Blog

  • Yalnızca yiyecekler değil kozmetikler de hasta edebilir

    Karın ağrısı, şişkinlik ve kilo alamamak gibi masum şikayetlerle kendini belli eden çölyak hastalığı genellikle farklı hastalıklarla karıştırılıyor. Buğday, arpa, çavdar ve yulaf gibi tahıllarda bulunan glüten proteininden uzak durarak beslenmek, çölyak hastalığının tek tedavisi olarak biliniyor.

    Alerji ömür boyu devam eder

    Glüten enteropatisi yani çölyak hastalığı ince bağırsağın glüten proteinine karşı ömür boyu gösterdiği bir alerjidir. Çölyak hastalığı, yaşam boyu devam eden bir gıda alerjisi olarak bilinmektedir. Vücudun verdiği tepki neticesinde 12 parmak bağırsak yapısı bozulmakta ve ince bağırsağın özellikle başlangıç kısmı normal yeteneğini kaybetmektedir. Dolayısıyla kişiler bu noktada gelişmesi gereken emilim faaliyetlerinden yoksun kalmaktadır.

    Bu belirtiler varsa siz de çölyak olabilirsiniz

    Çölyak hastalığı farklı yaşlarda ortaya çıkabilmektedir. Çocukluk yaşlarında ortaya çıkabileceği gibi ilerleyen dönemlerde de kendini gösterebilmektedir. Hastalığın çok hafif ilerlemesi ve belirtilerin farklı rahatsızlıklarla karıştırılması teşhisin ileri yaşlarda konulmasına neden olabilmektedir. Çocukluk döneminde en bilinen belirtisi büyüme geriliği olan çölyak hastalığı;

    · Karın bölgesinde öne doğru şişkinlik

    · Yaşa göre kilo azlığı

    · Kas zayıflığı ve kansızlık

    · Gaz şikayetleri ve dışkıda anormallik

    · Kusma, halsizlik ve iştahsızlık

    · Ağız içinde oluşan aftlar

    · Eklem ve kemik ağrıları

    · Sinirlilik

    · Ciltte kaşıntılı ve döküntüler gibi belirtilerle kendisini göstermektedir.

    Çölyak hastalığının belirtileri farklı hastalıkları da akla getirebilir. Doğru tanının konulabilmesi için bazı özel kan testleri, endoskopi ve alınan doku örneklerinin patoloji tarafından incelenmesi gerekmektedir.

    Yiyeceklerinizi ayırın

    Çölyak hastalığının tek tedavisi glütensiz diyet olarak bilinmektedir. Glütensiz bir yaşama geçildiğinde hastalıkla ilgili bir sorun görülmemektedir. Burada önemli olan glütenli ve glütensiz gıdaların iyi ayrılmasıdır. Glüten daha çok buğday, arpa, çavdar ve yulaf gibi tahıllarda bulunmaktadır. Ancak günümüzde hazır gıda sektöründe glüten sıklıkla kullanılmaktadır. Bisküviler, hazır çorba ve köfteler, malt içecekler, glüten içeren sakız ile çikolatalar çölyak hastaları için tehlikeli olabilmektedir. Hatta kadınların kullandığı bazı kozmetik ürünlerinin içinde bile gluten bulunabilmektedir. Bunların yanı sıra ilaç, şampuan, krem gibi ürünler glüten içerikleri nedeniyle dikkatli kullanılmalıdır. Çok iyi bir etiket okuyucusu olunmalı, gıdaların etiketleri mutlaka okunmalıdır. Özellikle evde glütenli ve glütensiz gıdaların birbirinden ayrı ve uzak saklanması önemlidir. Yemek hazırlığı sırasında glütenli gıdalara değmiş veya bulaşmış çatal, kaşık, süzgeç, tabak gibi gereçler kesinlikle çölyaklı kişilerin gıdalarına dokundurulmamalıdır. Bir ton gıdada 2 kaşık glütenin bile tehlikeli olabileceği unutulmamalıdır.

    Bu gıdaları tercih edin

    Çölyak hastaları tükettikleri her gıdayı sorgulamak zorunda kalmaktadır. Glütensiz ama sağlıklı beslenme alışkanlığı yaşam şekli haline getirilmelidir. Mısır, pirinç, patates, nohut, mercimek, kestane, soya, fasulye, fındık gibi besinleri ve bu besinlerden elde edilen un ve nişastaları tercih etmek gerekmektedir. Ceviz, fındık gibi kuruyemişler ile incir ve kuru üzümü beslenme zincirinden eksik etmemek önemlidir. Bunların yanı sıra kümes hayvanları ve kırmızı et, tüm sebze ve meyveler, bakliyatların tüm çeşitleri, yumurta, bal gibi gıdalar rahatlıkla tüketilebilmektedir. Buğday ekmeği yerine mısır ekmeği yenilebilir. Hazır alınan mısır ekmeklerinin içine farklı unların karışabileceği ihtimaline karşı mısır ekmeğini evde yapmak daha sağlıklıdır.

    Diyeti aksatmanın sonuçları ağır olabilir

    En sık görülen sıkıntı bağırsaklardaki emilimle ilgili sorunlardır. Kötü beslenme ve besin emilimi bozukluğu en sık görülen rahatsızlıklardır. Bunlarla birlikte halsizlik, kemik erimesi, osteoporoz, kısırlık, düşük ve depresyona neden olabilir. Tedavi edilmemiş çölyak hastalığı uzun dönemde ince bağırsak kanseri ve lenfoma gibi rahatsızlıkların ortaya çıkma riskini de artırır. Çocuklarda ise boy kısalığı, davranışsal sorunlar ve gelişme geriliğine neden olabilir. Kişi eğer diyetine gerekli dikkati gösteriyorsa ömrünün sonuna kadar rahatça yakınmasız yaşamını sürdürebilir. Ancak yine de belirli aralıklarla gerekli tetkikleri yaptırmak önemlidir.

  • Çocuk/Ergen Danışmanlığı

    Çocuk/Ergen Danışmanlığı

    Büyüme sürecinde duygusal, zihinsel ya da davranışsal sorunlar yaşayan çocuk ve ergenlerle bire bir yürütülen danışmanlık hizmetidir. Bu hizmette söz konusu sorunların altında yatan psikolojik rahatsızlıklara odaklanılır. Süreçte, ebeveynlerle de işbirliği yapılır ve düzenli görüşmeler yoluyla ebeveynlerin bilinçlenmelerine yardımcı olunur.

    Çocukta ya da ergende ortaya çıkmış problemler, çocuğun/ergenin yardım çağrısı olarak düşünülür. Çocuğun ya da ergenin yaşadığı problem “bir sıkıntım var, bunu kendi başıma çözemiyorum, desteğinize ihtiyacım var, yolunda gitmeyen bir şeyler var, bana yardım edin” çağrısıdır.

