Blog

  • Çocuklarda kanser belirtileri nelerdir? Çocuk kanserlerinde erken tanı!

    Çocuklardaki birçok kanser, çocuğun doktoru veya ailesi tarafından erken teşhis edilir. Ancak, çocuklarda sık rastlanan hastalıklar ve yaralanmalarla benzerlik gösterdiği için çocuklarda gelişen kanserlerin hemen anlaşılması güç olabilir. Çocuklar sık hastalanır ya da vücutlarında morluklar ve şişlikler görülebilir. Buda, erken evre kanser belirtisini gizleyebilir. Aileler çocuklarına düzenli tıbbi çekap yaptırmalı, düzelmeyen olağandışı belirtiler veya işaretleri kontrol etmelidir.

    Olağandışı sayılabilecek belirtiler ya da işaretler şunlardır:

    – Olağandışı bir yumru veya şişlik
    – Açıklanamayan bir solgunluk ve halsizlik
    – Vücutta kolay oluşan morluk ve çürükler
    – Vücudun belli bir yerinde devam eden ağrı
    – Topallama
    – Açıklanamayan ateş veya tedavi uygulandığı halde iyileşmeyen hastalık
    – Çoğunlukla kusma ile sonuçlanan sık baş ağrıları
    – Görmede ani değişiklikler
    – Açıklanamayan ani kilo kaybı

    Kanserin türüne göre başka belirtilerin görülmesi de mümkündür. Bu belirtilerin çoğu, kanserden çok yaralanma veya enfeksiyona bağlı nedenlerden oluşabilir. Yine de, çocuğunuzda bu belirtilerden herhangi biri varsa vakit kaybetmeden çocuk doktorunuza başvurarak gerekli tedaviyi almasını sağlamalısınız.

    Doktorunuz ilk olarak belirtiler konusunda sorular soracaktır. Ardından çocuğunuzu muayene eder. Muayene sonunda kanser olası bir nedense, bazı görüntüleme testleri ya da diğer testlerin yaptırılmasını isteyebilir. Bazı vakalarda anormal bir şişlik ya da tümör tespit edilirse, tümörün bir kısmı veya tamamının alınması gerekebilir. Bu sayede, olası kanser hücreleri mikroskop altında incelenir. Bu işleme, biyopsi adı verilir.

    Çocuk kanserlerinde erken tanı;

    Düşük ve orta gelirli ülkelerde her yıl yaklaşık 175.000 çocuğa kanser teşhisi koyulmaktadır. Pediatrik onkoloji bölümü olmayan birçok ülke olduğu ve kayıtlara geçirilmeyen vakalar göz önüne alınmadığından bu rakam hafife alınmaktadır. Çocuklarda görülen kanser vakası yetişkinlere göre daha az sayıda olsa da, çocuk hastaların yaklaşık 90.000 inin yaşam kaybına neden olmaktadır. Gelir seviyesi yüksek ülkelerde kanser, kaza ve yaralanma sonrası 5-14 yaşları arası çocuklarda ikinci yaşam kaybı nedeni olarak görülmektedir.

    Türk Pediatrik Onkoloji ve Türk Pediatrik Hematoloji Derneği nin 2002 yılından bu yana yürüttükleri kanser kayıt sistemine göre, Türkiye de her yıl yaklaşık 3.000, dünyada ise yaklaşık 175.000 çocuk kansere yakalanmaktadır. Dünya genelinde çocuklarda en sık görülen kanser türleri lösemi, beyin tümörleri, lenfoma ve nöroblastom (sinir hücrelerinde gelişen bir tümör) ve böbrek kanserleridir. Kanserin türü ve dağılımına bakıldığında, batı ülkelerinden farklı olarak Türkiye de birinci sırada lösemi, ikinci sırada lenfoma, üçüncü sırada ise beyin tümörleri görülmektedir. Tek tek tümor tiplerine bakıldığı zaman Wilms tümörü, Hodgkin hastalığı, retinoblastoma gibi tümörlerde tedavi başarısının yüzde 90 lar civarında olduğu söylenmektedir. Kan kanseri türü olan lösemilerde tedavi başarısının yüzde 80 leri aştığı belirtilmiştir. Diğer çocuk kanserleri de erken evrede tespit edildiğinde tedavi başarısı oldukça iyidir.

    Son yıllarda, çocuk kanserlerinin tedavisinde yaşanan gelişme ile iyileşme oranları %10 lardan %80 lere çıktığı ifade edilmiştir. Ancak, iyileşme oranları ülke düzeyine göre değişkenlik gösterebilir. Gelişmiş ülkelerde çocuk kanserlerinde iyileşme oranı %80 lerde seyrederken bu oran az gelişmiş ülkelerde %10-40 civarındadır. Türkiye de ise, çocuk kanserlerinde iyileşme oranı %65-70 dir.

    Tedavi şansının artmasında, ailelerin çocuk kanserlerinin belirtileri konusunda bilinçlendirilmesi çok önemlidir. Kanserde erken teşhis sayesinde erken başlatılan tedaviden daha hızlı ve daha olumlu yanıt alınmaktadır. Çocuklarda yaşam süresi daha uzun olduğu için çocuk kanserlerinin tedavi başarısı daha fazladır denilebilir.

    Ülkemizde çocuk kanserlerinin tedavisindeki başarı oranlarına bakıldığında, bu alanda oldukça yol kat edildiği görülmektedir. Bu da, biz onkoloji hekimleri için oldukça sevindirici ve gurur verici bir tablodur.

  • Terk Depresyonu

    Terk Depresyonu

    Ta uzak yollardan
    koştum geldim senin kollarına
    İçimde yanan hasretinle ben
    baktım durdum senin yollarına
    Sensizlik bir ÖLÜM sanki…

    Nilüfer’in çok eski ve çok sevdiğim parçalarından biri olan bu şarkı sözlerine biraz yakından bakalım:

    Şarkının yazarı sevdiğini o kadar yüceltmiş o kadar yüceltilmiş ki öyle fedakarlıklarla uzaklardan ona geldiğini, içinde bitmeyen bir hasretle yanıp tutuştuğunu ve öyle derin öyle çok sevdiğini, bu sevginin yokluğunun bir ölüm gibi hissedildiğini yansıtmış mısralarına…

    Son zamanlarda biten, yarım kalan aşk hikayelerinden sonra terk depresyonuna düşen , hayatın anlamsız olduğunu büyük bir boşluk içerisinde olduklarını, yaşamak bile istemediklerini vb. gibi ayrılık acısını anlatmaya yönelik bir çok mail aldım.Bu nedenle bu yazıyı yazma sorumluluğu hissettim.

    İnsan bir başkası tarafından sevilmeye, takdir edilmeye, özel hissetmeye, dokunulmaya ,paylaşmaya ihtiyaç duyan bir varlıktır. Birlikte bir bütün gibi hissettiğin, onunla gelecek planladığın , birinden ayrılmak elbette çok üzüntü verici dir. Elbette zordur. Fakat ayrılığın, ölümle eşdeğer şekilde yoğun hissedilmesi, büyük bir boşluk yaratması hayatın durması gibi duyguların hissedilmesi normal olmayan bir durumdur. Bütün bunların bugünkü sevgiliyle, “terk edenle” ilgili olmadığını söylesem, ne düşünürdünüz???

