Blog

  • Yağlı karaciğer ve önemi nedir, nasıl tedavi edilir?

    Yağlı karaciğer ya da karaciğer yağlanması gelişmiş toplumlarda sıklıkla görülen, obezite ve insülin direncinin bir sonucu olarak ortaya çıkan bir durumdur. Karaciğer yağlanması olan kişilerde kalp ve damar hastalıkları, şeker kastalığı, kolsterol yüksekliği, ölüm ve karaciğer ile ilgili hastalıkların (karaciğer iltihabı, siroz ve karaciğer kanseri) riski artmaktadır. Karaciğer yağlanmasının ilerlemesinde çevresel ve genetik faktörlerin yanı sıra, kişinin yaşam alışkanlıkları (diyet ve egzersiz) önemli rol oynar. Bu nedenle de bu tip hastalara ilk öneri sağlıklı bir beslenme düzenine geçmesi ve düzenli egzersiz yapmasıdır. Ancak hastaların çok azı yaşam tarzını değiştirdiğinden hekimler sıklıkla çeşitli ilaçlar önermek zorunda kalıyorlar. Fakat bu günün şartlarında karaciğer yağlanmasında ve yağlanmanın hasara ilerlemesinin önlenmesinde yüksek etkinliği olan bir ilaç henüz yoktur. Karaciğerdeki yağlanma süreci, takiben iltihaba ve sonrasında da hasar ve hasarın onarımı (en ileri haline siroz) sürecine gider. Bu olaylar dizisinde en kritik noktalardan biri artmış oksidatif stres ve buna karşı çalışan anti-oksidan sistemin yetersizliğidir.

    Yağlı karaciğer nasıl tedavi edilir?

    Öncelikli olarak sağlıklı bir kiloya inmek gerekir. Bunun için de sağlıklı beslenmek ve mümkün olduğunca günlük yaşama egzersizi dahil etmek gerekir. Yağlı karaciğerin ilerlemesinde oksidatif stres önemli bir rol oynadığından, oksidatif strese iyi geldiği bilinen doğal çözümler de günümüzde tedavi ve yaklaşımda güncel bir yer tutmaktadır. Bu doğal çözümler içerisinde, bazı hayvan ve insan deneylerinde olumlu etkileri gösterilmiş olan bitkisel kimyasallardan polifenoller bulunmaktadır. Polifenoller sağlık açısından bitkilerde bulunan vitaminler kadar hayati bir öneme sahip olmasa da, meyve ve sebzelerden yarar elde etmemizi sağlayan maddeler arasında yer alır. Bitkisel polifenoller açısından en zengin bitkileri sıralayacak olursak kırmızı soğan, elma, berry meyveler, turunçgiller, kiraz, vişne, erik, üzüm gibi kırmızı-mor-mavi meyveler, yeşil çay, siyah çay (karaciğer yağlanması üzerine siyah çay daha etkili), kahve, kekik, karnabahar, brokoli ve soya sayılabilir. Resveratrol karaciğer yağlanması üzerinde etkisi en çok çalışılan, insanlarda da denenmiş olan polifenolleren birisidir. Silmarin de yine insanlarda karaciğer yağlanmasında en sık denenmiş anti-oksidanlardandır ve sınırlı bir çalışma da olsa, karaciğer yağlanması üzerine olumlu sonuçlar elde edilmiştir. Ancak bu antioksidanlar bilimsel açıdan henüz ilaç olarak kullanılabilir boyutta değildir. Bitkisel kimyasallar antioksidan etkileri nedeniyle potansiyel olarak karaciğer yağlanmasında ve yağlanmaya bağlı hasar gelişmesinde yararlı olduğu için, günlük yaşamda bu sebze ve meyvelere daha çok yer verebiliriz. Karaciğer yağlanması takiben gelişebilecek karaciğer ve eşlik eden risk faktörlerinin de ortaya konması açısından (obezite, insülin direnci, gizli şeker, şeker hastalığı, metabolik sendrom, kolesterol yüksekliği ve siroz) önemli bir durumdur ve mutlaka uzman bir hekim ile hastanın risklerinin araştırılması ve tedavisinin düzenlenmesi gerekir.

  • Terapiye Başlamak

    Terapiye Başlamak

    Kişiler bazen psikolojik bir destek almak konusunda karar veremeyebiliyorlar. Psikolojik yardıma gerçekten ihtiyaçları olup olmadığı, sadece konuşarak neyin hallolabileceği, bir arkadaşıyla sohbet ederek içini dökmekle psikolojik yardım süreci arasında ne gibi farklar olabileceği konusunda kararsızlıklar yaşayabiliyorlar.

    Ne zaman psikolojik bir desteğe ihtiyacınız olabilir?

    Bir süredir kendinizi mutsuz hissediyorsanız, kişilerarası ilişkilerde sıklıkla veya son zamanlarda problemler yaşadığınızı düşünüyorsanız, öfkenizi anlamakta ve ifade etmekte zorlandığınızı fark ediyorsanız ya da etrafınızdaki kişilerden bu konuda zorlandığınıza dair geri bildirimler alıyorsanız, kendinizi sıklıkla bir şeyler için kaygılanırken buluyorsanız, yeni ortamlara girmek sizde kaygıya neden oluyorsa, hayatınızda adapte olmakta zorlandığınız bazı değişiklikler yaşıyorsanız, yeni roller edinme süreci sizin için zor geçiyorsa (anne olmak, baba olmak, evlenmek vb.), intiharı düşünüyorsanız psikolojik bir yardım almak sizin için yararlı olabilir. Tüm bunların dışında, kendimi keşfetmek, benliğimi daha iyi anlamak istiyorum diyorsanız yine bir psikolojik destek süreci sizin için faydalı olabilir.

