizi ödüllendirin.Temel hedefinize giden yolda, belirlediğiniz bu küçük hedeflere ulaşmak, sizi başarılı hissettirecek en güzel etkendir. İşte bu başarılarınızı, sizi mutlu edecek bir kek, bir arkadaş sohbeti, biraz alışveriş gibi motive ederek ödüllendirebilirsiniz. Nasıl mutlu olduğunuzu biliyorsunuz, başardınız ve bunu hak ettiniz…

  • Anemiler

    Anemi nedir, kimlerde görülür?

    Kırmızı kan hücreleri ve hemoglobin miktarının yaş ve cinse göre normal değerin %10undan fazla azalması durumuna anemi denir.Anemiye yol açan birçok klinik neden mevcuttur.Her yaş ve cinste anemi görülebilir.

    Anemi belirtileri nelerdir?

    Başlıca anemi belirtileri,halsizlik,yorgunluk,çabuk yorulma,soluk görünüm,çarpıntıdır.Anemi ileri derecede ise nefes darlığı,baş dönmesi,düşük tansiyon,bayılma,göğüs ağrısı olabilir.

    Aneminin nedenleri nelerdir?

    Anemi nedenleri 3 ana başlıkta toplanabilir:

    1.Kan kaybı (yaralanma,menstrüel periodlar,kanser vb..)

    2.Kırmızı kan hücrelerinin yetersiz yapımı (Demir eksikliği,B12 vitamin eksikliği,kronik hastalıklar,kemik iliği bozuklukları,hemoglobin bozuklukları:talasemiler)

    3.Kırmızı kan hücrelerinin yıkımında artış (Hemoliz(kan hücresi yıkımı) yapan hastalık ya da durumlar:ilaçlar,infeksiyonlar,genetik nedenler)

    Demir eksikliği anemisinin sebepleri nelerdir?

    Demir eksikliği,beslenmeyle yetersiz demir alımı,demirin mide ve barsaktan yetersiz emilimi ya da kronik kan kaybına bağlı olarak gelişebilir.

    Büyüme çağındaki çocuklar,gebeler ve emziren annelerde demir ihtiyacı artar.Beslenme ile ihtiyacı karşılayacak kadar alınmazsa demir eksikliği gelişir.

    Vejeteryan diyet yapanlarda yetersiz alım sözkonusudur.

    Mide ve barsak ameliyatları sonrası,gluten enteropatisi (Çölyak hastalığı),Pika sendromu(toprak,kil ,buz,kuru kahve çay vb..yeme alışkanlığı) demir emiliminde azalmaya neden olur.

    Aşırı lifli beslenme,fazla miktarda çay tüketimi de demir emilimini azaltır.

    Kronik kan kaybı ile oluşan demir eksikliğinin en sık nedenleri menstruasyon periodları,mide ülseri,gastrit,inflamatuar barsak hastalıkları,aspirin alma alışkanlığı,sindirim sistemi kanserleridir.

    Anemi tedavisinde hangi yöntemler kullanılır?

    Anemi tedavisinde önemli nokta öncelikle anemiye yol açan nedeni ortaya çıkarmaktır.Tedavi şekli aneminin nedenine ve şiddetine göre değişir.

    Ani kan kaybına bağlı anemilerde hastaya kan verilmesi gerekir.Demir,B12 vitamin eksikliğine bağlı anemilerde eksik olan maddenin yerine koyulması ile tedavi edilir.Kronik hastalıklara bağlı anemilerin tedavisi ilgili hastalığın ya da hastalığa bağlı anemi oluşturan nedenin tedavisi ile mümkündür.

    Kansızlıktan korunmak için nasıl beslenmeli?

    Beslenmeye bağlı olarak oluşan anemilerin en sık görülen tipi demir eksikliği anemisidir.

    Günlük diyet ile alınan ortalama demir miktarı 10mg dır.Bunun%10-15’i (yaklaşık 1 mg) emilir.Karaciğer,baklagiller,kırmızı et demir açısından zengin besinlerdir.Tahıl ürünleri,yeşil sebzeler,meyveler,halk arasında bilinenin aksine pekmez,ıspanak demir açısından zengin gıdalar değildir.Demir içeriği zengin olan besinlerin dengeli olarak tüketilmesi,bunun yanı sıra emilimi azaltacak ya da önleyecek fazla çay tüketimi,aşırı lif içeren beslenmeden kaçınılmalıdır.

    Bebekleri demir eksikliğinden korumak için annelere düşen görevler nelerdir?

    Bebeklerin demir eksikliğinden korunması için öncelikle annelerin kendi demir ihtiyaçlarını karşılamaları önemlidir.Zira gebelik ve emzirme dönemlerinde demir ihtiyacı normale göre daha fazladır. Bebeğin anne sütü alması demir eksikliğ anemisinekarşı koruyucudu.Anne sütü yerine inek sütü verilen bebeklerde demir eksikliği gelişir.Anne sütü içindeki demirin emilimi inek sütüne göre daha fazladır.

    Çocuklarda ve bebeklerde kansızlık nasıl anlaşılır?

    Büyüme ve motor gelişmede duraklama,huzursuzluk,uykuya eğilim,öğrenme ve davranış bozuklukları,sık infeksiyonlar bebek ve çocuklarda aneminin en sık görülen belirtileridir.

    Hamile ve yetişkinlerde kansızlığı önlemek için ipuçları nelerdir?

    Gebelik ve emzirme döneminde artmış demir ihtiyacının karşılanması için demir ilaçları ile destek verilmelidir.Beslenme ve kanama bozukluğu olmayan bir yetişkinde kan değerleri normal olduğu sürece demir ilacı kullanılmasına gerek yoktur.Ancak uzun süren menstruasyon dönemleri ya da vejeteryan beslenme alışkanlığı varsa ilaç desteği ile anemi oluşumu önlenebilir.

    Anemi tedavi edilmediğinde ortaya çıkan hastalıklar/riskler nelerdir?

    Anemide kanın oksijen taşıma kapasitesi azalır.Dokulara giden oksijen miktarının azalması ile dokularda fonksiyon bozukluğu oluşur.Bu nedenle pek çok sistemde anemi belirtileri ortaya çıkar.Bunlardan özellikle kalp sinir sistemi ve kaslarda oluşanlar önemlidir.Anemi nedeniyle kalpte üfürüm,kalp dilatasyonu (genişlemesi),kalp kasının beslenememesi (myokardial iskemi),kalp hızında artış görülür.

    Son yıllarda aneminin seyrinde bir farklılık gözleniyor mu?