    Bir bebek düşünelim annesinin karnında cennette yaşarcasına mutlu huzurlu ve dengede… annesinden bütün ihtiyaçlarını karşılıyor oksijeni bile sıvı şekilde alıyor. Sonra bebek dünyaya geliyor ve bu denge bozuluyor. İlk nefes alıp ciğerlerini kullanmaya başlaması bile çocuğa büyük acı veriyor. Daha sonra fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarını karşılaması için bir bakım verene ( Anne, bakıcı, büyükanne, baba) İhtiyaç duyuyor. Önceleri simbiyotik (içiçe geçmiş)bir ilişki içerisinde var olan bebek, zamanla , anneden bağımsız bir varlık olduğunu fark etmeye ve ayrışmaya doğru gittiği bir gelişim dönemi içerisinde ilerliyor. Bu dönemde çocuk adeta dünyayı keşfederken büyük bir coşku içerisinde merakını gidermeye yönelik davranışlar içerisine giriyor. Bu kendini gerçekleştirme döneminde annenin veya bakım verenin , aşırı korumacı ya da kontrolcü bir şekilde bu keşfe engel olması ve çocuğu kendi kafasındaki gibi yaratmaya çalışması çocuğun benliğine damgasını vuruyor.
    Çocuk bu dönemde yeni şeyler keşfetmek kendi başına karar almak gibi dünyaya dair coşkusuna son vermek zorunda kalıyor çünkü annesi onaylamıyor. Annesinin sevgisinden vazgeçemez, çünkü bu sevgi çocuk için bir yakıt, bir oksijen gibi… Çocuk gerçek kendiliğinden vazgeçmek zorundadır çünkü annesinin yokluğu ona , depresyon, korku,kızgınlık, suçluluk ,çaresizlik ve boşluk gibi duygular yaratacaktır.
    Bu gelişim döneminde (ayrışma-bireyleşme)takılı kalmış bireyler yetişkin ilişkilerinde de ayrılığı çok şiddetli bir şekilde deneyimlerler.
    Anne ve baba ile kurduğumuz bu duygusal ilişki yetişkinlikte ki aşk ilişkisinde tezahür eder.
    Bu durumdaki yetişkinler ayrılık acısına katlanabilmek için bir takım savunmalar geliştirir. Yemek yemek, alışveriş yapmak, alkol ve madde kullanımında artış, tehlikeli işler yapmak vb. gibi maliyetli başa çıkma yöntemleri kullanırlar.Bazen de eski ilişki döngüsüne çok benzer birini bulur ve acıyı bir şekilde yatıştırır. Gerçekten aşık olduğunu düşünür, yeniden heyecanlanır, yeniden bağlanır. Çoğunlukla da bir önceki ilişkide olduğu gibi yine terk edilir. Sonra “hep böyle birileri beni bulmak zorunda mı ?” diye isyan eder ve tekrar bu duyguyla başa çıkmak için maliyetli yollara başvurur ve bu böylece sürüp gider… Özellikle ayrılık döneminde bir terapiste başvurulur işte bu dönemde gerçek kendiliğine doğru gidebilecek güçte ve kararlılıkta olursa çocuklukta yaşanan ayrışma ve bireyleşme yeniden yapılandırılabilir ve sağlıklı duygusal ilişkiler kurabilirler.

    Gerçek kendiliğinizle sevebileceğiniz, hissedebileceğiniz günlere…

  • Kanser alarm belirtilerin dışındaki diğer kanser belirtileri

    Memede kitle, şişlik, akıntı ve diğer değişiklikler;

    Memesinde şişlik ve/veya yumru hisseden her kadın endişelenecektir. Memede kitle, meme kanserinin en sık rastlanan belirtilerinden biri olmasına rağmen, daha göze çarpan belirtileri mevcuttur. Memenin tümü veya bir kısmında şişlik, memenin derisinde kızarıklık veya renk değişikliği, nadir görülen ancak oldukça agresif olan ve yaşam kaybı riski taşıyan inflamatuvar (iltihaplı) meme kanseri belirtileri olabilir. Ciltte tahriş, çukurcuklar, kaşıntı, pul pul bir görüntü, meme ucunda veya memenin cildinde şişlik, meme ucunda akıntı, inflamatuvar (iltihaplı)ve diğer meme kanseri türleri için uyarıcı belirtiler olarak sayılabilir.

    Bu belirtiler sadece kadınlar için değil, erkekler içinde meme kanserinde dikkat edilmesi gereken belirtilerdir. Özellikle, göğüs bölgesine radyoterapi almış olan erkeklerin dikkatli olması ve ilgili belirtilerden birine rastladığında, tıpkı kadınlar gibi vakit kaybetmeden doktora başvurması gerekir. Sevindirici olan ise, meme kanseri erken teşhis edildiğinde tamamen tedavi edilebilen bir hastalıktır.

    Kilo kaybı;

    Birçoğumuz, birkaç kilo verelim diye uğraşırız. Ancak bu kilo kaybı, isteğimizin dışında gerçekleşirse, kanserin habercisi olabilir. Amerikan Kanser Derneğine göre, ortalama 4.5-5 kg’dan fazla istem dışı kilo kaybı, birçok kanser türünün ilk habercisi olabilir. Açıklanamayan kilo kaybı mide, pankreas, akciğer ve zaman zamanda böbrek kanserlerinde sıkça rastlanan bir belirtidir. İstem dışı kilo kaybı, kişinin iştahı yerinde olmasına ve iyi beslenmesine rağmen kilo kaybı yaşamasıdır. Buna ek olarak, bazı kişilerde mide bulantısı, kusma ve halsizlik belirtileri de görülebilir.

    Ses kısıklığı;

    Ses kısıklığı, kolaylıkla soğuk algınlığı, alerji veya basit bir ses rahatsızlığı olarak değerlendirilebilir. Gastrointestinal reflüden şikayet eden kişilerde mide asiti, özofagustan yukarı çıkar ve ses kısıklığı şikayetine sebep olabilir. Bir diğer olasılık ise, sigara kullanan kişilerde devam eden kronik ses kısıklığının yaygın olmasıdır. Ancak, devam eden ses kısıklığına dikkat edilmesi gerekir. Sigara kullanan kişilerin, devam eden ses kısıklığında doktora başvurması olası gırtlak veya akciğer kanserinin daha erken teşhis edilmesine ve daha etkin bir tedaviye imkan sağlar. Ayrıca, ses kısıklığı özofajeal, mide veya tiroid kanseri belirtisi olarak da görülebilir.

    Karın şişliği;

    Karında şişlik veya genişleme, yumurtalık kanserinin erken – ve bazen tek – uyarı işareti olabilir. Türkiye’de jinekolojik kanserler arasında 7’inci sırada yer alan yumurtalık kanseri, en fazla yaşam kaybı riski taşıyan kanser türlerinden biridir. Yumurtalık kanserlerinin %80’i teşhis edilmeden önce yayılım gösterir. Ancak, iyi takip edilip erken tedavi edilirse birçok kanser türlerinde olduğu gibi hastalığın seyri olumlu ilerler.

    Sürekli devam eden karında şişlik(karında 2 hafta veya daha uzun süren şişlik) ciddiye alınmalıdır. Yumurtalık kanserinin diğer uyarıcı belirtileri; yeme güçlüğü veya hızlı tokluk hissi veya sık idrara çıkma olarak sıralanabilir.

    Karında şişlik, ülkemizde hem erkek hem de kadınlarda sık görülen yaşam kaybı riski yüksek olan kolorektal kanserin belirtisi de olabilir. Kolorektal kanserin göze çarpan uyarıcı belirtileri; dışkılama alışkanlıklarında birkaç günden uzun süren değişiklik (ishal, kabızlık v.s.) veya dışkılama hissi ancak dışkılama sonrası rahatlayamama olarak sıralanabilir.