    Aklınızdan “Sadece konuşarak sorunlarımdan nasıl kurtulacağım?”, “Bir arkadaşımla konuşur rahatlarım” gibi düşünceler geçiyorsa…

    Psikolojik yardım süreci kişilerin farkındalıklarını arttırmaya yönelik bir süreçtir. Farkındalıklar da çözüme giden yolları aydınlatırlar. Psikolojik yardım sürecinde yapılan konuşmalar günlük bir sohbetin ötesinde daha derin ve kişinin çözüm yollarını keşfetmesine yönelik konuşmalardır.

    Psikolojik yardım sürecinde kişinin yaşantıları empatik bir iletişim şekliyle, güvenli bir ortamda konuşulur. Psikolojik desteği sağlayan uzmanın olaylara objektif bir şekilde yaklaşımı ise kişinin bir arkadaşıyla konuşmasından oldukça farklıdır ve farkındalığın arttırılmasında oldukça önemlidir.

    Eğer yukarıda yazdıklarım size de yakın ve anlamlı geliyorsa, bir desteğe ihtiyacınız olduğunu düşünüyorsanız ve daha da önemlisi kendinizi böyle bir sürece başlamak için hazır hissediyorsanız, ertelemeden bir uzman ile iletişime geçebilirsiniz.

  • Allerjik rinitler ve tedavisi

    Allerjik rinitler ve tedavisi

    ALLERJİK RİNİT (ALLERJİK NEZLE)

    Rinit (nezle) burun içindeki müköz zarların iltihabı olarak tanımlanabilir. Allerjik rinitler polenler, ev tozu akarları, mantar sporları veya hayvan tüy ve deri döküntüleri gibi allerjenlerin neden olduğu rinitlerdir. Hapşırık, burun akıntısı, burun tıkanıklığı ile burun, boğaz, gözler ve kulaklarda kaşıntı gibi yakınmalara neden olur.

    Polenlerin neden olduğu allerjik rinitlerde yakınmalar, polen mevsimi olan ilkbahar, yaz ve sonbahar dönemlerinde mevsimsel olarak ortaya çıkar. Buna karşılık ev tozu akarları, mantarlar ve hayvansal allerjenlere bağlı allerjik rinitler yıl boyu sürer. Yakınmalar genellikle yirmili yaşlardan önce başlar ve tedavi edilmediği takdirde yaşam boyu sürer. Anne-babanın allerjik bünyeli olması, annenin sigara içmesi ve bebeğin anne sütü yerine yapay mamalarla beslenmesi durumunda hayatın daha erken dönemlerinde başlayabilir.

    Muayene bulguları nelerdir?

    Allerjik rinit tanısında yapılacak burun muayenesi oldukça önem taşır. Allerjik rinitli bir hastanın burun muayenesinde burun içindeki zarların şiş, ödemli, donuk mavi-mor renkte olduğu gözlenir. Genellikle bu bulgulara şeffaf su gibi bir salgı artışı eşlik eder. Ayrıca göz altlarında parlak kahverengi-morumsu bir renk değişimi (allergic shiners), göz altlarında çizgilenme (Dennie-Morgan çizgisi) ve burun kaşımaya bağlı olarak burun alt 1/3 kısmında yatay bir çizgi oluşumu (nasal crease) gözlenebilir. Allerjiden gözler de etkilenmiş ve allerjik konjuktivit gelişmişse gözyaşı salgısı artmış olup gözler kızarık ve kaşıntılıdır.

    Tanı için gerekli başlıca laboratuar yöntemleri nelerdir?

    Burun mukozasında eozinofil adı veren hücrelerin artmış olduğunun gösterilmesi allerjik rinit tanısını destekler. Tanıda bugün için en geçerli yöntem allerji deri testleri ile sorumlu allerjenlerin belirlenmesidir. Allerji deri testleri ile allerjenler belirlendikten sonra tedavi planlanır.

    Allerjik rinit nasıl tedavi edilir?

    Ev içi allerjenlere duyarlı olan hastalar, ev tozu akarları ve evcil hayvanların alerjenlerinden kendilerini sakınmak için bazı çevresel kontrol önlemleri alarak karşılaştıkları allerjen yoğunluğunu bir ölçüde azaltabilirler. Çevresel kontrol önlemlerinin yeterli olmadığı ve hastanın yakınmalarının devam ettiği durumlarda ise ilaç tedavisine geçilir.

    Tıbbi tedavide, ağız yoluyla alınan antihistamin grubu ilaçlar ve dekonjestanların yanı sıra kortikosteroidli burun spreyleri kullanılabilir. Ancak, bu ilaçlar hastalığa ait belirti ve bulguları kullanıldıkları sürece geçici olarak baskılayan (semptomatik) ilaçlardır ve kesilmeleri durumunda yakınmalar tekrar ortaya çıkar. Bu ilaçların konunun uzmanı bir hekimin önerileri doğrultusunda kullanılmaları gerektiği unutulmamalıdır.

    “İmmunoterapi” veya halk arasında bilinen adıyla “aşı tedavisi” ise, sorumlu allerjenlerin düşük konsantrasyon ve dozlardan başlanarak belirli aralıklarla ve giderek artan dozlarda deri altına injekte edilmesi şeklinde uygulanan bir tedavi yöntemidir. Bu tedavi, direkt olarak bağışıklık sistemine etki ederek temeldeki allerjik mekanizmayı ortadan kaldırdığından, hastalar tam olarak düzelmekte ve ilaç gereksinimleri tamamen ortadan kalkmaktadır. Çevre kontrol önlemleri ve çeşitli ilaçlarla yakınmaları tam olarak baskılanamayan hastalar ile yakınmaları uzun süren ve sürekli ilaç kullanma durumunda olan hastalar için immunoterapi en uygun tedavi seçeneğidir. Ayrıca, yapılan bilimsel çalışmalar immunoterapi uygulanan hastalarda astım gelişim riskinin de anlamlı olarak azaldığını ortaya koymuştur.

  • Aile Danışmanlığı Nedir?

    Aile Danışmanlığı Nedir?