    Anemi tedavisindeki olanaklar son 25-30 yılda oldukça genişlemiştir.Kan ürünleri daha güvenilir olarak kullanılmakta,özellikle kronik hastalıklar,kalıtsal bozukluklara bağlı anemi tedavileri için yeni geliştirilen uygulamalar ile başarılı sonuçlar alınmaktadır.

    Vejetaryan beslenme ile anemi arasında bir bağlantı var mı?

    Vejetaryan beslenmede demir açısından zengin olan kırmızı et tüketimi olmaması nedeniyle anemi oluşumu görülebilir.

    Anemi ilaçlarının kilo aldırdığına dair inanışlar doğru mu?

    Anemi tedavisinde en sık kullanılan ilaçlar demir preparatlarıdır.Bu ilaçlar eksik olan demiri yerine koyar.Kilo aldırıcı etkileri yoktur.

    Anemi tedavi edilebilen bir sorun mudur, kronikleşir mi?

    Anemi nedene yönelik olarak tedavi edilir.Kronik anemi ,neden olan kronik bir hastalığın sonucudur.

    Kadınlar ve erkekler arasında görülmesinde ve seyrinde bir farklılık var mı?

    Demir eksikliğine bağlı anemi,menstruasyon periodları,gebelik,emzirme dönemleri nedeniyle kadınlarda daha sık görülür.Ayrıca erişkin erkeklerde depo demiriyaklaşık 1000mg iken bu değer kadınlarda daha azdır.

    Anemi dönemsel olarak atak yapar mı?

    Demir eksikliği anemisi,mevsimsel atak göstermez ancak yaşam sürecinde ihtiyacın arttığı süt çocukluğu,gebelik emzirme dönemlerinde ve alımın ya da emilimin azaldığı ileri yaş döneminde daha sık görülür.

    Çocuklarda anemi tanısı alan bir kişi tedavi edildikten sonra yetişkinlikte de tekrar ortaya çıkma riski var mı?

    Anemitedavi ile bağışıklık sağlanan bir durum değildir.Anemiye yol açan nedenler ortaya çıktığı sürece anemi tekrarlayabilir.Demir eksikliği tedavisi alan bir kişi,beslenme ile yeterli demir almaz ya da emilim bozukluğu gelişirse tekrar demir eksikliğine bağlı anemi görülebilir.

    Kronik hastalıklara ya da genetik bozukluklara bağlı anemilerde ilgili hastalığın tedavisindeki regülasyonun bozulması ile anemi ortaya çıkabilir ya da ağırlaşabilir.

    Anemi gebelik için bir risk oluşturur mu?

    Demir eksikliği anemisi olan gebelerde bebek gelişiminde olumsuzluklar,erken doğum eylemi görülebilir.

  • 8 Mart Dünya Kadınlar Günü

    8 Mart Dünya Kadınlar Günü

    Kadınlar ilkel zamanlardan bugüne dek daima üretimin sembolü olmuşlardır. Hayatın içinde aktif rol alan kadın mağara yaşamında göçebe toplumlarda çocuk bakımını üstlenmiştir, yerleşik hayatta tarımsal üretimde bulunmuştur, endüstriyel toplumlarda günümüzde ise ekonomik değer üreten bir konuma kadar gelmiştir. Şimdilerde kadın evini finanse eden, iş dünyasında statü sahibi olan, pek çok alanda yeniliklere imza atan, bir sürü projeye öncülük eden pozisyonlarda aktif olarak yer almaktadır. elbette bu aşamaya gelmek kolay olmamıştır, öncelikle kadının seçme ve seçilme hakkı elde etmesi, daha sonrasında iş hayatında erkeklerle eşit gelir düzeyine sahip olabilmesi uzunca yıllar almıştır. Kadın, verimlilik, üretkenlik, sevgi, şefkat, merhamet kelimelerinde anlam bulan içindeki bu duyguları çevresiyle çocuğuyla ailesiyle fazlaca paylaşandır. Yıllarca süregelen halen günümüzde de ses getiren kadına yönelik taciz, şiddet haberleri her defasında bizleri daha çok üzmekte ve bunun çaresini bulmaya itmektedir. Kadın erkek cinsiyetlerinin aralarındaki farklılıklar dikkat çekmektedir. Toplumun eğitimler aracılığı ile bu farklılıklar konusunda bilinçlenmesi gelecekte daha sağlıklı ilişkiler kurulmasını sağlayacaktır. Ben bu ilişkilerde ‘Sevgi” kavramının öneminden ve işlevinden bahsedeceğim. Böyle özel günlerde verdiğimiz değeri göstermek için özel planlar yaparız. Ancak sevgimizi ve değerimizi göstermek için yalnızca böyle özel günler değil her gün bizler için önemlidir. Sevmek ve sevilmek süreklilik arz eden bir durumdur.

    İşim gereği çiftlerle çalıştığım için sevgililerde ve eşlerde sevginin ifade edilişi ve anlaşılma biçimi arasındaki farklılıkları gözden geçiririz. Her ayrı çift terapisinde sevgi dilinin hayatımızdaki yerini şaşırarak fark ederiz. Nedir bu sevgi dili ? Ben burada kısaca değineceğim ama isteyen Gary Chapman’ın yazdığı ”Beş Sevgi Dili” kitabını satın alıp okuyabilir. Maslow’un İhtiyaçlar hiyerarşisinden bildiğimiz üzere, insan fizyolojik ihtiyaçlarını temin ettikten sonraki aşamada ait olma sevgi ve saygı ihtiyacını karşılama gereksinimi duyar. Evlenirken bireyler ne çok sevildiğini düşünür kendisini bu denli seven kişi ile hayatını mutlu mesut yaşayacağını hayal eder, bu motivasyonla evlilik kararı alır. Evlendikten sonra hayat tarzı değişen, birlikte aynı evi paylaşan ve farklı sorumluluklar üstlenen bireyler bu duruma uyum sağlamaya çalışırlar. Evlilik ile beraber karı-koca sistemi işlemeye başlar. Evliliğinin 4. ayında, 1. yılında terapiye başvuran çiftlerde artış gözlüyorum. Çiftlerin sevildiğini hissetmeme, sevgi ifadelerine yer vermede eksiklik gibi ortak şikayetleri oluyor.Evliliği ayakta tutan en temel duygulardan biri sevgidir,sevginin ifade edilişi ve algılanışı kişiden kişiye farklılık gösterir. Dolayısıyla çiftlerin eşlerinin sevgi dilinin ne olduğunu fark etmesi gerekir bunun için küçük bir dikkat yeterli olacaktır.Sevginin ne olduğunu ve sevgiyi ifade etmeyi küçük yaşlarda çocukluk döneminde ailemizden öğreniriz, bunun için sevgi dili kültürden kültüre göre değişiklikler gösterebilmektedir. İçinde sevginin yoğun olarak hissedildiği ilişkilerde de iletişim daha sağlıklı daha kaliteli daha doyurucudur. Sevginin dozu arttkça iletişim artmakta çatışma azalmaktadır. Böylece ilişkimize uzun yıllar sürmektedir.

