Blog

  • Cilt altı dolgu maddesi uygulamalarında yenilikler ve kişisel deneyimlerim/tercihlerim

    Yumuşak doku augmentasyonu çeşitli dolgu maddelerinin dermise, subkutan dokuya ve periost üzerine yerleştirilmesi olup statik kırı- şıklıklar için ideal bir tedavi alternatifidir. Dolgu maddeleri kırışık- lıklar dışında skar ve atrofik alanların doldurulmasında, hafif yapısal asimetrilerin ve cerrahi sonrası oluşan küçük defektlerin düzeltilmesinde etkili bir şekilde kullanılır. 2006 yılında ABD’de uygulanan 11 milyon koz- metik prosedürün %83’ünü cerrahi olmayan minimal invazif işlemler oluş- turmuştur.1,2 Dolgu maddesi seçiminde, estetik etkinin devamı, ürünün enjeksiyon tekniği ve yapılacak derinlik ayarı ile uygulanan yüz bölgesine uygunluğu mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır. Dolgu maddesi seçimi kadar dik- katli hasta seçimi ve tedavi öncesi hasta beklentisi ile prosedür kaynaklı ola- bilecek sıkıntıların hastaya iyi aktarılması da önemlidir.3 İdeal dolgu maddesinin, biyo uyumlu, kalıcı ve uzun kozmetik etki sü- reli, absorbe edilebilir, raf ömrü uzun, toksik, karsinojenik, immünojenik ol- mayan ve yabancı cisim reaksiyonu yaratmayan, uygulama sırasındaminimal ağrı oluşturan, başka bölgeye göç etme- yen, kullanıma hazır ve enjeksiyonu kolay uygula- nır pahalı olmayan ürünler olması beklenmektedir. Ancak günümüzde tüm bu özellikleri taşıyan dolgu maddesi bulunmamaktadır.3 Firmalar ideal dolgu maddesine ulaşmak için, teknolojilerini sürekli yenileyerek ve yeni ürünler üreterek birçok dolgu maddelerini dünya piyasa- sına sunmuşlardır. Geçmişten günümüze kadar olan dolgu maddelerini sınıflandıracak olursak; KOLLAJEN KAYNAKLILAR Endojen kollajen deriye güç ve destek sağlayan esas yapısal eleman olarak görev yapar. Şu an için kul- lanılan kollajen bazlı ürünler, sığır, insan ve en yeni olarak da domuz kaynaklı olarak elde edil- mektedir.

    SIĞIR KAYNAKLI KOLLAJEN İlk sığır kollajeni ürünleri (Zyderm-1, Zyderm-2, Zyplast; McGhan Medical Corporation, Fremont, CA, USA) 1980’lerin ortasında yumuşak doku şekil bozukluklarının düzeltilmesinde FDA onayı almış- tır.4,5 Enjekte edilen materyallerin endojen kollaje- nazlarca yıkılması nedeniyle elde edilen kozmetik düzelme yaklaşık 2-4 aylık bir süre ile sınırlıdır. Kollajen liflerinin çapraz bağlanmasını sağlayan Gluteraldehit’in kullanıma girmesi ile enzimatik yıkım geciktirilerek kozmetik etkinin artması sağ- lanmıştır. Kimyasal olarak çapraz bağlanmış kolla- jen formun ömrü yaklaşık 4-6 aydır.4,5 Sığır kollajenlerinin hipersensitivite riski var- dır. Bu nedenle tedaviden 1 ay önce ön kol volar yüze kollajen test enjeksiyonu yapılır. Test bölge- sinde eritem, ödem, kaşıntı, endurasyon görülmesi halinde deri testi pozitif olarak yorumlanır. Deri test sonucunun negatif olarak değerlendirilebilmesi için hasta 4 ila 6 hafta takip edilmelidir. Deri testi negatif olan hastalarda, enjeksiyon sonrası hiper- sensitivite görülme olasılığı %0,5-5 arasındadır. Buzdolabında saklanma zorunluluğu, kısa etki sü- resi ve deri testi gerektirmesi bu ürünlerin deza- vantaj- larıdır. Daha etkili, kolay kullanımlı ve ucuz preparatların ortaya çıkışı, bu ürünlerin popülaritesini ve kullanımını sınırlamıştır.4,5 Ülke- mizde daha önce kullanılmış olup, halen kullanıl- mamaktadır.

    İNSAN FİBROBLAST KAYNAKLI KOLLAJEN Sığır kaynaklı kollajenlere paralel olarak geliştiri- len, insan fibroblastlarından derive, çapraz bağlan- mamış kollajen içeren 2 ürün bulunmaktadır; Cosmoderm-1 (35 mg/ml) ve Cosmoderm-2 (65 mg/ml) (Allergan, Inc., Santa Barbara, CA,USA). İnsan kaynaklı kollajenin çapraz bağlanmış formu ise Cosmoplast’dır(35mg/ml).6 İnsan kaynaklı kollajen ürünleri ile allerji tes- tine gerek yoktur. Elde edilen kozmetik etki sığır kaynaklı kollajenlere göre daha kısa sürmektedir. Uygulama sırasında anestezi sağlanması amacıyla ürün formülasyonu %0,3’lük lidokain de içermek- tedir. Cosmoderm için beklenen etki yaklaşık 3 ay iken, Cosmoplast için bu süre 4-7 ay kadardır.7 Allergan firması, ürün üretiminde 2010 itiba- riyle sınırlamaya gideceğini duyurmuş olup, bu du- rumun ürün etkinliğinden bağımsız olarak ekonomik nedenler neticesinde ortaya çıktığı dü- şünülmektedir.7 Ülkemizde kullanılmamaktadır.

    DOMUZ KAYNAKLI KOLLAJEN Domuz kaynaklı ilk ajan Fibrel (Mentor Corp, Go- leta, Calif, USA)’dir. Üç yapıdan oluşur; domuz je- latini, Ɛ-aminokaproik asit ve tedavi edilen hastanın plazması. Fibrel uygularken hastadan kan alınması ve domuz kollajeni ile santrifüj sonrası elde edilen plazmanın karıştırılması gerekliliği yü- zünden günümüzde en az popüler dolgu materyal- lerinden biridir. İntradermal enjekte edilir. Bu jelatin matriks intradermal enjekte edilince oluşan travma, yara iyileşmesi için pıhtılaşma faktörleri göllenmesine neden olur. Bu nedenle antikoagülan tedavi alan hastalara uygulanmamalıdır. Fibrel, Zyderm ve Zyplast hipersensitivitesi olan hastalar için iyi bir alternatif doldurucu materyaldir. %3,5 oranında (35 mg/ml) çapraz bağlı domuz kollajeni içeren Evolence (Colbar LifeScience Ltd, Herzliya, İsrail) orta-ağır yüz kırışıklıkarı ile nazolabial oluk düzeltilmesi işlemleri için 2008 yılı Haziran ayında FDA onayı almıştır. Domuz tendonlarından elde edilen bu ürün insan kollajeninin yerine geçmesiiçin geliştirilmiştir. Domuz kollajeni kaynaklı ol- masına rağmen deri testi gerektirmemektedir çünkü işlem sırasında oluşan enzimatik sindirim sı- rasında molekülün antijenik kısmı ortadan kalk- maktadır. Etki süresi 6-12 ay arasında değişmek- tedir. Glymatrix teknolojisi denen yöntemle kolla- jenin doğal şeker metaboliti ile aşırı çapraz bağlan- ması neticesinde kozmetik etkinin devamlılığı 12 ayın üstüne çıkarılabilmektedir.2,7,8 Ülkemizde kul- lanılmamaktadır.

    OTOLOG KOLLAJEN ÜRÜNLERİ Autologen, dolgu uygulanacak kişinin deri dokusu- nun laboratuvarda işlemlerden geçirilmesi sonu- cunda hazırlanan intakt kollajen liflerden oluşmuş bir dolgu materyalidir. Rezeke edilmiş deri dokusu dondurulur ve işlenmek üzere Collagenesis Inc. la- boratuvarına gönderilir. Anatomik yere bağlı olarak birim deri miktarından farklı konsantrasyonlarda ürün hazırlanır (1 gram abdominal deriden 0,6 ml, 1 gr göz kapağı derisinden 0,44 ml). Hazırlanış süresi 4-6 haftadır. Autolagen’deki kollajen, doğal çapraz bağlar içermesi nedeni ile diğer enjekte edilebilir kollajen formlarından yapısal olarak farklıdır. Oto- log olması, hastalık transmisyon riskinin bulunma- ması, 6 ay saklanabilmesi ve deri testi gerektir- memesi gibi avantajlarının yanında, hazırlanabil- mesi için 4-6 hafta süre gerektirmesi ve enjeksiyo- nun ağrılı olması gibi dezavantajları da mevcuttur. Ayrıca otolog dokunun kaynağının sınırlı olması ne- deni ile diğer dolgular gibi sürekliliği yoktur.9 Ülke- mizde kullanılmamaktadır. İsolagen, otolog fibroblast solüsyonudur. Amaç, hastanın kendi fibroblast onarım sistemini kullanıp lokal kollajen üretimini arttırmaktır. Ma- teryal alıcının sıklıkla postauriküler bölge derisin- den 3 mm punch biyopsi ile alınan deri dokusudur. Biyopsi materyali soğuk zincir ile bu üretimi yapa- bilecek sertifikası olan laboratuara gönderilir. La- boratuarda, hücreler uygun doku kültür teknikleri ile çoğaltılır. Altı hafta sonra 1-1,5 ml’lik steril kül- türe fibroblastları içeren materyal şırıngalar içinde doktora geri gönderilir. Solusyon 24 saat içinde en- jekte edilmelidir. Hücrelerin canlılığı 48 saatte %85, 72 saatte ise %65’e düşer. Verilen fibroblast- dan yeni kollajen üretilmesi için 3-4 aylık bir süreye ihtiyaç vardır. Etkisi dereceli olarak artar; bu süre 16-18 ayda tamamlanır.9 Plazmagel, uygulama yapılacak olan hastanın kan plazmasının askorbik asit ve lidokain eklenerek hazırlanmış otolog bir üründür. Fransa’da Frese- nius laboratuarında hazırlanır. Kırışıklıklar, kon- tür defektleri akne skarları ve dudak büyütmede kullanılır.