    Aile Danışmanlığı, aile bireyleri arasında sağlıklı iletişim ortamının yaşatılması için aile bireylerine yapılan psikolojik bir destektir. Aile danışmanlığında sadece aile ve çiftlerle değil, bireysel olarak sorunlar yaşayan kişilere yönelik de destek sağlanır. Çocuk, ergen, yetişkin, çift fark etmeksizin etkileşimde olan tüm bireylere yöneliktir. Burada önem arz eden şey; bireyin ailenin herhangi bir üyesi oluyor oluşudur. Tüm aile bireylerinin yaşadıkları durumlara karşı; sunduğu problem, probleme bakış açısı ve problemin çözümünde aile üyelerinin hangi bakış açısıyla baktığıdır.. Çiftlerde de aynı şekilde birbirleri ile olan etkileşimlerinde kendi aile sistemlerinin, ilişkilerine yansıyan perspektifiyle ilişkili olduğunu söyleyebiliriz.

    Her insan bir ailenin içine doğar. Her ailenin kendine özgü bir yaşantısı, yaşadıkları, kültürü, aile tarihi, kültür tarihi mevcuttur ve yaşantısı bunları algılayış biçiminden bağımsız değildir. Kişinin kendi içinde yaşadığı çatışmalar ve bu çatışmalara verilen tepkiler, duygular, içinde yetiştiğimiz ailenin tepkisi, mimikleri, bakış açıları yani kişinin hissettiği tüm duygular ailenin etkisinden bağımsız değildir ve ailemizin de verdiği tepkiler onlarında kendi yetiştiği ailenin etkisinden de bağımsız değildir. Her birey bunların içerisinde büyümeye başlar. Tüm bunlar ise ailenin sistemini oluşturur. Bir nevi işin özü tüm duygularımız ve tepkilerimiz kuşaklararası bir geçişkenliği mevcuttur.

    Aile danışmanı aileyi bir bütün olarak ele alır. Sağladığı rahat ortamda bireylerin iletişim çatışmalarının kaynağını görebilmelerine ve çatışmalara sebep olan etkenlerden uzaklaşıp iletişimi geliştirecek yollar benimsemlerine yardımcı olur. Aile içinde her bireyin farklı yanlarını kabul edip, beraber ortak yaşantının dengesini kurmaya yardımcı olunur . Bu durumda ilgilenilen şey birey değil, bireyin bağlı olduğu aile sistemi içerisindeki ilişkilerdir.

    Özetle Aile Danışmanlığı’ndaki amaç; her bireyin kendine özgü yaşantısından ortaya çıkan çatışmaları ailenin sistemleri ile çalışılarak, kişinin problemleri ile baş edebilmelerini sağlamaktır. Aile üyelerinin güçlü ve zayıf yanlarının desteklenmesi ve bunun sonucunda sağlıklı bireyler oluşturmayı hedeflemektir.

  • Anafilaksi tedavisinde hayat kurtarıcı olarak adrenalin otoenjektörü

    Anafilaksi tedavisinde hayat kurtarıcı olarak adrenalin otoenjektörü

    Adrenalin otoenjektörü nedir?

    Adrenalin, yaşamı tehdit eden şiddetli allerjik reaksiyonların tedavisinde kullanılan hayat kurtarıcı tek ilaçtır. Adrenalin otoenjektörü ise hastanın acil durumlarda “adrenalin” adlı ilacı kendi kendine uygulayabilmesi için geliştirilmiş bir cihazdır.

    Nasıl temin edebilirim?

    Adrenalin otoenjektörü yurtdışından ithal edilen bir ilaçtır ve eczanelerde satılmaz. İlacı “Türk Eczacıları Birliği, Willy Brandt sok. No:9, Çankaya-Ankara” adresinden elden veya kargo ile teslim alabilirsiniz. Gerekli belgeleri öğrenmek ve bilgi almak için 0 (312) 409 81 81 numaralı telefonu arayabilirsiniz.

    Nerede muhafaza edilmelidir?

    Adrenalin otoenjektörü oda sıcaklığında saklanmalıdır. Çok sıcak veya çok soğuk ortamlarda tutulmamalıdır. Otoenjektörü uygun bir kılıf içinde üzerinizde veya çantanızda da bulundurabilirsiniz. Otoenjektörün sizin yaşam sigortanız olduğunu unutmayınız. Ani bir anaflaktik reaksiyon gelişmesi halinde otoenjektörü bulunduğu yerden almaya zaman bulamayabilirsiniz. Bu nedenle otoenjektörü nerede sakladığınızı anaflaksi durumunda size yardım edebilecek yakın çevrenize mutlaka söyleyiniz. Otoenjektörü çocukların ulaşamayacağı biryerde bulundurmaya özen gösteriniz.

    Anafilaksi belirtileri nelerdir?

    Deride yaygın kızarıklık, kabarıklık veya kaşıntı (ürtiker),

    Dudaklarda, göz kapaklarında, dilde, yüzde şişme (anjiyoödem),

    Burun akıntısı, burunda dolgunluk hissi,

    Nefes alamama, öksürük, boğazda tıkanıklık hissi,

    Bulantı, kusma

    Baş dönmesi, baygınlık hissi, bayılma

    Ne zaman kullanmalıyım?

    Nefes darlığı, nefes alamama, boğazda tıkanıklık hissi,

    Baş dönmesi veya bayılacakmış gibi olma hissi söz konusu ise veya,

    Belirtileriniz hafif olsa bile sağlık kuruluşlarından uzakta olmanız halinde adrenalin otoenjektörünü gecikmeden kullanınız

    Belirtilerinizin şiddeti ile ilgili tereddüdünüz varsa adrenalin uygulamaktan çekinmeyiniz. Gecikme durumunda anaflaksi daha şiddetli olabilir ve uygulanan adrenalin etki etmeyebilir. Gerekirse 5-15 dakika sonra adrenalin dozunun tekrarlanabileceğini biliniz.

    Nasıl kullanmalıyım?

    Otoenjektörü kabından çıkarınız ve avucunuzun içinde tutunuz.

    Otoenjektörün uçlarına dokunmadan bekleyiniz.

    Adrenalin otoenjektör kullanmanız gereken durum oluşursa güvenlik kapağını çıkarınız.