    Sevgi dilinin ilki Takdir ve Onay cümleleridir. Örneğin; ”Seni Seviyorum” şeklinde sevginin eşe doğrudan ifade edilmesidir. Bunun yanı sıra işten gelen eşi güler yüzle karşılamak, yapılan yemeğin lezzetli olduğunu söylemek bunun için teşekkür etmek, eşe iyi bir anne iyi bir baba olduğunu söylemek, eşimizde gördüğümüz ve hayranlık duyduğumuz güçlü yönleri olduğunu söylemek, kadının erkeğe tamir içinde çok becerikli olduğunu; erkeğin kadına güzel göründüğünü, elbisesinin yakıştığını söylemesi gibi örnekler ile çoğaltılabilir.

    Diğer sevgi dili ise Birlikte Vakit Geçirmek; eşimize kendisi ile yürüyüş yapmayı teklif etmek onun tarafından sevgi ifadesi olarak algılanabilir. Bir akşam yemeğini dışarıda yemeyi , sinemaya gitmeyi, konsere gitmeyi teklif etmek alt metin olarak seninle vakit geçirmek istiyorum benim için değerlisin anlamını taşır.

    Sevgi dilinin bir diğeri ise Armağan Almak, eve giderken bir buket çiçek, bir takı, kıyafet, hediyelik bir eşya alıp vermek sevgimizi ifade edebileceğimiz somut adımlardan bir tanesidir. Bazı kadın danışanlarımın eşleri hakkında, ”Bana her gün seni seviyorum diyor, 15 yıldır evliyiz bir çiçek bile almadı, beni sevdiğini hissetmiyorum.” dediğine şahit olmuşumdur. Bu sevgi diline kadınlarda daha sık rastlanmaktadır.

    Dördüncü sevgi dili olan Hizmet Eylemleri de erkeklerin daha çok benimsediği sevgi dilidir. İşten gelen bir erkeğin evde eşi tarafından hazırlanmış güzel bir yemek masası onun için en büyük sevgi ifadesi olabilmektedir. Hasta olan eşe ilaç ve suyunu vermek, üşüyen eşe hırka getirmek, terliklerini vermek gibi eylemler bu sevgi diline örnektir. Bir kadın ev işleri yapan erkeğin ne kadar sevgi dolu olduğunu eşine değer verdiğini söylediğinde o kadının sevgi dilinin hizmet eylemleri olduğunu düşünebiliriz.

    Son olarak da Tensel Temas olan sevgi dili içinde dokunmayı barındırır. Kadınların sevgi dilleri sıralamasında birinci ve ikinci kategori arasında yarıştığını söyleyebilirim. Eşe sarılmak, elini tutmak, omzuna yaslanmak, kol kola girmek, öpmek gibi eylemler dokunsal yoldan sevginin ifadesi olarak eşler için önem arz etmektedir.

    Tüm bu ifade biçimleri çiftlerin zaman zaman yer verdiği eylemlerdir ancak bu eylemlerin devamlılığı ilişkinin dinamiği için önem taşımaktadır. Sevginin hissedildiği ve hissettirildiği ilişkilerde mutlu kadın ve erkekler olmak dileğiyle sevgilerimle,

    Bir sonraki ”İletişim’ konulu yazımda görüşmek üzere..

  • Vitamin gereksinimi, kullanımı ve vitamin eksikliğine bağlı hastalıklar

    *Vitaminler niçin vücudumuz için gereklidir?

    Vitaminler vücuttaki temel biyokimyasal tepkimelerin işleyebilmesi için gereklidir.Organizmanın normal fonksiyonları,büyüme-gelişme,doku onarımı için vitaminlere ihtiyaç vardır.

    Yetişkin ve çocukların günlük vitamin ihtiyaçları ne kadardır? Bu miktardan fazla almanın bir yararı var mıdır?

    Vitamin A :erkeklerde 1000,kadınlarda 800mikrogram

    Vitamin B1:erkeklerde 1,2-1,5 mg,kadınlarda 1-1,1 mg

    Vitamin B2: erkeklerde 1,3 mg,kadınlarda 1,1 mg

    Vitamin B3:erkeklerde 16 mg,kadınlarda 14 mg

    Vitamin B5 :Pantotenik asit:erkek ve kadınlarda 5 mg

    Vitamin B6: erkeklerde 1,7 mg kadınlarda 1,5 mg

    Vitamin B12: erkek ve kadınlarda 2,4 mikrogram

    Vitamin C:erkeklerde 90, kadınlarda 75 mg

    Vitamin D :erkek ve kadınlarda 5-10 mikrogram

    Vitamin E: erkeklerde 10 mg,kadınlarda 8 mg

    Vitamin K:erkek ve kadınlarda 70 mikrogram

    Pantotenik asit:erkek ve kadınlarda 5 mg

    Bu miktarlardan fazla alınmasının bir yararı yoktur.Aşırı miktarda alımlar toksik etki yapabilir.

    Hangi gıda hangi vitaminler açısından zengindir?

    Vitamin A:Karaciğer,balık,yumurta,süt,koyu yeşil sebzeler,koyu renkli meyvelerde bulunur.

    Vitamin B1:Baklagiller,kırmızı et,işlenmemiş tahıl ürünleri,fındık

    Vitamin B2:Süt ve süt ürünleri,tahıllar,balık,yumurta,karnabahar,baklagiller

    Vitamin B3: Süt ürünleri,balık,yumurta,fındık,kümes hayvanları

    Pantotenik asit:Karaciğer yumurta sarısı sebzeler

    Vitamin B6: Baklagiller,fındık,buğday kepeği,et,tavuk,muz,patates,kavun,ıspanak

    Vitamin B12:Süt ürünleri,alabalık,somon,kırmızı et,tavuk,yulaf ezmesi

    Vitamin C:Turunçgiller,yeşil sebzeler,domates,patates

    Vitamin D:Süt,yumurta,margarin,somon,yulaf ezmesi

    Vitamin E:Ayçiçek yağı,bugday tohumu yağı,fındık,badem,et,zeytin yağı

    Vitamin K:Yeşil yapraklı sebzeler,tereyağı,margarin,karaciğer,süt,kırmızı et,kahve,armut

    Sürekli vitamin almak doğru mudur?