    9 İNSAN KADAVRA KAYNAKLI ALLOJENİK ÜRÜNLER Kadavra kaynaklı bu allojenik ürünler; Dermola- gen (Collagenesis Laboratory, Beverly, Massachu- setts, USA), Alloderm (Life Cell Inc., Woodlands, Texas, USA), Cymetra (Life Cell Inc., Branchburg, NJ, USA) ve Fascian (Fascia Biosystems, Los Ange- les, USA)’dır. Ülkemizde bu ürünler kullanılma- maktadır.10 Dermolagen, kollajen, elastin ve glikozami- noglikanlardan oluşan aselüler bir üründür. İçer- diği kollajenin çoğunluğunu normal insan kollajen tip I, III ve IV lifleri oluşturur. Amerikan Doku Bankası Birliği’ne bağlı, Kas İskelet Transplantas- yon Kuruluşu sorumluluğunda insan kadavraların- dan elde edilmektedir. Sığır kollajeninden farklı olarak enjeksiyondan 1 saat önce buzdolabından çı- karılıp oda ısısına gelmesi sağlanmalıdır. Ayrıca yine sığır kollajeninden farklı olarak deri testinin bir kez yapılması yeterlidir. Tüm bunların yanında en az sığır kollajeni kadar kalıcıdır. Ancak 2001 sonbaharından bu yana sürekliliğinin sağlanama- ması yüzünden üretilememektedir.10 Alloderm, ilk kullanıldığı 1992 yılından beri, 3500’den fazla hastaya uygulanmıştır. Amerikan doku bankası birliği ve FDA kontrolünde doku bankası kaynaklarından elde edilen asellüler insan dermal allograftıdır. Alloderm implante edildikten sonra bir otograft gibi davranır ve konağın doku- sunun yardımıyla tekrardan şekillenir. Neovaskü- larizasyonu takiben iki hafta içinde fibroblastların progresif artımı ve 5-8. haftalarda da konak kolla- jeniyle integrasyon olmaktadır. İki yıla kadar buz- dolabında saklanabilmektedir.10 Cymetra, Alloderm’in mikronize veya enjek- tabl formudur. FDA onaylı olan bu ürünün raf ömrü 2 yıldır ve buzdolabında saklanmalıdır.10Fascian, dolgu maddesi olarak ilk kez Burres 1994 yılında akne skarlarının tedavisinde kullan- mış ve ‘rekollajenizasyon’ olarak isimlendirmiştir. Graft materyali insan kadavralarının gastrokne- mius fasiyasından veya tensor fasiya lata’dan hazır- lanmaktadır.10 BİYOSENTETİK POLİMERLER Zaman içinde absorbe olan kısa etkili ajanların ye- rine uzun etkili absorbe olmayan ajanların gelişti- rilmesi ihtiyacı doğmuştur. Kollajen ve hyalüronik asit gibi biyolojik ürünler hacim oluşturma özelliği ile ani bir düzelme sağlarken, sentetik dolgu mad- deleri ekstrasellüler matriksteki fibroblast prolife- rasyonunu arttırıcı etkileri ile daha kalıcı bir etki sağlayabilirler.11,12 ‘Poly-L-lactic acit’,’calcium hydroxylapatite’ ve ‘polymethylmethacrylate’ gibi sentetik yüz dol- guları sıvı enjekte edilebilir taşıyıcılarla kombine edilmektedirler. Bio-Alcamid ve Aquamid gibi ka- lıcı sentetik bileşiklerin uzun dönem etkileri halen tam olarak bilinmemektedir. Daha güvenilir olan ve bilindik sonuçlar veren kalıcı olmayan dolgu maddeleri varken, uzun süreli kalıcı dolguların kul- lanılması halen tartışma konusudur.12,13 RADIESSE (MERZ AESTHETICS., FRANKSVILLE, WI, USA, İTHALATÇI FİRMA: ASSOS İLAÇ) Sodyum karboksimetilsellüloz jel içinde hazırlan- mış, %30 oranında 25-45µm boyutlarında ‘calcium hydroxylapatite’ küreciklerinden oluşmaktadır. Bu madde diş ve kemikteki mineral komponentle ay- nıdır. HIV hastalarındaki lipoatrofi ve yüzdeki orta-ağır düzey kırışıklıkların düzeltilmesi için FDA onayı alan bu ürün aynı zamanda vokal kord augmentasyonunda ve radyolojik doku işaretleyi- cisi olarak da kullanılmaktadır. Submukozal nodül oluşumu riski nedeniyle dudaklarda kullanımı öne- rilmemektedir. İnert bir madde olduğu için deri testi gerektirmezken radyo opak olması ve direkt grafi- lerde görünmesi gibi dezavantajları vardır. Enjeksi- yonun ardından jel kısmı fagosite edilerek ‘calcium hydroxylapatite’ mikrokürecikleri çevre yumuşak dokuya yerleşir. Mikroküreciklerin yavaş yıkımı ve kollajen proliferasyonu sayesinde 2 yıla kadar uza- yan etki beklenmektedir. Kullanımı için allerji testigerekmez. Radiesse tamamen sentetiktir. İnsan ya da hayvansal kaynaklı bir madde içermez. Estetik amaçlı nasolabial olukların giderilmesinde, rino- plasti sonrası oluşan ufak deformitelerin revizyon- larında, marionette çizgilerinin (dudak kenarların- dan aşağı uzanan çizgilenmeler) giderilmesinde, dudak çevresindeki kırışıklıkların giderilmesinde, yanaklarda dolgunluk sağlamakta, ellerin dorsal yü- züne volum kazandırmak için ve ayrıca malar ve mandibular agumentasyon için kullanılır. Alt göz- kapaklarının iç-alt kısımlarında yer alan tear-thro- ugh deformitesi denen bölgede, glabella hattında ve dudağın kırmızı mukoza kısmında kullanılmaz. Derin dermise enjekte edilir. 25-27 G kalınlıkta iğne ve kanül ile uygulanır. Enjeksiyonları anestezi ge- rektirir. Ülkemiz pazarında mevcut olup gün geç- tikçe kullanımı artmaktadır. Beklenenin aksine kullanımı kolay ve güvenlidir. Uzun kalıcılık iste- diğimiz durumlarda tercih edebiliriz. Ürün genel- likle 0,5cc lidokain ile dilue ederek kullanılır.14-18 SCULPTRA (VALEANT AESTHETICS,NORTH AMERICA.,LLC) Avrupa’da New-Fill olarak da bilinmektedir. ‘Poly- L-lactic acid’ aslında kendi başına bir dolgu mad- desi olarak dizayn edilmemiştir. Aynen Radiesse gibi karboksimetilsellüloz jel içinde hazırlanmak- tadır. HIV ilişkili lipoatrofide endike ve FDA onaylı olmakla birlikte kozmetik yüz dolgu işlemlerinde Amerika’da endikasyon dışı olarak, diğer birçok ül- kede ise endikasyon dahilinde yaygın bir kullanıma sahiptir. 26G iğne ile derin dermis veya subkuta- nöz dokuya lineer geri çekme veya tünel açma yön- temiyle implantasyonu önerilmektedir. Her ne kadar etki mekanizması tam olarak kesinleştirile- mese de, subdermise enjekte edildiğinde granulo- matoz reaksiyon oluşumunu tetikleyerek tip-1 kollajen sentezini aktiflediği düşünülmektedir. Bu etki yaklaşık 6 haftada başlar ama 2 yıla kadar sür- düğü gösterilmiştir.11,19,20 Ülkemizde kullanılma- maktadır. ARTEPLAST, ARTECOLL, ARTEFILL (ARTECOLL: ROFIL MEDICAL INTERNATIONAL, HOLLAND) (ARTEFILL: SUNEVA MEDICAL, INC., SAN DIEGO, CA, USA) Kemik çimentosunda kullanılan ‘polymethyl met- hacrylate’ (PMMA) mikrokürecikleri de doku arttırıcı olarak kullanılmaktadır. İlk geliştirilen PMMA preparatı Arteplast yüzeyinin düz olma- ması, elektrostatik enerji taşıması ve saf olmaması sebebi ile çok sayıda granülom gelişmesine sebep olmuştur. Daha sonra 1994’de yüksek saflıkta ve düz yüzeyli PMMA mikrokürecikleri içeren Arte- coll geliştirilmiştir. 1996 yılında Avrupa’da CE ser- tifikası alan alan Artecoll’ün ABD’de kullanımı kabul görmemiştir. 20 yıl içinde preparat biraz daha geliştirilmiş ve 2003 yılında FDA onayını Ar- tefill ismi ile almıştır.1 Artefill, %3.5 sığır kollajeni ve %0,3 lidokain içinde %20 oranında, 30-40µm çaplarında ‘polymethyl methacrylate’ (PMMA) mikrokürecikleri içeren rezorbe olmayan bir sub- dermal dolgu maddesidir. Nazolabial oluk tedavisi için 2006 yılında FDA onayı almıştır. Deneyimler neticesinde dudak ve ince deriye enjeksiyonu, muh- temel papül-nodül oluşumu riski nedeniyle öneril- memektedir. 1-4 ay içinde bünyesindeki kollajen komponentinin yıkımı sonucu kozmetik düzelmede %50-75 oranında azalma görülebilmek- tedir. Bu süre içersinde, fagositoza ve enzimatik yıkıma di- rençli olan PMMA mikrokürecikleri çevre konnek- tif doku ile enkapsüle olarak kalıcı bir hal alır. Bu durum, vücudun doğal bir savunma mekanizması olan yabancı cismi fibröz doku ile çevreleme özel- liğidir. Estetik etkinin 10 yıldan fazla süredir devam ettiği tecrübe edilmiştir. Her ne kadar PMMA gra- nülomatoz reaksiyonla ilişkilendirilse de Ame- rika’da 5 yılda 251 hastanın tedavi edildiği klinik bir çalışmada granülom oluşumu rapor edilmemiştir.1- 3,6,7,19,21 PMMA’nın yanlışlıkla intradermal uygulan- ması neticesinde sadece cerrahi eksizyonla giderile- bilen nodül formasyonu gözlenebilmektedir.11 Ül- kemizde kullanılmamaktadır. SİLİKON 1000 (ALCON LABORATORY, INC., FORT WORTH, TX, USA) ‘Silicon’ elementi vucutta doğal olarak mukopoli- sakkaritlerin yapısında bulunur. Tıbbi amaçlarla kullanılan ‘silicone’ veya siloksan, ‘silicon’ ve oksi- jen atomlarının hidrokarbon gruplara bağlanarak zincirler oluşturması ile oluşan ‘dimethylpolysilo- xane’ların uzun polimerleridir. ‘Silicone’ lar doğal ortamda bulunmayan sentetik bileşiklerdir. Bu po- limerler viskozitelerine göre likit, jel veya katı olabilirler. Yüksek viskoziteye sahip Adatosil-5000 ve Silikon-1000’in retinal tamponad tedavisinde göz içine enjeksiyonu FDA onayı almıştır ancak yu- muşak doku arttırımında likit silikon kullanımına FDA onayı verilmemiştir. Fakat bilindiği üzere FDA onayı alarak piyasaya çıkan bir ürünün başka endikasyonlarda hasta onam formu ile (off-label) kullanılması yasaldır. Bir ‘dimethylpolysiloxane’ polimeri olan ‘Silikon 1000’ de subdermal dolgu maddesi olarak endikasyon dışı kullanılabilmekte- dir. Haftalar içinde her silikon mikrodamlacığının çevresinde, augmentasyon sağlayan fibröz kapsül oluşumu gözlenmektedir. Yeni kollajen oluşumu 1. ay sonunda %50, 2.ay sonunda %90, 3. ay sonunda %100 oranında gerçekleşir ve kendi kendini sınır- lar. Kollajen oluşumunun bu şekilde yavaş geliş- mesi sebebi ile sonuçlar geç ortaya çıkar. Bu yüzden müteakip tedaviler en az 6 haftalık aralıklarla ya- pılmalıdır.1,7,22 Kesin kontraendikasyonların başında glandü- ler meme dokusuna ve penise enjeksiyonu gelir. Ayrıca, aknenin ‘icepick’ skarları ve derin suçiçeği skarları gibi aşağıya fibrotik bantlarla bağlı skarlara uygulanması bunları eleve edemeyeceği gibi simit görünümüne de sebep olabilir. Likit silikon alerjik olmadığı için uygulama öncesinde deri testine gere yoktur. İnsan ve hayvan çalışmalarında karsinoje- nik etki tespit edilmemiştir. Vücutta değişime uğ- ramaz ancak düşük miktarlarda fagosite edilip retiküloendotelyal sistem taşınır ama zararlı etkisi tespit edilmemiştir. Silikonun yerçekimi ile aşağı kayması hipotezi fizik kurallarına aykırıdır, çünkü silikon sudan ve insan dokularından daha hafiftir. İnflamasyon, endurasyon, ülserasyon, granülom oluşumu ve renk değişimi gibi komplikasyonların görülmesi dolgu maddesi olarak silikon kullanımını sınırlamaktadır. Bilinen en kalıcı doku arttırıcı ajan silikondur, iyi ve kötü sonuçlar genellikle uygu- lama tekniğine bağlıdır.1,7,22 Ülkemizde kullanıl- mamaktadır. AQUAMID (CONTURA INTERNATIONAL, A/S) %2,5 çapraz bağlı homojen ‘Polyacrylamide’ hid- rojeldir. Bu molekül suda erimez fakat suyu tutma özelliği çok fazladır. Kazandırdığı hacmi bünye- sinde tuttuğu su molekülleri verir. Deri testi gerektirmez. Aquamid R’nin viskozitesi daha fazla- dır. 27G iğneyle subkutan uygulanır. 2001’den beri CE sertifikası vardır. FDA onayı yoktur.12,13 Ülke- mizde kullanılmamaktadır. BIO-ALCAMID (ASCENTE MEDICAL, ITALY) %4 Polyalkylimide ve %96 su içeren sentetik ağ ya- pısında polimerdir. Bir dolgu maddesinden çok en- jektabl endoprotezdir. Vücut çevresini 4-8 hafta sonra ince kollajen kapsül ile sarıp izole etmektedir. Bu yüzden yer değiştirmez. Allerjik reaksiyon oluş- turmaz. İstenildiği taktirde geri çıkartılabilir. FDA onayı yoktur. Lokal anestezi yapıldıktan sonra uy- gulanır. Deri testi gerektirmez. Subkutan uygula- nır. Yumuşak kıvamdadır. Dokunma ile fark edilmez. Bio-alcamid lips formu dudak profilini dü- zeltmek için kullanılır. Bio-alcamid face formu daha koyu kıvamdadır. Hafif-orta derece kırışıklık ve hacim kayıplarında kullanılır. Body formu, face formu ile içerik olarak aynı sadece hacimleri fark- lıdır. Pahalı bir dolgu maddesi olması kullanımını sınırlar.12 Ülkemizde kullanılmamaktadır. GORE-TEX Politetrafluoroetilen (PTFE) içeren bu ürün koz- metik dermatolojide lokal anestezi altında bir tro- kar üzerinden rehber iğne yardımıyla derin dermise yerleştirilir. İmplantlar çıkarılabilir oldu- ğundan eğer hasta sonuçtan memnun olmazsa im- plant geri çıkarılabilir. Alerji riski taşımadığından deri testine gerek yoktur. İmplantasyon sonrası en- feksiyon gelişirse implant çıkarılmalıdır.12 Ülke- mizde kullanılmamaktadır. HYALÜRONİK ASİT DERİVELERİ; İnsan vücudunda doğal olarak bulunan hyalüronik asit (HA), konnektif doku ekstrasellüler matriksi- nin temel bir polisakkariti olup, tekrarlayan D-glu- kuronik asit ile D-N-asetik-glukozamin dimerik ünitelerden oluşan bir glikozaminoglikandır. Hüc- reler arası yapıları stabilize ederek kollajen ve elas- tinin bağlanması için viskoelastik bir çatı oluşturur. Potent olarak su bağladığı için deriye enjekte edil- diğinde volüm oluşturarak yumuşaklık ve hidras- yon sağlar. Yaş ilerledikçe hyalüronik asit miktarının düşmesi ile deri hidrasyon, elastikiyetve haraketliliğinde azalma ortaya çıkar. Hacminin 1000 katı su bağlama kapasitesi sayesinde dermisin hacmini ve esnekliğini artırır.7,13,23,24 Doğal formunda, hyaluronik asit hızla emilir. Hyalüronidaz ile yıkıldığı için dermisteki hyalüro- nik asitin ömrü 1 gündür. Butanediol diglycidyl ether (Restylane, Juvederm vs.) veya divinyl sulfone (Prevelle Silk, Captique, Hylaform vs.) gibi kimya- sal ajanlarla yapılan çapraz bağlama neticesinde ısı veya enzimatik yıkıma dirençli preparatlar elde edilmiştir. Bu çapraz bağlanma her bir HA dolgu- suna karakteristik özellikler kazandırır. Bu özellik- ler her bir HA ürününün davranışını, etkinliğini belirler. Çapraz bağlanma işlemi ‘partiküle’ ve ‘non- partiküle’ formlarda HA üretimini olanaklı kılmak- tadır fakat hangi formun daha iyi bir sonuca yol açtığına karar verilememiştir. Partiküle formun (Restylane vs.) oluşturduğu etki ve süresi partikül büyüklüğü ile orantılıdır ve jel içindeki partikül bü- yüklüğü, hacim doldurma özelliğini belirler. Ayrıca mililitredeki HA partiküllerinin yoğunluğu ürünün kalıcılığını ve stabilitesini belirler. Non-partiküle formun(Juvederm vs.) hacim doldurma gücü ise yaptığı çapraz bağ sayısına bağlıdır. İdeal çapraz bağlanma düzeyi bilinmemektedir, aşırı çapraz bağ- lanmanın hyalüronik asitin hidrofilik özelliklerini belirgin olarak azaltabildiği öne sürülmüştür.1,3,7,23,24 Hyalüronik asit dolgular karakteristiklerine göre ‘bifazik’ (çapraz bağlı ve çapraz bağsız HA nın bir arada bulunması) (Restylane vs.) ve ‘monofazik’ (tamamı çapraz bağlı HA zincirler) (Juvederm, Te- osyal vs.) olarak ayrılırlar. Bifazik form büyük par- tiküllü HA uygulanabilmesine olanak sağlarken, uygulanması daha zordur. Monofazik form homo- jen ve küçük partiküllü olduğu için teorik olarak daha kolay uygulanabilmektedir.1,3,6,7,23,24 Bifazik dolgudaki bir başka fark ise monofazik jel parçacıklarıdır. İstenen hacme bağlı olarak dol- guyu binlerce jel parçacıklara bölen konsantras- yonlarına ulaşmak için bir tarama sistemi kullanılmaktadır. Bu nedenle bifazik dolgu madde- leri hiyalüronik asit ve jel parçacıkların farklı bo- yutlarda aynı konsantrasyonuna sahip olurlar.23-26 Hyaluronik asit ürünlerini diğer dolgu ürün- lerine göre kullanımları daha kolaydır. Deri testigerektirmez. Soğuk zincirde saklanmasına ve trans- portuna gerek yoktur. Ancak, hyaluronik asit ürün- leri yüksek ısıya temas etmemelidir. Bu durumda oluşan monomerler, inflamasyon geliştirme potan- siyeline sahiptir.11 HA’nın avantajlarının dezavantajlarından çok daha fazla olması, kullanımını ABD’de son on yılda % 190 arttırdı. 2011 yılında, ABD’de enjekte edi- len tüm dolgu maddeleri içinde %69’u HA içeren dolgulardır. Hyalüronidaz kullanımı ile hızlı geri dönüş sağlanabilmesi, doğal ve güvenli olması, hay- vansal ürün içermemesi, hemen uygulama sonra- sında kozmetik sonuç elde edilmesi ve antijenik özellik göstermemesi hyalüronik asitin diğer dolgu maddelerine üstünlük sağladığı avantajlarıdır.23,24 Her ne kadar üretici firmalar hyalüronik asit preparatları için kullanım öncesinde deri testi uy- gulanmasının gerekli olmadığını belirtse de, dolgu maddeleri içinde değişik miktarlarda bulunan hya- lüronin ilişkili protein teorik olarak hipersensiti- vite riski taşımaktadır. Lowe ve ark. 1996-2000 yılları arasında 709 hastaya uyguladıkları Hylaform ve Restylane tedavisi sonrasında hastaları 1 yıl süre ile izlemişler. Üç hastada (%0.042) geç tip hiper- sensitivite reaksiyonu gelişirken reaksiyon hastala- rın üçünde de tedaviden ortalama 6-8 hafta sonra başlamıştır. Hastaların tümünde nazolabial bölgede abse formasyonu gözlenmiştir.3 HA uygulaması gebelerde, emzirenlerde, 12 yaş altı çocuklarda, keloid gelişimine yatkınlığı olanlarda, kanama diyatezi varlığında, aktif enfek- siyon ve inflamasyon varlığında kontraendikedir.11 Genel olarak Hyalüronik Asit deriveleri, 27- 30G gibi ince uçlu iğneler ile deriye 33° açı ile giri- lerek uygulanır. Etkisi ortalama 6-12 aydır. Son zamanlarda Avrupa’da yapılan bir çalışmada dü- zeltme etkisinde zamanla azalma olduğu gösterilmiş ve tedaviyi takiben ikinci haftada %98, üç ay sonra %82, altı ay sonra %69, bir yıl sonra da %66 oran- larında düzelmede azalma olduğu bildirilmiştir.3,24 Ülkemizde pek çok HA içeren dolgu maddesi bulunmaktadır. Burada sık kullanılanlardan kısaca bahsedilecektir. Restylane (Galderma S.A., İthaltaçı firma: Pharmexx): 1996 yılında hayvan kaynaklı olmayan ilk hyalüronik asit derivesi olarak piyasaya çıkmıştır. 2003 yılında FDA onayı alan bu ürünün %0.3 lidokain içeren formu da piyasada bulun- maktadır. Firma hyaluronik asidi, hayvansal kay- naklı olmayan bir yöntemle (bakteriyel ferman- tasyonla) üretmektedir. Bu yönteme NASHA (Non animal source hyaluronik acid: hayvansal kaynaklı olmayan hyaluronik asit) denir. HA bakteriyel fer- mantasyon ile üretildikten sonra, yüzey alanını arttırmak ve ürünün doğal yıkımını yavaşlatmak amacıyla 1,4-butanediol diglycidyl ether eklene- rek çapraz bağlı hale getirilmektedir. Tüm Resty- lane ürünleri mililitrede 4000 ile 200.000 arasında değişen partikül içermektedir. Jel homojenize edil- dikten sonra 1 ml’lik kullanıma hazır enjektörler içersine konmaktadır.‘Restylane Perlane’ mililit- rede yaklaşık 8000 jel partikül içerir. Restylane’e göre partikül büyüklükleri daha büyük olduğu için daha koyu kıvamlıdır. Restylane 30G iğne ile en- jekte edilebilirken, daha büyük partiküllere sahip Perlane 27G ile enjekte edilir. Dolayısıyla Perlane daha derin kırışıklıklar için tercih edilirken, Restylane daha yüzeyel kırışıklıklarda kullanıla- bilmektedir. Kalıcılık ürün skalasına göre 6-12 ay arasında değişir.3,7,27 Restylane; 20 mg/ml hyaluronik asit içerir. Mi- lilitre başına 100.000 partikül içerir. Glabella, alın- daki yatay çizgiler, dudak köşeleri ve dudaklara (kontür veya dolgunluk verme amaçlı) uygulana- bilir. Orta dermise uygulanır.3,7,27 Restylane Perlane; 20 mg/ml hyaluronik asit içerir. Mililitre başına 8.000 partikül içerir. Resty- lane’e benzer fakat daha büyük parçacıklar içerdi- ğinden daha geç hacim kaybına uğrar. Genellikle yanak-burun arasında oluşan naso-labial kırışıklık gibi derin kırışıklıklara enjekte edilir. Nazolabial alan için sık tercih ettiğimiz dolgular arasındadır. Derin dermise uygulanır.3,7,27 Restylane Vital/Vital light: Restylane Vital(20 mg/ml) hacim verme amacından çok, cilt yapısını onaran, cilde diriliğini kazandıran bir üründür. Mesoterapi gibi çok sayıda yüzeyel enjeksiyon ya- pılarak dört hafta ara ile 2-3 seans uygulanır. Etkisi kalıcı olmadığından yılda 2 kez tekrarlamak gere- kir. Ayrıca daha yeni oluşmaya başlayan kırışıklarve deriye yüksek nem verebilmek için Vital/light (12 mg/ml) ürünüde mevcuttur.3,7,27 Restylane SUB-Q; Mililitrede 1000 partikül içerir. Malar ve mandibular agumentasyon için kullanılır. Volum oluşturmak içi sıklıkla tercih edi- lir. Uygulamalar derin subkutan veya supraperios- tal yapılır.3,7,27 Juvederm (Allergan, USA, İthalatçı firma: Al- lergan): Viskoelastik, jel kıvamında monofazik hya- lüronik asit preparatıdır. Bakteriyel fermantasyon yoluyla elde edilir. 1,4 Butandiol diglisidileter (BDDE) ile çapraz bağlanmıştır. Kalıcılık HV (high viscosity) teknolojisi sayesinde 8-12 aydır. FDA ta- rafından 1 sene etkisi olduğu onaylanmış tek hya- luronik asit içeren dolgu maddesi olduğu belirtilmektedir. Juvederm ultra serisi dolgu mad- deleri, enjeksiyon ağrısını gidermek için lidokain içerir.3,7,23,24 Juvederm Ultra 2; 24 mg/ml, BDDE (++), Özel- likle göz kenarı, alın, glabella, yanak çizgileri ve hafif nazolabial kıvrımlar gibi yüzeysel kırışıklarda tercih edilen bir dolgudur. Üst-orta dermise uygu- lanır.23,24 Juvederm Ultra 3; 24 mg/ml, BDDE (+++), Orta derinlikteki glabella, yanak kırışıklıkları, nazola- bial kıvrım tedavisinde tercih edilen bir dolgudur. Ayrıca burun, ağız kenarı ve dudak hacim resto- rasyonunda etkin bir şekilde kullanılır.23,24 Juvederm Ultra 4; 24 mg/ml, BDDE (++++), Malar/mandibular agumentasyonun yanı sıra cilt- teki derin çöküntülerin doldurulmasında, derin na- zolabial kıvrımlarda ve marionette çizgilerine kullanılan bir dolgudur. Orta ve derin dermise uy- gulanır.23,24 Juvederm Voluma; 24 mg/ml, BDDE (+++++), Kilo kaybı ya da yaşa bağlı yüz yağ dokusunun azalması nedeniyle çukur hale gelen yanak ve malar/mandibular agumentasyon için sık tercih et- tiğimiz bir dolgudur. Voluma tedavisinin kaldırma etkisi 18 aya kadar görülebilir.23,28 Juvederm Volbella; 15 mg/ml, BDDE (++), Ju- vederm dolguları ailesinin yeni üyesidir. Dudak dolgusu için kullanılır. Üretiminde Allergan’ın pa- tentli özel bir yöntemi olan Vycross tekniği kulla- nılmaktadır. Bu sayede dudakta 12 aya kadaretkisini sürdürebilir. Daha doğal görünüm ve işlem sonrası daha az ödem olmaktadır.23,29 Dudak uygu- lamalarında son dönemlerde sık tercih ettiğimiz bir üründür. Juvederm Ultra smile; 24 mg/ml, BDDE (+++), Dudak hacminin dolgunlaştırılması ve ağız çevre- sinin yeniden şekillendirilmesi için kulanılan bir dolgudur. Volbelladan sonra daha az tercih edil- mektedir.23,24 Juvederm Hydrate; 13.5 mg/ml, BDDE (-) Cilt hidrasyonunu ve esnekliğini arttırmak için tasar- lanmış bir hiyalüronik asittir. Yüz, boyun, eller ve dekolte bölgesine bir cm aralarla seri nokta tekniği şeklinde mezolift amaçlı olarak kullanılır. Lidokain içermez.23,24 Teosyal (Teoxane, Geneva, İthalatçı firma: Sel- tek): Kalıcı ve hayvansal kaynaklı olmayan, hyalu- ronik asit içeren bir dolgu maddesidir. Monofazik bir hyaluronik asittir. 15- 25 mg/ml HA içerir. Ka- lıcılık süresi 6-12 aydır. Ultra Deep, Deep Lines, Global Action, First Lines, Kiss, Touch up, Ultimate ve Meso (çapraz bağ içermez) formları vardır.24 Ay- rıca en yeni çıkan iki ürünü: Teosyal Redensity I(Işık dolgusu): Mezoterapi ve dolgu teknikleri arasında yeni bir konsept olup, içeriğindeki HA, aminoasitler, vitaminler ve anti- oksidanlarla hem nemlendirme hemde cilt yeni- lenme işlemi birlikte yapılabilmektedir. 3 hafta aralıklarla 3 seansta beklenen etkiye ulaşılır. Teosyal Redensity II (Gözaltı ışık dolgusu): Göz çukuru ve morluk problemleri gibi göz çevresi sorunlarının çözümüne yardımcı olan bir üründür. Kalıcılığı 1 ile 1,5 yıl arasında değişir. İçeriğindeki HA, aminoasitler, vitaminler ve antioksidanlarla hem nemlendirme hemde cilt yenilenme işlemi birlikte yapılabilmektedir. Redensity I’den farklı olarak HA hafif çapraz bağlar içerir. Bu sayede göz- altı çukurunu düzeltme uzun süre devam eder. Gözaltı deformitlerini düzeltmek için son zaman- larda sık tercih ettiğimiz bir üründür. Perfectha (ObvieLine, France, İthalatçı firma: Mezoklinik): Çapraz bağlı, hayvansal kaynaklı ol- mayan, 3D Dolgu | E-Bridge teknolojisi ile üreti- len, bifazik bir dolgu maddesidir. CE onayı vardır. Bu dolgu maddesi Perfectha Derm Fine Lines, Perfectha Derm, Perfectha Derm Deep, Perfectha Derm Subskin olmak üzere 4 ayrı formda üretil- mektedir. Esthélis (Anteis S.A., Switzerland, İthalatçı firma: Sanovis), CPM (KohezivPolidensifiye Mat- riks) teknolojisi ile üretilen monofazik-polydensi- fiye yapıda bir dolgudur. Hayvansal kaynaklı olmayan bir dolgu maddesidir. Soft, Esthelis Basic, Fortélis extra (Monofazik-monodensifiye) ve Mo- delis olmak üzere dört formu vardır. Ayrıca Meso- lis ve Mesolis plus(içerisine gliserol eklenmiş şekilde) ürünü çapraz bağlı olmayan daha düşük yoğunlukta HA içeren ürünleri vardır. Regenyal İdea/Bio-Expander(Phitocorp, Italy, İtahaltçı firma: Naturamed): Yüz şeklinin dengeli volümetrik yapılandırılmasında bir yenilik olan Bio- Expander; 3 değişik molekül ağırlığındaki HA kombinasyonuyla oluşturulmuştur (1 M Dalton,2 M Dalton, 500 K Dalton). Ürün paketinden 3 ayrı 1,1 ml hacminde HA çıkmaktadır. 1 ve 2 M Dalton HA lar çapraz bağlı olup cildin volumünü ve yapı- landırılmasını sağlar. 500 K Dalton luk HA ise ser- best olarak dağılarak cildin nemlendirilmesini sağlar. Böylelikle agumentasyon ve rejüvenasyon bir arada yapılabilmektedir. Bu ürünü tüm yüzde hızlı ve kombine bir etki oluşturmak istediğimizde tercih etmekteyiz. Ayrıca İdea/Regenyal Dolgula- rının yüz agumentasyonu için İdea, dudak agu- mentasyonu için Lips ve biyo-revitalizasyon için IAL system/ IAL system-ACP ürünleri mevcuttur. HİDROFİLİK JEL DERİVESİ Aquafilling(BIOMATRIX EUROPE, Czech Repub- lic, İthalatçı firma: Alesta) %2 sentetik lineer po- liamid ve %98 serum fizyolojikten oluşan bir hidrofilik jeldir. Yapısı karbonil ve amin grupları arasındaki çoklu hidrojen bağlarını esas alır. Bir- den fazla aktif karboksilik grupların bulunması po- limer molekülüne pozitif yükünü verir ve yüksek hidrolik yapı ve suda çözünürlük sağlar. Hem yüz- deki kırışıklıklar hemde vücut estetiğinde (meme büyütme, kalça büyütme) kullanılabilen bir dolgu maddesidir. Faceline ve bodyline olarak 2 ayrı formda üretilmektedir. Faceline 1 cc lik hazır en- jektörde, yüzdeki dolgu uygulamalarında kullanılır. Bodyline ise 100 gr lık poşetlerde, meme ve kalçabüyütme gibi vücut şekillendirilmesinde kullanı- lır. Vücut uygulamalarında 5-8 yıl kalıcıdır Dolgu maddesi uygulanacak hastayı seçtikten sonra, doğru ve kaliteli ürünü tercih etmek ne kadar önemli ise, uygulanacak ürünü doğru tek- nikle uygulamakta çok önemlidir. UYGULAMA TEKNİKLERİ VE ÖNERİLER Çoğu dolgu maddesi, viskozitesine göre önceden hazırlanmış ve sterilize edilmiş, kapalı sistem, ‘kul- lan at’ şırıngalarda kullanıma sunulmaktadır. İnce kırışıklıklar yüzeyel enjeksiyon gerektirir. Daha derin kırışıklıklarda ise uygulamaya göre, orta derin dermis veya subdermise yerleştirme yapılır. Dolgu maddesi 4 yöntemle enjekte edilebilmekte- dir; (a) Seri Nokta-Serial Puncture, (b) Tünel Açma-Linear Threading, (c) Yelpaze-Fanning, (d) Çapraz Tarama-Cross Hatching (Şekil 1).2 Seri Nokta yönteminde kırışıklık hattı bo- yunca çok sayıda nokta enjeksiyon yapılarak dolgu maddesi uygulanır. Devamlı ve düzgün bir sonuç elde etmek için enjeksiyon noktaları mümkün ol- duğunca yakın tutulmalıdır. Kalan boşluklar masaj uygulanarak düzeltilebilir. Bu teknik akne skarı, yüzeysel alın kırışıklıkları, glabella ve filtrum dol- durulması ile cerrahi dışı rinoplasti uygulamalarda faydalıdır.2 Tünel açma yönteminde öncelikle iğne ucu sanki bir tünel oluştururmuşcasına kırışıklık bo- yunca ilerletilir. ‘Push-ahead technique’ olarak ad- landırılan yöntemde iğne daha ilerletilirken dolgu maddesi verilir. Bu anterograd uygulamada damar- lara zarar verebilme riski mevcuttur. Tünel açmayönteminde bir diğer uygulama tekniği ise iğne ta- mamen içerdeyken yavaş yavaş geri çekerek dol- gunun verilmesidir. Bu retrograd yöntem daha homojen ve güvenli bir uygulama sağlamaktadır. Tünel açma yöntemi vermillon çizgisi ve nazolabi- yal oluk onarımlarında en iyi yöntemdir.2 Yelpaze/Çapraz Tarama yöntemleri, Tünel Açma yönteminin, daha geniş defektlerin doldurul- masına olanak veren varyasyonlarıdır. Yelpaze yön- teminde tek bir iğne girişi ile yelpaze oluşturacak şekilde ışınsal tüneller açarak iğnenin yönü değişti- rilir. Çapraz tarama yönteminde ise iğne ile çok sa- yıda giriş yapılarak birbirini dik kesen tüneller oluşturulur. Her iki teknik de malar bölge ve ağız komissürü (Marionette) uygulamalarında faydalıdır.2 Uygulama tekniklerinin klinik olarak yapılmış karşılaştırılmalı çalışması olmadığı için işlem başa- rısı açısından bu tekniklerin birbirlerine üstünlük- lerinden bahsedilemez. Örneğin seri nokta tekniği ile uygulama kontrolü daha kolay iken, bu tekni- ğin ‘overlap’ denen aynı yere multipl enjeksiyon riski daha fazladır. Yine seri nokta yönteminde, yü- zeyel birikimlerin oluşmaması için, iğne deriden çı- karılırken uygulanan basıncın azaltılması gerektiği akılda tutulmalıdır. Tünel açma tekniği ise diğer- lerine göre daha çok deneyim gerektirmektedir. Birçok hekim genellikle bu iki tekniğin kombinas- yonunu kullanmaktadır. Uygulama bölgelerine göre dudakta tünel açma ve/veya seri nokta tekniği; oral komissür, marionette çizgileri ve ağız köşele- rinin altı için çapraz tarama tekniği idealdir. Nazo- labiyal bölge için seri nokta ve lineer geri çekme teknikleri kullanılabilir. Glabellar bölge derin ve geniş kırışıklıklarda seri nokta tekniği önerilir. Alın kırışıklıklarında seri nokta tekniği önerilir.2,30 Dolgu maddelerinin doğru teknikle uygulma- nın yanında uygulama bölgesinin ihtiyacına göre dolgu maddesi belirlenmeli ve ürüne göre derinlik ayarı iyi yapıldıktan sonra uygulama yapılmalıdır. Bunun aksine yanlış ürün tercihi durumunda iste- nilen etkinin olmaması ya da gereğinden fazla etki yaratılması söz konusu olabilir.