    Çocukla/ergenle bire bir yürütülen danışmanlık hizmetlerinde; probleme yönelik çalışıldığı gibi, çocuğun/ergenin sosyal ve duygusal açıdan güçlenebilmesi, gelişimsel becerilerini arttırabilmesi, yaşına ve gelişim özelliklerine uygun olarak yaşadığı sorunların üstesinden gelebilmesi ve ailesiyle ve arkadaşlarıyla sağlıklı ve besleyici ilişkiler kurabilmesi amaçlanılır.

    Çocukluk ve ergenlik dönemi; bedensel, zihinsel, duygusal, sosyal gelişimin hızla devam ettiği dönemlerdir. Çocukluk ve ergenlik döneminde ortaya çıkan sorunlara hemen müdahale edilmesi çocuğun/ergenin gelişim sürecinde tıkanıklıklar oluşmasını engelleyebileceği gibi gelişimin arzulanan çerçevede sürekliliğini sağlar.

    Bir sorun uzun süre çözülemediğinde çocuğun/ergenin tüm gelişim alanları bu sorundan olumsuz bir şekilde etkilenir ve diğer gelişim alanlarında da farklı sorunlar oluşur. Sorunlar büyümeden yapılabilecek erken müdahale hem çözüm sürecinin kısalmasında hem de başka sorunların oluşumunun önlenmesinde belirleyici rol oynar.

    Çocuğa/ergene yönelik danışmanlık hizmetlerinin en önemli yararlarından biri de, ileri yaşlarda ortaya çıkabilecek ve kişiliğin oluşumunu olumsuz etkileyebilecek problemlerin; zamanında ve büyümeden çözülebilmesine ve krizlerle baş ederek atlatılabilmesine imkan sağlamasıdır.

    Çocuklara ve Ergenlere Yönelik Danışmanlık Hizmetleri

    • Travma (ölüm, şiddet, istismar, boşanma, hastalık, kaza, ameliyat vb.)
    • Davranış ve uyum problemleri
    • Risk içeren davranışlar
    • Sosyal beceri eksiklikleri
    • Bağımlılıklar
    • Ders başarısızlığı
    • Çekingenlik ve kendine güvensizlik
    • Dikkat eksikliği ve hiperaktivite
    • Özel öğrenme güçlüğü
    • Alt ıslatma
    • İnatçılık
    • Parmak emme, tırnak yeme,
    • Kardeş kıskançlığı
    • Yeme problemleri
    • Konuşma bozuklukları
    • Gecikmiş konuşma
    • Tikler
    • Okul problemleri
    • Öğrenme performansını arttırma vb.

    Çocukla / Ergenle Çalışma Sistemi

    • Verilen danışmanlık hizmetinde öncelikle çocuk/ergen hakkında aileden ayrıntılı bir şekilde bilgi edinilir.
    • Çocuğun/ergenin yaşadığı sorunun kaynağını belirlemek ve çocuğu/ergeni tanımak amacıyla ihtiyaç duyulan konularda psikolojik testler uygulanır.
    • Çocukla/ergenle bire bir çalışılarak ve gözlem yoluyla ihtiyaç duyulan bilgiler edinilir.
    • Sorunun kaynağı belirlendikten sonra çocuğun ya da ergenin sorununun çözümüne yönelik psikoterapi yöntemleri belirlenir.
    • Problemin niteliğine ve ihtiyaca yönelik olarak çocukla/ergenle bire bir danışmanlık hizmeti sürdürülür.
    • Ailede ve okulda düzenlemelere ihtiyaç duyulduğunda aileyle ve okulla gerekli işbirliği yapılır.
    • Çocuklarla ve ergenlerle çalışırken; oyun terapisi, EMDR terapisi, psikodrama, sanat terapisi, çözüm odaklı terapi, ebeveyn danışmanlığı, aile terapisi vb. birçok terapi yönteminden yararlanılmaktadır.

    Çocuklara ve Ergenlere Yönelik Grup Çalışmaları

    Çocuklara ve ergenlere yönelik yardım hizmetleri, bire bir danışmanlık hizmetlerinin yanı sıra grup çalışmaları yardımıyla da yürütülebilir. Grupla psikolojik danışma, benzer problemlere sahip 6-15 kişiden oluşan en az bir uzman kontrolünde yürütülen sistematik danışmanlık faaliyetleridir. Grup dinamizminden de yararlanılarak, çocuğun/ergenin yaşanılan sorunlarda yalnız olmadığını fark etmesi, benzer sorunlarla başa çıkma konusunda sosyal öğrenme olanakları sunması ve bir gruba aidiyet duygusu yaşatması ,yardım sürecinde iyileştirici etkiler yaratmaktadır. Yapılabilecek grup çalışmalarına ait konu başlıklarından bazıları aşağıda sıralanmaktadır;

    Psikodrama Grup Çalışması: Dramatik canlandırmalar yoluyla sorunlarını, çatışmalarını, kaygı ve güçlüklerini ele alarak, çocuğa ve ergene başa çıkma becerilerini geliştirme ve bunları deneme olanağını sağlar.

    Sosyal Beceri Geliştirme Grubu: Çocuğun/ergenin yaşına ve gelişim özelliklerine uygun; kendini grup içinde ifade etme, iletişimi başlatma ve sürdürme, öfkesini kontrol etme ve öfkesini yapıcı şekilde yönlendirme gibi sosyal becerileri edinebilmesi amaçlanmaktadır.

    Yaratıcılık Becerilerini Geliştirme Grubu: Çocuğun/ergenin gündelik yaşam içinde karşısına çıkabilecek sorunlara ilişkin özgün çözümler geliştirebilmesi, farklı alternatifler üretebilmesi amaçlanmaktadır.
    Sınava Hazırlanma ve Sınav Performansı Arttırma Grubu: Çocuğun/ergenin akademik başarının ölçüldüğü sınavlara etkin şekilde hazırlanabilmesi ve sınav esnasında yaşanabilecek olumsuz kaygıyı kontrol edebilmesinin amaçlandığı faaliyetlerdir.

  • Çocuğunuzun cebinde saatli bombayla gezmesine izin verir misiniz?

    Çocuğunuzun cebinde saatli bombayla gezmesine izin verir misiniz?

    Geçtiğimiz günlerde çocuklarımızla otururken sık sık yaşadığımız bir diyalog tekrar etti:

    Çocuklar: Anne, baba bize ne zaman cep telefonu alacaksınız?

    Biz: Biraz daha büyüyünce, hem bizce şu an cep telefonuna ihtiyacınız yok.

    Çocuklar: Ama bir sürü arkadaşımızın cep telefonu var, aileleri almış, bizim niye yok?

    Biz: Çünkü hem herkes için ama daha da çok çocuklar için zararlı etkileri var, hem de şu an cep telefonu sizin için gerekli değil.

    Çocuklar: Peki siz alsanız, biz az kullansak, sadece yanımızda taşısak. Böylece hem zararlarından uzak oluruz hem de siz istediğinizde bizi arayabilirsiniz.

    Biz: Ne yazık ki öyle değil çocuklar. Sadece yanınızda taşımakla bile uzun yıllar sonra ciddi hastalıklar ortaya çıkabilir. Yaşınız biraz daha büyüyünce bakarız.

    Çocuklar: Öffff anne, öfffff baba, çok kötüsünüz.