    Vitamin eksikliğine yol açan bir hastalık ya da yetersiz gıda alımı,beslenme bozukluğu gibi bir durum yoksa sürekli vitamin alınmasına gerek yoktur.

    Bazı vitaminlerin fazla alınması vücutta toksik etkiye ve hastalığa neden olur.

    Vitaminin eksiklikleri nelere yol açar?

    Vitamin eksikliği,eksik olan vitaminin vücutta rol aldığı fonksiyonların bozulmasına neden olur.

    Vitamin A eksikliğinde gece körlüğü,deri lezyonları,göz kuruluğu,çocuklarda enfeksiyonlara eğilim görülür.

    Vitamin B1 eksikliğinde kalp ve sinir sistemi bozuklukları,B2 eksikliğinde ağız ve deride yaralar,B3 eksikliğinde ağızda yaralar,cilt döküntüleri,depresyon,nöbetler,karın ağrısı,ishal,B5 eksikliğinde ayaklarda yanma,kronik yorgunluk,depresyon ve huzursuzluk,baş ağrısı karın ağrısı,enfeksiyonlara eğilim,B6 eksikliğinde cilt lezyonları,ağız ve dilde yaralar,depresyon,yaygın güçsüzlük,bebeklerde ishal,nöbetler ve kansızlık,B12 eksikliğinde kansızlık,el ve ayaklarda uyuşma,denge kaybı,hafıza kaybı,huzursuzluk,depresyon,halüsinasyon,tansiyon düşüklüğü görülür.

    Vitamin C eksikliğinde skorbüt denilen hastalık gelişir.Skorbüt belirtileri cilt içine,eklem aralığına,karın boşluğuna kanama,diş eti kanamasıdır.Halsizlik,güçsüzlük,depresyon,çocuklarda kemik gelişim bozukluğu görülebilir.

    Vitamin D eksikliğinde raşitizm ve osteomalazi denilen kemik gelişimi ile ilgili bozukluklar meydana gelir.

    Vitamin E eksikliğinde nörolojik bozukluklar, hemolitik anemi,bağışıklık sisteminde zayıflama,katarakt ve retina dejenerasyonu oluşur.

    Vitamin K eksikliğinde kolay kanama ve kanamaya ait bulgular gözlenir.

    Çocuklarda vitamin eksikliğinin belirtileri nelerdir?

    Vitamin eksikliği belirtileri eksik olan vitaminin vücutta oynadığı role göre değişir.Çocuklarda büyüme gelişme geriliği halsizlik davranış bozukluğu infeksiyonlara eğilim görülebilir.

    Yetişkinlerde vitamin eksikliği nasıl anlaşılır?

    Yetişkinlerde vitamin eksikliği kendisini en çok vitamin eksikliğine bağlı gelişen anemi sonucu halsizlik yorgunluk ile belli eder.Bunun yanı sıra saç dökülmesi,ağız ve dilde tekrarlayan yaralar,kas güçsüzlüğü,kilo kaybı,el ve ayaklarda uyuşma,unutkanlık,sinirlilik gibi belirtiler görülür.

    Vitaminlerin tamamını beslenerek almak mümkün müdür?
    Gıda emilim bozukluğu yoksa vitaminlerin beslenme yoluyla alınması mümkündür.Ancak Vitamin D için güneş ışığı gereklidir.Vücuttaki vitamin D oluşumu güneş ışığına yanıt olarak gerçekleşir

    Besinlerin vitaminlerinden daha iyi yararlanabilmek için ipuçları nelerdir?

    Vitaminler suda ve yağda eriyenler olmak üzere 2 gruptur.B vitaminleri ve C vitamini suda ,A,D,E,K vitaminleri yağda erir.Yağda eriyen vitaminleri içeren gıdaların bir miktar yağ ile alınması vitamin emilimini arttırır.Gıdalar ile birlikte fazla miktarda tüketilen çay kahve alkol vitamin emilimini azaltır.Sebze ve meyveleri taze olarak tüketmek,tahılları işlenmemiş olarak kullanmak vitaminlerden daha fazla yararlanmayı sağlar.

    Vitamin desteği yapılması gereken durumlar nelerdir?

    Besinlerle alınan vitaminlerin kana geçmesine engel olan emilim bozukluğu hastalıklarında,mide –barsak ameliyatı geçirenlerde,alkolizmde,kanserlerde,hemodializ hastalarında,beslenme sorunu olan yaşlılarda,gebelerde ,vejeteryan beslenenlerde,zayıflama rejimi yapanlarda vitamin desteği yapılmalıdır.

    İhtiyaç olmadığı halde vitamin alınmasının zararı var mıdır?
    Özellikle yağda eriyen vitaminlerin fazla alınması toksik etkilere neden olur.Bu yüzden gereksiz vitamin kullanılmamalıdır.

    Hangi vitaminlerin fazla alınması sağlık için risk oluşturur?

    Yağda eriyen vitaminlerin fazla alınması vücutta bazı zararlı etkilere neden olabilir.
    A vitamini fazlalığı kafa içi basınç artışı,karaciğer hastalığı,gebelerde düşüklere ve bebekte anomalilere yol açabilir.D vitamini fazlalığı kabızlık iştahsızlık bulantı böbrek yetmezliği yapabilir.K vitamini fazlalığı karaciğer hasarına neden olabilir.
    Vitaminlerin etkin bir şekilde emilmesi için nasıl kullanılması-tüketilmesi gerekir?
    Yağda eriyen vitamin içeren gıdaların bir miktar yağ ile alınmaları gerekir.Suda eriyen vitaminleri içeren gıdalar bu vitaminler ısı ışık alkali ortamlara duyarlı olmaları nedeniyle taze ve bekletilmeden,fazla işlemden geçirilmeden tüketilmeleri yararlanımı arttırır.
    Hangi gıdaların hangi vitaminlerle birlikte alınmaması gerekir?
    Çay kahve alkol tüketimi vitamin emilimini azaltır.
    Vitamin eksikliklerinden kaynaklanan hastalıklar var mıdır?

    Vitamin eksikliğine bağlı hastalıklar:Skorbüt,Raşitizm,Osteomalazi,Beriberi,Pellegra,Pernisiyöz anemi

    Skorbüt:C vitamini eksikliği ile gelişir.Halsizlik kemik ağrıları deri ve diş etlerinde kanamalar enfeksiyonlara eğilim ile seyreder.

    Raşitizim:D vitamini eksikliğinin çocuklarda ortaya çıkan şeklidir.Çocuklarda kemik gelişiminde bozukluk,huzursuzluk,aşırı terleme,karın şişliği ishaller,diş çıkmasının gecikmesi ,kas güçsüzlüğü görülür.