    Tokluk hissi ve iştahsızlık;

    Az miktarda yenen bir yemek sonrası bile tokluk hissetmek yumurtalık, pankreas veya mide kanseri belirtisi olabilir. Pankreas kanseri, en zor tedavi edilen ve mümkün olan en erken evrede tespit edilmesi gereken bir kanser türüdür. Tüm dünyada 4’üncü sırada yer alan pankreas kanseri, yaşam kaybına neden olan agresif bir kanser türüdür. Hem erkek hem de kadınlarda görülen pankreas kanserinin diğer sık rastlanan belirtileri; iştah kaybı, istem dışı kilo kaybı, sarı renk gözler ve/veya cilt (sarılık) ve solgun, iri, kaygan ve yüzen dışkıdır.

    Az bir öğünden sonra bile üst karın bölgesinde tokluk hissi, mide kanserinin en sık rastlanan belirtilerinden biridir. Ne yazık ki, bu belirti çoğunlukla hastalık ilerleyene kadar fark edilmez. İstem dışı kilo kaybı, mide kanserinin genellikle yetişkinleri ve kadınlardan çok erkekleri etkileyen bir belirtidir. Yaşam kaybı riski yüksek olan mide kanseri, Türkiye’de en sık görülen beşinci kanser türüdür. Ülkemizde mide kanseri, erkeklerde 100.000’de 13 ile beşinci sırada, kadınlarda 100.000’de 7 ile yine beşinci sırada yer almaktadır.

    Sık idrara çıkma;

    Sık idrara çıkma veya sık idrara çıkma isteği olmasına rağmen idrara çıkamama, mesane kanserinin sinsi belirtilerindendir. Ülkemizde mesane kanseri erkeklerde akciğer, prostat ve kalın barsak kanserlerinden sonra en sık görülen dördüncü kanser türü olarak nitelendirilebilir. Kadınlarda ise, mesane kanseri görülme oranı daha alt sıralarda yer alsa da, ilk 10 arasına girmeyi başarmıştır. Daha çok ileri yaştaki erkekleri etkileyen bu hastalıkta, kırmızımsı sarı veya koyu kırmızı idrar olası belirtilerden biridir.

    Sık idrara çıkma isteği, yumurtalık kanserinin de göze çarpan belirtilerinden biri olabilir. Kanserin netlik kazanmayan birçok belirtisi gibi idrar problemleri de, kanser dışında idrar yolları enfeksiyonu veya erkeklerde prostat büyümesini işaret eden belirtiler olabilir.

    Tırnak çizgilenmesi;

    Ayak veya el tırnaklarınızda görülen koyu renk çizgiler, endişelenecek bir durum olduğu anlamına gelmeyebilir. Ancak, bu en fazla yaşam kaybı riski taşıyan kanser türlerinden biri olan cilt kanserinin (melanom) belirtisi olabilir ve göz ardı edilmemesi gerekir.

    Bunun yanında kronik yaralar, deri tüberkülozu, yara izleri, bazı kanserojen madde içeren kimyasallar ve risk taşıyan benler (rengi ve şekli değişik, büyük benler) cilt kanserinde etken rol oynayabilir.

    Sevgili okurlarım, yazımda anlattığım belirtilerin birçoğu ve daha onlarcası, kanser hastalığı yerine daha küçük sağlık problemlerinden kaynaklanıyor olabilir. Bundan emin olmanın en iyi yolu, sizde var olduğuna inandığınız devam eden belirtileri, doktorunuzla konuşmanızdır. Zaman zaman kısa süreli görülen karında şişlik, ses kısıklığı veya sık tuvalete çıkma isteği önemsiz olabilir. Ancak, bu dikkat çekici belirtiler birkaç haftadan fazla sürerse, doktora başvurulması yerinde bir davranış olacaktır. Üstüne basa basa her zaman belirttiğim gibi kanserde erken teşhis, hastanın hızla tedavi edilmesi ve olumlu sonuçlar alınmasına imkan sağlayacaktır.

    Kanser için uygulanan hiçbir tarama testinin %100 kesin sonuç vermediğini bilmeniz önemlidir. Örneğin; bazen tarama testleri kanser teşhisi koyarken aslında birey kanser olmayabilir ya da testler bireyin kanser olmadığını gösterirken aslında kanser varolabilir. Ancak, tüm bunlara rağmen tarama testlerinin hayat kurtardığının altını çizmek gerekir. Bu sebeple, birden çok ve farklı zamanlarda yapılan testlerle bu tür olası pozitif ya da negatif sonuçlar düzeltilebilmektedir.

    Bu bölümde, sık görülen bazı kanser türlerini inceleyerek belirtileri, erken teşhis ve tarama testleri konusunda bazı önemli bilgilere ulaşabilirsiniz. Sıklıkla görülen birçok belirti, kanserden daha hafif seyreden ve kolay tedavi edilebilen bir başka hastalığın belirtileri ile benzerlik gösterebilir. Kanserle benzer belirtiler görmeniz halinde vakit kaybetmeden uzman bir doktora başvurmanız gerekmektedir.

  • Mükemmeliyetçilik Neydi, Başarı İşiydi!

    Mükemmeliyetçilik Neydi, Başarı İşiydi!

    Mükemmel olmak başarılı olmak işiydi. Çaba işiydi. Hedef işiydi. Bakış işiydi. Mükemmel hale getirmek işiydi. Kendini sürekli törpülemekti. Kendini disipline etmekti. Tertipli hale getirmekti. Çaba harcamaktı. Bitmek bilmeyen bir çabaydı. Mükemmel olmak bu kusurlu dünyada kusurları kabul etmemekti. Eksikliğe tahammül edememekti. Zihninde kurduğun bütünlüğün yanından bile geçememesiydi. Sürekli öfkeli, sürekli gergin olmaktı. En çok kendine öfkeli olmaktı. Eksikliğine öfkeli olmaktı. Kendine, eksikliğine katlanamamak gibi birşeydi. Sürekli zihninde kurmak ama hiçbirşeyin zihnindekiyle paralel dahi gitmemesiydi. Zihnindekine tahammül edememekti. Kusurları kapatmaya çalışmak, bir hedef belirleyip o yolda ilerlemekti. Hedefine ulaşsan da tatmin olmamaktı. Hedefinin yolunda ilerlemek dahi keyifliyken hiçbirşeyin yeterince iyi olmamasıydı. Mükemmelliyetçilik kendine değer katmaya çalıştığın noktada kendini sürekli değersiz hissetmekti.

    Mükemmelliğe dair yapılan her bir çaba durmadan değerli olduğunu hatırlatmaya yönelik bir çaba değil miydi sanki. Bu kadar değerli olduğunu hatırlatmaya yönelik çaba da değersizliğini yüzüne çarpan bir çaba gibi bir şeydi aslında. Değersizliğinden kaynaklı mükemmele ulaşmak, ulaştığın noktada tekrar değersiz hissetmekti. Mükemmel olmak başkalarının bakışlarının üzerinde olmasını istemek ama uzun süren bakışlarına katlanamamaktı. Değerli olmayı istemek ama bir türlü hissedememekti. Bu kadar çaba içerisinde gerçekten birşeyler yapabiliyorken, gerçekten başarılıyken, kendini başarılı olduğuna bir türlü ikna edememekti. Değerli olduğuna ikna edememekti. Değersizliğinim tüm vücudunu ele geçirmesi gibi birşeydi. Kendini tatmin edememekti. Kendini kabul edememekti. Baştan beri değersiz olduğuna ikna olmaktı. Mükemmellik, yorgunluktu. Sürekli kendini törpülemekti. Zihninin sürekli bitmek bilmeyen çabalarıydı. Çaba işiydi. Hedef işiydi. Bakış işiydi. Mükemmellik, yorgunluktu. Sürekli sürekli sürekli törpülenmekti. Zihnini disipline etmekti. Bedenini disipline etmekti. Yani başarı işiydi. Peki ya ne için, kim için?

