Blog

  • Prp – trombositten zengin plazma

    PRP ile Cilt Gençleştirme

    PRP nedir?

    PRP, “Platelet Rich Plasma-platelet yönünden zenginleştirilmiş plazma uygulaması” adı verilen tedavi yönteminin kısaltılmış ismidir.Bu uygulama bir kişiden alınan küçük miktardaki kanın özel bir tüpe konularak santrfüj işlemine tabi tutulduktan sonra bileşenlerine ayrılması ve elde edilen az miktardaki ” platelet yönünden zenginleştirilmiş plazma” nın (PRP) yine aynı kişiye enjeksiyon yoluyla geri verilmesini temel alır.

    PRP uygulamasında amaç nedir?

    Plateletler-veya diğer adıyla trombositler-vücudumuzdaki hasarlı dokuların onarımını ve doğal hallerine dönmelerine sağlamak için gerekli olan “büyüme faktörlerini” yapısında barındıran kan bileşenleridir. Dokularımızda her hangi bir hasar oluştuğunda kanımız plateletleri bu dokuya toplayarak bir onarım süreci başlatır. PRP uygulamasının amacı ise bu hedef dokuya kan dolaşımı ile taşınabilecek olandan çok daha fazla sayıda plateleti verebilmektedir. Böylece hasarlı dokunun onarımı da bu kadar hızlı ve güçlü bir şekilde başlar ve daha çabuk sonuçlanır, çünkü PRP ile elde edilen plateletlerin yoğunluğu kandakinden 2 ile 4 kat fazladır.

    PRP’nin hedefi yara iyileşmesinin sağlamak mıdır? Derinin gençleşmesi ile yara iyileşmesi arasındaki ilişki nedir?

    Derimizin yaşlanması aynı yaralanma sürecinde olduğu gibi bazı fiziksel özelliklerini kaybetmesinden kaynaklıdır. Bu nedenle derimizi gençleştirmeye yönelik uygulamalarda aslında vücudumuzun bir yarayı iyileştirken yaptıklarını çeşitli yöntemlerle taklit ederiz. Örneğin lazer, peeling gibi yöntemlerle derimizde limitleri belli, hafif bir hasar verir ve bu hasarı derimize hızla iyileştirmek için tetikleyici bir güç olarak kullanırız, bu hasar sonrasında büyüme faktörleri salınır ve iyileşme süreci başlar. Dermokozmetik ürünler de benzer şekilde derimizi yeniden yapılandıran maddelerin veya sentetik olarak elde edilmiş büyüme faktörlerinin bir iyileşme süreci başlatmasını sağlar. Derideki bir hasarı en etkili, en hızlı ve en doğal biçimde onarabilecek yapı, yine derinin ait olduğu bütünün bir parçasıdır. Bu nedenle plazma uygulaması damarlarımızda dolaşan bu sihirli gücü harekete geçiren bir yöntem olarak gelişmiştir.

    Hastanın kendi kanının işlemden geçirilip hastaya tekrar verilmesi güvenilir bir uygulama mıdır?

    PRP uygulması “otolog” dur, yani kullanılan plateletler hastanın kendisinden alınanlardır, ayrıca kanın alınması, plateletlerin ayrıştırılması gibi işlemler steril ve kapalı bir kit yardımıyla yapılmaktadır, yani dışarıdan da bir bulaşma riski yoktur. Bunların dışında, verilen plataletlere eklenen hiçbir şey mevcut değildir. Bu nedenle bu uygulama güvenilir olarak değerlendirilebilir.

    Bu tedavinin uygulaması ne kadar sürüyor? Özel bir koşul gerekiyor mu?

    Toplamda yaklaşık 30 dakikalık bir uygulamadır. Kolayca, acısız biçimde uygulanır.

    PRP uygulamasında olumlu etki ne zaman görülür?

    Uygulamadan hemen sonra ciltte sağlıklı bir parlaklık ortaya çıkar. Daha sonra bu parlak görünümde biraz gerileme olur, ancak 3 veya 4 uygulamadan sonra (yani 1 kür uyguladıktan sonra) kalıcı bir etki belirgin hale gelir.

    Etkinin tam olarak sağlanması için kaç uygulama yapmak gerekir?

    Tam etki toplam 3 veya 4 uygulamadan, yani bir kür tamamladıktan sonra kalıcı bir ışıltı, bir toparlanma şeklinde ortaya çıkacaktır.

    PRP uygulamasından beklentiler neler olmalıdır?

    Uzun etkilidir.

    Deriyi en doğal biçimde yeniden canlandırır, yapılandırır.

    Sadece yeni kollajen oluşumunu değil, derinin tüm yaşamsal işlevlerini destekler.

    Kırışıklıkları ve çizgileri deriyi doldurarak değil gençleştirerek giderir.

    İlk uygulama sonrası sağlanan parlak sağlıklı görünüm bir süre sonra hafifçe gerileyebilir, bunun için tekrarlayan uygulamalar yapılmalı ve gençleştirici etkinin devamlılığı sağlanmalıdır.