    Benzer konuşmalar pek çok ailede yaşanıyordur tahmin ederim ya da umarım yaşanıyordur. Çünkü başlıkta dediğim gibi hiç birimiz çocuklarımızın cebine kendi ellerimizle ve ne zaman patlayacağını bilmediğimiz bir bomba koymak istemeyiz.

    Cep telefonu ve benzeri radyofrekans yoluyla manyetik dalga radyasyonu üreten cihazların güvenilirliği yıllardır tartışma konusu. Ancak pek çok veri bu cihazların ciddi zararları olduğunu ortaya koyuyor.

    Dünya Sağlık Örgütü (WHO) bünyesinde toplanan Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı (IARC)’ın 2011’de 14 farklı ülkeden gelen 30 uzman ile aldığı karara göre cep telefonu ve benzeri manyetik alan radyasyonu üreten cihazlar güvenlik açısından “2B” sınıfında değerlendirilmişler yani “İNSANLAR İÇİN OLASI KANSER YAPICI ETKİLİ”

    Bu kararı almalarına neden olan pek çok bilimsel veri mevcut.

    Sadece cep telefonları değil, kablosuz ev telefonları, Wi-Fi bağlantıları, bluetooth cihazlar, yüksek elektrik akımı oluşturan ev aletleri, baz istasyonları da risk içeren cihazlar arasında

    Hepimiz risk altındayız ancak kanıtlar çocuklarımızın daha da büyük bir tehdit altında olduğunu gösteriyor. Çocuklar ve anne karnındaki bebekler hızlı çoğalan ve büyüyen hücrelere sahip olduklarından her türlü kanser yapıcı etkene daha duyarlı. Cep telefonu kaynaklı tehlikeye neden daha duyarlılar dersek:

    1. Çocukların beyin dokuları manyetik alan radyasyonunu erişkinlere göre 2 kat daha çok emiyor. Kafatasındaki kemik iliğinde ise bu oran 10 kat fazla.

    2. Bariyer etkisiyle koruyucu olabilecek kafatası kemikleri çocuklarda daha ince.

    3. Beyin dokusunun erişkinlere göre daha küçük olması alınan manyetik alan radyasyonun daha yoğun zarar vermesine neden oluyor.

    “Cep telefonu gerçekten zararlı olsa bir sürü insan kanser olurdu, ben çevremde bunu görmüyorum” diyenlerdenseniz buna iki cevabım var. Birincisi az sonra vereceğim pek çok veri böyle bir artış olduğunu ortaya koyuyor, ikincisi ise kansere neden olan etken ile katı (solid) doku kanseri oluşumu arasında geçen sessiz dönem 30 yıla kadar uzayabiliyor. Bu açıdan olumsuz sonuçları ne yazık ki önümüzdeki 5-10 yıl içinde görmemiz muhtemel.

    Ne yazık ki ekonomi çok zaman insan hayatından çok kazanca değer veriyor. Olası kanser yapıcı denen bu cihazların çocuklar için cazip hale getirildiği, çocuklara yönelik pazarlama stratejileri geliştirildiğini görüyoruz. Tehlikelerinden yeterince haberdar edilmediğimiz için de oyalanmaları için daha birkaç aylık bebeğin bile hemen önüne bu cihazları koymaktan, oyun oynasınlar diye hediye etmekten çekinmiyoruz. Hatta okullarımızda bile küçücük öğrencilerin sürekli wi-fi etkisi altında, ellerinde tabletlerle dolaşması eğitim sisteminin gelişmesi olarak değerlendiriliyor, tüm tehlikeler göz ardı edilerek.

    Hindistan, Fransa, Belçika gibi ülkelerde kablosuz cihazların çocuklara yönelik zararlarına yönelik uyarıcı bilgilendirmeler ve bu tür cihaz reklamlarının çocuklara yönelik olmasını engelleyen kanunlar çıkarılıyor.

    Tüm akıllı telefonlarda, diz üstü bilgisayarlarda ve tablet bilgisayarlarda cihazların insana tehlikeli olabilecek manyetik alan radyasyonundan kaçınmak için kendimizden ne kadar uzakta tutmamız gerektiğine dair yazılan, ancak pratikte uygulanması mümkün olmayan bilgilendirmeler mevcut. Örneğin akıllı telefonlar için 10-20 mm, Tablet ve dizüstü bilgisayarlar için 20 cm ve üzeri gibi. Peki cep telefonunu kaç kişi taşırken veya konuşurken kendinden 20 mm; dizüstü bilgisayarını kullanırken vücudundan 20 cm uzakta tutuyor?

    Pek çok uzun süreli çalışmada cep telefonuyla konuştuğumuz kulak tarafında beyin tümörleri ve tükrük bezi tümörleri gelişme riskinin arttığı gösterilmiş. Bir başka yazıda 20’li yaşlarda meme kanseri tanısı konan 4 genç kadının risk faktörleri incelenmiş ve bunlardan ikisinin 15 yaşından beri cep telefonunu sütyen içinde taşıdıkları saptanmış, tesadüfe bakın ki meme kanserleri de telefonu koydukları taraftaki memede ortaya çıkmış.

    Risk, bu cihazların toplam ve günlük kullanma süreleri ve vücudumuza olan yakınlığı ile artıyor.

    Wi-fi bağlantılarının olası etkilerine yönelik de bilgiler mevcut. En çarpıcılarından biri bir Wi-fi bağlantılı bir dizüstü bilgisayara 4 saat kadar yakın mesafede tutulan sperm hücrelerinin hareketliliğinde azalma ve DNA yapılarında kırılmalar saptanmış.

    Peki bu konuda neler yapabiliriz? O da bir sonraki yazımızın konusu.

  • Bireysel Danışmanlık – Psikoterapi

    Bireysel Danışmanlık – Psikoterapi

    Bireysel Danışmanlık, bir kendini tanıma ve farkındalık geliştirme sürecidir. Bu süreç boyunca duygusal gereksinimlerin, korkuların ve arzuların farkına varılır ve daha derin bir içgörü kazanılır. Bireysel terapi kendinizi, diğer insanları ve ilişki kalıplarını anlamanızı sağlar; size netlik ve perspektif kazandırarak ruhsal sağlığınız ve  iyi hissetmeniz için yaşamsal baş etme stratejileri geliştirmenize yardımcı olur. Bireysel terapi çerçevesinde çalışma konuları çok çeşitlidir. Aşağıda en sık karşılaşılan sorunların bazıları listelenmiştir:

    • Endişe/korku

    • Bedensel imajla ilgili sorunlar

    • Yas ve kayıp

    • İlişki sorunları

    • Yalnızlık ve izolasyon

    • Stres

    • Kendilik değeri/özsaygı ile ilgili sorunlar

    Psikoterapi sürecinin temel adımları aşağıdaki gibi özetlenebilir:

    • Erken çocukluk döneminin kalıpları ve bireyin yaşamında sıklıkla karşılaştığı güçlükler arasındaki bağlantının farkına varılması,

    • Rüyalar, bedensel göstergeler ve sanat, beden egzersizleri, hikaye anlatımı gibi malzemelerle çalışarak kendini tanıma,

    • Benliğin dışlanmış veya inkar edilen yönlerinin keşfedilmesi ve tekrar entegrasyonu,

    • Tinsel inançların ve deneyimlerin keşfedilmesi.