    UYGULAMA ALANINA GÖRE DOLGU MADDESİ SEÇİMİ Yüzün Üst Kısmında en sık müdahale edilen kırışıklıklar; frontalis kasının hareketiyle oluşanalın kırışıklıkları, depresor corrugator kompleksi- nin oluşturduğu vertikal glabellar kırışıklıklar ve orbikülaris oküli kasının hareketiyle oluşan kaza- yağı kırışıklarıdır. Yatay alın çizgileri ve kaş orta- sında beliren çizgiler kişilerde çatık kaşlı sert ve mutsuz bir ifade oluşturur. Her ne kadar bu tarz di- namik kırışıklıklar botilinum toksini tedavisine çok iyi cevap verse de dirençli vakalarda botilinum tok- sini ile kombine düşük çapraz bağlı yada küçük partiküllü HA’nın intradermal uygulanması başa- rılı bulunmuştur.6,31 Yüzün Orta Kısmında malar çıkıntı üzerindeki derinin incelmesi ve yanakların çökmesi dolgu maddeleri kullanılarak düzeltilebilir. En büyük partiküle ya da en çok çapraz bağa sahip HA pre- paratının veya uzun süreli kalıcı dolguların subku- tan/supraperiostal uygulanması, orta yüz augmen- tasyonu için yapılan yağ transferine iyi bir alterna- tiftir. ‘Tear Trough’ deformiteleri tedavisi sırasında orbital yağ dokusunun gravitasyonel yer değişimini önlemek maksadıyla hastanın dik oturması sağlan- malıdır. Dolgu maddesi retrograd tünel açma yön- temi kullanılarak orbital rimin hemen dışına ve orbicularis oculi kası altına çok yavaş olarak az miktarda enjekte edilir. İşlem sonrası homojen da- ğılımın sağlanması maksadıyla hafifçe masaj yapı- labilir. Bu bölgedeki işlemin başarısı seçilen ürünle birlikte, uygulanan teknik ve hekimin tecrübesiyle ilişkilidir. Ekimoz oluşmaması için enjeksiyon son- rasında bölgeye basınç ve buz uygulamalıdır. İki enjeksiyon arası en az 4 hafta olmalıdır. Hyalüronik asitin çok yüzeyel yerleşimi durumunda mavi bir renk değişimi görülür ki buna ‘Tyndall Etkisi’ adı verilir. Kendiliğinden düzelme eğiliminde olan bu renk değişimi hyalüronidaz enjeksiyonu veya Nd:YaG lazer kullanımı ile tedavi edilebilir.7,32 Dolgu maddelerinin bir diğer yeni kullanım alanı da hastaları cerrahi işlemlerden kurtaran ‘En- jeksiyon Rinoplastisi’dir. Fronto-nazal açı, burun sırtı ve nazolabiyal açıya, orta derin dermise orta büyüklükte dolgu uygulanmalıdır.6 Yüzde en çok düzeltilmesi istenen nazolabiyal sulkuslar özellikle gülme sırasında daha da derin- leşerek yaşlı bir görüntü oluşturur. Birçok hasta bu bölgedeki çizgilerin bir seansta tamamen kaybol- masını bekler. Tek seansta aşırı dolgulama yüzü şişve ifadesiz gösterdiğinden dolgulama birkaç seansta yapılmalıdır. Nazolabiyal sulkus yüzdeki diğer kı- rışıklara göre daha derin olduğundan daha yoğun dolgu maddeleri orta-derin dermise uygulanmalı- dır.6,7,31 Yüzün Alt Kısmı yaşlanma ile birlikte volum kaybı ve yumuşak dokuların çökmesi ile ağız ko- missürleri aşağı bakar ve depresör anguli oris kası- nın aşırı hareketi neticesinde marionette çizgileri gelişir. Dudak dolgulamasında öncelikle dudak çev- resi (vermillon) doldurulmalı, daha sonra dudak ke- narları ve perioral çizgilenmeler doldurulmalıdır. Son olarak dudak dolgunlaştırmak isteniyorsa, kuru/ıslak mukoza birleşiminin orta 1/3’lük kıs- mından submukozal enjeksiyon yapılarak dolgu maddesi implante edilir. Orbikülaris oris kasının ha- reketleri perioral kırışıklık oluşumuna, yaşa bağlı atrofi ise dudak vermillon sınırı ile volüm kaybına ve ‘cupid bow’ adı verilen üst dudak kıvrımının kaybına yol açar. Bu bölge tedavileri çok ağrılı ol- duğu için, %2’lik lidokain ve 1:100.000’lik epinefrin ile infraorbital ve mental blok tavsiye edilmektedir. Ağız komissüründen başlanarak iğne vermillon hattı boyunca (kırmızı-beyaz dudak arası) ilerletilir ve retrograd tünel açma sırasında dolgu maddesi subdermal bölgeye implante edilir. Dudak dolgu iş- lemlerinden önce herpes simpleks hikayesi olan hastalara antiviral profilaksi verilmelidir. Perioral çizgilenmeler ise lazer, dermabrazyon, botilinum toksini ve dolgu maddeleri ile tedavi edilebilmek- tedir. Bu bölgede tek başına dolgu maddesi kulla- nımı çok etkili bir yöntem olmamakla birlikte güvenli ve pratik bir seçenektir.6,7,31 Derin marionette çizgileri ve aşağı dönmüş oral komissürler birçok dolgu maddesi ile geriye döndürülebilir. Bu alanda sıklıkla yelpaze ve ret- rograd tünel açma tekniği kullanılır.7 Çenede yaşlanma ile meydana gelen değişik- liklerin giderilmesinde küçük onarımlar yapılabi- lir. Çene için kullanılan dolgu maddesi spektrumu da büyük partiküllü ya da çok çapraz bağlı olup, yanak için kullanılanlarla paralellik göstermekte- dir.5 Yüzün her bölgesinde çeşitli nedenlerle oluşa- bilen atrofik skarların tedavisinde de dolgu maddeleri kullanılabilmektedir. Uygulama yapmadan önce skarın bulunduğu alan iki parmakla gerilir, eğer skarda düzelme oluyorsa dolgunun yararlı ola- cağı anlaşılır. Günümüzde dolgu maddelerinin skar tedavisinde başlıca kullanım alanları akneye bağlı skarlardır. Ancak, pitted ve ice-pick skarların fib- röz özelliğinden dolayı, dolgu ile tedavisinden sağ- lanacak fayda çökük veya geniş tabanlı skarlara göre oldukça sınırlıdır. Dolgu enjeksiyonu ile teda- viye en iyi cevap veren akne skarları atrofik ve/veya Rolling skarlardır. Uygulama öncesinde subsizyon ile deri altı fibrotik bantlar kesildikten sonra dolgu enjeksiyonu yapılması daha iyi sonuç- lar elde etmemizi sağlar. Dolgu enjeksiyonu için en uygun skarlar olgunlaşmış, sekel halini almış skar- lardır.21 Dolgu maddesi uygulamasında iyi sonuç ala- bilmek için, tüm disiplinlerin gerekliliğini her yö- nüyle yerine getirmeliyiz. Bu disiplenlerden biri de doğru hastayı seçmek ve seçilen hastayı en iyi şe- kilde bilgilendirmektir. HASTA SEÇİMİ VE BİLGİLENDİRİLMESİ Hekim tarafından öncelikli olarak sorgulanıp or- taya koyulması gereken hastanın estetik kaygıları- nın dolgu işleminden ne kadar fayda görebileceği ve bunun hastanın tatmini için yeterli olup olma- dığıdır. Bu değerlendirme daha ilk konsultasyonda yapılmalı ve eğer gerekiyorsa hasta farklı kozme- tik prosedürlere (resurfacing, recounturing, rela- xing) yönlendirilmelidir. Eğer işleme karar veril- diyse ikinci aşamada hastanın ayrıntılı medikal hi- kayesi alınmalıdır. Aktif enfeksiyonu olanlar için işlem ertelenmeli, asprin ve kumadin gibi ilaçlar kullananların mümkünse ilaca ara vermeleri sağ- lanmalıdır. Her ne kadar immünsupresyon bu işlem için bir kontraendikasyon teşkil etmese de, hastaya muhtemel enfeksiyon oluşabilme riski hak- kında bilgi verilmelidir. Üçüncü aşama olarak has- taya işlem hakkında bilgi verilmelidir. Kullanı- labilecek farklı dolgu maddeleri, bunların avantaj ve dezavantajları, etkinlik süreleri ve beraberinde kullanılacak anestezi hakkında bilgi verilerek, kul- lanılacak dolgu maddesinin seçimine hasta da dahil edilmelidir. Son olarak oluşabilecek bütün kompli- kasyonlar hastaya anlatılmalı ve yasal prosedür açısından tüm bu komplikasyonları içeren imzalı onam formu mutlaka alınmalıdır.30 Dolgu maddelerini iyi uygulayan bir hekim, dolgu maddeleri uygulama sırsında/sonrasında olu- şabilecek komplikasyon yönetimini iyi bilen ve komlikasyon oluşursa bu durumu iyi yöneten he- kimdir. DOLGU MADDESİ KOMPLİKASYONLARI Hasta seçiminin yanında hangi dolgu maddesinin nerde kullanılıp nerde kullanılmaması gerektiği ile uygun teknikle enjeksiyon derinliğini bilmek çok önemlidir. Yine de erken ve geç dönemlerde has- talarda minör ve/veya majör komplikasyonlar maa- lesef ortaya çıkabilmektedir.30,33 ERKEN DÖNEM KOMPLİKASYONLAR Minör Komplikasyonlar İşlem için en iyi teknik seçimi ve uygulama sıra- sında maksimum dikkat uygulansa dahi ekimoz, ödem, hassasiyet ve deride renk kaybı gibi minör komplikasyonlar ortaya çıkabilmektedir. Çoğu zaman bunlar ertesi sabah ortaya çıkar. Eğer hasta kan sulandırıcı tedavi veya bazı vitamin (E vita- mini, ginseng, gingko, zencefil, sarımsak) takviye- leri altında ise ekimoz boyutu daha derin olabilir. Ekinezya gibi bazı doğal tedavi yöntemleri ile eki- mozun azalabildiği bildirilmiştir. İlginç olarak bir- çok uygulayıcının benimsediği yelpaze yönteminin kanama ve ekimoz oluşumuna yatkınlık sağladığı söylenmektedir.33 Yerleştirilen yabancı cismin irritasyonuna bağlı olarak oluşan geçici ödemin 24-72 saatte geç- mesi beklenir. İğne travması neticesinde oluşan hassasiyet hisside benzer sürelerde geçer. Ödem ve hassasiyet, uzun etki süreli dolgu maddeleri kulla- nıldığında kısa etkililere göre daha belirgin olarak karşımıza çıkmaktadır. Uygulama sonrası görülen ağrı, muhtemelen koyulan materyalin etkisiyle ge- rilen derideki kutanöz sinirlerin irritasyonuna bağ- lıdır.19 Deride renk değişimine hyalüronik asit ve kal- siyum hidroksilapatit enjeksiyonlarından sonra sık rastlanmaktadır. Bu durum bir hipersensitivite reaksiyonuna benzemese de mast hücresi salınımının renk değişimine eşlik ettiği gözlenmiştir.11 MAJÖR KOMPLİKASYONLAR Dolgu işlemi için başvuran hastaların önemli bir kısmı asimetrinin giderilmesi talebi ile gelmekte- dir. İşlem sonrası hala bir miktar asimetrinin sebat edebileceği daha en başından hastaya söylenmeli- dir. Değişimin gösterilmesi için işlem önce ve son- rasında fotoğraf çekilmesi önerilir. Enjeksiyon sonrası oluşan yumrulaşma muhtemelen masaj ile giderilebilmektedir. Ancak orta partiküllü dolgu maddelerinin aşırı yüzeyel enjeksiyonu sonucu oluşabilen yumrular aylarca sebat edebilir.33 Hematom nadir rastlanan bir komplikasyon olup işlem sırasında kan damarlarının yanlışlıkla yırtılmasına bağlıdır. Özellikle glabellar bölge, sup- ratroklear arter ve yoğun anastomoz ağı nedeniyle hematom oluşumuna daha yatkın bir bölgedir. En- jeksiyon sonrasında hızlı hipersensitivite gelişimi sık rastlanan bir durum olmamakla birlikte sığır kollajeni uygulamaları ile karşımıza çıkabilmekte- dir. Enjeksiyon bölgesinde enfeksiyon nadir olsa da, travma sonucu HSV reaktivasyonu görülebilir.11 GEÇ DÖNEM KOMPLİKASYONLAR Minör Komplikasyonlar Özellikle orta/derin dermise uygulanan HA, kalsi- yum hidroksilapatit ve poly-L-lactic asit sonrası et- yolojisi bilinmeyen gecikmiş küçük yumrular oluşabilir. Hayvansal olmayan ürünler kullanıldı- ğında gecikmiş hipersensitivite reaksiyonuna çok nadir rastlanır.32 MAJÖR KOMPLİKASYONLAR Gerçek granülom oluşumu çok nadirdir. Hasta po- pülasyonunun %0,1’inde rastlanır. Çoğunluğu orta- uzun etkili ve kalıcı dolgu maddeleri kullanımı sonucu görülmektedir. Yabancı cisim reaksiyonu sonucu oluşan bu granülomlar genellikle hafif eri- temin eşlik ettiği dermal nodül oluşumu ile pre- zente olmaktadır. Bu granulomlar enjeksiyondan sonraki 6 ay içinde genellikle kendiliğinden kay- bolmakla birlikte, PMMA enjeksiyonu sonrası 14. aya kadar sebat eden granülomlar da bildirilmiş- tir.Enfeksiyon, genellikle, başta S.aureus olmak üzere deri patojenlerinin neden olduğu erken komplikasyondur. Ancak ilerleyen dönemlerde, granülomdan farklı olarak fluktuasyon veren no- düllerin oluşması da enfeksiyonu akla getirir. Eri- tem, hassasiyet ve ısı artışı bu nodüllere eşlik eder. Mikobakteriler gecikmiş dönemde enfeksiyon ya- pabilmeleri (steril abse) ile suçlanmaktadır.33,34 Enjekte edilen implantın migrasyonu bir diğer gecikmiş dönem komplikasyondur. Kalsiyum hid- roksilapatit ve silikon gibi kalıcı implantlarda bu risk varken, rezorbe olan geçici dolgular için bu durum çok nadirdir. Risk olmasına rağmen yapılan üç farklı çalışmada kalsiyum hidroksilapatitin mig- rasyonu gösterilememiştir. Bunun yanında eğer dudak dolgusunda uygulanmış ise, kalsiyum hidro- ksilapatitin yüzeyel migrasyon sonucu ‘popkorn dudak’ görünümüne yol açabildiği rapor edilmiştir. Silikon eğer mikrodamlacık tekniği ile uygulan- mışsa migrasyon riski çok daha azdır. Enfeksiyon ve granulomatoz reaksiyon gibi durumlar migras- yonu tetikleyebilir.32 KOMPLİKASYONLARIN YÖNETİMİ Korunma Komplikasyonlarla başa çıkabilmenin en iyi yolu en başta hiç ortaya çıkmamalarını sağlamaktır. Bunun için öncelikle hangi bölgede hangi dolgu maddesi kullanılmasının uygun olacağının ve ürü- nün özelliklerinin çok iyi anlaşılması gerekir. Ör- neğin, çok yönlü bir dolgu maddesi olan kalsiyum hidroksilapatitin dudakta kullanımı nodülarite olu- şumu riski taşır. Dudağa kortikosteroid enjeksiyonu nodülleri küçültse de aynı zamanda dudakta atrofi oluşturma riski de vardır.30 İşlem öncesi sinir bloğu şeklinde yapılan epi- nefrinsiz anestezi tercih edilen bir yöntem olmakla birlikte, bu tarz anestezi maalesef işlem bölgesi da- marlarında vasokonstrüksiyon oluşturamamakta- dır. Nazolabiyal sulkus implantasyonlarından önce 1/100.000’lik epinefrin içeren 1 ml %1 lidokain en- jeksiyonu damarların yeterince büzülmesini sağla- yarak damarların hasarlanma riskini minimalize etmektedir.Hastada istenmeyen bir etki görülmesi durumunda, bu durum için bir tedavi planının bulunduğu anla- tılarak hasta rahatlatılmalıdır. Tedavi planının bir- kaç seans sürebileceği hakkında bilgi verilmelidir. Hekimin tespit etmesi gereken, oluşan komplikas- yonun zamanla kendiliğinden geçebileceği mi yoksa müdahale zorunluluğu mudur.11 TEDAVİ Ekimoz gibi minör komplikasyonlar için gözlem ve destek tedavisi önerilir. Erken dönemde oluşan yumrular ve orta dereceli asimetri için hafif masaj uygulaması faydalıdır. İleri düzeyde asimetri komplikasyonu durumunda ek enjeksiyon planlan- ması simetri sağlayabilir.19 Yüzeyel papül oluşumu durumunda dermab- razyon veya lazer resurfacing gibi yöntemler fayda sağlamakla birlikte eğer uygulanan implant kalıcı değilse öncelikle iğne ile aspirasyon yöntemi de- nenmelidir. Bölgeye serum enjeksiyonu aspirasyon etkinliğini arttıracaktır. HA’nın yüzeyel implan- tasyonu sonucu oluşan granulomlar hyalüronidaz enjeksiyonu ile başarıyla giderilebilmektedir. İn- tralezyonel steroid enjeksiyonu da implant kay- naklı granülom oluşumunda yaygın olarak kullanılmaktadır. Ancak deride atrofi ve eritem oluşturabildiği için 10 mg/ml’nin üstünde uygu- lanmamalıdır. Abse formasyonu durumunda, aspi- rasyon materyalinden kültür alınır. Kültür sonucuna göre spesifik antibiyotik başlanmalıdır. Ancak çoğu vakada kültür sonucu negatif gelmek- tedir. Steril abse durumunda yine de hastaya anti- biyotik tedavisi verilmeli ve abse drenajı yapılmalıdır. Gerekli görülürse intralezyonel ri- fampisin enjeksiyonu da yapılabilir.33 Damar yaralanması veya damar içine enjeksi- yon sonucu oluşan deri nekrozu en korkulan komplikasyondur. Enjeksiyon alanında solma ve şiddetli ağrı oluştuysa bu nekrozun habercisidir. Bu durumda dolgu alanına hemen hyalurinidaz enjek- siyonu, nitrogliserin pomad ile masaj ve sistemik heparin enjeksiyonu yapılmalıdır. Nekroz oluş- muşsa cerrahi işlemler gerekebilir.