    Osteomalazi:D vitamini eksikliğinin erişkinlerde görülen şeklidir.En önemli belirtisi bel kalça ve bacak ağrılarıdır.

    Beriberi:B1 vitamin eksikliği ile oluşur.İştahsızlık güçsüzlük ödem kalp büyümesi sinir sisteminde bozukluk meydana gelir.

    Pellegra:B3 vitamin (niasin) eksikliği ile gelişir.Deri lezyonları,ishal ve nörolojik bozukluk(demans) görülür.

    Pernisiyöz anemi:B12 eksikliği ile ortaya çıkan bir kansızlık tablosudur.Nörolojik belirtiler eşlik eder.

    Mevsimlere göre kullanacağımız vitaminler farklılaşır mı?

    Vitamin desteği almak vitamin eksikliğini ortaya çıkaran durumun varlığı ve ciddiyeti ile ilgilidir.Dolayısıyla mevsimsel değişiklik göstermez.Ancak belirgin kanıt olmasa da kış aylarında C vitamini tüketiminin infeksiyonlara karşı koruyucu ve iyileşmeyi hızlandırıcı olduğu düşünülmektedir.

  • Bağımlılık Hakkında

    Bağımlılık Hakkında

    Bulunduğum bütün topluluklarda bağımlılık nedir diye sorduğumda genellikle duyguyükü olumsuz yanıtlar alırım. Bunlardan birkaçını; müptezellik, zayıflık, sıkışma hali, vazgeçememek, tutsaklık, yapışmak, suçluluk, değersizlik, yetersizlik, tiryakilik vb. olarak sıralayabilirim. Peki bu kadar negatif düşünce uyandıran bir toplum algısı içinde yaşarken, bağımlı bir insana ayrımcı bir tutumla yaklaşmamak mümkün müdür?

    Toplumlar öjenik bir bakış açısıyla uzun süreler boyunca bağımlı insanlara karşı, dozajı değişkenlik göstermekle birlikte, ayrımcı politikalar uygulamıştır. Bu politikaların içinde yaşamları elinden alınan veya toplumdan tecrit edilerek uzak mekanlarda yaşamaları zorunlu tutulan insanlar da bulunmaktadır. Son yüzyılda yaşanan gelişmeler ve araştırmalarla birlikte bağımlılığın daha net tanımı yapılabilmektedir. Daha sağlıklı bakış açıları ve tedavi yöntemlerine kapı aralayan ekoller ile birlikte bağımlılığın toplum içinde algılandığı tarifi de değişmeye başlamıştır.

    Peki Nedir Bağımlılık?

    Bağımlılık insanların kendilerini iyi etme çabaları neticesinde karşılaştığı bir sonuçtur. Kişiler kendilerini mutlu eden ve içindeki boşluğu doldurmaya başlayan bir durum, eylem, madde, kişi vb karşılaştığında bunu tekrarlamak isterler. Bu tekrarlar bir süre sonra beyinde bazı mekanizmaların düzensiz çalışmalarına sebep olabilir. Hastalık oluşmaya başlar ve aşamalı olarak ilerler. Bağımlılık biyolojik, psikolojik ve genetik faktörlerin etkilediği kronik bir beyin hastalığıdır. Her birey içinde yaşadığı kültür ve sosyal yaşam şartlarından etkilenir. Bağımlılık bu koşullardan ayrı düşünülemez. Çok katmanlıdır. Şeker hastalığı veya tansiyon hastalığı ile benzer motifte düşünülebilir. Tamamen iyileşmez ama bazı yaşamsal şartlara ve yapılması gerekenlere dikkat edildiğinde düzelebilir. Genellikle disfonksiyonel aile yapıları içinde oluşmaya başlar. İlerleme hızı her bir birey için farklı süreler içerebilir.Olgusal(Davranışsal) ve Maddesel olmak üzere iki düzlemde incelenir. Birkaç çeşidi mevcuttur. Ancak hangi bağımlılık türü olursa olsun kişilerin yaşam kalitelerini ve akışını doğrudan etkileyebilecek güçte bir hastalıktır.

  • Gıda zehirlenmeleri

    · Gıda zehirlenmesinin sebepleri nelerdir?

    Gıda zehirlenmeleri yaygın görülen,genellikle hafif seyreden ancak bazı durumlarda ölümcül olabilen hastalıklardır.

    Bakteri üremesi,bakterilerin ürettiği toksinler(zehirler),besinlere dışarıdan bulaşan zehirli maddeler ya da içeriğinde doğal toksin bulunan besinlerin yenmesi ile oluşur.

    · Gıda zehirlenmesi belirtileri nelerdir?

    Tipik belirtileri bulantı kusma ishal karın ağrısı ve ateşdir.

    Belirtiler besin tüketimini takiben 30 dk ile 72 saat arasında başlar.

    Belirtiler ve ortaya çıkış süresi besini kontamine eden etkene, yenilen miktara,kişinin duyarlılığına bağlı olarak değişir

    · Gıda zehirlenmesi ne gibi tehlikeli durumlara yol açar?

    Gıda zehirlenmeleri genellikle hafif seyreder ve kısa sürelidir.Ancak küçük çocuklar,bebekler,yaşlılar,gebeler ve bağışıklık sistemi zayıflamış kişilerde ağır seyredebilir.İshal ve kusma ile oluşan su ve tuz kaybı özellikle bu kişilerde ağır klinik tablolara yol açabilir.Şok ve ölüme neden olabilir.

    · Gıda zehirlenmesinden şüphelenen bir kişinin yapması gerekenler nelerdir?

    İshal bulantı kusma belirtilerinin ortaya çıkması ile gıda zehirlenmesinden şüphe ediliyorsa öncelikle zehirlenmeye neden olan etkenin vücuttan atılımını sağlayan kusma ya da ishal önleyici girişimlerde bulunulmamalıdır.

    İshal ve kusma ile kaybedilen sıvı ve tuz kaybının karşılanması önemlidir.Bu nedenle yeterli sıvı alımı sağlanmalıdır.

    Belirtilerin şiddetinin artması,bulantı nedeniyle yetersiz sıvı ve gıda alımı,kanlı ishal,yüksek ateş gibi durumların görülmesi halinde doktora başvurulmalıdır.

    · Gıda zehirlenmesinin tedavisi nasıl olmalı?

    Tedavide en önemli nokta sıvı ve tuz kaybının karşılanmasıdır.