  • Yumurtalık Kistlerinden Kapalı Cerrahiyle Kurtulmak Mümkün

    Yumurtalık Kistlerinden Kapalı Cerrahiyle Kurtulmak Mümkün

    Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op.Dr. Jule Eser, kadınların yumurtalıklarında görülen çikolata kistlerinin cerrahi olarak çıkarılmasında kanser riski görülmemesi halinde bu kistlerin kapalı cerrahi yöntemle tedavi edilebildiğini söyledi

    Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op.Dr. Jule Eser, kadınların üreme sağlığını olumsuz etkileyen çikolata kistlerinin ciddiye alınmasının önemine değinerek şöyle konuştu:“Yumurtalık, kadınlarda yumurta hücrelerinin depolandığı yapılardır. Zaman zaman bu yapıların içerisinde içi sıvı dolu kesecikler şeklinde kist görülebilmektedir. Bunlar basit kistler olabileceği gibi bazen komplike yani kanamalı endometrioma dediğimiz içinde çikolata kıvamında olan kistler de görülebilmektedir. Bu tür kistler cerrahi olarak çıkarılmasında kanser riski görülmediği takdirde cerrahi olarak basit şekilde de çıkarılabilmekte.”

    Op.Dr. Jule Eser, bu tür durumlarda nasıl davrandıklarını şöyle anlattı:

    “Bunlarda kapalı cerrahiler uyguluyoruz. Bunlar karın açılmadan laparoskopi dediğimiz göbekten ışıklı bir alet sokularak birkaç delikten gerçekleştirebildiğimiz operasyonlardır. Bu operasyon sırasında bazen kistin içeriden patlamasını önleyecek içeriye torbacıklar atıp o torbalarla birlikte kisti tam olarak çıkarabiliyoruz. Bu cerrahilerden sonra yumurtalıklara herhangi bir zarar gelmemekte ve kişinin gelecekte olan fertilitesi yani çocuk arzusunu da bozmamakta. Daha önceden herhangi bir şekilde açık cerrahi işlem geçirmiş olan yani sezaryen ya da başka bir açık operasyon geçirmiş olan hastalara da bu tür kapalı cerrahiler uygulanabilmektedir.”

  • Sivilce (akne) tedavisinde dermaroller

    Dermaroller

    Dermaroller, silindirik bir tamburun üzerine dizilmiş çok ince iğnelerden oluşur. Özel olarak hazırlanmış bu mikro iğneler, deri üzerinde mikro kanallar oluştururlar. Bu mikro kanallar, cilt tarafından yara gibi algılanır. Dermaroller ile cildin doğal yara iyileşme sürecinde ortaya çıkan büyüme faktörleri, kollajen, elastin ve hyalüronik asit yapımı tetiklenir. Bunun sonucu olarak o bölgede cilt yenilenmesi meydana gelir.

    Mikro iğneler cilde uygulanan krem, losyon, serum gibi ürünlerin derinin alt tabakalarına geçişini 200 kat artırır. 2-4 hafta aralıklarla uygulanabilir. Etkin bir tedavi için 4- 6 seans uygulanmalıdır.

    Kullanım alanları:

    Yeni kollajen, elastin, fibranoktin, hyalüronik asit stimulasonu sağlayarak anti-aging etki sunar.

    Akne skarlarının düzeltilmesinde kullanılır.

    Melasma ve hiperpigmentasyonda kullanılır.

    Geniş gözenekli cilt yapısının düzeltilmesinde etkilidir.

    Cilt çatlaklarının görünümünü hafifletir.

    Güneş hassasiyeti yaratmadığı için yaz aylarında da güvenle kullanılabilir.

    Hastalar uygulama sonrasında günlük hayatlarına devam edebilirler. PRP ile kombine edilerek etkinliği artırılabilir. Lazer tedavileriyle birlikte veya lazer tedavilerinden once veya sonra tamamlayıcı tedaviler olarak tercih edilebilir.

  • Sezeryan Sonrasında Fiziksel ve Psikolojik Sağlığımız İçin Neler Yapmalıyız?

    Sezeryan Sonrasında Fiziksel ve Psikolojik Sağlığımız İçin Neler Yapmalıyız?

    Geçmiş yüzyılda obstetrik uygulamalarda en belirgin değişikliklerden birisi sezeryan doğumundaki progressif artıştır. Rahim alt çizgisi kesileri ve anestezi tekniklerindeki yenilikler sezeryan doğumun güvenirliliğini artırmıştır. Yalnız unutulmamalıdır ki, sezeryan doğum, alternatif bir doğum şekli olarak sunulmamalıdır. Gerektiğinde uygulanan hayat kurtarıcı bir operasyondur. Sezeryan doğum büyük abdominal bir cerrahi prosedür olması sebebiyle medikal, anestezik ve cerrahi komplikasyonları olabilir. Sezeryan sonrası emboli, gaz gibi şikâyetleri en aza indirmek için anne mümkün olan en kısa sürede ayağa kaldırılmalıdır. Özellikle kilolu hastalarda bu önem taşımaktadır. Ağrıdan dolayı anne hemen ayağa kalkamazsa yatak içi bacak hareketleri başlatılmalıdır. Bebek sık sık emzirilmeli, annenin meme başı uyarısı sağlanmalı ve süt gelmesi hızlandırılmalıdır. Sık emzirme ayrıca anne rahminin (uterus) çabuk toparlanmasına da olanak sağlamaktadır. Sezeryan ameliyatı sonrasında da anne ve bebek sık sık bir araya getirilir ve emzirme sağlanırsa süt daha çabuk oluşur. Anne rahat oturur pozisyonda memeyi, kavrayıp meme başının tüm kahverengi kısmını bebeğe vermelidir. Sütü artırmak için sıcak kompres uygulanabilir. İlk 30 dakika içinde emzirmeye başlanmalıdır. Meme başı sadece su ile temizlenmelidir. Meme başında çatlak varsa ayrıca çatlak kremleri uygulanabilir.