  • Kanser belirtileri ve erken tanı!

    Erken tanı, en başarılı tedavinin ilk adımıdır..

    Erken teşhis, kanserin erken evrede tespit edilmesidir. Erken evrede tespit edilen kanserin tedavisi daha kolay olur. Kanserin belirtilerini bilmek hastalığın erken teşhisi açısından önemlidir, ancak bu belirtilerin birine veya daha fazlasına sahip olmak kişinin mutlaka kanser olduğu anlamına da gelmez. Vücudunuzda oluşan değişikliklere karşı duyarsız kalmayın ve göz ardı etmeyin. Unutmayın! Doktora ne kadar hızlı ulaşırsanız, çözüm arayışları da o kadar hızlı sonuçlanacaktır.

    Memede kitle, olağandışı kanama, ciltteki benlerde değişiklik gibi kanser teşhisine götürebilecek sık rastlanan belirtileri zaman zaman işitiyor veya şahit oluyoruz. Vücudumuzda oluşan değişiklikleri erken fark ederek, olası kanserin erken teşhis edilmesini sağlamamız mümkün. Öyleyse gelin, göze çarpan ne tür belirtileri dikkate almalıyız? Birlikte inceleyelim.

    Ne yazık ki, duyduğunuz veya şahit olduğunuz sık rastlanan belirtileri fark ettiğinizde, kanser çoğunlukla ilerlemiş oluyor, bu da tedaviyi güçleştiriyor. Belli belirsiz olması veya daha önemsiz sağlık problemlerinin belirtileri ile benzerlik göstermesi, çoğu zaman bu belirtilerin gözden kaçırılmasına veya göz ardı edilmesine sebep olmaktadır. Yine de, dikkat ederek en tedavi edilebilir evredeyken kanseri fark edebilmeniz mümkün.

    Kansere işaret edebilecek bazı hastalık belirtileri vardır ki bunlara kanser alarm belirtileri denilir. Bu belirtiler özellikle yeni ortaya çıkmış veya 2 haftada fazla sürüyorsa ileri araştırmaya gerek vardır.

    Kanser alarm belirtleri

    -Ağrı olmadan idrarda kan görülmesi, idrar yollarında kötü huylu bir tümörün habercisi olabilir.
    -Yeni ortaya çıkan veya ilerleyici yutkunma güçlüğü, yemek borusu kanseri ile ilişkili olabilir.
    -Balgamda kan görülmesi (hemoptizi), özellikle solunum sıkıntısı, kilo kaybı ve iştahsızlıkla birlikte görüldüğünde akciğer kanserini ciddi şekilde düşündürmelidir.
    -Makatta kanama batı toplumlarında sık görülen bir şikayettir ve çoğunlukla basur (hemoroid) ve inflamatuvar barsak hastalıkları gibi kötü huylu olmayan durumlarla ilişkilidir. Fakat özellikle 50 yaşından sonra ortaya çıkan makattan kanama şikayeti mevcut ise ileri inceleme için uzman görüşü almakta fayda vardır.
    -Deride yeni bir leke veya eskiden olan bir lekenin büyüklük, şekli veya rengindeki değişik olması. Olağandışı ve iyileşmeyen yaralar, şişlikler, lekeler, çizikler veya derinin görünüşünde değişiklik, benin yüzeyinin değişmesi (tümsekleşme, kanama ya da nodül veya yumru şeklinde görünüm), kaşıntı, hassasiyet ve ağrı melanom ya da diğer bir cilt kanseri türünün işareti veya kanserin oluşabileceğine dair bir uyarı olabilir.
    -Testiste kitle veya şişlik, testis kanseri vakalarının çoğunda meydana gelir. Bazen oluşan bu kitle ağrıya neden olur ancak, çoğu zaman ağrı yapmaz. Testis kanseri nadir görülmekle birlikte, 15-35 yaş grubu erkeklerde en sık görülen kanser türlerindendir. Testiste kitle tespit edilmesi hızlıca ileri tetkik gerektiren bir durumdur.

    Bu tür belirtilerle karşılaşıldığında vakit kaybetmeden uzman bir doktora başvurmanız, erken tespit edilen sağlık sorununa hızlıca çözüm bulunmasını sağlayacaktır.

    Kanser alarm belirtilerin dışında, aşağıda sayılan durumlar da kanserle ilişkili belirtilerdir.

  • Aşkın Tek Taraflı Hali: Platonik Aşk

    Aşkın Tek Taraflı Hali: Platonik Aşk

    Aşk öyle bir duygu ki; Yüzyıllardan beri üzerine onlarca şiir yazılıp, şarkılar bestelendi fakat yapılan onca şey bile, çoğu zaman o duyguyu ifade etmeye yetersiz kaldı. Bazen hiç bir söz o hisleri anlatmaya yetmedi. İnsanlık tarihinde ne aşklar vardır ki, insanın tüm benliğini esir alacak kadar güçlü.

    İnsanlara dilek dileme hakkı verilse; sağlık, para, huzurdan sonra belki de en çok istenen şey olurdu aşk. Öyle ki doğum günlerinde mum üflenirken mutlu bir aşk dilenir, kişinin inancına göre dilek veya adak yerlerinde mutlu bir ilişki istenir.Kültürden kültüre, kişiden kişiye değişiklik gösterse de aşk, en genel tabiri ile bir kişiye olan sevgi ve o kişiye bağlanma duygusu ile tabir edilir. Platonik aşk ise tek taraflı olan karşılığı olmayan bir aşktır.

    Özellikle ergenlik döneminde sık görülen platonik aşk, duygularını yeni tanıyan ergenin genellikle ünlü, popüler bir kişiye çok yoğun hayranlık duyması, sanatçı hakkında her detayı bilmesi ve hayranı olduğu kişiyi gözünde çok yücelterek, aitlik geliştirme ve böylelikle kendini değerli hissetmesi ile sonuçlanır.

    Bilinenin aksine platonik aşk sadece ergenlik döneminde görülmez. Yetişkin hayatta da sıklıkla görülmektedir.

    Nedir bu platonik aşk?

    Neden karşılıksız aşka tutulur insan?

    Neden söylemeye cesaret edemez ya da bu duyguyu bitiremez? Bile bile lades midir yoksa duyguların takıntılı bir hal alması mı…

    Platonik aşk yaşayan kişiler sevdikleri kişinin her hareketinden anlam çıkartarak sevildiğine dair hislere kapılarak umutlanır. Platonik aşkını gözünde çok değerli bir yere koyar ve o tek kelime ile mükemmelin vücut bulmuş halidir kişi için ve bu duyguyu çok yoğun bir biçimde yaşarlar. Platonik aşk yaşayan kişi için; hayatta sadece aşık olduğu kişi kendisini mutlu edebilir, her şey onunla çok güzel, o olmazsa hayatın bir anlamı yoktur… Kişi duygularına karşılık alamadığı zaman ise karamsarlık ve depresyona girme eğilimde olur. Bu takıntı ileri boyutlarda olursa aşık olduğu kişiyi takip etme, zarar verme, taciz, tecavüz gibi platonik aşkına zarar vermeye yönelik yıkıcı eylemlerde bulunacağı gibi; kendine zarar vermek, acısını hafifletmek için alkol ve madde kullanmak, intihar etmek gibi kendine yönelik yıkıcı eylemler de görülebilmektedir.