  • Vajinismus

    Vajinismus

    Vajinismus ilişki sırasında cinsel birleşme anı geldiğinde yaşadıkları istemsiz kasılmalar sonucunda penisin vajina içine girememesi veya zorla çok fazla ağrılı ilişki ile sonuçlanan bir cinsel sorundur. Vajeni çevreleyen kasların (özellikle pubococcygeus kası) istemsiz olarak kasılması sonucunda ilişkiye izin vermemesi veya çok zor ve ağrılı olmasıdır. Bu istemsiz kasılmalar kesinlikle kadının kontrolü altında olmayıp sadece vajende değil karın, bacak, bel ve sırt gibi diğer bölgelerde de olur. Kasılmaların şiddeti vajinismusun derecesinin göstergesi olur.Bu kasılmalar  ilişki sırasında, pelvik muayenede ve hatta istemli olarak vajen bölgesine dokunmada bile olabilir. Vajinismusta başta vajina etrafında olmak üzere tüm vücutta kasılma, endişe , korku, tiksinme, panik olur. Hasta bacaklarının açılmasını engelleyecek boyutlarda sıkıca kapatır ve kesinlikle ilişki pozisyonu alamaz. Canım acıyacak, ağrı olacak düşüncesi,  bilinç dışından köken alan vajinal bir refleks sistemini   harekete geçirir  ve kontrolü ele alır. Vajinismusta cinsel ilişki sırasında ağrı olması da şart değildir. Bazı hastalar penisin ucunun girmesine izin verebilirken bazı hastalar o safhaya bile gelememektedir. 

    Vajinismus kişinin ilişki sırasında kendisini kasması kendisini tehlikeden koruma için oluşan reflekstir. Penisin vajinaya girme anında kişi kendisini istemsiz bir şekilde refleks olarak kasmaktadır.

    Vajinismus Belirtileri  Vajinismusta en sık şikayetler:

    • İlişkide zorlanma ile birlikte yanma ve sızlama
    • Penisin zorla veya vajene  hiç girememesi, penis girerken şiddetli ağrı ve rahatsızlık
    • Doğum, enfeksiyon, histerektomi, tecavüz, menopoz ve diğer nedenlerden dolayı cinsel      rahatsızlık
    • Jinekolojik muaynede zorluk
    • Pelvik kasları dışındaki kas guruplarında spazm
    • Ağrı ve başarısızlıktan dolayı cinsellikten kaçma

    Cinsel ilişki anında  kadın panik atak benzeri bir durum yaşar. Eşini iter,  endişe, korku ve kaygı içindedir. Kişi zamanla olumsuz düşüncelerle yaşamaya başlar, genellikle uzun süren vakalarda depresyon eşlik eder. Vajinismus şikayeti olan kadın zamanla ‘’herkesin rahatlıkla yaptığı şeyi ben neden yapamıyorum’’ ve ‘‘kocama haksızlık ediyorum’’ şeklinde suçluluk, kendinden nefret etme, hayal kırıklığı, aile büyüklerinin çocuk konusundaki beklentileri nedeniyle korku, normal bir cinsel hayat beklentisi ile oluşan umutsuzluk, hiç kimseye söyleyememe ve rezil olma duyguları ve depresyon ortaya çıkar.

    Bunların sonucunda da sorunun nedeni ile ilgili :

    • Kızlık zarım çok kalın
    • Vajinam çok küçük ve dar
    • Vajinamın girişinde bir engel, bir duvar var  şeklinde savunma geliştirirler.

    Vajinismus problemi yaşayan çiftler problemi kimseye anlatamazlar bu  yüzden uzman yardımı almakta çok geç kalırlar.

    Vajinismusta Farklı Durumlar:

    • Bazı kadılar vajene hiçbir şey yerleştiremezler.
    • Bazı kadılar vajene tampon veya fitil yerleştirip, Jinekolojik muayene olabilir fakat penisin  girmesine izin vermezler.
    • Bazı kadınlar penisin girmesine izin verir fakat çık ağrı hissederler.
    • Bazı kadınlar penisin girmesine izin verir ilişki olur ancak orgazma yaklaşınca ağrı ve  rahatsızlık olur.

    Vajinismus Tedavisi

    Hastanın istemesi sonucunda tedavisi yüzde yüz mümkün olan bir hastalıktır. Tedavide hastanın hekimine güvenmesi başarının en önemli adımıdır. Başarılı vajinismus tedavisinde fiziksel bir sebep yoksa ilaç, cerrahi, hipnoz veya girişimsel tekniklere kesinlikle ihtiyaç yoktur. Etkili tedavi; pelvik taban kasları kontrolü, genişletme eğitimi, ağrı azaltma teknikleri ve kadındaki duygusal problemlerin çözümü ile olur. Karşılıklı güven oluştuktan sonra tedavide ilk basamak eşle birlikte jinekolojik muayenedir. Tedavi vajinismus şiddetine ve kişinin tedavi olma isteğine göre jinekolog ile hasta arasında iyi bir iletişim ve güvenden sonra bir iki gün ile bir hafta arasında yapılır. Yani vajinİsmus kesin tedavi edilen bir hastalıktır. Tedavi olmaya karar vermek bile çok önemli bir adımdır.

    • Tedavi Basamakları 

    Vajinismusu anlamak:  Vajinismusu anlamak  vajinismus hakkında ve ilişkide ağrının yanmanın, kasılmanın veya penisin vajene girmesindeki  zorlanmanın nasıl olduğu hakkında genel bir fikir sahibi olunur. Bu yaklaşım kadının seksüel sağlığı ile ilgili olayları anlamasına ve vajinismusun üstesinden gelinebileceğini kavramasına yardımcı olur.  ·Seksüel Geçmişi Tekrarı ve Tedavi

    Stratejileri: Hasta hikayesi çok önemlidir. Ağrı ve penisin vejene girmesi ile ilgili problemleri tetikleyen nedenler, duygusal değişiklikler öğrenilir. Hastanın vajinismus nedenine  tedaviyi şekillendirmeye yardımcı olur.

    Seksüel Ağrı Anatomisi: Kadınlar çoğunlukla vajen anatomisi, fonksiyonu ve pelvik ağrı ve ilişki problemleri hakkında bilgileri yoktur. İlk ilişkide ve daha sonrasında uyarılma ve orgazm anında oluşan değişiklikler ve ağrı ile ilgili bilgilendirme yapılır. Kızlık zarı ve vajenin iç bölgeleri hakkında bilgilendirme yapılır.

    Vajinal Gerginlikte Pelvis Taban Kaslarının Rolü: Ağrı ve penisin girmesinde zorlanmada pelvik taban kaslarının istemli olarak kasılmasında rol oynar. Pelvik taban kasları özellikle pubococcygeus kas gurubu başlangıçta istemli olarak kasılırken sonradan istemsiz olarak kasılmaya başlar. Vajinismus tedavisinde istemsiz kasılmaları önlemek için pelvik taban kaslarını kontrol etme öğretilir. Pelvik taban kaslarını kontrol etme öğrenilmesi ağrıyı azaltır ve penis girişine müsaade eder.

    Giriş Teknikleri: Giriş ağrısı ve zorluğu olan kadınlara pubococcygeus kas gurubunun kontrolü ile başlangıçta küçük objelerin  vajene girişi öğretilir.  Sonrasında pelvik taban kaslarının istemli olarak kasılması ve gevşemesi öğretilir.

    Vajene Girişin Geliştirilmesi: Uygun vajinal genişleticiler kullanıldıkça pelvik gerginlik ve vajinismus azalacaktır. Uygun genişleticiler istemli kasılmaları azaltıp yok eder ve vajeni ilşkiye hazır hale getirir.

    İlişkiye Hazır Hale Gelme: Çiftlere pelvik taban kaslarının kasılmasını azaltan ve tam ilişki teknikleri öğretilir.                                                             