    Eğer operasyon bölgesinde bir problem yoksa ameliyattan 3 gün sonra banyoya izin verilir. Operasyon sonrası dönem zor ve yorucu bir dönem olduğundan, bebekten fırsat bulunan her aralıkta anne mutlaka dinlenmeli, uyumalıdır. Her gün 20-30 dakika yürürseniz şişliklerin gittiğini hızla eski formunuza kavuştuğunuzu görürsünüz.

    Sezeryan sonrasında annelerin en büyük endişesi göbek sarkması, karında yağlanma ve kalıcı bir göbektir. Doğumdan hemen sonra da korse takmak ve egzersiz yapmak planlar arasında yer alır. Göbekte yağ birikmesi olduğu ve karın kasları kuvvet kaybettiği için bilinenin aksine korse kullanmak bir işe yaramayacaktır. Düzenli egzersiz ve doğru beslenme karın için etkili olacak en iyi yöntemlerdir.

    Sezeryan sonrası korse kullanımı işe yaramaz. 1 ay dolduktan ve doktor muayenesinden sonra karın kaslarını çalıştıracak egzersizler daha faydalıdır.Sezeryan sonrası az miktarda vajinal kamana 1 ay kadar devam etmesi normal kabul edilir. Bu dönemde vajinal tampon kullanılmamalıdır. Kişisel hijyene dikkat edilmelidir. Doktor muayenesinden sonra cinsel hayat genellikle 4-6 hafta sonra başlayabilir. Bol sıvı alınması ilk günlerde çok önemlidir. Özellikle epidural ve spinal anestezi ile doğum yapan hastalarda 3 litre altında sıvı alındığında baş ağrısı olur. Sıvı ve kafeinli içeceklerin alınması baş ağrısını önleyecektir. Çok ani hızlı hareketlerden de kaçınılmalıdır. Bol sıvı alımı ayrıca sütün de bol olmasını sağlayacaktır.Fazla miktarda kanama, kesi yerinde açılma, akıntı, kötü kokulu vajinal akıntı, göğüslerde ağrı ve kızarıklık, bacaklarda ani şişme kızarıklık, öksürük, kanlı balgam, solunum sıkıntısı, baş ağrısı gibi durumlarda mutlaka doktora başvurulmalıdır. Sezeryan sonrası postpartum depresyon (doğum sonu depresyonu) da sık rastlanan bir durum olup kesinlikle önemsenmelidir. Bazı annelere tıbbi yardım bu konu da gerekebilir.
    Sezeryan sonrası ilk kontrol 7-10 gün içinde, daha sonra ki kontrol 4-6 hafta içinde olmalıdır.

  • Sivilce (akne) tedavisinde kimyasal peeling

    Kimyasal Peeling:

    Kimyasal peeling en fazla leke, iz ve kırışıklık tedavisi için kullanılmaktadır. Deriye soyucu ve cildin derin tabakalarına nüfuz ederek iyileştirici etki gösteren solüsyon sürülerek işlem gerekleştirilir.

    Kimyasal peeling, işlemin derinlik seviyesine göre yüzeysel, orta ve derin olmak üzere sınıflandırılır. Bu sınıflandırma, derinin hangi tabasına kadar soyulma geçekleştirdiğine göre yapılmaktadır. Günümüzde, yüzeysel ve orta derinlikteki uygulamalar daha sık yapılmaktadır. Derin peeling uygulamalarının yerine lazer ile soyma yöntemi daha çok tercih edilmektedir.

    Yüzeysel peelingte en çok kullanılan maddeler alfa hidroksi asitler (AHA), beta hidroksi asit (BHA), Jessner solüsyonu ve düşük konsantrasyonlu triklorasetik asittir (TCA). Tüm bu ürünler ciltte soyulmayı artırıcı etki gösterir. Böylece hücre yenilenmesi hızlanır.

    Yüzeysel peeling uygulama nedenleri;

    Düzensiz kuru cildin düzenlenmesi

    İnce kırışıklıkların giderilmesi

    Sivilce tedavisinde

    Leke tedavisinde

    Uygulama sonrasında geçici kızarıklık, pullanma ve soyulma olabilir, ancak günlük yaşamı etkileyecek boyutta değildir. Düzenli uygulanan peeling tedavisinden sonra cilt daha canlı ve ışıltılı bir görünüm kazanır. Tedavi sonrası ve seans aralıklarında mutlaka güneşten koruyucu krem kullanılmalıdır.