    Otoenjektörün siyah ucunu uyluk orta-dış kısmına kas içine sıkıca bastırarak uygulayınız ve 10’a kadar sayınız.

    Adrenalin otoenjektörü acil durumlarda giysileriniz üzerinden uygulanabilir. Bu durumda ilacı uyguladığınız bölgede madeni para, cüzdan gibi eşyalar olmamasına dikkat ediniz.

    Reaksiyonun ilk dakikalarında uygulanması adrenalinin etkisini arttıracağından gecikmemeye dikkat ediniz.

    Semptomların adrenaline rağmen kötüleşmesi veya tekrarlaması söz konusu olursa çevrenizdeki birinden sizi en yakın sağlık kuruluşuna götürmesini isteyiniz.

    112 acil sağlık hizmetinin olduğu yerlerde, hemen 112’yi arayınız veya çevrenizdekilerden aramalarını rica ediniz.

    Adrenalin yan etkileri nelerdir?

    Adrenalin kısa bir süreyle, hızlı veya kuvvetli kalp atışlarına, sinirlilik, baş dönmesi, titreme ve baş ağrısına neden olabilir.

  • Uyku Düzeni ve Gece Korkuları

    Uyku Düzeni ve Gece Korkuları

    Çocuklar farklı dönemlere özel farklı davranışlar sergileyebilirler.

    Bu yazımızda çocukların odalarını ayırma süreçlerini, gece korkularını ve uyku düzenlerini paylaşmak istedik.

    Çocuklar doğduklarından itibaren rutin bir düzene ihtiyaç duyuyorlar. Bu düzen sayesinde, arka arkaya gelen durumları tahmin edebilir ve daha hazır olabilirler.

    Düzen dediğimiz durum, uyku saatinin belli olması ve tam zamanında olması şeklinde değildir. Uyandığı andan itibaren, birbiri ardına gelen olayların düzenli şekilde ilerlemesidir. Örneğin, uykuya dalmadan önce pijama giyme, el oyunu oynama, masal okuma ve ninni söyleme… Uykuya geçiş süreci için bu rutin düzenli bir şekilde uygulanırsa, çocuk bu bağlantıları bir süre sonra öğrenir ve uykuya çok daha rahat geçer. 6 aydan itibaren bebeklerde bu düzenin oluşması, çocukluk döneminde de devam ettirilmesi gerekir.

    Çocuklarda yatakları ayırma ve odaları ayırma farklı süreçlerdir. 40 gün itibariyle bebekler farklı yatakta yatabilirken, aynı odada olunması anneyi rahatlatan bir durumdur. 6 ay itibariyle bebekler farklı odada kalabilir.

    1 yaşından sonra odaları ve yatağı ayırmak daha zordur. Bilinçlenen ve büyüyen çocuk bu duruma büyük bir direnç gösterebilir. Ağlayıp annenin yanına gelebilir. Bu süreçte çocuğun yanında olmak, uyuyana kadar birlikte zaman geçirmek ve kademeli olarak çocuğu ayırmak doğru olacaktır.

    Bu noktada her aile için farklı bir süreç işleyebilir, aile düzenleri farklı olduğundan dolayı alışma süreci farklı ilerleyecektir.

    Gelişen ve büyüyen çocukların her yaş döneminde farklı korku ve kaygıları olabilir. 4 yaş civarında çocukların gece korkusu yaşadıkları bir dönem vardır. Bu dönemde karanlıktan korkabilir, gece korkunç rüyalar görüp ebeveynlerin yanına gelmek isteyebilirler. Gelişen ve olgunlaşan çocuk beyninde, soyut kavramlara merak salmayla birlikte bu davranışların gözlemlenmesi normaldir. Bu süreçte ebeveynler aşağıda belirteceğimiz noktalara dikkat etmelidir;

    • Çocuğa onu anladığınızı ve korkularını dindirmek için sizden yardım alabileceği güvenini oluşturmanız gerekir. Bu sebepten, ‘anne karanlıktan korkuyorum, dışarda yatağımın altına bir canavar var.’ gibi cümlelerle yanınıza gelen çocuğunuza ‘Ben yanındayım, korkmana gerek yok, hadi gel konuşalım.’ Diyerek cevap vermek doğru olacaktır. “Bunda korkacak bir şey yok, korkmana gerek yok.” dememek gerekir.

    • Çocuğun korktuğu şeyleri anlatmasına ve zihninde canlandırmasına izin vermek gerekir. Seçtiği bazı oyuncakları belirleyip, gel bu oyuncaklar seni korusun, yatağının başına koyalım, kapının girişine koyalım denilebilir.

    • Korktuğu şeyleri çizmesine veya onlarla ilgili bir masal kurmasına destek vermek gerekir.

    • ‘Canavardan korkuyorum.’ diyen çocuğunuza, ‘Sende bir şövalye kostümü giydiğini hayal et. Bir atın üstünde canavarı karşıladığında eminim senden korkacaktır. ‘Gibi karşılık vererek, onu anladığınızı ve düşünce yoluyla bir çözüm bulduğunuzu yansıtmış olacaksınız.

    • Çocuğunuzla birlikte gece korkularıyla ilgili kitaplar okumak çok faydalı olacaktır. Aşağıda bu konuyla ilgili okuyabileceğiniz kitapları bulabilirsiniz.

    -İnci Karanlıktan Korkmuyor

    -Kim Korkar Karanlıktan?

    -Teo’nun Gece Korkusu Kitabı

    Uzun süre devam eden gece korkuları, uykudan sık sık ve çığlık atarak uyanma, uykusunu alamadığı için gün içinde dikkatini toplayamama ve durumdan olumsuz etkilenmeye başlayan çocuğunuz için psikolojik bir destek almanız doğru olacaktır.

  • Ürtiker ve anjiyoödem

    Ürtiker ve anjiyoödem

    Deride değişik büyüklüklerde olabilen, hafifçe kabarık, oldukça kaşıntılı kızarıklıklardır (Resim-1).