    Kendini Daha İyi Anlamak

    Psikolojik danışmanlık süreci içerisinde kişi davranışlarının hangi duygulardan kaynaklandığını, duygularının ise hangi temel inançlarından beslendiğini görür, kendini daha iyi tanır ve anlar.

    İlişkilerini Daha İyi Yönetmek

    Kendini tanıyan kişiler, ilişkilerine daha sağlıklı yön verebilmek adına psikolojik danışmanlık süreci içerisinde çevresindeki önemli diğerleri dediğimiz insanları ve onlarla olan etkileşimlerinin temellendiği dinamiği görür ve ilişkilerini daha iyi yönetir.

    Olumsuz Duygularınızı Nötrlemek

    Hepimiz çeşitli sebeplerden kendimizi kötü olarak nitelendirdiğimiz duygular içerisine girebiliriz, psikoterapi olumsuz duyguların çözülmesi ve nötrlenmesine yardımcı olur.

    İstemediğiniz Davranışlarınızı Değiştirmek

    Bazen işlerimizi erteleriz, bir işe başlar ve devam ettiremeyiz, psikoterapi davranış değişikliğini destekleyecek içsel kaynaklarınıza ulaşmanızı ve onları daha etkin şekilde kullanmanızı sağlar.

    Kişisel Gelişiminizi Desteklemek

    Gelişim ihtiyaçları kişiden kişiye değişir, psikoloğunuzla yaptığınız görüşmeler içerisinde hem gelişim ihtiyaçlarınızı daha iyi anlar hem de o ihtiyaçları tamamlamak yolunda sağlam adımlar atarsınız.

  • İnsülin direnci olan bir annenin hikayesi

    Genç kızken çok ince, alımlı, arkasından baktıran duru bir güzelliğe sahipti. Hayat devamlı devinim halindeydi, hergün başka bir değişikliğe gebeydi, onun hayatında olduğu gibi. Güzel bir evlilik yapmış ilk çocuğunu daha 22 yaşındayken doğurmuştu, 2 yıl sonra yeni bir bebek sonra bir yenisi daha. Hayat çocukları ile daha güzeldi ama gebeliklerinde vücut hatları değişmiş, gebelikte aldığı kiloları bir türlü verememişti. Şimdi de kendine ayıracak vakit bulamıyordu. Çocuklarının ihtiyaçları büyük kızının okul hayatı, eşinin yoğun iş temposu derken bunlardan en çok etkilenen o ve giderek artan kilolarıydı.

    Bir gün çevresinde çok tavsiye edilen, bu konuda deneyimli bir Doktora (Naçizane ben oluyorum 🙂 ) gitmeye karar verdi. Artık açlığa tahammül edemiyordu, sık sık tatlı tüketmek istiyor, düzenli yemek yiyemesine rağmen kiloları gün geçtikçe artıyordu. Bir türlü doygunluk hissi gelmiyordu. Doktorunun sorduklarına içtenlikle cevap verdi. Doktorun bir sorusu aklından çıkmadı. Genç kızken 175 boy ve sadece 56 kiloydu şimdi ise geçen 10 yılda tam 25 kilo almıştı. Doktoru onu ayrıntılı muayene ettikten sonra bazı tetkikler istedi birkaç gün sonra sonuçlarla görüşmek üzere randevulaştılar. 3 gün sonra sonuçlarını aldı.

    Hayatını etkileyecek önemli bir hastalık çıkmadığı için çok rahatlamıştı. Evet insülin direnci vardı ama dikkatli olursa tamamen düzelbiliyordu.Az bile yese kilo almasının sebebi buymuş. Eğer gecikseymiş kiloları artıkça şeker hastalığı oluşma riski artacakmış. Uygun yiyecekleri düzenli yemesi gerekiyordu. Doktoru glisemik indeks diye bir şeyden bahsetmişti gıdaların şekeri yükseltme düzeyi imiş. O gıdaları uygun miktarda tüketmesi gerekiyormuş, ara öğünlerini ihmal etmemeli, gerekirse çocukları da beraber alıp hergün en az yarım saat yürüyüş yapmalıymış. Doktoru, hedefinin 6 ayda kilosunun %10 u vermesi gerektiğini söylemişti.Bu da çok önemliydi:çünkü daha önce yaptığı diyetlerde kilo veremediğini düşünüp yarı bırakmıştı. Halbuki 6 ayda 8 kilo verme hedefi hem gerçekçi idi hemde kolayca hedefine varabilirdi.

    Fazla kilolarınızla mücadeleyi ertelemeyin.

    Yard.Doç.Dr.Fevzi BALKAN

    Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı

  • Doğru Ebeveyn Tutumu Diye Bir Şey Var Mı ?

    Doğru Ebeveyn Tutumu Diye Bir Şey Var Mı ?

    Ebeveynler çocukları ile ilişkilerinde spesifik çözümler gerektiren somut problemlerle karşı karşıya kaldıklarında, ‘’çocuğa daha fazla sevgi ver’’, ‘daha fazla ilgi göster’, gibi basmakalıp öğütlerin çoğu zaman yetersiz kaldığını bir çok kez hissetmişlerdir.

    Ya da buna benzer şekilde ‘’çocuğunu daha çok dinle’’, ‘’daha iyi iletişim kur’’ gibi biraz eleştirel temalar içeren ve büyülü sonuçlar doğuracağı hayal edilen tavsiyelerin hiçbir işe yaramadığına bir çok kez şahid olmuşlardır.

    Bununla birlikte ebeveyn çocuk ilişkisinde farkında olunmadan sıkça yapılabilen bazı tutum hatalarının, bu ilişkiyi ciddi anlamda zedelediği, farklı dil, din ve ülkedeki bir çok araştırmada gösterilmiştir ve profesyonellerin kabul ettiği gerçekler olarak karşımıza çıkmaktadırlar.

    Her çocuk ebeveyn ilişkisi kendi özelinde değerlendirilmeli gerçeğini baştan kabul ederek bazı evrensel doğruların altını çizmekte fayda olduğunu düşünüyorum.

    1. UYARILARIN AZALTILMASI:

    Gün içersinde farkında olmadan çocuklarımızı yaptıkları olumsuz davranışlar veya tam olarak yapamadıkları görevler için gereksiz yere  uyarıyor olabiliriz. Önemli önemsiz her şey için çocuk uyarıldığında, zaman içerisinde bu uyarılar hiç dinlenmemeye başlar. Tekrarlayan uyarılara uyulmaması, ebeveynin öfkelenmesine, sabrının tükenmesine, en nihayetinde  kontrolünü kaybederek ağır sözel veya fiziksel cezalar uygulamasına neden olabilir.

    Unutulmamalıdır ki; kurallar; az sayıda olduğunda, işe yarar, aksi takdirde çoğu zaman çiğnenir.