  • DAR KIYAFETLER ERKEKLERDE KISIRLIĞA NEDEN OLABİLİYOR

    DAR KIYAFETLER ERKEKLERDE KISIRLIĞA NEDEN OLABİLİYOR

    • “SELÜLİT OLUŞUMUNA NEDEN OLABİLİYOR”
    • “HAMİLELER İLK ÜÇ AYDAN SONRA GENİŞ KIYAFETLER GİYMELİ”
    • “KIYAFETLER CİLDE 1-2 SANTİM UZAK OLMALI”

    Son zamanların modası dar kıyafetlerin sağlık üzerinde olumsuz etkileri olduğu belirtildi. Dar kıyafet giyen kişilerde kısırlık, genital bölgede enfeksiyon, reflü, sinir sıkışmaları, dolaşım bozukluğu, varis ve selülit gibi birçok rahatsızlık görülebileceğine dikkat çekildi.

    • “ERKEKLERDE KISIRLIĞA YOL AÇABİLİYOR”

    Son zamanlarda estetik amaçla vücudu saran dar kıyafetlerin tercih edildiğini ve bunun genel vücut sağlığı ile ilgili olumsuz etkileri olduğunu söyleyen Üroloji Uzmanı Op. Dr. Ümit Özdemir, “Erkek üreme sağlığıyla ilgili dar çamaşırların etkileri nedir diye düşünürsek, erkek üreme organları olan yumurtalıkların daha yukarı kaymasına, bu da testislerin ısısının artmasına neden olmakta. Bunun sonucunda da testislerde olan üreme hücrelerinin kalitesi, hareketi, şekil bozukluğu ve sayıca azalması söz konusu olmakta. Bu da erkek kısırlığı olarak karşımıza çıkmaktadır. Günümüzde erkek kısırlığının giderek artmasını düşünürsek, dar çamaşır giymeye bağlı olarak da ciddi anlamda üreme hücrelerinin kalitesinin bozulması kısırlıkta ciddi anlamda artışa neden olmaktadır” dedi.

    • “SELÜLİT OLUŞUMUNA NEDEN OLABİLİYOR”

    Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Jule Esen ise, konuyla ilgili şunları söyledi: “Kadınlarda damarların baskı altında kalmasına bağlı olarak damar duvarının zarar görmesi ve varis gelişimi, genital bölgedeki havalanmanın azalması, buna bağlı olarak da kokulu vajinal enfeksiyonların ortaya çıkması, bir takım Sistit (idrar kesesi iltihabı) gibi enfeksiyonların ortaya çıkması olasıdır. Gastrit, reflü gibi hastalıklara neden olabiliyor. Bağırsak problemlerine yol açabiliyor. Bağırsaklarda az çalışmaya, kabızlık problemlerine neden olabiliyor. Ani baygınlıklar ortaya çıkabiliyor dar pantolon giymekle birlikte. Yanlış nefes alma, diyaframdan nefes alamama gibi problemlere neden olabiliyor. Selülit oluşumuna neden olabiliyor. Yani güzelliklerinin bozulmasına neden olabiliyor.”

    • “HAMİLELER İLK ÜÇ AYDAN SONRA GENİŞ KIYAFETLER GİYMELİ”

    Gebelerde, dar giyinmenin birtakım zararları olduğunu vurgulayan Op.Dr. Jule Esen, “Dar giyinmek gebelikte bebeğin gelişim bozukluklarına bebeğin hareketlerinin kısıtlanmasına, anne adayının yetersiz oksijen alımına da neden olabiliyor. İlk 3 aya kadar gebelik döneminde eski kıyafetlerin giyilebileceğini fakat 3 aydan sonra bebeğin gelişimine de uygun yer hazırlayacak olan geniş kıyafetlerin giyilmesini tavsiye ediyoruz” ifadelerini kullandı.

    • “KIYAFETLER CİLDE 1-2 SANTİM UZAK OLMALI”

    Kan dolaşımının sağlanması, sinir fonksiyonlarının normal şekilde devam edebilmesi için kıyafetlerin cilde 1-2 santim uzak olması gerektiğini ifade eden Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Mehmet Portakal, “Çok dar olduğu zaman o bölgede kan dolaşımı da sinirlerin normal çalışması da etkilenebiliyor. Böyle olduğunda diyelim dar bir kıyafet giydiniz, damarda dolaşım zorlandığı için özellikle aşağıdan yukarıya doğru kan dolaşımı zorlandığı için dolaşım bozuklukları, varis daha sık karşılaştığımız problemlerdir. Kemeriniz çok sık olur ya da bel basen bölgesinde çok dar bir kıyafet giydiğiniz zaman bu bölgeden geçen özellikle sinir sıkışmalarından sonra bacağımızda ağrı, uyuşmayla seyreden bazı sinir sıkışmalarına bağlı problemlerle çok sık karşılaşıyoruz. Bunda özellikle kemerin çok sık olmaması, arka cebimize özellikle çok büyük miktarda ağırlık taşıyacak cüzdan gibi cisimlerin konmamasını öneriyoruz. Bacağınızda ağrı varsa uyuşma varsa, dolaşım bozukluğu varsa özellikle sıkı kemerler yerine pantolonunuzun daha rahat giyilmesi için askı kullanabilirsiniz” şeklinde konuştu.