    Kişi aslında kavuşamadığı kişiye mi aşıktır yoksa o kişiye yüklediği anlam mı çok fazladır. Bu sorunun cevabı kişinin aşka yüklediği anlamın ne olduğu, aşk ile ilgili beklentisinin neler olduğu çok önemlidir. Çünkü platonik aşk yaşayan kişi hayallerine aşıktır aslında. Hayallerinde oluşturduğu kişiyi karşısındaki bedene yükler ve onu hayal ettiği gibi olduğuna inanır, böylelikle gerçekte olanı değil, görmek ya da inanmak istediğine inanır kişi. Bir süre sonra duygularının karşılığının olmaması ise kişiyi umutsuzluğa sürükler.

    Bazı platonik başlayan aşklar gerçek aşka dönüşebileceği gibi, bazı kişiler ise bunu gerçek aşka dönüştürmek yerine platonik aşk düzeyinde bırakabilir. Bunun birçok nedeni vardır; hayallerinde kurduğu aşkın gerçekleşmemesi, kişiden red cevabı alma kaygısı, kişinin kendisini beğenmeyeceğini ve eleştireceğini düşünmesi bu nedenlerden bir kaçıdır. Kişi öncelikle yaşadığı aşkın gerçekleşme ihtimalinin olup olmayacağını netleştirmelidir. Bunun için ilk adım kişinin ne istediğini bilmesi ve kendine inanması; ikinci adım ise bu aşkın karşılığının olup olmadığını öğrenebilmesi için platonik aşkı ile iletişim kurabilmesidir. Bu süreçte karşı taraftan ya duygularının karşılıklı olduğunu öğrenip bir ilişkiye başlayacaklardır ya da karşı tarafın olumsuz cevabına saygı duyarak platonik aşk saygı çerçevesinde kişide beğeni ve hayranlık olarak kalacaktır.

    Platonik aşk yaşayan kişilerde beklenen; bir süre hoşlanma durumunun olması, ardından zaman içinde bu duygunun bitmesi ile birlikte kişinin sosyal uyumunu bozmaması normal karşılanan bir durumdur. Bunun aksine gerçek dünya ile uyumunun bozulmaya başlaması ya da hayatının merkezine koyduğu kişinin kurduğu hayallerini gerçekleştirememesi ile duygularına karşılık alamayan kişi kızgınlık, öfke ve takıntı geliştirdiği durumlarda ise kişinin mutlaka bir uzmandan destek alması gerekmektedir.

    Kişisel yatkınlıklar ve kişilik biçimi platonik aşkın belirleyicidir. Genellikle

    • Bebeklik ve çocukluk çağında yeterince bakım vereni tarafından yeterince ilgi ve sevgi göremeyip, güvenli bir bağ oluşturamayan kişiler

    • Çocukluk çağı travmaları

    • Kendinde fiziksel olarak eksiklik olduğunu düşünenler

    • Yetersizlik duyguları olanlar

    • Sosyal ilişki kurmakta sıkıntı çeken

    • Bağımlı kişilerde platonik aşk yaşama oranı daha fazladır.

  • Allerji aşısı nedir? Hangi hastalıklarda ve nasıl uygulanır?

    Allerji aşısı nedir? Hangi hastalıklarda ve nasıl uygulanır?

    “Allerjen immunoterapisi”, veya halk arasında daha çok bilinen adıyla “allerji aşıları”, giderek artan dozlarda allerjenin hastaya yıllar süren bir periyot içinde verilmesi esasına dayanan bir tedavi şeklidir. Bu tedavi, allerjenle karşılaşmayı izleyerek ortaya çıkması beklenen semptomların kaybolmasına veya çok azalmasına yol açar.

    Allerjen immunoterapisinde, yararlı etkilerin koruyucu bazı antikorların yapımına bağlı olduğu bilinmektedir. Ayrıca hücresel bağışıklık sistemi denilen ve allerjik tepkileri ayarlayan sistemde de değişiklikler olmaktadır. Özetle bu tedavi, diğer ilaç tedavilerinde olduğu gibi sadece hastalığa özgü belirti ve bulguları baskılamaya yönelik (septomatik) bir tedavi şekli değil, altta yatan mekanizmayı değiştirmeye yönelik ve tam düzelme sağlayan (küratif) bir tedavi şeklidir.

    Uygulama:

    Allerji aşılarıyla hastaya değişen konsantrasyonlarda allerjen ekstreleri deri altı injeksiyonla verilir. İlk injeksiyonda en az yoğun olan ekstreden çok az bir miktarda uygulama yapılır. Bunu izleyerek, hastaya her hafta giderek artan yoğunluk ve dozda aşı uygulanır. Ulaşılacak en son konsantrasyon hastanın duyarlılık derecesine bağlıdır.

    Genellikle hastalar injeksiyonlara başlandıktan altı ay kadar sonra sürekli uygulanacak olan son doza ulaşırlar. İnjeksiyonlar bu dozda da bir süre haftada bir uygulandıktan sonra giderek araları açılarak on günde bir, iki haftada bir, üç haftada bir ve dört haftada bir gibi aralıklarla uygulanır. Maksimum yararın sağlanabilmesi için injeksiyonların düzenli olarak uygulanması gerekir. Tedavi süresi ortalama olarak dört yıldır.

    Yararları:

    Aşı tedavisi, allerji semptomları orta ve ağır derecede olan, her yıl iki-üç aydan fazla süren, ilaç tedavisine iyi yanıt vermeyen veya sürekli olarak ilaç kullanmak zorunda kalan ve kolaylıkla kaçınılamayacak allerjenlere duyarlılığı olan hastalara uygulanır.

    Örnek olarak ot ve hububat polenlerine alerjisi olan bir kişide ilkbahar ve yaz aylarında allerjik yakınmalar en üst düzeyde olacaktır. Herhangi bir nedenle ev dışına çıkıldığında veya evin pencereleri açıldığında yoğun polen teması söz konusu olacağından bu allerjenlerden tamamen uzak kalmak olası değildir. İlaçlar genellikle yakınmaları bir ölçüde kontrol eder; ancak hastaların çoğu uyku hali gibi yan etkiler dolayısıyla düzenli ilaç kullanamamaktadır. İşte böyle bir hasta için aşı tedavisi en uygun seçenek olacaktır. Benzer şekilde ağaç poleni ve ev tozu akarı (mite) alerjisi olan hastalarda da aşı tedavisi en uygun seçimdir. Mantar sporu alerjilerinde de aşı tedavisi yapılmaktadır.

    Olası yan etkiler:

    Aşı tedavisi ile hastaya herhangi bir ilaç verilmesi söz konusu olmayıp hastanın allerjik olduğu allerjenler uygulandığından, injeksiyon yerinde madeni bir para büyüklüğünde kızarıklık ve hafif kabarıklık olması normaldir. İnjeksiyon yerindeki daha geniş kaşıntılı kızarıklık ve şişmeler “lokal reaksiyon” olarak adlandırılır. Antihistamin ilaçlar ve lokal buz uygulaması lokal reaksiyonların tedavisi için yeterlidir. Burun akıntısı, hapşırık, gözlerde kaşınma, nefes darlığı, öksürük ve hırıltılı nefes alma şeklindeki belirtilerle ortaya çıkabilen sistemik reaksiyonlar ise çok daha nadir görülür. Gelişebilecek bu reaksiyonların kontrolü açısından, aşı yapıldıktan sonra 20-30 dakika süreyle muayenehanede/hastanede beklenmesi ve aşı yerinin hekiminize kontrol ettirilmesi gerekmektedir.