    Görünümü ısırgan otuna (Urtica urens) temas sonucu ortaya çıkan kaşıntılı kızarıklıklara benzediğinden bu ad verilmiştir. Ürtiker plakları genellikle aniden ortaya çıkar ve genellikle bir iki saat içinde kaybolur. Bazen de kümeler halinde olur ve vücudun bir yerinde kaybolurken başka bir yerinde yenileri belirebilir. (Resim-2).

    Halk arasında “kurdeşen” diye bilinen ürtiker, oldukça sık görülen bir rahatsızlıktır ve insanların %20’sinin yaşamlarının herhangi bir döneminde ürtiker atağı geçirdiği tahmin edilmektedir.

    Ürtiker neden olur?

    Ürtiker genellikle yenilen özel gıdalar veya kullanılan ilaçlara bağlı olarak ortaya çıkar. Ürtikere yol açan gıdaların başında süt ve süt ürünleri, yumurta, kabuklu yemişler (fındık, yer fıstığı, ceviz), çilek, domates, balık ve kabuklu deniz hayvanları (istakoz, karides, pavurya) gelir. Ürtikere yol açabilen başlıca ilaçlar ise penisilin grubu antibiyotikler, sülfonamidler, aspirin ve epilepsi (sara hastalığı) ilaçlarıdır.

    Ürtikerin diğer olası nedenleri nelerdir?

    Özel bir ürtiker şekli olan dermografizm, derinin sert bir cisimle çizilmesi veya ovulmasını izleyerek, ya da giysi ve çamaşırların vücudu sıktığı yerlerde ortaya çıkan ürtiker şeklidir. Toplumun % 5’inde görülür (Resim-3).

    Kolinerjik ürtiker, vücut sıcaklığını arttıran aktivitelerden sonra ortaya çıkan, etrafı kızarık, toplu iğne başı gibi küçük ürtiker plaklarıdır. Egzersiz, sıcak banyolar, sauna, yüksek ateş veya psikolojik stresler kolinerjik ürtikere yol açabilir. Ürtikerli hastaların % 5-7’sini oluşturur.

    Soğuk ürtikeri, soğuk hava veya soğuk suyla temastan sonra ortaya çıkar. Genellikle kollar ve bacaklar etkilenir. Soğuk havayla temas veya soğuk su içilmesi, dudaklar ve ağızda da ürtiker oluşmasına yol açabilir.

    Solar ürtiker, duyarlı kişilerde güneş ışınlarının oluşturduğu bir ürtiker tipidir. Güneşe çıkıldıktan birkaç dakika sonra lezyonlar belirir.

    Kronik ürtiker ne demektir?

    Bazen herhangi belirgin bir neden bulunamamasına karşın ürtiker tekrarlayabilir. Ataklar halinde altı haftadan daha uzun sürmesi durumunda kronik ürtiker olarak adlandırılır.

    Kronik ürtikerli bir hastada, öncelikle altta yatan başka bir hastalık olup olmadığı araştırılmalıdır. Çünkü bazı infeksiyonlar, barsak parazitleri, damar iltihapları, romatizmal hastalıklar, tiroid bezi hastalıkları, kanserler ve lenf dokusu tümörleri kronik ürtikere yol açabilir. Altta yatan böyle bir hastalık bulunmaması durumunda, nedeni belli olmayan (idiyopatik) ürtiker olarak adlandırılır ve çeşitli ilaçlar kullanılarak belirti ve bulgular baskılanır. Kronik ürtiker genellikle hayat boyu sürmeyip birkaç ay ile birkaç yıl arasında iyileşen bir durumdur.

    Anjioödem nedir?

    Ürtikerin deri yüzeyini tutmasına karşın anjioödem derinin daha derin tabakalarında şişme ile karakterizedir. En sık dudaklar, göz kapakları, el ve ayaklarda görülür. Boğazda olması durumunda solunum yolları tıkanabileceğinden acil tedavi önlemleri alınmalıdır. Ancak bu son derece nadir görülebilen bir durumdur. Anjioödem atakları genellikle göz kapakları ve dudaklarda şişmeye yol açar, bir iki gün sürer ve ürtikerle birlikte ya da ürtiker olmaksızın herhangi bir zamanda tekrarlayabilir.

    Herediter anjioödem nadir görülen kalıtsal bir hastalıktır ve bazı olgularda ölümcül seyredebilir. Bu nedenle diğer kronik anjioödem tiplerinden ayrılmalıdır. Anjioödem, yani şişlikler yüz, kol ve bacakların yanı sıra nefes borusu, dil ve gırtlak gibi hava yollarını etkileyebilir. Hatta bazen karın bölgesindeki anjioödemin neden olduğu şiddetli ağrı, hastaların yanlışlıkla apandisit tanısıyla ameliyat edilmelerine yol açabilir. Kandaki özel bir proteinin eksikliğinin bu kalıtsal hastalığa yol açtığı bilinmektedir.

    Ürtiker-anjioödem nasıl tedavi edilir?

    Ürtikere yol açabilecek gıdalar, gıda katkı maddeleri, ilaçlar ve psikolojik stresler gibi tetikleyici faktörlerden olabildiğince sakınmak tedavide temel prensiptir. Atakları tedavi etmek için en çok antihistamin denilen bir grup ilaç kullanılmaktadır. Ürtiker ataklarının antihistaminlerle kontrol edilememesi durumunda, antihistaminlerle birlikte kısa süreyle kortizon içeren ilaçların (kortikosteroidler) kullanımı gerekebilir.

    Hastaların büyük çoğunluğu kortikosteroid tedavisinden yarar görür; ancak potansiyel yan etkileri nedeniyle bu ilaçların uzun süreli ve kontrolsüz kullanımından kaçınılmalıdır. Akut ve şiddetli anjioödem olgularında ödemi düzeltmek için bazen adrenalin injeksiyonları gerekebilir. Herediter anjioödem ise özel bazı ilaçlarla tedavi edilebilir. Bütün bu ilaçların mutlaka bir allerji uzmanının önerileri doğrultusunda kullanılması gerektiği unutulmamalıdır.