    Kısa süreli(24 saatten az süren) ve az sıklıkta olan kusma ve ishallerde evde bakım yapılabilir.Bol miktarda sıvı tüketilmeli (küçük ve sık yudumlar almak bulantı sırasında su kaybını karşılamak için en iyi yoldur).Kafein alkol ve şeker içeren sıvılardan kaçınılmalı.Bulantının azalması ile yavaş yavaş gıda alımına başlanabilir.Öncelikle patates,pirinç,beyaz ekmek,yağsız et ve tavuk ile başlanmalıdır.

    İshal ve kusmanın şiddetli olduğu ,bulantı nedeniyle sıvı kaybının ağızdan yeterince karşılanamadığı durumlarda damardan sıvı verilmesi gerekebilir.Bu hastalarda hastanede gözlem ihtiyacı vardır. Çocuklarda özellikle hastanede gözlem önemlidir.

    · Gıda zehirlenmesinden korunmak için nelere dikkat edilmeli? (Evde dikkat edilmesi gerekenler, marketlerde alışveriş sırasında dikkat edilmesi gerekenler, dışarıda açık alınmaması gereken gıdalara örnekler vb)

    Alışverişte dikkat edilmesi gerekenler:

    -Alışveriş sırasında ürünlerin son kullanım tarihleri kontrol edilmeli

    -Dondurulmuş gıdalar alışverişin en sonunda alınmalı ve bekletmeden eve getirilmeli.Sızıntı yapmış,yırtılmış paketler alınmamalı.İçinde buz parçaları olmamalı

    -Çiğ et ve kümes ürünleri diğer gıdalardan ayrı tutulmalı

    -Pastörize edilmemiş süt ve süt ürünleri kullanılmamalı,açık olarak satılan süt peynir yoğurt alınmamalı

    -Yumurta alırken kabuğunun kırık çatlak kirli olmamasına dikkat edilmeli,yumurta kullanılmadan önce yıkanmalı

    Evde saklama ve pişirme sırasında dikkat edilmesi gerekenler

    – El temizliğine dikkat edilmeli,özellikle tuvalet sonrası el hijyenine önem verilmeli

    -Sebze ve meyveler bol suyla yıkanmalı

    -Güvenilir içme suyu kullanılmalı

    -Besinler buzdolabında saklanmalı,buzdolabı ısısı 4 derece,dondurucu -18 derece olmalı

    -Çiğ et balık ve tavuk buzdolabının en soğuk bölümünde saklanmalı

    -Tahıllar ve kurubaklagiller nemli ve sıcak ortamlarda saklanmamalı

    – Sıcak yiyecekler sıcak soğuk yiyecekler soğuk tutulmalı

    -Çiğ et ve kümes hayvanı ürünlerine dokunduktan sonra eller iyice yıkanmalı

    -Çiğ etler kesildikten sonra kullanılan kesme tahtası bıçak ve mutfak tezgahı dezenfekte edilmeli

    – Kıyma ve kıyma içeren ürünlerin iyi pişmesi sağlanmalı

    -Yemek pişirme ısısı bakteriyel etkenlerin ölmesi için 65 derecenin üzerinde olmalı

    -Pirinçli gıdalar günlük olarak hazırlanmalı ve bekletilmemeli

    – Yemekler tüketilmeye yakın zamanda pişirilmeli,hemen tüketilmeyecekse hızla soğutup buzdolabına kaldırılmalı,yeniden ısıtma işlemi sık tekrarlanmamalı

    – Dondurulmuş gıdalar uygun koşullarda çözdürülmeli (buzdolabı ısısında,soğuk suda ya da mikrodalga ile)

    – Pişmiş yemekler,oda sıcaklığında 2 saatten (yaz aylarında 1 saat) fazla bekletilmemeli

    · En çok hangi gıdalar zehirlenmeye yol açıyor?

    Protein içeriği yüksek olan gıdalarda bakteri üremesi kolaylaşır.Bu nedenle en sık et tavuk balık süt ve süt ürünleri yumurta ve yumurta içeren gıdalar zehirlenmeye neden olur.

    · Yazın daha sık görülüyor denebilir mi? Öyleyse sebebi nedir?

    Bakteriler sıcak ve nemli ortamlarda daha kolay ürerler.Bu nedenle yaz aylarında sıcaklık ve nemin artmasıyla besinlerde bakteri üremesi kolaylaşır.Besin zehirlenmeleri bu aylarda daha sık görülür.

    · Buzlar nasıl gıda zehirlenmelerine yol açar?

    Bakterilerin en iyi üredikleri sıcaklık aralığı 5-65 derece arasıdır.Besinlerin dondurulması bakterileri öldürmez ancak üremelerini durdurur.Uygun koşullarda ve temiz sulardan hazırlanmayan buzlar içindeki üremeleri durmuş ancak ölmemiş bakteriler buzların çözünmesi ile etkin hale geçebilir ve hastalık oluşturabilir.

    · Yiyecek ve içeceklerin dışında gıda zehirlenmesine neler sebep olabilir?

    Gıdalarda oluşan bakteriel üreme ya da bakteri toksinlerinin neden olduğu zehirlenmeler dışında besinlere bulaşan kimyasal maddeler,doğal besin toksinleri,uygun olmayan saklama koşullarından kaynaklanan zehirli maddelerin çözünmesiyle besine bulaşması sonucu da zehirlemeler görülebilir.

    Tarım ilaçları,gıdaların bakır,aluminyum,kurşun ya da boyalı plastik kaplarda bekletilmesi,içeriğinde doğal toksin bulunduran bazı besin türleri (mantar,bal,filizlenmiş patates gibi) bu tür zehirlenmelere yol açar.

    · Gıdaları görüntü, koku ya da tatlarında bir değişiklik olmadan da zehirlenmelere yol açabilir mi?

    Bakteriler gözle görülmez,kokusu ya da tatları yoktur.Dolayısıyla uygun koşulları bulduklarında hızla üreyebildiklerinden gıdanın görüntü koku ve tadında değişiklik olmadan da zehirlenmeler oluşabilir.Ayrıca üretim ve taşıma sırasında da kontaminasyon olabilir.

    · Aynı gıdayı tüketen herkes zehirlenir mi?

    Tüketilen gıda ile alınan bakteri ya da toksin miktarı aynı ise gıdayı tüketen herkes belirti verebilir. Ancak belirtilerin şiddeti kişinin tükettiği miktara, bakteri ya da toksine gösterdiği duyarlılığa göre değişebilir.

    · Hangi bakteriler gıda zehirlenmesine yol açar, bu bakteriler hangi yiyeceklerde bulunur?