    Portakal, ortaya çıkan rahatsızlıkların tedavileri hakkında şunları söyledi: “Bacaklarında dolaşım bozukluğu olanların, bacaklarında uyuşma yaşayanların, yürürken kısa mesafelerde dinlenme ihtiyacı hissedenlerin ‘belde bir sinir sıkışması mı var, yoksa dolaşım bozukluğuna sebep olan başka bir durum mu var’ bunlarla ilgili muhakkak bir kontrol edilmelerinde fayda var. Bunların tedavisinde, fizik tedavi yöntemleri, dolaşımı düzenleyen oksijen, ozon tedavisi gibi veya ödemi azaltan hacamat, sülük tedavileri, çok değişik fizik tedavi yöntemleri uygulanabilir. Çünkü lenfatik drenaj ‘vücudumuzda biriken ödemlerin atılmasını sağlayan hücre ve dokulara besin taşıyan beyaz kan dolaşımı’ bizim için çok önemli. Yine bölgesel enjeksiyonlar, özellikle nöralterapi, proloterapi, akupunktur tedavisi çok sık başvurduğumuz ve başarılı sonuçlar aldığımız tedavi yöntemleridir.”

  • Selülit tedavisi ve bölgesel zayıflama yöntemleri

    LPG :

    Selülit tedavisinde etkinliği bilimsel olarak kanıtlanmış ve FDA onayı almış bir cihazdır. Cellu M6 Keymodule teknolojisi ile deri ve deri altındaki dokuda kan ve lenfatik dolaşımı uyarılmakta, dokular arasında tutulmuş fazla sıvı ve metabolik atıkların uzaklaştırılması hızlandırılmıştır.

    LPG, selülit tedavisindeki başarısı yanında hastanın durumuna göre bir veya iki beden küçülme ve sıkılaşma sağlamaktadır. Liposuction sonrası toparlanmayı hızlandırmaktadır. LPG, hastanın durumuna uygun programlar dahilinde uygulanmaktadır.

    THERMALIPO II Radyo Frekans Sistemi

    Acısız bir yöntemle yüzde gevşeme ve sarkmayı tedavi eder, sıkılaşma ve yenileme sağlar. Vücutta selülit, lokal kilo ve sarkma problemlerinin üstesinden gelir. Ciltte oluşmuş portakal kabuğu görünümünün giderilmesine, uygulandığı bölgelerin sıkılaşmasına ve dokunun daha iyi bir görünüme kavuşmasına yardımcı olur. Hiçbir yan etkisi yoktur.

    Thermalipo II

    Her cilt tipinde güvenli, acısız ve risksizdir.

    Yüz, boyun, dekolte, karın, kalça, bacak, kol ve dizlerde etkilidir.

    Vücut kontürünü şekillendirirken aynı zamanda kolajen üretimini artırdığı için daha sıkı ve genç görünmesini sağlar.

    Invasive bir yöntem değildir. Uygulamanın yapıldığı kişiler aynı gün içinde normal aktivitelerine dönebilir.

    Etkisi yüzlerce hasta üzerinde kanıtlanmıştır.

    Üç ay süren tedavi protokolünün ilk ayı sonunda selülit ve zayıflama etkileri, 2.ay itibarıyla da sıkılaşma etkileri ortaya çıkmaya başlar. Tedavi süresince günde 2,5-3 litre su içilmeli, alkol alınmamalı ve uygulama sonrasında yoğun bir Yüz/vücut nemlendiricisi kullanılmalıdır. Tavsiye edilen seans sayısı 10-12 arasındadır. Seans aralıkları 7-5 gün olmaktadır.

    Kavitasyon

    Kavitasyon sistemi nedir?

    Kavitasyon sistemi, bölgesel yağlanma ve selülit problemini ultrason dalgaları ile tedavi eden cerrahi olmayan bir yöntemdir.

    Cildin dış yüzeyine uygulanan ultrasonun yayılması, yağ dokusundaki hücre sıvısında ani ve yüksek basınç değişikliklerine neden olur. Ultrason dalgalarıyla oluşan kabarcıklar yağ hücrelerinde önce genişleme sonra patlama yaratır. Kavitasyon denilen bu etki yağı sıvılaştırıp hücre duvarlarını tahrip ederek depo yağların yapısını bozar. Bu dokudaki yağ hücreleri ve açığa çıkan yağ asitleri parçalanarak lenf ve idrar yolları sayesinde uzaklaştırılır. Serbestleşen bu yağlar , adalelerde yakılarak ya da üriner sistem ve karaciğer yoluyla vücuttan atılır.

    Kimlere uygulanmaz?

    Bu tedavide yağ hücreleri sıvı hale geçerler. Sıvı hale geçen yağın vücuttan atılması için kişinin sağlıklı olmasına, iyi işleyen bir dolaşım sistemine sahip olmasına, sağlıklı karaciğer ve böbreklere ihtiyaç vardır.

    Karaciğerinde sorun yaşayanlar ya da karaciğer yetmezliği olanlar

    Kronik damar yetmezliği, lenfatik ödem

    Diyabet (tip II)

    Orta ve iç kulağında sorun olanlar

    Metal protezi olanlar

    Kalp pili olanlar

    Hamileler ve emzirenler

    Uygulama bölgesindeki dokuda problem olanlar

    Klinik tedavi gerektiren hastalığı olanlar

    Tedavi protokolü, seans süresi

    Uygulamanın 10 gün ara ile 4-6 seans uygulanması önerilmektedir. Seans süresi maximum bir saattir.