    Dikkat edilmesi gerekenler:

    Aşıları evinizde muhafaza ediyorsanız buzdolabında bulundurunuz. Kesinlikle buzluğa koymayınız, dondurmayınız.

    Aşınızı içi buz dolu bir termos içinde naklediniz.

    Aşı yaptırdıktan sonra en az 20 dakika süreyle sağlık merkezinde bekleyiniz.

    Aşı yerini hekiminize kontrol ettirmeden sağlık merkezinden ayrılmayınız.

    Aşı uygulandıktan sonra aşı yerinde her zamankinden daha geniş bir şişlik ve kızarıklık olması durumunda veya vücutta genel kaşıntı, kızarıklık, burun akıntısı, hapşırık, gözlerde kaşınma, nefes darlığı, öksürük ve hırıltılı nefes alma şeklinde bir yakınmanız olursa derhal hekiminize bildiriniz.

    Aşı yapıldıktan sonra birkaç saat süreyle duş almayınız, saunaya gitmeyiniz, alkol almayınız ve ağır egzersiz gerektiren sportif faaliyetlerde bulunmayınız.

    Aşılarınızı randevularınızı aksatmadan, düzenli olarak planlandığı günlerde yaptırınız. Aşılarınızı aksatmanız durumunda, aşamalı olarak aşınızın doz ve konsantrasyonu arttırılamayacak ve sonuçta tedaviniz yetersiz/başarısız olacaktır.

  • Boşanmanın Çocuklarda Görülen Etkileri

    Boşanmanın Çocuklarda Görülen Etkileri

    Ülkemizde olduğu gibi geleneksel toplumlarda “bir ömür boyu beraber yaşlanmak‟ düşüncesi ile evlilikler sürdürülmeye çalışılırken, bireyselleşmenin ve tüketimin arttığı günümüzde boşanmalar hızla artış göstermektedir. Aynı artış tek ebeveynle büyüyen çocuk sayısında da gözlenmektedir. Bu sürece girmiş çiftlerin uzman psikolog yardımıyla süreci sonlandırmaları önerilmektedir.

    Değineceğimiz kavramları açıklamak gerekirse aileden başlamak faydalı olacaktır.

    Aile, İki yetişkinin birlikte yaşayarak oluşturduğu, eşlerin yaşamlarını paylaştığı ve dünyaya gelen çocukların duygusal, fiziksel, sosyal ihtiyaçlarının ortaklaşa karşılandığı bir birimdir. Aile içinde dünyaya gelen çocukların gerek bakım ve sorumlulukları gerekse ahlaki ve toplumsal değerleri edindirilmesi ve mutlu, huzurlu bireylerin yetiştirilmesi birbirleriyle uyumlu ebeveynler aracılığıyla olur. (Alyanak, 2008)

    Bir diğer kavram ise boşanmadır. Türkiye Devlet İstatistik Kurumu verilerine göre; boşanmaların % 39,3‟ü evliliğin ilk beş yılı içerisinde gerçekleşmektedir.

    Boşanma, eşlerin birlikte yaşamaktan vazgeçerek yasal olarak karı koca olmadıklarını tanımladıkları bir ayrılık durumudur. Ayrılıkla beraber ailedeki roller, ilişkiler, ekonomik sorumluluklar da etkilendiğinden; boşanma aile fonksiyonlarının bütünüyle değiştiği dinamik bir süreçtir.

    Boşanma öncesi ve boşanma sırasındaki ebeveynler arasındaki çatışmanın çocuğu olumsuz etkilediğinden bahsedilmektedir. Bu durumun çocukta davranış problemleri gösterdiği belirlenmiştir. Boşanma öncesi ve boşanma sırasındaki ebeveynler uyum içindeyse, o ölçüde çocuğun iyilik halinde ve davranımında olumlu gelişmeler olduğu görülmüştür.

    Çocukların hangi gelişim aşamasında olduğu ve mizaç özellikleri boşanmanın etkilerini saptamada önemlidir. Seanslarımız sırasında başlangıçta önem arz eden kısım burasıdır.

    1. 0-5 yaş

    2. Okul çağı dönemi

    3. Ergenlik dönemi

    Çoğu çocuk ya da genç başlangıçta şaşkınlık, üzüntü, terk edilme korkusu gibi acı verici duygular deneyimler. Bu duyguları öfke, suçluluk, yas ve çatışmalar izler. Pek çok çocuk evden bir ebeveynin ayrılmasıyla birlikte kayıp duygusu yaşarken bazı çocuklar ev içi şiddet ya da istismar nedeniyle rahatlama hisseder. Ama hemen tüm çocuklarda ortak olan bir deneyim ise, kendilerine ne olacağı ile ilgili kafa karışıklığıdır.

    Çocukların akademik başarıları, sosyal ilişkileri, davranım bozukluğuna sahip olmaları ya da psikolojik uyumları, kendilik algısı ve uzun dönem sağlık durumlarında değişkenler olabileceği gibi bunların araştırılması ve sorgulanması gerekmektedir. Bu süreçler uzman psikolog tarafından terapi seanslarının içerisine dahil edilerek yapılmaktadır.

    Araştırmalar ısrarla boşanmanın akademik başarı üzerine olan negatif etkisi üzerinde durmaktadır. Evli aile çocukları ile karşılaştırıldığında okul performansı, okula devam gibi pek çok parametrede, boşanmış aile çocukları daha düşük skorlar almaktadırlar. Bu çalışmalar günümüzde göz ardı edilemez boyuttadır.

    Süreç sürdürülürken uzman psikolog tarafından aktarılacak olan atılacak adımlardan ebeveynlere düşen görevlerden biraz bahsetmek gerekirse;

    Velayeti almayan ebeveyn ile çocuğun ilişkisi şöyle aktarılabilir,

    a. Ebeveyn çocuğu ile problemleri hakkında konuşur.

    b. Duygusal destek sağlar.

    c. Ev ödevlerine ya da günlük problemlerini çözmede yardımcı olur.

    d. Kurallar koyar ve çocuğunun davranışlarını takip eder.

    Elbette tüm bunları yapabilmesi için nadir değil sık görüşmeleri gerekmektedir. Bu adımdan önce tabi ki ebeveynler arası ilişkinin kooperatif ve çözüme odaklı olmasıdır. Bu da şöyle yapılabilir,

    a. Ebeveynler düzenli aralıklarla iletişim kurmak.

    b. Çocuğun yaşam alanlarında çocuk için çizilen ortak sınırlar ve koyulan kurallar konusunda ortak paydada buluşmak.

    c. Velayeti alan ebeveyn velayeti almayan ebeveynin otoritesi ve ebeveynlik rolünü desteklemesi.

    Buna benzer çözümlerin Terapi seanslarında çalışılması ve uygulanması uzman psikolog tarafından yapılmaktadır.

  • Allerji testleri hangi durumlarda ve nasıl uygulanır?

    Allerji testleri hangi durumlarda ve nasıl uygulanır?

    Hapşırıyorsunuz, öksürüyorsunuz ve göğsünüzde hırıltınız var… Gözleriniz kaşınıyor ve burnunuz akıyor… Gittiğiniz doktorlar allerjiniz olabileceğini söylediler… İşte böyle bir durumda yakınmalarınızın allerjik olup olmadığını belirlemek ve nelere allerjiniz olduğunu kesin olarak ortaya koyabilmek için bazı allerji testlerine gerek duyulabilir.

    Allerji testi nedir?