  • Pigmentasyon tedavisinde yenilikler ve kişisel deneyimlerim/tercihlerim

    Melazma vücudun güneşe maruz kalan kısımlarında olmak üzere, ge- nellikle yüzde simetrik ortaya çıkan açık-koyu kahverengi makül- lerle karakterize edinsel, kronik bir hiperpigmentasyon hastalığıdır. Genellikle kadınlarda görülür. Özellikle de Latinler, Afrikalılar, Afro-Ame- rikalılar ve Asyalılar gibi Fitzpatrick cilt tipi IV-V arasında olan bireylerde daha fazla görülür.1,2 Bu bozukluk derin psikolojik ve sosyal stres yarattığın- dan yaşam kalitesini ciddi şekilde etkiler. Patogenezde birçok faktörün rol oynadığı öne sürülse de asıl sebep hala anlaşılamamıştır. En sık tanımlanabi- len risk faktörleri koyu Fitzpatrick cilt tipleri (özellikle >III), ultraviyole rad- yasyon (güneş maruziyeti), genetik yatkınlık, gebelik, oral kontraseptifler ve antiepileptikler (fototoksik) gibi ilaçlardır.1-5 Ayrıca, otoimmün tiroid hasta- lıkları, ovaryan disfonksiyon, karaciğer hastalıkları ve kozmetik nedenlerle bağlantısı da ortaya konmuştur. Histolojik açıdan melazma, artmış pigment üretimine ve birikimine bağlı olduğu düşünülen dermal ve/veya epidermal melanin artışı ile karakterizedir.6 Bu konuda yapılan çalışmaların bazılarındayapılan biyopsilerde melanosit ve melanofajlar art- mış olarak saptanmış; bazı çalışmalarda ise hipertro- fiden çok hiperaktiviteyi düşündürecek şekilde melanosit sayısı sabitken dendritik çıkıntılar ve me- lanozomlarda artış gözlenmiştir.6 Çalışmalar ayrıca hasar görmüş bir bazal membranın, dermis içine art- mış melanin penetrasyonu ve melanosit projeksiyo- nuna izin vereceğini de düşündürmektedir.7 Farklı olarak Kim ve ark. lezyonel melasma biyopsi örnek- lerinin etraf sağlam dokuya göre daha fazla vasküler endotelyal büyüme faktörü üretimi salınımına sahip olduğunu saptamışlardır. Melazmaya benzerlik gösteren post inflamatuar hiperpigmentasyon (PIH) ise kutanöz hastalıklar ve tedavi gibi çeşitli nedenlere bağlı inflamasyon so- nucu meydana gelen edinsel bir pigmenter bozuk- luktur. PIH ile ilişkilendirilen durumlar arasında akne, follikülit, liken planus, herpes zoster ve egzama bulunmaktadır. Travmaya, medikasyona veya lazer tedavisine bağlı olarak da meydana gelebilir. PIH erkek ve kadınlarda eşit oranda görülür ancak cilt tonu koyu olanlarda daha sıktır. Sebep olan derma- tozların dağılımı PIH alanını belirler. Lezyonun rengi açık kahverengiden mavimsi griye kadar deği- şir ve lezyon düzensiz şekillidir. PIH genellikle aylar ila yıllar arasında değişen sürelerde kalıcılığını korur. PIH’da tüm bu durumlar bazal hücre tabaka- sını zedeleyerek melanofajların bir süre kalacak şe- kilde üst dermiste birikmesine neden olur. Ek olarak inflamasyon sonucu salınan araşidonik asit, prostoglandinler ve lökotrienler de melanositleri melanin sentezini stimüle ederler.8 Histolojik ince- leme ile üst dermiste melanofajlar ve epidermal melanin gözlenebilir. Dermal papiller tabakadaki vasküler yapıların etrafındaki lenfohistiyositik in- fitrasyon da dikkat çeker. Melazma ve PIH tek bir zamandaki aşırı üre- time bağlı bir statik pigment depolanma dönemi değil de hücrelerin hiperaktivitesine bağlı dinamik ve kronik bir süreç olduğundan, tedavisini kalıcı olarak sağlamak oldukça zordur. İLAÇ TEDAVİLERİ PIH ve melazma tedavisinde birçok topikal ilaç kul- lanılmıştır. Bunlar arasında hidrokinon, mequinol, N-asetil-4-S-cysteaminylphenol, kojik asit, arbutin,askorbik asit (C vitamini), alfa tokoferol (E vita- mini), niasinamid, botanik/bitki özleri, üzüm çekir- deği ekstresi,orkide özü, aloe vera özü, pycnogenol, deniz yosunu özü, sinnamik asit, flavonoidler, yeşil çay özleri, aloesin, coffeeberry, dut ekstresi, soya (glisin soya), meyan ekstresi, umbelliferon, boswel- lia, sillymarin, N-asetil glukozamin,retinoidler ve alfa hidroksi asit gibi maddeler ya da kombinasyon- larını içeren kremler mevcuttur.9,10 Klasik leke açıcı kremlerin etki mekanizmaları genel olarak tirozi- naz inhibisyonu (hidrokinon, arbutin, meyan kökü, azelaik asit, kojik asit), melanositlerden keratinosit- lere melanozom geçişinin inhibisyonu (tretinoin, soya, niasinamid), melanosit sekretuvar fonksiyon- larının inhibisyonu (kortikosteroidler), keratinosit- lerin hücre döngüsünü hızlandırmak (tretinoin, alfa hidroksi asitler) ve sitotoksik etkidir (hidrokinon, azelaik asit, arbutin). Melazma ve PIH tedavisinde yüksek geçerli- liğe sahip, güvenli ve etkili bir topikal yöntemin ol- mayışı, medikal açıdan kombinasyon tedavilerine ihtiyacın ortaya çıkmasına neden olmuştur. Tekli tedavi yaklaşımları hastaların çoğunda başarılı olmaz, ayrıca uzun süren etkilere sahip değildir. Kombine tedaviler genellikle optimum sonuçların alınmasını sağlar. Buna rağmen melazma ve PIH tedavisi zordur ve hastaların çoğunda elde edilebi- len hafif-orta derecede düzelmedir. Koyu ciltli (Fitzpatrick tip IV-VI arası) hasta- larda PIH meydana gelme eğiliminin daha fazla ol- ması sebebiyle lazer ve kimyasal peeling gibi tedavi seçenekleri kısıtlıdır. Melanin yapımını baskılayan topikal ilaçların kullanımı, lazer ve kimyasal pee- ling sonrası PIH gelişimini engelleyerek tedavi se- çeneklerini genişletir. Hiperpigmentasyon kozmetiğinde büyük talep bulunmaktadır. Bu maddeler, melanin sentezindeki temel düzenleyici evreleri hedefler. Çeşitli madde- lerin yan etkilerinin az görülmesi nedeni ile ticari preperatlarda kullanımı artmaktadır. Etkinlikleri ve yan etki profilleri ile ilgili literatür az sayıdadır. Rol- lerini değerlendirmek için daha fazla çalışmaya ih- tiyaç vardır. Herhangi bir kozmetik kullanımında, geleneksel tedavilere kıyasla, daha uzun süreli hasta takibi ve uyumu çok önemlidir. Ayrıca, iyi bir sonuç için iyi güneş koruma zorunludur.Leke ilaçları ile PIH tedavisinde melazmaya göre daha iyi sonuç alınmaktadır. PIH’da leke açan topikal ilaçlarla lezyon iyileştikten sonra genellikle geri dönmez. Melazmada melanin yapımını baskıla- yan topikal ilaçlar renk açılması sağlasa da bırakıl- dıklarında kısa süre sonra leke geri döner. Aslında topikal leke giderici kremler genellikle tedavi değil geçici baskılanma sağlanmaktadırlar. Ayrıca hidro- kinon ve tretinoin içeren ilaçlar bazı hastalarda irri- tasyon yaparak eriteme neden olmakta ve melazma tetiklenmektedir. Azelaik asitle ilgili pek çok çalışma olmasına rağmen, pratikte PIH’lar dışında melaz- malarda anlamlı bir etki gözlemleyemedik. Bu se- beple melazma tedavisinde tirozinaz inhibitörleri ajanlarla birlikte veya tek başına cildi onaran anti- oksidan içerikli kremleri tercih ediyoruz. Plazmin inhibittörü olan transekzamik asitin epidermal pigmentasyonu, vasküler yapıyı ve mast hücre sayısını azalttığı tespit edilmiştir.11 Hiperpig- mentasyon tedavisinde oral, topikal ve mezoterapi yöntemiyle denenmiş transekzamik asit başarılı bu- lunmuştur.12 Lee ve ark. 85 melazmalı hastada, me- lazmalı alanlara haftada bir transekzamik asitin intradermal enjeksiyonuyla MASI skorunda ciddi derecede azalma tespit etmişlerdir.13 Oral transek- zamik asitin Q-switched Nd:YAG lazerle birlikte kullanılması lazerin tedavi etkinliğini arttırmıştır.14 Transekzamik asitin %5 ve %10 ampul formu ülke- mizde mevcuttur. Lee ve ark. çalışmasında olduğu gibi intralezyoner uygulama yapıyoruz. Özellikle PIH’da faydalı oluyor ancak melazmada renkte ge- çici olarak açılma yapsa da kalıcı bir etki göremedik. KİMYASAL PEELİNG Kimyasal peeling, cilde, dermis dahil veya hariç ola- cak şekilde epidermisin bir bölümünün kontrollü hasarlanmasını sağlayacak kimyasal ajanlar uygu- lanmasıdır. Bu hasarlanma soyulma ve yüzeyel lez- yonların ortadan kalkmasını sağlar, bunu da yeni epidermal ve dermal doku rejenerasyonu takip eder.15 Kimyasal peeling melazma ve PIH tedavi- sinde iyi bilinen bir tedavi yöntemidir. Melazma te- davisinde kimyasal peellerin temel etki mekanizması, istenmeyen melaninin ciltte kontrollü bir kimyasal yanma sağlanarak ortamdan uzaklaştı- rılmasıdır.Peelinglerin melazma için hem tekli hemde diğer topikal terapilerle kombine edildikleri te- davilerde etkili ajanlar olduklarını kanıtlanmıştır. Kimyasal peeling için birçok ajan mevcut olmasına rağmen konu Fitzpatrick tip IV ve üstü ciltler oldu- ğunda seçenekler oldukça sınırlanmaktadır.16 Bunun nedeni derin kimyasal peellerin uzun süredeki hi- perpigmentasyon riski nedeniyle koyu ciltli hasta- larda kullanılamamasıdır. Hatta orta derinlikteki peelingler bile azami dikkatle kullanılmalıdır. ALFA HİDROKSİL PEELİNGLER En sık kullanılan alfa hidroksil peel glikolik asittir (GA). Genellikle %30-70 GA solüsyonu şeklinde kullanılır. Bir test peelinin ardından 2-3 haftalık aralarla ve 3-5 dakikalık sürelerle cilde seri GA uy- gulanır. Ardından peel su veya %1’lik bikarbonat solüsyonu ile temizlenir. GA’nın koyu ciltlerde kullanımı hakkında yapılmış çalışmaların çoğunda hastaların yaklaşık yarısında orta düzeyde düzelme vardır.17 Umulduğu üzere epidermal tip en iyi yanıt gösteren tiptir, bunu mikst tip takip eder. Dermal tip ise kimyasal peellere neredeyse dirençlidir. Yine bir alfa hidroksil asit olan laktik asit GA ile aynı mekanizma üzerinden etki eder. Bu ajan, ucuz ve erişimi kolay olmasına rağmen melasma tedavi- sinde yaygın kullanıma sahip değildir. ALFA KETO PEELLER Bu grubun üyelerinden biri son yıllarda önem ka- zanan pirüvik asittir. Bu ilginin nedeni yeni kolla- jen ve elastik lif formasyonunu stimüle etmesinin yanında çeşitli keratolitik, antimikrobiyal ve sebo- statik özelliklere de sahip olmasıdır. Akne, güneş hasarı ve yüzeyel skarlarda etkili olan bu ajan açık ciltli hastalardaki birtakım pigmenter bozukluk- larda da etki göstermiştir.18 Fakat pirüvik aside bağlı yoğun yanma hissi, peeling ajanı olarak kul- lanımını sınırlar. Ayrıca çoğu çalışma Fitzpatrick tip II-IV ciltlerde yapıldığından, aynı durumun koyu ciltlerdeki etkisini öngörmek zordur. BETA HİDROKSİL PEELLER Bir beta hidroksil peel olan salisilik asit aknede yay- gın kullanıma sahiptir, ayrıca melasma ve PIH gibi pigmenter bozukluklar için de denenmiştir. As- lında salisilik asidin etanol solüsyonları koyu ciltli hastalarda akne, melazma ve PIH gibi birçok duru-mun tedavisinde mükemmel peelinglerdir. Salisi- lik asidin pigmentasyonun azaltılmasındaki etki mekanizması GA peellerden biraz farklıdır. Salisi- lik asit bir anti-inflamatuardır, bu nedenle de ciltte peeling ajanı kullanımını takiben ortaya çıkabilen PİH riskini azaltır. Grimes va ark. tarafından koyu ciltli hastalarda yapılan bir çalışmada akne, PİH ve melasma tedavisi için %20-30 salisilik asit peeli kullanıldı ve melazmalı hastaların neredeyse üçte ikisinde orta derecede düzelme olduğu saptandı.6 Sadece, hastaların %16’sında geçici olan ve 1-2 hafta içinde gerileyen hafif yan etkiler görüldü. Yine de, karşılaştırmalı çalışmalar yapılmadıkça bu yöntemin glikolik peellerden daha iyi olduğunu söyleyebilmek zordur. Yakın zamanda ek yağ zincirine sahip bir salisi- lik asit türevi olan lipohidroksiasit kullanıma gir- miştir.19 Böylece salisilik asidin lipofilisi artırıldığın- dan etki alanı genişlemiş ve keratolitik etkisi artmış- tır. Bu ajan ayrıca stratum korneumu daha ince, esnek ve çatlama-kırışmalara daha dayanıklı olacak şekilde modifiye etmektedir. Akneli hastalarda fay- dalı etkileri gözlenmiş olmasına rağmen melazma için de salisilik peellere göre daha etkili ve güvenli olup olmadığı henüz tam olarak bilinmemektedir. SALİSİLİK MANDELİK ASİT PEELİNGLERİ Bir alfa hidroksil asit ve bir beta hidroksil asit ara- sında yapılan bu kombinasyon henüz peeling ajanı olarak tam anlamıyla sınanmamıştır. En büyük alfa hidroksil asitlerden biri olan mandelik asit epider- mise yavaş ve düzenli şekilde girer ve bu özellik onu hassas ciltler için ideal peeling ajanı haline ge- tirir.20 Salisilik asidin cilt penetrasyonu ise hızlıdır ve PIH riskinin azaltılmasına önemli katkısı vardır. Bu bağlamda bu iki ajanın kombine edilmesi özel- likle de koyu ciltlerde etkili olabilir. Melazma için yayınlanan çalışma olmamasına rağmen salisilik mandelik peelingler (SMP) akne ve akne sonrası skarlar üzerindeki etkileri ile GA peelinglerden daha etkili olduğunu göstermiştir.21 Ayrıca SPM’lerde yan etki oranı da daha azdır. TRİKLOROASETİK ASİT PEELLERİ Açık tonlu ciltlerde yaygın kullanıma sahip olan trikloroasetik asit (TCA) peelleri skar ve diskromi riski nedeniyle koyu renkli ciltlerde pek tercihedilmez. Bunun nedeni muhtemelen TCA peellerle koyu ciltte yapılan tedavilerde, tedavinin kesilmesi gereken noktanın tam bilinmemesinin yol açtığı aşırı tedavidir. Tedavide TCAnın düşük dozları (%10-35) tercih edilir, bu dozlar da üst papiller der- mise ulaşabilir. Bu nedenle de dermal veya mikst melazmaların tedavisinde kullanılmak için çok uygun değildir. JESSNER SOLÜSYONU Rezorsin, salisilik asit ve etanollü laktik asidin kombinasyonu tüm cilt tiplerinde üstün bir peeling ajanı olarak kullanılmaktadır. Orta derinliğe ula- şan bir peel olan Jessner solüsyonu, GA ve TCA gibi ajanlara kombine edilebilirliği sayesinde son za- manlarda tekrar ilgi çekmiştir. TRETİNOİN PEELİNGLERİ Topikal tretinoinin hem tek başına hem de Klig- man formülünün bir komponenti olarak melasma tedavisinde yoğun klinik kullanıma sahip olmasına rağmen, yine iyi sonuçlar gösteren peel formu ile ilgili yayın sayısı oldukça azdır. Tretinoin peelleri- nin etki mekanizması topikal tretinoin ile aynı şe- kilde epidermis ve melanin dağılımındaki değişikliklere bağlıdır. YENİ PEELİNGLER Kullanımdaki peeling ajanlarının devam eden po- pülaritesine rağmen melazmanın da dahil olduğu bir grup pigmenter diskromide yeni ajanlar gelişti- rilmeye başlanmıştır. Alfa hidroksillerin uygulan- masında en önemli engellerden biri nötralizasyon gerekmesi ve bu nötralizasyonun süresinin kesti- rilmesinin zor olmasıdır. Eğer peel erken nötralize edilirse yeterli etkiyi gösteremez; bunun yanında nötralizasyon gecikirse yan etkiler ortaya çıkabilir. Bu probleme basit çözüm fitik peeldir. Düşük pH sahibi bir alfa hidroksil peeldir ve nötralizas- yon gerektirmez, bu da aşırı peelingden kaçınılması anlamına gelir.22 Peel asit ve non-agresif yapısı sa- yesinde progresif ve ardışık şekilde iş görür. Bu sa- yede glikolik peellerde tipik olarak görülen yanma hissi fitik asit peellerinde ortaya çıkmaz. Bu peel solüsyonu, nötralizasyonu takiben hızlıca temiz- lenmesi gereken alfa hidroksil peellerin aksine er- tesi sabaha kadar yüzde kalabilir. Fitik asitsolüsyonları genelde haftada bir uygulanır ancak daha yoğun etkinin gerektiği durumlarda haftada iki kez kullanılabilir. Etki görülmesi için 5-6 seans uygulama gereklidir. Bu konuda çok fazla yayın ol- mamasına rağmen elbette bu konuda daha fazla ça- lışma yapılması gereklidir. Bir diğer ajan da Obagi blue peeldir. Bu, sabit bir TCA konsantrasyonunun mavi peel kökü (gli- serin, saponinler ve non-iyonik mavi renk kökü içerir) ile kombinasyonudur. Karışım ile TCA, su ve gliserin yüzey geriliminde düşüş sağlayarak daha yavaş ve düzenli TCA penetrasyonu sağlanır.23 Kimyasal peelinglere son eklenen ajanlardan biri amino fruit asit peelleridir. Yaşlanma karşıtı kozmetik ve fotopigmentasyon karşıtı etkileri olan potent antioksidanlar bulunmaktadır. Açık renkli cilde sahip hastalarda yapılan güncel bir araştır- maya göre amino fruit asit peelingler GA peeller kadar etkili ve onlardan daha kolay tolere edilebi- lir bulunmuştur.24 Fakat bu konuda koyu renkli cilde sahip hastalarla yapılmış