  • Özgüvenli Çocuk Yetiştirmek İçin Ebeveynlere Düşen Görevler

    Özgüvenli Çocuk Yetiştirmek İçin Ebeveynlere Düşen Görevler

    Hepimizin isteği özgüvenli bireyler yetiştirmek.
    Fakat “özgüvenli olsun” diyerek ya çocukları çok serbest bırakıyor, yol göstermiyor ve savrulup şımarmalarına yok açıyoruz; ya da “efendi çocuk olsun” diyerek çocuğu baskılıyor, korkutuyor ve özgüvenini kırıyoruz.
    Bu yolda işin sırrı “denge ve kararlılık” mekanizmasında.
    Çocuğun özgüvenini oluşturan ilk mekanizma anne ve babadır. Dolayısıyla anne ve babanın çocuk için söyledikleri onun özgüveni için önem taşır. Özgüveni geliştiren kişilerin 2. sırasında okul ve öğretmen yer alırken; çocuğun akranlarının özgüvene etkisi 3.sıradadır. ilk ve önemli görev ailenin olduğu için ebeveynlere büyük görevler düşmektedir.
    Neler yapılabilir?
    Dediğim gibi bu işte denge çok önemlidir. Orta yol bulmak için çaba sarf edilmelidir.
    Çocuğa sevginin ve güvenin verildiği ancak sınırların da net şekilde çizildiği bir ortam sağlanmalıdır.
    Ebeveynin beklentileri çocuğun yapısına ve yeteneğine uygun olmalıdır; yapamayacağı şeyler için zorlamamalıdır.
    Başaramasa bile çocuğun azmi takdir edilmelidir.
    Çocuklara sorumluluk verilmeli ve kendi başına yapabileceği isleri yapmasına fırsat vermelidir (çantasını hazırlamak gibi)
    Çocuklar sadece kendileriyle karşılaştırılmalı ve somut olarak önüne seçilmelidir (bak geçen sene ayakkabını kendin bağlayamıyordun)
    Başladığı işi bitirme konusunda destek ve model olunmalıdır.
    Başarısız olduğunda motive edilmeli (evet bu gerçekten zor bir görevdi gibi), yürekledirmeli ve alternatif yollar için teşvik edilmelidir.
    Çocuk haklıysa haklı olduğu kabul edilmeli, haksızsa hataları ve nasıl düzeltileceği konuşulmalıdır.
    Evde düzenli olarak belirli konularda sorumluluk alması sağlanmalı ve yerine getirip getirmediği kontrol edilmelidir.
    Çocukla konuşurken göz teması kurmaya önem verilmelidir ki bu onu da önemli hissettirir.
    Çocuğun mümkün olduğunca farklı ortamlarda bulunması sağlanmalıdır.
    Hoşlandığı ve başarılı olabileceğine inandığı konularda yüreklendirmeli ve boş zamanlarını iyi değerlendirmesi için örgütlenmelidir.
    Ailenin başından geçen iyi ve kötü olaylar uygun dille uygun ortamda çocukla da rahatça paylaşılmalıdır.
    Biliyorsunuz ki hayat onlara çiçeklerle dolu bir yol sunmayacaktır.

  • Kabızlık hastalık değildir, belirtidir.

    Kronik Kabızlık

    Kabızlık terimi; az miktarda, sert kıvamda, seyrek ve güç dışkılama olarak algılanabilir. Dışkılamada güçlük, dışkılama sonrası boşalmamışlık duygusu gibi durumlar kabızlık olarak değerlendirilmemelidir.

    Kabızlık bir belirtidir, hastalık değildir. Ancak bu belirtiye yol açan çok sayıda organik hastalık olduğu unutulmamalıdır.

    Kabızlıkta dışkının niteliği sert olmasıdır. Diğer niteliği dışkılama miktarıdır. Toplumlara, bireylere ve yiyeceklere bağlı olarak değişmekle birlikte; haftada 3 ve daha az dışkılama, sert ve zor dışkılama ile birlikte alındığında kabızlık olarak değerlendirilir.

    Normal dışkılama mekanizması

    İnce barsaklardan yarı sıvı kıvamda kalın barsağın ilk kısmına gelen barsak içeriğinin kalın barsakta suyu emilerek dışkının normal kıvamı oluşmağa başlar. Bu işlemler sonucunda kıvamı koyulaşan dışkı, son barsağın üst kısmına gelip burada depolanır. Genellikle yemeklerden sonra gastroenterik reflex ile gaita son barsağa doğru itilir. Son barsak içinde birikmeğe başlayan dışkı, son barsak duvarını gererek dışkılama ihtiyacı meydana getirir. Son barsak kaslarının, karın içi adalelerin kasılması ile dışkılama meydana gelir. Özetle kabızlık 3 mekanizma ile meydana gelir.

    1-Kalın barsağın ilk kısmına ulaşan materyalin azlığı (açlık ve posa bırakmayan diyetle beslenme sonucunda böyle olur)

    2-Kalın barsağın dışkıyı ileri doğru iten hareketlerin azalması (bazı nörolojik hastalıklarda olduğu gibi )

    3-Dışkılama mekanizmasının bozulması (son barsak ve anüse organik, nörolojik, psikolojik nedenlerle dışkının dışarı atımını engelleyen olaylarda olduğu gibi)

    Kabızlığın nedenleri

    Doğuştan olma bozukluklar, kültürel, psikolojik, çevresel faktörler, dışkılama ihtiyacının uygun koşullar olmadığı için baskılanması, barsakta dışkının ilerlemesini zorlaştıran hastalıklar, yaşlılarda uygun dışkılama pozisyonunu engelleyen bozukluklar, eklem sorunları, Parkinson hastalığı gibi bazı nörolojik hastalıklar, hareket azlığı kabızlık nedeni olabilir. Kullanılan bazı ilaçlar da, kabızlık nedeni olabilir.