    Eğer allerjiniz varsa özel bir maddeye karşı duyarlılık gösterirsiniz. Allerjik bir reaksiyona neden olan maddeler allerjen olarak adlandırılır. Sizde hangi özel maddelerin allerjiye neden olduğu, allerji uzmanlarınca küçük miktarlarda allerjenler kullanılarak yapılan deri testleri ve bazı özel durumlarda kan testleriyle emniyetli ve etkin bir şekilde belirlenebilir. Allerji testleriyle nelere karşı allerjik olduğunuz kesin olarak belirlendikten sonra, doktorunuz tarafından sizin için en uygun tedavi planlanacaktır.

    Hangi allerjenlerle test olacağım?

    Hekiminiz allerjik olabileceğinizi düşündüğünde, bir ya da daha fazla madde hapşırık, öksürük, hırıltı, kaşıntı, kabarma gibi belirtilere yol açıyor olabilir. Yakınmalarınız genellikle şu allerjenlere bağlıdır:

    Ağaç, çimen, tahıl ya da yabani otların çiçek tozları (polenler)

    Evinizde yaşayan gözle görünmeyecek kadar küçük böcekçikler olan ev tozu akarları

    Evcil hayvanların deri salgıları, tükürük ve idrarlarında bulunan proteinler (tüyler değil)

    Ev ya da ev dışındaki küf mantarları

    Hamam böceği kalıntıları

    Daha ciddi alerjik tepkilerse şu nedenlerle görülebilir:

    Bal arısı, yaban arısı, ya da diğer böceklerin sokmasına bağlı zehirleri

    Gıdalar

    Eldiven, balon gibi eşyaların üretildiği doğal kauçuk (lateks)

    Penisilin gibi ilaçlar

    Saydığımız bu allerjenlerin tümü protein yapısında maddelerdir. Allerji testleriyle bu proteinlerden hangilerine duyarlılığınız olduğu belirlenir.

    Allerji testlerinde kullanılan allerjenler ve aşılar Sağlık Bakanlığınca ruhsatlandırılmış ticari preparatlardır (Resim-1).

    Resim-1

    Başlıca allerji test yöntemleri nelerdir?

    Deri prik testi: Bu testler genellikle ön kol iç yüzüne, bazen de sırt bölgesine deri yüzeyine uygulanır. Deri yüzeyi alkollü bir pamukla silindikten sonra allerjenlerin damlatılacağı yerler kalemle işaretlenir (Resim-2).

    Resim-2

    Özel damlalıklı şişelerden alınan allerjenler belli bir sırayla işaretlenmiş olan yerlere damlatılır (Resim-3). Daha sonra steril bir iğne veya lansetle allerjenin damlatıldığı yerdeki deri yüzeyi kanatılmadan hafifçe çizilir (Resim-4).

    Resim-3 Resim-4

    Bu işlem her antijen için sırayla tek tek yapıldıktan sonra deri yüzeyi kurulanır ve hasta 10 dakika bekler. Bu arada allerjenlerin damlatıldığı bölge açık kalmalı ve kaşınmamalıdır. 10 dakika sonra hastanın allerjenlere verdiği deri yanıtı değerlendirilir. Kızarık bir zeminde sivrisinek sokmuş gibi hafifçe kabarık ve kaşıntılı yanıtlar pozitif olarak değerlendirilir (Resim-5).

    Resim-5

    Allerjisi olan bireylerin vücutlarında IgE olarak adlandırılan allerjik antikorlar bulunur. Sadece allerjik kişilerde bulunan bu antikorlar mast hücreleri olarak adlandırılan özel hücreleri uyarır. Mast hücreleri de mediyatör olarak adlandırılan histamingibi bazı kimyasal maddeler salgılar. İşte bu mediyatör ortaya çıkan kızarıklık ve kabarmaya neden olur. Test sırasında sadece duyarlı olduğunuz allerjenlerin damlatılarak çizildiği deri bölgelerinde bir kızarıklık ortaya çıkacak, diğer allerjenlerin damlatıldığı yerlerdeyse böyle bir sonuç gözlenmeyecektir.

    İntradermal test: Küçük bir miktardaki allerjen bir enjektörle genellikle üst kol bölgesine deri içine verilerek uygulanır (Resim-6). Prik testten daha duyarlı bir testtir. Prik testin net bir sonuç vermediği durumlarda yapılmasına allerji uzmanınız karar verir.

    Resim-6

    Kan testleri: Kanda belli allerjenlere karşı yapılmış olan IgE yapısındaki antikorların miktarını göstermeye yönelik testlerdir (Resim-7). Ancak, deri testlerinden daha az duyarlı olması, kan almayı gerektirmesi, çalışma süresinin zaman gerektirmesi ve daha pahalı olması nedeniyle klinik uygulamada tercih edilen testler değildir. Sadece deri testlerini baskılayabilecek bir ilaç kullanan ve bu ilacın kesilemediği hastalarda veya deri testinin uygulanmasına engel bir deri hastalığı olan kişilerde tanı amacıyla kullanılabilir.

    Resim-7

    Yama testi: Deriye temas eden kimyasal maddelerin neden olduğu “allerjik kontakt dermatit” adı verilen deri lezyonlarına neden olan allerjenleri belirlemek amacıyla yapılan bir testtir. Allerjenler hastanın sırt bölgesine özel flasterlerle yapıştırılarak uygulanır (Resim-8). 48-72 saat boyunca yapıştırılmış olan bu allerjenler hastanın sırtında kalır (Resim-0). Hasta bu süre boyunca yıkanmamalıdır. 48-72 saat sonra flasterler açılarak hastanın verdiği deri yanıtı değerlendirilir. Kızarık ve kaşıntılı bir zeminde içi su dolu küçük kabarcıklar şeklindeki sonuçlar pozitif olarak yorumlanır (Resim-10).

    Resim-8

    Resim-9 Resim-10

    Kimlere allerji testi yapılabilir?

    Allerji testleri her yaştaki erişkin ve çocuğa yapılabilir. Farklı bireyleri farklı allerjenler etkileyeceğinden allerji uzmanınız tıbbi öykünüzü alıp muayenenizi gerçekleştirdikten sonra sizin için hangi testin gerekli ve daha uygun olacağına karar verecektir.

    İlaçlar deri testlerini etkiler mi?

    Ağız yoluyla alınan antihistaminler deri testlerini baskılayacaklarından deri testi yapılmadan bir hafta önce kesilmelidir. Çeşitli allerji ilaçlarının yanı sıra bazı öksürük şurupları, nezle ve grip ilaçları da antihistamin içerirler. Ayrıca antidepresanlar gibi bazı ilaçlar da deri testlerini baskılayarak deri testlerinin yanlış yorumlanmasına neden olabilir. Burun damlaları ve akciğerlere çekilerek kullanılan astım ilaçları gibi ilaçlarsa deri testleri üzerine etkisiz olup test öncesi kullanılmalarında sakınca yoktur. Kalp, yüksek tansiyon, diyabet gibi hayati önemi olan hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçlar da genellikle deri testlerini etkilemezler ve test öncesi kesilmemelidir. Test öncesi kullandığınız ilaçlar hakkında doktorunuza mutlaka bilgi veriniz.

    Allerji testleri niçin yapılmalıdır?

    Allerjik belirtilerinizin en etkin şekilde tedavi edilebilmesi için allerji uzmanınız her şeyden önce neye allerjik olduğunuzu belirlemelidir. Örneğin sadece ev tozu akarlarına allerjikseniz evde beslediğiniz kedinizi vermek zorunda değilsiniz, ya da polenlere bağlı mevsimsel bir allerjiniz varsa bütün bir yıl boyunca ilaç kullanmanız gerekmez. Allerji testleri durumunuz hakkında kesin bilgi verecektir ve yakınmalarınıza neden olan allerjenlerin bilinmesi durumunda;

    Allerjenlerle karşılaşmaktan kaçınabilirsiniz.