    Özellikle titiz ve kuralcı ebeveynler, çocuklarının daha temiz ve düzenli olması, daha olumlu davranışlar sergileyebilmesi, isteklerin çocuğu tarafından anında hatasız ve eksiksiz yerine getirilmesi, konulan kurallara tam olarak uyum gösterilmesi için  aşırı uyarılarda bulunabilirler.

    Örneğin; trafikte kırmızı ışıkta dur, kemerini tak, hız limitine uy şeklindeki az sayıdaki kurala uyarız, ama bunun yerine onlarcası olsaydı (kırmızı şeritlerin üzerinden geçme, mavi tabelaları  her gördüğünde yavaşla vs) sizce uyar mıydık ?

    Çözüm: Olumsuz davranışı sürekli uyarmak yerine bu davranışı neden yapmaması gerektiğini, yapması halinde kendisine nasıl bir olumsuz etkisi olabileceği anlatılmaya çalışılmalıdır.

    2.ELEŞTİRİLERDENVAZGEÇİLMESİ

    Ebeveynleri tarafından olumsuz davranışların eleştirilmesi, bu davranışların sıklığını azaltmadığı gibi, ebeveyn çocuk arasındaki iletişimin de ciddi anlamda bozulmasına neden olmaktadır.

    Anne babası tarafından onaylanmaya, beğenilmeye takdir görmeye ihtiyaç duyan çocuğun davranışları ile ilgili olumsuz geri bildirimlerle karşılaşması, çocuğun  özgüveninin azalması, kendilik değerinin düşmesi ve yaptığı işleri tam olarak becerememe duygusu geliştirerek  görevleri yapmaktan vazgeçmesine neden olur.

    Çözüm: Olumsuz davranışı eleştirmek yerine bu davranışı neden yapmaması gerektiğini, yapması halinde kendisine nasıl bir olumsuz etkisi olabileceği anlatılmaya çalışılmalıdır. Sürekli eleştirildiğinizde kendinizin hissettiği olumsuzluk, karamsarlık, beceriksizlik, değersizlik duygularını düşünüp, çocuğunuzun benzer duygularla başetmek zorunda bırakmamaya çalışın.

    3.ÖĞÜTLERİN, NASİHATLARIN AZALTILMASI

    Hatalı bir davranışın tekrarlamaması için uzun nasihat ve öğütlerle sayısız kere nasıl doğru davranılacağının anlatılması, zaman içinde çocuklar için sıkıcı ve dinlenmez hale gelmekte, çocukların olumsuz davranışlarını azaltmadığı gibi, ebeveynler söylediklerinin işe yaramadığını gördükçe öfkelenmekte, çocuk ebeveyn arasında ilişkinin bozulması kaçınılmaz olmaktadır.

    Çözüm: Ebeveynler için de yorucu bu iletişim şeklinin terkedilmesi, anlatılmak istenenin en kısa ve yalın şekilde ifade edilmeye çalışılması gerekmektedir. Daha az konuşma, daha çok dokunma, daha az söylenme, daha çok  destek olma.

    4.HATALI DAVRANI KARŞISINDA  ANİ ÖFKELİ, SERT DUYGUSAL ve FİZİKSEL TEPKİLER VERİLMEMESİ

    Yapılmaması gereken bir davranışın çocuğunuz tarafından sürekli tekrarlanıyor olması, şiddet uygulamayla  veya ‘’bir daha yaparsan’’ ile başlayan tehdit cümleleri ile düzeltilmeye çalışılmamalıdır.

    Öfkeli iken hiç bir sorun çözülemeyeceği gibi, öfkenin etkisi ile ağzımızdan çıkan kelimeler veya fiziksel müdahaleler, çocuğun benlik değerinde düşmeye, olumsuz davranışın zaman içinde çok daha yoğun olarak gözlenmeye başlamasına neden olabilir.

    Fiziksel şiddete maruz kalan çocuklar okulda arkadaşları, evde kardeşi ile anlaşmazlığa düştüğünde, sorun çözümü yolu olarak, şiddeti uygulamayı öncelikli olarak kullanmaya başlayabilirler.

    Bir hatasını sizinle paylaştığında sert duygusal tepkiler vermemiz, ergenlikte daha az paylaşımcı olunmasına, daha çok hatalarını saklama eğilimi içine girilmesine ve sıkıştığında yalan konuşmaya başlamasına neden olabilir.

    Dolayısıyla; Bu tip cezalar o an için olumsuz davranışı KORKUTARAK sonlandırabilirken, uzun dönemde olumsuz davranışın tekrarlamasını engellemediği gibi çocukta kendilik değerinin düşmesine, saldırgan davranışların artmasına, ebeveyn çocuk ilişkisinin gün geçtikçe daha çok bozulmasına neden olur.

    Çözüm: Neden ne olusa olsun fiziksel ceza ve tehditlerden uzak durmak gerekir Öfkeli iken çocukla iletişim kurulmaya çalışılmamalı, sakinleşene kadar kendinize fırsat tanımalısınız. Öfke kontrolü ile ilgili sorun yaşayan ebeveynlerin psikiyatrik yardım ihtiyacının mutlaka değerlendirilmesi gerekir.

    KIYASLAMA

    UTANDIRMA    (VAZGEÇMEMİZ GEREKEN DİĞER TUTUMLARDIR.)

    MAHÇUP ETME

    ÇOCUĞUMUZLA İLETİŞİMDE BİR AN EVVEL ÖNCELİK VERMEMİZ GEREKEN DAVRANIŞ BİÇİMLERİ VE ÖNLEMLER

    1.OLUMLU DAVRANIŞLARA ODAKLANILMASI:

    Olumsuz davranışlarının eleştirilmesi yerine istenilen davranış gösterildiğinde memnuniyetin belirtilmesi, çocukların bu memnuniyeti duymak ve hissetmek  için olumsuz davranışlardan zaman içersinde vazgeçmeleri ile sonuçlanır. Bu yüzden çocuğun neleri yapamadığına değil, neleri yapabildiğine çok daha fazla vurgu yapmak ve olumlu davranışın hemen ardından memnuniyeti belirtmek gerekir.

    Düzgün oyun oynamadığında, oyuncakları dağıttığında uyarmak yerine, oyuncakları ile düzenli paylaşımcı bir şekilde, sessizce oynadığında memnuniyetimizi belirtmeyi daha sık yapmak gibi. Kardeşi ile bir şeyi paylaşmadığında sert çıkma yerine, kardeşi ile herhangibir konuda işbirliği yaptığında memnuniyeti belirtmek gibi.

    Olumlu hiçbir davranışı yok diyorsanız; kolayca yerine getirebileceği bir şeyi yapmasını isteyip sonrasında övgü ve takdir ederek başlayabilirsiniz. Diğer önemli bir nokta olumlu davranış devam ettiği sürece ebeveyn bunun farkında olduğunu belirtecek şekilde olumlu geri bildirimleri tekrarlaması gerekliliğidir.