    Gıda zehirlenmesine en sık yol açan bakteriler: Salmonella, Clostridium perfringens, Escherichia Coli, Campylobacter jejuniListeria monocytogenes, Shigella,Stafilokokkus aereus, Clostridium botulinum, Bacillus cereus, Vibrio cholera, Vibrio parahemoliticus

    Salmonella,en sık kümes hayvanlarının barsaklarında bulunur.İyi pişirilmemiş tavuk eti,yumurta ,pastörize edilmemiş süt ile bulaşır.

    E.Coli:İnsan ve hayvan barsaklarında bulunur.Çiğ et ve pastörize edilmemiş süt,dışkı ile kontamine olmuş sular,bu sular ile sulanmış meyve ve sebzelerden bulaşır.

    Clostridim Pefringens:İnsan ve hayvan barsaklarında,toprakta,dışkı ile kirlenmiş sularda bulunur. Et, et suyu, kümes hayvanları ile bulaşır

    Listeria monocytogenes: Donma derecesine yakın sıcaklıklarda bile üreyebilen bir bakteridir. Çiğ et ve tavuk, dondurulmuş gıdalar, krema ve peynirden bulaşabilir.

    Shigella: İnsan ve hayvan dışkısında bulunur. Kontamine olmuş sular ve bu sularla yıkanmış yiyecekler, tavuk ve balıktan bulaşır.

    Campylobacter: Hayvan dışkısında bulunur. Kontamine sular, kümes hayvanı ürünleri,süt ile bulaşır.

    Stafilokok aereus:Toksin üreterek zehirlenmelere neden olur.Özellikler kremalı gıdalar,süt ürünleri,salatalar,tatlılar,çiğ et ve kümes ürünlerinde ürer.

    Clostridium botulinum:Toprakta,kaynak sularında ve deniz suyunda bulunur.Özellikle konserve gıdalar ile bulaşır.

    Bacillus cereus:Toprak ve birçok bitkide bulunur.Özellikle pirinç,makarna,sütlü tatlılar,kremalar ile bulaşır.

    Vibrio cholera:Kontamine sular ile bulaşır

    Vibrio parahemoliticus:Kontamine deniz suyu ve çiğ ya da az pişmiş deniz ürünleri ile bulaşır.

  • Bağımlılık Çeşitleri

    Bağımlılık Çeşitleri

    Yaşam içerisinde bağımlılık, dendiği zaman çoğunlukla akla ilk alkol ve madde bağımlılığı gelmektedir. Oysaki bağımlılık Olgusal( Davranışsal) ve Maddesel olmak üzere iki düzlemde incelenmektedir. Kumar bağımlılığı, yeme bağımlılığı, insan bağımlılığı, spor bağımlılığı, teknoloji bağımlılığı, öfke bağımlılığı, alışveriş bağımlılığı ve işkolizm olgusal bağımlılıklardandır. Kimyasal ve sentetik maddelerin kullanımı sonucu oluşan bağımlılıklarda kişiler, kullanılan maddelerin yol açtığı tepkimeler sonucu salgıladıkları kendi hormonlarına (peptit) bağımlı olurlar. Davranışsal bağımlılıklarda ise kullanılan araç bazen bir gıda, bazen bir insan, bazen bir bilgisayar olabilmektedir. Örneğin yeme bağımlılığında kişi sakinleşme ihtiyacı duyduğunda kontrolsüzce karbonhidrat tüketebilir veya kumar bağımlısı bir kişi; kazansa da kaybetse de bahis yapmaya devam edebilir. Çeşidi her ne olursa olsun bağımlı bireylerde ortaklaşan davranış kalıpları mevcuttur. Bunlar;

    Arzu edilenden fazlasını istemek

    Bağımlı davranışı durdurmaya çalışmak

    Aktif yaşam içinde bağımlı davranışı için uzun zaman harcamak

    Bağımlı davranışı için bir şeylerden vazgeçmek

    Bağımlı davranışı başkalarını incitse bile devam etmek

    Aynı etkiyi yakalamaya çalışmak

    Yoksunluk sendromu yaşamak

    Yoksunluğu bertaraf etmeye çalışmak olarak sıralanabilir.

    Bağımlılık kronik bir beyin hastalığıdır ve zaman içerisinde beynin işleyişini değiştirir. Beyin değişen işleyişi normal süreciymiş gibi kabul eder. Artık bağımlı davranışın tekrarlanması için komutlar vermeye başlayabilir. Kişiler bağımlı davranışını gerçekleştiremediklerinde yoksunluk yaşayabilirler. Bir süre sonra yoksunluk bağımlı kişi için acıkan bir insanın yemek arama ihtiyacı ile benzer bir motif taşımaya başlar. Her ne kadar bağımlılıklar belli başlıklarda sıralansa da her insanın salgıladığı hormon kendine özel olduğu için her bir bağımlı birey kendine özel tanıya sahiptir.

  • Diabet hipertansiyon hiperlipidemi

    Doğuştan itibaren genetik olarak taşıdığımız bedensel özelliklerin yanı sıra yaş ile birlikte metabolizmada değişimler meydana gelir.Beslenme alışkanlıkları,çalışma şekli,stres,tüketilen gıdalar,sigara-alkol kullanımı,kilo artışı,aktif ya da inaktif yaşam düzeni gibi faktörler metabolizma üzerine etkilidir.

    Son yıllarda giderek artan diabet (şeker hastalığı) hiperlipidemi(kan yağları yüksekliği) hipertansiyon (kan basıncı yüksekliği) ve bunların sonucu olarak ortaya çıkan kalp ve beyin damarı hastalıkları en önemli ölüm nedenleri olarak sayılmaktadır.Bu nedenle ani ölümleri ve olası kronik hastalıkların gelişimini önlemek için bu metabolik değerlerin düzenli takibi büyük önem taşır.

    Diabetes mellitus şeker hastalığı olarak bilinir.Kan şekerinin düzenlenmesini sağlayan insülin hormonunun vücutta hiç olmaması ya da pankreastan salınımında bir bozukluk olması sonucu ortaya çıkar.Genetik tip olarak bilinen Tip 1 diabette pankreas hiç insülin salgılamaz,hastalara dışarıdan insülin verilmesi şarttır.Bu tip daha çok erken yaşlarda ortaya çıkar.Tip 2 diabet ise genetik özellikli olmayan ve kilo artışı ile ortaya çıkan formdur.Kilo artışı,buna bağlı vücuttaki yağ kitlesinin artması ile gelişen insülin direnci ile ilişkilidir.Bu formda vücutta insülin vardır ancak hücre içine giremez ve şekeri düşürücü etki yapamaz.

    Diabet hastalığı vücudun tüm sistemlerini etkileyen bir hastalıktır.Özellikle yol açtığı komplikasyon denilen durumlarda böbrek yetmezliği,görme kaybı,kalp damar yetmezliği gibi önemli sonuçlara neden olur.