çalışma yoktur. LAZER-IPL Lazerler Becker nevüs, cafe-au-lait lekeleri, Ota nevüs, nevosellüler nevüs, lentigo, dövmeler, me- lazma ve post inflamatuar hiperpigmentasyon (PIH) gibi pigmentlere bağlı birçok bozukluğun te- davisinde farklı başarı oranlarıyla kullanılmakta- dır. Lazer tedavisine çoğu pigmenter bozukluk iyi yanıt verir fakat melazma ve PIH tedavisindeki et- kinlik ve güvenlikleri hala tartışmalıdır. Lazerler (Light Amplification by Stimulated Emission of the Radiation) yüksek yoğunluklu mo- nokromatik koherent ışın kaynaklarıdır. Dalga boyu, ışın özellikleri, penetrasyon gibi özellikleri ve tedavi edilen lezyonun yapısına göre değişen birçok farklı dermatolojik durumun tedavisinde kullanılabilirler. Ayrıca yüksek yoğunluklu inko- herent multikromatik ışın olan IPL de benzer du- rumlarda kullanılabilir. Hedef pigmentli hücreye termal relaksasyon süresinden daha kısa bir anlığına spesifik bir dalga boyunda enerji gönderilmesi durumunda bu enerji hedefte sınırlı kalır ve etraf dokuya daha az zarar verilir.25 Buradan hareketle lazerler tedavi edilen pigmentli hücreye özgü dalga boyunda ışınlar yay-malı ve absorbe edilme oranı en yüksekte tutulma- lıdır. Hedef melanin ise selektif aralık 630 ila 1100 nm arasındadır, bu aralıkta cilt penetrasyonu iyi- dir ve melaninin seçici absorbsiyon açısından ok- sihemoglobine üstünlüğü vardır.26 Melanin absorbsiyonu dalga boyu uzadıkça düşer, fakat daha uzun dalga boyu daha iyi cilt penetrasyonu de- mektir. Daha kısa dalga boyları (<600 nm) pig- mente hücreleri düşük enerji akımıyla hasarlarken, uzun dalga boyları (>600 nm) daha derine penetre olur fakat melanozom hasarı yapabilmek için daha fazla enerjiye ihtiyaç duyar. Q-SSWİTCHED ND:YAG LAZER 1064nm Q-Switched (QS) Nd:YAG lazer melanin tarafından absorbe edilir, uzun dalga boyu sayesinde derin cilt penetrasyonu dermal melanin tedavisinde de etkili olmasını sağlar. Düşük doz QS Nd:YAG ışını maruziyeti melanozomlarda ölümcül derecede olmayan hasarlanmaya ve melanin partiküllerinin sitoplazma içinde yırtılmasına neden olur.25 Bu dalga boyu melanozomlar tarafından diğer bütün yapılardan çok absorbe edildiğinden bu etki mela- nozomlar için yüksek seçiciliğe sahiptir. Melazmalı hastalarda normal deriye göre melazmalı alanda melanositlerin dendritleri artmıştır. Düşük doz QS Nd:YAG epidermiste melanositlerde dendritleri az- altır. Ayrıca melazmadaki patogenetik faktörlerden biri olan üst dermal vasküler pleksusuna da hasar verilir. Çevreleyen dermise eşik altı hasar verilmesi de kollajen formasyonunu stimüle ederek daha par- lak ve sıkı bir cilt oluşumunu sağlar. QS Nd:YAG melazma ve PIH tedavisinde en yaygın kullanılan lazerdir. Spot boyutu 6-8mm, frekans 10Hz’dir ve enerji 3J/cm2’den daha düşük- tür. Tedavi seans sayısı 1-3haftalık aralıklarla 5-10 arasında değişir. Guttat hipomelanosis yan etkilerinin önlenmesi amacıyla çok fazla seans (>10) veya çok yüksek enerji (>3 J/cm2) QS Nd:YAG lazer seanslarından ka- çınılması önerilmektedir. Her seansta hipopigmen- tasyon değerlendirilmeli ve mevcudiyeti halinde tedavi sonlandırılmalıdır. QS Nd:YAG lazer melazma tedavisinde en sık kullandığımız yöntem. QS Nd:YAG lazer 3-6 seans PRP ile birlikte aynı seansta ve aralarda uygula- maktayız. Tek başına QS Nd:YAG lazer uyguladı-ğımızda lekelerin açılma oranı düşük ve nüks yük- sek oluyor. PRP ile birlikte uygulanan QS Nd:YAG lazer sonrası melazmanın iyileşme oranı yüksek, nüks oranı düşük oluyor. ERBİYUM:YAG LAZER Erbiyum:YAG (Erbiyum:İtriyum-Alüminyum-Gar- net) lazerler su tarafından yüksek oranda absorbe edi- len 2940 nm dalga boyunda ışın yayarlar. Bu sayede de ciltte minimal termal hasarla ablasyon yaparlar. PIH meydana gelmesi bu lazerin inatçı melazmadaki kullanımını kısıtlar. Bunun ötesinde, bu konuda ya- pılmış çalışma sayısı da son derece sınırlıdır. Melazma tedavisinde ablatif ve pigment selek- tif lazerlerin kombinasyonları da denenmiştir. Di- rençli melazmada hem epidermis hem de dermiste anormal pigmentlenme mevcuttur. Epidermisi aşırı melanin ve anormal melanositler barındıran kısmı ablatif lazerlerle tedavi edilir. Bunu takiben der- misteki daha derin lezyonlar olan dermal melano- fajlara önemli yan etkiye neden olmadan ulaşabilen Q anahtarlı pigment lazerleri ile tedaviye devam edilebilir. Ablatif Erbiyum:YAG lazeri melazma tedavi- sinde deri tipi II olanlarda 12 mm spot, 10 hertz, 1- 1,2 J/cm2 300 µs modunda kullanıyoruz. Çoğu hastada melazmanın renginin açılmasında ve cilt kalitesinin artışında etkili oluyor. Ancak PIH geli- şebiliyor. PIH reaksiyonu, açık tenlilerde bir ay içinde QS Nd:YAG lazerle geriliyor. Deri tipi IV ve V olanlarda, PIH yan etkisi kalıcı olabilir diye bu yöntemi tercih etmiyoruz. PULSE BOYA LAZERİ (PULSED DYE LASER) Melazma ve PIH tedavisinde pulse boya lazeri (pul- sed dye laser-PDL) kullanımı deri vaskülarizasyo- nunun melasma patogenezinde önemli bir rol oyna- dığı teorisine dayanır. Melanositler pigmentasyon sürecinde görev alan vasküler endotelyal büyüme faktörü reseptorü 1 ve 2’yi eksprese ederler. Temel kullanım alanı vasküler lezyonlar olan PDL, melas- manın vasküler komponentini hedef alarak melano- sit stimülasyonu ve müteakip relapsları azaltır.27 Melazma tedavisi sırasında çoğu melazmanın altında yaygın telenjiektazi ağı olduğunu, yüzü kı- zarmaya eğilimli hastalarda tedavilere yanıtın düşük ve PIH oranının yüksek olduğunu farkettik.Yayınlarla da desteklenen bu gözlemimiz üzerine cildinde telenjiektazisi yoğun olan hastalara teda- vilerinin başında ve ortasında iki seans PDL lazer 595 nm uyguluyoruz.27 Bu tedaviyi eklemek, yüzü kızarmaya eğilimli, PIH oranı yüksek hastalarda melazma tekrarını ve PIH olasılığını azalttı. FRAKSİYONEL LAZERLER Fraksiyonel fototermoliz, multipl mikroskobik ter- mal hasar alanları yaratılarak sağlam cildin büyük kısmının korunduğu bir yöntem olarak lazer teda- visinde yeni bir kavramdır. Korunan cilt iyileşme için rezervuar görevi görür. Fraksiyonel lazer teda- visinin birçok avantajı vardır. Bu teknik açık yara oluşturmaz. Tedaviden 24 saat sonra stratum kor- neum intakt olarak izlenmiştir. Bu sayede iyileşme hızlanmış, hiper/hipopigmentasyon gibi açık yaraya bağlı komplikasyonların önüne geçilmiştir Ayrıca tüm cilt yüzeyi ablate edilmediğinden muazzam de- rinliklere ulaşılabilir, bu da dermal melazma ve PIH tedavisinde kullanım şansı anlamına gelmektedir. PIH oluşumu ablatif lazer tedavisini takiben daha sık görülse de, fraksiyonel fototermolizin bir komplikasyonu olarak da ortaya çıkabilir. Bir çalış- maya göre fraksiyonel fototermoliz sonrası bu oran %0,73’tür.28 Tedavi dansitelerinin düşürülmesi ve lazer süresince soğutma cihazlarının kullanılması ile bu risk düşer.29 Fraksiyonel erbium 2940 nm ve fraksiyonel karbondioksit (CO2) lazer ile melazma tedavisini QS Nd:YAG lazer ile kombine kullandık. Kombine te- davi uygulamak lekelerin açılmasının hızlanmasına katkıda bulunuyordu. Ancak tedavi sırasında bek- lenmedik PIH gelişmesi bizi bu lazerleri kullanmak- tan uzaklaştırdı. Meydana gelen PIH’ların hiçbiri kalıcı olmadı ve QS Nd:YAG lazer ile 2-3 seansta ge- rilemesine rağmen tedaviye hasta uyumunu bozdu. Bu yüzden sadece erbium fraksiyonel lazeri deri tipi I ve II olanlarda seyrek olarak kullanabiliyoruz. YOĞUN PULSE IŞIN TEDAVİSİ- İNTENSE PULSE LİGHT IPL 1990’ların sonunda geliştirilmiştir ve ksenon- klorid lambasıyla geniş spektrumlu (500-1200nm), non-koherent paralelleştirilmemiş ışın yayılması mantığına dayanır. IPL’nin avantajı parametrelerinesnekliğinde yatar. Dalga boyu, akım, sayı, süre ve ışın gecikmesi, kromoforların etkili olarak hedef- lenebilmesi için hastaya göre değiştirilebilir. Bu avantaj da bu yöntemin vasküler lezyonlar, epilas- yon ve melanositik lezyonlar gibi birçok farklı du- rumda kullanılabilmesine olanak sağlar. Buna rağmen melazma tedavisinde IPL kullanımına odaklanan az sayıda çalışma mevcuttur. IPL ile melazmada başarılı tedaviler bildiril- mesine karşın tekrar oranı yüksektir. IPL ile me- lazma tedavi edildikten sonra melazma açılır. Ancak 2 hafta sonra melanozomlar tekrar melaninle dol- duğu ve melanositler aktive olduğu için leke 3-4 haftada geri dönmektedir. Bu yüzden IPL uygulan- dıktan 2 hafta sonra düşük doz QS Nd:YAG lazer, bir hafta aralarla 4 seans uygulanması önerilmiştir. Yapılan çalışmada %60 oranında hastada tedavi sonrası ek tedaviye ihtiyaç kalmamıştır.30 Bu proto- kolü deri tipi IV olanlarda, çok koyu lekelerde, küçük alanlarda, long pulse alexandirite lazerle uy- guluyoruz. Diğer hastalarda IPL kullanıyoruz. PRP PRP (Trombositten Zengin Plasma); Otolog kanın normalin üstünde platelet konsantrasyonu içeren plazma fraksiyonudur. Bir büyüme faktörü kom- pleksi agonisti olarak görev yaparlar. Hem mitoje- nik hem de kemotaktik özellik gösterir. Trombosit- ler tarafından yara iyileşmesinde etkisi kanıtlanmış 7 büyüme faktörü salgılanır. Bunlar; PDGF alfa- alfa, PDGF alfa-beta, PDGF beta-beta, TGF beta 1, TGF beta 2, vaskuler endotelyal büyüme faktörü, epidermal büyüme faktörüdür. Ayrıca TGF beta 1’in melanogenezisi inhibe edici özelliği bulun- maktadır.31 PRP’ de tam kana oranla 30 kat daha fazla konsantrasyonda PDGF, 10 kat daha fazla kon- santrasyonda EGF, 7 kat daha fazla konsantrasyonda TGF beta bulunur. PRP den salınan bu büyüme fak- törleri mesenşimal kök hücre, fibroblast, osteoblast, endotelial hücreler ve epidermal hücrelerdeki re- septörlerine bağlanarak etki gösterir.32-35 PRP vücudun kendi hücrelerini dokuları can- landırmak ve yeniden yapılandırmak üzere stimüle eder, kollajen liflerini yeniden şekillendirir, kıvrım ve çizgileri yumuşatır. Dermatolojide; androgene- tik alopesi tedavisinde, cilt gençleştirmede, ince çizgiler ve kırışıklıkların tedavisinde, dolgu amaçlıya da birçok kozmetik uygulamanın yanında ta- mamlayıcı tedavi olarak uygulanmaktadır. Normalde kanın pıhtılaşmasından sonra α-gra- nüller 10 dakika içinde trombosit yüzeyine göç ede- rek içeriklerindeki büyüme faktörlerini sekrete ederler ve ilk 1 saatte %95’i salgılanmış olur. Bu ne- denle işlem sırasında bu özellik dikkate alınmalı ve hazırlanan PRP ilk 10 dakika içinde uygulanmalıdır. Yapılan çalışmalarda PRP içeriğindeki trombosit konsantrasyonu ile mezenşimal kök hücre prolife- rasyonu ve farklılaşması arasında doz cevap ilişkisi saptanmıştır. En ideal yara iyileşmesinin normal kandaki trombosit konsantrasyonuna göre PRP’nin en az 4-5 kat daha fazla trombosit içerdiğinde sağ- landığı saptanmıştır. Rejevunasyon amaçlı kullanı- lan terapötik PRP’de en az 1 milyon trombosit bulunmalıdır.32-35 Tedavi bölgesine intadermal en- jeksiyon ve napaj tekniği ile uygulanmalıdır. PRP uygulamasını ilk defa, ablatif lazer uygu- lama sonrası çok koyu renkli PIH gelişmiş bir hastaya tedavi amaçlı uyguladık. PDL, QS Nd:YAG lazer ve PRP’ yi birlikte 2 seans uyguladıktan sonra hastanın PIH şikayeti %85 oranında geriledi. Üçüncü seans sonrası hiçbir şikayeti kalmadı. Ayrıca PRP yapılan hastaların ciltlerinde meydana gelen aydınlanma ve renk açılmasını gözlemledik. Bu yüzden melazma te- davilerine rutin olarak PRP uygulamaya başladık. PRP ve lazer kombinasyonu ile lekelerde daha iyi bir oranda açılma ve nükslerde azalma meydana geldi. Resim 1’de görülen hastada uzun yıllardır me- lazma şikayeti vardı. Leke açıcı krem ve peeling te- davilerine yanıt alınamamıştı. Melazması için aynı seansta PDL, Qswitch Nd:YAG lazer ve PRP uygu- landı. İlk seanstan itibaren lekelerde dramatik şe- kilde açılma meydana geldi. Üç seans sonrası lekelerde %90 azalma mevcuttu. LENTİGO VE EFELİD TEDAVİSİ Solar lentigo histolojik olarak melanosit sayısı arttığı için bazal hücre tabakası hiperpigmentedir. Bazal membran boyunca melanositlerde yuvalanma for- masyonu görülmez. Epidermal rete ridgeler uzamış- tır. Efelidler de melanosit sayısında artış olmadan epidermal hipermelanosis mevcuttur. Solar lentigo tedavisinde kryoterapi ve %40 triklorasetik asit (TCA) kıyaslandığında, kryoterapidaha etkili ancak PIH oranı yüksek ve iyileşme sü- resi daha uzun bulunmuştur.36 Melanin geniş bir aralıktaki dalga boyunu (351-1064 nm) absorbe eder. Lentigo ve efelid te- davisinde kullanılan lazerler Q-switched (QS) la- zerler, long pulse alexandirite 755 nm lazer, long pulsed Nd:YAG 532 nm lazer, long-pulse pulsed dye lazer (LPDL) ve IPL’dir. QS lazerler lentigo tedavisinde özellikle açık tenlilerde tercih edilir. Bununla birlikte QS 532- nm Nd:YAG lazerler, QS alexandirite lazer (755 nm) ve QS ruby laser (694 nm)koyu tenlilerde PIH riski taşır.37-39 QS Nd:YAG 532 nm ile long pulsed Nd:YAG 532 nm yüz lentigosunda kıyaslandığında iyileştirme oranları aynı PIH oranı QS lazerde yük- sek bulunmuştur.40 QS lazerler fototermal etki yanı sıra nanosaniyede atış yaptıkları için foto- mekanik etkiye sahiptirler. Fotomekanik etki ok- sihemoglobini hasarlayarak yüzeysel damarlarda enflamasyon yaratarak melanositleri aktive eder ve PIH meydana gelir. QS alexandirite lazerle ve IPL lentigo ve çillerin tedavisinde kıyaslandığında QS lazerde PIH oranı yüksek bulunmuştur.37 Long pulse alexandirite laser 755 nm solar len- tigo tedavisinde özellikle koyu renk lentigolarda et- kili bulunmuştur. Özellikle deri tipi IV ve üstü olanlarda, PIH ve skar olmaksızın fayda sa- ğlamıştır.41,42 Long-pulse pulsed dye lazer (LPDL) 595 –nm dalga boyunda hemoglobini hedeflediği kadar me- lanini de hedefler. Bu sebeple lentigo tedavisinde kullanılmıştır. Morarmaya bağlı PIH riskini azalt- mak için diaskopiyle yapılır. Damarlara camla baskı yapıldığında damarlar boşalır ve böylece vaskülerhasar olasılığı azalmış olur. LPDL ve IPL ile yap- ılan bir çalışmada rejenuvasyon tedavisinde cilt ye- nileme etkileri aynı, lentigo tedavisinde LPDL daha etkili bulunmuştur.43 IPL sistemler lentigo tedavisinde etkili bulun- muştur. Seans sayısı lazerlere göre uzun süren IPL tedavilerinde PIH ve skar gözlenmemiştir.44,45 Lentigo tedavilerinde, açık renkli lentigolara sahip deri tipi I ve II olanlarda QS Nd:YAG 532 nm laser tercih ediyoruz. Deri tipi III olanların QS lazer uygulamalarında PIH oranı yüksek olduğu için, koyu ya da açık lentigolarda IPL kullanıyoruz. Bazı hastalarda kalın yapıda lentigo var ise IPL ve QS Nd:YAG 532 nm laser yeterli derinliğe inemeyebi- liyor. Bu sebeple bu hastalara erbium lazer (2940 nm) ile ablasyon yapıyoruz. Bu hastaların çoğunda uzun süren eritem ve sonrasında PIH olabiliyor. Sa- dece 55 yaş üzeri hastalarda PIH görmüyoruz. Bu yaş gurubuna erbium lazeri uygulayıp, eritemli dö- nemde IPL veya PDL birkaç seans uyguluyoruz. Deri tipi IV olanlarda ve siyaha yakın koyu renkli lentigosu olanlarda ise long pulsed alexandirite lazer kullanıyoruz. Deri tipi IV ve V olanlarda, lentigoları açık renkli olduğu için alexandirite lazer etkili ol- muyorsa, diğer uygulamaların yüksek PIH olasılığı nedeniyle tedavi önermiyoruz. Lentigolu hastalarda seans sayısını öngörmek zor oluyor. Bazı lentigolar tedaviyle hemen geriliyor, bazılarında tedavi uzun sürüyor veya tekrar ediyor. Bunun bir sebebi len- tigo olarak tedavi ettiğimiz oluşumların aslında len- tigoya benzeyen başka hastalıklar (seboreik keratoz, pigmente aktinik keratoz, lentigo maligna) ol- masından kaynaklanabilir. Dermaskopla incelemek tedavi sonuçlarını düzeltebilir.46 Resim 2’de sırtında yaygın solar lentigoları olan hastaya iki seans QS Nd:YAG 532 nm lazer uygu- landıktan sonra lekeler büyük oranda kayboldu.