    Drenaj

    Lenf drenajla yağın vücuttan atılımı gerçekleştirilir. Kavitasyon uygulamasından sonra lenfatik dolaşım yönünde, lenf noktalarına odaklı masaj yapılması veya lenf drenaj cihazlarının kullanılması önerilmektedir. İki kavitasyon uygulaması arasında 30 dakikalık 2 seans lenf drenajı uygulaması çok faydalı olacaktır.

    Diyet

    Bu uygulamalar arasında en önemli olan mutlak diyet yapma zorunluluğudur. Bunun için önerilen yağsız, düşük karbonhidratlı bir beslenme programına uymaktır. Kavitasyon seansından sonraki 5 gün boyunca sıfıra yakın yağ içeriği olan bir diyet izlenmeli ve uygulamayı takip eden günlerde, gün içinde en az 2 litre su tüketilmesi önerilmektedir.

    Fiziksel aktivite

    Kavitasyon uygulamasının ardından fiziksel aktivitenin mutlak surette arttırılması gerekmektedir.

    Lenf Drenaj

    Bölgesel zayıflama, vücut sıkılaştırma , selülit tedavisi için LPG ile birlikte kullanıldığında etkiyi artıran bir cihazdır. Lenfatik drenaj cihazı ile parmak uçlarından yukarıya doğru düzenli basınç uygulanarak lenf akımı düzenlenir. Uygulandığı bölgede cilt kalitesinde düzelme, çevresel olarak incelme, deri ve deri altında sıkılaşma olur.

    Mezoterapi

    Mezoterapi yöntemi ilk kez Fransa’da 1952 yılında kullanılmaya başlanmıştır. Mezoterapi, az miktardaki ilacın problemli bölgelere direkt olarak verilmesi şeklinde tanımlanmıştır. İlacın yalnızca problemli bölgeye verilmesi etkinliği artırırken yan etkileri de en aza indirgemektedir.

    16 – 75 yaş arası sağlıklı tüm erişkinlere mezoterapi uygulanabilir. Bölgesel yağlanma, selülit, saç dökülmesi, cilt gençleştirme başlıca kullanım alanlarıdır.

    Bölgesel incelme için mezoterapi uygulamasında en uygun adaylar düzenli egzersiz yapan, kilo fazlası çok olmayan, selülit veya bölgesel yağ depolanmaları olan sağlıklı bireylerdir.

    Tedavi sırasında protein oranı yüksek gıdalarla beslenme önerilir. Kafein içeren gıda ve içeceklerden uzak durulmalıdır. Uygulama sonrasındaki 8 saat içinde sıcak duş alınmamalı, ağır egzersiz yapılmamalıdır.

    Tedavi sonuçları uygulanan bölgeye ve problemin yaygınlığına göre değişir. Selülit ve bölgesel yağlanmanın tedavi sonuçları ilk birkaç uygulamadan sonra görülür.

    Hastalar mezoterapiden sonra sağlıklı bir yaşam şekli sürdüğü, uygun diyet ve düzenli egzersiz yaptığı sürece mezoterapi etkinliği kalıcıdır. Selülit tedavilerinde yılda birkaç kez mezoterapiye devam edilmesi, uygulamaların kalıcılığını artırır.

    Tedaviden sonuç almak için ortalama 10 – 12 seans uygulama gerekir.

  • Rahim ağzı kanseri aşısı (HPV aşısı)

    Rahim ağzı kanseri aşısı (HPV aşısı)

    Rahim ağzı (serviks) kanseri human papilloma virüs( HPV) ile çok yakın ilişkilidir.HPV virüsü çoğunlukla cinsel temas ile bulaşır.

    HPV virüsünün birçok çeşidi olmakla birlikte sadece en sık rastlanan tiplere karşı aşı geliştirilmiştir. Ülkemizde 2 tür HPV aşısı bulunmaktadır.

    • Gardasil (kuadrovalan aşı) tip 6.11.16.18’e karşı
    • Cervarix (bivalan aşı) tip 16.18’e karşı

    HPV aşısı koruyucu bir aşı olup tedavi edici özelliği yoktur. Virüs ile karşılaşılmadan önce aşı yapılırsa koruyuculuk % 100’e yakındır.HPV tip 16 ve 18 serviks kanserinde %70 oranda ilişkilidir. HPV tip 11 ve 16 kondilomların (genital siğil) %90 sebebidir.

    • Aşı kimlere yapılır ?

    HPV aşısı şu an ülkemizde 9-26 yaş arası bayanlara önerilmektedir. Bayanların evli yada bekar olması, daha önce cinsel deneyimi olup olmaması, birden fazla partner olup olmaması aşı yapılmasını değiştirmez. Şu an dünyada 55 yaşına kadar aşı kullanan ülkeler var. Fakat yaş ilerledikçe ve cinsel partner sayısı arttıkça aşının etkinliği azalmaktadır.

    Gardasil 0,2 ve 6. aylarda
    Cervarix 0,1 ve 6.aylarda kas içine (intramusküler) olarak yapılır.

    Gebelerde ve bebeklerdeki aşıya bağlı etkiler tem olarak bilinmediği için hamilelik döneminde ve süt verirken aşı yaptırılmamalıdır.Erkeklere aşı bazı ülkelerde önerilmekte fakat henüz bizim ülkemizde bu uygulamaya geçilmemiştir.