    Çözüm: Doğru davranışı gösterebileceği ortamlar hazırlamalısınız. Doğru davranışı gösterdiğinde bunu fark edip şımarır korkusu taşımadan onayladığınızı hissettirmeli(övgü, aferin, kucaklam, puan, oyun oynama) memnuniyetinizi belirtmelisiniz.

    2.ÖZEL ZAMAN UYGULAMASI

    Olumsuz davranışların düzelmesi, kurallara uyumun sağlanması için öncelikli koşul, ebeveyn çocuk iletişiminin sağlıklı olmasıdır. Yöntem, olumsuz davranışların düzelmesi için ön koşul olan, ebeveyn-çocuk arasındaki ilişkiyi düzenlemeyi ve yakınlaşmayı sağlamayı amaçlar.

    Çocuk anne babasının kendi hoşlandığı şeylere ilgi gösterebileceğinin farkına varır. Kötü davranışlarım olsada seviliyorum önemseniyorum duygusu çocuğun kendisine saygısında artışa yol açar.

    Etkinliğin özellikleri;

    1.Haftanın 3-4 günü, 20-30 dk kadar baba ile birlikte, bire bir (kardeş dahil edilmeyecek) oyun/etkinlik saati oluşturulmalıdır. Oynanacak oyun veya yapılacak etkinlik çocuk tarafından seçilmeli.

    2.Etkinliğin amacı oynanılan oyunu öğretmek yada bir beceri kazandırmak değil, çocuğun hoşlandığı bir aktiviteye ilginin gösterilmesidir. Bu yüzden, baba kural koymak, emir vermek, eleştirmekten kaçınmalı, insiyatif çocuğa bırakılmalıdır.

    3.ebeveynin kendisini rahat, stressiz hissettiği bir saat seçilmeli. Ebeveyn o esnada başka bir şey ile uğraşıyor olmamalı, ilgisini gösterebilmeli.

    4.Oyun sırasında çocuğun olumsuz davranışları olabildiğince gözardı edilmeli. Davranış sürerse nedeni belirtilerek aktite sonlandırılabilir.

    5.Etkinliğin zamanı önceden belirlenmeli ve olabildiğince aynı saatlerde olunmalı.

    Farkında olmadan günlük hayat koşuşturmasında çocuğu ihmal ediyorsak, bu durumu farkına varmamızı sağlar. Günde 20 dakika çocuğuna zaman ayıramayan ebeveynlerin ihmal etme konusunu daha ciddi olarak gözden geçirmeleri gerekir.

    3.EVDE HUZURLU BİR ORTAMIN SUNULMASI

    Çocuklar çok iyi gözlemcidirler. Dinlemediklerini sandığımız bir çok şeyin farkındadırlar. Ebeveyn arasında olabilecek sözel ve fiziksel şiddet içeren münakaşalar çocuğun kendini en huzurlu hissetmesi gereken aile ortamında bile güvenliğini sorgulamasına neden olur. Huzursuzlukları olabildiğince yansıtmamaya çalışmak alınması gereken en önemli tedbirlerden birisi.

    İşlerim çok yoğun, küçük kardeşi ile ilgileniyorum, ev işlerine yetişemiyorum, tek işim o değilki  gibi  kendi tükenmişliklerini neden olarak görmek yerine;

    • Çocuğuna ilgi, sevgi, alaka gösterebilen bunun için özel zamanlar ayırabilen,
    • Duygusal olarak ulaşılabilir,
    • Hatalarına karşı, sert duygusal tepkiler vermek yada uzun öğütlerle çocuğu bunaltmak yerine, çoğu zaman dinleyici olabilecek kadar sabır gösterebilen

    ebeveynlerin varlığı : Hiç şüphesiz ki ergenlik döneminin çok daha sağlıklı geçirilmesini sağlayacak en önemli etkendir.

  • Fibromiyaljide iyi uyku şart

    Fibromiyaljide iyi uyku şart

    Tüm vücutta yaygın ağrıların hissedildiği, eşlik eden yorgunluk, uyku düzensizlikleri, karın şişkinliği ve gaz, baş ağrılarının olduğu Fibromiyalji Sendromunu pek çok kişinin ne yazık ki hayat kalitesini ciddi biçimde azaltıyor.

    Aslında Fibromiyaljiye çare bulmak mümkün. Özenli bir şekilde bu ağrıya neden olan faktörleri düzeltecek yaşam biçimi düzenlemeleri yapılmalı.

    Yaşam düzenlenmesinde ele alınması gereken ilk alan uyku mekanı. Uyku sorunları bu hastalığın bir parçası olabildiği gibi, yeterli ve kaliteli uykudan mahrum olmak da ağrıları ve diğer şikayetleri artırıyor.

    Derin uykuda salgılanan büyüme hormonu ve melatonin gibi hormonların vücuttaki hasarları tamir edici etkileri var. Keza yetersiz uyku, “serotonin” adlı hormonun düzeylerini azaltarak hem ağrıları hem de fibromiyaljiyle birlikte sık görülen depresyon, çökkünlük hissini artırıyor.

    Sonuç olarak iyi ve sağlıklı bir uyku için dikkat edilmesi gerekenler şunlar:

    1. Yatak odasında uyku zamanı tam karanlık sağlamak önemli. Az bir ışık bile derin uykuya geçişi bozarak uyku kalitesini düşürüyor. Başucunuzdaki ufak elektrikli alarm saatinin ışığı bile, hele ki mavi ışık ise uykunuzu olumsuz yönde etkiliyor

    2. Yatak odasındaki elektromanyetik alan kaynaklarını olabildiğince azaltmak elzem. Elektromanyetik uyku sırasında bize verdiği zarar daha fazla. Cep telefonu kapalı bile olsa yatak odamızda kesinlikle bulunmamalı. Kablosuz telefonlar için risk belki daha bile fazla. Televizyon, elektrikli saat, çok sayıda elektrikli cihaz da benzer zararlara neden oluyor. Kablosuz internet bağlantısının kapatılması da önemli. Komşularımızdan gelen Wi-Fi sinyallerini engellemek mümkün olmasa da bize en yakın kaynağı kapatmak maruz kaldığımız olumsuz etkileri azaltıyor.

    3. Yatak odasında televizyon seyretmek, çalışmak, bilgisayar kullanmak gibi aktivitelerden kaçınmak gerek ve bu alanı sadece uyku alanı olarak belirlemekte fayda var.

    4. Akşamüstü saatlerinden sonra kafeinli içecek ve gıdalardan kaçınılmalı. Yine akşam saatlerinde yenecek şekerli, karbonhidratlı gıdalar ve abur cuburlar gece şeker düşmelerine neden olarak uykumuzu bozuyor.

    5. Uykunun hemen öncesinde televizyon, bilgisayar, cep telefonu ile uzun zaman geçirmek uykuyu olumsuz etkileyen faktörlerden. Bu aktiviteleri uykudan en az bir saat önce bırakmak daha sağlıklı bir uyku sağlıyor.

    6. Yatak odasını çok sıcak tutmak da uykuyu bozan bir diğer faktör. İdeal sıcaklık 21-24 derece arası, yani pek çoğumuzun yaptığının aksine yatak odasının hafif serin olması daha iyi.