    Hekiminizce planlanacak özel ilaç tedavileri alabilirsiniz.

    Gerekli durumlarda “allerji aşısı” olarak bilinen sorumlu allerjenle aşılama uygulamalarının yapılması söz konusu olabilir.

  • Okul Öncesi Dönem ve Anaokulu Seçiminde Dikkat Edilmesi Gereken Önemli Noktalar

    Okul Öncesi Dönem ve Anaokulu Seçiminde Dikkat Edilmesi Gereken Önemli Noktalar

    Okul öncesi dönemde sağlanan eğitim çocuğun sosyal, fiziksel, bilişsel gelişiminin en hızlı temellerinin atıldığı bir süreçtir. Bu süreç çocukların sosyalleşmelerini sağlayan, paylaşmayı, dayanışmayı ve birlikte alışmayı yeni yeni öğrendikleri bir dönemdir. Erken çocukluk dönemini kapsayan 2-6 yaş arası dönem çocuğun en hızlı gelişim gösterdiği süreçtir. Bu süreçte çocuğun yaşadığı deneyimler sonraki yaşamanın temellerini oluşturur.

    Çocukların gelecek dönemlerdeki başarılarında ve yetişmelerinde bu kadar önemli bir yer tutan okul öncesi eğitime çocuklar ne zaman başlamalı? Okul öncesi dönem çocuğun bebeklikten çıkmaya başladığı 3 yaş itibariyle başlayabilir, fakat bu yaş dönemi çocuklar tüm gün eğitime henüz hazır değildir, başlangıç sürecinde ve minimum 6 ay 3 yaş grubu çocukları yarım gün okula devam ederek okul hayatlarına sağlıklı bir şekilde başlayabilirler. 0-3 yaş bebeklik süreci çocuğun annesi ile kurduğu ilişki, paylaşımlar, etkileşimler, yaşadığı deneyimler, duygusal ve fiziksel ihtiyaçlarının karşılanması, güvenli bağlanma ilişkisinin kurulduğu ve çocuğun sağlıklı gelişimi için ilk adımların atıldığı bir süreçtir.

    2 yaş civarı çocuklar zihinsel, duygusal ve fiziksel alanlarda gelişim göstererek, kaba motor becerilerinin gelişmesiyle hareketlilik kazanır. Bu yaş civarı çocuklar çevreleriyle ilgilenerek, tepkiler vermeye başlarlar. 2 yaştan itibaren çocuklar anneli oyun gruplarına katılarak yaşıtlarıyla da sosyalleşme imkânı bulur. 3 yaş sonrası artık çocuklar sosyalleşebilecekleri ve aynı zamanda ince ve kaba motor becerilerinin kazanılmasında destek olan, bilgi ve beceri kazanabilecekleri okul öncesi döneme başlangıç yaparak anaokulu deneyimi yaşayabilirler. Her çocuğun biricik olduğunun farkına varılarak gelişim özelliklerini, yetenek ve becerileri ve bireysel farklılıkları göz önünde bulundurulması bu süreçte oldukça önemlidir.

    Aileler okul öncesi kurumları seçerken öncelikle çocuklarını iyi tanıyarak, onların ilgi alanlarının bilincinde olarak anaokulu seçimi yapmaları çocuk açısından çok önemli. Okul öncesi kurumlar çocuğunuzun büyürken daha keyifli vakit geçirmesi, oyunla öğrenmeye başladığı ve diğer çocuklarla iletişim kurarak çocuğun sosyalleşmesine destek olan ortamlardır.

    Bir anaokulunun öncelikle akademik olarak çocukları zorlayıcı yaklaşımlardan kaçınmalıdır. 0-6 yaş grubu çocuklar somut, aktif keşfe ve denemeye dayalı bir öğrenme sistemiyle öğrenebilir. Çocuklara günlük işleyişte bireyselliklerini ön plana çıkarabilecek ortamlar sağlanmalıdır. Unutmayalım ki her çocuk biriciktir ve her çocuğun dünyası farklıdır.     Bir anaokulunda dikkat edilmesi gereken en önemli unsurların başında öğretmen gelir. Öğretmenlerin akademik bilgileri, çocuk gelişimi ve pedagoji eğitimleri ve meslekte minimum 3 yıl çalışarak çocuklar hakkında deneyimi fazla olması önemlidir. Bir anaokulunun öncelikle personellerinin eğitimli ve deneyimli olması, çocukla ilgili yeterli donanıma sahip olunması açısından gereklidir. Öğretmenler çocuk gelişimiyle ilgili yeniliklerden haberdar mı problem çözümlemede aileye ve çocuğa yaklaşımı nasıl bu gibi durumlar göz önünde bulundurulmalı. Kayıt yaptırmadan çocuğunuzun öğretmeniyle mutlaka tanışın vakit geçirin, yardımcı öğretmenler hakkında bilgiler alın. Öğretmenlerin çocuklarla iletişimi ve ilgisi çok çok önemli.

    Okul öncesi kurumlarda dikkat edilmesi gereken en önemli noktalardan birisi, anaokulunda bir psikolog görev alıyor mu? Çocukların gelişimlerinin doğru takip edilmesi, yaşanan olumsuz durumlarda hem aileye hem çocuğa destek verilmesi açısından anaokulunda bir psikoloğun görev alması dikkat edilmesi gereken önemli noktalardan.

    Okulun branş derslerine yer vermesi, spor ve sanatsal aktiviteler için yeteri kadar materyalleri aktivite saatleri var mı, sanat dallarına dair dersler, etkinlikler bulunuyor mu? Tüm bu sorular okul seçiminde önemli. Okul öncesi kurumlar sadece zihinsel ve motor becerileri geliştirmeye yönelik olmamalı. Birçok farklı alanı içinde kapsayan detaylı bir programa sahip olan, seçenekler sunan anaokulları tercih edilmeli.

        Anaokulları için yukarıda bahsettiğimiz tüm özelliklerin yanısıra okulun fiziksel özellikleri de çok önemli. Anaokulunun çevresi güvenli mi, bulunduğu ortam nasıl, bahçesi var mı, çocuklar rahat hareket edebiliyor mu, sınıflar yeterince rahat ve güneş alıyor mu; tüm bu detaylarda çocuklar için dikkat edilmesi gereken önemli kriterler arasında. Ayrıca okul içerisinde ve çevresinde çocuklar için alınmış güvenlik önlemleri yeterli mi, okulun temizliği, hijyeni çocuklar açısından sağlıklı düzeyde mi gibi sorular anne babalar için dikkat edilmesi gereken detaylar arasında.

        Yazımızı sonlandırırken dikkat edilmesi gereken en önemli noktalara değinecek olursak, anaokullarının temizliğine çocukların sağlıklı gelişim süreçleri açısından dikkat etmeleri gerektiği, okuldaki oyuncakların sıklıkla yıkanması, mutfak ve tuvalet hijyeni çok çok önemli. Okulda çocuklar rahatça hareket edebilmeli, çocuklara dokunarak hissederek ve deneyimleyerek öğrenebileceği bir okul ortamı sağlanmalıdır. Çocukların akademik açıdan desteklenmeleri için eğitim materyallerinin zengin olması oldukça önemli, etkinlik çeşitliliğiyle çocuklar farklı şeyleri deneyimleyerek öğrenmelidir.