    • Aşının yan etkisi

    Nadiren uygulama yerinde ağrı, şişlik, kızarıklık ve sistemik olarak da her aşıda olduğu gibi baş dönmesi, yorgunluk, göz kararması, ateş ve bulantı görülebilir. Aşı ve smear

    Aşıyı yaptırmış olmak servikal smear takibini ortadan kaldırmaz. Rahim ağzı kanserinin tek etkeni HPV virüsü olmadığı için yıllık smear taraması mutlaka yaptırılmalıdır.

  • Fraksiyonel lazer uygulaması

    Fraksiyonel Lazerler Son senelerde sivilce izleri, yanık izleri, ameliyat izleri gibi her çeşit izin yanında, leke, deri çatlakları ve kırışıklıkların tedavisinde dermatologların kullandığı en etkili tedavi yöntemleri haline gelmiştir. Bu lazerler de geçen yıllarda büyük gelişme göstermişlerdir.

    Önceleri iz tedavisi için kullanılan lazerler tüm yüzeyi soyarak etki ederlerdi. Bu nedenle etki iyi olsa da çok fazla yan etki oluşurdu. Aylarca sürebilen iyileşme dönemleri, iyileşirken oluşan lekelenme problemleri bu yöntemin yaygınlaşmasına engel oldu. Daha hızlı iyileşen ve yan etkisi çok daha az olan tedavi arayışları sayesinde fraksiyonel tedavisi ortaya çıktı. Fraksiyonel lazerler tüm yüzeyi soymak yerine arada sağlam alanlar bırakacak şekilde aralıklı noktalar şeklinde soyan lazerlerdir. Oluşan hasarlar mikroskopik boyutta olduğu için hızlı iyileşmekte ve yan etkiyi de en aza indirmektedir.

    Fraksiyonel lazerler kullandığı lazer ışığının tipine göre farklılıklar gösterir. Erbiyum fraksiyonel lazerler ve CO2 fraksiyonel lazerler olarak iki ana grup halinde gruplayabildiğimiz bu lazerler barındırdıkları özelliklere göre birbirlerinden çok farklı sonuçlar da sunabilmektedirler.

    CO2 fraksiyonel lazerler: CO2 (karbondioksit) lazerler kullandıkları dalga boyu sebebiyle tek atışta bile cildin derinlerine ulaşabilmektedirler. Dokuda termal hasar oluşturması sebebiyle ciltte yenilenmeyi de tetiklemektedir. Bu sayede izlerde, kırışıklıklarda etkili sonuçlar verebilmektedir. Fakat termal etkisinin fazla olması sebebiyle iyileşme süreci gecikebilmekte, lekelenmeler olabilmektedir.

    Erbiyum fraksiyonel lazerler: Er:Glass ve Er:YAG lazerler olarak iki gruba ayrılır. İlk çıkanları Er:Glass lazerlerdi. Fakat ciltte derinlere ulaşamaması sebebiyle yaygınlaşamamıştır. Er:YAG lazerler ise etkili derinliklere ulaşabilmesi ve yan etkisinin CO2 lazerlere göre çok daha az olması sebebiyle giderek yaygınlaşmıştır.

    Erbiyum Yag Fraksiyonel Lazer Hangi Alanlarda Kullanılmaktadır?

    1. Cilt Yenileme, yüz gençleştirme: Yüz, boyun ve dekolte bölgelerindeki kırışıklıklar ve çizgilerin giderilmesi en etkili kullanıldığı alanlardır. Ayrıca ince kırışıklıkların giderilmesi, derin çizgilerin giderilmesi ve yüz gençleştirilme başarılı sonuçlar vermektedir.

    2. İz Tedavisi: Yüz, sırt ve göğüste oluşan akne izleri ve çukurları, yara ve yanık izleri ve deri çatlaklarında güçlü ve en etkili bir tedavi yöntemidir.

    Akne izleri, yüzeysel ve derin olmak üzere iki ana grupta sınıflandırılmaktadır. Yüzeysel akne izleri cildin üst tabakasını etkileyen izlerdir. Bu izler kızarıklık zemininde hafif çukurlar ve çökmeler şeklinde görülür. Yüzeysel sivilce izi, genellikle kimyasal peeling gibi yüzeysel cilt soyma yöntemleri ile yok edilebilir, ancak iyileşmeyen sivilce izlerinin tedavisi kolaylıkla fraksiyonel lazer ile mümkündür.

    Cildin geniş gözenekli ve kaba görünümünün giderilmesi Ciltte meydana gelen güneş lekesi, yaşlılık lekesi, doğum sonrası oluşan lekeler ve yüzeysel pigment bozukluklarının giderilmesi . Aşırı bağ dokusu (hipertrofik skar) ve keloidlerin azaltılması fraksiyonel lazerler ile mümkündür.