  • Aşırı Tüylenme

    Aşırı Tüylenme

    Adet kanamalarının başlaması ile genç bir kızın vücudunda hormonlara bağlı ve kadına özgü değişiklikler olur. Sağlıklı bir hormonal yapı için beyindeki merkezler, yumurtalıklar, tiroid ve böbrek üstü bezlerinin uyum içinde çalışması gerekir.
    Aşırı tüylenme yüz, göğüs, karın, sırt, kol ve bacakların üst kısmında uzun kalın ve sert tüylerin çıkmasıdır. Bu durum kozmetik bir problemin yanında hormonal bir düzensizliği de gösterir.

    • Normal Kıl Büyümesi

    Her kıl derinin altında folikül adı verilen kökten büyür ve kılın derinin üzerinde kalan kısmı alınsa da kökü durduğu sürece kıl büyümeye devam eder. İnsan vücudunda doğduğunda yaklaşık 50 milyon kıl kökü bulunur. Erişkinlerde iki tip kıl vardır, bunlardan birincisi birçok kadının yüzünde, göğüslerinde ve sırtında bulunan ince, renksiz ve kısa olan kıllardır. İkinci tür ise hem kadın hem de erkeklerin başında, koltuk altında ve genital bölgelerinde bulunan sert uzun ve koyu renkli kıllardır. Ön kol (dirseklerin altı) ve bacakların dizden aşağısındaki kılların sayısı kişilerin hormonal durumundan bağımsızdır ve bu bölgelerdeki aşırı kıllanma hastalık değildir.
    Yüzde ve vücutta aşırı tüylenmenin nedenleri;
    Genellikle aşırı tüylenme kandaki androjenlerin (erkeklik hormonları) artmasına bağlıdır. Androjen erkeklerde daha yüksek düzeylerde olmak üzere, hem erkek hem de kadında bulunan hormonlardır. Androjenler ince, zayıf ve kısa olan tüylerin sert ve uzun kıllara dönüşmesine neden olur.
    Androjen düzeylerinin yükselmesine ve bunun sonucu olarak da tüylenmeye neden olan durumlar

    – Menonopoz; Bu dönemde yumurtalıklardan östrojen (kadınlık hormonu) sentezi azaldığı halde androjen sentezi devam eder buna bağlı olarak tüylenme görülebilir.
    – Genetik; Annesinde veya büyükannesinde aşırı tüylenme olan kişilerde aynı hastalığın görülme olasılığı fazladır.
    – İlaç yan etkileri; Erkeklik hormonları veya androjenik özellikler gösteren ilaçlar alan kişilerde aşırı tüylenme görülebilir.
    – Polikistik over hastalığı; Bu hastalıkta yumurtalıklarda birçok kist oluşur ve erkeklik hormonları fazla olarak üretilir. Hastalarda aşı tüylenme, düzensiz yumurtlama, adet düzensizlikleri, kısırlık ve şişmanlık görülür.
    – Yumurtalık Tümörleri; Nadir olarak görülen androjen salgılayan yumurtalık tümörleri de aşırı tüylenmeye neden olur.
    – Adrenal (Böbreküstü Bezi) Bozuklukları; Androjenler böbreküstü bezinde de üretilir. Böbreküstü bezlerin büyümesi fazla androjen üretilmesine ve aşırı tüylenmeye neden olur.
    Aşırı tüylenmenin nedeninin belirlenmesi;
    Yapılan hormon testleri ile kandaki androjen ve diğer hormonların seviyesi belirlenir. Ayrıca yapılan ultrasonografik inceleme ve özel radyolojik incelemeler ile yumurtalık veya böbrek üstü bezlerindeki tümörler tespit edilebilir.
    Aşırı tüylenmenin tedavisi;

    • Kozmetik Tedavi;

    Tüy dökücü kimyasalların kullanımı, ağda, traş v.b. gibi yöntemler ile geçici olarak bu tüylerden kurtulmak mümkündür. Epilasyon kalıcı sonuç veren yöntemlerden birisidir. Hormon tedavisi görecek kişilerin epilasyonu bu tedaviye eklemesi uygun olur.

    • Tıbbi Tedavi;

    Aşırı tüylenmenin tedavisinde en sık kullanılan ilaçlar doğum kontrol haplarıdır. Bu haplardaki östrojenler karaciğerde androjenlere bağlanarak onların etkisini azaltır. Diğer bir ilaç olan Spiranolakton androjenlerin ciltteki etkisini engeller. Böbrek üstü bezlerin hastalıklarına bağlı aşırı tüylenmenin tedavisinde kortizon kullanılır. Son yıllarda GnRH analogları denilen bir grup ilaç ile yumurtalıklardan androjen salınımı engellenerek aşırı tüylenme tedavi edilmektedir. Hormon tedavisi ile yeni tüy çıkması engellenir. Önceden çıkan tüyler hormon tedavi ile dökülmez, tedavinin bitiminden sonra epilasyon uygulanarak yok edilebilir. Hormon tedavisine başladıktan ortalama bir, iki yıl sonra ilacın dozu azaltılarak tüylenmenin tekrarlayıp tekrarlamadığı tespit edilir ve gerekirse ilaca daha uzun süre devam edilir.

  • Kozmetik dermatolojide plateletten zengin plazma ile kombinasyon tedavileri

    Plateletten zengin plazma (platelet rich plasma-PRP) tedavisi son yıl- larda giderek popülerleşen ve kullanımı giderek yaygınlaşan, sitratlı kan tüpüne konulan otolog kanın santrifüjü sonrasında daha yüksek platelet konsantrasyonu içeren plazma komponentidir. PRP kullanımının amacı, eritrosit miktarını, azaltıp platelet sayısını artırarak suprafizyolojik konsantrasyonlarda büyüme faktörü salınımını arttırarak, doku tamirini di- rekt ve indirekt yollardan hızlandırmaktır. PRP’nin klinik etkisi için bazaldeğerin (150 000-400 000/μl) en az 4 katı yani 1 000 000/μl üzerinde olduğu zaman yara üzerindeki re- jerenatif etkisinden bahsedilmektedir.1-4 Yara iyileşme sürecinde büyüme faktörlerinin hücre regülasyonu, diferansiasyonu, proliferas- yonu, kemotaksisi, anjiyogenezi ve matriks sentezi süreçlerinde önemli rolleri olması, büyüme fak- törleri açısından zengin olan PRP’nin bu süreçte kullanılabileceğini kanıtlamaktadır.5-8 PRP’nin yara iyileşme sürecinde gerekli olan fibroblast pro- liferasyonu, Matriks metalloproteinaz (MMP) 1-3 artışı ve tip 1 kollajende artışı sonucu ekstrasellü- ler matriks (ECM) sentezinde artış gerçekleştirdiği kanıtlanmıştır.9 Ayrıca PRP’nin otolog bir ürün ol- ması, neden olabileceği alerjik reaksiyonları ve bu- laşıcı hastalık riskini çok aza indirmektedir.10-13 PRP’nin zamanlaması değerlendirilecek olursa; PRP’nin içindeki konsantre plateletlerin biyoakti- vitesi 6 saat boyunca devam eder ve 3 saat içinde PRP’nin enjekte edilmesi gereklidir. CaCl2 ile ak- tive edilen PRP’de ise aktivasyondan hemen sonra 10 dakika içinde depo edilmiş GF’lerin %70’ini, ilk saat içinde %100’e yakını salıverilir. Bu yüzden ak- tivasyondan sonra en kısa zaman içinde uygulan- ması önerilir. Özellikle PRP ile birlikte kullanı- labilecek yöntemler açısından bu zamanlamaya dikkat etmek önemlidir.10,14 PRP’nin dermatolojideki kullanım alanları; kronik yaralar, ülserler ve yanıklar olmakla birlikte kozmetik dermatoloji alanında da yara iyileştirme prensibi temel alınarak başarı ile kullanılmaya baş- lanmıştır.15-18 PRP’nin tek başına kullanılabilmesi- nin yanında invaziv/non-invaziv kozmetik işlem- lerden sonra (ör: kimyasal peeling, roller, lazer, RF vb.) yara iyileşmesini artırmak ve hızlandırmak için bu yöntemlerle kombine olarak da kullanıla- bilir.12,19 Kozmetik dermatoloji alanındaki kombinas- yon çalışmaları çok fazla olmasa da, son zamanlarda PRP’nin popülerliğinin artmasıyla doğru orantılı bir şekilde yapılan çalışmaların sayısı giderek art- maktadır. Melazma ve postinflamatuar hiperpigmentas- yon (PİH) tedavisi için PRP uygulaması, diğer te- davi seçeneklerine kombine edilebilir. TGF-β1’inmelanogenezisi inhibe edici ozelliği bulunmakta- dır.20 Bu sebeple TGF-β1’den oldukça zengin PRP melazmada veya PIH’da tek başına ya da lazer, kimyasal peeling, mezoterapi ve roller ile birlikte kullanılabilir. Melazma tedavisi için yapılan lazer, kimyasal peeling, roller gibi işlemlerin sonrasında topikal olarak uygulanmasının sinerjik etki yara- tacağı kaçınılmazdır. Ayrıca bu işlemler sonu- cunda oluşabilen eritem, ödem, ağrı ve has- sasiyetin, sonrasında PRP uygulanması ile azaldığı ve hasta memnuniyetini arttırdığı kanıtlanmış- tır.9,12,19,21,22 Saç transplantasyonu sonrasında da PRP uy- gulaması eklenebilmektedir. PRP tedavisini ekle- menin mantığı; içeriğindeki VEGF8 ve PDGF4 gibi anjiyogenez kolaylaştırıcı büyüme faktörleri ile daha güçlü ve dolgun saç büyümesi elde edebilmek ve işlem sonrası eliminasyon ve absorbsiyon ile kaybedilen %15-30’luk saç kaybını minimalize etmek şeklindedir. Saç ekiminden sonra yapılan 4-6 seans PRP uygulaması kombinasyonu standart olarak uygulanmaya başlanmıştır.23-27 Lazer tedavileri ile PRP uygulaması kombine olarak kullanılabilmektedir. Fraksiyonel CO2 lazer sonrasında PRP’nin lazer uygulanan alanlara topikal uygulaması, lazer sonrasında oluşan eri- tem, hassasiyet, ödem, akne, milia gibi akut yan etkileri ve skar oluşma, kalıcı eritem ve postinfla- matuar hiper-hipopigmentasyon riskini azalttığı, iyileşmeyi hızlandırdığı ve PRP ile kombinasyonu sonucu oluşan sonuçların daha iyi olduğu göste- rilmiştir.9,21,28 Akne skarları için yapılan bir çalışmada, 14 hastaya ablatif CO2 lazer ile soyma işlemi sonra- sında tek taraflı mezoterapi şeklinde PRP uygula- ması yapılmış, tek taraflı PRP uygulaması yapılan alanda eritem, ödem, hassasiyet daha az bulun- muştur. Ayrıca 4 ay sonra kontrol muayenesindeki akne skarlarının iyileşme düzeyi PRP uygulanan tarafta daha fazla bulunmuştur.29 Atrofik akne skarı tedavisi için yapılan karşı- laştırmalı grup çalışmasında fraksiyonel CO2 lazer yapılan alanlara salin solüsyonu, topikal PRP ve in- tradermal PRP enjeksiyonu uygulaması karşılaştı- rılmış, kombine PRP uygulamalarının eritem veödemin azalması açısından çok daha iyi ve total dü- zelme açısından saline göre çok fazla iyileşme gös- terdiği bulunmuştur. Topikal PRP uygulamasının ıntra dermal uygulamaya göre sonuçları birbirine yakın bulunmuş ağrı skorlamasının çok farklı ol- ması yüzünden topikal PRP uygulamasının tercih edilmesi gerektiği vurgulanmıştır.30 PRP’nin rejuvenasyon amaçlı yapılan ablatif ve fraksiyonel non-ablatif lazer sonrasında kombi- nasyonunun, lazerlerin tek başına kullanımlarına göre hem sonuç hem de daha hızlı iyileşme açısın- dan daha iyi sonuçlar verdiği vaka çalışmalarında kanıtlanmıştır.9,21,28,31 Posttravmatik skarlar için yapılan çalışmada; skarların bir tarafına fraksiyonel ErYAG uygula- ması, diğer tarafına ise fraksiyonel ErYAG lazer uygulamasından sonra topikal PRP uygulaması ya- pılmış. PRP ile kombinasyonu yapılan tarafın skar ciddiyet skalasına göre daha fazla iyileştiği bulun- muştur.32 Travmatik skarların tedavisi için yapılan başka bir çalışmada bir grup hastaya PRP ile karıştırılmış yağ grefti uygulaması ve 1540 nm non ablative Er- Glass lazer kombinasyon uygulaması yapılması sonrası bu yöntemlerin tek başına uygulanmalarına göre kombinasyonları ile uygulanmaları sonrasında daha iyi sonuç elde edilmiştir.33 Akne skarları için yapılan 22 hastalık bir ça- lışmada, her hastaya 3 defa fraksiyonel ErYAG uy- gulaması sonrasında topikal PRP tedavisi verilmiş, eritem 3 günden az sürmüş ve akne inflamasyonu görülmemiş, akne skarlarındaki düzelme %50-90 arasında olduğu belirtilmiştir.34 PRP, RF tedavileri ile birlikte de kombine edi- lebilmektedir. PRP’nin Bipolar RF ile kombinasyo- nun stria tedavisi için değerlendirildiği 19 Asyalı kadın hasta üzerinde yapılan bir çalışmada; striaalanlarına 4 hafta aralıklarla 3 seans bipolar RF in- tradermal olarak uygulanmış ve sonrasında PRP yine intradermal olarak stria alanlarına verilmiş. Yapılan değerlendirmede kombinasyon tedavisinin striaları istatistiksel olarak anlamlı derecede dü- zelttiği kanısına varılmıştır.35 Stria tedavisi için 18 hasta üzerinde yapılan başka bir çalışmada, stria alanlarına unipolar RF’in ultrason dalgaları ile birlikte verilebildiği bir yön- tem uygulanmış, sonrasında ultrason başlığı kulla- nılarak stria alanlarına PRP uygulaması yapılmış; bu kombinasyonun 2 haftada bir toplamda 4 seans uygulanması sonucu istatistiksel olarak yüz güldü- rücü sonuçlar ortaya çıkmıştır.36 Her ne kadar literatürde kanıta dayalı örnek- lerine henüz rastlanmasa da PRP’nin kimyasal pee- ling ve mikroneedling (roller) uygulaması ile kombinasyonunun uygun olacağı; ayrıca BoNTA ve dolgu uygulamalarından önce ciltte rejuvenas- yon ve revitalizasyon etkisini arttırmak için 2-4 seans PRP uygulamasının uygun olacağı söylene- bilir. Sonuç olarak; kozmetik dermatoloji alanında yapılan uygulamaların PRP ile kombine edilmesi son zamanlarda popülerleşmiş olup giderek yay- gınlaşmaktadır. Otolog bir ürün olduğu için aller- jik reaksiyon riski oluşturmaması, içeriğindeki büyüme faktörlerinin yoğunluğu ve bu faktörleri- nin yara iyileştirmedeki rolleri sayesinde yapılan işlemlerin oluşturdukları akut yan etkilerinin (eri- tem, ödem vs.) daha hızlı düzelmesi ve kalıcı yan etki (PIH, skar vs.) riskini azaltması, son olarak yine içeriğindeki büyüme faktörlerinin yararlı et- kileri sayesinde yapılan işlemlerin pozitif etkilerini sinerjik olarak arttırması PRP’nin kozmetik uygu- lamalar ile birlikte kombine edilmesinin her geçen gün daha da artacağı aşikardır.

  • Vaginal Kuruluk Vaginismus

    Vaginal Kuruluk Vaginismus

    Vajinal Kuruluk
    Vajinal kuruluk olarak adlandırılan durumda vajinada yanma, sızlama, cinsel ilişki sırasında ağrı ve rahatsızlık yakınmaları görülür.

    Hormonal siklus boyunca kadınların vajinasında değişiklikler olur. Östrojen (kadınlık hormonu) vajinal dokuların kalınlaşmasını sağlar. Vajinada bulunan damarlar besin ve oksijen sağlar, bunlar vajinanın elastikiyetini ve sağlığını korur. Vajinal salgı ve mukus miktarı birçok faktörden etkilenir;
    – Hormonlar
    – Egzersiz ve terleme
    – Kan damarları ve sinirlerin dağılımı
    – Bakteri ve virus gibi mikroorganizmalar
    – Genital ağrı, travma ve stres

    • Kronik Vajinal Kuruluk:

    – Östrojen düzeyinin düşük olması ; menopoz döneminde ve emzirirken görülebilir.
    – Düşük doz doğum kontrol haplarının kullanılması
    – Genital organ kanserleri
    – Doğum sırasında meydana gelen zarar
    – Psikolojik sorunlar
    – Cinsel fonksiyon bozuklukları
    – Yüksek tansiyon
    – Multipl Skleroz hastalığı
    – Rahim sarkması
    – İdrar kaçırma
    – Bazı ilaçlar
    – Genital organlarda önceden geçirilmiş cerrahi müdahele
    – Kondom (prezervatif) içerdiği latekse karşı oluşan alerjik reaksiyon
    – Kişisel bakım ürünleri, pudra, vajinal duş gibi ürünlerin içerdiği kimyasal maddelere karşı reaksiyon

    Vajinal kuruluk şikayeti ile başvuran kadınların detaylı tıbbi öyküsü alındıktan sonra jinekolojik muayene yapılır. Neden belirlendikten sonra tedavi önerilir. Östrojen içeren kremler ve vajinal jeller bu yakınmayı azaltır. Ayrıca menopoz döneminde yapılacak hormon replasman tedavisi vajinal kuruluğun önlenmesinde yararlıdır.

    • Vajinismus

    Vajinismus cinsel ilişkiye girilmesi istendiğinde vajinal kasların ve bacak kaslarının istemsiz kasılmasıdır. Ağrı veren bu durum vajinaya penetrasyonu engeller. Bu durum genellikle öncesinde geçirilen bir cinsel travma veya tacize bağlı olabilir. Gebelik korkusu, önceden yaşanmış ağrılı cinsel ilişki, ağrılı pelvik muayeneler ve vajinal enfeksiyonlar da vajinismusa neden olabilir. Bu durumun önlenebilmesinde;
    – Gelişmekte olan kızlara sağlıklı bir cinsel eğitim verilmesi
    – Ailenin genç kızı doğru bilgilendirmesi
    – Ağrılı cinsel ilişkiye yol açan hastalıkların tedavi edilmesi
    – Bu problemi yaşayan çiftlere psikolojik destek verilmesi
    önemlidir.

  • Botoxtan korkmayın

    Botox, Clostridium botilinum adlı bakteriden fermantasyon yoluyla elde edilen bir nörotoksindir.

    7 tipi bulunmaktadır. Bunlardan sadece tip A ve B tıpta kullanılmaktadır.

    Clostridium botilınum ilk defa 1817 ve 1822 arasında Alman fizikçi ve şair Justinus Kerner tarafından tanımlanmıştır.

    1870’de başka bir Alman fizikçi Muller botulus isimlendirmesini yapmıştır.

    1895’te Emile van Ermengem ilk defa Clostridium botulinum bakterisini ayrıştırmayı başarmış, ve 1944’te Edward Schantz Clostridium botulinum bakterisininin toksinini ayrıştırmıştır.

    1949 yılında ise Burgen ve arkadaşları botulinum toksinini nöromüsküler faaliyetleri azaltıcı etkisini keşfetmişlerdir..

    1973 yılında ilk defa A Tipi botoks (BTX-A) maymunlarda denenmiştir.

    1980 yılında ise botoks resmi olarak ilk defa insanlar üzerinde şaşılığı giderme amaçlı kullanılmıştır.

    1989 Kasım ayında BTX-A (BOTOX) FDA tarafından gözde şaşılık tedavisi için onaylanmıştır.

    BTX-A’nın ilk kozmetik etkisi ise göz doktoru Jean Carruthers ve cildiyeci Alastair Carruthers isimli karı koca tarafından tanımlandı.

    15 Nisan 2002’de FDA Tip A (BOTOX Cosmetic) kaş arasındaki kırışıkları geçici olarak yumuşattığını onayladı. BTX-A’nın ayrıca koltuk altı terlemelerini azaltıcı etkisi de onaylandı.

    Botulinium Toxin Type B (BTX-B)’nin cervical dystonia tedavisine uygunluğu ise 21 Kasım 2000 yılında onaylanmıştır.

    2002 yılından itibaren Botox kozmetik alanında kırışıkları gidermede ve bölgesel terleme tedavisinde başarıyla kullanılmaktadır. Uygulamayı takiben 3-7 gün içinde etkiler görülmeye başlar. Toksinin bu etkileri 3 ay gibi bir zamanda geri dönmeye başlayıp 6 ayda tamamlanmaktadır.

    Doğru enjeksiyon teknikleri ve anatominin iyi bilinmesi, uygun doz ayarlanması ile komplikasyonlar oldukça azdır. Enjeksiyon yerinde hafif ağrı, ödem, morluk ve başağrısı gibi yan etkiler kısa süreli ve geçici olarak görülebilmektedir. Enjeksiyon bölgesinin soğutulması, lokal anestezik krem sürülmesi ve parasetamol grubu ağrı kesicilerin kullanılması ile de bu yan etkilerin görülmesi azaltılabilmektedir.