    Açlık kan şekeri normal düzeyi 100mg/dl dir.Yılda en az bir kez kan şekeri ölçümü yapılması gerekir.

    Ağız kuruluğu,sık idrara çıkma,çok su içme,kilo artışı,kilo vermekte zorlanma gibi belirtiler varsa kan şekeri ve insülin değerlerinin açlık ve tokluk olarak bakılması önemlidir.

    Hipertansiyon kan basıncının yüksek olmasıdır.İdeal kan basıncı 120/80 mm/Hg olarak belirlenmiştir.Yüksek kan basıncı kalp ile ilgili ani ölümler,beyin kanaması,inme gibi çok önemli akut sonuçlara neden olabildiği gibi,uzun dönemde kalp ve böbrek yetmezliğine yol açabilir.

    Kan basıncında yükselme çoğu kez baş ağrısı görmede bulanıklaşma gibi belirtiler verebilirse de belirti vermeyen ani yükselmeler ölümcül durumlara neden olabilir.Bu nedenle kan basıncının düzenli olarak kontrol edilmesi özellikle ailesinde hipertansiyon,inme,ani kalp ölümü olan kişiler için oldukça önemlidir.

    Hiperlipidemi kan yağlarının yüksek olması durumudur.Kolesterol vücutta da yapılan özellikle hormonların yapımında yer alan bir maddedir.Ayrıca yenilen gıdalarla da alınır.Bazı ailelerde vücutta kolesterol yapımı ile görevli enzimlerde oluşan bozukluk nedeniyle genetik olarak kolesterol yüksekliği görülebilir.Bu kişilerde kalp damar hastalığı riski yüksektir.Kolesterol yüksekliği ile ilgili daha sık görülen durum ise yaşam ve beslenme şekline bağlı olarak gelişen yüksekliktir.Kolesterol içerikli gıdalardan zengin beslenme,hareket azlığı,düzenli egzersiz yapmamak en önemli nedenlerdir.

    Kolesterol tetkiklerinin yılda bir kez bakılması,kolesterol yüksekliği olan ya da eğilimi olan kişilerde 3 ayda bir tekrar edilmesi gerekir.Özellikle kötü kolesterol olarak bilinen LDL ve iyi kolesterol olarak bilinen HDL değerlerinin istenilen düzeylerde olması kalp ve damar hastalıklarından korunmak için önem taşır.Kan yağlarının yüksek olması damar tıkanıklığına neden olur ki bu da ilgili organın fonksiyonlarını bozar.Özellikle diabet ve hipertansiyon varlığında gelişen hiperlipidemi zaten şeker hastalığı ve yüksek kan basıncı zemininde hasar görmüş damarın bir de yüksek yağ içeriğine maruz kalması ile tıkanmasını kolaylaştırır.HDL kolesterol 40 g/dl ve üzeri olmalı, LDL kolesterol ise 100g/dl altında olmalıdır.

    Tüm bu metabolik değerlendirmelerin düzenli aralıklar ile yapılması pek çok kronik hastalık gelişimini belirtiler çıkmadan önleyecek,ani gelişebilecek ölümcül durumları ortadan kaldıracaktır.

  • Doğru Eş Seçimi

    Doğru Eş Seçimi

    İnsanın hayatında eş seçimi çok önemli bir yere sahiptir. Çünkü insanlar hayatlarının yarısını hatta bazen yarısında fazlasını evli geçirmektedir. Eş seçimi de bu evliliği olumlu ve olumsuz yönde etkileyen çok önemli bir faktördür. Eş seçimi birçok yönden karmaşık bir durum olabilir.     

        İlişkilerde eş seçiminin doğru olabilmesi için kişilerin ilişkiye karşı gerçekçi beklentiler içinde olmaları gereklidir. Her zaman tam uyumlu çiftlerin birbirlerini bulması mümkün olmasa bile en azından çiftlerin ortak ilgi alanlarına sahip olmaları ilişkinin sürdürülebilirliğini olumlu yönde etkilemektedir. Araştırmalara göre insanlardan potansiyel bir partnerde en önemli nitelikleri listelemeleri istendiğinde, nezaket, fiziksel çekicilik, heyecan verici bir kişilik ve kazanç potansiyeli listenin başında yer alır. Fakat bir ilişki içinde bulunduğunuzda, bunlar dışında başka şeyler daha önemli hale gelir. Yapılan diğer araştırmalarda,  ilişkilerde sıcaklık ve sadakat ideallerini yerine getirenlerin ilişkilerinden daha memnun olduklarını bulunmuştur. Diğer yandan fiziksel çekicilik, heyecan, maddi olanakların elverişliliği genel memnuniyetle daha az ilişkilidir.

        İlişkilerde bir diğer aranan özellik ise çiftler arasındaki benzerliktir. Araştırmalar, özellikle benzer tutum, zevkler ve değerler paylaşan insanların birbirlerine daha fazla ilgi duyduğunu ve daha mutlu olduğunu göstermektedir. Benzer ilgi alanları ve zevkleri olan eşlerin evlilikten de doyum alma olasılıkları daha yüksek ve boşanma olasılığı daha düşüktür. Uzun süreli bir ilişki için eş seçiminde bir diğer önemli özellik ise sorumluluk sahibi olmaktır. Sorumluluk sahibi olan kişiler, kurallara uyma eğiliminde oldukları ve daha iyi organize oldukları için bu özelliklerini ilişkilerinde yansıtırlar bu da kişilerin daha güvenilir olmasını sağlamaktadır. Sonuncu ama en önemli özelliğe baktığımızda ise duygusal stabilitedir. Birisi ile birlikte yaşamayı zorlaştıran özelliklere bakıldığında, karamsarlık, endişeli olma hali ve öfke en önemlileridir. Duygularını yönetmekte zorluk yaşayan kişilerin diğerleri ile olumsuz ve tartışmalı etkileşime girme olasılıkları çok daha yüksektir. Ayrıca bu kişiler, daha kıskanç ve daha az bağışlayıcı olma eğilimindedirler. Bu da ilişkinin gidişatını olumsuz yönde etkilemektedir.

        Sonuç olarak ilişkilerde önemli olan dengeli bir ilişki kurabilmektir. Eşlerin birbirlerinin özelliklerini bilmeleri ve karşılıklı beklentilerini konuşmaları gerekir. İlişkilerde yaşanan anlaşmazlıklardan kaçınmak yerine, çiftlerin konular üzerinde konuşarak, birbirlerinin hatalarını kabul edip uzlaşmalı bir tutum içinde olmaları ilişkinin daha sağlıklı ilerlemesini sağlayacaktır.