    3.Diğer Uygulama Alanları :

    Prekanseröz cilt lezyonlarının tedavisi ( Bowen hastalığı, Paget hastalığı, Queyrat hastalığı, lökoplaki)

    Cilt kanserlerinin tedavisi ( BCC, SCC)

    Ciltteki kitlesel cilt lezyonlarının tedavisi (dermal nevüs-ben, senil keratoz-yaşlılık beni, HPV-et benleri, nevüs sebaseus, milium, siringoma, dermatofibroma, kondrodermatit, epidermal nevüs, kist, nörofibroma, trikoepitelyoma vs)

    Saç, kaş ve sakallı bölge içindeki kitlesel lezyonların tedavisi

    Piyojenik granülom tedavisi

    Rinofima tedavisi

    Doğumsal veya sonradan oluşan benlerin tedavisi

    Göz kapaklarında oluşan kolesterol plaklarının ( ksantalezma) tedavisi

    El, ayak, genital bölge gibi yerlerde oluşmuş kitlelerin tedavisi ( verruka-siğil, kondilom?)

    Fraksiyonel lazer uygulamalarında:

    Fraksiyonel lazerler için açık renk ciltler ideal vakalardır. Ancak koyu tenli hastalarda da kullanılabilir. Yüz dışında boyun, gövde ve kollarda kullanılabilir.

    Uygulama esnasında bazı hastalarda rahatsızlık hissi olabilir. Lokal anestezik kremler veya soğuk hava üfleyen aletlerle bu rahatsızlık hissi kolayca giderilir.

    İşlem sonrasında hafif bir kızarıklık ve ödem olabilir. Ciltte hafif soyulmalar ve bronzluk olabilir. Ancak bu tür durumlar 3-7 gün içinde geriler.

    Fraksiyonel lazerde tedaviler seanslar halinde yapılır. Şikayetin cinsine göre 3-5 seans 2-4 hafta aralıklarla yapılabilir.

    Fraksiyonel lazer uygulanmaması gereken durumlar:

    6 ay içinde oral isotretinoin kullanılmamış olmalıdır.

    Deride aktif enfeksiyon olmamalıdır.

    Hamile kişilerde uygulanmaz.

    Gerçeğe uymayan beklentileri olan hastalara uygulanmaz.

    Fraksiyonel lazer uygulama sonrasında bakım:

    Operasyon sonrasında şikayetler hafif ve geçicidir. Işlemden sonra birkaç saat kadar güneş yanığı duygusu hissedilebilir.

    Tedavi sonrası 24 saat yıkanmamalı,3 gün makyaj yapılmamalıdır.

    Fraksiyonel lazer sonrası hafif nemlendiriciler sürülebilir.

    Yüzde ödem olursa buz paketleri ile soğutma faydalı olabilir.

    Fraksiyonel lazer sonrası 3-4 hafta süreyle güneşten koruyucu kullanılmalıdır.

  • Servikal kanser (rahim ağzı kanseri)

    Servikal kanser (rahim ağzı kanseri)

    % 85 skuamöz hücreli kanser olup 2. en sık jinekolojik kanserdir.30–35 yaşlarında sık görülür. Cinsel yaşamın erken yaşta başlaması, fazla sayıda partner, düşük sosyo ekonomik seviye, sigara etken faktörler arasında sayabiliriz. Artık  HPV enfeksiyonu en önemli etkenlerden biri olarak kabul edilmektedir.

    Pelvik muayene ve kolposkopi  %90 olasılıkla erken dönemde kanseri yakalamamıza yardımcı olmaktadır. Genellikle erken dönemde herhangi bir şikâyet olmazken vajinal kanama özellikle ilişki sonrası çoğunlukla ilk bulgudur. Kötü pis kokulu akıntı ileri evreler doğru kasık ağrısı diğer şikâyetlerdendir.Tedavi erken dönemde cerrahi (radikal histerektomi) ileri evrelerde ise radyoterapi (ışın tedavisi).

    Smear (pap smear)Pap smear jinekolojik muayenenin en önemli parçalarından biridir. Smear aldırma sıklığı cinsel hayat başladıktan sonra herhangi bir problem tespit edilmezse 35 yaşına kadar  2 yılda bir daha sonra yılda bir mutlaka yaptırılmalıdır. Birden fazla partneri, cinsel yolla bulaşan hastalık öyküsü, genital kondilom, daha önce anormal smear testi gibi risk faktörü olanlarda doktorun önereceği sıklıkta yaptırmaları gerekir.

    Smear bir tarama testidir. Pozitif bulgu verdiğinde kolposkopi, servikal biyopsi, konizasyon veya probe kürtaj gibi tanısal işlemler yapmak gerekir.
    Smear alınmadan önce en az 24 saat vajinal duş yapılmamalı ve adetli olmamalıdır.

    Rahim kanseri (endometrium kanseri)Jinekolojik kanserlerde en sık görülenidir. Çoğunlukla 40 yaş üstünde görülür. Endemetriumdan gelişip önce üreme organlarını daha sonra çevre ve diğer organlara yayılır.Risk faktörleri    Geç menopoz   Çocuk doğurmama   Obesite,   PCOS,   Hipertansiyon,   Atipili endometrial hiperplaziler.En sık bulgu anormal vajinal kanamadır. Kesin tanı endometrial biyopsi ile konur. Pap smear tanıda yardımcı olmaz.Menopozda kanama ve ultrasonda endometriumun 5 mm den fazla olması şüphelenmemiz için olan faktörlerdendir.Tedavi Cerrahi temel olup radyoterapi (ışın tedavisi) ve kemoterapi yapılabilir.