    Bu saydığımız nedenler dışında ülkemizde ve batı dünyasında en sık kabızlık nedeni; barsak sağlığı yönünden yanlış beslenme sonucunda gelişen kabızlıktan kurtulmak için alınan ve bir müddet sonra alışkanlık yapan birçok kabızlık ilaçlarının yanlış ve uygunsuz kullanımıdır.

    Kabızlık olduğunda ne zaman doktora gitmeli?

    Uzun süre kabızlık çeken kişiler nedenini belirlemek amacıyla doktora başvurup bazı tetkikler yaptırmalıdır. Bunun dışında dışkılama alışkanlığında yeni meydana gelmiş bir değişiklik, kilo kaybı, şiddetli karın ağrısı veya dışkılama ile birlikte kan gelmesi halinde hemen doktora başvurulmalıdır. Bu belirtiler çok ciddi bir durum belirtisi olabilir. Guatr bezi hastalığı ve şeker hastalığında da dışkılama alışkanlığı değişebilir.

    Kabızlığı olanlarda ne gibi testler yapılmalıdır?

    Önce problemin şiddeti belirlenmeye çalışılmalıdır. Fizik muayene, laboratuvar testleri yapılmalıdır. Kalınbağırsak filmi veya rektoskopik tetkikler istenebilir. Tüm kalın barsağın değerlendirilebildiği Kolonoskopi denilen ışıklı, kıvrılabilen bir cihazla yapılabilir. Bu şekilde polip (barsak içinde küçük veya büyük”ben’e”benzeyen oluşumlar) veya tümörler saptanabilir.

    Kabızlık problemi nasıl çözümlenir?

    Düzenli yemek yemek, sağlıklı yiyecekler ve yeterli miktarda sıvı alınmalıdır. Düzenli egzersiz, zengin lifli gıdalarla beslenmek, kısaca özetlemek gerekirse günde 10-12 bardak su, fiziksel hareket (örneğin yürüme) ,bol lifli diyet.

    Lif nedir?

    Lif bitkisel yiyeceklerin sindirilmeyen kısımlarıdır.2 çeşit lif vardır. Suda eriyen ve erimeyen. Suda eriyen lifler kalın barsaktaki bakteriler tarafından sindirilirler. Yulaf kepeği suda eriyen liflere örnektir. Kan kolesterolünü düşürmede de yardımcıdır. Suda erimeyen lifler kabızlık için en iyileridir. Buğday kepeği, tahıl taneleri ve elma, armut gibi çeşitli meyvelerin kabukları örnek olarak verilebilir.

    Lif niçin önemlidir?

    Lifler dışkının hacmini arttırır. Lifler su tutarak gaitanın miktarını ve su içeriğini arttırırlar. Bu şekilde kalın barsak içerisindeki materyalin barsak boyunca hareketini arttırarak yardımcı olurlar. Toksik maddeleri adsorbe edip atmaları da çok önemlidir.

    Lifi nereden ve ne miktarda almalıyız?

    Uygun bir hareketi için günde 30-35 gr lif alınmalıdır. (Dünya Sağlık Örgütü önerisi) Liften zengin birçok yiyecek vardır. Meyve, sebzeler, kepekli undan yapılmış ekmek en mükemmel örnekleridir. Beyaz pirinç yerine kahverengi pirinç kullanılmalıdır. Kepek büyük bir lif kaynağıdır. Çeşitli doğal tahıl ürünlerinde bolca bulunur. Diğer yiyeceklere karıştırılarak hazır kepek yenebilir.

    Pratik Öneriler

    Sabahleyin aç karna birkaç adet kuru kayısı, kuru incir veya kuru erik üzerine 2 bardak su içildikten sonra yapılacak bol bir kahvaltı sonrası; tuvalet ihtiyacı olsun ya da olmasın tuvalete gidip 10-20 dk. Oturulmalıdır. Bu şekilde sağlanabilecek bağırsak alışkanlığı uzun süreli rahatlatıcı olacaktır. Birey her gün sabahları bu dışkılama girişimine zaman ayırılmalıdır. Bu dışkılama eğitiminde gençlerde daha iyi neticeler alınmaktadır. Ozmotik dışkılatıcılar (Magnezyum tuzları sodyum fosfat, laktüloz bu gruptandır)emniyetle uzun süre kullanılabilir.

    Barsak hareketlerini uyarak dışkılama meydana getirenler piyasada birçok tablet ya da draje şeklinde hazır olarak bol miktarda tüketilmektedir. Elektrolit bozuklukları, kemik erimesi, protein kaybı ve bağımlılık yapabilirler. Bazıları uzun süre kullanıldıklarında barsak mukozasında pigment birikimine neden olarak melanosis koli adı verilen oluşuma yol açabilirler.

    Sıvı vazelin, mineral yağlar, ağzından veya lavman yoluyla verilebilir. Şiddetli kabızlıkta özellikle karında şişkinlik de mevcutsa lavman ile barsak boşaltılmaya çalışılmalıdır.

  • Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Nedir?

    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Nedir?

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) çocukluk çağında başlayan, etkisi tüm bir yaşama yayılabilen, süreğen bir nöropsikiyatrik bozukluktur. Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu doğumdan başlayarak 12 yaşa kadar olan dönemin herhangi bir esnasında ortaya çıkabilir. En sık ayırt edilmeye başlayan dönem de okul öncesi çağları dönemidir. Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu temel olarak dikkat azlığı, odaklanma sorunları, dikkatini sürdürememe, aşırı hareketlilik ( hiperaktivite) ve dürtüsellik (sonuçlarını düşünmeden hareket edilme durumu) olarak tanımlanmaktadır. Ancak bu belirtiler aynı zamanda 5 yaşına kadar çocuklarda normal gelişim basamaklarını da oluşturmaktadır. İşte bu nedenden dolayı da erken yaşlarda tanı konulamayabilir. Genellikle çocuk kreşe ya da okula başlayana dek ebeveynler DEHB’e işaret eden sorunları fark etmezler. Fakat kreş ya da sınıf ortamının yapısı ve rutini evde fark edilmeyen sorunları daha belirgin hale getirebilir. Ayrıca, bu ortamlarda başka çocukların da bulunması ebeveynlere ve öğretmenlere çocuğu akranlarıyla kıyaslama imkânı verir. Bu durumlar da çocuklara tanı koyma sürecini kolaylaştırır.

    Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu her çocukta farklı şiddetlerde farklı belirtilere neden olabilir.

    Bu bozukluk farklı bulguların ön planda oluşuna göre çeşitli alt tiplere ayrılmaktadır. Temel olarak da üç farklı alt tipi vardır. Bu üç tip sırasıyla; dikkat eksikliğinin baskın olduğu tip, hiperaktif-dürtüsel alt tip ve bileşik tip olarak adlandırılmaktadır.

    Dikkat Eksikliği Belirtileri;

    1. Ayrıntılara dikkat etmekte zorluk çekmek ya da hatalar yapmak.

    2. Dikkat gerektiren görevlerde ya da işlerde dikkatini sürdürememek.

    3. Birisi ile yüz yüze konuşurken sohbet esnasında dinlemekte güçlük çektiğini gösteren dağınık cümleler kurmak.

    4. Kendisine verilen görevleri bitirmekte zorlanmak, verilen yönergeleri takip etmekte zorlanmak.

    5. Görev ve etkinlikleri düzenleme ve organize etmekte güçlük çekmek.

    6. Sıkça eşyalarını kaybetmek.

    7. Günlük etkinliklerde unutkanlık yaşamak.

    Hiperaktivite belirtileri;

    1. Ellerin ve ayakların sürekli hareket halinde olması.

    2. Oturduğu yerde belirli bir süre duramamak.

    3. Ortam ve kişiler fark etmeksizin bulunduğu yerde sürekli bir koşuşturma durumu ya da huzursuzluk hissiyatı olması.

    4. Boş zaman faaliyetlerinde kendisini oyalayabilecek etkinlikleri bulmak ve bu etkinlikleri sessizce yapmakta güçlük çekmek.

    5. Seri, hızlı ve çok konuşmak.

    Dürtüsellik belirtileri;

    1. Sorulan soru tamamlanmadan yanıt vermeye çalışmak.

    2. Sıra beklemekte güçlük çekmek.

    3. Başkalarının işine karışmak ya da konuşmalarını bölmek.

    4. Zamanı ve yeri uygun olmasa da aklına geleni o anda söyleme eğiliminde olmak.

    Okul öncesi döneminde en sık gözlemlenen durumlar; durdurulamayan sürekli olan hareketlilik, tutturmacalar, ısrarcı olmak, tırmanma eğilimi, etrafı kurcalamak, korkusuzca hareketler yapmak, meraklı olmak ve sonucunu düşünmeden yapılmış olan davranışlardan dolayı fizyolojik ya da psikolojik yaralanmalardır. Bu tarz davranışlar yaş büyüdükçe belirli durumlarda değişiklik gösterebilmektedir.

    Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocukların okul dönemi; sınıfta oturamamak, dersleri dinlemekte güçlük çekmek, çalışmalarını planlı ve düzenli bir şekilde yapamamak, mental olarak yaşıtlarına göre bir eksikliği yok ise derslerini başarsa bile akranları ile ilişkilerinde bozukluklar yaşamak, ödevlerini unutmak, düzenli not tutmakta zorluk çekmek gibi davranışlar gözlenmektedir.

    Bu bireylerin yetişkinlik dönemlerinde; konsantrasyon gerektiren işlerde yetersizlik, yapması gereken işleri son dakikaya kadar uzatmak ve sonrasında bitirmekte güçlük çekmek, eşyalarını yanlış yerlere koymak ve unutabilmek, zamanını etkin kullanamamak, sık sık iş değiştirmek, aynı anda birden fazla işe organize olamamak gibi sorunlarla yaşamlarına devam etmektedirler.

    Toplumdaki DEHB yaygınlığı yaklaşık olarak çocuklukta % 8, ergenlikte % 6 ve erişkinlikte % 4 olarak bildirilmektedir. Ayrıca ortalama olarak sıklık erkeklerde kızlardan 4 kat daha fazla görülmektedir.

    Dikkat eksikliği hiperaktivite tedavisinde bütünleyici, çok yönlü ve sistematik bir yaklaşım gerekmektedir. İlk adım her zaman dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu tanısı almış kişilerin ailelerinin, okullarının ve sosyal çevrelerinin bu konuda yapılması gerekenler ve doğru tutum-davranışlar hakkında bilgilendirilmesi gerekmektedir. Özellikle anne babaların bu konuda çocuklarıyla nasıl ilişki kuracağı, nasıl davranacakları, nasıl koruyacakları, nasıl sorumluluk duygusunun kazandırılabileceği hakkında bilgi edinmeleri gerekmektedir. Böyle bireyler disipline teşvik edilmeli, yapmış olduğu olumsuz davranışa göre bedel belirlenmeli, her zaman net olunmalı yapılmasını istenen şeyler üst üste değil bölerek tane tane izah edilmeli, anımsaması gereken durumlar için notlar alması konusunda teşvik edilmeli, uygun çalışma ortamı hazırlanmalı, yapacağı işlere zaman sınırı koyulmalı, sürekli unuttuğu nesnelerin belirli yerleri oluşturulmalı, elindeki işi bitirmeden diğer bir işe geçmemesi gerektiği anlatılmalı, tartışmalarda tepki vermeden önce kendisine sakinleşmesi için zaman vermesi gerektiği anlatılmalıdır. Bunların yanı sıra farmakolojik destek de önemlidir, vakanın ihtiyacı doğrultusunda da gereklilik göstermektedir. İlaçlarla tedavinin eş tanıyı gözeterek planlanması ve buna sorun odaklı olarak yapılandırılmış bilişsel davranışçı psikoterapilerin eklenmesi tedavi sürecinde hızlı yol alınmasını sağlayabilir.