    7. Egzersiz fibromiyalji tedavisinin olmazsa olmazlarından. Egzersizin bir diğer olumlu etkisi de uyku üzerine. Gün içinde yapılan egzersiz, fizik aktivite gece uykuya dalmayı kolaylaştıran bir faktör.

  • Çocuklarda Teknoloji Bağımlılığı

    Çocuklarda Teknoloji Bağımlılığı

    Bilişim çağının anne babalara en kötü sürprizi teknoloji bağımlılığı oldu. Araştırmalar teknoloji bağımlılığının, beyinde madde-alkol-kumar bağımlılığı ile aynı bölgeleri tetiklediğini gösteriyor. İpin ucunu fazla kaçıran çocuk maalesef yatarak tedavi görecek kadar hastalanabiliyor.

    İşin kötüsü çocuk ve ergenlerin çoğu elinden düşürmüyor, hal böyleyken ebeveynler kendilerini bir meydan muharebesinin içinde buluyor ☺ “Peki nasıl önüne geçeceğiz?” dediğinizi duyar gibiyim. Öncelikle sabırlı ve tutarlı olmanız gerekecek. Bunun kolay olmayacağını ancak başarabileceğinizi rahatça söyleyebilirim. İşte siz anne babalara yardımcı olabilecek 10 öneri:

    1. Öncelikle küçük çocukların ekrana bakarken daha kolay yemek yediklerini biliyorum. Ancak bu aynı anda çocuğun beynindeki esnekliğe, yani sağlıklı gelişimine zarar veriyor. 0-3 yaş arası çocuklar kesinlikle uzak tutun. Diğer yaş grupları için ise şöyle bir sıralama mümkün:                                              3-6 yaş – 30 dakika

                                                          6-9 yaş-50 dakika

                                                          9-12 yaş- 70 dakika

                                                          12 yaş üzeri – 90 dakika
              ancak bu süreleri maksimum gibi düşünerek mümkün olduğunca kısıtlamanızı öneririm.

    1. Süreler konusunda pazarlığa açık olmayın. Çocuk ile, telefon-bilgisayarda zaman geçirebileceği saat aralığını önceden belirleyin. Süre bitimine yakın 2 kez hatırlatıp gerekirse elinden alın.

    2. Çocuğa ÖNCE GÖREV SONRA EĞLENCE kuralını benimsetin ve önce ödevleri bitirmesini şart koşun.

    3. Mümkünse yalnızca hafta sonu zaman geçirmesine izin verin.

    4. Çocuğun keyif alacağı başka aktiviteler bulmasına yardımcı olun. Bu süreçte çabuk sıkılacağı aktiviteler olabilir, sabırla devam edin.

    5. Telefon ve bilgisayarda nasıl vakit geçirdiğini, hangi oyunları oynadığını ve hangi sitelere girdiğini takip edin. Şifre koysa dahi bunun bir yolunu bulun. Zararlı sitelere girmemesi adına teknik yardım alın. (Ebeveyn kontrolü gibi)

    6. Mümkünse ödev yaptığı bilgisayar ile diğer bilgisayarı ayrı tutun. Böylece ödev yaparken çocuk diğer sitelere giremeyecektir. Eğer mümkün değilse ödev yaptığı zamanlarda yalnızca ödev yaptığından emin olun.

    7. Çocukla daima ilişkinizi sıcak tutun. İnternette kafasını karıştıran, endişelendiren bir şey olduğunda sizinle konuşabileceğini ve ona kızmayacağınızı sözlerinizle -davranışlarınızla ifade edin.

    8. Telefon ve bilgisayarda vakit geçireceği zaman gözünüzün önünde olmasına özen gösterin, böylece daha rahat kontrol edebilirsiniz.

    9. Eğer çocuğunuzda özgüven eksikliği, dikkat dağınıklığı, öğrenme güçlüğü gibi bir tablo var ise bu konuda risk grubundadır.  Uzman desteği alarak sorunun kaynağına inmenizi öneririm.

  • Her yerim ağrıyor, sakın bende fibromiyalji olmasın??

    Her yerim ağrıyor, sakın bende fibromiyalji olmasın??

    Her gün sırtınızda, kol ve bacaklarınızda, tüm kaslarınızda gün boyu süren ağrılar; bir türlü geçmeyen halsizlik ve isteksizlik, sık sık tekrar eden baş ağrısı ve karın şişkinlikleriniz mi var? Daha da kötüsü gittiğiniz doktorlarda yapılan tahlillerde herhangi bir sorun saptanmadığı söylenip, bunun psikolojik nedenlerle olabileceği mi söyleniyor? Artık çevrenizi rahatsız etmek endişesiyle bu rahatsızlıklarınızdan söz etmekten bile kaçınır hale gelip, bu durumu “başa gelen çekilir” diyerek görmezden gelmeye mi çalışıyorsunuz? Bu soruların çoğuna yanıtınız “evet” ise sizde büyük ihtimalle “FİBROMİYALJİ SENDROMU” var.

    Öncelikle vurgulanması gereken ilk nokta “AĞRILARINIZ GERÇEK !!”. Şikayetleriniz her ne kadar stres, üzüntü, moral bozukluğu gibi nedenlerle artsa da, “her yerim ağrıyor” dediğinizde bunun naz yapma, ilgi çekme yolu olmadığını biliyoruz. Özel görüntüleme yöntemleri ile yapılan tetkiklerde beyinde ağrı merkezlerinin belirgin aktif olduğu, yani ağrının gerçek olduğu bilimsel olarak kanıtlanmış bir gerçek.

    Ancak esas önemli bilgi “ÇARESİZ DEĞİLSİNİZ”. Bu rahatsızlığın tedavisiyle ilgilenen pek çok doktorun kaçındığı, görmek istemediği bir durum Fibromiyalji. Çünkü tedavi zaman ve emek harcanmasını; tek bir yöntemle değil de pek çok tedavi yönteminin bir arada uygulanmasını, yani multidisipliner yaklaşımı gerektiriyor.

    İlaç tedavisi ne yazık ki genelde beklenen iyileşmeyi sağlayamadığı gibi yan etkileri ile kişileri yıpratabiliyor. Düşük dozda verilen bazı depresyon ve epilepsi ilaçları ve farklı türden ağrı kesiciler bazı kişilerde kısmi rahatlama sağlasa da kalıcı etki göstermiyor.

    Tedavide kişiye özel yaşam biçimi düzenlemeleri yapılması gerekli. Tedavinin başlıca 3 önemli unsuru var:

    1. Uyku alanının düzenlenmesi, sağlıklı uykunun sağlanması. Tam karanlık ortamın sağlanacağı ve cep telefonu, televizyon gibi elektromanyetik alanların olabildiğince uzaklaştırıldığı sağlıklı uyku alanı önemli.