    Morarmaları önlemek için hastanın 1 hafta öncesinden aspirin ve kan sulandırıcı ürünleri, yeşil çay, E vitamini, ginkgo, ginseng, balık yağı, NSAİ(ağrı kesici )gibi ilaçları ve besinleri kesmesi uygun olur.

    Diğer istenmeyen etkilerden biri de üst göz kapağı düşüklüğüdür. Her ne kadar 2-4 haftada geçse de doğru yere uygun dozda yapılması, ovuşturma yapılmaması, enjeksiyonu takiben 3-4 saat dik durulması bu yan etkinin görülmesini önler.

    Diğer bir yandan aşırı doz kullanılması kedi kadın, maske yüz, asimetri, aşırı kalkık kaşlar, donuk yüz oluşmasına neden olur. Bu daha çok ehil olmayan ellerde yapılan uygulamalarda görülür.

    Botox tıbbi bir uygulamadır ve mutlaka Dermatoloji uzmanı veya Plastik Cerrahi uzmanı tarafından yapılmalıdır. Tıp doktoru dışındaki personele uygulama yaptırılmamalıdır.

    Konunun uzmanları tarafından yapılan uygulamalarda yan etki görülme sıklığı oldukça azdır.

  • Lazerle Vajinal Daraltma

    Lazerle Vajinal Daraltma

    Vaginal doğumlar ve özellikle de zor doğumlar sonrası ve epizyotemi yaralarının kötü iyileşmesi sonrası vagina genişlemesi ve estetik problemler oluşabilir. Bu durum bayanda ve eşinde cinsel tatminsizlik ve diğer cinsel problemlere neden olabilir. İdrar kaçırma ve büyük abdest problemleri de eşlik edebilir.

    Vajinayı daraltıp, epizyotomi yaralarının cerrahi onarımı için yapılan işleme perinoplasti denir. Cerrahi işlemler anestezi gerektirir, ayrıca kanama ve enfeksiyon riski de olup cerrahi sonrası iyileşme uzun ve ağrılıdır.

    Bu tür tedaviler günümüzde jinekolojik lazer yöntemiyle ağrısız, anestezisis, dikişsiz yapılabilmekte kanama ve enfeksiyon riski olmaksızın ayrıca hastalarımızın bu yöntemle günlük hayata çabucak dönülebilmesi de mümkün olabilmektedir. Kliniğimizde photona jinekolojik lazer uygulamaları hem idrar kaçırma tedavisi hem de vagina estetiği(daraltma işlemi) için uygulanmaktadır.
    Lokal anestezik krem uygulaması sonrası 15-20 dakikalık bir işlemle bu iş için özel jinekolojik lazer(photona) problarla yapılır. Hastaneye yatış gerektirmeden ayakta uygulanabilen bir işlemdir. Bu işlem sonrası ilk 10 gün cinsel birliktelik olmamalıdır.Normal iş hayatına ve günlük aktivitelere hemen işlem sonrası devam edilebilir. İyileşme 4-6 hafta süreceğinde hastalar genellikle 1-1,5 ay sonra kontrole çağrılır, gerekirse 2. veya 3. seanslar uygulanabilir.

  • Kamuoyuna bilgilendirme ve uyarı

    Sağlığımız en değerli hazinemiz. Gözümüz bozulduğunda göz doktoruna, dişimiz ağrıdığında diş doktoruna gideriz. Konu deri olunca da deri hastalıkları uzmanına gitmeliyiz.

    Günümüzde son 15-20 yılda teknoloji ve bilişim hizmetlerine ulaşımın kolaylığı sayesinde kozmetoloji konusunda gelişmeler de hızla artmaktadır.

    Bir yandan bilgiye ulaşım bu kadar kolay olurken bir yandan da denetimsizlik nedeniyle bir o kadar da bilgi kirliliği oluşmakta ve kamuoyunun kafasını karıştırmaktadır. Birbirine tamamen zıt bilgiler arasında insanların bazen başı dönmekte ve neye inanıp güveneceği konusunda bocalamasına neden olmaktadır.

    Güzellik ve genç kalma isteği, yüzyıllardır insanların ilgi odağı haline gelmiş ama ne yazık ki çok da istismar edilmiştir.

    İnternet sitelerinde; bitkisel, zararsız diye tanıtılıp, gerçekleşmesi mümkün olmayan vaatlerle bir pazar yaratılmış, insanların hem sağlığı hem parası zarar görmüştür.

    Sektörün yüksek rant oranına sahip olması, deneyimi, eğitimi, yetkinliği, yetkisi olmayan, ehil olmayan kişilerce de sahiplenilmesine neden olmuştur.

    Hekimler, başta olayın ciddiyetini anlamakta gecikmiş, daha çok kendilerini sağaltım hizmetlerine adadıklarından ve koruyucu, iyileştirici kozmetik sektörüne yeterince ilgi göstermediğinden ortalık bu ehil olmayan ellere kalmıştır. Ancak ne zaman ki bu işlemlerin komplikasyonları artmaya başlamış ve insanlar mağdur olarak doktorların kapısını çalmış o zaman hekimler de bunun sağlık sorunlarına yol açtığını fark etmişlerdir.

    Kamuoyuna yeterince bilgilendirme yapılmaması ve denetimlerin, hukuki yaptırımların ve düzenlemelerin yetersiz oluşu aktarların, eczacıların, kuaförlerin, güzellik salonlarının, estetisyenlerin, hemşirelerin yani sağlık çalışanı olan ve olmayan pek çok kesimin kozmetik işlemleri fütursuzca yapmalarına neden olmuştur.

    Kozmetik işlemler, ruhsatı dahi olmayan işletmelerde hatta evlerde yapılır hale gelmiştir.

    Kuaförler, güzellik salonları, solaryum merkezleri gibi merkezler tıbbi işletme statüsünde olmamalarına rağmen lazer, botox, dolgu, mezoterapi, PRP ve bunun gibi pek çok tıbbi uygulamayı yapar hale gelmişlerdir.

    Oysa ki bir dermatoloji uzmanları 6 yıllık tıp fakültesi eğitiminin üstüne 4-5 yıl kadar da deri anatomisi, histolojisi, patolojisi, hastalıkları, sağaltımı ve korunması konusunda eğitim almış uzmanlardır. Bu eğitim elbette ki cildin sorunlarını anlayıp bilimsel çözüm üretmek konusunda fazlasıyla yeterlidir.

    Türkiye’de yaklaşık 1500 civarında Dermatoloji hekimi bulunmaktadır.

    Hangi cilt tipine hangi tedavi yönteminin uygulanması gerektiği, hangi uygulamaların hangi ciltlerde yan etki oluşturabileceği ve en önemlisi bir yan etki geliştiğinde nasıl çözüleceğini bilecek kişiler yine derimizin uzmanı dermatoloji doktorlarıdır.

    Bu nedenle kanıtı olmayan bilgi ve uygulamalara, internetten satışı yapılan bitkisel olduğu iddia edilen, nerede ne şekilde üretildiği belli olmayan, Sağlık Bakanlığı ve FDA gibi onayları bulunmayan bu tür ürünlere itimat edilmemeli, ehil olmayan kişilere tıbbi işlem yaptırılmamalıdır.

    Derinizi bunca yıl bu alanda eğitim ve öğretim görmüş dermatologlara emanet ediniz.

  • Polikistik Over Sendromu

    Polikistik Over Sendromu

    Polikistik over sendromunda androjen miktarı artmış, yumurtlama ve adetler düzensiz veya yoktur. Ultrasonografik incelemede yumurtalıkların etrafında küçük ve çok sayıda kist vardır. Polikistik Over Sendromu sendrom üreme çağındaki kadınları etkiler. Aşırı tüylenmenin yanı sıra, ciltte yağlanma ve sivilce oluşumu da görülür. Polikistik over sendromu kadınlarda en sık görülen hormonal bozukluktur. Bu sendromda östrojen (kadınlık hormonu) düzeyi yüksek, progesteron seviyesi düşüktür. Bu durum rahim kanseri gelişmesi ihtimalini arttırır. Beyinden salınan luteinize edici hormonun, folikül uyarıcı hormona olan oranı normalde 2:1 den azdır. Polikistik over sendromunda bu oran 2 veya 3ün üzerindedir. Ayrıca yine hipofiz bezinden salınan ve göğüslerde süt üretimini uyaran Prolaktin hormonunun düzeyi de yükselmiştir. Polikistik over sendromunda üreme problemlerine sık rastlanır ve tüp bebek gibi yardımcı tedavilerden iyi sonuçlar alınır. Şişmanlık ve yüksek insülin düzeyleri çoğunlukla tabloya eşlik eder. İnsülin pankreasta üretilen ve kan şekerini kontrol eden bir hormondur. Polikistik over sendromunda hücresel seviyede insüline karşı direnç vardır. Bu nedenle kanda insülin ve şeker seviyeleri yükselmiştir. Bu vakalarda şeker hastalığı, hipertansiyon, yüksek kan kolesterol seviyesi ve kalp-damar hastalıkları sık görülür.

    • Polikistik Over Sendromu (PCOS) nedir?

    Polikistik over sendromu yumurtalıklarda aşırı androjen erkek hormonları üretimine neden olan bir grup klinik durumu ifade eder. Yumurtalıklar normalden büyüktür ve bir çok ufak kist içi sıvı dolu kesecikler içerir. Bu nedenle polikistik olarak tanımlanır. Yaygın bulgular aşırı tüylenme, ciltte yağlanma, sivilce oluşumu, şişmanlık, düzensiz veya hiç olmayan adet dönemleri, yumurtlama bozuklukları ve kısırlıktır.

    • Polikistik over sendromunun başka ismi var mı?

    PCOS, yirminci yüzyılın başında bu hastalığı ilk tanımlayan bilim adamlarının isimleri ile Stein-Levental Sendromu ifade edilir.

    • Polikisitk Over Sendromu hangi sıklıkta görülür?

    Polikistik over sendromu üreme çağındaki bayanların % 5-10’unda görülür ve kısırlığın önemli nedenlerinden biridir.

    • Polikistik over sendromunun bulguları nelerdir?

    – Adet düzensizlikleri: Adet siklusları çoğunlukla 6 haftadan daha uzun sürer. Yılda sekiz veya daha az adet siklusu olur. Düzensiz kanamalar, uzan süren kanama, fazla miktarda adet kanaması ve adet kanamaları arasında lekelenmeler görülür.
    – Yumurtlama bozuklukları: Polikistik over hastalarında yumurtalıklarda çok sayıda içi sıvı dolu yumurta kesesi (folikül) vardır. Bu yumurta keseleri olgunlaşarak yumurtlama aşamasına gelmez ve ovulasyon (yumurtlama) oluşmaz. Bunun sonucunda yumurtalıklarda kistler oluşur.
    – Kısırlık: Hastaların çoğunda çocuk sahibi olmakta güçlük yaşanır. Çoğu zaman yumurtlamayı uyarıcı ilaçlar ile tedavi gerekir. Doktor kontrolünde uygun tedavi yaklaşımları ile çoğunlukla gebelik elde edilebilir.
    – Yüksek hormon düzeyleri: Androjen olarak adlandırılan erkeklik hormonları polikistik over sendromu olan kadınlarda yükselmiştir. Bunun sonucunda tüylenme, ciltte yağlanma ve sivilce oluşumu gibi bulgular ortaya çıkar.
    – Yumurtalıklarda kistler: Polikistik over sendromu olan kadınlarda yumurtalık cidarı içi sıvı dolu çok sayıda kesecik kistler ile kaplıdır. Bu bulgu bazı araştırmacılar tarafından inci dizisi veya inci kolye olarak adlandırılır.
    – Normalden iri yumurtalıklar: Polikistik over sendromunda yumurtalıklar normalin 1.5 ila 3 katı büyüklüktedir.
    – Kronik kasık ağrısı: Altı aydan daha uzun süren ağrılar kronik ağrılardır. Ağrının nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte, iri yumurtalıkların kasıklarda dolgunluk yaptığına inanılır.
    – Şişmanlık ve kilo alma: Polikistik over sendromu olan bayanlarda fazla kilo çoğunlukla kol ve bacaklara oranla daha çok karın çevresinde toplanmıştır. Bu kadınlarda kalça-göğüs oranı daha azdır. Polikistik over sendromu olan kadınların hepsinde olmamakla birlikte çoğunda kilo artışı söz konusudur.
    – İnsülin hormonuna karşı direnç ve şeker hastalığı: İnsüline karşı vücut hücrelerinde görülen direnç aşırı miktarda insülin hormonu üretimine neden olur. Bu hastalarda ayrıca kolesterol gibi kan yağlarının seviyeleri de bozulmuştur.
    – Yüksek tansiyon: Kan basıncı 140/80’in üzerindedir.
    – Tüylenme: Erkek tipi aşırı tüylenme ve kellik görülebilir. Yüzde, göğüste, karın bölgesi, el ve ayak üstünde aşırı tüylenme ile alın bölgesinde erkek tip saç dökülmesi görülür.
    – Cilt yağlanması: Ciltte yağlanma ve beraberinde sivilce oluşumu sık görülür. Ayrıca saç derisinde kepeklenme olur. Vücudun bazı bölgelerinde ciltte koyu kahverengi lekelenmeler ve deri katlantıları görülür.

    • Sendromun diğer bulguları olmadan yumurtalıklarda polikistik görüntü olabilir mi?

    Kadınların %20-30’unun yumurtalıklarında çok sayıda küçük kistler görülürmesine rağmen kadınların ancak %5-10’unda polikistik over sendromu bulguları vardır. Bu nedenle polikistik overler tanıyı koymak için tek başına yeterli değildir.

    • Polikistik over sendromunun nedenleri nelerdir?

    Polikistik over sendromu geçtiğimiz yüzyılın başından beri bilinen ve hakkında çok şey araştırılmış, yaygın olarak karşılaşılan bir klinik problem olmasına rağmen nasıl oluştuğu tam olarak bilinmemektedir. Aile bireyleri arasındaki geçişi araştıran çalışmalar vardır. Şeker hastalığına yatkınlığı olan birisinin polikistik over sendromuna da yatkınlığı vardır. Şişmanlık PCOS ile birlikte sık görülen ve bulguları arttıran bir durumdur. Çünkü vücuttaki yağ dokusu aşırı östrojen üretimine ve yüksek kan östrojen düzeyi de beyindeki hipofiz bezinden yetersiz Folikül Uyarıcı Hormon (FSH) salınmasına neden olur. Sonuçta yumurtlama bozulur ve bulgular kötüleşir. Ayrıca hipofiz bezi yumurtalık hücrelerini aşırı uyararak androjen “erkek hormonları” üretimini arttırır.

    • Polikistik over sendromunun teşhisi nasıl konur?

    Polikistik over sendromunun teşhisinde hastadan aldığı anamnez ve muayene bulguları önemlidir. Kan hormon düzeylerinin belirlenmesi ve ultrasonografik inceleme tanıyı doğrulamak için yapılır. Böylelikle PCOS benzer klinik bulguları veren hastalıklardan ayrılmış olur.

    • Polikistik over sendromunun tanısında hangi kan testleri yapılır?

    Kapsamlı bir biyokimya, kan yağ ve şeker yükleme testleri yapılmalıdır. Luteinize edici hormon (LH) ve folikül uyarıcı hormon (FSH) oranları, total testosteron, androstenedion, prolaktin ve tiroid bezi hormonlarına bakılmalıdır.

    • Erken teşhisin önemi nedir ve nelere dikkat edilmelidir?

    Öncelikle PCOS tanısı konmuş kadınlar düzenli doktor kontrolüne alınmalıdır. Bunun yanı sıra adet siklusları düzensiz olan veya hiç adet kanaması olmayan kadınlar mutlaka hekime başvurmalıdır. Özellikle ergenlik döneminden itibaren adet düzensizliği olan kızlar PCOS açısından kontrol edilmelidir. PCOS olan kadınların kız çocuklarında da bu sorunun olabileceği için çocuklar erken yaştan itibaren kontrole götürmelidir. PCOS’unda erken teşhis ve tedavi ciltte yağlanma, sivilce oluşumu ve tüylenme şikayetlerini azaltır. Bunun yanı sıra PCOS olan hastalar şeker hastalığı açısından yüksek riskli grubu oluşturur. Bu nedenle erken PCOS’u teşhisi şeker hastalığı açısından da dikkatli olunmasını sağlar.

    • Polikistik over sendromunun kesin bir tedavisi var mıdır?

    Hayır. Bu sendromun tedavisi çoğunlukla oluşturduğu bulguların üstesinden gelinerek yapılır. Bu yaklaşım tablonun daha kötüleşmesini önler.

    • Polikistik over sendromunun tedavisi nasıl yapılır?

    Polikistik over sendromunun tedavisi hastanın ne amaçladığına göre düzenlenir. Bazı hastalar bebek sahibi olmak isterken, bazıları öncelikle adet düzensizliği, tüylenme ve cilt yağlanması gibi hormonal problemlerini çözmek ister. Hasta bulgularından şikayetçi olmasa da PCOS tedavi edilmesi gereken bir durumdur. Çünkü uzun süren bozuk hormon tablosu kalp hastalığı, şeker ve rahim kanseri gibi ciddi riskler taşır.

    • PCOS tedavisinde uygulanacak olan yaklaşımlar;

    – Kilo verme: Birçok PCOS hastasında kilo verme hormonal tabloyu düzeltebilir. Fakat PCOS varlığında kilo vermek zordur. Kalıcı bir kilo kaybı planı gerekir. Kilo kaybını sağlamak için günlük aktivitenin giderek arttırılması ve istikrarlı bir diyet programı yüz güldürücü sonuçlar verir.
    – Yumurtlamanın uyarılması: Eğer öncelikle çocuk sahibi olunması isteniyorsa yumurtlamayı uyaran ilaçların kullanılması gerekir. Bu tedavinin deneyimli bir uzman tarafından yapılması tedaviye bağlı oluşabilecek yumurtalıkların aşırı uyarılması ve çoğul gebelik risklerini minimuma indirecektir.
    – Hormonal tedavi: Hormon tedavisi polikistik over sendromuna bağlı problemleri geçici olarak gidermede oldukça başarılıdır. Tedavi durduğunda bulgular tekrar oluşur. En iyi tedavi düşük doz doğum kontrol hapı tedavisidir. Yumurtalıklardan aşırı hormon üretimini azaltarak kan androjen seviyelerini düşürür.
    – Cerrahi tedavi: Bazen ilaç tedavisi ile sonuç alınamaz. Bu durumda laparoskopik (kansız-bıçaksız) olarak yumurtalıklar üzerindeki kalın tabaka lazer veya elektrokoter yardımı ile değişik noktalardan delinir.

    • Polikistik over sendromu ve hipotiroidi arasında bir ilişki var mı?

    PCOS ve hipotiroidi sık görülen hastalıklardır, iki problem de aynı kadında görülebilir. Bir çok PCOS hastasında tiroid bezinin az çalıştığı görülür, bulgular benzerdir. Bu ayrımı yapabilmek için tiroid uyarıcı hormon seviyesini ölçmek yeterli olur. Bunun yanında hipotiroid olduğu saptanan hastalarında PCOS açısından değerlendirilmesi gerekir.