    2. Beslenme mutlaka düzenlenmeli. Katkı maddeleri içeren gıdalar, rafine şeker ve buğdaydan uzak durulmalı; organik gıdalar, sebze ve meyveler tercih edilmeli. Besin alerjileri ve duyarlılıklarının da tespit ve tedavisi şart

    3. Egzersiz ve tamamlayıcı metotlar tedaviye katılmalı. Seviyesi yavaşça artırılan aerobik egzersiz, Pilates, Yoga ve Tai-Chi’nin faydaları bilimsel çalışmalar ile kanıtlanmış. Bir tamamlayıcı tıp metodu olan “Biorezonans” ile de gerek besin alerjilerinin tespit ve tedavisi, gerekse de bağışıklık sistemini zorlayan yüklerin uzaklaştırılıp bağışıklığın da desteklenmesi yoluyla kalıcı ve çok iyi sonuçlar elde etmek mümkün. Biorezonans, Avrupa ve Asya’da oldukça bilinen, 30 yıldır uygulanan, Almanya kökenli, tıbbi cihazla uygulanan bir terapi metodu. Uygulama sırasında hasta herhangi bir ağrı hissetmiyor. Yöntemin temelleri kuantum fiziği, vücudun sağlıklı frekanslarının güçlendirilmesi ve hastalık yapıcı etkenlere ait frekansların silinmesine, geleneksel Çin tıbbı ve akupunktura dayanıyor.

  • 2 Yaş Krizi Nedir?

    2 Yaş Krizi Nedir?

    ‘Bütün dünya bana karşı geliyormuş gibi hissediyorum. Annem babam bile bir şey istediğimde sürekli bana hayır diyor. Beni hep durdurmaya çalışıyorlar. Durmadan şunu yap, bunu yap diye emir veriyorlar. Oysa ben ‘benim’. Benim kendi aklım var. Bu yüzden annem babam bana yap dediklerinde ‘Hayır’ demek zorundayım. Eğer hayır demezsem, kendimi yalnızca anne ya da babamın bir parçasıymış gibi hissediyorum. Ama ben benim. O yüzden istediğim zaman hayır diyebilirim. Çünkü ben güçlüyüm. İstediğim şeylere ben karar verebilirim. Masada nereye oturmak istersem oraya otururum. Kaşığımı tabağıma durmadan vururum. İnsanlar benim burada olduğumu çıkardığım ses sayesinde anlayabilirler. ‘

    Çocuğunuz durmadan hayır diyor, olur olmadık mekanlarda kendini yere atıyor ve bir şey istediğinde onu elde edene kadar ağlama krizlerine mi giriyor? Tebrikler, ‘ Terrible two’ yani ‘2 yaş krizi’ dönemine hoş geldiniz.

    Yazının başındaki cümleler bu dönemde çocuğunuzun ne hissettiğini ve düşündüğünü size kısaca özetleyebilir. Çocuğunuz bunları sizi kızdırmak için yapmıyor, kendi benliğini kazanmak ve bağımsızlığını kanıtlamak istiyor. Bu süreci sağlıklı bir şekilde tamamladığında çocuğunuz ilerde kolaylıkla insanların etkisi altında kalmaktan korunacaktır.

    Ebeveynler bu süreçte çok zorlanıp, aşırı tepkiler verebilir. Bu yüzden sık sık bu sürecin geçici olduğunu ve bu dönemin onun gelişimi için gerekli bir evre olduğunu hatırlamak gerekir.

    Ebeveyn olarak dikkat edilmesi gereken bazı noktalar şu şekilde özetleyebiliriz;

    Bu süreçte çok fazla alanda çocuğunuza sınır koymaya çalışmayın. Savaşacağınız birkaç alan belirleyin. Örneğin fiziksel güç kullanması net bir sınırınız olsun ve bu davranışa asla izin vermeyin.

    Çocuğunuzun hayır ifadelerini onaylayın ve karşı gelmemeye, değiştirmemeye çalışın. Örneğin ‘Hadi çoraplarını çekmeceye koy’ dediğinizde büyük bir ‘hayır, olmaz’ cevabıyla karşılaştıysanız; ‘Tamam, demek şimdi bunu yapmak istemiyorsun’ diyerek karşılık verebilirsiniz.

    Yemek konusunda isteklerine saygılı olun. Örneğin brokoli yemek istemediğinde, ‘Neyi sevip sevmediğine karar ver. Şimdi senin brokoli sevmeyen birisi olduğunu söyleyebilirim.’ Cevabı çocuğun benlik algısını destekleyen ve önemsendiğini hisseden bir cevap olur.

    Çocuğunuz ağlama krizine girdiğinde ve istemediği şeyleri ağlayarak ifade ettiğinde ona yol gösterin. ‘Hoşuna gitmeyen bir şey olduğunda bana hayır, istemiyorum diyebilirsin. ‘

    Bu dönemde çocuğunuzla güç yarışı yapmaktan kaçının. Her istediğinin olmayacağını öğrensin düşüncesi bu dönem için çok geçerli değildir. Tartışma sonuçta daima çocuğun kaybettiği şartlar oluşur. Siz kazanırsanız çocuğunuz kendini ifade etme gücünü kaybedecektir. Eğer çocuğunuz kazanırsa, kendine doğru örnek olacak bir rehberi, güçlü bir yetişkini kaybedecektir. Çocuğunuz sizi çok zorladığında, örneğin yemek yememek için kararlı davrandığı durumlarda bile, ‘Tamam, şimdi yemek zorunda değilsin. Ama daha sonra senin için yemek pişirmeyeceğimi bilmelisin.’ Hem onun istediğinin olduğu, hem son sözü sizin söylediğiniz ve sınırları sizin belirlediğiniz bir cevap olur.

    Son olarak iki yaş krizinin nörolojik boyutuna da bir bakmak gerekiyor.

    Çocuğunuzun bu dönemde beynin ön (frontal) bölgesi gelişir. Bu bölgenin gelişmesi için kararlar vermeye ihtiyacı vardır. Sizin tüm söylediklerinizi yerine getirmesini, tüm emirlere itaat etmesini beklerseniz, beynin bu bölgesinin faaliyetsiz kalmasına sebep olabilirsiniz.

    Ağlama krizler çocuk beyninde gerçek bir tetikleme yaratır. Çocuğunuzun ağlamaya hakkı vardır. Beyni gerçekten de istediği olmadığı için stres altındadır. Ağlamak bu gerilimin boşaltılmasını sağlar.

    Sizin için çok küçük olan bazı istekler onun için çok önemlidir. Arkadaşının oyuncağını almak istemesi veya herhangi bir isteğinin geri çevrilmesi, onun beyninde çok zor bir durumdur. Olgunlaşmamış, neden- sonuç ilişkileri kurmayı öğrenmemiş, bağlantı kurmamış bir beyinde, istekler hayal edilmeye başlandığında haz verecek moleküller salgılanır. Ve istediği olmadığında bu molekülleri n miktarında ani bir düşüş olur. Bu da büyük bir ağlama krizine veya saldırgan bir tepkiye yol açabilir.

    Bu dönemde ihtiyacınız olan en büyük şey ise ‘Sabır’dır. Çocuğunuzun geliştiğini ve büyüdüğünü kendinize hatırlatmak bu dönemi atlatmanıza yardımcı olacaktır.